İşte Türkiye!


20 Jun 2007 için arşiv

20
Jun
07

MUHSİN YAZICIOĞLU kimdir

Tarafından skyturkvngenc Leave a Comment
Kategoriler: Muhsin Yazıcıoğlu

Muhsin Yazıcıoğlu, 1954 yılında, Sivas’ın Şarkışla ilçesi Elmalı Köyü’nde doğdu. Yazıcıoğlu, ilk ve orta öğrenimini Şarkışla’da, üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde yaptı.1968′de cemiyetçilik çalışmalarına başlayan Yazıcıoğlu, Şarkışla’da Genç Ülkücüler Hareketi’ne katıldı. Muhsin Yazıcıoğlu, üniversite eğitimi için 1972′de Ankara’ya geldikten sonra Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nde görev yapmaya başladı; sırasıyla Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’nda bulundu (1977-78). Yazıcıoğlu, 1978′de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucu Genel Başkanı oldu.

1980 yılına kadar MHP’de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulunan Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül 1980′den sonra MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda yargılandı. 7,5 yıl Mamak Cezaevi’nde kalan Yazıcıoğlu, bu davadan herhangi bir ceza almadı. 

Yazıcıoğlu, cezaevinden çıktıktan sonra, cezaevindeki ülkücüler ve onların ailelerine yardım amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığını yaptı. 

Yazıcıoğlu, 1987′de Milliyetçi Çalışma Partisi’ne (MÇP) girdi ve Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu. 

20 Ekim 1991 Milletvekili Genel Seçimlerinde, Refah Partisi (RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi’nin (IDP) oluşturduğu ittifak bünyesinde milletvekili adayı olan Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas’tan milletvekili seçildi. 

Yazıcıoğlu, 7 Temmuz 1992′de, “içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı” gerekçesiyle 5 milletvekili arkadaşı ile beraber MÇP’den ayrıldı. 

Muhsin Yazıcıoğlu, 29 Ocak 1993′de, MÇP’den ayrılan bir grup arkadaşı ile beraber Büyük Birlik Partisi’ni (BBP) kurdu ve partinin Genel Başkanı oldu.

24 Aralık 1995′te yapılan erken genel seçimlerinde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak yeniden parlamentoya giren Yazıcıoğlu, 28 Şubat 1996′da ANAP’tan istifa ederek, BBP’ye döndü. 

Muhsin Yazıcıoğlu, 26 Nisan 1998′de yapılan 3. Büyük Kurultay ve 8 Ekim 2000 tarihindeki 4. Büyük Kurultay’da tekrar BBP Genel Başkanlığına seçildi. 

Halen bu görevi sürdürmekte olan Muhsin Yazıcıoğlu, evli ve iki çocuk babasıdır.

20
Jun
07

BÜLENT ARINÇ kimdir?

Tarafından skyturkvngenc Leave a Comment
Kategoriler: Bülent Arınç

Bülent Arınç, 1948 yılında Bursa’da doğdu. Manisa Lisesi’nden mezun olan Arınç, 1970 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

Arınç, Manisa’da uzun süre serbest avukatlık yaptı. Üniversite yıllarından itibaren siyasetle uğraşan, gençlik kolları başkanlığı yapan Bülent Arınç, il başkanlığı görevinde de bulundu.

24 Aralık 1995‘te milletvekili genel seçimlerinde Refah Partisi’nden (RP) Manisa Milletvekili seçilen Arınç, RP MKYK üyeliğinde bulundu. Bülent Arınç bu dönemde TBMM Adalet Komisyonu ile Türkiye-AB Karma Komisyonu’nda çalıştı.

Arınç, RP’nin 15 Şubat 1998‘de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması ve kapatma kararının 22 Şubat 1998 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmasından sonra, 27 Şubat 1998′de bir grup arkadaşıyla beraber 17 Aralık 1997′de kurulan Fazilet Partisi’ne (FP) geçti.

Arınç, 18 Nisan 1999 milletvekili genel seçimlerinde FP’den Manisa Milletvekili seçildi. İki yasama döneminde FP Grup Başkanvekili görevinde bulunan Arınç, ayrıca TBMM Dışişleri Komisyonu üyeliği yaptı.

Bülent Arınç, FP’nin “Yenilikçi Kanat” milletvekilleri arasında öne çıkan Kayseri Milletvekili Abdullah Gül ile beraber hareket etti ve 14 Mayıs 2000′de toplanan FP 1. Olağan Büyük Kongresi‘nde Genel Başkanlığa adaylığını koyan Gül’ü destekledi.

FP’nin 22 Haziran 2001‘de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından bu partiye mensup milletvekillerinden “Yenilikçi Kanat” olarak adlandırılan grubun 14 Ağustos 2001 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi‘nin (AKP) kurucuları arasında yer alan Arınç, TBMM Grup Başkanı görevine getirildi.

Bülent Arınç, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan Milletvekili Erken Genel Seçimlerinde üçüncü kez Manisa Milletvekili olarak Parlamentoya girdi.

Arınç, 19 Kasım 2002′de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçildi. Manisa Milletvekili Bülent Arınç birinci oylamada Anayasa’nın istediği çoğunluğu sağlayarak, 369 oyla TBMM’nin 22. Başkanı oldu.

Bülent Arınç, evli ve iki çocuk babası

Arınç, orta derecede İngilizce biliyor.

20
Jun
07

Ermeni Terörü…

Tarafından skyturkvngenc Leave a Comment
Kategoriler: Terörizm

Türklere yönelik, başta ASALA olmak üzere Ermeni terör örgütlerinin saldırıları, 1973 yılında başladı ve aralarında diplomatlar, güvenlik görevlileri ve işadamlarının da bulunduğu 41 Türk vatandaşı katledildi. 

(Esenboğa olayında 6 Türk ve 2 yabancı, Orly olayında 2 Türk ve 6 yabancı, İstanbul Kapalıçarşı olayında 2 Türk ve diplomatlara yönelik saldırılar sırasında da (1978 Madrit ve 1983 Belgrad)  2 yabancı Ermeni terörünün kurbanı oldu.)

Türklere yönelik saldırılar, 1984 yılı sonunda kesildi.
 

Ermeni terörü
  27 Ocak 1973 – Los  Angeles (ABD)   Mehmet Baydar – Bahadır Demir 
* Türk vatandaşlarına yönelik ermeni saldırıları, 1973 yılında başladı. Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR ve Konsolos Bahadır DEMİR, 78 yaşındaki Amerikan uyruklu ermeni Gurgen (Karakin) Yanikiyan tarafından şehit edildi. Elinde bulunan Abdülhamit’e ait bir tabloyu Türkiye’ye armağan etmek istediğini bildirerek, Baydar ve Demir‘i Santa Barbara‘daki Baltimore Oteline davet eden Yanikiyan, iki diplomatı otelde silahla üzerlerine ateş açarak öldürdü. Cinayetten sonra tutuklanan ve müebbet hapis cezasına çarptırılan Yanikiyan, 31 Aralık 1984 tarihinde af ile serbest bırakıldı. Yanikiyan, serbest kaldıktan kısa bir süre sonra öldü.

Türk diplomatlara karşı ilk saldırı olarak nitelenen bu olay, daha sonra bir cinayetler zincirini başlattı ve örgütlü Ermeni terörüne örnek oluşturdu.
 

22 Ekim 1975 – Viyana (Avusturya)   Daniş Tunalıgil
* Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Daniş TUNALIGİL, büyükelçiliği basan 3 terörist tarafından şehit edildi. 20 Şubat 1975‘de Beyrut‘taki THY bürosu bombalandı. Olayı, Gizli Ermeni Ordusu Esir Yanikiyan Gurubu üstlendi. Olay yerine bırakılan mektupta, “Ermenilerin haklı davasında emperyalistlere karşı mücadele edileceği, eylemlerin Türkiye, İran ve ABD’yi hedef alacağı, bu bombalama eyleminin de bir başlangıç olduğu” bildirildi.

22 Ekim 1975 tarihinde, otomatik silahlı 3 kişi, Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği’ne girerek kapıdakileri etkisiz hale getirdikten sonra Büyükelçi’nin makam odasına girdiler. Burada Daniş Tunalıgil‘e Türkçe, “Siz Sefir misiniz?” diye soran ve “Evet” yanıtını alan saldırganlar, Tunalıgil‘i otomatik silahlarla taradılar. Tunalıgil, olay yerinde can verdi. 3 terörist, hızla binayı terkederek, bir otomobille uzaklaştılar. 
 

  24 Ekim 1975 – Paris (Fransa)   İsmail Erez – Talip Yener
* Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail EREZ ve makam şoförü Talip YENER, büyükelçilik yakınlarında katledildi. Büyükelçi Erez’in makam aracı, yerel saatle 13.30 sıralarında Büyükelçilik yakınındaki Seine Nehri üzerindeki Bir Hakeim Köprüsü’nde pusuya düşürüldü. İsmail Erez ve makam şoförü Talip Yener, otomatik silahlarla taranarak öldürüldü. Saldırıyı “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları” adlı örgüt üstlendi.
 
  16 Şubat 1976 – Beyrut (Lübnan)   Oktar Cirit
* Türkiye’nin Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Oktar CİRİT, bir salonda otururken, Ermeni terörizminin kurbanı oldu. Saldırıyı ASALA üstlendi. ASALA ilk kez bu cinayetle adını ortaya attı.
 
  9 Haziran 1977 – Roma (İtalya)    Taha Carım
* Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Taha CARIM, büyükelçilik ikametgahının önünde iki teröristin açtığı ateş sonucu öldü. Saldırıyı bu kez “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları” adlı örgüt üstlendi.
 
  2 Haziran 1978 – Madrit (İspanya)  Necla Kuneralp – Beşir Balcıoğlu 
* Türkiye’nin Madrit Büyükelçisi Zeki KUNERALP‘in makam aracına 3 terörist tarafından ateş açıldı. Arabada bulunan büyükelçinin eşi Necla KUNERALP ile emekli büyükelçi Beşir BALCIOĞLU, hayatlarını kaybettiler. Saldırıyı “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları” adlı örgüt üstlendi. Bu olayda, ilk kez bir yabancı da Ermeni teröristlerin Türklere yönelik saldırısı sırasında öldü. Makam Şoförü İspanyol Atonyo TORRES, teröristlerin kurşunlarına hedef oldu.
 
12 Ekim 1979 – Lahey (Hollanda)   Ahmet Benler
* Hollanda’daki Türkiye Büyükelçisi Özdemir BENLER’in oğlu Ahmet BENLER, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Olayı bu kez hem “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları”  hem de ASALA ayrı ayrı üstlendi.
 
22 Aralık 1979 – Paris (Fransa)   Yılmaz Çolpan
* Türkiye’nin Paris Turizm Müşaviri Yılmaz ÇOLPAN, bir teröristin saldırısı sonucu katledildi. Bu olay, Ermeni terörizminin Paris’teki ikinci saldırısı oldu. Olaydan sonra haber ajanslarına telefon eden bir kişi, Roma, Madrit ve Paris’teki eylemlerden “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları” adlı örgütün sorumlu olduğunu bildirerek, “Türk Hükümeti Ermenilere hak tanımadığı için Avrupa’daki Türk diplomatlarını öldürüyoruz” dedi. 
 
  31 Temmuz 1980 – Atina (Yunanistan)  Galip Özmen – Neslihan Özmen
* Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip ÖZMEN ile 14 yaşındaki kızı Neslihan ÖZMEN, bir teröristin silahlı saldırısı sonucu katledildiler. Galip Özmen’in eşi Sevil ÖZMEN ve oğulları Kaan ÖZMEN olaydan yaralı olarak kurtuldular. Saldırıyı bu kez ASALA üstlendi.
 
17 Aralık 1980 – Sidney (Avustralya)  Şarık Arıyak – Engin Sever
* Türkiye’nin Avustralya Başkonsolosu Şarık ARIYAK ile koruma görevlisi Engin SEVER, Ermeni terörizminin kurbanı oldular. 1980 yılında ayrıca;
   – 6 Şubat‘ta Türkiye’nin İsviçre Büyükelçisi Doğan Türkmen, Bern’de uğradığı saldırıdan yara almadan kurtuldu.
   – 17 Nisan‘da Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Vecdi Türel‘in makam aracına ateş açıldı. Türel ve koruma görevlisi Tahsin Güvenç saldırıdan yaralı olarak kurtuldular.
   – 26 Eylül‘de Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği Basın Danışmanı Selçuk BAKKALBAŞI, uğradığı silahlı saldırıda yaralandı. 
 
4 Mart 1981 – Paris (Fransa)   Reşat Moralı – Tecelli Arı
* Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Reşat MORALI ile din görevlisi Tecelli ARI, Çalışma Ataşeliği’nden çıkıp arabaya binecekleri sırada 2 teröristin saldırısına uğradılar. Moralı saldırı sırasında hayatını kaybederken, din görevlisi Arı, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede öldü. Saldırıyı ASALA üstlendi. Bu olay ile Ermeni terörizminin, Paris’teki üçüncü katliamı oldu. Türkiye, Türk diplomatlarını etkin bir şekilde korumadığı için Fransa’ya protesto notası verdi. 
 
9 Haziran 1981 – Cenevre (İsviçre)  M. Savaş Yergüz
* Türkiye’nin Cenevre Başkonsolosluğu Sözleşmeli Sekreteri Mehmet Savaş YERGÜZ, evine gitmek üzere konsolosluktan ayrıldıktan hemen sonra uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Saldırıyı ASALA üstlendi. Olaydan sonra yakalanan Lübnan uyruklu Ermeni terörist Mardiros Camgozyan, 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
 
24 Eylül 1981 – Paris (Fransa)   Cemal Özen
* Türkiye’nin Paris Başkonsolosluğu ile Kültür Ataşeliği’nin bulunduğu binayı işgal eden 4 ermeni terörist, 56 Türk görevli ve vatandaşı rehin aldı. Teröristler, kendilerine müdahale etmek isteyen güvenlik görevlisi Cemal ÖZEN’i öldürdüler, Başkonsolos Kaya İNAL’ı yaraladılar. Ermeni teröristler, Türkiye’de siyasi tutuklu 12 kişinin salınarak Paris’e getirilmesini istediler. İsteklerinin kabul edilmeyeceğini anlayan teröristler 15 saat sonra polise teslim oldular. Türkiye, Fransa’yı bir kez daha uyarırken, Fransa da saldırıyı kınadı. Olayı ASALA üstlendi. Saldırıyı gerçekleştiren 4 ermeni terörist, Vasken Sakosesliyan, Kevork Abraham Gözliyan, Aram Avedis Basmaciyan ve Agop Abraham Turfanyan, 31 Ocak 1984′de Fransa’da 7′şer yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Mahkemenin sonucu Türkiye’de büyük tepkiyle karşılandı.1981 yılında ayrıca;
   – 2 Nisan‘da Türkiye’nin Kopenhag Çalışma Ataşesi Cavit Demir, oturduğu apartmanın asansöründe uğradığı silahlı saldırıdan yaralı olarak kurtuldu.
   – 25 Ekim‘de Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği İkinci Katibi Gökberk Ergenekon, yolda yürürken saldırıya uğradı. Ergenekon, olaydan hafif yaralarla kurtuldu. 
 
28 Ocak 1982 – Los Angeles (ABD)  Kemal Arıkan
* Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal ARIKAN öldürüldü. Arıkan’ın katili Taşnak militanı Hampig Sasunyan, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
 
5 Mayıs 1982 – Boston (ABD)  Orhan Gündüz
* Türkiye’nin Boston Fahri Başkonsolosu Orhan GÜNDÜZ, uğradığı silahlı saldırıda öldü.
 
7 Haziran – Lizbon (Portekiz)   Erkut Akbay – Nadide Akbay
* Türkiye’nin Lizbon Büyükelçiliği İdari Ataşesi Erkut AKBAY otomobilinde uğradığı silahlı saldırıda öldü. Otomobilde bulunan eşi Nadide AKBAY, yaralı olarak kaldırıldığı hastanede bir süre sonra yaşamını yitirdi.
 
27 Ağustos 1982 – Ottawa (Kanada)   Atilla Altıkat
* Türkiye’nin Ottowa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Atilla ALTIKAT, silahlı saldırı sonucu öldü.
 
9 Eylül 1982 – Burgaz (Bulgaristan)    Bora Süelkan
* Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora SÜELKAN katledildi. 1982 yılında ayrıca;
    – 8 Nisan‘daTürkiye’nin Ottawa Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Kani GÜNGÖR, uğradığı silahlı saldırıda yaralandı. 
    – 21 Temmuz‘da Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosu Kemal Demirer‘e konutu önünde silahlı saldırı düzenlendi. Demirer, olaydan yara almadan kurtulurken, saldırgan yaralı olarak yakalandı.
    – 7 Ağustos‘da ASALA‘ya bağlı 2 terörist Ankara Esenboğa Havalimanında düzenlediği silahlı baskında 8 kişi öldü, 72 kişi yaralandı. Bu, Ermeni terörizminin Türkiye’deki ilk eylemi oldu.  ESENBOĞA OLAYI 
 
9 Mart 1983 – Belgrad (Yugoslavya)   Galip Balkar 
* Türkiye’nin Belgrad Büyükelçisi Galip BALKAR‘a 2 terörist tarafından 9 Mart’ta silahlı saldırı düzenlendi. Olayda ağır yaralanan BALKAR, 11 Mart’ta hayatını kaybetti. Olayda, bir Yugoslav öğrenci de öldü. Saldırıyı yapan Kirkor Levonyan ile Raffi Aleksandr, olaydan tam bir yıl sonra 9 Mart 1984′de 20′şer yıl ağır hapis cezasına çarptırıldılar.
 
14 Temmuz 1983 – Brüksel (Belçika)    Dursun Aksoy
* Türkiye’nin Brüksel Büyükelçiliği İdari Ataşesi Dursun AKSOY, ermeni teröristlerce katledildi.
 
27 Temmuz 1983 – Lizbon (Portekiz)   Cahide Mıhçıoğlu 
* Türkiye’nin Lizbon Büyükelçiliği, 5 Ermeni terörist tarafından basıldı ve bina içindekiler rehin alındı. Baskın sırasında büyükelçilik Müsteşarı Yurtsev MIHÇIOĞLU’nun eşi Cahide MIHÇIOĞLU hayatını kaybetti. Portekiz polisi, düzenlediği operasyonla rehineleri kurtardı, 5 teröristi de öldürdü. Saldırıyı, “Ermeni Devrimci Ordusu” adlı örgüt üstlendi. Örgüt, teröristlerin öldürülmesi nedeniyle Portekiz Başbakanı Mario Soarez’i ölümle tehdit etti.1983 yılında ayrıca;
    – 16 Haziran‘da İstanbul Kapalıçarşı’da bir terörist tarafından halkın üzerine ateş açıldı. Olayda 2 kişi öldü, 21 kişi de yaralandı. Saldırgan, olay yerinde öldürüldü. Olayı bir ermeni teröristin yaptığı anlaşıldı.
    – 15 Temmuz‘da THY’nin Paris Orly havalimanındaki bürosu önünde bomba patladı. Olayda, 2’si Türk, 4′ü Fransız, 1′i Amerikalı, 1′i de İsveçli olmak üzere 8 kişi öldü, 28′i Türk, 63 kişi de yaralandı. Bu olay tarihe “Orly Katliamı” olarak geçti. 
 
28 Nisan 1984 – Tahran (İran)    Işık Yönder
* Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği Sekreteri Şadiye YÖNDER’in eşi, İran ile Türkiye arasında ticaret yapan işadamı Işık YÖNDER, bir ASALA militanı tarafından öldürüldü. 
.
20 Haziran 1984 – Viyana (Avusturya)   Erdoğan Özen
* Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN, otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldü. Olayı, “Ermeni Devrimci Ordusu” adlı örgüt üstlendi.
.
19 Kasım 1984 – Viyana (Avusturya)    Evner Ergun 
* Türkiye’nin BM Temsilciliğinde görevli Evner ERGUN, aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldü. Bu olayı da, “Ermeni Devrimci Ordusu” adlı örgüt üstlendi.1984 yılında ayrıca;
    – 27 Mart‘ta Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği Ticaret Müşavir Yardımcısı Işıl ÜNEL‘in otomobiline bomba yerleştirmeye çalışan bir terörist, bombanın elinde patlaması sonucu öldü.
    – 28 Mart‘ta yine Tahran’da Büyükelçilik Başkatibi Hasan Servet ÖKTEM ve Büyükelçilik Ataşe Yardımcısı İsmail PAMUKÇU, evlerinin önünde uğradıkları silahlı saldırıda yaralandılar. 
 
