Haziran, 2007 için arşiv

27
Jun
07

Hocalı Katliamı

Terör ve Vahşetin Kronolojisi :HOCALI KATLİAMI
 
Ermeni Daşnaklarının ve aynı zamanda Rusya’nın desteğiyle Azerbaycan Türk’lerine karşı yapılan cinayetlere bakınız:

-1915 Güney Azerbaycan’da Urmu, Salmas ve Makü şehirlerinde 100,000 Türk katledildi.
-1917-1918 arası İrevan  bölgesinde 197 köy imha edildi, 135,000 yerli Türk İrevan’da öldürüldü ve bir çoğu da sürgün edildi.
-1918 Güney Azerbaycan’ın Urmu şehrinde 10,000 Türk öldürüldü.
-1918 Zengezor’un 115 köyü yakılıp ve viran edildi.100,000 Azerbaycanlı katledildi.
-1920 yeniden Zengezor’un 48 köyünü yaktılar ve 400 çocuk,150 yaşlı insanı öldürdüler.100 hastanı yakıp ve 816 kaçkını Aras nehrinde boğarak öldürdüler ve 160,000 kişi aynı zamanda çaresizlikten Güney Azerbaycan’a yerleşti.
-Ordu basar şehrinde 118 köy yakıldı ve 900 Türk bu ateşlerde can verdi ve 6 kadın esir düştü, 300′den fazla yaşlı ve çocuk katledildi.
-74 köy Dererleyiz, 76 köy Şerur ve Şah tahtı bölgelerinde yakılıp ve viran edildi. Şerur’da 810 hasta katledildi ve 144 kadın esir düştü.Şah tahtı’nda 3 kadın esir düştü ve 35 çocuk, 22 yaşlı ve 9 hasta öldürüldü.
-1918 (Mart-Nisan) Baku’de 12-15 bin Azerbaycanlı Ermeni ve Bolşevikler tarafından katledildi.
-1918  7000 Azerbaycan Türk’ü Şamahı’da öldürülüyor, 122 köy Guba’da viran edilir, 60 Azerbaycanlı ölür ve 53 kişi yaralanır.
-1980  Azerbaycan’ın Kuzey batısından(Ermenistan) Ermeni’ler Türk’leri sürgün ettikleri zaman 3 Türk’ü boğup ve 11 Azerbaycanlıyı canlı olarak ateşe atıyorlar, 41 kişiyi işkence yaparak öldürüyorlar ve 49 kişi soğuktan donarak ölüyor ve 2 kişinin de kafasını işkenceden sonra kesiyorlar.Toplam 216 Azerbaycan Türk’ü katledildi ve 800 km2 Türk topraklarından Ermeni teröristlerinin eline düştü.
-1992  26 Şubat Azerbaycan’ın Hocalı eyaleti 7,000 nüfusuyla beraber viran ediliyor, Hocalı’nın ahalisi sürgün edilip ve 600′den fazla Azerbaycanlı Hocalı da katlediliyor.

Karabağ Savaşının Takvimi:

1)   Ekim 1987 Ermeni’ler İrevan’da protesto yaparak Türk yurdu Karabağ’ın Ermenistan’a verilmesini istiyorlar.
2)   18 Mart 1988 Sovyetler Birliğinde başta olan iktidar Karabağ’ın Ermenistan’a verilmesine karar veriyor.
3)   Eylül 1988 Ermeni’ler Karabağ’da Azerbaycan Türk’lerine karşı silahlı saldırıda bulunuyorlar.
4)   24 Kasım 1988 Kuzey Azerbaycan’ın Baku, Nahçivan ve Gence şehirlerinde olağanüstü hazırlık ilan ediliyor.
5)   Aralık 1988 105,000 Azerbaycan Türk’ü İrevan ve etraf bölgeden dışlanıyor.
6)   29 Haziran 1989 Ermeni’ler Baku-Nahçivan tren yolunu kesiyorlar.
7)   28 Kasım 1989 Moskova Karabağ’ın kontrolünü eline  geçirmeye karar veriyor.
8)    01 Aralık 1989 İrevan, Karabağ’ın Ermenistan’a verilmesi için ısrar ediyor.
9)   Ocak 1990 Moskova 100 tankı İrevan’a göndererek (askeri) donatım yardımı yapıyor.
10) 19 Ocak 1990 Ermeni teröristleri Azerbaycan’ın Sederek köyünü işgal ediyorlar.
11) 20 Ocak 1990.Azerbaycan’ın başkenti Baku’de yüz veren kara Yanvar(Ocak) faciası Rusya’nın kızıl ordusu 11,000 askerle Baku’de ve 6,000 askerle Karabağ’da Azerbaycan Türk’lerine saldırıyor.
12) 13 Şubat 1990 Ermenistan 05.Haziran.1921.anlaşmasını reddederek Karabağ’ı  Azerbaycan’dan resmen ayırmak istiyor.
13) Ocak-Mayıs 1991.Ermeni teröristleri Azerbaycan Türk’lerine karşı silahlı saldırılarını arrtırıyorlar.
14) 09 Mayıs 1991 Sovyet Birliği İçişleri Bakanlığı, Ermeni teröristlerin Azerbaycan’a karşı saldırılarını durdurmaya çalışıyor.
15) 29 Haziran1991 Baku resmi olarak Sovyet Birliğinden Karabağ savaşına müdahale etmesini istiyor.
16) 02 Eylül 1991 Nagurno-Karabağ (Artisah) resmen Ermeni Cumhuriyeti ilan ediliyor.Asala (Ermenistan azatlık ordusu) ve A.N.M (Ermenistan milli hareketi) 15,000 ordusuyla Kuzey Azerbaycan’ın Goranboy bölgesindeki köylerine saldırmaya başlıyor.
17) 23 Eylül 1991 Azerbaycan ve Ermenistan Cumhurbaşkanları Rusya’da Kazakistan ve Rusya Cumhurbaşkanlarının iştirakiyle Karabağ hakkında görüştüler.
18) 26 Aralık 1991 Sovyetler Birliğinin ömrü sona  eriyor
19) 01 Ocak 1992 Ermenistan Artisah(Karabağ)Cumhuriyetini onaylayarak resmi devlet ilan ediyor.
20) 06 Ocak 1992 Ermeni teröristleri Karabağ’ın merkezi şehri Hankendi’ni işgal ediyorlar.
21) 12-18 Şubat 1992  CSCE araştırma komitesi Karabağ’a geliyor.
22) 26 Şubat 1992 Rusya’nın 366 sayı ordusu Karabağ’â girerek Ermenistan’a yardım etmesi sonucunda Hocalı işgal ediliyor ve yüzlerce Azerbaycan Türk’ü soykırıma maruz kalıyor.Hocalı viran ediliyor ve Karabağ savaşı devam ediyor.
23) 30 Şubat 1992 Rusya tekrar Ermenistan’a silah gönderiyor.
24) 24 Mart 1992 CSCE Helsinki’de Karabağ savaşı hakta toplantı yapıyor.
25) Nisan 1992 Rusya Karabağ savaşının durdurması için müdahale etmesini öneriyor.
26) 07 Mayıs 1992 İran Karabağ savaşına müdahale ediyor ve Tahran’da sulh toplantısı yapılıyor.İran savaşın durdurulmasını ve Ermenistan’ın Karabağ’dan geri çekilmesinde ısrarlıdır.
27) 08 Mayıs 1992 Tahran’da sulh ve barış toplantısı sürerken Ermenistan ordusu Şuşa’nı işgal ediyor ve 23156 Azerbaycanlı kendi topraklarından sürgün ediliyorlar.Tahran’daki sulh toplantısından hiç bir sonuç elde edilmiyor.
28) 18-19 Mayıs 1992 Ermenistan Laçin’e saldırıp,Laçin’i işgal ederek,Karabağ’ı Ermenistan’a yapıştırmak (ilhak) istiyorlar , Nahçivan-Türkiye yolunu ve irtibatını kesmek amacıyla sınır bölgesinde Sederek köyüne saldırıyorlar ama bu durumda Türkiye Genelkurmayı tarafından Ermenistan’a şiddetli uyarı veriliyor.Aynı zamanda CSCE olağanüstü komisyon hazırlıyor.
29) 19 Eylül 1992  Azerbaycan, Rusya ve Ermenistan Savunma Bakanları Karabağ savaşına son vermek için toplantı kuruyorlar.
30) 26 Kasım 1992 CSCE toplantı kuruyor.
31) 09-07 Aralık 1992 Azerbaycan, Rusya, Ermenistan ve Türkiye Jenev’ de(İsviçre) toplantı yapıyorlar.
32) 09-12 1992 Azerbaycan ve Ermenistan Savunma Bakanları görüştükleri halde, Ermenistan ordusu Zengilan’ın 8 köyünü işgal ediyor.
33) 05 Şubat 1993 Ermenistan, Karabağ savaşına daha çok şiddet vermeye başlıyor.
34) 17-21 Mart 1993 Minsk gurubu Türkiye iştirakiyle toplantı yapıyor.
35) 27 Mart-03 Nisan 1993 Ermeni’ler Azerbaycan’ın Kelbecer şehrini işgal edip ve 60698 Azerbaycanlı sürgüne düşüyor.
36) 31 Mart.193 Amerika Cumhurbaşkanı’nın özel vekili Kelbecer’in işgaline itiraz ederek Jenev’de sulh ve barış toplantısını terk ediyor.
37) 30.Nisan.1993 BMT’nın verdiği 822 karara göre Ermenistan Karabağ savaşında mahkum düşüyor.
38) 17.Haziran 1993 Ermenistan Azerbaycan’ın Ağdam ve Merdakret şehirlerine saldırıyor.Bu saldırıdan önce Ermenistan Cumhurbaşkanı Lion ter Petrosiyan 14 Haziran’da Hankendi’ni görmeye geliyor.
39) 12.Temmuz 1993 Minsk’in özel vekili Rafaelo Azerbaycan’ın işgal edilen bölgelerine geliyor.
40) 18-20 Temmuz1993 Barış gurubu Baku’ye geliyor.
41) 23-24 Temmuz 1993 Ağdam resmen işgal ediliyor ve 158,000 Azerbaycanlı sürgün ediliyor.
42) 29 Temmuz 1993 BMT’nin verdiği 853 sayılı karara göre Ermenistan mahkum oluyor.
43) 18 Ağustos 1993 BMT 822 ve 853 kararların icra olmasına ısrar ediyor.
44) 23 Ağustos 1993  Fuzuli işgal edilip ve 152.860 Azerbaycanlı Karabağ’dan sürgün ediliyor.
45) 25-26 Ağustos 1993 Cebrayıl şehri işgale maruz kalıp ve 57.125 Azerbaycanlı Karabağ’dan sürgün oluyor.
46) 31 Ağustos 1993 Gubadlı işgal edilip ve 31.364 Azerbaycanlı Karabağ’dan sürgün ediliyor.
47) 21-28 Eylül 1993 Minsk gurubu Paris’te toplantı yapıyor.
48) 14 Ekim 1993 BMT’nin verdiği 874 sayılı karara göre Ermenistan Karabağ savaşında mahkum oluyor.
49) 23 Ekim 1993 Ermenistan ordusu Guradiz’i işgal edip ve Gubadlı-Cebrayıl ve Zengilan şehirlerinin irtibatı kesiliyor.
50) 28 Ekim 1993 Ermenistan ordusu Azerbaycan’ın Mincuvan stratejik noktasını işgal ediyor.
51) 29 Ekim – 01 Kasım 1993 Zengilan işgal edilip ve 34924 Azerbaycanlı sürgün oluyor.
52) 11 Kasım 1993 BMT 884 sayılı kararına göre Ermenistan’ı mahkum ilan ediyor.
53) 20 Kasım 1993 Ermeni’ler Rusya sulh gurubunun uçağını yere düşürüyorlar.Rusya Dışişleri Bakanı Andrew Kuzirov Ermeni’leri bu terörlerini mahkum ediyor.
54) 10 Aralık 1993.Ermenistan ordusunun Bilgan’a saldırısı başlıyor.
55) Ocak 1994 CSCE’nin müdahalesiyle Karabağ savaşı durduruldu.
56) 03 Mart 1994.Ermenistan bu ateşkesi bozuyor.
57) 31 Mart – 04 Nisan 1994 barış heyeti Kırgızistan başçılığıyla Azerbaycan’ın işgal edilmiş bölgelerine ve İrevan’a gidiyorlar.
58) 09 Nisan 1994 Ermenistan Ter Ter cephesinde bir aylık operasyona başlıyor.
59) 04-05 Mayıs 1994 Azerbaycan ve Ermenistan millet vekilleri Kırgızistan’da buluşarak Bişkek protokolünü imzalıyorlar.
60) 27 Haziran 1994 Karabağ ateşkesinin sulh maddeleri Minsk gurubu ve Rusya’nın vekili ile araştırılıyor.
61) 27 Haziran 1994 Azerbaycan ve Ermenistan Cumhurbaşkanları Karabağ savaşına resmi ateşkes imzalıyorlar.
62) Kasım 1994 Karabağ’ın bütün cephelerinde ateşkes ilan ediliyor.
63) 05-06 Aralık 1994  CSCE toplantısı Macaristan’da toplanıyor.Minsk gurubu Karabağ konusunda sulh yolu öneriyor: Ermenistan,Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarında geri çekilip ve Karabağ’da yerli Ermeni ve Azerbaycanlılar arasında seçki icra olsun.
64) 29 Aralık 1994 Robert.Koçariyan kendini Karabağ Ermeni Cumhurbaşkanı ilan ediyor.

