|
Ordu’yu susturmak için psikolojik harekât … Ancak, psikolojik tertip bununla da bitmedi. Andıcın hemen ardından bu sefer de Nokta dergisi, önceki Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen günlükleri ele geçirdiğini açıkladı. Günlüklerde “Sarıkız” ve “Ayışığı” isimli iki operasyon ile Ordu’nun müdahalesinin komutanlar tarafından planlandığı ama daha sonrasında aralarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle vazgeçildiği iddia ediliyordu. Özden Örnek, günlüklerin kendisine ait olmadığını açıklasa da gene de Fethullahçı-Amerikancı medya bir kez harekâtı başlatmış bulunuyordu ve ülke bir anda Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını değil emekli komutanların yapmayı planladıkları iddia edilen “darbe”yi tartışmaya başladı. Darbe iddialarıyla ilgili olarak adı geçen komutanlar arasında bir önceki dönemin üst kademesinin neredeyse tümünün adı geçiyor. Aytaç Yalman’dan, Şener Eruygur’a, İbrahim Fırtına’dan Özden Örnek’e kadar tüm paşaların adı etrafında kopartılan fırtına içinde dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün adının geçmemesi ise ilginç bir tesadüf olmalı… Burada, bu operasyonun Fethullah bağlantısını da vurgulamanın önemi var. Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığına karşı internet üzerinden yürütülen kampanya sırasında olduğu gibi şimdi de tüm saldırıların merkezinde dönüp dolaşıp ABD-Utah bulunmaktadır. Utah’da Fethullah cemaatinin özel bir etkinliğinin olduğu da artık tüm çevrelerin bildiği bir gerçek durumundadır. Diğer taraftan da tüm istihbarat kokulu malzemenin, Fethullahçıların yeni psikolojik savaş organı Nokta’ya servis edilmesi de kafaları biraz daha netleştiriyor. |
Kürt-İslam faşistleri Çankaya’ya koşuyor, Baykal topu askere atıyor
CHP’ye yaptığımız “Meclisi boşaltın, sine-i millete dönün!” çağrısını yinelememizin üzerinden yaklaşık bir ay geçmiş bulunuyor. Türkiye, bu geçen bir ay içerisinde sadece bir aylık bir zaman dilimini kaybetmiş değil. Türkiye aynı zamanda elindeki son imkânlarının da kaybolduğunu, Kürt-İslam faşizminin lideri Tayyip Erdoğan’ın Çankaya yürüyüşüne engel olma şansının da günden güne ellerinin arasından kaydığını izledi.
Tüm tarihsel sorumluluğun üzerinde olduğunu gayet iyi bilmesine rağmen Baykal, hiçbir şekilde gereken adımları atıp harekete geçmeyerek, süreci izlemeye devam ediyor. Baykal, Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasının Türk Milleti ve Türkiye için ne anlama geldiğini bizler kadar iyi bilmektedir. Baykal, defalarca Tayyip Erdoğan’ın neden Cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini, yaptığı açıklamalarda vurgulayarak doğru tespitlerde bulundu. Ancak bu doğru tespitlerin Türk Milleti için Kürt-İslam faşizminin yükselişini engellemek adına tek bir faydası olmamıştır. Bunu açık olarak görmek gerekiyor. Baykal, ne hesaplamaktadır? Nasıl bir planı vardır ya da bir planı gerçekten var mıdır bilemiyoruz; ama yaptığı açıklama, bu sorumluluğu çok da omuzlarında hissedemediğinin kanıtıydı.
Hatırlayacağınız gibi Baykal, Tayyip Erdoğan’ın neden engellenmesi gerektiğini vurguladıktan sonra topu üstü kapalı olarak askere atmıştı.
Baykal, bugün hâlâ “Eğer AKP, Tayyip Erdoğan dışında bir aday çıkarırsa üzerinde oturur konuşuruz.” diyebilmektedir. Erdoğan, çok büyük bir ihtimalle kendisi dışında bir aday düşünmemektedir. Cumhurbaşkanı olmak, ardından da bu konumunu önce Başkanlığa, ardından da Kürt-İslam halifesi olmaya çevirmek istemektedir. Ama bunun yanı sıra yine de bir taktik icabı bir başkasını aday gösterse bile burada uzlaşmanın gene de çok yanlış olacağının CHP ve Baykal farkına muhakkak varmalıdır.
Erdoğan’ın yerine bir başka AKP’liyi Cumhurbaşkanı seçtirmenin vebali de yine Baykal’ın omuzlarında olacaktır. Bu durumda CHP, AKP’nin uyguladığı taktiğin payandası konumuna getirilecektir. Ancak burada esas mesele AKP’nin bu taktiği uygulayıp uygulamayacağı değil, Baykal’ın AKP’yi engellemek için görevini yapmaya niyetinin olup olmadığıdır.
|
CHP, Erdoğan’ı Çankaya’ya çıktıktan sonra mı indirecek?