20
Jun
07

KUBİLAY OLAYI… 5

Tarafından skyturkvngenc Leave a Comment
Kategoriler: AK Parti, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi ve Bülent Arınç
Sanıkların yargılanması (5)

15 Ocak 1931

105 sanığın yargılanmasına, 15 Ocak 1931 Perşembe günü başlandı.
 
 
Tutanaklardan yargılamanın ilk günü…:
(15 Ocak 1931)Diğer maznun – Ramazan sorguya çekildi.

Paşa Hazretleri. Ben Manisa’da Sütçü Memet’le kendisinden süt aldığımdan tanışırdım. Ben de bu nakşibendi tarikatına beş ay evvel intisap ettim. Mehdi ile beni Sütçü Mehmet tanıttırdı. Paşa Hazretleri ben cahilim, Mehdi ile böylece tanıştıktan sonra bir gün Mehdi bana dua ve zikrediyor musun dedi. Ara sıra zikir ve dua ediyorum dedim. Çok dua ve zikret, bunu yapan Müslümanlar Allah’a yakın olurlar diye kandırdı. Ben de bunlarla bir kaç akşam Tatlıcı Hüseyinin evine giderek zikrettim. Tarikata ilk girdiğini zaman Mehdi’yi tanımazdım. Onun daha bir çok müritleri varmış. Ha Paşam beni evvela Sütçü Mehmet, Mehdi için onun arkasında 70 000 melaike vardır, onun müridi ol, gelmezsen senin için fena olur, her halde onun müridi olmalısın demişti. Ben de bunların toplandıkları Tatlıcı Hüseyinin evine gittim, iki defa bulundum. Orada bunlar mütemadiyen Mehdilik meselelerini konuşuyorlardı. Sütçü Mehmet Manisa’da İsmailden bir silah aldı. Bir gün sonra postaya binerek Paşa Köyüne gittik. Oradan da Bozalan’a giderken bana cebren yürü diyorlardı, Küçük Hasanla biz diğerlerine nisbeten daha geride idik. Yolda su dökmek bahanesile kaldım ve kaçtım. “Paşa Köyünde iken Mehdi ile Şamdan Mehmed’e silâh geldi”.

S- Manisada Mehdi’den başka hangi şeyhleri tanırsın?

C- Manisadaki şeyhleri tanımam.

S- Mehdi Mehmet kendisine derviş bulmak için başkasına ne için müracaat etmemiş te sana ediyor, demek sen bir meyil göstermişsin ki ona iltihak etmişsin.

C- Başkasına teklif etmeyip te bana teklif ettiğini bilirim.

S- Mehdi Mehmed’in daha bir çok müritleri olduğunu söylüyorsun, halkı dine davet etmek için diğer dervişlerine neden teklif etmemiş te, sana etmiş?

C- Bana teklif etti, diğer müritlerine neden teklif etmediğini bilmem.

S- Mehdi Mehmedin müritlerl kimlerdir.

C-  Benim tanıdığım Mehmet Emin, Sütçü Mehmet, Şamdan Mehmet, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan, Tatlıcı Hüseyindir, başkalarını bilmem.

 Bu sırada Memet Emin ayağa kalkarak kendiliğinden iltihak etmiştir, hatta bize et bile vermişti. Maznun Ramazan Ben korktum korkumdan et verecek oldum. Fakat almadılar.

S- Mehdi sizi nerelere götüreceğini söyledi mi?

C- Hayır söylemedi.

S- Mademki söylemedi böyle silâhlı olarak yola çıkıyorsunuz oradaki köylerden bu adam bizi böyle nereye götürüyor deye soramaz mıydın?

C- Silahlar gelince bize Mehdi hemen kalkın gidelim dedi ben köylüden bizi nereye gönderiyor deye sormağa vakit bulamadım.

S- O esnada ne kadar kaldınız ki sormağa vakit kalmıyor.

C- Bir çeyrek saat kadar kaldık.

S- Daha fazla kalmışsınız.

C- Belki bir saat kadar kalmışızdır. Reis Mustafa Paşa Mehmet Emin bu köyde ne kadar kaldınız. Memet Emin : Silâhlar geldikten sonra köyde bir veya bir buçuk saat daha kaldık dedi.

Maznun Tatlıcı Hüseyin, sorguya çekildi.

S- Reis Mustafa Paşa, sen söyle bakalım Tatlıcı Hüseyin?

C- Maznun Tatlıcı Hüseyin, efendim benim evimde kat’iyen toplantı olmamıştır. İsbat etslnler, cezama razıyım.

S- Sen Mehdi Mehmet ve arkadaşlarım hiç bir yerde görmedin mi?

C- Kahvede falan gördüm.

S- Mehmet Emin ve iki Hasan’ın Mehdi ile kendilerinin senin evine gelip toplandığınızı söyliyorlar.

C- Hayır efendim evime gelmediler.

S- Mehdi Mehmed’i nasıl bir adam olarak tanırsın.

C- Kızık bir adamdır. Vururum, keserim, kırarım der durur.

S- Mehdi’nin kızık bir adam olduğunu nereden biliyorsun.

C- Kasap Hasan namında birisile evvelce eşkiyalık yapmış, sonra seferberlik sıralarında, askerlik münasebetile kendisini tanırım. Ben İstanbulda sanayide askerdim. Mehdi Mehmet habaset sahibi bir adamdır. Ondan dolayi bunu kızık, vururum, keserim diyen aksi bir adam olarak tanırım.

Maznun Topçu Hüseyin:  Toplantı falan yapmadık, yalandır. Fırkacılık meselesinden bana bunlar muğberdir diyerek cürmünü inkâr etti.

Müddei Umumi Hidayet Bey: Tatlıcı Hüseyin’in oturduğu ev kendisinin mülkü müdür?

S- Reis Paşa : Ev kendinin midir? Maznun Tatlıcı Hüseyin ev kendimindir? Müddei Umumi Hidayet Bey, Tatlıcı Hüseyin, Mehdi Memet ve buradaki olan arkadaşlarının evine gelip toplantı yapılmadığını söyledi. Halbuki Mehmet Emin ve iki Hasan’ın Tatlıcı Hüseyin’in evinde toplantı yapıldığını müttehiden söyliyorlar.

Şu halde Memet Emin ve Hasanlardan Tatlıcı Hüseyinin evinin dahili taksimatını tarif etsinler dedi. Reis Paşa : Küçük Hasan’a, Hasan tarif et bakalım?

Küçük Hasan, sokak kapısı iki. kanatlıdır içeriye girilince avlısı çukurdur. Ev iki katlıdır. Alt katta merdiven altında sol tarafta küçük bir odada oturduk. Hatta odada bir karyola vardı. Etrafında da kanepeler vardı.

Nalıncı Hasan, evet, evin taksimatı Hasan’ın tarif ettiği gibidir dedi. Mehmet Emin ve Ramazan : Evet Paşa Hazretleri, evet, taksimatı böyledir dedi. İcabı düşünüldü. Vaktin hulûlüne mebni duruşmanın 17 Kânunusani 1931 cumartesi, saat ona talikine müttefikan karar verildi. 15.1.931
 
 

Reis
Mustafa
Âza
Demir
Âza
Ata
Âza
Ziya
Âza
Baha
Kâ.
Kemal
  Kâ
İsmail
 
20
Jun
07

KUBİLAY OLAYI…

Tarafından skyturkvngenc 1 Comment
Kategoriler: AK Parti, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi ve Bülent Arınç
Sanıkların yargılanması (4)

15 Ocak 1931

105 sanığın yargılanmasına, 15 Ocak 1931 Perşembe günü başlandı.
 
 
Tutanaklardan yargılamanın ilk günü…:
(15 Ocak 1931)Sorguya çekilen diğer maznun Küçük Hasan, makamı riyasetten:

S - Hasan sen de anlat bakalım? Mehdi Memed’in yanında bulunduğunuz müddetçe ne gibi hareketlerde bulundunuz. Menemen’e gelip buradaki hadisenin sonuna kadar geçen safahatı anlat?

C- Paşam Hazretleri! Mehdi Memet dedikleri adam yedi senedenberi şeyhlik yapıyormuş. Bunun yanında bir çok derviş ve müritleri de varmış. Bir defa pederime nasıl senin çocuklar camiye gidiyorlar mı, namaz kılıyorlar mı? Dedi ve bana da ahIr zamanda bir mehdi çıkacaktır, biliyor musun dedi. Ben de evet biliyorum dedim. Öyle ise işte o Mehdi benim dedi ve beni kendisine mürit olmağa davet etti ve bana nasıl zikir yapılmak lâzım geleceğini öğretti. Tarif ettiği duaları okudum, bu adam beni de kandırdı. Bir gün toplandığımız Çırak Mustafanın kahvesinde tesbih ile bana 500 defa lâilâheillâllah ismi celâlini çekeceksin dedi. Bunu da tarif ettiği minval üzere yaptım. Mehdi Memet ve Sütçü Memet, nakşibendi tarikatinin ihyası için teşkilât yapıyorlarmış ve her vakit Mehdi Memed’in tarif ettiği gibi zikre devam ediyordum. Çırak Mustafa’nın kahvesi Hükümet tarafından kapatıldıktan sonra müritlerden Tatlıcı Hüseyinin teklifi üzerine onun evinde akşamları toplanmağa ve zikretmeğe başladık. Tatlıcı Hüseyinin evinde Mehdi yapılan teşkilât etrafında gidecekleri yeri kararlaştırıyordu ve maksadı da Türkiye’de bütün vilâyetlerde, kasabalarda, köylerde halkı dine davet ettikten sonra Avrupa Devletlerini de bu minval üzere dine davet edecekti ve Türkiyede kapanan tekkeleri yeniden açmak için çalışacağını söylerdi. Bu maksadının husulü için Hazreti Peygamberin zamanında nasıl bir yol tutup din uğrunda çalıştığından ve ne suretle dini islâmı neşrettiğinden anlarla misaller getirerek bizi ikna etmek için hazreti peygamber de böyle zikir ve tehlil ve tevhitlerde bulunup hak yolunu kazanmış idi diyordu. Bu toplantılarda Menemen lâfı olmadı. Yalnız silâh olmadığından karakolların basılıp silâh temin edilmesi bahsı geçmiş idi. Mehdi Memet, bana İsmail’e git benden selam söyle bir tüfenk versin al gel dedi. Ben de gittim İsmail’e Mehdi Memed’in selâmını söyledim ve silah istediğini anlattım.

İsmail çuval içerisine bir silâh koydu, ben de silâhı alıp çuvala koydum. Mehdi Memed’e götürdüm. Mehdi Memet Manisa’da Koca Mustafa’dan da bir bıçak temin etmiş, Tatlıcı Hüseyin’in evinde kararlaştırdığımız veçhile Mehdi, Sütçü Memet, Şamdan Memet nezdine bir gün evvel Paşa Köyüne hareket ettiler. Biz de bir gün sonra orada onlara iltihak ettik. Köyde Mehdi’nin bacanağı posta sürücüsü Ahmed’ln evinde misafir olduk. Üç dört gün bu suretle orada zikrettik Ve beni çok tehdit ederdi.

S-  Senin daha başka kardeşlerin olduğuna göre neden Mehdi Memet seni kendisine mürit yapmağı intihap ediyor. Mademki seni korkutuyor. Sen Mehdiden gördüğün tehditlerden babam neden haberdar etmedin?

C- Paşam Hazretleri. Beni çok korkuttu. Dualarla aklımı aldı. Babama söylemedim. Nedense kendisine mürit yapmağa beni seçmiş. Reis Paşa: İfadene devam et:

Maznun Küçük Hasan, bu minval üzere Paşa köyünde Mehdi Memed’in kayin validesinin evinde üç dört gün kaldık. Mehdi oradaki halka evvelâ av maksadile geldiğini, sonra da Mehdi olduğunu ilan etti ve maksadını anlattı. Bozalan’a gelmek üzere yola çıkarken köylülerin bazıları gitmeseniz eyi olur, diyordu.

S- Mehdi’nin kayın validesi kendisine böyle bir teşebbüsten yaz geçmesini söylemedi mi?

C- Kayin validesi gitme, der, fakat Mehdi Memet dinlemezdi.

S-  Ondan sonra ne oldu.

C- Bu minval üzere Paşa Köyünden yola çıktık tanı 11 saat yol yürüdük. Sünbül mevkiinde çamlık altında bir su başında oturduk. Ramazan oradan bir bahane ile kaçtı, Sütçü Memet aradı, bulamadı, bundan sonra Mehdi bizi daha fazla tazyik altına almağa başladı. O su kenarında da esrar içtik. Bozalan Köyünün yakınında bir derede biz kaldık yalnız Sütçü Memet köye geldiler. Gece idi. Sabahleyin Hacı İsmail’in küçükoğlu Hüseyin gelerek bizi de aldı, Bozalana gittik Hacı İsmail’in büyükoğlu Hüseyin bunlara iki silâh daha temin etti ve Hacı İsmail’in evine misafir olduk. Bize yemek verdiler. Bu köyde bir hafta kadar zikrettik. Esrarlı sigara içtik. Burada da Mehdi Memet Mehdiliğlni ilân etti ve bizim için de bunlara eshabı kehifdendlr dedi. Bu sözler üzerine köylü elhamdülillah Mehdinin yüzünü gördük derlerdi. Bununla beraber Mehdi Memet ben mehdiliğimi ilân etmeğe çıkıyorum. Halkı dine davet edeceğim. Muvaffak olduktan sonra da size birer memuriyet veririm dedi. Mehdi daima esrar içtirir ve kendi amaline hizmet ettirmek için böylece bizi bir takım kayıtlar altında tutardı. Bizi budala yapmıştı. Bizi istihareye yatırır. Rüyalar görür, onları hallederdi. Neler yapmazdı Paşam. Meğer maksadı ne imiş Paşanı Hazretleri, bu minval üzere bu köyde bir hafta kadar dua ve zikrettikten sonra Mehdi Memet, Sütçü Memed’e biz burada zikrimizi rahat yapamıyoruz. Bize dağda bir kulübe yapsınlar oraya gidelim dedi. Sütçü Memet eniştesine söyledi ve bize dağda bir kulübe yapıldı. Oraya gittik. orada 15 gün kadar zikrettik, esrar içtik, yemeklerimizi Bozalan köylüleri getirirdi. Bu minval üzere burada zikrederken Mehdi Memet benden Menemen’i eyi bilir misin diye sordu. Ben de Nalıncı Hasan daha eyi bilir dedim. Bundan sonra Menemende kaç jandarma vardır dedi. Bir kaç jandarma olduğu söylendi. Kulübeden çıktık. Bozalan kenarına geldiğimizde, Mehdi, Abdülkerim’e rast geldi. Mehdi ona Menemen’e doğru gidiyoruz, orada Mehdiliğimi ilân edeceğim dedi. Abdülkerim Hüseyin ile beraber Mehdi’ye beni unutma, Cenabı Hak size yardımcı olsun, inşallah muvaffak olursunuz, siz gidin biz de buradan sizin hareketinizi takip edeceğiz. Buradan Menemen’e bakacağız, Menemen’de bir silah patlarsa silâhlarımızı alarak geleceğiz dedi ve bize birer sigara verdi. Oradan Gediz çayı kenarına geldik. Kayıkçıyı kaldırdık ve beri tarafa geçtik. Menemen kenarında bir zeytinliğe gelmiştik.

Sabah yakındı. Zeytinlikte oturarak esrar içtik. Şafak sökmek üzere idi. Menemen’in içerisine girdik “Bozalan’dan hareket ederken Mehdi bana da bir tabanca vermişti. Fakat ben onu hiç kullanmadım” Menemen’in içerisine girmezden evvel Mehdi bize ayetülkürsiyi okutmağa başladı. Menemen’in içerisine tekbirlerle girdik. Çarşı içerisinde bir cami yanına geldik, silâhlılar camiin etrafını sardılar Nalıncı Hasan camiye girerek bir sancak aldı o vakit camide iki kişi vardı, bir insan da ezan okumak üzere idi. Mehdi, Camide bulunanlara ben ahir zamanda gelecek olan mehdiyim deyince camidekiler şehadet getirmeğe başladılar. Sancakla camiin önündeki meydanlığa geldik, orada biraz zikrettikten sonra Mehdi, Menemen’in içerisini, mahallelerin gezmek istedi. Ve orada hazır bulunan tanımadığım birisine bize mahalleleri gezdir dedi. O tanımadığım adam bizimle beraber mahalleleri zikrederek dolaştık, bir yere geldik, Mehdi bizden ayrılmıştı. Mehdi’yi kaybettik, dolaşırken bir sokakta Mehdiyle Saffet Hocayı karşı karşıya gördük. Saffet Hoca evine girdi. Pencereyi kapattı biz oradan tekrar belediye meydanlığına geldik yine zikre başladık bir çok halk toplanmıştı. Sancağı yere dikmek istedik, tanımadığım birisi bir çukur kazdı, sancak oraya dikildi. Etrafımıza tahminen 100 kişi toplanmıştı. Bunların hemen hepsi zikre iştirak ediyorlardı. Mehdi Mehmet mehdiliğini ilân  etmişti. Ve etraf 70 000 evliya ile sarılmıştı. Herkes öğleye kadar sancağın altına gelsin, gelmiyenlerin kafası kesilecektir dedi. Bu sırada bir jandarma, yanında dört beş jandarma ile gelerek Mehdi’ye ne istiyorsun, dağılın dedi, Mehdi ona ben mehdiyim, halkı şeriata ve dine davete geldim. Etraf sarılmıştır. 70 000 kişi vardır dedi. Ve silâhını jandarmalara karşı kaldırdı. Jandarmalar kaçarak hükümete girdiler. Zikir yine devam ediyordu. Müteakiben bir jandarma yüzbaşısı gelerek Mehdi ile konuştu. Ve Mehdi’ye biz de Müslümanız, dağıln dedi. Ve jandarma yüzbaşısı da hükümete doğru gidince halkın bir kısmı Mehdi’yi alkışladılar. Yine bir askeri yüzbaşısı geldi. O da döndü. Arkadan bir genç zabit kumandasında süngü takılı bir müfreze geldi. Zabit, Mehdi’nln yanına gelerek yakasından tuttu. Mehdi’ye teslim ol dedi, Mehdi zabiti kaktırdı ve silâhla vurdu. Zabit yaralı olarak camii yanına gelince düştü. Şamdan Mehmet giderek zabitin kafasını kesti, getirdi sancağın ucuna dikti. Baş orada durmayınca ahaliden birisi ip verdi. Başı sancağın ucuna bağladılar. Ve yine bu vaziyette meydanlıkta tekbire başladık. Süngü takılı askerler kaçmışlardı. Zikir esnasında her taraftan silâhlar patlamağa başladı. Mehdi, Sütçü Mehmet, Şamdan Mehmet vuruldular. Mehmet Emin de yaralandı. Biz Nalıncı Hasan ile Manisa’ya kaçtık, üç gün sonra bizi Manisa’da tuttular. Mesele bundan ibarettir Paşam Hazretleri.

S- Mehdi Menemen’den sonra nerelere gideceğini söylemiş miydi?

C- Mehdi, Bozalan’dan hareket ettiğimiz zaman Menemen’i işgal ettikten sonra bir şeyh bırakacağını, Manisa’yı, Ankara’yı, her tarafı işgal edeceğini, oradan Şam’a giderek Hazreti İsa ile buluşacağını demişti. Ben yerde miyim, gökte miyim, nerede olduğumu bilmediğimden daha doğrusu Paşa Hazretleri, biz meczup bir halde olduğumuzdan hiç bir şey deyemiyorduk.