Azerbaycan ve Ermenistan arasında ateşkes ilan edilse de Ermeni teröristleri defalarca ateşkesi ret ederek Azerbaycan’ın işgal olan topraklarına tecavüz etmişler.

Ermeni’lerin Azerbaycan’a her bir saldırısında yüzlerce Azerbaycan Türk’ü katlediliyordu.Rusya, Ermenistan’ın en büyük destekçisi idi.Aynı zamanda İran İslam Cumhuriyeti Rusya’nın kenarında bulunarak her türlü yardımı Ermenistan’a yapıyordu.

Fars şovenizmi bu desteğiyle Azerbaycan Türk’ünü yok etmeğe çalışıyordu.Ermenistan’ı bir devlet olarak resmiyete tanıyan ilk devlet İran molla rejimiydi.Azerbaycanlılar tarih boyu Karabağ’da akan masum kanlarımızı yerde koymayacak ve binlerce şehitlerimiz öçlerini almayana kadar
susmayacaktır.
Hocalı soykırımı bir gerçektir.Ermeni teröristleri 366 Motorize alayı eşliğinde anılan gece Hocalı Türklerini evlerinden çıkartarak topluca katletmiş ve şehit cenazelerini ateşe verip acımasızca yakmışlardır.
26.Şubat.1992 Hocalı soykırımına göre ABD tarafından 1992 yılı Hocalı yılı ilan edilmiştir.

Büyük Milletimizin Başı Sağ olsun!
Not: Bazı düzeltmeler tarafımızdan yapılmış olup aslına sadık kalınmıştır.(KM-Denizli)

 

27
Jun
07

PKK – ERMENİ İŞBİRLİĞİ

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980′li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine gitmişlerdir. 1984 yılında cereyan eden Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Ermeniler ile PKK arasındaki bağlantıyı ortaya koyan bazı somut örnekler şunlardır:

  • Terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini “Kızıl Hafta” olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak ve toplantılar yapmaya başlamıştır.
  • 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan’ın Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütleri ortak basın toplantısı düzenlemişler ve toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlamışlardır. Ancak bu olayın tepki çekmesi üzerine ilişkilerin illegal alanda gizli olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Toplantı akabinde 9 Kasım 1980 tarihinde Strazburg Başkonsolosluğumuza, 19 Kasım 1980 tarihinde ise Roma Türk Hava Yolları büromuza yönelik olarak düzenlenen saldırılar, PKK ve ASALA terör örgütleri tarafından ortaklaşa üstlenilmiştir.
  • Bölücü terörist elebaşı Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından “Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı” onur üyeliğine seçilmiştir.
  • Ermeni Halk Hareketi’nin bünyesinde, bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi bir Kürdistan Komitesi oluşturulmuştur.
  • 4 Haziran 1993 tarihinde; Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut’ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplantı yapılmıştır.

 

 

Ermeni-PKK ilişkisiyle ilgili bir başka çarpıcı örnek ise, 6- 9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut’taki iki ayrı kilisede düzenlenen ve Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu, Ermeni Parti yetkilileri ile 150 gencin katıldığı toplantılarda kullanılan şu ifadelerdir:

  • Şimdilik Türkiye’ye karşı sakin tutum gösterilmelidir.
  • Ermeni toplumu gittikçe büyümekte ve ekonomik yönden güçlenmektedir.
  • Geliştirilen propaganda faaliyetleri sayesinde, bütün dünyada (sözde) soykırım daha iyi bilinmeye başlanmıştır.
  • Ermenistan devleti kurulmuştur, her geçen gün toprakları genişlemektedir ve atalarının intikamını mutlaka alacaklardır.
  • Başta ABD olmak üzere, diğer batılı ülkeler de Karabağ’da sürdürülen savaşta Ermenileri haklı bulmaktadırlar. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir; ve Karabağ’da savaşan Ermeni gençlerine yenileri katılacaktır.
  • Türkiye’de -PKK terör örgütü ile yapılan mücadele kastedilerek- iç savaş devam edecek, Türk ekonomisi sıfır noktasına gelecek ve vatandaşlar baş kaldıracaklardır.
  • Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktır.
  • Ermeniler Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidirler.
  • Bugün Türklerin elinde olan topraklar, yarın Ermenilerin olacaktır.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ERMENİSTAN’DAKİ YAYIN ORGANLARI

Ermenistan’da Reya Taze ve Bota Redaksiyon adlı gazetelerin PKK terör örgütü kontrolünde Kiril Alfabesiyle yazıldığı ve PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı bilinmektedir. Bu gazeteler Türkiye ve Avrupa’dan gelen PKK terör örgütü mensuplarınca yayımlanmaktadır.


PKK – ASALA İLİŞKİLERİ

Uluslararası nitelikteki Ermeni terörizmi, 1973 yılında ortaya çıkarak 1974 Kıbrıs barış harekatını müteakip yurtdışında bulunan vatandaşlarımız ve temsilciliklerimize yönelik sabotaj, suikast ve saldırı türü terör hareketleri ile kendini göstermeye başlamıştır.

Başta Ermeni terör örgütü ASALA olmak üzere 1984 yılına kadar eylemler sürdürmüş ve l970′li yıllarda çeşitli legal siyasi oluşumlar içinde kendisini göstermeye başlayan Kürtçülük hareketini, terör örgütü PKK ile ivme kazanması üzerine, yerini Abdullah ÖCALAN liderliğinde Kürt-Türk ayırmadan öldürebilen, katliamlarla ismini duyurmaya çalışan PKK terör örgütüne bırakmıştır.

Fakat bu tarihten önce de PKK-ASALA terör örgütleri arasındaki işbirliğinin, ortaklaşa yapılan eylemler, yayınlanan deklarasyonlar, ASALA ve diğer Ermeni terör örgütü mensuplarının PKK terör örgütü kamplarındaki eğitimi, ASALA terör örgütünün üst düzey yetkililerinin eğitim yaptırdıkları, bunların dışında PKK terör örgütünün Ermeni Taşnaksutyun Partisi ile ilişki içerisinde olduğu bilinmektedir.

PKK-ASALA terör örgütü işbirliğinde ortak amaç olarak, Marksist-Leninist ideoloji doğrultusunda Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde devlet kurmaktır. İki örgütün de hedef aldığı bölgeler göz önünde bulundurulduğunda hedeflerin çakıştığını görüyoruz. Bu durumda iki örgütten birinin diğerine taşeronluk yaptığı fikri güçlenmektedir.

Ele geçirilen belgeler neticesinde Bekaa ve Zeli kamplarında Ermeni terör örgütü ASALA ile terör örgütü PKK militanları ile birlikte eğitim gördükleri ortaya çıkmıştır.

PKK İLE ERMENİLER ARASINDA 1987 YILINDA YAPILAN ANLAŞMA

1987 yılında bölücü terör örgütü PKK ile Ermeniler arasında bir anlaşma yapılmıştır. Söz konusu anlaşmanın hükümleri şunlardır:

  1. Ermeniler PKK terör örgütü içinde eğitim faaliyetlerinde bulunacaklar
  2. PKK terör örgütüne her yıl için adam başına 5.000 ABD Doları ödenecek
  3. Ermeniler küçük çaplı eylemlere katılacaklar

Yapılan bu anlaşmanın akabinde örgüt içerisinde Ermenilerin sivrilmeleri üzerine, PKK-ASALA ilişkilerinden sorumlu Hermez Samurouyan adlı şahısla birlikte 18 Nisan 1990 tarihinde yapılan toplantıda şu kararlar alınmıştır:

  1. PKK ve ASALA terör örgütlerinin artık ortak yönetilecektir
  2. Türkiye’de güvenlik kuvvetlerine yönelik eylemlerde istihbaratı Ermeniler yapacak
  3. Muhtemel devrimden sonra elde edilen topraklar eşit olarak bölüşülecek
  4. Kamp masraflarının % 75′ini Ermeniler karşılayacak
  5. Türkiye’deki metropol şehirlerde eylemler yapılacak

1992 Ekim ayından itibaren Kuzey Irak’ta üslenen terör örgütü PKK’ya karşı gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlarda örgütün büyük darbeler alması ve barınma imkanlarını kaybetmesi üzerine bir kısım örgüt mensuplarının İran ve Ermenistan’a geçmeleri ile PKK terör örgütünün Ermenistan’daki aktif faaliyetleri başlamıştır.

PKK terör örgütünün Avrupa temsilcilerinden bir grubun Ermenistan’a giderek, PKK terör örgütü mensuplarının Kars bölgesinden Ermenistan’a rahatça girip çıkmaları için anlaşma yaptığı, Sovyet Rusya’nın dağılması ile Ermenistan’ın bağımsızlığına kavuşması sonucu PKK terör örgütünün Ermenistan’da Kürt yerleşim birimlerinde barınma imkanı bularak burada örgüte maddi-manevi destek sağlayıp, faaliyetlerini sürdürdüğü ayrıca, 19-20 Mayıs 1992 tarihlerinde bir grup PKK terör örgütü mensubunun Ermenilerle beraber Azeri Türklerine karşı savaşmak için 3 araçla Urumiye’den Ermenistan’a hareket ettiği bilinmektedir.

27
Jun
07

ASALA (ERMENİSTAN’IN KURTULUŞU İÇİN ERMENİ GİZLİ ORDUSU)

1973-1985 döneminde kendisinden en çok söz ettiren Ermeni terör örgütü ASALA’dır. Kuruluşu, örgüt yapısı ve çalışmaları hakkında kesin bilgiler henüz yayınlanmamıştır. Çeşitli Ermeni kaynakları ve yayınlar ASALA hakkında, bazı şahıslarla ilgili bilgiler vermekte, çoğu kez bu örgütün veya terör grubunun yayınlarından elde edilen sonuçları açıklamaktadırlar. Bunlar ise bu terör grubunun yaymak istediği veya açıklanmasında sakınca görmediği bilgilerdir.

