
Hayatımdaki en derin pişmanlıklardan biridir 3 Kasım’da oy verememek. Kendimce haklıydım, seçimlerde AKP’den sorumlu muhabir olarak sabahın köründen gecenin yarısına kadar Tayyip Erdoğan’ı takip etmek, attığı her adımı izlemek, hatta gecenin sonunda il başkanlığının önündeki sevinç gösterilerinin haberini yapmak zorundaydım. Bir gazeteci olarak görevimi yapayım derken vatandaşlık görevimi yapamadım. Ertesi sabah pişman uyandım.
Üstünden 4.5 yıl geçti. 4.5 yılda Türkiye tarihinde hiç görmediği şeyler gördü.
Yalana, dolana alışıktı da kör gözün parmağına talanı gördü.
Hakareti , aşağılamayı, ulan diyen başbakanı da gördü.
Maaşının yetmediğini yabancılara şikayet edenleri, yetmeyen maaşıyla oğluna gemi alabilenleri gördü.
Kaçak villalar diken bakanları, şeyini şey ettiğimin şeyi diye gazeteci azarlayan meclis başkanlarını gördü.
“Cumhuriyet Döneminin sonu geldi” diyenlerin cumhurbaşkanı adayı olduğunu da gördü.
Gördü de gördü.
Ben her yeni dumurun ertesi sabahı biraz daha pişman uyandım. Biraz daha pişman, biraz daha suçlu…
Benim gibi dokuzmilyonsekizyüzyetmişsekizbinikiyüzkırkdört kişi daha oy kullanmadı ya da geçersiz oy attı 3 Kasım’da.
Kiminin Pazar Pazar kalkıp gidesi gelmemişti.
Kimi parmağa mürekkep dökülmesine tepki göstermişti.
Kimi “arsız” siyasetçilerden yılgındı, onlara oy vermek içine sinmemişti.
Kimi de var olan siyasetçilerin hepsinden bıkkın kime oy vereceğini bilememişti.
Ne oldu?
AKP onmilyonsekizyüzsekizbinikiyüzyirmidokuz oyla zaferini kutlar, gazeteler pohpoh manşetleri atarken geri kalan milyonlar şaşkın kalakaldı.
Dörtbuçuk yıl geçti.
AKP biz oy veremeyenlerden aldığı sadece dokuzyüzyirmidokuzbindokuzyüzseksenbeş fazla oyla dörtbuçuk sene boyunca istediğini yaptı.
AKP hükümetine her kızdığımda biraz da kendime kızdım. Çünkü suçun altında benim de imzam vardı.
Yalanı, dolanı, talanı ortaya döken bir kurumda da çalışsam…
Gizli ajandaları, pazarlıkları açığa çıkaran bir haber merkezinin parçası da olsam…
Her baskıya göğüs gerip, sansüre, yıldırma politikalarına rağmen inadına ayakta dimdik duran bir ekibin gönüllülerinden de olsam…
Cumhuriyet Mitinginde buluşan milyonlardan biri de olsam…
Kurtulamadım suçluluk hissinden. Çünkü ben bir şekilde oy kullanmamış o dokuzmilyonsekizyüzyetmişsekizbinikiyüzkırkdört kişiden biriydim.
Dedim ya dört buçuk yıl geçti üzerinden…
Türkiye 3 Kasım’ın ardından yakasına yapışan o şaşkınlık halini yeni yeni attı daha..Önce 14 Nisan Tandoğan, ardından 29 Nisan Çağlayan…Akın akın aktık meydanlara , mitinglerde buluştuk, “bir şey yapmalı” dedik. Ama gerçek miting, en büyük miting artık 22 Temmuz’da sandıkta…
1946′dan bu yana Türkiye ilk kez bir yaz günü sandığa gidecek. Türkiye İstatustuk Kurumu’nun verilerine göre seçim zamanı tatile çıkma olasılığı bulunan üçmilyonikiyüzbin seçmen var. Temmuz ayında yazlıkta olacaklar ise birmilyonyediyüzbin kişi.Sekizyüzbin kişi yaylaya çıkıyor.Yani yaklaşık olarak beşmilyonyediyüzbin kişi ikametgahından uzakta…Birmilyon kişi de turizm çalışanı… Etti altımilyonyediyüzbin…
Biliyorum, plajlar çok cezbedici…Ama o plajlar özelleştirilmesin diye 22 Temmuz’da sandıkta…
O yazlıklar da seneye de huzur içinde tatil yapabilelim diye 22 Temmuz’da sandıkta…
O denizlere seneye de harem selamlık girmeyelim diye 22 Temmuz’da sandıkta…
O dağlardaki yaylalara seneye PKK adım atamasın diye 22 Temmuz’da sandıkta…
Unutmayın en büyük miting 22 Temmuz’da!!!
İki eliniz kanda da olsa…
Pişman olmamak için!!!
0 Yanıt, “En Büyük Miting 22 Temmuz’da!”