20
Jun
07

ARINÇ, 22. YASAMA DÖNEMİNİ DEĞERLENDİRDİ: BEN, SİYASETTE BİR TARAF TUTTUM. BU DA PARLAMENTONUN HAKLARI VE DEMOKRASİNİN KORUNMASI TARAFIDIR”

Tarafından skyturkvngenc Leave a Comment
Kategoriler: AK Parti ve Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi

TBMM Başkanı Bülent Arınç, ”Devletin bazı
kurumları kutsaldır ve dokunulmaz, eleştirilemez, kararları tartışılamaz ama
devletin en önemli kurumu olan Meclis, (Gerekirse yerden yere vurulur, kararları
yok sayılır) Bu anlayış, yanlıştır” dedi.
TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, 22. Yasama Dönemini değerlendiren
Arınç, ziyaretçi kabul salonlarından Meclise 5 yıl boyunca 4 milyon 36 bin 13
vatandaşın giriş yaptığını bildirdi. Meclisin, yıllık ortalama 807 bin, günlük
ortalamada 2 bin 690 kişi tarafından ziyaret edildiğini belirten Arınç, rehberler
aracılığıyla yaklaşık 63 bin kişiye Meclisin gezdirildiğini söyledi.
Kültür, Sanat ve Yayın Kurulunun, resmi törenlerin yanı sıra 5 yıl boyunca
120 faaliyet düzenleyerek, 21 basılı eser yayınladığını kaydeden Arınç, bunların
28′inin bilimsel toplantı ve tören, 25′inin sergi, 13′ünün ise konser olduğunu
kaydetti.
Bilgi İşlem Müdürlüğü tarafından ”METSİS” adı verilen bir proje
geliştirildiğine dikkati çeken Arınç, bu projeye göre Meclisin tüm iletişim ve
bilişim alt yapısının yeniden yapılandırılacağını söyledi.
En son teknoloji ürünleriyle donatılacak bu projeyle, telefondan kablosuz
internete, el bilgisayarından güvenlik kamerasına kadar, tüm sistemin
yenileneceğini ifade eden Arınç, projenin yıl sonuna kadar tamamlanacağını ve
Türkiye’nin en iyi işleyen, en son teknoloji bilişim alt yapılarından biri
olacağını söyledi.

-ZİYARETÇİLERDEN 20 MİLYON YTL GELİR-

22. Dönem boyunca Milli Saraylar’a bağlı saray, köşk ve kasırları yaklaşık 3
milyon kişinin ziyaret ettiğini anlatan Bülent Arınç, bu ziyaretlerden yaklaşık
20 milyon YTL gelir elde edildiğini kaydetti.
Ziyaretçi sayısının 2002 yılına oranla yüzde 70 arttığına dikkati çeken
Arınç, ”Milli Saraylarda başlatılan yeni dönemin en önemli unsurlarından bir
tanesi de tanıtım faaliyetleri ile halkla ilişkiler çalışmalarına verilen önemdi.
Bu amaçla kurulan Milli Saraylar İletişim Ofisi eliyle yürütülen çalışmalar
neticesinde, kamuoyundaki Milli Saraylar imajının olumlu yönde gelişmesi
sağlanırken, artık saraylarımız negatif görüntülerle değil, pozitif haber ve
programlarla gündeme taşınmaya başlandı” diye konuştu.
TBMM’nin, tüm dünya parlamentoları arasında ilk defa ISO 9001:2000 Kalite
Yönetim Sistemi Belgesi aldığına işaret eden Arınç, ”Bir zamanlar çürümüş
depolarıyla haberlerin ilk sırasında yer alan Meclise bağlı Milli Saraylar Daire
Başkanlığı, ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi Belgesini alarak yeni bir dönem
başlattı. HACCP Uluslararası Gıda Güvencesi Belgesini alan ilk Meclis oldu” diye
konuştu.
Arınç, Meclisin tüm iletişim politikalarını belirlemek ve tek bir merkezde
toplamak için oluşturulan İletişim Ofisinin, aynı zamanda üretilen projelerin
koordinasyonunu da sağladığını söyledi.
Tüm milletvekillerine dizüstü bilgisayar dağıtıldığını anımsatan Arınç, her
milletvekiline kendi adına internet sitesi oluşturulduğunu, TBMM faaliyetlerinin
kamuoyuna duyurulması amacıyla kamu kurumları içinde ilk defa bir haber portalı
oluşturulduğunu bildirdi.
Öğrenciler arasında demokrasi bilincinin geliştirilmesi amacıyla Türkiye
Öğrenci Meclisi oluşturulduğunu belirten Arınç, bu çalışmanın, Birleşmiş
Milletler tarafından en iyi halkla ilişkiler faaliyeti seçildiğini bildirdi.
Meclisin ilk defa TBMM Onur Ödülü ve Üstün Hizmet Ödülü vermeye başladığını
hatırlatan Bülent Arınç, 2005 yılı Milli Egemenlik Yılı ilan edilerek 85. Kuruluş
Yıldönümü, ülke genelinde Meclis tarihinin en büyük tanıtım kampanyasıyla
kutlandığını söyledi.

-MECLİS BAŞKANININ TARAFSIZLIĞI…-

TBMM Başkanı Arınç, Meclise, Türkiye Koridoru, Milli Egemenlik Meşalesi,
TBMM Başkanlar Parkı, İstiklal Marşı Anıtı gibi kalıcı sanat eserleri
kazandırıldığını bildirdi.
Meclis Başkanının tarafsızlığının, Anayasal bir zorunluluk olduğuna dikkati
çeken Bülent Arınç, şunları kaydetti:
”Buna azami ölçüde dikkat ettiğimi, hatta kendi parti milletvekillerimiz
tarafından bile eleştirildiğimi söyleyebilirim. Yönetimde tarafsız olmak, hiçbir
şekilde görüş açıklamamak anlamına gelmemektedir.
Ben, siyasette bir taraf tuttum. Bu da parlamentonun hakları ve demokrasinin
korunması tarafıdır. 5 yıl boyunca bu ilkemden hiçbir zaman vazgeçmedim. Bu ilkem
nedeniyle hakkımda günlerce kampanyalar yürütüldü, en ağır eleştirilere,
hakaretlere maruz kaldım. Ancak Meclisin saygınlığına gölge düşürecek her türlü
teşebbüse karşı çıktım, demokrasinin güçlenmesi için gerektiğinde bir paratoner
gibi tüm şimşekleri üzerime çektim.”

-”BİZİM İTİRAZIMIZ BUNADIR”-

”Türkiye’de en kolay, en acımasız eleştirilen kurum, siyaset kurumu ve
siyasetçidir” diyen Arınç, milletvekillerinin herkesin boy hedefi olduğunu ifade
etti.
Milletvekillerinin yaptığı her davranış ve attığı her adımın ağır bir
şekilde eleştirildiğini belirten Arınç, ”Bugün en düşük derecedeki bir memuru
bile eleştirmek suç teşkil ederken, milletvekillerine hakaret etmeyi siyasetin
doğası sayan bir anlayış vardır” dedi.
Parlamentoların, tüm dünyada herkesin en çok saygı gösterdiği, hakkında bir
söz söylerken titiz davranılan kurumlar olduğunu belirten Arınç, Türkiye’de en
hoyratça eleştirilen kurum haline getirildiğini vurguladı.
TBMM Başkanı Arınç, şöyle devam etti:
”Her kurum, kendilerine ait günlerde görevleri dışında bile olsa her konuda
görüş bildirir, siyaset kurumunu sert bir şekilde eleştirmesi doğal
karşılanırken, parlamentonun kendisini savunması, haklarını koruma refleksi
nedense yanlış bulundu. Oysa bir parlamento başkanının millet iradesine karşı
yapılan eleştirilere ve yanlışlara karşı çıkmasından daha doğal bir şey olamaz.
Bize yöneltilen eleştirilerin yıllardır süregelen siyasi anlayışın bir
parçası olduğunu düşünüyorum. Siyasetçi eleştirilir, hakarete uğrar, boy hedefi
haline getirilir ama sesini çıkaramaz. Devletin bazı kurumları kutsaldır ve
dokunulmaz, eleştirilemez, kararları tartışılamaz ama devletin en önemli kurumu
olan Meclis, (Gerekirse yerden yere vurulur, kararları yok sayılır) Bu anlayış,
yanlıştır. Bu anlayış yıllarca Meclisimizin saygınlığını zedeleyen anlayıştır.
Bizim itirazımız bunadır. Bu itirazımız nedeniyle klasik protokolcü bir
Meclis Başkanı olmayı kabul etmedim. Siyasetin içinde, etkin, güçlü bir Meclis
olması için tüm gücümle çalıştım. Saygın bir Meclis, güvenilir bir Meclis olmak
için her alanda yenilikler yaptık.”
Meclisin saygınlığının arttığını vurgulayan Arınç, ”TBMM’nin saygınlık
çıtası yükseklere konmuştur. Bundan sonra bu parlamentoda temsil edilen her
bireyin yapacağı şey, bu çıtayı aşağı indirmemektir. Bu, hepimizin görevidir.
Yıllardır her fırsatta söylediğimiz gibi, Meclis, demokrasinin sembolü ve hayat
kaynağıdır. Meclisi korumak, demokrasiyi korumaktır. Meclisimiz açık olduğu
sürece, üzerinde bir vesayet olmadığı sürece biliniz ki demokrasimiz iyi
işlemektedir. Aksi halde bu ülkede özgürlükten bahsetmek mümkün değildir” diye
konuştu.
Bülent Arınç, çalışmalara katkısı olan Başkanlık Divanı başta olmak üzere,
milletvekillerine ve personele teşekkür etti.
”22. Dönem milletvekilleri, tarihe altın harflerle yazılacak işler
yapmışlardır” diyen TBMM Başkanı Arınç, milletini en iyi şekilde temsil eden
milletvekillerinin, her türlü takdiri ve onuru hak ettiklerini söyledi.
Arınç, konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

20
Jun
07

2007 TBMM ONUR ÖDÜLÜ

Tarafından skyturkvngenc Leave a Comment
Kategoriler: Uncategorized

PROF.DR.İHSAN DOĞRAMACI

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi, uluslararası alanda kazandığı üstün başarılarla Türkiye’nin temsiline ve tanıtımına katkı sağlayan kişilere “TBMM Onur Ödülü” vermektedir. Söz konusu ödül ilk defa 2005 yılında, dünyaca ünlü beyin cerrahımız Prof. Dr. Gazi Yaşargil’e verilmiştir.

TBMM Başkanlık Divanı, 15 Mart 2007 tarihinde almış olduğu 126 sayılı Kararla, 2007 “TBMM Onur Ödülü”nün Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ya verilmesini oybirliğiyle kabul etmiştir.

Ülkemizde ve uluslararası alanda tanınan değerli bilim adamımız Prof. Dr. İhsan Doğramacı, kurduğu üniversiteler, eğitim hayatına sağladığı büyük katkılar ve tıp alanında elde ettiği akademik başarılar nedeniyle, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı sayın Abdullah Gül tarafından aday gösterilmiştir.

2007 TBMM Onur Ödülü Töreni, 30 Mayıs 2007 Çarşamba günü saat:11.00’de TBMM Tören Salonu’nda gerçekleştirilecek ve Onur Ödülü, TBMM Başkanı sayın Bülent Arınç tarafından Prof.Dr.İhsan Doğramacı’ya tevdi edilecektir.

20
Jun
07

MGK toplandı

Tarafından skyturkvngenc Leave a Comment
Kategoriler: iç politika

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında Çankaya Köşkü’nde toplandı.

59. Hükümet üyelerinin son kez katıldığı Milli Güvenlik Kurulu toplantısı saat 13.30′da başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ABDullah Gül, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcıları ABDüllatif Şener ve Mehmet Ali Şahin, İçişleri Bakanı Osman Güneş, Adalet Bakanı Fahri Kasırga, kuvvet komutanları, MİT Müsteşarı Emre Taner, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal ve diğer kurul üyelerinin katılımıyla başlayan toplantıda

ana gündem maddesi terörle mücadele. Toplantıda bölgede sürdürülen operasyonlar, sınır güvenliğinin sağlanması noktasında atılan adımlar ve Kuzey Irak’taki terör örgütü varlığının ortadan kaldırılması için ABD ve Irak’la sürdürülen diplomatik temaslar ele alınacak.

22 Temmuz seçimlerine ilişkin güvenlik konularının da tartışılacağı toplantıda, terör örgütünün büyük şehirlerde gerçekleştirebileceği eylemlere yönelik istihbari çalışmaların da gündeme gelmesi bekleniyor. Kurul, başta Ortadoğu ve Irak’ta yaşanan gelişmeler olmak üzere dış politika konularını da görüşecek.

20
Jun
07

Burak Erdoğan’ın çürük raporu

Tarafından skyturkvngenc 13 Yorumlar
Kategoriler: AK Parti, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi ve Recep Tayyip Erdoğan

Sekiz sene önce otomobil kullanırken; Şişli’de ünlü şarkıcı Sevim Tanürek’e çarparak ölümüne sebep olmuştur. Bu da gösteriyor ki o otomobil kullanmaktadır ve yüzde 60 iş göremez durumda sakat birisi değildir. 

Gerçi kötü niyetliler; bu olayın altında çapanoğlu aradılar; Ahmet’i suçsuz çıkartan Adli Tıp uzmanı; şimdilerde Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nde genel müdür yardımcısı yapıldı ama ben bunu tamamen bir tesadüf kabul etmek istiyorum ve o kapıyı hiç açmıyorum.

Bugün Ahmet Burak Erdoğan, milyonlarca dolarlık iş kapasitesine sahip şirketleri yönetmektedir. Bir gemisine 4-5 milyon dolar civarında değer biçilmektedir. 

Böyle başarılı yeni sınıf işadamımızı kimse onulmaz hastalar veya sakatlar sınıfına sokamaz, kimse de ona o gözle bakmaz; bakamaz.

Öyleyse; Ahmet Burak neden sakat raporu almıştır?

 

Ey sevgili millet!

Ey büyük millet!

Binlerce yıllık tarihinde; senin çocukların vatan ve millet uğruna can verirken yöneticilerin çocukları zevkü sefa içinde yaşadı.

Ey büyük millet! Sen tarihte nice devletler kurdun. Kurduğun devletin başına geçenler; seni dışladılar; yabancıları kucakladılar. Yine de oluk oluk senin çocuklarının kanı aktı; akıyor da.

Daha geçen günlerde 6 yavrumuz yine can verdi. Uçsuz bucaksız dağlarda, dağların kovuklarında hainleri ararken canlarından oldular. Yüzlercesi gibi; binlercesi gibi…
Sizler bu vatan uğruna can verirken; sizi şu sıralarda yöneten kişi; ‘Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!’ diye fetva verdi. Yani; ‘Ölürlerse ölsünler!’ dedi.

Ölen çocuklarımızı, şehit olarak değil değil de ‘Kelle’ diye takdim etti.

AHMET’İN CANI TATLI

Bilmiyordum; öğrenince şoke oldum: Hain tuzaklarda şehit olan çocuklarımıza ‘Kelle’ diyen Başbakan Erdoğan; büyük oğlu Ahmet Burak’a; çürük raporu almış.

2000 yılında…

Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden…

Böylece Ahmet Bey; askere gitmekten kurtulmuş.

Gerçi Türk milleti; askere gitmeyeni yarım adam sayar; çürük raporu almayı onuruna yediremez; sakat ise sakatlığını bile saklar ama; bizim aslan gibi delikanlımız Ahmet Burak farklı düşünüyormuş…

Gitmiş; ben sakatım veya hastayım demiş ve raporunu almış.

Şimdi dikkat sevgili okurlarım:

Aydınlık Dergisi’nin haberleştirdiği bu olaydaki ayrıntılar önemli. Eğer kişi hasta ise; bunun tedavi edilebilir durumda olması, askerlik yapmayı kaldırmıyor. Yani kişi ancak tedavi edilemez bir hastalığa yakalandı ise askere alınmıyor.

Buradan soruyorum: Acaba Ahmet Burak; böyle kötü durumda mıdır? Hiç istemem; Allah Ahmet Burak’ı böyle çaresiz bir hastalıkla boğuşturmasın.

Askere gitmemenin ikinci yolu da şu: Asker adayı muayene sonucunda iş görme gücünün yüzde 60′ını kaybetmiş gözüküyorsa o da askere alınmaz.

Bunun anlamı şudur: Askere alınmayan insan; tedavi edilemez durumda ciddi bir sakatlığı bulunan kişidir.

Bunu da Ahmet Burak için asla dilemeyiz.

Zaten kendisi de aslan gibi bir delikanlıdır…

Sekiz sene önce otomobil kullanırken; Şişli’de ünlü şarkıcı Sevim Tanürek’e çarparak ölümüne sebep olmuştur. Bu da gösteriyor ki o otomobil kullanmaktadır ve yüzde 60 iş göremez durumda sakat birisi değildir. 

Gerçi kötü niyetliler; bu olayın altında çapanoğlu aradılar; Ahmet’i suçsuz çıkartan Adli Tıp uzmanı; şimdilerde Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nde genel müdür yardımcısı yapıldı ama ben bunu tamamen bir tesadüf kabul etmek istiyorum ve o kapıyı hiç açmıyorum.

Bugün Ahmet Burak Erdoğan, milyonlarca dolarlık iş kapasitesine sahip şirketleri yönetmektedir. Bir gemisine 4-5 milyon dolar civarında değer biçilmektedir. 

Böyle başarılı yeni sınıf işadamımızı kimse onulmaz hastalar veya sakatlar sınıfına sokamaz, kimse de ona o gözle bakmaz; bakamaz.

Öyleyse; Ahmet Burak neden sakat raporu almıştır?

Acaba askere alınırsa; Şırnak’ın Gabar Dağları’nda görev yapan jandarmanın yanına gönderileceğini mi düşündü?

Orada PKK’nin kurduğu ve uzaktan kumanda ile patlattığı bir mayına çarpacağından mı korktu?

Yok; o bütün bunları göze aldı da anası Emine Hanım mı karşı çıktı?

Emine Hanım; ‘İstemem; ben oğlumu o dağlarda PKK’ya yem yapamam!’ diyerek kocası Tayyip Bey’in yakasına yapışıp ağladı mı?

Yoksa, Ahmet gerçekten o kadar kötü durumda mı?

Bunu öğrenmek istiyoruz…

Çünkü o; başbakanın oğludur…

Benim bu sorularım; özel hayata müdahale değildir. Çünkü Yargıtay kararları ile kesinleşmiştir ki; siyasetçinin özel hayatı olamaz. Siyasetçi; bu alanı seçerken sorgulanmayı baştan kabul etmiş birisidir. Sayın Başbakan’ın muhalif yazarlara açtığı ve yargının reddetttiği davalarda bunun gerekçeleri uzun uzun anlatılmıştır.

Sayın Başbakan; lütfen sorularıma cevap verin… Cevap vermez iseniz; o çürük raporu hakkında; kafamızda ‘çürük rapor’ kuşkusu doğacak.

 

http://www.gunes.com/2007/05/26/yazarlar/y4.html

ERDOĞAN AİLESİNDE BİR BİLİNMEYEN DAHA

İlk Kurşun Dergisi

Mayıs 23 2007

Ancak çürük raporuyla ilgili ölçütler açısından Ahmet Burak Erdoğan’ın durumu biraz tartışmalı. Rapora göre, Ahmet Burak’ın hastalığı testis kanseri. Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri tedavi edilebilir bir rahatsızlık. O nedenle, ciddi bir kanser türü olarak görülmüyor. Burası önemli, çünkü çürük raporu, asker adayı açısından ancak iş görme gücünün yüzde 60’ını yitirmesi durumunda veriliyor. Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.

Aydınlık, bu bilgiye ulaşınca konuyu farklı kaynaklardan araştırdı. Bilgi doğruydu. Ancak Ahmet Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğüne dair herhangi bir bilgiye ise ulaşılamıyor. Aydınlık, konuyu Başbakan Erdoğan’a yazılı olarak sordu. 2 Mayıs 2007 tarihinde Aydınlık’ın sorularınaysa yanıt verilmemiş.  

 

Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kardeşlerinin aksine kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Ama daha önce, babası Belediye Başkanı’yken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek’e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu. Aydınlık dergisi bu haftaki sayısında Başbakan’ın oğlu Ahmet Burak’ın çürük raporuyla askere gitmediğini ortaya çıkardı. 

Adı : Ahmet Burak.
Baba Adı : Recep Tayyip.
Ana Adı : Emine.
Doğum Tarihi : 04.07.1979.
Medeni Hali : Evli(23.02.2001).
Askerlik Durumu : ÇÜRÜK…

Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın, aldığı çürük raporuyla askere gitmediği ortaya çıktı. Rize Güneysu Askerlik Şubesi’ne kayıtlı Ahmet Burak Erdoğan, 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden verilen raporla çürüğe ayrıldı.