ASALA’nın kuruluşunu, Lübnan olaylarına bağlayan, Lübnan’daki Filistin Kurtuluşu örgütlerinin faaliyetleri içerisinde gören, onlardan esinlenerek ortaya çıktığını savunan görüşler olduğu gibi birkaç Ermeni’nin bir araya gelerek kurdukları yeni bir terör örgütü kurduklarını ve bu örgütün kısa zamanda dönemin en çarpıcı, en etkin terör olaylarını meydana getirdiğini yazan yayınlar da vardır. Bütün bunlar, ASALA’nın kuruluşunu tam olarak açıklamaktan uzaktırlar. ASALA’nın bir örgüt olarak ortaya çıkması şartları bilinmeden ve doldurmuş olduğu boşluk yeterince açıklığa kavuşturulmadan mevcut tereddütler daha uzun zaman devam edecektir.

Her şeyden önce Ermeni terörünün yeni döneminde ilk hareketlerin Taşnak Ermeni terör örgütünün politikaları ve hedefleri gereği olduğu bilinmelidir. Taşnakların tarihi süreç içerisinde ve açıklanan dönemde tamamen batı yanlısı, Türk hedeflerini esas alan, terörü kısıtlı uygulayan bir politika izlediği ve Batı devletlerinden destek ve yardım gördüğü, hatta bunlarla işbirliğinde bulunduğu da çeşitli kanıtlarla açıklığa kavuşmuştur. Esasta bundan başka bir tutum ve davranışta bulunmalarına da yapıları, tarihi gelişimleri uygun değildir.

Bu ortamda boş bulunan bir alan vardır. Marksist – İhtilâlci-Yeni nesilleri yakından ilgilendiren ve özellikle Fransa’daki tabiriyle “Yeni Ermeni direniş örgütleri” gibi cazibeli gelecek, Sovyetler ve Doğu ülkeleriyle ilgili adan boş sanılmaktadır. Gerçekte, bu alan Hınçaklar tarafından çok eski tarihlerden beri doldurulmuş bulunmaktadır. Ve 1960 tan itibaren Hınçak’larda çeşitli görüşlerle yeni terör dönemini hazırlamakta-dırlar. Ancak, ortadan Hınçaklar görülmemekte ve ASALA şeklinde, her şeyi ile yeni sayılmayı isteyen bir terör örgütü çıkmaktadır.

Yeni Ermeni terörünün hazırlayıcı etkenleri dikkate alındığında ve özellikle Hınçakların terör örgütü olarak, amaçları, politikaları, hedefleri incelendiğinde ASALA’nın Hınçakların bir terör grubu olduğu kanısına varılabilir. Ancak, Lübnan şartları, yeni gelişmeler, bu grubu dünya kamuoyu önüne yeni bir Ermeni terör örgütü gibi çıkarmış, bu örgüt üstlendiği terör olaylarıyla tanınmıştır. Gerçekte ise değişen önemli bir durum yoktur. Tarihi süreci içerisinde iki Ermeni terör örgütü gene sahnededir. Birisi, daha belirgindir, kurduğu terör grupları ve timleriyle hareketlidir. Diğeri ise görünmemekte bütün manevi, psikolojik desteğin yanında, her türlü insan gücünü, deneyimini de tahsis ettiği bir Ermeni terör grubu örtüsü altında kalmakta, bu grup daha alt gruplar ve timlerle terörü gerçekleştirmektedir.

 

KURULUŞU VE ÖRGÜT YAPISI

ASALA, 1975 yılında kurulmuştur. 6 – 7 üyeden oluşan kurucuları içerisinde, terör örgütünün en hareketli iki üyesinden biri olan Agop Agopyan, örgütün bilinen lideridir. İkincisi ise cinayet eylemlerini bizzat gerçekleştiren, terör olaylarının faili bulunan ve Agop Agopyan’ın yokluğunda örgütün ayakta kalmasını sağlayan Agop Tarakçıyan’dır, 1981′de ölmüştür. Agopyan ise çeşitli yaralanma, tedavi gibi sürelerin dışında örgütün lideri olarak kalmıştır. Filistin Kurtuluş Örgütlerinin elemanı olarak tanınmış ve “Mücahit” ismini taşımıştır.

 Örgütün yapısı, geleneksel Ermeni terör örgütleri modeline uygundur. Lûbnan Merkez Komitesi, örgütün üst yönetimini üstlenmiştir. Özellikle, 1980 yılında bu komite, Lübnan’da önemli bir şekil almış ve “Büro” niteliğine bürünmüştür. Merkez Komitesine bağlı olarak; Siyasi Komite, Mali Komite, Propaganda ve Yayın Komitesi, İstihbarat Komitesi ve Askeri Komite gibi alt kuruluş ve organları vardır. Askeri komite, eylem timlerinin de bağlı olduğu bir organ niteliğindedir.

 

AMAÇ VE HEDEFLERİ

ASALA, 1981 yılı sonunda açıkladığı “siyasi programıyla” amaçlarını ve hedeflerini dünya kamuoyuna yayınlamıştır. Buna göre ASALA’nın amacı: “Demokratik, sosyalist ve devrimci bir hükümetin önderliğinde birleşmiş bir Ermenistan’ın kurulmasıdır.” Burada tanımlanan hükümetin neresi olduğu da açıkça anlaşılmaktadır. Sovyetler Birliği ve sosyalist devletlerden her türlü yardım istenmekte ve “Sovyet Ermenistan’ı halkın uzun savaşı için bir üs olarak” kabul edilmektedir.

Siyasi programda düşmanlar, iki grupta toplanmaktadır. Bunlardan birincisine “yerel gericiler” denilmektedir ki, bunlar, ASALA karşısında yer alan veya yanında bulunmayan Ermenilerdir. Taşnak da bu grupta yer almaktadır. İkincisi düşman grup ise, “Uluslararası emperyalizmin desteklediği Türk emperyalizmi” olarak gösterilmektedir.

ASALA, “Ermeni topraklarının”(!) kurtarılması için temel yolun, devrimci şiddet eylemlerinden geçtiğinin kabul ve ilan etmektedir. Programına göre; ASALA, üstün sınıfların hegemonyasını reddedenleri destekleyecek ve uluslararası devrimci hareket içinde koalisyonlar kurulup güçlenmesine çalışılacaktır. Bunun için şiddet ve terör vazgeçilmez yöntemdir.

ASALA’da amaçların gerçekleştirilmesi için terör eylemlerinin özellikle Türklere veya Türk dostlarına uygulanması, resmi veya özel şahısların seçilmesi önemli değildir; “terör bir olaydır ve önemli olan olayın boyutu”dur. Hedefler ikinci planda kalabilir. Bu nedenle katliamlar, büyük yankı uyandıracak öldürmeler, bombalamalar ön plana geçmekte; öldürülenlerin çocuk, kadın, Türk veya başka bir milletten olmaları önemli sayılmamaktadır. Ancak, her defasında öncelik Türklere ve Türkiye’ye uygulanacak terör eylemlerine verilmiştir. Ankara – Paris Havaalanlarının, İstanbul, Kapalıçarşı’da girişilen saldırı ve katliamların Orly saldırısının sebepleri, tamamen “olayın” çapı doğuracağı etki ve yankıdır.

 

STRATEJİLERİ, TUTUM VE DAVRANIŞLARI

ASALA’nın temel stratejisi, dünyadaki ilerici Ermeni hareketlerini bir noktada (Lübnan’da) toplamak ve bir merkezden yönlendirmektir. Kısaca, ilerici Ermeniler ASALA çatısı altında birleşecek ve “ASALA Halk Hareketi”ni başlatacaktır. Bu suretle, Ermenilerin ilerici güçleri, birbirleriyle resmi işbirliğine girebilecekler ve güçlerini birleştireceklerdir.

ASALA stratejisinin bu bölümünü 1981 yazında, dünyadaki tüm ilerici Ermenileri Lübnan’da toplantıya çağırmakla uygulamaya çalışmıştır. “İlerici” deyimi “Sosyalist – Marksist” anlamında kullanılmaktadır.

Stratejinin ikinci bir aşaması da, bu güç birliğinin sosyalist hükümetlerinde yardımıyla terörü yayarak, savaş dönemini başlatmasıdır. Ermeni terörü, Ortadoğu’daki kurtuluş mücadelelerinin bir parçasıdır ve Türkiye’nin bütünlüğüne yönelmiş her hareketle bütünleşebilir. Bu stratejinin sonucu olarak ASALA-PKK işbirliği meydana gelmiştir.

POLİTİK GELİŞMELER

 

1975 yılında kurulduğu kabul edilen ASALA’nın politik gelişmeleri iki safhada değerlendirilmelidir. ASALA, 1979 yılında Paris Ermeni Konferansı sırasında sağladığı yeni güçlerle kuvvetlenmiştir. Bu süreç 1981′de zirveye çıkmış, ancak örgüt 1983 yılında ikiye bölünmüştür.

ASALA’nın ilk eylemi, kurucularından Agop Tarakçıyan’ın 16.2.1976 tarihinde Beyrut Türk Büyükelçiliği Başkâtibi Oktay Cerit’i öldürmesidir. ASALA, 1979 yılına kadar, Filistinlilerin kendi aralarındaki çatışmalara karışmış ve lider Agopyan yaralanmıştır. 1979 yılında Paris’te toplanan Ermeni Konferansı sırasında, Fransa’daki Ermeni teröristlerle irtibat kurulmuş; böylece örgüte yeni elemanlar katılmıştır. Bunların içerisinde en ünlüleri Alex Yenikomşiyan ve Monte Melkiyan’dır.

1981 yılında birçok terör olayı gerçekleştiren ASALA, bir taraftan İsviçre’yi, diğer taraftan Fransa’yı tehdit etmeye, başlamıştır. Fransa’daki “Yeni Ermeni Direniş Örgütü”, Kanada’daki “Azad Hay” ve İngiltere’deki “Gaitzer” grupları ASALA’ya katıldıklarını ilan etmişlerdir. Terörün büyük bir etkinlik ve yaygınlıkla devam ettiği bu yıllar içinde merkez kadrosunda ihtilâflâr başlamıştır. ASALA’nın masum insanlara da yönelmiş olan terör eylemleri, örgütün dünya kamuoyundaki konumunu derinden sarsmıştır.

İsrail’in Lübnan’ı işgaliyle ASALA yöneticileri, Filistinlilerle birlikte Lübnan’ı terk etmek zorunda kalmışlardır. Örgüt, Temmuz 1983 tarihinde ikiye bölünmüştür. Bunlardan Agop Agopyan Grubu, Yunanistan ve Ortadoğu’ya yerleşmiş; kadın-çocuk ayırımı yapmadan terör eylemlerine devam etmiştir. Bu dönemdeki en çarpıcı eylemi, Orly katliamıdır.

Örgütün Batı Avrupa’daki grubu ise, “ASALA devrimci hareketi” ismini almıştır. Daha ılımlı bir yol izleyen bu grup, terör eylemlerinde yalnızca Türk hedeflerine yönelmiştir. Bu hareketin önde gelen liderlerinden biri Monte Melkoyan, diğeri ise Ara Toranyan’dır. Toranyan, Merkezi Paris’te bulunan “Ermeni Ulusal Hareketi” adlı grubun liderliğini yapmıştır. Bu grup, Orly saldırısını “tamamen faşist bir saldırı” olarak nitelemiştir.

Melkonyan ise Ermeni mücadelesinin siyasi zeminini oluşturmayı amaçladığını açıklamıştır. Buna göre harekâtın iki yönü vardır: 1) Ermenileri harekete geçirmek, 2) Türkiye’ye karşı harekete geçmiş diğer güçlerle işbirliğinde bulunmak. İran doğumlu Melkoyan, ikinci aşamada “ittifaklar” kurma stratejisini ileri sürmüştür.

Bu arada Agopyan da faaliyetlerini devam ettirmiştir.

 

DESTEK VE İLİŞKİLERİ

ASALA, amaçları ve izlediği politikalar gereği üç yönlü destek bulmuştur. Bunlar şöyle sıralanabilir:

  1. Sovyetler – Doğu Bloku ve Sosyalist ülkeler,

  2. Türkiye’yi dış ve iç tehdit ve terörle yıpratmayı jeopolitik beklentileri bakımından politikalarının esası sayan Yunanistan, Suriye gibi ülkeler,

  3. Komünist partiler, dolaylı olarak Hınçak Ermeni terör örgütü ve sempatizanları, karşı görüşlere sahip bulunsalar da Ermeni kiliseleri.

 

ASALA’nın ilişkileri, uyguladıkları stratejiye paralel olarak, Türkiye için tehdit oluşturan kesimlerle yoğunlaşmıştır. Bunlar 1975 -1980 evresi içinde Filistin Kurtuluş Örgütü, Komünist partileri eylem grupları ve bazı devletlerin gizli örgütleridir. 1980 yılında Nisan ayında Sidon/Lübnan’da yapılan PKK ile ortak eylem anlaşmasıyla ASALA ilişkilerini genişletmiştir. Bu yolla ASALA-PRK arasında görüş ve eylem birliği kurulmuştur.

1983 yılından sonra başlayan evrede ise ASALA ilişkileri Monte Melkoyan’ın stratejine uygun şekilde gelişmiş, Türkiye içinde terörün uygulanmasına ağırlık verilerek, bu stratejiyi doğrudan veya dolaylı şekilde eylemleştirecek imkân ve kabiliyette bulunan her örgütle ilişkiler kurulması esas alınmıştır. Bunların başında gene PKK ve benzeri kuruluşlar ile TKP ve diğer komünist örgütler gelmektedir.

YAYINLARI VE HABERLEŞME ARAÇLARI

ASALA’nın en önemli ve resmi yayın organı “HAYASTAN”dır. Ayrıca, “Hay-Baykar”, “Armenia” ve Londra’da yayınlanan “Kaytzer” adlı dergiler de yayın organlarının başlıcaları arasındadır.

ASALA ilk radyo yayınlarını 1981 de Beyrut’ta başlatmış, “Lübnanlı Ermenilerin Sesi” adı altında günde bir saatlik yayınlar yapmıştır. Bunların dışında, ilişkili olduğu ülkelerin haberleşme araçları da ASALA’ya yayın yönünden destek sağlamaktadırlar.

 

YOĞUN FAALİYET ALANLARI

ASALA Ermeni Terör Örgütü, şimdiye kadar Türk Temsilciliklerine yönelik silahlı eylemlerini en çok Fransa’da gerçekleştirmişlerdir. Lübnan’dan sonra en büyük hareket üssü olarak bu ülkeyi kullandıkları gözlenmektedir. Bu ülkede hareket serbestliği bulunan Ermeni militanlar, Fransız yönetiminden ve çeşitli Ermeni kuruluşlarından almış oldukları büyük destekle rahatlıkla eylem yapabilmektedirler. Ayrıca ABD, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Suriye, İran ve Kanada gibi devletlerde de faaliyetlerini sürdürmektedirler.

 

ÖRGÜTÜN SON DURUMU VE KOPMALAR

ASALA’nın, İsrail işgali nedeniyle Lübnan’daki 3 eğitim kampını kaybettiği, İtalyan makamları arasındaki görüşmeleri aracılık eden bazı Filistinli yöneticilerin ASALA’yı arkadan vurmaya çalıştıkları, gerici Ermenileri kiralayarak ASALA’ya karşı kullanmak istedikleri, ASALA liderlerinden Agop AGOPYAN tarafından Beyrut’un Batı kesiminde yaptığı röportajın radyoda yayınlanan metninde ifade edilmiştir.

ASALA’nın merkezlerinin; Lefkoşe’nin Rum Kesimi, Atina ve Şam olarak üç ayrı mihraka bölündüğü haberinin alındığı, ayrıca, Tahran’da Ermeni cemaati içinde teşkilatlanmış oldukları, İsviçre Dışişleri Bakanlığı’nca bildirilmiştir.

Filistin Saika Örgütü Siyasi Daire Başkanı, ASALA militanlarının Cezayir, Tunus, Sudan ve Kuzey Yemen’e gittiklerine dair bazı haberleri duyduğunu ifade etmiştir. Bu arada, l980 yılında İngiltere’de kurulmuş bulunan ve çeşitli ülkelerden bağışlar yapılan ASALA’nın yan kuruluşu olan Siyasi Mahkumları Destekleme Komitesi ise dört prensipte çalışmaktadır.

Bunlar; mahkumlara maddi ve manevi yardım, cemaat içinde propaganda, cemaat dışında propaganda, Ulusal Kurtuluş Harekatı’na yardım şeklindedir.

ASALA Örgütü Lideri Agop Agopyan tarafından Türkiye’de eylem yapmakla görevlendirilen Monte Melkonian l983 tarihinde İstanbul Kapalı Çarşı olayını gerçekleştirerek, kız arkadaşı Suzy Mashararjıan ile birlikte kaçmayı başarmıştır.

l5 Temmuz l983 tarihinde Orly Havaalanı THY Bürosu Eşya Kontrol Bölümü’ne bir bavul içerisine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu Türk vatandaşı Halit Yılmaz ile birlikte 8 yabancı ölmesi ve 20’si ağır olmak üzere 56 kişinin de yaralanması olayını telkin eden Monte Melkonian, ASALA’nın bu hareketini kör terörizm olarak değerlendirerek, Ağustos l983 tarihinde ASALA’dan ayrıldığını ve ASALA/DEVRİMCİ HAREKETİ adlı örgütü kurduğunu açıklamıştır. Orly Havaalanı olayını Ulusal Ermeni Hareketi Lideri Ara Toranyan da telkin ederek, bundan böyle ASALA’dan desteğini çektiğini açıklamıştır.

ASALA Lideri Agop (Hagop) Agopyan’ın 28 Aralık l988 tarihinde Atina’da öldürülmesinden sonra örgüt ASALA-MR (DEVRİMCİ HAREKET), ASALA-PMLA (HALK HAREKETİ) ve SASSOON diye üç gruba bölünmüş, l9 Aralık l99l tarihinde Türkiye’nin Budapeşte Büyükelçisine karşı girişilen saldırıyı SASSOON adlı grup üstlenmiştir.

ASALA-PMLA’nın, Yunanistan’ın Egina adasında bir gizli askeri üssü bulunduğu, burada PKK örgütü mensuplarına da askeri eğitim verildiği ve eğitimi Yunanlı General Matafias’ın bizzat verdiği öğrenilmiştir.

Lübnan’da ise ANJAR Kasabasında “Ermeni İzciler Derneği” olarak tanıtılan askeri bir karargahları olduğu; yine, BAR ELLIAS’da (Bekaa Alanı) ASALA ve JRA militanlarının silahlı eğitim yaptıkları, Kıbrıs Rum Kesimi’nde ASALA mensubu yaklaşık 60 kişinin bulunduğu, bunların Rum Ordusu denetimi altında EYANAPA bölgesinde bir kamplarının bulunduğu ve sorumlu Harout Ağbachyan’ın PKK ve DEV-SOL ile iyi ilişkiler içerisinde olduğu bilinmektedir.

ASALA-MR

 

ASALA’dan koparak 1983 Eylül ayında Fransa’ya geçen Monta Melkonian (Meykonyan) ASALA-Halk Hareketinin Askeri Aparatı ASALA-İhtilalci Hareketi (ASALA-MR) örgütünü kurduğunu açıklamıştır. Fransa hükümeti ile bozulan ilişkileri düzeltmek en önemli amaçları olmuştur. Eylemleri Türkiye’de yapacağı düşünülürken ASALA-MR Kuzey Amerika ve Batı Avrupa kanadını tamamen kontrolü altına almış, bu bölgedeki militanları kendi safına çekmiştir. Melkonian, 1993′te Dağlık Karabağ’da Azeriler’le çarpışırken öldürülmüştür.

JCAG

 

ASALA ve Hınçak Partisi’ne rakip olarak Taşnak Partisi ve bunun ABD uzantısı Ermeni Devrimci Federasyonu tarafından 1975 yılında Beyrut’ta kurulmuştur. Örgüt Taşnak Partisinin Askeri Aparatı olarak faaliyet göstermekte olup, ilk defa 22 Ekim 1975 tarihinde Viyana Büyükelçimiz Daniş Tunalıgil’in öldürülmesi olayı ile adını dünya kamuoyuna duyurmuştur. Örgütün amacı, bağımsız Büyük Ermenistan Devleti’ni kurmak olarak açıklanmıştır.

ARA

 

Fransa’da kurulmuş olup ilk defa 14 Temmuz tarihinde Brüksel Büyükelçiliğimiz İdari Ataşesi Dursun Aksoy’un öldürülmesi olayını ASALA ve JCAG ile birlikte üstlenerek adını duyurmuştur. ARA’nın ırkçılığı savunduğu, ASALA’nın metodlarına ve fikirlerine tamamen karşı olduğu, Taşnak Partisi-Ermeni Soykırım Adalet Komandoları (JCAG) ve ASALA haricindeki Ermeni Terör Örgüt ve kuruluşları tarafından da desteklendiği, teorik ve pratik olarak JCAG’nin paralelinde hareket ettiği bilinmektedir.

27
Jun
07

ERMENİ İSYAN VE KATLİAMLARI

Berlin Antlaşması’nın imzalanmasını izleyen dönemde Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir. Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı devleti üzerindeki baskı ve müdahaleleri; ikincisi ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli’de yaşayan Ermenilerin Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, özellikle Doğu Anadolu ve Kilikya’da yeraltında örgütlenmeleri ve silahlanmalarıdır.

 

 

İlk kışkırtmalar Rusya’dan gelmeye başlamış, Rusların bu tutumu İngiliz ve Fransızları Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevk etmiştir. Doğu Anadolu’daki İngiliz Konsolosluklarının sayısı hızla artmış, ayrıca bölgeye çok sayıda Protestan misyonerler gönderilmiştir.

 

 

Bu kışkırtmalar sonucunda Doğu Anadolu’da 1880′den itibaren çeşitli Ermeni komiteleri kurulmaya başlamıştır. Ancak, yerel düzeyde kalan bu komiteler, Osmanlı yönetiminden şikâyeti olmayan, barış ve refah içinde yaşayan Ermeni halkının ilgisini çekmediğinden başarılı olamamıştır.

 

 

Osmanlı Ermenilerini, içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete geçirmek mümkün olmayınca, bu kez Rus Ermenilerine Osmanlı toprakları dışında komiteler kurdurulması yoluna gidilmiştir. Böylece 1887′de Cenevre’de sosyalist eğilimli, ılımlı militan Hınçak; 1890′da ise Tiflis’te aşırı, terör, isyan, mücadele ve bağımsızlık yanlısı Taşnak Komiteleri ortaya çıkmıştır. Bu komitelere, “Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin kurtarılması” hedef olarak gösterilmiştir.