Buraya kadar herşey normal görünüyor. Ancak çürük raporuyla ilgili ölçütler açısından Ahmet Burak Erdoğan’ın durumu biraz tartışmalı. Rapora göre, Ahmet Burak’ın hastalığı testis kanseri. Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri tedavi edilebilir bir rahatsızlık. O nedenle, ciddi bir kanser türü olarak görülmüyor. Burası önemli, çünkü çürük raporu, asker adayı açısından ancak iş görme gücünün yüzde 60’ını yitirmesi durumunda veriliyor. Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.

Aydınlık, bu bilgiye ulaşınca konuyu farklı kaynaklardan araştırdı. Bilgi doğruydu. Ancak Ahmet Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğüne dair herhangi bir bilgiye ise ulaşılamıyor. Aydınlık, konuyu Başbakan Erdoğan’a yazılı olarak sordu. 2 Mayıs 2007 tarihinde Aydınlık’ın sorularınaysa yanıt verilmemiş.

http://ilk-kursun.com/7762

ERDOĞAN AİLESİNDE BİR BİLİNMEYEN DAHA

22 Mayıs 2007

Ancak çürük raporuyla ilgili ölçütler açısından Ahmet Burak Erdoğan’ın durumu biraz tartışmalı. Rapora göre, Ahmet Burak’ın hastalığı testis kanseri. Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri tedavi edilebilir bir rahatsızlık. O nedenle, ciddi bir kanser türü olarak görülmüyor. Burası önemli, çünkü çürük raporu, asker adayı açısından ancak iş görme gücünün yüzde 60’ını yitirmesi durumunda veriliyor. Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.

Aydınlık, bu bilgiye ulaşınca konuyu farklı kaynaklardan araştırdı. Bilgi doğruydu. Ancak Ahmet Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğüne dair herhangi bir bilgiye ise ulaşılamıyor. Aydınlık, konuyu Başbakan Erdoğan’a yazılı olarak sordu. 2 Mayıs 2007 tarihinde Aydınlık’ın sorularınaysa yanıt verilmemiş.  

 

 

Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kardeşlerinin aksine kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Ama daha önce, babası Belediye Başkanı’yken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek’e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu. Aydınlık dergisi bu haftaki sayısında Başbakan’ın oğlu Ahmet Burak’ın çürük raporuyla askere gitmediğini ortaya çıkardı.

Adı        : Ahmet Burak.
Baba Adı        : Recep Tayyip.
Ana Adı        : Emine.
Doğum Tarihi    : 04.07.1979.
Medeni Hali    : Evli(23.02.2001).
Askerlik Durumu    : ÇÜRÜK…

Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın, aldığı çürük raporuyla askere gitmediği ortaya çıktı. Rize Güneysu Askerlik Şubesi’ne kayıtlı Ahmet Burak Erdoğan, 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden verilen raporla çürüğe ayrıldı.

Buraya kadar herşey normal görünüyor. Ancak çürük raporuyla ilgili ölçütler açısından Ahmet Burak Erdoğan’ın durumu biraz tartışmalı. Rapora göre, Ahmet Burak’ın hastalığı testis kanseri. Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri tedavi edilebilir bir rahatsızlık. O nedenle, ciddi bir kanser türü olarak görülmüyor. Burası önemli, çünkü çürük raporu, asker adayı açısından ancak iş görme gücünün yüzde 60’ını yitirmesi durumunda veriliyor. Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.

Aydınlık, bu bilgiye ulaşınca konuyu farklı kaynaklardan araştırdı. Bilgi doğruydu. Ancak Ahmet Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğüne dair herhangi bir bilgiye ise ulaşılamıyor. Aydınlık, konuyu Başbakan Erdoğan’a yazılı olarak sordu. 2 Mayıs 2007 tarihinde Aydınlık’ın sorularınaysa yanıt verilmemiş.  

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=4694&Itemid=4

Şehit Anası :Senin oğlun çürük, benimki toprakta

26.05.2007

Oğlunun şehit olduğu öğrenilen bir kadın da Başbakan Erdoğan önünden geçerken, “Senin oğlun çürük, benim oğlum toprakta yatıyor’’ diye bağırdı. Bu sözlerin ardından da ‘Yuh’ sesleri yükseldi.

 

Şırnak’ta mayın patlaması sonucu şehit olan Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu İzmir’de toprağa verildi. Törende Başbakan Recep Tayyip Erdoğan protesto edildi

 

ŞIRNAK’ın Güçlükonak İlçesi yakınlarında terör örgütü PKK’nın yola döşediği mayını uzaktan kumandayla patlaması sonucu şehit olan Piyade Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu, İzmir’de düzenlenen törenle toprağa verildi. Törene katılanlar, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı alkışlarken, namaza kısa süre kala gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kalabalığa girdiği anda da ‘Yuh’ sesleri yükseldi. Türk bayrağı taşıyan vatandaşlar, ‘Başbakan istifa’ sloganı attı.

Ailesi İzmir’in Bayraklı Semtinde oturan Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu’nun Türk bayrağına sarılı tabutu, tören için ikindi namazı öncesi Karşıyaka Bostanlı’daki Beşiklioğlu Camii’ne getirildi. Törenden önce acılı baba Recep Dayıoğlu, anne Zeynep Dayıoğlu ve eşi Şengül Dayıoğlu tabuta son kez sarılıp gözyaşı döktü. Şehit Uzman Çavuş Dayıoğlu’nun henüz 7 aylık kızı Azra da sürekli ağlarken, acı tablo yürekleri dağladı.

…

Tören alanına ikindi namazına kısa süre kala Başbakan Erdoğan, yanında Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’le geldi. Başbakan kalabalığa girdiği anda da ‘Yuh’ sesleri yükseldi. Türk bayrağı taşıyan vatandaşlar, ‘Başbakan istifa’ sloganı attı. Başbakan Erdoğan şehit ailesinin yanına gidip başsağlığı diledi. Bu sırada şehit uzman çavuşun eşi Şengül Dayıoğlu, “Bu terör ne zaman son bulacak? Kaç çocuk babasız kalacak?’’ dedi. Başbakan Erdoğan acılı aileyi teselli ettikten sonra ikindi namazı için camiye girdi. Bu arada elleriyle bozkurt işareti yapan ülkücü grup, ‘Hepimiz askeriz, PKK’ya yeteriz’, ‘Bu asker yatmadı vatanını satmadı’, ‘Türkiye’nin imamı Amerikan papazı’ sloganlarını attı, vatandaş da bunlara alkışla destek verdi.

Kalabalık arasında çok sayıda şehit ve gazi yakını da dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ise namaz başladığı sırada camiye geldi. Bu sırada kalabalıktan alkış yükseldi, ‘şehitler ölmez, vatan bölünmez’ sloganı atıldı. Cumhurbaşkanı Sezer de Dayıoğlu Ailesi’nin yanına giderek baba, anne ve acılı eşe başsağlığı diledi. Cumhurbaşkanı Sezer, 7 aylık Azra’nın yanaklarını okşadı. Cumhurbaşkanı Sezer, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve kuvvet komutanları, ikindi namazının kılınmasını kendileri için hazırlanan güneşliğin altında bekledi.

Oğlunun şehit olduğu öğrenilen bir kadın da Başbakan Erdoğan önünden geçerken, “Senin oğlun çürük, benim oğlum toprakta yatıyor’’ diye bağırdı. Bu sözlerin ardından da ‘Yuh’ sesleri yükseldi. Yakalarında AKP rozeti olan gençler de ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ diye slogan atarak protestoları bastırmaya çalıştı. ‘Yuh’ diye bağıran gruba kalabalıktan başka bir grup da ‘Yuh’un Allahı’ diye destek verdi. Daha sonra cenaze top arabasına konuldu. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Orgeneral Büyükanıt ve kuvvet komutanları hep birlikte yürüdü. Bu sırada 7 aylık Azra’nın çığlıkları hiç durmadı. Törene katılanlar minik kızın bu haline bakıp gözyaşı döktü. Anne Şengül Dayıoğlu, kızını, “Bak babamız gidiyor, bak’’ diyerek susturmaya çalıştı. Tören süresinde Başbakan Erdoğan yükselen protestolara hiç tepki vermedi. Başbakan Erdoğan’ın tören süresince Cumhurbaşkanı Sezer ve komutanlarla göz göze gelmemesi dikkat çekti.

Şehit Uzman çavuş daha sonra Kadifekale Hava Şehitliği’nde toprağa verildi.

 

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7008491&tarih=2007-05-26

Çözüm hükümeti AKP

 

Mehmet Çelebi

27.05.2007

 

…

Başbakanın oğlunun “askerlik sorunu” vardı. 3 milyon dolar vermiş çocuk gemi almış, 15 ay askere gitsin “yan gelip yatsın da gemi çürüsün mü?” yazık değil mi gemiye. Bu sorunu da “çürük” alarak çözdüler. (AKP her şeyi vererek çözdü, bir tek bu konuyu, alarak çözdü)


Başbakanın oğlunun ne işi var askerde, öyle ya “Kelleler” gitsin askere.

…

http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?yazid=28&id=3023

.

25.05.2007

“Asıl çürük raporunu milletimiz verecektir”

 

Vatani görevinin en kutsal bir görev olduğunu belirten Yılmaz Tankut, “Oğul Erdoğan’ın gerçekten vatani görevini yapamayacak kadar çürük olup olmadığı bir kez daha araştırılmalıdır. Şayet rapor doğru değil ise, her gün birer beşer gencecik bedenleri toprağa veren bu millet, bu çürük zihniyeti affetmeyecektir. 

 

MHP Adana İl eski Başkanı ve milletvekili aday adayı Yılmaz Tankut, Başbakan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın ‘çürük’ raporu alarak askere gitmemesine tepki gösterdi:

 Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Adana il eski Başkanı ve 23. dönem milletvekili aday adayı Yılmaz Tankut, AKP Genel Başkanı Başbakan Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu armatör Ahmet Burak Erdoğan’ın ‘çürük’ raporu alarak askere gitmemesine tepki gösterdi.

Geçtiğimiz günlerde yüzde 50 pay ile sahibi olduğu MB Denizcilik’in 4.5 milyon dolara ilk gemisini almasından sonra  ‘armatör’ sıfatı da kazanan ve kamuoyunda geniş şekilde tartışılan Ahmet Burak Erdoğan’ın sıradan biri olmadığını belirten Yılmaz Tankut “Ahmet Burak Erdoğan, ülkeyi yöneten bir Başbakan’ın oğludur. Bu bakımdan çok kötü bir örnek olmuştur. Bunun toplum üzerindeki psikolojik etkisi ağır olacaktır.” dedi.
Tankut, “Teröre verilen cesaretle, emperyalizme teslimiyetle, halkımızı yoksulluğa ve yolsuzluğa mahkumiyetle en kötü bir örnek olan Başbakan Erdoğan’ın oğlunun da vatani hizmetten kaçınmasına şaşırmış değiliz. ABD’ye, AB’ye hizmette kusur etmeyen ama halka efelenenler serin mavi sularda dümene geçerken, vatan nöbetini de kendi tabirleri ile garip gurebaya yüklemişlerdir” diye konuştu.
Vatani görevinin en kutsal bir görev olduğunu belirten Yılmaz Tankut, “Oğul Erdoğan’ın gerçekten vatani görevini yapamayacak kadar çürük olup olmadığı bir kez daha araştırılmalıdır. Şayet rapor doğru değil ise, her gün birer beşer gencecik bedenleri toprağa veren bu millet, bu çürük zihniyeti affetmeyecektir. Asıl çürük raporunu da asil milletimiz 22 Temmuz’da verecektir. Bu böyle biline” dedi.

http://www.yeniadana.net/web/HaberDetay.aspx?id=12446

Aslan asker Burak!

Melih AŞIK

24 Mayıs 2007

 

…

Başbakan Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın çürük raporu alarak askere gitmediği ortaya çıktı. Ahmet Burak’ın testis kanseri olduğu söyleniyordu.

Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nin eski baştabibi E. Tuğamiral Vehbi Alpman Milliyet’e yaptığı açıklamada “Teşhisin kanserle alakası yok” dedi. Ama çürük raporunun neye dayanarak verildiğini açıklamadı. Bu tür raporların neye dayanarak verildiği konusunda yaygın bir kanı vardır. O yüzden Ahmet Burak Erdoğan askeri hastanede yeniden muayeneden geçirilmeli, TSK da kuşku altında kalmaktan kurtarılmalıdır.

…

http://www.milliyet.com.tr/2007/05/24/yazar/asik.html

AKP PRENSLERİNİN EMRİNDE

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

30 Mayıs 2007

Önce Başbakan Erdoğan’ın oğlu Burak ile ilgilensinler… 

Prens Burak’ın, çürük raporu almasına karşılık bu genç yaşta milyonlarca dolara nasıl hükmettiğini öğrensinler. 

…

‘Demokrasiyi korumak, geliştirmek için’ AKP’ye girdiğini söyleyen Ertuğrul Günay’a da Haluk Özdalga’ya inanmıyorum. ‘Demokrasi bizim için amaç değil, araçtır!’ diyen AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile mi demokrasiyi koruyacaklar…

AKP’ye bunlar; dürüst, temiz politika yapmak için mi gittiler?

 AKP’de bunlar yolsuzlukları mı önleyecekler?

Önce Başbakan Erdoğan’ın oğlu Burak ile ilgilensinler…

 Prens Burak’ın, çürük raporu almasına karşılık bu genç yaşta milyonlarca dolara nasıl hükmettiğini öğrensinler. 

Sonra İçişleri Bakanı’mızın yetenekli oğlu Murat Aksu’nun İstanbul’daki yüksek başarısını incelesinler. Bunun için müteahhitlerle görüşüp Murat Bey’in moloz işinden bile iyi para kazanmasını bilen bir yetenek olduğunu keşfetsinler. 

Sonra da Maliye Bakanı Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan’ın civciv ve yumurta üzerin’den nasıl zengin edildiğini keşfetsinler.

Yetmiyorsa eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım’ın aldığı trilyonluk teşvikleri nasıl hak ettiğini tahkik edip, kendileri de bu yolda adımlar atsınlar.

Gerçek ortadadır: Ertuğrul Günay ve Haluk Özdalga, işte AKP’nin bu hızlı ve çok akıllı çocukları hakkında oluşan yolsuzluk söylentilerini göğüslemek üzere, AKP saflarına katıldılar.

Bu kahramanlık mücadelelerinde onlara başarılar diliyorum.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da onları alınlarından öpecektir.

…

http://www.gunes.com/2007/05/30/yazarlar/y4.html

***

YOBAZ BÖYLEDİR

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

12 Haziran 2007

Hele hele; ehliyet alabilen oğluna çürük raporu alan ve onu askerden kaçıran bir başbakana bu yobazcıklar asla söz edemezler…

Asker düşmanlığı, bunların kromozomlarına işlenmiştir. Hükümet’in basındaki bir numaralı destekçileri Fethullahçı taifeden söz ediyorum. Efendileri, onlara; ‘Sezdirmeden sistemin kılcal damarlarına kadar sızın!’ emrini verdi; onlar da sızdılar… Polisteler, adliyedeler, milli eğitimdeler, müşavirlikteler, her yerdeler… Ve basındalar… Star’ı onlara sattılar. Bugün onların oldu. Zaman Gazetesi ise bunların Kabesi… 

İşaret, Amerika’da oturan Fethullah’tan oraya geliyor. Bunlara Yeni Şafak’ı ve küfürcü-şantajcı Vakit Gazetesi’ni de ekleyin. Basındaki Fethullahçı tosuncuklar, askeri kötülemek için çok ince numaralar çekerler. Bunlardan birisi, ‘Güneydoğuda erler savaşıyor, subaylar kaçıyor!’ anlamına gelen yazı döşenmiş. Sanki o erler oraya, kendi kafalarına göre pikniğe gidiyorlar da…

Bu yobazcık, bunca subayımız şehit olmuşken onları görmezden gelir… Yobazcıklar; ‘Yahu bu güneydoğuya hep sıradan insanlaırn çocukları gidiyor; neden zenginlerin çocukları; neden başbakanların çocukları gitmiyor?’ diye asla sormaz; soramaz.

Hele hele; ehliyet alabilen oğluna çürük raporu alan ve onu askerden kaçıran bir başbakana bu yobazcıklar asla söz edemezler…

Sonra da Allah’tan, Kuran’dan söz ederek sıradan insanları kandırırlar. Allah, kimseyi bunların durumuna düşürmesin.

…

http://www.gunes.com/2007/06/12/yazarlar/y4.html

 

Vurulduk ey anam!

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

08 Haziran 2007

Onlar, ‘Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!’ derken, kendi çocuklarına çürük raporu alanlardır.
Benim oğlum gitmesin, seninki gitsin; ölürse de ölsün…
İşte bu mantık vurdu bizim çocuklarımızı…

 

Şu dünyanın haline bakar mısınız:
Bir tarafta, koltuk kapmak için ölümüne yarış var.
Öbür tarafta, ölümüne vatan görevi yapanlar.
Bir tarafta mülküne mülk, parasına para katmak için siyasette öldürücü yarış.
Öbür tarafta görev uğruna su gibi ölüme akış.
Bu ölenlerin babası zengin değildi.
Onlar, Kasımpaşa Deniz Hastanesi’ne başvurup da çürük raporu almadılar.
Askerden kaçmak için kendilerini de yaralamadılar.
Davul zurna çalarak…
Halaylar çekerek…
Omuzlarda taşınarak…
Havalara fırlatılarak…
Şölenlerle askere gittiler.
Ve şehit oldular…
Adlarını biliyorsunuz… İlhan, Mustafa, Eraslan, Burhan, Erdem, Eyüp, Emrah idiler…
Yirmili yaşlarda, su gibi genç, gelecek için hayaller kuran can idiler.
Sıradan insanların sıradan çocukları…
Yüreklerinde vatan sevgisi, gözlerinde bayrak çizgisi…
Tunceli’de yemek yerken kafalarında el bombası patlatıldı… Sonra da makineli tüfekle tarandılar…
İt takımı, insan takımına baskın yapmıştı…
Binlerce askerimize yedisi daha eklendi…
Dağ başında görev yaparken ölüme gittiler.
Onlar, yan gelip yatmıyordu… Vatanı bekliyorlardı…
Siz İstanbul’da gece kulüplerinde dans ederken, onlar sizin için can veriyordu.
Siz, onların koruduğu vatanı parsellere ayırıp satarken onlar o parseller uğruna canlarını sebil ediyorlardı.
Daha önceki binlerce gencimizin yaptığı gibi…
***
Katiller; Kürtçülük adına cinayet işliyor… Onlar yaparlar…
Ya buna karşı çıkması gerekenler? Ya, ‘Genelkurmay, Başbakana bağlıdır!’ diye iplerin kendi ellerinde olduğunu söyleyenler?
Onlar neredeler?
Onlar neden bu askere sahip çıkmazlar?
Onlar, ‘Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!’ derken, kendi çocuklarına çürük raporu alanlardır.
Benim oğlum gitmesin, seninki gitsin; ölürse de ölsün…
İşte bu mantık vurdu bizim çocuklarımızı…

‘Türkiye’de Kürt sorunu vardır!’ diyerek bölücü terörün sırtını okşayanlar vurdu mehmetçiklerimizi…
2004 yılına kadar tek kurşun atamayan terörist takımının önünü açanlar vurdu çocuklarımızı…
Bölücü teröre destek verenleri Dışişleri Konutu’nda ağırlayanlar bu cinayete ortak oldular.
Silahı kullananlara değil, o silahı kullandıranlara bakın…
Türk ordusunun elini kolunu bağlamaya çalışanlara bakın.
Bölücü faşist terörü besleyen Barzani- Talabani takımına tek söz edemeyen yöneticilerimize bakın…
O zaman terörist takımının neden azdıklarını anlarsınız…
Dedim ya; oğluna çürük raporu alamayanlar ağlayacak; çürük rapor alanlar da nutuk atmaya devam edecekler.
Ey analar, ey babalar!
Siz, çocuklarınızın canını alanlardan hesap sormayacak mısınız?

http://www.gunes.com/2007/06/08/yazarlar/y4.html

BAŞBAKAN AÇIKLAMALI

Emin ÇÖLAŞAN

12 Haziran 2007

Bu durumda Recep Tayyip Bey’e düşen görev, oğlunun raporuna ilişkin bütün bilgi ve belgeleri kamuoyuna açıklamaktır.

Gerekirse onu GATA’da yeniden Heyet’e sokmak ve (eğer sakıncalı ise rahatsızlığının gizlenmesi koşuluyla) yeni bir “askerlik yapamaz” raporu alıp şom ağızlıları susturmaktır!

 

BAŞBAKAN’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan askere gitmemek için çürük raporu almış. Bu raporlar askeri hastaneler tarafından verilir. Ancak, yıllardan beri bazı çeteler türemiştir, para karşılığında sahte veya gerçek çürük raporu verirler. Güvenlik güçleri birkaç gün önce yeni bir çeteyi ortaya çıkardı.

Bazı çürük raporlarının ise para ödenmeden, hatır gönülle verildiği söylenir!

Bir başbakan oğlunun böyle bir rapor almış olması çok önemlidir. Raporu ne zaman aldığını bilmiyoruz.

Hangi rahatsızlığı nedeniyle olduğunu ise hiç bilmiyoruz!

Bu durumda Recep Tayyip Bey’e düşen görev, oğlunun raporuna ilişkin bütün bilgi ve belgeleri kamuoyuna açıklamaktır.

Gerekirse onu GATA’da yeniden Heyet’e sokmak ve (eğer sakıncalı ise rahatsızlığının gizlenmesi koşuluyla) yeni bir “askerlik yapamaz” raporu alıp şom ağızlıları susturmaktır!

Oğlunun gerçek sağlık sorunu olabilir. Bu sorun askere gitmesine engel de oluşturabilir. Bu durumda hepimize düşen görev, oğluna ve aileye “Geçmiş olsun” dileklerimizi iletmektir.

Her gün şehit cenazelerinin kaldırıldığı şu ortamda Başbakan bu olaya mutlaka açıklık getirmeli, aksi takdirde sonucuna katlanmayı göze almalıdır…

Çünkü bu sorun hep belleklerde çakılı kalacak ve kendisini ezecektir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6691349.asp?yazarid=5&gid=61

O, ŞİMDİ RAPORLU

logo

Sabahattin ÖNKİBAR

12 Haziran 2007

 Öyle ya vatan evlatları bir bir toprağa düşerken Başbakan’ın oğlunun hangi gerekçe ile halk deyimi ile çürüğe çıktığının net olarak bilinmesi gerekiyor. Başbakan kendisine ve oğluna yönelik bu taarruzları engellemek istiyorsa derhal bir basın toplantısı yapmalı ve oğlunun raporlarını bir bir sunmalıdır. 

Kocatepe’de “Tayyip oğlunu askere gönder” sloganı

Şırnak’ta PKK mayınıyla şehit düşen Binbaşı Ramazan Armutçuoğlu’nun cenazesi dün Ankara Kocatepe Camiinden kaldırıldı. Hüzünlü törende yankılanan bir slogan AKP’yi seçim sürecinde de vuracağa benziyor. Tören boyunca “AKP dışarı, hükümet dışarı” diye tempo tutan katılımcılar bir ara “Tayyip oğlunu askere gönder” diyerek Başbakan’ın askerliğini rapor alarak yapmayan oğlunu hedef aldı…

 Kuşkusuz Erdoğan’ın büyük oğlu Burak’ın askere gitmemesinde bir gerekçe elbette vardır. Ancak kamuoyu merakını gidermek için bu gerekçenin ayrıntıları ile açıklanması gerekiyor. Öyle ya vatan evlatları bir bir toprağa düşerken Başbakan’ın oğlunun hangi gerekçe ile halk deyimi ile çürüğe çıktığının net olarak bilinmesi gerekiyor. Başbakan kendisine ve oğluna yönelik bu taarruzları engellemek istiyorsa derhal bir basın toplantısı yapmalı ve oğlunun raporlarını bir bir sunmalıdır. Aksi halde spekülasyonların önünü alamayacaktır.



http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazarlar/selahattinonkibar/listelerin-galibi-kim.html

AKP dünyasında kelle (Şehitler) paniği!…

logo

Sabahattin ÖNKİBAR

14 Haziran 2007

Tamam aldığı rapor sebebi ile askere gitmesi uygun görülmeyen ve çürüğe ayrılan oğlunuzla ilgili haberler canınızı sıkıyor ama bunun için şehid cenazelerinde hissiyatlarını dışa vuranlara korku salmak sizin gibi sivil ve demokrat(!) bir lidere vallahi hiç yakışmıyor!

Öcalan’a Sayın diye hitap edip şehitlerimiz için kelle nitelemesinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan şimdi de şehit cenazelerinde hissiyatını dışarı vuranları terbiyesizlikle itham ediyor ve korku salıyor.
Neymiş efendim cenazede bunlar olmazmış.
Ne olmuş cenazede!
Hükümet ve üyeleri protesto edilmiş. Bunu yapanlar için araştırma başlatılacakmış.
Yahu bu bir cenaze merasimi, birkaç genç acıyla söylenmemesi gerekeni söylemiş olabilir. Bu şiddet ve celal bir devlete ve başkanına yakışır mı?
Evet Başbakan işi gücü bıraktı, Kocatepe ve Manisa’daki cenaze merasimlerinde kim hangi lafı etti diye kameraları tarattırıyor?
Korkarım Abdüllatif Şener’in elini sıkıp diğer bakanların yüzüne bile bakmayan şehit binbaşımızın eşleri için de soruşturma başlatacaklar.
Yahu hani siz demokrasi sevdalısıydınız, hani söz etme hürriyetine sonuna kadar taraftınız. Hani bu mesajı veren afişleri caddelere astırıyordunuz!
Hem yapılan neticede cenazedeki bir dışa vurum değil midir?
Ermeni Hrant Dink’in cenazesinde yapılanları övüp arşa çıkarırken, Kocatepe ve Manisa’daki mini ve münferit bir kaç protestoyu niçin sineye çekemiyorsunuz?
Demokrasinin sizin için tramvay olduğunu bu tahammülsüzlüğünüzle bir kez daha kanıtladınız.
Şu söylenene bakın.
Yapılanlar psikolojik harekatmış.
Türkiye’nin Başbakanı olarak Türk Milliyetçilerine karşı, günler ve haftalarca kafatascı diye kampanya yapmak psikolojik harekat değil, ama cami de birkaç gencin acı içinde attığı slogan psikolojik harekat öyle mi?
İnsanlar acı içinde, kocasını, babasını, evladını vatan adına toprağa veriyor, ülkenin Başbakan’ı bu acıya ortak olacağına buna psikolojik harekat diyor.
Peki bütün bunları niye mi yapıyor?
Paniktedir de ondan… Hem öyle bir paniktedir ki bütün yoldaşlarını harekete geçirip seferberlik ilan ediyor ve dezenformasyona başvuruyor.
Asıl korkusu birkaç gün sonra başlayacak olan terörü telin mitingleri… Korkutması da ondan. Aklınca kameraları inceliyoruz deyip katılımı engellemek istiyor.
İşte sırf bunun için sevgili okurlar bu mitinglere iki elimiz kanda olsa da gitmeli ve bu mandacılara meydan okumalıyız.
Son cümlemiz şu olacak:
Dün Sevgili Yılmaz Özdil yazdı bugün ben de yazıyorum.
Lütfen sayın Başbakan, lütfen.
Tamam şehitlerimizin cenazelerine gelmiyorsunuz, bu sizin takdirinizdir. Ama ne olur acılarını yaşamak isteyenleri rahat bırakınız.
Tamam aldığı rapor sebebi ile askere gitmesi uygun görülmeyen ve çürüğe ayrılan oğlunuzla ilgili haberler canınızı sıkıyor ama bunun için şehid cenazelerinde hissiyatlarını dışa vuranlara korku salmak sizin gibi sivil ve demokrat(!) bir lidere vallahi hiç yakışmıyor!

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazarlar/selahattinonkibar/listelerin-galibi-kim.html

MHP’DEN TEPKİ!

“Senin terör konusundaki tek tedbirin, oğluna çürük raporu alarak askere göndermemek midir”

Süleyman Korkmaz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumunu eleştirerek, “Senin terör konusundaki tek tedbirin, oğluna çürük raporu alarak askere göndermemek midir? 

Bugün maşallah turp gibi sağlam görünen ve milyon dolarlık hisselerle şirket ortağı olan, Allah yürü ya kulum dediği için iki gemiyi birden satın alan oğlunuz Ahmet Burak Erdoğan’a 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden hangi sakatlıktan dolayı çürük raporu aldınız? 

 

Yaşanan terör olaylarına tepkiler sürüyor. Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanı Süleyman Korkmaz, parti binasında düzenlediği basın toplantısında hükümeti ve KAYSO Başkanı Mustafa Boydak’ı eleştirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın terör konusundaki tutumunu eleştiren Kormaz, “Senin terör konusundaki tek tedbirin, oğluna çürük raporu alarak askere göndermemek midir” diye sordu. 

Yaşanan terör olaylarının ardından oluşan tepkiler sürüyor. Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanı Süleyman Korkmaz, parti binasında Kocasinan İlçe Başkanı Yavuz Karaçavuş ve Melikgazi İlçe Alparslan Sel’in de katıldığı basın toplantısında Süleyman Korkmaz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tutumunu eleştirerek, “Senin terör konusundaki tek tedbirin, oğluna çürük raporu alarak askere göndermemek midir? 

Bugün maşallah turp gibi sağlam görünen ve milyon dolarlık hisselerle şirket ortağı olan, Allah yürü ya kulum dediği için iki gemiyi birden satın alan oğlunuz Ahmet Burak Erdoğan’a 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden hangi sakatlıktan dolayı çürük raporu aldınız? 

Üçer beşer şehit verdiğimiz bu günlerde, şehit anaları ve kamuoyu bunu bilmek istiyor. Çıkın halkın karşısına ve açıklayın benim oğlumun eli sakat, ayağı sakat, ne ise sakatlığı açıklayanı ve sizde vicdani sorumluluktan kurtulun, biz de aydınlanalım. 

Kendi oğlunuzu çürük raporu ile korurken, şehit olan askerlere ‘kelle’ diyebilmenizin rahatlığını şimdi anlıyoruz. Oğlunuz yan gelip yatarken, askerliğin yan gelip yatma yeri olmadığını söylemenizi şimdi daha iyi anlıyoruz ve sizi yüce Türk Milletinin yüksek vicdanına havale ediyoruz” dedi. 

…

http://www.kayserihaber.com.tr/giris.asp?kanal=haberler&id=3774

Hiç kimse oğlunun rahatsızlığından utanmaz

Can Ataklı

17.06.2007

Son zamanlarda terör yine can almaya başladı. Hükümet ise terördeki bu tırmanmayı ciddiye almadığı gibi, bunu “bizi devirmek için tezgahlıyorlar” paranoyasına saplandığı için görmezden bile gelmeye çalıştı.

Üstelik iktidar şehit olan her yiğidin askerin elini kuvvetlendirdiği zannına kapılarak, silahlı kuvvetleri rencide edecek bir hakaret ve iftira kampanyası bile başlattı.

AKP’li yazarlar “Neden sadece fakir ailelerin asker çocukları ölüyor, neden hiç subaylar ölmüyor?” diye soracak kadar kendilerinden geçtiler. Hemen ardından subaylar da şehit olmaya başladığında bu kez “Her şey planlı, terörü PKK’nın yaptığı ne malum” sorularına yöneldiler.

Böyle bir ortamda bir yazar “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bu kadar hakaret yeter. Sen önce kendi oğlunun neden çürük raporu aldığını açıkla” diye soruverdi.

…

Madem oğlunun askerlik yapamayacağı kamuoyu tarafından da öğrenildi, bu durumda Tayyip Bey’in yapması gereken hiç utanca kapılmadan ortaya çıkıp “Evet, maalesef benim oğlumun şöyle bir hastalığı var. Bu bizi de kendisini de çok üzüyor, ama Allah’ın takdiri, yapacak bir şey yok. Bu nedenle oğlum askere bile gidemiyor. Bu da onu kahrediyor” derdi.

Başbakan Erdoğan’ın oğlunun askerliğine engel olacak bir hastalığı olduğu bilinmiyor muydu?

Biliniyordu. Ama medyanın da yazılı olmayan bazı kuralları vardır. Önemli görevlerde bulunan bazı kişilerin, tamamen özellerine giren konular sıkça dile getirilmez, hatta bazılarına hiç dokunulmaz bile.

Aileden birinin hastalığı bunun örneklerinden biridir.

Ayrıntılar bilinmemekle birlikte Tayyip Bey’in oğlu Burak’ın askerliğini yapmasına olanak vermeyecek bir hastalığı olduğu biliniyordu. Zaten askeri hastane de hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde gerekli raporları bundan 7 yıl önce düzenlemiş.

Peki bu konu niye ortaya çıktı, medyanın bir kuralı mı bozuldu?

Hayır. Son zamanlarda terör yine can almaya başladı. Hükümet ise terördeki bu tırmanmayı ciddiye almadığı gibi, bunu “bizi devirmek için tezgahlıyorlar” paranoyasına saplandığı için görmezden bile gelmeye çalıştı.

Üstelik iktidar şehit olan her yiğidin askerin elini kuvvetlendirdiği zannına kapılarak, silahlı kuvvetleri rencide edecek bir hakaret ve iftira kampanyası bile başlattı.

AKP’li yazarlar “Neden sadece fakir ailelerin asker çocukları ölüyor, neden hiç subaylar ölmüyor?” diye soracak kadar kendilerinden geçtiler. Hemen ardından subaylar da şehit olmaya başladığında bu kez “Her şey planlı, terörü PKK’nın yaptığı ne malum” sorularına yöneldiler.

Böyle bir ortamda bir yazar “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bu kadar hakaret yeter. Sen önce kendi oğlunun neden çürük raporu aldığını açıkla” diye soruverdi.

Kural bozulmamıştı ama hani halk deyimiyle şehitlerin acısının böylesine sömürülmesi “buraya kadar” getirmişti.

Konu budur.

Peki Tayyip Bey ne yaptı? Müthiş hiddete kapıldı. Bunu belden aşağı vurmakla aynı şey olduğunu söyledi.

Oysa hastalık insanın kendi elinde olan bir şey değil. Hepimizin ailesinde hastalananlar olabilir. Madem oğlunun askerlik yapamayacağı kamuoyu tarafından da öğrenildi, bu durumda Tayyip Bey’in yapması gereken hiç utanca kapılmadan ortaya çıkıp “Evet, maalesef benim oğlumun şöyle bir hastalığı var. Bu bizi de kendisini de çok üzüyor, ama Allah’ın takdiri, yapacak bir şey yok. Bu nedenle oğlum askere bile gidemiyor. Bu da onu kahrediyor” derdi.

Kimsenin böyle bir açıklamaya itiraz edecek hali yok ki.

Ama iktidar hırsı ve üst üste gelen başarısızlıkların şoku Tayyip Bey’in ruhunu öylesine tahrip etmiş ki, oğlunun hastalığından bile utanır hale gelmiş. Ne hazin…

*****

http://www4.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=17.06.2007&Newsid=124036&Categoryid=4&wid=142

Çürük Olan Burak mı, Rapor mu?

Neval Kavcar

 

Binbaşı Murat Özyalçın ve Uzman Onbaşı Cihan Kızıltaş PKK dan sonra birde bu yaptırımlarla vuruldu. Tabutu taşıyan araç ise Türkiye’yi isyan ettirdi. Törenin her santimetre karesine bir polis düşüyordu ve bu baskı da neyin nesi dedirtti vatandaşa. Milletin canını koruyamayan bir iktidar, “ Burak Gitsin askere”  sloganı söylenmesin diye törene katılan vatandaşları ablukaya aldılar.

…

2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesinden aldığı raporla çürüğe ayrılan Burak’ın teşhisi “testis kanseri” denildi. Bu nasıl bir hastalıktır ki insanı askerlikten alıkoyarak iş görme gücünü %60 kaybettirmekle birlikte evlenmesine mani teşkil etmiyor.
 
Askerlik çağı geldiğinde muayenesinde “Testis kanseri” tanısı konulduğu için “Peygamber Ocağına “ gidemeyen Burak konusu her açıldığında Erdoğan sinirleniyor. Gündeme gelme sebebinin “siyasi” olduğunu vurguluyor. Burak Erdoğan’ın 1998 yılında sanatçı Sevim Tanürek’e çarparak ölümüne sebebiyet vermekten psikolojinin bozulduğu ve buna bağlı bir iş göremez raporu oluşturulduğu duyulmuş, sonra asıl raporun o olmadığı duyurulmuştur.
 
Burak testis kanseri olduğu için verilen “çürük raporu” ile askere gitmemiştir. Böylesine önemli bir teşhisten sonra bugün tedavisi ne aşamadadır? Hiç tedavi yapılmış mıdır? Yapıldı ise nerede yapılmıştır?
 
Derken raporu veren Deniz Hastanesinin eski baştabibi emekli Tuğamiral Arif Vehbi Alpman diyor ki:
“Askerliğe elverişsizdir raporu aldı, ama konulan teşhisin kanserle alakası yok”
 
Testis kanserinden tutun psikolojik travmaya kadar bir dizi senaryo çöpe gitti mi şimdi?
 
“Minareleri süngü yapan” BOP eş başkanı Erdoğan’ın oğlu Burak’ı asker ocağından uzak tutan hastalığı nedir Allah aşkına?

…

Burak Erdoğan’ın çürük raporunu öğrenmek bu milletin hakkıdır. Verilmeyen cevapla demek ki çürüklük bir durum yok intibaı güçlenecektir. Başbakan Tayyib Erdoğan’ın buna müsaade etmeyeceğini, şehit ailelerini de düşünerek GATA ya gitme kararı vereceğine inanıyorum.
 
…
 
Atılması gerekli adımı ASAL atarsa ki Başbakanın tavrı da budur; “Çürük olan Burak mı, rapor mu?”  anlaşılır.

AKP iktidarı İstanbul’da aldığı polisiye tedbirle, protestoların önüne geçmeye çalıştı. Her AKP li bakanı çelik kuvvet koruyor artık. Halkın arasına çıkamıyorlar anlayacağınız. Şehit cenazesi değil de bir teröristin cenazesi kalkıyordu sanki dün. Polis camiyi çevirip, törene katılanları sıkı bir aramadan geçirerek, adeta bir daha katılmayın dedi. Bu arada “Türk Bayrağının “ şehit törenlerinde yasaklandığı öğrenildi, bayraklar toplandı.
 
Binbaşı Murat Özyalçın ve Uzman Onbaşı Cihan Kızıltaş PKK dan sonra birde bu yaptırımlarla vuruldu. Tabutu taşıyan araç ise Türkiye’yi isyan ettirdi. Törenin her santimetre karesine bir polis düşüyordu ve bu baskı da neyin nesi dedirtti vatandaşa. Milletin canını koruyamayan bir iktidar, “ Burak Gitsin askere”  sloganı söylenmesin diye törene katılan vatandaşları ablukaya aldılar.
 
ABD uzantılı PKK her gün canımızı alırken, Erdoğan K.Irak’a girilecek demeye korkuyor. Yaklaşan seçim ve giderek artan kan kaybını gören stratejik dostları, “Çapanoğlu Projesini” derinleştirebilirler. “Belirli bir mesafeye “ kadar Irak’a girme izni her an çıkabilir.
 
BOP sultanı Erdoğan da acilen hükümeti toplar ve “sınır ötesi” kararı çıkarır. Sonra BOP Fatihi olur mu bilmem fakat fasulyeden bu operasyon problemi çözmez. PKK nın görevlerinden ikisi, “Sözde Kürdistan”ın oluşumunu tamamlamak ve bölgede “Kürt şuuru” uyandırmaktır. Ve K.Irak’ta sadece PKK yla değil Barzani ile de bir şeyler olursa rahatlama olur.
 
Washington’un Dünyayı işgal projeleri ile Türkiye’nin hedeflerinin çakıştığını söyleyen BOP un Gül’üne sormak gerekir, PKK saldırıları da bu hedefe dâhil midir diye?
 