 

 

İstanbul’da örgütlenen ve Avrupa devletlerinin dikkatlerini Ermeni meselesine çekerek Osmanlı Ermenilerini kışkırtmayı hedefleyen Hınçakların başlattığı ayaklanma girişimlerini, aralarında siyasi mücadele başlayan Taşnaklarınki izlemiştir. Bu ayaklanma girişimlerinin ortak özellikleri; Osmanlı ülkesine dışarıdan gelen komitelerce planlanmış ve yönlendirilmiş olmaları ile örgütlenme faaliyetlerinde Anadolu’ya yayılan misyonerlerin büyük katkısının bulunmasıdır.

 

 

İlk isyan 1890′daki Erzurum’da gerçekleşti. Bunu, yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93′te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894′te Sasun isyanı, Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896′da Van isyanı ve Osmanlı Bankası’nın işgali, 1903′te ikinci Sasun isyanı, 1905′te Sultan Abdülhamid’e suikast girişimi ve nihayet 1909′da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir.

 

 

1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’da, 517.955 bin Türk, Ermeniler tarafından katledilmiştir. Sayısı tespit edilemeyenlerle birlikte bu rakam 2 milyonu bulmaktadır(1).

 

 

Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermişlerdir. Bu dönemde Ermeniler; Ruslar hesabına casusluk yapmış, seferberlik gereği yapılan askere alma çağrısına uymaksızın askerden kaçmış, askere gelip silah altına alınanlar ise silahları ile birlikte Rus ordusu saflarına geçerek, “vatana ihanet” suçunu topluca işlemişlerdir.

 

 

Daha seferberliğin başlangıcında, Türk birliklerine karşı saldırıya geçen Ermeni çeteleri, büyük katliamlara girişmiş, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zararlar vermişlerdir. Örneğin Van’ın Zeve Köyü’nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.

 

 

İsyanların Osmanlı kuvvetlerince bastırılması, dünya kamuoyuna propaganda maksatlı olarak “Müslümanlar Hıristiyanları katlediyor” mesajıyla yansıtılmış ve Ermeni sorunu giderek daha geniş çapta bir uluslar arası sorun niteliğine büründürülmüştür. Nitekim, döneme ait İngiliz ve Rus diplomatik temsilciliklerinin raporları, “Ermeni ihtilalcilerin hedefinin karışıklıklar çıkararak Osmanlıların karşılık vermesini ve böylece yabancı ülkelerin duruma müdahalesini sağlamak” olduğunu kaydetmektedir.

 

 

Öte yandan büyük devletlerin diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri Anadolu’nun her köşesine dağılmış Hıristiyan misyonerler ile birlikte, Ermeni propagandasının Batı kamuoyuna iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük rol oynamışlardır.

27
Jun
07

ERMENİ TERÖRÜ

Türkiye açısından Ermeni sorununun önemli bir boyutu da, Ermenilerin Türklere karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamalarıdır. Türk devlet adamlarına yönelik bu saldırgan strateji, ilk defa 1905′de II. Abdülhamit’e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. Anadolu dışında kurulan Hınçak, Tasnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi halkı silahlı ayaklanmaya sevk eden örgütlenmeler meydana getirilmiştir. Bütün bunların sonucunda binlerce Türk ve Ermeni’nin hayatına mal olan isyan hareketleri ülkenin dört bir yanına yayılmıştır.

 

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından 1965 yılına kadar sakin bir dönem geçirildikten sonra, Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmış, Türk diplomatları öldürülmeye başlanmıştır. 1972 yılı sonuna kadar çeşitli ülkelerde 20′ye yakın anıt dikilmiş, basın ve yayın yolu ile karalama faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konmuştur.

 

 

Bu yeni dönemde terörü özendiren, geliştiren, hazırlayan, daha geniş alanlara yayılmasını, ve hedeflerinin çeşitlenmesini sağlayan; terör tim ve grupları oluşturan, yeni örgütlenme çabalarına destek, temas ve ilişkiler ortamı hazırlayanlar, Taşnak ve Hınçak terör örgütleridir. Bunların yanında isminden en çok söz ettiren ve Ermeni terörü ile eş anlamda kullanılan “Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu” örgüt adının kısaltılmış şekli olan ASALA‘dır.

 

 

Geleneksel terör örgütleri içlerinden çıkardıkları terör tim ve gruplarıyla, ASALA ise terörün en acımasız ve insanlık dışı uygulamalarıyla yeni dönemin terör yaratıcıları olmuşlardır. ASALA da manevi ve psikolojik desteği, temas ve ilişkiler ortamını Hınçaklardan almıştır.

 

 

Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır. Bu dönemde, Avrupa ve doğu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan’da üsler edinen Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.

 

 

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında bölücü terör örgütü PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Ermeniler ile PKK arasındaki bağlantıyı ortaya koyan bazı somut örnekler şunlardır:

 

 

· Bölücü terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini “Kızıl Hafta” olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantılar yapmaya başlamıştır.

 

 

· 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan’ın Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütleri ortak basın toplantısı düzenlemişler ve toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlamışlardır. Ancak bu olayın tepki çekmesi üzerine ilişkilerin illegal alanda gizli olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Bu uzlaşmadan sonra, 9 Kasım 1980 tarihinde Strazburg Türk Başkonsolosluğu’na, 19 Kasım 1980 tarihinde ise Roma Türk Hava Yolları bürosuna yönelik olarak düzenlenen saldırılar, PKK ve ASALA terör örgütleri tarafından ortaklaşa üstlenilmiştir.

 

 

· Bölücü terörist Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından “Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı” onur üyeliğine seçilmiştir.

 

 

· Ermeni Halk Hareketi’nin bünyesinde, bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi bir Kürdistan Komitesi oluşturulmuştur.

 

 

· 4 Haziran 1993 tarihinde; Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut’ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplantı yapılmıştır.

 

 

Ermeni-PKK ilişkisiyle ilgili bir başka çarpıcı örnek ise, 6- 9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut’taki iki ayrı kilisede düzenlenen ve Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu, Ermeni Parti yetkilileri ile 150 gencin katıldığı toplantılarda kullanılan şu ifadelerdir:

 

 

· Şimdilik Türkiye’ye karşı sakin tutum gösterilmelidir.

 

 

· Ermeni toplumu gittikçe büyümekte ve ekonomik yönden güçlenmektedir.

 

 

· Geliştirilen propaganda faaliyetleri sayesinde, bütün dünyada (sözde) soykırım daha iyi bilinmeye başlanmıştır.

 

 

· Ermenistan devleti kurulmuştur, her geçen gün toprakları genişlemektedir ve atalarının intikamını mutlaka alacaklardır.

 

 

· Başta ABD olmak üzere, diğer batılı ülkeler de Karabağ’da sürdürülen savaşta Ermenileri haklı bulmaktadırlar. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir… Karabağ’da savaşan Ermeni gençlerine yenileri katılacaktır.

 

 

· Türkiye’de -PKK terör örgütü ile yapılan mücadele kastedilerek- iç savaş devam edecek, Türk ekonomisi sıfır noktasına gelecek ve vatandaşlar baş kaldıracaklardır.

 

 

· Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktır.

 

 

· Ermeniler Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidirler.

 

 

· Bugün Türklerin elinde olan topraklar, yarın Ermenilerin olacaktır.

 

 

Özetle; Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak “Bağımsız Büyük Ermenistan”ı kurmaktır. Bugün devlet olma özelliğini de elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.

27
Jun
07

ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI

Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, misyoner okulları kurulup, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesine maruz kalınca, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Bazı devletler, Osmanlı devletini bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için, Ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.

 

Özellikle Avrupa’nın bazı büyük devletleri “ıslahat” adı altında bir yandan Osmanlı devletinin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır.

 

 

Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.

 

 

Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle işbirliğine girmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini “ezilen bir toplum” olarak göstermeye ve “Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği” iddiasını dile getirmeye başlamışlardır.

 

 

Islahat Fermanı ile müslümanlar ve gayr-i müslimler hukuk önünde eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya’dan, “işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını” istemişlerdir. Ermenilerin bu talebi, Rusya tarafından kısmen kabullenilmiş, Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Yeşilköy, eski adıyla Ayastefanos Anlaşması ve daha sonraki Berlin Anlaşması’yla Ermeni sorunu uluslar arası bir boyuta taşınmıştır. Böylece, Türkiye’yi bölmek isteyen yabancı güçler, Türk-Ermeni ilişkilerine müdahale etmeye başlamışlardır.

 

 

İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı devletini yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür!..

27
Jun
07

ERMENİ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

Ermeniler, tarih boyunca başka devletlerin yönetimi altında kalmışlar ve bağlı oldukları devletlerin hizmetinde bulunmuşlardır.

 

 

Ansiklopedik kaynaklarda, Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.

 

 

Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. 6. yüzyılda kuzey Suriye ve Kilikya bölgesinde yaşayan Hititlerden olduklarını; bir diğer kısmı ise Nuh’un oğullarından Hayk’a dayandıklarını söylemektedirler. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer halklara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir. Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir.

 

 

Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir çoğu, bölgeye hakim olan ve Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.

Ermenileri Bizans’ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur. Osmanlı idaresinde Ermeniler dini görevlerini tam bir hürriyet içinde yerine getirirlerken, kendi din adamlarını da yine kendilerinin tayin etmelerine izin verilmiştir.

 

 

Aynı şekilde Anadolu’nun Türk idaresine girmesinden sonra burada yaşayan Ermeniler, kendi dillerini de tam bir serbestlikle konuşmaya devam ettiler. Osmanlı yönetimi, diğer cemaatlere uyguladığı politikayı onlara da uygulayarak Ermenice’yi ve Ermeni adlarının kullanılmasını serbest bıraktı. Türk matbaasının kurulmasından 160 yıl kadar önce Venedik’te matbaacılık eğitimi görmüş olan Sivaslı Apkar adındaki bir papaza 1567’de İstanbul’da bir Ermeni matbaası açması için izin verildi. İstanbul’dan başka İzmir (1759), Van (1859), Muş (1869), Sivas (1871) gibi taşra şehirlerinde de yeni Ermeni matbaaları faaliyete geçmiştir. 1908’de bütün ülkede Ermeni matbaası sayısı 38’e ulaşmıştır. Nitekim 1910 yılında İstanbul’da Ermenice 5 gazete ve 7 dergi çıkarılmaktaydı.

 

 

Osmanlı idaresinde Ermeniler, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten ve kısmen de vergiden muaf tutulan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Devletin çeşitli kademelerinde görev yapan Ermeniler, Osmanlı devletince kendilerine tanınan bu hoşgörüye karşılık verdikleri hizmetten dolayı “millet-i sadıka” olarak adlandırılmışlardır. 19. yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlıların bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni halkının da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir

27
Jun
07

MASON – AKP İLİŞKİSİ HİÇBİR ZAMAN BİTMEDİ

AKP’lilerle Masonların ilişkisi hiçbir zaman eksik olmadı. Ta kuruluşundan, hatta tohumlarının atıldığı günlerden bu güne kadar… Beşiktaş İmar Güzelleştirme Sosyal Yardım Vakfı’nın kurucularına baktığımızda bu ilişkinin boyutlarını bir kez daha görüyorduk. Bu Vakfın önde gelen isimlerinden Üzeyir Garih ve İshak Alaton üst düzey mason üstatlarıydılar. Vakıftaki masonlar sadece ikisi mi? Tabi ki hayır! Şimdilik bu ikisini açıklamak yeter de artar bile… 1986 yılında kurulan bu Vakıfta oldukça ilginç isimler yer alıyordu. Aydın Doğan, Tayyip dahil bir çok AKP’linin abisi Korkut Özal’ın hemen hemen her şirketindeki ortağı Talat İçöz, AKP’li Bakan Ali Coşkun, Ülkerlerin ve bir çok AKP’li ile şirket ortağı Eymen Topbaş… Vakfın tüm kurucuları şu şekilde sıralanıyordu:

 

Mehmet Alacacı, Mümtaz Kola, Turgut Işık, İlyas Özgüer, Sıtkı Çiftçi, Yılmaz Sanlı, Adil Karaağaçlı, İbrahim Polat,Kemal Dedeman, Mehmet Huntürk, Hüseyin Kocabıyık,Hüseyin Anlar, Cengiz Aslan, Çetin Biraniç, Tekin Günver, Fikri Akşit, Talat İçöz, Bayram Güneş, İbrahim Yalçın, Salih Tatlıcı, Hasan Çolakoğlu, Faruk Ebubekir, İbrahim Bodur, Gündüz Sevilgen, Nurullah Gezgin, Ahmet Ekmekçioğlu, Abdulkadir Çavuşoğlu, Engin Pak, Ahmet Yiğitbaş, Haydar Akın, Hulisi Çetinoğlu, Aydın Doğan, Ali Tanrıyar, Mükerrer Taşçioğlu, Eymen Topbaş, Ali Coşkun, Orhan Demirtaş, Ahmet Güler, Ali Orhan İnan, Üzeyir Garih, İshak Alaton, Yalçın Sürmeli…

 

 

Vakıf üyelerinin bazıları Beşiktaş ‘ı güzelleştirmeyi, Serencebey yokuşunda bir araya gelerek gerçekleştireceklerini zannediyorlardı. Tıpkı Tayyip Erdoğan-Aydın Doğan yakınlaşmasının Almanya’da tesis edildiğini zannettikleri gibi. (ERGÜN POYRAZ – Musa’nın Çocukları)

 

·       KEMALİZMİ TERKET FETHULLAHÇI OL

 

 

 

Tayyip’in destekçilerinden CIA eski Ortadoğu masası şefi Graham Fuller, Kemalizm’in terk edilip Fethullahçı olunmasını aşağıdaki sözleriyle öğütlüyordu:

 “Zorunlu Batılılaşma Türk toplumunda bazı yaralar bıraktı. Kendi Osmanlı tarihini, İslam geleneklerini sevenler vardı. Batılılaşma, İslamiyet’i aşağılayan bir hale dönüşünce bu bir hoşnutsuzluğa yol açtı. Kemalizm’in sonuna geldiğini ve belki de sonuna gelmesinin iyi olduğunu söyledim. Halkın büyük bir parçası İslam için daha hürmet görmeyi, Osmanlı tarihi ile övünme istedi. Dünyada hiçbir lider ne George Washington, ne Nehru, ne Lenin, ne Gandi sonsuza kadar yaşayabilecek bir ürün vermedi. Oysa İncil ve Kuran veriyor.Liderler ölüyor. Önce bedenleri, zaman içinde düşünceleri siliniyor. Oysa Kur’an ve İncil yaşıyor. İşte Mustafa Kemal’in başına gelen de her tarih yazmış liderin başına gelenden farklı değildir….” 

Fuller şuanda koruma altına aldıkları ve adına konferanslar verdikleri, Rabbin Aciz Kulu, Papalık misyonunun hizmetkarı Fethullah Gülen’i yere göğe sığdıramıyordu:

 

“Batı Fethullah Gülen gibi örnekleri görünce çok umutlanıyor. Çünkü Gülen, modern devlet toplumunda İslam’ın nasıl bir rol oynaması konusunda geniş bir vizyonu temsil ediyor…”   

 

 

·       TAYYİP ABD VATANDAŞI MI?

 

 

 

10 Mayıs 200 tarihli,Elazığ’da yayımlanan ve Erbakan’a yakınlığı ile bilinen El-Aziz Gazetesi’nde Vahit Şekerci; “Gül Amerikan vatandaşı olduğunu neden gizliyor?”  başlığı altında Abdullah Gül’ün de, Tayyip Erdoğan’ın da ABD vatandaşı olduğunu yazıyordu:

 “ 1997’nin başlarında, önce Tayyip Erdoğan Amerikan rüyasını gerçekleştirdi ve ABD vatandaşlığına geçti. Erdoğan’ı daha sonra Abdullah Gül izledi ve böylece Gül için ABD serüveni başlamış oldu….” 

 

 

08.07.2005 tarihinde Başbakanlık basın merkezinin verdiği bilgilerden öğrendiğimize göre, Erdoğan ABD’de yaşayan Türklerin ABD vatandaşlığına geçmelerini istiyordu, konuyla ilgili haber şu şekildeydi:

 

“Başbakan recep Tayyip Erdoğan ABD’de vatandaşlığını almalarını ve Amerikan siyasi hayatına daha çok katılmalarını isteyerek, “Bu doğrultudaki gelişmeler burada yaşayan vatandaşlarımızın haklarının korunmasına yardımcı olacak, ayrıca iki ülke ilişkilerine de katkıda bulunacaktır” dedi.”

  

·       TAYYİP GENELEVDE

 

 

 

1994  yılı belediye seçimlerinden önce Tayyip kurmaylarına her ücra köşeden oy çıkarması talimatını veriyordu. Bu talimat ve seçim taktikleri sonucu meyhanelerden genelevlere kadar her yere gidip oy istenecekti. Bu bağlamda çalışmalar önce genelevlerden başlanacaktı. Kasımpaşa eşrafından bu bölgenin raconunu bilen birkaç kişinin yanına RP’li gençler verildi. Gençler hayatlarında buralara ilk defa, ürkerek ve korkarak girdiler. Biri cılız sesle, “Biraz sonra RP Belediye Başkan Adayımız Recep Tayyip Erdoğan sizleri ziyaret edecek dedi…”

 

Fehmi Çalmuk “Tayyip Erdoğan” adlı kitabında o günü şöyle anlatıyordu:

 

Kadınlardan bir kaçı gülüşüyordu. “Burası hacı, hoca yeri değil” dediler. Kadınların bazıları başlarına yaşmak aldı. Karşılarında sakallı, sarıklı birini bekliyorlardı. Takım elbiseli genç bir adam içeri girdiğinde herkes şaşırmıştı. Kısa bir konuşma yaptı. İçine düştükleri talihsizlikten dem vurdu.

 

Erdoğan, “Biz sizi içine düştüğünüz karanlık dünyadan kurtarmak istiyoruz” şeklindeki sözlerinin ardından “oyunuzu, gönlünüzü, desteğinizi istiyorum.” dedi…”

 

Tayyip’in derdi onları değil, onlardan alacağı oylarla kendini kurtarmaktı.( ERGÜN POYRAZ)

   

·       AT BİLE KABUL ETMEDİ

 

 

 

Tayyip genelev kadınlarına “sizleri buradan kurtaracağım” diyerek dokunaklı konuşmalar yapmış, kadınları ağlatmıştı. Hepsinin içinde bir ümit doğmuş, kendileri olmasa bile en azından kızları, çocukları bu bataklıktan kurtaracaktı. Tayyip’in Belediye Başkanlığını kazanması onlarda bayram coşkusu olmuştu. Günler geçiyor, ancak Tayyip verdiği sözü unutuyor, genelevlerden belediyeye gelenlerin cazibesi ile bir daha genelevleri kapatma sözünü ağzına almıyordu. Belediye Başkanı iken genelevleri kapatmayan Tayyip Başbakan olduğunda da böyle bir girişime yaklaşmıyordu.

 

Belediyelerin dört bir yanından yolsuzluk hikayeleri fışkırıyor, irticai faaliyetler kök salmakla kalmıyor, dal budak her taraı sarıyordu.

 

30 temmuz 2003 tarihinde Bayrampaşa şehir parkında çocukları ve insanları ücretli olarak gezdiren ve Cihan adındaki son derece uysal bir at, Tayyip sırtına binince delleniyor ve biran bile onu taşımıyor, taşımayı reddediyor ve onu sırtından yere atıyordu. Oysa bu millet bir atın gösterdiği feraseti gösteremiyor, yılarca o ve ekibini omuzlarında taşıyordu… (ERGÜN POYRAZ- Musanın Çocukları)

 

·       ELHAMDÜLİLLAH ŞERİATÇIYIM

 

 

 

Tayyip, belediye bakan adayı olarak TV’lerde çıktığında, “Elhamdülillah şeriatçıyım” diyor, Erbakan’ı yıkma stratejisini  daha o günlerde sahneye koyuyordu. Erbakan’ı yıkmak, genel başkan olmak, Türkiye’yi yönetmek o kadar da kolay değildi. Recep Tayyip Errdoğan’ın belli iddialara ve sloganlara sahip çıkması gerekiyordu: “Elhamdülillah şeriatçıyım” diyordu. Batı uygarlığına karşı Türkiye’nin diğer İslam ülkeleriyleayrı bir blokta yer alması gerektiğini savunuyordu.

 

17 Temmuz 2002 tarihli Akşam Gazetesi Erdoğan’ın Financial Times Gazetesi’ne verdiği demeci aktarıyordu:

 

“İslamcı değilim.Siyasi yaşamım boyunca kendimi tanımlamak için asla  ‘İslamcı’ sözcüğünü seçmedim. “ oysa Tayyip her fırsatta; “Referansımız İslam” bile demişti.( Ergün POYRAZ)

 

·       Öğrencilere psikolojik cihat çağrısı

 

 

 

Eğitim-İş Sendikası Denizli Şubesi yöneticileri, Yeşilköy İbrahim Cengiz Yatılı Bölge Eğitim İlköğretim Okulu öğrencilerine dağıtılan “Dinin Direği Namaz” adlı kitapla psikolojik cihat çağrısı yapıldığını bildirdiler. Namazla diriliş seferberliğine çağrı yapılan kitapta, “Allah ve namaz yolunda ölmek”, “aslolanın cami merkezli bir hayat tarzı olduğu” gibi ifadeler yer alıyor.Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde düzenlenen tartışmalı etkinliklerle gündeme gelen Denizli’de, bu kez Eğitim-İş Sendikası yöneticileri, farklı bir konuya dikkat çektiler. Yeşilköy İbrahim Cengiz Yatılı Bölge Eğitim İlköğretim Okulu öğrencilerine Kutlu Doğum Haftası’nda dağıtılan dini kitapla, psikolojik cihat çağrısı yapıldığı belirtildi. Okulun 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerine, okulda müdür yardımcılığı görevini de yürüten din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni Mehmet Yıldız tarafından dağıtıldığı belirtilen kitabın içeriğinde, ilköğretim çağındaki çocukların kaldıramayacağı ağır ifadelerin bulunduğu vurgulandı.

Gülen’den alıntı yapılmış

Namaz Gönüllüleri Platformu tarafından Ak Kitap ve Akit Pazarlama Yayınevi’ne bastırılan 186 sayfalık kitabın içeriği oldukça dikkat çekici. “Sizleri dünya ve ahiretinizi kurtaracak bir seferberliğe çağırıyoruz. Namazla diriliş seferberliğine… Gelin millet ve ümmet olarak hep birlikte namaza koşalım, kıyama, rükuya, secdeye sarılıp namazla dirilelim ki, gerçek kurtuluşa erelim” gibi çağrıların yapıldığı kitapta, namaz kılmayanların müşfik, camilerin ümmet olarak hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğu, cami merkezli bir hayat tarzının benimsenmesi gerektiği öne sürüldü. Fethullah Gülen gibi birçok cemaat, liderlerin sözlerinden alıntılar yapılan kitapta, şiddet, ölüm ve korku içeren ifadelere de yer verildi.