Kanallara sırayla çıkan başbakan için 2002 seçimlerinde ki taktik uygulanıyor. Önceden hazırlanmış özel sorularla, mazlum, milletin menfaatini gözetir Erdoğan portesi çiziliyor. 23 Temmuz sabahında ise iktidarın devam edeceğini varsayıyor. Aç tavuğun kendini buğday ambarında görmesi gibi oy oranın arttığını, yüzde kırklara dayandığını söylüyor, Başbakan.
 
PKK saldırıları ve şehit cenazeleri ile birlikte vatandaş Erdoğan’ın oğullarının askerliğini araştırmış haklı olarak. Ahmet Burak Erdoğan’ın askerlik yapmadığı ortaya çıkınca, şehit cenazelerinde buna yapılan vurgu giderek artıyor. “ Mehmetçik şehit oluyor, Burak yan gelip yatıyor” ya da “ Burak gitsin askere” deniliyor. Tayyib Erdoğan bu konu gündeme gelince sinirleniyor, ailesinin böyle alçakça bir yola teşebbüs etmeyeceğini söylüyor.
 
Lübnan’a asker gönderme tartışmaları sırasında “çıkarsa tezkere Burak gitsin askere” söylemi ile gündeme gelen bu konu kapanacağa benzemiyor. 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesinden aldığı raporla çürüğe ayrılan Burak’ın teşhisi “testis kanseri” denildi. Bu nasıl bir hastalıktır ki insanı askerlikten alıkoyarak iş görme gücünü %60 kaybettirmekle birlikte evlenmesine mani teşkil etmiyor.
 
Askerlik çağı geldiğinde muayenesinde “Testis kanseri” tanısı konulduğu için “Peygamber Ocağına “ gidemeyen Burak konusu her açıldığında Erdoğan sinirleniyor. Gündeme gelme sebebinin “siyasi” olduğunu vurguluyor. Burak Erdoğan’ın 1998 yılında sanatçı Sevim Tanürek’e çarparak ölümüne sebebiyet vermekten psikolojinin bozulduğu ve buna bağlı bir iş göremez raporu oluşturulduğu duyulmuş, sonra asıl raporun o olmadığı duyurulmuştur.
 
Burak testis kanseri olduğu için verilen “çürük raporu” ile askere gitmemiştir. Böylesine önemli bir teşhisten sonra bugün tedavisi ne aşamadadır? Hiç tedavi yapılmış mıdır? Yapıldı ise nerede yapılmıştır?
 
Derken raporu veren Deniz Hastanesinin eski baştabibi emekli Tuğamiral Arif Vehbi Alpman diyor ki:
“Askerliğe elverişsizdir raporu aldı, ama konulan teşhisin kanserle alakası yok”
 
Testis kanserinden tutun psikolojik travmaya kadar bir dizi senaryo çöpe gitti mi şimdi?
 
“Minareleri süngü yapan” BOP eş başkanı Erdoğan’ın oğlu Burak’ı asker ocağından uzak tutan hastalığı nedir Allah aşkına?
 
Hemen her güne iki şehit cenazesi düşen bu günlerde bu sorunun elbette cevabını isteyeceğiz. Burak’ın çürük raporunda ki teşhisi öğrenmek, “özel hayatın deşifresi” olamaz. Erdoğanlar sinirlendikçe kuşku artmaktadır. Üfürükten bir rapor değilse açıklanır.
 
Burak Erdoğan’ın çürük raporunu öğrenmek bu milletin hakkıdır. Verilmeyen cevapla demek ki çürüklük bir durum yok intibaı güçlenecektir. Başbakan Tayyib Erdoğan’ın buna müsaade etmeyeceğini, şehit ailelerini de düşünerek GATA ya gitme kararı vereceğine inanıyorum.
 
CNNTürk de Ahmet Hakan’ın, “ Liderler Zirvesi “adlı programına katılan Erdoğan:
“Ortada Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay var. Oğlum 29 yaşında, ASAL Dairesi inceler, atılması gereken adım atılır. “ ( Gazete Vatan – 16 Haziran 2007)
Demiştir.
 
Atılması gerekli adımı ASAL atarsa ki Başbakanın tavrı da budur; “Çürük olan Burak mı, rapor mu?”  anlaşılır.

http://www.davamiz.com/yazar-curuk-olan-burak-mi,-rapor-mu-2017.html

Tayyip’in oğlu çürük çıktı

Kurthan Reyizoğlu

 

Her gün bölücü teröristlerin saldırılarında kurban verdiğimiz şehitlerimize ağlıyoruz. Yan gelip yatmadılar, hainlerin kahpe kurşunlarıyla şahadet şerbeti içtiler. 2.3 milyon dolara gemi sahibi olan Başbakan Erdoğan’ın tacir oğlu Ahmet Burak, “Yan gelip yatmamak” için 2000’de çürük (askerliğe elverişli değil) raporu almış… Ahmet Burak’ın yapacak çok işi olmalı!

 

Habere göre Başbakan Erdoğan’ın tacir oğlu Burak Erdoğan çürük çıkmıştı. Burak Erdoğan 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden aldığı raporla çürüğe ayrılmış ve askerlik yapmaktan, babası Başbakan Erdoğan’ın ifadesiyle, “Yan gelip yatmaktan” kurtulmuştu. Raporda Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğü bilgisi yer alıyordu…

Ancak raporu veren dönemin Baştabibi Tuğamiral A.Vehbi Alpman testis kanseri iddialarını yalanladı. Burak Erdoğan’a “askerliğe elverişsiz” yani çürük raporu verdiğini doğrulayan Alpman, raporu neye dayanarak verdiği konusunda bir açıklama yapmadı…

Bu raporla Başbakan’ın sevgili oğlu Ahmet Burak; askere gitmekten kurtulmuş. Gerçi Türk Milleti; askere gitmeyeni yarım adam sayar; çürük raporu almayı onuruna yediremez. Sakat ise sakatlığını bile saklar ama bizim aslan gibi delikanlımız Ahmet Burak farklı düşünmüş… 

Gitmiş; ben sakatım veya hastayım demiş ve raporunu almış.

“Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözüyle şehit ailelerinin sabrını taşıran, teröristbaşına “sayın”, şehitlerimize de “kelle” diyen Başbakan Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarında kendi oğlunun niçin askere gitmediğini ve çürük raporu aldığını açıklayabilecek mi?


Yalaka medya tarafından fazla itibar edilmese de bir haber çok dikkat çekiciydi… 

Habere göre Başbakan Erdoğan’ın tacir oğlu Burak Erdoğan çürük çıkmıştı. Burak Erdoğan 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden aldığı raporla çürüğe ayrılmış ve askerlik yapmaktan, babası Başbakan Erdoğan’ın ifadesiyle, “Yan gelip yatmaktan” kurtulmuştu. Raporda Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğü bilgisi yer alıyordu…

Ancak raporu veren dönemin Baştabibi Tuğamiral A.Vehbi Alpman testis kanseri iddialarını yalanladı. Burak Erdoğan’a “askerliğe elverişsiz” yani çürük raporu verdiğini doğrulayan Alpman, raporu neye dayanarak verdiği konusunda bir açıklama yapmadı…

Bu raporla Başbakan’ın sevgili oğlu Ahmet Burak; askere gitmekten kurtulmuş. Gerçi Türk Milleti; askere gitmeyeni yarım adam sayar; çürük raporu almayı onuruna yediremez. Sakat ise sakatlığını bile saklar ama bizim aslan gibi delikanlımız Ahmet Burak farklı düşünmüş… 

Gitmiş; ben sakatım veya hastayım demiş ve raporunu almış.

“Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözüyle şehit ailelerinin sabrını taşıran, teröristbaşına “sayın”, şehitlerimize de “kelle” diyen Başbakan Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarında kendi oğlunun niçin askere gitmediğini ve çürük raporu aldığını açıklayabilecek mi?

2.3 milyon dolara gemi almıştı

Başbakan Erdoğan’ın sevgili oğlu Ahmet Burak, bundan birkaç zaman önce bir arkadaşıyla ortak 2 milyon 300 bin dolara gemi almıştı. Paranın 500 bin doları peşin ödenmişti. Geriye kalanı da 50 bin dolar taksitle 36 ayda ödenecekti.

Tayyip Erdoğan, oğlunun gemi aldığı haberinin ortaya çıkmasına ve bunun gazetelerde yer almasına çok sinirlenmiş; “Ne yani, iş yapmasın da ihale takipçiliği mi yapsın?” diyerek oğlunu savunmuştu…

İki yıl öncesine kadar burslu okuyan Ahmet Burak, babasının açıklamasına göre; peşin olarak verdiği 500 bin doları bankadan kredi almış, taksitleri de kazanıp ödeyecekmiş…

İnsan Ahmet Burak Erdoğan gibi becerikli olunca; bankadan 500 bin dolar kredi de çeker, ayda 50 bin dolar taksit de öder… Hatta hatta 4-5 milyon dolar olduğu iddia edilen gemiyi de taksitle 2 milyon 300 bin dolara kapatır…

Ev almadan olur mu?

Başbakan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın çalışmaları ve başarıları saymakla bitmiyor… İş dünyasının önde gelen isimleri tarafından burslu okutulan Ahmet Burak, gemi almakla yetinmemiş…

İddiaya göre, Ahmet Burak, kardeşi Necmeddin Bilal ile ortak İstanbul Üsküdar’da Kısıklı Mahallesi, Avcı Kazım Sokağı, 157 numaralı pafta, 788 numaralı ada ve 3. parselde yer alan; bahçeli kargır ev ve 5020 metrekarelik arsa satın almış…

Alabilir bunda ne var diyeceksiniz…

Ancak arsa ve evin değeri 1.000.000 YTL… Yazıyla 1 milyon Yeni Türk Lirası… Başka bir ifadeyle 1 trilyon Türk Lirası…

Bu haber gazetelerde yer almasa bile tapu fotokopisi internet sitelerinde dolaşıyor…

Bu iddianın doğru olup olmadığını da Başbakan Erdoğan sanırım seçim meydanlarında açıklayacaktır…

http://www.ufukotesi.com/yazigoster.asp?yazi_no=20070654

20
Jun
07

Cumhurbaşkanı, Erdoğan’ı derhal azletmelidir!

Tarafından skyturkvngenc Leave a Comment
Kategoriler: Uncategorized

CHP İstanbul milletvekili Onur Öymen, “Erdoğan’a Kürt yönetimi ile temas kurulması için Holbrooke telkinde bulundu”  diye Cumhuriyet’ten Bahadır Selim Dilek’e bir açıklama yaptı.


Holbrooke kimdir? Dünya Yahudi lobisinin bir numaralı adamı olan Henry Kissinger’in veliahtıdır!


Henry Kissinger, Global Stratejik Komite adıyla kurulan ve dünyayı yönetmeye soyunmuş 12 kişilik komitededir.


Büyük Ortadoğu projesini güncelleyen ve uygulamaya başlatan, kısacası ABD’yi de yöneten bu komitedir.

* * *

Onur Öymen’in  “Başbakan Tayyip Erdoğan’a ’Kuzey Irak’taki Kürt liderlerle konuşuruz’ lafını ABD’nin eski Dışişleri bakan yardımcılarından Richard Holbrooke söyletti. Bunu bana bizzat Holbrooke, Münih’te anlattı. Erdoğan ile görüştükten sonra Kuzey Irak’a geçmiş, Erbil’de Barzani ile beş saat görüşmüş. Holbrooke Erdoğan’a yaptığı öneriyi bize şöyle anlattı:

 ’Kuzey Irak’ta Tayvan modeli bir devlet kurulsun. Siz de bunu tanıyın. Şimdiden Türkiye ve Kuzey Irak’taki liderler bir araya gelsin, görüşsün. Kerkük’te referandum ertelenemez. Bunu sineye çekin. Bunların karşılığında PKK’yı etkisiz kılmakta size yardımcı olurlar.’Kısacası Erdoğan’ı ABD yönlendiriyor. İşin esası bu”  dediği saatlerde, Celal Talabani’nin İnternet sitesine açıklama yapan DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu,  “Kerkük’e yapılan saldırılar Diyarbakır’a yapılmış olur Diyarbakır’a yapılan saldırılar ise Kerkük’e yapılmış bir saldırı olur”  diye konuşabilme cüretini kendisinde buldu!


Kuzey Irak için  “Güney Kürdistan” diyen Hilmi Aydoğdu, buradaki Kürt hareketinin bastırılmaya çalışılmasının, Türkiye’deki Kürtlerin kan damarlarının kesilmesiyle aynı anlama geldiğini söyledi ve Kuzey Irak’taki Kürt politikacılarla birlikte hareket edeceklerini, bunun zemininin de Barzani’nin Nevruz’a davet edilmesi ile hazırlanmakta olduğunu açıkladı.

* * *

Görüldüğü gibi, ABD ve İsrail, artık kartlarını açık oynamaya ve  “Kuzey Irak’a müdahale etmeye teşebbüs edersen, seni kendi içinden vururum”  tehdidinde bulunmaya başladı. Sadece Erdoğan’ı değil Aydoğdu’yu konuşturan da aynı merkezdir!  


Bu tablo gösteriyor ki, büyük hesaplaşma yakındır.  


Bilindiği gibi, 1. Dünya Savaşı’nda da emperyalist devletler, Boğazları kendileri yönetmek kaydıyla, Türkiye’yi haritadan silmek ve Kızılırmak’ın Doğusunu Ermeniler’e, Batısını Yunanlılara vermek için çalıştı. Ermeni isyanı ile birlikte Rum çetecileri de örgütlediler.


Sonuç ne oldu? 

Ermeniler, yaptıkları katliamlar sebebiyle tehcir edildi. Rum çetecilerle mücadele edildi ve savaştan sonra mübadele ile Rumlar Yunanistan’a gönderildi. Üzerinde güneş batmayan İngiliz İmparatorluğu, Asya’dan çekilmek zorunda kaldı.

* * *

Şimdi, Ermenilerin 1. Dünya Savaşı’ndaki rolünü üstlenmek isteyenler olduğu anlaşılıyor. Fakat bu ihanet tablosu iyi anlatılırsa, halktan yeterli destek bulamayacaklarını zannediyorum. Türkiye’nin Kürtlerine Ermeni rolü verilmek istendiğini, şu andaki Başbakan Tayyip Erdoğan anlatamaz. Çünkü, Onur Öymen’in açıklamasına göre, Kissinger’ın Tayvan modeli planlarını zaten Erdoğan uygulamaktadır. Partisini de CFR memorandumunu program haline getirerek kurmuştu.


Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Anayasa’daki yetkisini kullanarak bir an önce yürütme görevine el koyması, Türkiye’nin büyük zarar görmesine yol açabilecek olan Tayyip Erdoğan’ı derhal azletmesi ve bir seferberlik hükümeti kurması gerekir.


Tayyip Erdoğan, artık bu ülkenin güvenlik meselesi olmuştur

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=77&ArticleID=4461

***

logo

YAZIT

Arslan BULUT

04.01.2007

Kissinger-Erdoğan görüşmesi ve Koşaner Paşa’nın verdiği Çankaya teminatı!

Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığının önünde bir sürü engel vardı. Birileri sihirli değnekle ilgilileri hipnotize edercesine bu engelleri ortadan kaldırdı!


Erdoğan, şimdi de Cumhurbaşkanı olmak istiyor. Muhalefetin bir kısmı “Hele bir Çankaya’ya çıksın, biz onu oradan indirmesini biliriz” diyerek Erdoğan’a karşı çıkarmış gibi görünüyor! Bu sözlere inanan var mı? Herhalde bu partilerin mensupları, genel başkanlarına ayıp olmasın diye inanır gibi yapıyor! Fakat, “Bu masallara çocuklar bile inanmaz, sizi kimse ciddiye almıyor” diye genel başkanını uyaran kimse yok!

***

Erdoğan, son ABD gezisinden yüksek moralle döndü!


Bu moral, “Erdoğan, Yahudi lobisi, Henry Kissinger ve Hollbroke ile görüşmelerinden olumlu sonuçlar elde etti?” yorumlarına yol açtı. Fakat içerde bundan daha somut veriler var:
Gazeteci Murat Yetkin, 26 Ocak 2006 tarihli,  “Askerin iki endişesi” başlıklı ve “üst düzey bir askeri kaynak”  referanslı yazısında Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesine bu kaynağın nasıl baktığını şöyle ifade etmişti:


“Cumhurbaşkanı Anayasa’nın korunmasından yana olduğu sürece sorun çıkmaz. Sayın Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı olması önünde bir engel bulunmuyor.”
Yetkin’in bahsettiği üst düzey askeri kaynağın, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Işık Koşaner olduğunu Genelkurmay Başkanlığı açıklamış ve “Ziyaret sırasında genel konuşmalar yapılmış olup herhangi bir isim veya ihtimal üzerinde tutum ifade edici bir yargıda bulunulmamıştır” demişti..


Koşaner ise başka bir açıklama yapmamıştı.


Yedi ay sonra Erdoğan Malezya’ya giderken gazetecilere “Yüksek Askeri Şura’da, diğer komutan atamalarında sürpriz olabilir. Jandarma Komutanı’nı İçişleri Bakanı Abdülkadir Bey (Aksu) teklif etti” diye bilgi vermişti.


Ve Jandarma Komutanlığı’na Orgeneral Işık Koşaner getirilmişti.


“Aksu’nun teklifinde terörle mücadelede birlikte çalışmış olmak rol oynadı”  denilmişti ama Erdoğan’ın adaylığı halinde, bu teminat ve tercih hatırlanmaz mı?


Sorulacak çok soru var ama bu kadar yeter!  

***

Diğer taraftan, AB, içerdeki sivil ajanları vasıtasıyla TSK’yı sınırlardan çekmeye, jandarmayı lağvetmeye çabalar; Washington destekli etki ajanları da TSK’ya sızmaya çalışırken, Tayyip Erdoğan, niçin kendinden bu kadar emin?


Anlaşılıyor ki halk tepki göstermezse, Erdoğan Çankaya’ya da çıkar, engel görmezse cumhuriyetin temellerini de zorlar! Başbakan olarak zorlamıştır; Türk kimliğini tartışmaya açmış, veto yese de federasyona dönük yasal alt yapıyı hazırlamıştır.

TESEV’in “Güvenlik Raporu” na göre  “MGK’da azarlandığı için”  bu politikaları rafa kaldırmıştır. Şimdi, yasa çıkarırken zorlanmasına sebep olan veto engelini aşmak, MGK Başkanı olarak devlete vaziyet etmek istiyor. Rio Tinto ve Citibank’a devamlı satış yaptığı için dış desteği garantilemiş durumdadır. İngiliz basını, AB’ye sitem ederek, “Uyandırmayın Türkleri, lokum gibi bankalar satın alıyoruz, bankalar üzerinden İstanbul’da büyük alımlar yapıyoruz” diyor. Şimdi sırada GAP var! Erdoğan açıkladı!

***

Muhalefet, muhalefet yapmıyor;  “dostlar muhalefette görsün”  dercesine muhalefetçilik oynuyor! Sendikalar kış uykusunda! Üniversiteler, rektörlük, dekanlık tartışmasında! Medya zaten büyük oranlarda ve resmen satılıyor! Çok kimse, köşesini, konumunu ve refah düzeyini koruma derdinde!

Böyle giderse, Türkiye belki var olur ama Türkiye olmaktan çıkar! Zaten büyük ölçüde çıkmıştır.

AKP’yi artık anlayan anladı! Onun için diyorum ki herkes şu bir iki ay içinde, AKP’den önce diğer siyasi kurumların başındaki kişilerin danışıklı muhalefetini ve neden tek başına iktidar alternatifi olamadıklarını sorgulasın!


Vatan bu noktalardan işgal edilmiştir! Çözüm de buradan başlayacaktır!  “Saldırı geldiği cihetten defedilir!”


Tereddüt edenlere söylüyorum:


Ülke elden gittikten sonra koltuğunuzun ne hükmü kalır?

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=77&ArticleID=3838

***

 

“AKP İddianamesi” Cumhuriyet Başsavcılığı’na Sunuldu!

Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı haline gelen AKP kapatılmalıdır !