Eğitim-İş harekete geçirdi

Kitapta, “Eksi 20 derecede, Çeçen mücahidin arkasında bombalar düşerken namazına devam etmesi, namazın insanı, Allah yolunda canını bile feda edebilecek bir ruh zenginliğine ulaştırabileceğini gösterir…” cümlelerine yer veriliyor. Eğitim-İş Denizli Şube Başkanı Dikmen Onat , Talim Terbiye Kurulu’ndan geçirilmeden dağıtılan kitapla ilgili acil harekete geçilmesi çağrısı yaptı. Onat, kitabın dağıtımına kimlerin izin verdiğinin açıklanmasını istedi. İl Milli Eğitim Müdürü Ekrem Ekici, kitap örneği istediklerini, gerekirse Mehmet Yıldız hakkında soruşturma başlatılacağını duyurdu.

Cumhuriyet

 

 

 

 

 

  • Şehitlerimizin Sorumlusu AKP’nin Ta Kendisi!.

 

Şehit cenazeleri vardı yine..Bir piyade uzman onbaşı..

Suat Özcan ..

Bir piyade teğmen..

Halil Demirörs ..

Törenler kalabalıktı..

Cemaatlerin elinde Türk bayrakları çoğalmıştı..

Anneler, eşler, çocuklar..

Kadınların başörtüleri beyazdı..

Nasıl beyaz?..

Anaların ak sütü kadar beyaz..

Gözyaşları..

Hıçkırıklar..

Dualar..

Cenaze törenlerinde imamlar vakur, cemaat saygılı, akrabalar içli, büyükler suskun, gençler kararlıydı..

Şehitler nereye uğurlanıyordu?..

Cennete!..

*

Gazeteleri açtım, yüzde 90′ında şehitlerden haber yoktu…

Kimisinde hiç yoktu..

Kimisinde ha var, ha yoktu..

Dinci gazeteler çoğunlukla şehitlerin cenaze törenlerini es geçmişti..

Peki, medya neyi bekliyordu?..

Neden sesini çıkarmıyordu?..

Neden pısıyordu?..

Teğmen Demirörs’ün cenaze törenine 10 bini aşkın kişi katılmıştı..

Gençler sloganlar atıyorlardı:

“- Kelle değil, şehit bu!..”

“- Kahrolsun PKK!..”

“- Yata yata değil, seve seve şehit olduk!..”

“- Katil ABD!..”

RTE ‘nin münasebetsiz açıklamalarına, ilginç yorumlarına şehit cenazelerinde sloganlarla yanıt veriliyordu.

*

Medya ve AKP iktidarı, şehit cenazelerine önem vermek için, Cumhuriyet mitingleri kadar katılım bekliyorlarsa, o da olacaktır…

Takıyyeci iktidar bugün ABD’nin ağuşuna sığınmış, kucağına oturmuştur…

ABD hem Kuzey Irak’tadır..

Hem Güney Anadolu’dadır..

PKK’yi himaye etmektedir..

Terör örgütünü korumaktadır..

ABD yalnız terör örgütünü mü gözetmektedir?..

Hayır!..

ABD hem PKK’yi gözetmektedir..

Hem AKP’yi gözetmektedir..

Bu arada gencecik canlarımız şehit olmaktadır…

Peki, RTE’nin “kelle” dediği şehitlerimize ne zaman sahip çıkacağız?..

*

Olaylar o kadar açık seçik, saydam ve çarpıcı hale gelmiştir ki ne kadar örtbas edilmeye çalışılsa nafiledir…

Türkiye’deki dinci ve çok satışlı medya, olayların ardındaki gerçeği örtbas etmek için elinden geleni yapıyor…

Çünkü bu medya AKP ile işbirliği içindedir…

Şehitlerimizin kanları medya olarak hepimizin ellerine bulaşıyor, alnımıza yazılıyor…

Bu vatanın gencecik çocukları Güneydoğu’da vatan uğruna şehitleşirken bizler İstanbul’da siyasal dedikoduyla vur patlasın çal oynasın…

ABD ile kirli diplomasi..

AKP ile aşna fişne..

*

Bir tek çocuğumuzun daha şehitlik haberi, bu pis oyunda hepimizin ortak cinayeti demektir!..

AKP’nin ABD ile kirli oyununa karşı çıkmak, çocuklarımızın hayatlarına sahip çıkmakla eşanlamlıdır!..

 

27
Jun
07

Değişik Kaynaklardan Alınan Alıntılar

v     Erbakan, “parti kapatmanın ilkellik olduğunu durmadan yinelemektedir. Bir yandan anayasa suçu işleyeceksiniz, hukuk kurallarını çiğneyeceksiniz, öte yandan parti kapatmanın ilkellik olduğunu söyleyeceksiniz.” Çağdaş dünyada partilerin kapatılması söz konusu değilmiş? Çağdaş hukuka göre nasıl bir kişi suç işlediği zaman cezaevine gönderiliyorsa, suç işleyen partide kapatılabilir onun gibi..

 

Refah Partisi’nin anlı şanlı belediye başkanlarından biri şunları söylemişti birkaç yıl önce:“Sonu ölümle noktalanacak bir maratonun koşucularıyız…”

….…Eğer partileri kapatılırsa, “önce altı buçuk milyon kişiyi gömecek bir kabristanın bulunması gerekliymiş.” Bir parti “bakkal dükkanı gibi kapatılamazmış.” Bu altı buçuk milyon topluluk “uğrunda ölmeye hazır oldukları davanın neferleriymiş.” Bunları söyleyende gene İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’dır. Davanın ne olduğu bellidir: şeriat ve din özlemciliği… Ağızlarda gene ölmek ve öldürmek sözcükleri… 

 

v     Sarığı beyinlerine saran kişilerin 1969’lu yıllarda “cihat” ilan etmek için dinsel duygular sömürülerek Türk ulusu savaşa çağırılmaktadır.

 

“Katmerleşti bizde üst üste intikam/ Selam yeşil sancağa, otağa selam/ Yürü milletim yürü, elinde Kuran/Sen yürürsen cihada, kurtulur İslam.” Dizeleriyle toplumun bir kesimi, öteki kesime karşı kışkırtılmaktadır.  

 

v     Recep Tayyip Erdoğan,İstanbul Belediye Başkanlığına seçildikten sonra, Belediye Meclisi çalışmalarını Fatiha okutarak başlatmıştır.Türk yurttaşlar yasasını hiçe sayarak şu tümceyle nikah kıymaya başlamıştır.

”Allah’ın emri Peygamberin kavliyle sizi karı koca ilan ediyorum.”

Belediyenin sosyal kurumlarında içkiyi yasaklamaya kalkışmış, balenin belden aşağı bir sanat olduğunu savlamış ve tiyatro salonlarında toplu namazlar kıldırarak kendini İstanbul’un imamı ilan etmiştir.Hiç gereği yokken şöyle söylemiştir:

 “Sonucu ölümle noktalanacak bir maratonun koşucularıyız.”Politikaya atıldığı günden beri kökten dinci davranışlar sergileyen Tayyip Erdoğan, en sonunda “minareler süngümüz, kubbeler miğfer/ Camiler kışlamız, müminler asker” diye nutuklar attığı için yargılanmış ve cezalandırılmıştır.

 

v     Başbakan Erdoğan’ın oğlu Necmettin Bilal Erdoğan’ın ve eşi Reyhan Hanım ile el ele tutuşmuş fotoğraflarına baktım.Sordum kendime, Harvard mezunu, Necmettin Bilal Bey, acaba türbansız bir kızla evlenir, evlenebilir miydi? Erdoğan ailesi buna izin verir miydi?

 

….Alışveriş türbanlılar arasında, belirli bir cemaat içinde, kız alıp verme, ticaret, ziyaret…İçlerine öyle isteye isteye, gönülden, yabancı (laikliğe bulaşmış) kimse pek istemiyorlar ve sokmuyorlar. Kuralları, anlayışları var. Erdoğan ailesi, kendi benzerlerini üretiyor. Kendi adamı, kendi hemşiresi, kendi öğretmeni, kendi hemşerisi, kendi cemaati…

Hükümetin atamalarında da bu görülüyor.Değiştirdikleri insanların başarılı olup olmadıklarına bakmıyorlar; önemli olan makamlara kendi adamlarının gelmesi. Onların geçmişi ya da yeni yerindeki performansları da belirleyici değil. Davranışa, anlayışa tek tiplilik egemen. “Kapalı Cemaat” hükmünü sürdürüyor. Çevresini kendi benzerleriyle donatılmış görmek istiyor. Giderek bu anlayış bütün Türkiye’yi kendi vizyonu içerisine alacak.( Orhan BURSALI, AKP ne üretir.)

 

“Atatürkçüler, dinin değil, din bezirganlarının düşmanıdır. Vicdan özgürlüğünün değil, başkalarının vicdan özgürlüğünü tanımayan, vicdan ve inancı kendi tekellerine almak isteyen saldırganların düşmanıdırlar.”

Muammer AKSOY

 

 

v     Ben şuanda ülkemizdeki siyasal İslam hareketinin en önemli temsilcisi sayılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediklerini yinelemekle yetinceğim:

Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor…Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu! Sen bunun önüne geçemezsin ki….Millete rağmen bu yürümez zaten.Hem laik hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik! İkisi bir arada ters mıknatıslanma yapar. “Ben Müslümanım” diyenin tekrar yanına gelip bir de “Aynı zamanda laikim” demesi mümkün değil. Niye? Çünkü, Müslümanın yaratıcısı Allah kesin hakimiyet sahibidir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” koskocaman bir yalan. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ın dır….

 

“Türkiye Cezayir olur mu?” Diye soruyorlar. Biz hazmettire hazmettire geliyoruz Allah’ın izniyle… Bu düzenin koruyucusu olamayız mümkün değil….…Bizim inandığımız doğru, yani Milli Görüş, zaman ve zemine göre değişmeyen doğrunun adıdır. Ben şahsen zamana ve zemine göre değişmeyen doğrunun hayata hakim kılınmasında gerekirse papaz elbisesi giymeye hazırım…….

1,5 Milyarlık İslam alemi Müslüman Türk Milleti’nin ayağa kalkmasını bekliyor. Kalkacağız. Işıkları göründü. Allah izniyle kıyam (ayaklanma) başlayacak…. 

 

v     Recep Tayyip Erdoğan’ın  içinde bulunduğu Refah Partisi üst düzey yöneticilerinin destek verdiği belgelerle saptanan İBDA-C’nin yayın organı Taraf Dergisi’nden bazı alıntılar yapalım:

 

Dinsiz Cumhuriyeti yıkma yolunda en önde giden Sivas’ın yiğit Müslümanlarına teşekkürü borç biliriz.Karar çıkmıştır. “İslam’da şiddet yoktur” diyen her kim olursa aynen Kemalist ve işgal yanlısı bir kafirdir. Nifak ve fitnecilerin katli hak ve önceliklidir. Yaşasın Anadolu halklarının şeriat için silahlı mücadelesi.