 

İşçi Partisi, Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı haline gelen AKP’nin kapatılması ve Başbakanlık koltuğunda oturan R.T.Erdoğan ve diğer hükümet üyelerinin cezalandırılmaları için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. İşçi Partisi Genel Sekreteri Ferit İLSEVER, tarafından 13 Nisan 2006 günü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulan dilekçe ve ekinde yer alan İşçi Partisi Adalet Komisyonu’nca hazırlanan “AKP İDDİANAMESİ” aşağıda sunuyoruz.

***

AKP İDDİANAMESİ

AKP’nin, Anayasa’nın 68/4. Maddesine Aykırı Eylemlerin
Odağı Haline Geldiğini Gösteren Diğer Olgular :

I. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e özel kurye ile gönderdiği mektup:

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4 Kasım 2002 tarihinde, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e özel kurye ile aşağıdaki mektubu göndermiştir:

“Dr. Paul Wolfowitz
Savunma Bakan Vekili
Pentagon
Washington DC, 20301
Ford

Değerli Dr. Wolfowitz,


Ülkelerimiz arasındaki tarihsel ortaklık ve dostluğun gelecekte de sürmesi ümidimi paylaşmak için, bu mesajımı ortak dostlar aracılığı ile doğrudan size ulaştırmak isterim.


Seçim sonuçlarının bizim Genelkurmay saflarında biraz rahatsızlık yaratmış olabileceğinden, resmi konumunuz gereği, hiç kuşkusuz haberdarsınızdır. Bilmenizi isterim ki, onların Türkiye’nin müreffeh, seküler (çağdaş) ve birinci dünya topluluğunun güvenilir bir üyesi olması ümitlerini partim ve ben de paylaşıyoruz, Ve geçmişte hiç olmadığı kadar birleşmiş olan ülkemizin çıkarları için en iyisi olacak şekilde birlikte çalışabileceğimiz kanaatindeyim


. Bu amaçla, Org. Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem, özel bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum. Özel cep numaram şudur: 0533 7…


Bu yardım ve ülkemize geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler.
Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.


Samimiyetle sizin olan
, Recep Tayyip Erdoğan,
Genel Başkan”

Bu mektup, 17 Ocak 2004 günlü Star Gazetesinde Hayrullah Mahmut’un köşesinde yayımlanmış, fakat bugüne kadar yalanlanmamıştır.

Mektup, içeriğinden de anlaşılabileceği gibi, gizlidir ve “ortak dostlar” olarak tanımlanan kurye kullanılarak ulaştırılmıştır. İlişkinin Türkiye halkının ve yetkililerinin bilgisi dışında yürütülebilmesi için özel cep telefon numarası da verilmektedir.

Mektupta, Türkiye Genelkurmayı, 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarından rahatsız olduğu gerekçesiyle, ABD Savunma bakan Yardımcısına şikayet edilmektedir. ABD Savunma Bakan Yardımcısından, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı ile kendisi arasında arabuluculuk yapması istenmektedir.

Mektup dikkatle incelendiğinde amir – memur ilişkisini yansıttığı görülmektedir. Mektubu yazan AKP Genel Başkanı, memur konumunu benimsemiştir ve hitap ettiği ABD Savunma Bakan Yardımcısını amiri olarak görmektedir. Muhatabına açıkça sadakat sözü vermektedir.

Seçimlerden en yüksek oyu alarak çıkan bir siyasi parti liderinin, kendi ülkesinin Genelkurmay Başkanı ile görüşebilmesi için yabancı bir ülkenin Savunma Bakan Yardımcısının yardımını istemesi, yabancı bir devleti ve onun yetkililerini, Türkiye’nin iç işlerine müdahaleye çağırmaktır. Türkiye Devletinin egemenlik hakkının, dış müdahale ile zayıflamasına fırsat vermektir.

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendi ülkesinin Genelkurmay Başkanı ile “mahrem” bir toplantı yapmak istemektedir. Ancak bu toplantı, kendi ülkesinin halkına ve yöneticilerine gizli, ABD Savunma Bakan Yardımcısına aşikardır. Bunun, ulusal güvenlik ve bağımsızlıkla bağdaştırılması mümkün değildir.

AKP Genel Başkanı, eyleminin bu sonuçlara yol açtığını biliyor olmalıdır ki, mektubunu “ortak dostlar” diye nitelendirdiği özel kurye aracılığıyla ve gizlice göndermektedir.

Bu eylem, “AKP Genel Başkanı” sıfatıyla işlenmiştir. 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 13. maddesine göre Genel Başkan, siyasi partilerin “merkez organları”ndandır ve 15. madde uyarınca “Partiyi temsil yetkisi Genel Başkana aittir”. Dolayısıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın “Genel Başkan” sıfatıyla gerçekleştirdiği bu eylem tüm partiyi bağlar.

Recep Tayyip Erdoğan açısından aynı zamanda kişisel suç oluşturan bu eylem, kendisinin halen Başbakanlık koltuğunu işgal etmesi nedeniyle –ekte bir örneği sunulan Ankara DGM C. Başsavcılığı’nın 10.02.2003 tarih ve Hz. 2004/30, K.2004/11 sayılı kararıyla- “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 100. maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 107. maddesine göre, Başbakan hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az onda birinin vereceği önerge ile soruşturma açılması istenebil(eceğinden)” ve DGM C. Başsavcılığı’nın “soruşturma yetkisi olmadığından” soruşturulamamıştır. Bu nedenle görev, Başsavcılığınıza düşmektedir.

***

Not: Bu yazının tamamını okumak istiyorsanız tıklayınız

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=6

.Milli Gazete

Millî Görüş Lideri Erbakan IMF ve Dünya Bankası’ndan alınan kredilerin iç yüzünü açıkladı

Sömürü tiyatrosu

13.09.2005

Sömürü tiyatrosu

Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan; IMF ve Dünya Bankası’nın kredi yardımı olarak verdiği söylenen borçların, yardım değil, siyonizm eliyle oynanan hayali bir sömürü tiyatrosu olduğunu söyledi.

“Büyük Plan”ın hizmetkârları
Türkiye üzerine oynanan oyunun adının “Hayım Nahum Planı” olduğunu ifade eden Erbakan; “Bu oyun 8 yıldan bu yana bütün dehşetiyle devam ettirilmektedir. Bizden sonra iş başına getirilenler, önce 5 yıl karma hükümetlerle bu plana hizmet ettirildi. 3 yıldır da AKP eliyle oyun sürdürülüyor. AKP’nin siyonizme hizmetinin nedeni de memur maaşını onlardan almasıdır. Memura maaş veremezlerse o koltukta oturamazlar çünkü” dedi.

Hiç para vermeden faiz alıyorlar!
Erbakan, IMF borcu diye açıklanan oyunu şöyle özetledi: “Bizim Merkez Bankamızın kağıt üzerinde 46 milyar dolar rezervi var. Bu para, Merkez Bankası’nın kasasında değil, Amerika’da Rockefeller’in bankasında duruyor. Adamlar bütün paramızı almışlar. Bizimkilerin para mara gördüğü yok, parayı onlar kullanıyor. Merkez Bankası’nın başkanının elindeki kağıtta yazıyor ancak bu para hiç kasamızda olmadı. İşte bu paradan küçük bir damlayı “borç” diye verip, faizini alıyorlar.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Siyonizm’in AKP iktidarı eliyle adım adım Büyük İsrail Projesini (BOP) uygulamaya soktuğunu ve bundan dolayı da ülkemizin bilinçli olarak her gün daha fazla borç batağına batırıldığını söyledi. Erbakan Altınoluk’ta yaptığı açıklamasında, IMF yardımı olarak verildiği söylenenlerin de aslında hayali birer tiyatro olduğuna değinerek, daha önceki konuşmalarımızda da ifade ettiğimiz gibi Türkiye üzerinde oynanan oyunun adı Hayım Nahum plânıdır. Bu oyun 8 yıldan bu yana bütün acımasızlığı ve dehşetiyle devam ettirilmektedir.  Bizden sonra iş başına plân gereği getirilenler önce 5 yıl karma hükümetlerle bu plâna hizmet ettirildiler, daha sonra 3 yılda AKP eliyle plânlarını devam ettirdiler. Gerek karma Hükümetler dönemini ve gerekse AKP Hükümeti dönemini milletimiz gördü. Hepsi baştan sona kadar Siyonizm ne istiyorsa onu yaptılar. Bu AKP ise hâlâ Siyonizm’e hizmete devam ediyor. Neden hizmet ediyor?  Çünkü memurun maaşı onlardan geliyor.  Memura maaş veremezlerse o koltukta oturamazlar da ondan” dedi.

Borç diye verilenler bizim paralarımız
Erbakan devamla, “Memurun maaşını verebilmek için de mutlaka İsrail’in dolayısıyla Siyonizm’in, İMF ve Dünya bankası vasıtasıyla borç vermesi gerekiyor. Peki, borç dedikleri nedir biliyor musunuz? Dikkat edin, bizim merkez bankasının şu anda kâğıt üzerinde 46 Milyar Dolar döviz rezervi var. Bu para nerede? Merkez bankasının kasasında değil. Bu para Amerika Birleşik Devletlerinde Rockefeller’in bankasında. Para zaten hep orda duruyor, bizim elimize geçtiği falan yok. Adamlar oynanan oyun gereği senin bütün paranı almışlar. Senin paranı onlar kullanıyorlar. Bizimkilerin ise para mara gördükleri yok.
Bizim Merkez bankasının başkanının önünde bir beyaz kâğıt var. Kâğıdın üzerinde “bizim ABD de şu bankada şu kadar paramız var” diye yazıyor. Fakat paranın kesinlikle kendisi ortada yok. Bizim kasaya ise hiçbir zaman girmemiş. Para ABD bankasında… İşte bu kâğıt üzerinde bizim olan paradan küçük bir damlayı “borç dilimi” diye bize yine kâğıt üzerinde veriyorlar ve dünyanın faizini de senden istiyor ve alıyorlar. Yani, senin ABD kasasında duran paranla sana hiç para transferi yapmadan senden faiz alıyorlar. İşte bütün oyun budur.” diye konuştu.

Oyunun içyüzünü bilseniz saçınızı başınızı yolarsınız
Erbakan, “Bu günlerde vereceğiz diye dünyayı ayağa kaldırarak propagandasını yaptıkları 10 Milyar Dolar ise şu şekilde veriliyor. Arkadaş, sen şimdi borcuna faiz ödeyeceksin, Taksitinin zamanı geldi. Biz senin taksitine senin paranı mahsub edeceğiz. Yani açık bir ifadeyle bunların bize bir kuruş dahi verdikleri yok. Her şey beyaz kâğıt üzerinde… Adam senin paranın hepsini almış, bir kısmını kâğıt üzerinde borç diye göstermiş ve o gösterdiği kısmın şu kadarını da mahsub ediyorum diyor. Sana hiçbir şey verdiği falan da yok. Meselenin içyüzünü bilseniz saçınızı başınızı yolarsınız. Her şey oyun, her şey tiyatro bizimkiler de aval aval bakan birer seyirci. Oyuna müdahale hakları bile yok. Bu oyunun adı “Bir ülke nasıl sömürülür Tiyatrosudur” şeklinde konuştu.

Bu işler çoluk-çocuk işi değildir
Erbakan ilgiyle dinlenen açıklamalarına devamla, “Bütün bunlar yapılırken diğer yandan da borçlar durmadan artıyor, faizler artıyor. Bizimkiler gırtlağına kadar borca batmış müflis esnaf rolünde oldukları için gık dahi diyemiyor, sadece oyunu seyrediyorlar. İşte bu AKP 2 yıl daha iş başında kalırsa bundan dolayı borçlar 500 Milyar Dolara, bu borcun yıllık faizi de 80 Milyar Dolara çıkacak. Biz bu sebeple Dünya bankasına en fazla faiz ödeyen ülkeyiz. Bu kadar borcun altından hiçbir Devlet kalkamaz. Böyle ülke yönetilmez, böyle gidilmez. Bu işler çoluk – çocuk işi değil. Biz de yaparız olur zannedersin amma olmaz. Bak olmuyor işte…” dedi.

İşbirlikçilikle terör önlenmez

Erbakan, “Nerede huzur?  Şimdi İstanbul’da bile insan evinde rahat oturamıyor. Niye oturamıyor? Terör yarın bizim mahallede ne yapacak korkusu her yere hâkim de ondan. Terör her yerde alevlenmiş. Niçin?  Çünkü bu AKP Hükümeti gitmiş terörü kışkırtan güçlerle işbirliği yapmış, işbirlikçi olmuş. Bu güçlere teslim olmuş. Teröristlere her türlü desteği bu dış güçler veriyor. Silâhı da onlar veriyor, organizeyi de onlar yapıyor.
Bizimkilerde ABD’li dostlarımız, İsrailli dostlarımız, Avrupa Birliğindeki dostlarımız diye saf saf filmi seyrediyorlar. Neden? Çünkü Milli Görüş gömleğini çıkardılar hidayetleri kayboldu, ferasetleri karardı, dirayetleri-dirençleri yok oldu. Bu AKP’li çocuklar bir şeyler yapıyoruz zannediyorlar. Hâlbuki terörü uygulamalarıyla, gereksiz konuşmalarıyla kendileri azdırıyorlar, Hayırla şerri ayıramıyorlar” diye konuştu.

Var güçleriyle Siyonizm’in hizmetindeler
Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Mevcut AKP’li Bakanların yıllarca Milli Görüş tedrisatından geçtikleri halde neden böyle yaptıklarını ifade ederken şu şekilde konuştu: “Bakın şimdi bu AKP Başörtüsü zulmünün kalkmasından korkuyor.  Neden?  Çünkü İsrail gücenecekmiş! Allah bunlara acısın ve akıl fikir versin. Bunların gibi yanlış düşünceyi Allah hiçbir kuluna vermesin. Bu çocuklar yıllarca Milli Görüş tedrisatı içersinde yetişmiş insanlardır. Milyon kere her şeyi bizden dinlediler. Fakat ne olduysa birden bire tuttular biz değiştik diyerek her şeyi bir tarafa bırakıp gittiler. Şimdi de varlarıyla-yoklarıyla, kâh bilerek-kâh bilmeyerek var güçleriyle Siyonizm’e hizmet ediyorlar.”

Türk elçiliklerine İsrail odası açacaklarmış
Erbakan konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Bakın şimdi, Türk elçiliklerinde İsrail odası açacaklarmış.  Önce kasaplarda domuz eti, ardından da Türk elçiliklerinde İsrail odası…  Söyler misiniz bunun akılla izanla bağdaşan yanı var mı?  Zaten evinde evlâdına Kur’an öğreten babaya ceza veriliyor, İmam Hatiplere hiç kimse gitmesin diye her şey yapılıyor, Başörtüsü zulmü okullardan sonra ehliyet kurslarına da sıçradı… Peki, soruyorum sizlere bu AKP elinde ülkemiz, milletimiz nereye gidiyor yahu? Allah korusun bu gidişatın sonu felâkettir. Bu AKP hiçbir şeyi göremiyor ve hiç bir şeyi doğru dürüst bilmiyor.  Sadece dost diye sarıldıkları ikiyüzlü düşmanlarımızın sırt sıvazlamasıyla deli danalar gibi bir meçhûle koşuyorlar. Bu yaptıklarını da Devlet idaresi zannediyorlar. Yazık, çok yazık… Ülke mahvoluyor, millet süratle köleliğe alıştırılıyor. Cenab-ı Allah milletimize yardım etsin. Doğruları görüp, doğru karar vermesini sağlasın. Yoksa bu gidişin sonu felâkettir.

http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=news&id=7712

İsrail seninle gurur duyuyor!

Simon Peres niçin Tayyip Erdoğan’a hayran

Tüm dünya kamuoyu İsrail’in Lübnan’ı işgalini ve katliamlarını nefretle kınayarak izliyor. Mazlumların emperyalizm ve Siyonizme kini ve savaşma azmi artıyor. Türkiye’de bu hisler çok daha güçlü ortaya çıkıyor. Sağlı sollu tüm partiler “taban” dedikleri Türk Milleti’nden kopmamak için bu konuda genellikle hümanizmin ötesine geçmeyen kınama açıklamaları yapıyor.

ABD’nin asla izni dışına çıkamamış siyaset kurumunun halkı kandırmak için ortaya serdiği klasik bir oyundur bu. Türk Milleti İsrail’e düşmandır. Ama bunlar düşman olamaz. O yüzden görüntüyü kurtarmak zorundadırlar.

Bu kukla oyununu bırakırsak ve İsrail’in en azılı Siyonistlerinden bakan Simon Peres’in açıklamalarına kulak verirsek, sadece Türkiye için değil, “Büyük Ortadoğu” dedikleri bölge için çok açık bir gerçeği hemen görebiliriz.

AKP Türk lokumuAKP’li milletvekili ve hükümet üyelerinin timsah gözyaşlarına kanmayın. Bakın Peres ne diyor: “Türkiye’de AKP’nin iktidar olması hem İsrail için hem de dünya için çok büyük bir fırsattır. AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a İsrail olarak hayranız. Teşekkürlerimizi iletiyoruz.”

Bu kadar basit. Peres AKP hükümetinin ilk aylarında da “AKP bizim için Türk lokumu” demişti. Bu sözleri ise Lübnan’ın güneyinde Kana Kasabası’nı İsrail kasapları bombaladıktan ve 50’ye yakın çocuğu katlettikten hemen sonra söylendi.

Rastlantı değil…

Başbakan: Yahudi düşmanlığı yapmayınİsrail’e en dost hükümet

AKP iktidarına İsrail ne kadar hayran olsa yeridir. Çünkü AKP iktidarı, Türkiye Cumhuriyeti’nin İsrail’le en sıkı ilişkiler kuran, askeri, ekonomik ve siyasi her alanda işbirliğinin geliştirildiği ve en son İsrail’in Lübnan işgalinde olduğu İsrail politikalarına Türkiye hükümetinin en çok angaje edildiği bir dönemin sorumlusudur.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde İsrail’e en çok resmi gezi AKP döneminde gerçekleşmiştir. En çok bakan, başbakan ve resmi heyet AKP iktidarı döneminde İsrail’e gitmiştir. Yine İsrailli bakan, başbakan ve cumhurbaşkanlarının Ankara’ya en çok geldikleri dönem AKP iktidarı dönemidir.

AKP’nin TBMM’de büyük bir çoğunluğunu ele geçirdiği son dönemde tarihimizde ilk defa Meclis’te “Türk-İsrail Dostluk Grubu” kurulmuştur. 160’ı aşkın “İsrail Dostu”yla en kalabalık dostluk grubunu AKP’li milletvekilleri kurmuştur.

İsrail'den ilginç teklifDevam edelim.

AKP iktidarı sayesinde İsrail sermayesi ilk defa Türkiye’de stratejik kaynaklara el koymuştur. AKP iktidarı sayesinde İsrail’in satın aldığı Türk toprakları ve gayrimenkulları kat kat artmıştır.

Ve tüm bunlar ne zaman oldu? İsrail’in Filistin’e en vahşice saldırdığı dönemde bu “hayranlık duyulacak büyük dostluk” inşa edildi. Filistin direniş liderlerinin suikastla katledildiği, Arafat’ın zehirlenerek şehit edildiği, Filistin mülteci kamplarında İsrail’in büyük katliamlar gerçekleştirdiği ve İsrail’in Filistin topraklarını duvarlarla bölüp, yeni işgallere giriştiği bir dönemde, Tayyip Erdoğan Peres’te ve İsrail devletinde “hayranlık” uyandıracak bir “bölgesel liderlik” örneği ortaya koydu.

Aslında sadece AKP’ye değil, Türkiye’de gerici siyasi akımın tüm geleneğine ABD ve İsrail çok şey borçludur. Bugünden geçmişe tek tek örnekleri sıralayalım.

 

Soner Yalçın: Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı

Sabetayist arayanlar aynaya baksın

ABD ve İsrail dostlarının Batı emperyalizmine bu sadakatini neyle açıklamalı?

İslamcılar komplo teorilerine çok meraklıdır. Herkes de bir Yahudi kanı ararlar. Özellikle son yıllarda dönmeler ve Sabetayistler üzerine teoriler ve spekülasyonlar ortalığı çok sardı.

Soner Yalçın’ın bir nevi Sabetayistlerin tarihini yazdığı Efendi-1 kitabını gericiler çok sevmişti. Soner Yalçın kitabında böyle bir şey demese bile hepsi Atatürk’ün dönme olduğu imaları ve iddialarıyla Türk Milleti’nin değerlerine her zamanki gibi saldırmaya başlamışlardı.