 

Sivas’ta insanlarımız, yargılama ve cezalandırma hakkını kullanmışlardır: Yargılama ve cezalandırma hakkı yalnız Müslümanlarındır. Bunun lamı cimi yok. Yasa dışı T.C. nin hiçbir hakkı yoktur. …Kim Türkiye Cumhuriyeti’ne savaş açar, zarar verir ise onu destekleriz. İslamcı mücadelenin etkinliği, Kemalist Devletin güç kaybetmesiyle bağlantılı olduğundan, ona darbe indiren her kesim, biz İslam Devrimcilerini mutlu kılar, ister Dev-Sol, ister PKK olsun… (Vural SAVAŞ, İrtica ve Bölücülüğe Karşı Militan Demokrasi)

 

v     ŞERİATÇILAR ŞİRKETİ

 

Mehmet Bölük “El Tayyip” adlı kitabında bu süreci şöyle vurguluyordu:“Türkiye’nin dört bir yanından RP yandaşı şirketler İstanbul Belediyesi olanaklarından paylarını almaları için İstanbul’a davet edildi. İstanbul’da partili ve Tayyip yanlısı olup iş yapacak firması olmayanlara şirketler kurduruldu. İstanbullunun paraları RP ve Tayyip yanlılarına akıtılmaya başlandı.

İstanbul Belediyesi ve BİT’lerin ihaleleri yandaş şirketlere fahiş fiyatlarla veriliyor, bu şirketlerden irtica yanlısı vakıf ve derneklere büyük bağışlar alınıyordu. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş oluyordu. Hem RP’li şirketler zengin oluyorlar, hem de yandaş vakıf ve derneklerin kasaları doluyordu. Bu paralara iktidar için ihtiyaç vardı.(Ergün POYRAZ, Patlak Ampul)

 

 v     ÇOCUKLAR ALLAH DAVASI YOLUNDA ÖLSÜNAKP’li Ergezen, meydanı boş bulunca esip gürlüyor, gençlerin PKK’lılarla çarpışmamalarını, Allah nizamı yani şeriat yolunda ölmelerini emrediyordu:“Ben her gittiğim yerde kadınları, hanımları görünce onlara diyorum ki, “Ey analar sizler evlatlarınızı yiğit yetiştirin korkak yetiştirmeyin…

Çocuklarınız trafik kazalarında öleceğine, çocuklarınız Güneydoğu’da PKK olaylarında öleceğine, çocuklarınız arazi davası süreceklerine henüz öyle evlatlar yetiştirin ki, Allah’ın nizamını savunmak için yetişsin… Allah’ın davasını savunmak için öldürülsün. Avrupalıyı örnek alanların yetmiş yılda bu memleketi ne hale getirdiklerini görüyoruz. Her on yılda bir ihtilal ve geldiği günden beri kan, gözyaşı ve zulüm eksik olmamıştır… halbuki biz düşmanlarımızla savaşırken gözümüzden yaş akmalıdır. Biz düşmanlarımızla savaşırken ölmeliyiz…( Ergün POYRAZ, Patlak Ampul)

 

 

 v     PKK’lıların şehit ettiği her asker ve polisin ardından keyiflenen ve baklava ziyafetleri düzenleyen, PKK’lılara “Aynı amaçla çarpıştığımız gerilla kardeşlerimiz” diyerek destekler yağdıran, Tayyip Erdoğan’ın bayram tebriki gönderdiği İBDA-C’nin yayın organına her fırsatta demeçler veren, AKP Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen’de Türklüğü tahkir eden sözleriyle onlarla aynı kulvarda koşuyordu:“..Gelin dağa taşa, “Ne Mutlu Türküm diye yazacağımıza, gelin dağa taşa Ne Mutlu Müslümanım diye yazalım”

 

 v     BİR LAİKLİK DÜŞMANI DAHA

 AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın stepnesi ve Genel Başkan Yardımcısı Bülent Arınç Tekirdağ Malkara’da yaptığı konuşmada laiklik hakkında laikliğin değil Müslümanlığın kardeşliği sağlayacağını anlatıyordu:

 

“60 Milyon insanı kardeş yapan laiklik değildir. 60 milyon insanı kardeş yapan, Müslümanlıktır, inançtır. Devlet İslam’la barışmalıdır ki, topluma huzur gelsin”  

 v     ABD’nin Müslüman Irak halkına kan kusturmaya başladığı işgalin ilk günlerinde:“Kahraman genç kadın ve erkek Amerikan askerlerinin olabilecek en az kayıpla evlerine dönmeleri için dua ediyorum.”Recep Tayyip Erdoğan _ Başbakan 31 Mart 2003

 

 v     ALFABE İHANETİ

Türkiye’de Kürtçe’yi ikinci dil olarak dayatma planları yapılırken AKP iktidarı da Kürtçe’de yoğun olarak kullanılan q,w,x harflerine ders kitaplarında yer vererek yeni bir skandala imza attı. (3 Ekim 2004 Yeniçağ)

 

 v     YASAK GÜNÜ GELDİĞİNDE KALKACAKDışişleri ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, başörtüsü yasağının AB insan hakları standartlarıyla bağdaşmadığını, günü geldiğinde Türkiye’de  de kalkacağını söyledi.

 

“Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”Kemal

ATATÜRK

27
Jun
07

Menemen Olayı – Bülent Arınç

KUBİLAY OLAYI

 

 

 

Manisa’da, Menemen’de ve daha bir çok yerde işgalcilere karşı bir örgütlenme içerisinde yer almayanlar, cumhuriyetin ilanından sonra “din elden gidiyor” söylemi ile Hüsnüyadis namlı, Manisa Mutasarrıf Nakşibendi tarikatı mensubu Giritli Hüsnü Bey’in kardeş çocuğu olan sözde Giritli mehdi Derviş Mehmet önderliğinde çoğu cahil insanlar bir araya geldiler…

 

 

 

 

Bu grup 23 Aralık 1930 günü Menemen’de yaptıkları isyan girişimi sırasında kendilerine engellemeye çalışan 43. Piyade Alayı’ndan Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ile karşı karşıya geldiler. Kubilay ve beraberindeki askerler gruba uyarı ateş açtı. Fakat, “silahlarında manevra mermisi bulunduğundan dolayı etkili” olamadılar… Bunu fırsat bilen Giritli mehdi Derviş Mehmet ise, “bakın bana mermi işlemiyor” diyerek kendince kutsallık zırhına büründü. Olaylar sırasında ağır bir şekilde yaralanan Kubilay, yaralı olarak meydandaki hükümet binasına girmek istedi. Ama binanın giriş kapısı kapalı olduğu için giremedi… Bu nedenle, hükümet binasının hemen yanındaki Kazez Camii bahçesine yöneldi. Giritli mehdi Derviş Mehmet, Giritli Şamdan Mehmet ile birlikte Kazez Camii bahçesinde bitkin bir vaziyette bulunan Kubilay’ın başını bağ testeresi ile canlı canlı gövdesinden ayırdılar. Sonrada, asteğmen Kubilay’ın başını yeşil bir bayrağın tepesine takarak Menemen sokaklarında dolaştırmaya başladılar. Bu sırada, kendilerine müdahale eden Şevki ve Hasan adlı kahraman iki bekçiyi de öldürdüler. Olay yerinde toplanan 250 – 300 kişilik ahali ise Kubilay’ın şehit edilmesi esnasında olaylara hissiz ve seyirci kaldı. Hatta bir kısmı, olayı tasvip edercesine alkış tuttu. O sırada sözde mehdi Giritli Derviş Mehmet, Yüzbaşı Fahri’ye “ben mehdiyim, şeriatı ilan ediyorum. Bana kimse mukavemet edemez. Karşımdan çekil!” dedi…

 

 

 

 

Sonunda isyan bastırıldı. Kurşun işlemeyen sözde Giritli mehdi Derviş Mehmet’e ateş açıldı. Ve bu ateş esnasında Kubilay’ı şehit eden sözde Giritli mehdi Derviş Mehmet ile birlikte Giritli Sütçü Mehmet ve Giritli Şamdan Mehmet öldürüldü. Aralarında önceden Şeyh Sükuti’nin Menemen belediye başkanlığı yaptığı sırada yönetimde birlikte olduğu bilinen Hayımoğlu Yahudi Jozef, Erbilli Şeyh Esad’ın oğlu Mehmet Ali ve 37 kişinin idamına karar verildi. Nakşibendi Şeyhi Esad Efendi ise ilerlemiş yaşından dolayı 24 yıla hapis oldu. Fakat tutuklu bulunduğu sırada hastalığından dolayı öldü. Şeyh Esat ve tarikatının amacı Cumhuriyet kayıtlarına, “Hükümeti yıkmak, ATATÜRK ilke ve inkılaplarına aykırı olarak saltanat ve şeriatı getirmek, tekke ve zaviyeleri açmak, şapkayı yasaklayıp yeniden fesin kullanılmasını” sağlamak olarak geçti. Menemen olayının hazırlayıcılarından olan Nakşibendi tarikatı lideri Şeyh Esat’ın yurt dışı bağlantısı ile ilgili olarak Askeri Mahkeme Başkanı General Mustafa MUĞLALI, verdiği beyanatta (Cumhuriyet Gazetesi; 01 Şubat 1931 Tarihli nüshası), “Şeyh Esat, hilafet komitesiyle alakasına dair bir itirafname hazırlıyordu. Bu münasebetle İngiliz casusu Lavrens ile münasebette bulunduğunu da doğrulamaktaydı. Fakat, hastalığı bunu yazıp bitirmesine mani” olduğunu belirmiştir.

 

 

 

İşte size, “bir – iki sarhoş ve esrarkeşin gerçekleştirdiği olayların insafsızca inançlı bir kesime mal edilmek” istendi denilen Menemen isyanı. Bu isyanın gerçeklerini yıllar sonra Nedim ÇAKMAK’ın yazdığı “İşgal Günlerinin İşbirlikçileri Hüsnüyadis Hortladı” isimli kitabı (Kumsaati Yayınları [Kitabın 5. baskısı yayına hazırlanıyor!]) sayesinde öğrendik… Kitapta, Menemen isyanını Giritli Hüsnü Bey’in Türk Milletine ve Cumhuriyete karşı düşmanlığı sonucu Yunanistan’a gittikten sonra buradan idare ettiği yazılıydı!!!

 

Olayların tertipleyicileri ise Nakşibendi tarikatı lider Erbilli Şeyh Esat, işgal dönemin Manisa Valisi Giritli Hüsnüyadis (1922’de Yunanistan’a yerleşti ve Hristiyan oldu) ve onun kardeş çocuğu Giritli Derviş Mehmet, Menemen Belediye Başkanı Şeyh Sükuti ve akın akın Manisa’dan Menemene gelen diğerleri…

 

Hüsnüyadis namlı Manisa Mutasarrıfı, Nakşibendi tarikatı mensubu Menemen isyanının tertipleyicisi, Nakşibendi tarikatı lideri Erbilli Şeyh Esat ve Derviş Mehmet, işgal yıllarında yurdunu savunmak için çete kurmadı, işgal güçlerine karşı kurşun sıkmadı!… Fakat, genç Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı çete kurarak, asker ve iki bekçisine kurşun sıkmakta ve kurşun sıktığı asteğmen Kubilay’ın başını bağ testeresi ile kesme konusunda hiç tereddüt etmedi.“Menemen isyancısı Derviş Mehmet’in (Menemen-Sümbüller Köyü) ikinci eşinden torunu, babadan Girit Rum’u, anadan Mısırlı Arap olan zat şimdi Meclis başkanlığı yapan (Bülent ARINÇ) ın dedesidir… 




İstatistikler

  • 446,822 Tıklama

 

Haziran 2007
M T W T F S S
    Jul »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930