Atatürk’ün damarlarındaki asil Türk kanından kimse en ufak bir şüphe duymaz. Zaten tersi bir durum olsaydı ağızlarından köpükler saçarak bu konuyu kaşırlardı.

Ama Soner Yalçın, Efendi-2 kitabıyla İslamcı gelenek içindeki Sabetayist ve dönmeleri ortaya saçınca birdenbire tüm İslamcı kesim komploculuk karşıtı kesildi. Bunlar saçma sapan teorilermiş, dönme iddiaları derin devletin uydurmalarıymış.

Nakşi şeyhleri, Saidi Nursi ve Fethullah Gülen’in ırki ve dini olarak Yahudiliğe bağları var mı bilemeyiz. Soner Yalçın gibi geniş araştırma olanaklarımız yok. Özellikle Fethullah’ın Aksiyon dergisi bu konuda aşırı hassaslaşmış durumda. Yarası olan gocunur.

Kısacası her taşın altında Yahudi arayan gericilere tek öğüdümüz var. Dönün ve aynaya bakın. Genetik olarak Yahudi değilseniz bile ruhen ABD ve İsrail’in uşağısınız. Zaten Museviler sizi Musevi olarak da görmek istemez. Hizmetkarlar Musevilik dinine geçemez.

AKP Yahudi sermayesinin bekçisi

Gericiler gözlerini kısıp, tüm dünyadaki Siyonist komplodan bahsetmeyi, uluslararası Yahudi sermayesinin başımıza ördüğü çoraplardan bahsetmeyi çok severler.

Meğersem bu arka sokak tüccarlarının tüm derdi Yahudi sermayesinin desteğiyle biraz da kendi ceplerini doldurmakmış.

AKP iktidarı sayesinde adeta masal kahramanı gibi adından o çokça bahsedilen “uluslararası Yahudi sermayesi” Koç’u, Sabancı’yı veya herhangi bir yerli acentayı da aşarak tüm endamıyla Türkiye’nin içine girdi.

AKP iktidarının ekonomideki en kahramanca (!) ve şiddetli olarak verdiği mücadele, dünyaca meşhur Yahudi tefecisi Sami Ofer’i Türkiye’ye usulsüz ihaleler, kamu teşekküllerinin kanunsuz hisse satışları kanalıyla sokmak oldu. Yasalara karşı amansız bir mücadele veren Tayyip Erdoğan ve Kemal Unakıtan, bu talancı Yahudi sermayesine karşı çıkanları, “ırkçı ve antisemitist” olmakla suçladı.

Böylelikle on binlerce Müslümanı “helal sermaye, faizsiz kazanç, İslami kalkınma” palavralarıyla kandırıp dolandıranlar, Türkiye’ye Yahudi sermayesini fiilen, aracısız ilk sokan “kazanç ortakları” olma şerefine ulaştı. Sadece İsrail devleti değil, Yahudi sermayesi de sizinle gurur duyuyor.

Sınırlar İsrail’e, Telekom CIA-MOSSAD’a

Bu kadar yeter mi?

Yetmez. Siyonistin hayranlığını kazanmak için daha çok hizmet gerekir.

Devam edelim.

Bugün İsrail Lübnan’da bu kadar kolay katliamlar düzenliyorsa nedeni Suriye birliklerinin ABD ve tüm Batı dünyasının baskılarıyla Lübnan’dan çıkarılmış olmasıdır. Bu dönemde Abdullah Gül, Beşar Esad’ın kulağını çekip, akıllı olması için uyarmak gibi büyük bir misyon üstlenmişti. Washington, Tel Aviv ve Şam arasındaki “mekik diplomasisi” başarılı oldu diyebiliriz. Bugün Lübnan İsrail’in saldırılarına karşı korunmasız. Suriye de saldırılacak ülkeler sırasına girdi.

Ama AKP iktidarının İsrail’e hizmetleri bunlarla da sınırlı değil. Bilindiği gibi Lübnan’dan Suriye’yi çekilmek zorunda bırakan olaylar dizisi Hariri isimli Batı ve İsrail yanlısı bir sermaye babasının öldürülmesiyle başlamıştı. Lübnan’da Soğuk Savaş döneminden kalma, Batı tarafından örgütlü işbirlikçi ve Ortadoğu’nun genel nüfusuna aykırı etnik gruplar Hariri lehine, Suriye aleyhine gösterilere başlamış, Müslüman Arap nüfus ise karşı gösteriler yapmıştı.

Ama Hariri ailesine en ballı başsağlığı taziyesini yine AKP sundu. İsrail-ABD-İngiliz sermayesine paravanlık eden Hariri’nin Oger firması AKP sayesinde, Türkiye’nin en büyük ve en kârlı kamu kuruluşuna, Telekom’a el koydu.

Bu özelleştirmenin ekonomik yağma olarak ihanet kısmını bir tarafa bırakıyoruz. Sadece istihbarat anlamında AKP’nin, CIA ve MOSSAD’a ne büyük bir hizmet yaptığını daha geçtiğimiz haftalarda gazetelere yansıyan küçük bir haber ortaya çıkarıyor. Telekom’da çalışan 10 İngiliz, ajanlık suçlamasıyla gözaltına alındı.

Artık her gün ortaya çıkan Türk Ordusu’nun komutanlarına yönelik tele-kulak skandalları, suçsuz insanlara “telefon kayıtları” vesilesiyle komplolar düzenlenmesi olayları Türkiye için olağan olaylar haline gelmiştir. Sadece İsrail değil, CIA ve MOSSAD da sizinle gurur duyuyor.

Bu arada AKP’nin Türkiye-Suriye sınırlarını mayın toplama adı altında İsraillilere teslim etmek istemesini de hatırlatalım.

İsrail daha ne ister?

İsrail'in barışa ihtiyacı varİsrail ile AKP ortak Filistinli toplama kampı kuruyor

Daha fazlasını da ister? İsrail’in istekleri bitmez. Ve AKP’nin tüccar kafalı olmakla övünen Başbakanı ve bakanları da bu isteklere hemen atlar.

Tayyip Erdoğan’ın son İsrail gezisinde imzalanan ve “büyük ticari proje”, “bölgesel barışın güvencesi”, “Türkiye’nin liderlik misyonu” olarak adlandırılan anlaşma bunlardan biri. İsrail Filistin’i parça parça işgal ederken, halkını da kendi topraklarında duvarlar örerek hapsediyor.

Tayyip Erdoğan ise bu duvarların çevireceği bir “serbest ticaret ve sanayi bölgesi”nde İsrail-Türk sermayesinin ortaklığıyla İsrail ile Filistin arasında “ekonomik ve ticari ortaklık temelinde barış köprüsü” kurmak hayalleri kuruyor.

Avivi AKP'deAçıklama bu yönde. Ama gerçek ne?

İsrail Filistin halkından gasp ettiği topraklarda Filistinlileri karın tokluğuna işçi (ya da köle diyelim) olarak çalıştıracağı kârlı çalışma kampları kurma derdinde. Kendi güvenliğine çok düşkün olduğu için Filistinli işçileri Tel Aviv’de Kudüs’te görmek istemiyor. Ve bu toplama kampına bulduğu en iyi ortak Tayyip Erdoğan.

Kendisinin Filistinlileri de ikna edeceğini umuyorlar. Filistinlilere AKP eliyle İsrail’den gelecek barış ve özgürlük ancak böyle olur. “Serbest ticaret ve sanayi bölgesinin” duvarlarına da büyük harflerle şu sloganları yazsınlar: “Arbeit macht frei”, “Kazancımız faizsiz ve helâldir.”

Arafat’ın ölümüne sevinen “Müslümanlar”

Arafat’ın ölümüne dünyada en çok kimler sevindi?

Hatırlayalım. Bush bunu terörizmi kapatacak yeni bir dönemin başlangıcı olarak adlandırdı. ABD’ye göre zaten dünyadaki tüm Ulusal Kurtuluş Hareketleri ve liderleri teröristtir. Zamanında Atatürk için de ABD gazeteleri ve devlet adamları “eşkıya” derdi.

Arafat ölünce İsrail resmi bayram ilan etti. Sokaklarda Siyonistler dans etti.

Türkiye’de ve tüm Müslüman dünyada ise halk adeta Filistin direnişinin adı haline gelmiş Arafat için yas tutarken, bir büyük dış politika atılımı için daha heyecanlanan Abdullah Gül tıpkı Bush gibi sevincini saklayamadı. “Bundan sonra barış için daha uygun bir ortamın ortaya çıktığını” duyurdu.

Barış dedikleri, teslimiyet ve esaret. Arafat yaşarken gerçekten de buna asla boyun eğilmeyeceği ortadaydı. HAMAS ve El Fetih gerginliğine bu yüzden İsrail gibi en çok AKP sevindi. HAMAS lideri Türkiye’ye çağrıldığında Tayyip Erdoğan ABD ve İsrail’deki efendilerini kızdırmamak için kendisinden köşe bucak kaçtı. Dünyaya da “Biz Hamas’ı terörizmden vazgeçirmek için çağırdık” dediler. Kendi tabanlarına ise yüzsüzce İslamcı bir Filistin iktidarını destekledikleri propagandasını yaptılar. Sonunda yine İsrail’i memnun etmeyi başardılar.

 

BM'den daha etkili
Türkiye'den daha çok destek istiyoruz
Yahudi-Müslüman zirvesine AKP'den onay
İsrail her gün tepeden Lübnan’a bomba ve füze yağdırıyor. Ancak karada Lübnan işgali tıkanmış durumda. ABD’nin Irak’ta yaşadıkları İsrail’i oldukça korkutmuş gibi. Hizbullah direnişi kolay bir İsrail zaferinin bu sefer mümkün olmadığını açıkça gösteriyor. Ateşkes olsun olmasın tartışması buradan kaynaklanıyor. İsrail’in Lübnan’ı işgal edemeyeceği ortaya çıktı. ABD önderliğinde uluslararası bir gücün Lübnan’ı işgal etmesini istiyor. ABD buna dünden razı. Ama önce Güney Lübnan’daki halkın tamamen katledilmesini veya göç ettirilmesini istiyor. Lübnan’da ortaya çıkan yeni Arap direnişinden onlar da korkuyor. Bu yüzden Bush ve Rice İsrail’e ateşkese kadar biraz daha vakit vermek gerektiğini savunuyor. Tüm Batı dünyası Arap direnişine karşı İsrail’in düzenleyeceği soykırım için verilen bu süreyi onayladı. BM zaten Irak işgalinden önce tarihin çöplüğüne atılmış bir sahtekarlık anıtı haline gelmişti. Şimdi ise İsrail katliamlarını resmi onaylayan mercii durumunda. Türk askerine ve milletine haince saldıran ABD ve İsrail uşağı PKK teröristlerine karşı K. Irak’a girmeyi “delilik” ve “duygusallık” addeden AKP, ABD ve İsrail’in Lübnan’a Türkler uluslararası güç olarak girsin teklifine büyük bir sevinçle evet dedi.

K. Irak’a girmek “delilik”, Lübnan’da İsrail emrine girmek “fırsat”

AKP’nin İsrail için yapabileceği daha ne kalmış olabilir diyenler biraz beklesin.

AKP’nin kalan son bir hizmeti var: AKP İsrail için paralı askerlik yapmak için fırsat kolluyor.

İsrail her gün tepeden Lübnan’a bomba ve füze yağdırıyor. Ancak karada Lübnan işgali tıkanmış durumda. ABD’nin Irak’ta yaşadıkları İsrail’i oldukça korkutmuş gibi. Hizbullah direnişi kolay bir İsrail zaferinin bu sefer mümkün olmadığını açıkça gösteriyor.

Ateşkes olsun olmasın tartışması buradan kaynaklanıyor. İsrail’in Lübnan’ı işgal edemeyeceği ortaya çıktı. ABD önderliğinde uluslararası bir gücün Lübnan’ı işgal etmesini istiyor. ABD buna dünden razı. Ama önce Güney Lübnan’daki halkın tamamen katledilmesini veya göç ettirilmesini istiyor. Lübnan’da ortaya çıkan yeni Arap direnişinden onlar da korkuyor. Bu yüzden Bush ve Rice İsrail’e ateşkese kadar biraz daha vakit vermek gerektiğini savunuyor. Tüm Batı dünyası Arap direnişine karşı İsrail’in düzenleyeceği soykırım için verilen bu süreyi onayladı. BM zaten Irak işgalinden önce tarihin çöplüğüne atılmış bir sahtekarlık anıtı haline gelmişti. Şimdi ise İsrail katliamlarını resmi onaylayan mercii durumunda.

Türk askerine ve milletine haince saldıran ABD ve İsrail uşağı PKK teröristlerine karşı K. Irak’a girmeyi “delilik” ve “duygusallık” addeden AKP, ABD ve İsrail’in Lübnan’a Türkler uluslararası güç olarak girsin teklifine büyük bir sevinçle evet dedi.

Zaten İsrail’i tüm laf ebeliklerine rağmen bir kez bile Lübnan saldırılarından dolayı kınamayan AKP, kendisine biçilen yeni görevi memnuniyetle kabul etti.

Bush-Olmert’in güvendiği savaş gücü AKP

İşte AKP için “bölgesel liderlik” fırsatı doğdu. İsrail’in paralı askeri olarak Arap direnişine karşı Türk çocukları Güney Lübnan’a sokulacak. Hem Tayyip Erdoğan hem de Abdullah Gül buna ilkesel olarak onay verdiler. Hatta Tayyip Erdoğan heyecanla Blair ve Bush’la konuyla ilgili görüşmelere başladı.

İşte Cüneyt Zapsu’nun ABD’de bahsettiği “kullanılma fırsatı.” Hem “ecdadımızın, Osmanlı’nın topraklarına gidiyoruz” palavralarıyla iki yüzlü propaganda da yapabilirler.

Oysa Hizbullah ve Filistin sözde “barış gücüne” tamamen karşı. Gelenlerin bedel ödeyeceklerini açıkça duyurdular. Bu gücün amacı Güney Lübnan’ı İsrail’in güvenliği için işgal etmek olacak. İsrail Lübnan’daki Arap direnişinden böyle kurtulmayı hayal ediyor. ABD ise Lübnan’dan Suriye’ye sıçramayı planlıyor. Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan BM kararı olsun gidelim diyor. Hiç merak etmesin. Irak’ın işgalini gecikmeli olarak onaylayan BM bu sefer erkenden Lübnan’ın işgali için karar verir.

ABD ve İsrail’in uluslararası gücü bu kadar çok istediği bir dönemde, Tayyip Erdoğan bu işgal gücüne “barış gücü” adı vererek hemen gönüllü yazıldı. İsrail’in yeni katliam sorumlusu Başbakan Olmert en çok güvendiği kişilerden birinin Tayyip Erdoğan olduğunu açıkça söyledi. “Barış gücü” dediklerinin ne olduğunu da gizlemeden ortaya koydu:

“… Türk hükümetine çok güveniyoruz. Güney Lübnan’a BM kararıyla yerleşecek güç, savaşçı birliklerden oluşmalıdır. İçinde Fransa, İngiltere, İtalya, Türkiye ve Avustralya yer alabilir. Onlar gelir gelmez ateşi kesebiliriz.”

İşte Tayyip Erdoğan’ın çokça bahsettiği ateşkes ve barış gücü çözümü budur. İsrail için “savaşçı birlikler” Lübnan’ı işgal edecek. İsrail’in 60 yıldır ezemediği Arap direnişi böylelikle bölgenin 1. Dünya Savaşı’ndan kalma eski sömürgeci güçleriyle ezilecek. Türk askeri ise kendi ülkesini de bölecek olan Rice’in bahsettiği “Yeni Ortadoğu Düzeni” için gurkalık yapacak. Zaten Tayyip Erdoğan dememiş miydi: “Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı biziz.” Şimdi yaptıkları da tüm Ortadoğu’yu parçalamak olan bu projeye taşeronluk.

Olmert Lübnan’a NATO’nun gelmesini isterken, Tayyip Erdoğan “PKK’ya karşı Türkiye’nin güvenliğini NATO sağlasın” dedi. Aynı günlere rastlayan bu demeçlerdeki paralellik rastlantı değil. Türkiye değil tüm Ortadoğu’yu NATO kanalıyla ABD-İsrail işgali altına almak istiyorlar.

Bölücülüğü azdırıp, Türk askerini PKK’nın önüne canlı hedef gibi atan AKP iktidarı, bu sefer Mehmetçik’i ABD- İsrail ordusunun emrine verip kurban etmek istiyor. Eğer bunu gerçekleştirebilirlerse sadece ABD ve İsrail AKP’yle gurur duymaz, İsrail’deki işgalci Yahudiler ve ABD’nin emperyalizmin tehlikeli yönlerinden korunan tüm vatandaşları da sonsuz vefa borcu hisseder.

Yahudi Cesaret Ödüllü tek başbakan

Tayyip Erdoğan ise İsrail’e bu kadar hizmetten sonra emeklilik hayatını belki de İsrail’de devam ettirmek istiyordur. Vahdettin İngiliz gemisiyle Malta’ya kaçmıştı.

Amerikan Yahudi Konseyi’nden Yahudi Cesaret Ödülü olan “Davut Boynuzu”nu alan sadece Türkiye’den değil, tüm Müslüman dünyadan tek devlet adamı Tayyip Erdoğan’dır. Bir gün İsrail’e gidip, orada yaşamak zorunda kalırsa İsrailliler kendisini omuzlarına alıp: “İsrail seninle gurur duyuyor” diye karşılayabilirler.

Tabii hâlâ sığınabilecekleri bir İsrail kalır mı bilemeyiz. Onu da Ortadoğu halklarının mücadelesi tayin edecek. “Yahudi cesareti”ne karşı bizlerin cesaretinin mutlak ağır basacağını düşünüyoruz.




İstatistikler

  • 356,255 Tıklama

Gocunanlar

1,023 istenmeyen yorum
engelleyen:
Akismet

Site girişi

  • Giriş yap
  • Yazılar RSS
  • Yorumlar RSS
  • WordPress.com

Son Eklenen Yazılar

  • Vedat Demircioğlu’nun öldürülmesi ve 6. Filo’yu protesto
  • Emperyalizm ve Kürtçülük
  • Sonuç
  • “Jakoben bürokrasi”nin sivil valisi
  • Bulgaristan’da iktidar değişimi
  • G-8’in gündemi küresel kriz ve ısınma
  • Saddam’ın ölüsünden bile korkuyorlar
  • Honduras OAS’tan çıkarıldı
  • Vietnam Savaşı’nın mimarı öldü
  • ABD ve Rusya nükleer silahlarda anlaştı
  • Türk sorunu manifestosu
  • Lozan’da kurulan devleti Heybeliada’da yıktırmayız
  • Doğum günü 8 Temmuz
  • Günümüz insanı: Meta tüketen metalar
  • İki AKP’li Dışişleri Bakanı…

Arşiv

  • Temmuz 2009
  • Haziran 2009
  • Mayıs 2009
  • Nisan 2009
  • Mart 2009
  • Şubat 2009
  • Ocak 2009
  • Aralık 2008
  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • Ağustos 2008
  • Temmuz 2008
  • Haziran 2008
  • Mayıs 2008
  • Nisan 2008
  • Mart 2008
  • Aralık 2007
  • Ekim 2007
  • Eylül 2007
  • Ağustos 2007
  • Temmuz 2007
  • Haziran 2007

 

Haziran 2007
M T W T F S S
    Jul »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

En Çok Okunan Yazılarımız

  • coca colanın anlamı
  • coca colanın anlamı
  • Cüneyt Zapsu---BİM---PKK Üçgeni
  • MASON – AKP İLİŞKİSİ HİÇBİR ZAMAN BİTMEDİ
  • MİT personel alımı için ilan verdi!
  • Biz TV açıldı
  • Ayın vatan haini
  • Askeri darbe değil askere darbe!
  • Doğu Türkistan’da Türk katliamı
  • ahmet burak erdoğan'ın askerlik için aldığı çürük raporu
  • Burak Erdoğan'ın çürük raporu
  • Osmanlı İmparatorluğu Türk mü Rum mu? - (1)

 

WordPress.com'dan blog alın. | Theme: Redoable Lite by Dean J Robinson