Burada görünen önemli bir tehlike, CHP içinde “Tayyip Erdoğan, Çankaya’ya çıksın, AKP başsız kalsın” tezinin etkin olmasıdır. Bu teze göre, Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğunda AKP üzerindeki gücünü ve kontrolünü yitirecek ve böylelikle AKP’de liderlik zayıflayacaktır. Bu durumu değerlendirecek olan CHP ise genel seçimlerde iyi bir sonuç elde ederek, tek başına iktidar ya da koalisyon ortağı olacaktır.
Bu tezi savunmak aslına bakılırsa siyasi miyoplukla dahi açıklanamayacak kadar büyük bir aymazlığa işaret etmektedir.
Bu tezin “Tayyip Erdoğan, Başbakan olursa yıpranır, AKP de güç kaybeder” diyen dört yıl önceki aymazlık tavrından gerçekte hiçbir farkı yoktur; ama sonuçları daha ağır, telafisi çok daha zor olacaktır. CHP, bu hataya bir kez düşmüştür ve bunun Türkiye’ye verdiği zarar ortadadır. Aynı hataya bir kez daha düşülmesi ise Türkiye’nin Kürt-İslam faşizmine sürüklenmesine, Türk Milleti’nin köleleştirilmesine ve ortada artık aynı hatayı üçüncü bir kez tekrarlayacak bir CHP’nin de kalmamasına yol açacaktır.
Ancak buna rağmen bazı CHP kurmaylarının açıklamalarında Tayyip Erdoğan’ı Çankaya’ya çıktıktan sonra oradan indirmenin planları hâlâ yapılmaktadır. CHP Grup Başkan Vekili Kemal Anadol’un geçtiğimiz hafta yaptığı açıklama bunun bir örneğini oluşturuyor. Anadol’a bakılırsa, Tayyip Erdoğan Çankaya’ya çıkınca onu oradan alarak, daha önce belediye başkanıyken işlediği suçlar dolayısıyla yargılamak çok kolay olacaktır:
“Bunun en çarpıcı örneği, Erdoğan’ın kalpazanlık suçudur. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde, Akbil davasında sahte bilet bastırmışlar, havuza para akıtıp menfaat sağlamışlardır. Bunu ben değil, Cumhuriyet Savcısı iddianamesinde iddia ediyor… Hiçbir engel yoktur. Mahkûm olursa da oradan aşağı iner. Yeni parlamentonun bunu yapmak boynunun borcudur.”
Bu hesapla, Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olacaktır, genel seçimlere kadar CHP kazasız belasız gelecektir. Kürt-İslam faşizmi onu ezmeyecektir ve seçimlerden güçlü çıkıp, parlamentoda arttırdığı gücünü kullanarak Erdoğan’ı yargılatıp, Çankaya’dan indirecektir. Bu kadar iyimserlik Polyanna’da bile yoktur herhalde!
Eğer, bu tezler iyimserlikten değil de, Tayyip Erdoğan’ı korkutarak, adaylıktan vazgeçmeye zorlama planından ileri geliyorsa CHP şunu iyi bilmelidir ki, Tayyip Erdoğan’ın hedefine ulaşmak konusunda bir çekincesi olamaz. Hitler veya Mussolini nasıl tüm imkânları kullanarak yükseldilerse o da tüm yöntemleri ve imkânları kullanacaktır. AKP sadece uygun anın gelmesini beklemektedir, CHP ise genel seçimlere odaklanarak en büyük hatayı yapmaktadır; çünkü bu genel seçimlerin olacağını bile garanti edemezler.
Tayyip Erdoğan ve Kürt-İslam planlı ilerliyor
Kürt-İslam faşistleri kendilerini pusu durumunda tutuyorlar. Zaman zaman sert çıkışlar yapıp, diş gösteriyorlar; ama genel olarak tavırlarının zaman kazanmak ve kendilerinin uygun buldukları zeminde savaşmak olduğu görülüyor. Bu bekleyiş ve Cumhuriyet kurumlarına karşı bilenme durumu bazen kendisini çok net şekillerde açığa vuruyor. Bülent Arınç’ın son çıkışı da bu durumu göstermektedir. Bilindiği gibi önceki Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un döneminde Bülent Arınç’ın Manisa’daki evi, tarikat yuvası olması gerekçesiyle aranmak istenmiş ve jandarma birlikleri tarafından sarılmıştır. İddialara göre de Ankara’dan gelen baskılar sonucunda, aranmasından vaz geçilmiştir.
Bu olayla ilgili kendisine sorulanlara Arınç’ın verdiği yanıt ilginçtir:
“16 Mayıs’tan sonra hesap soracağım!”
Kürt-İslam faşizmi Cumhurbaşkanlığı seçimini bir milat olarak algılamaktadır. İntikam almak için, Türk kurumlarına saldırmak için bu miladı beklemektedir.
Tayyip Erdoğan da halen adaylığını açıklamayarak bu planlı gidişin, bu pusuya yatmışlığın gereğini yerine getirmektedir. CHP’ye karşı ise, özel bir politika yürütmektedir. “Cibilliyetsizlik” gibi hakaretlere başvurduğu gibi diğer taraftan da Ordu’nun ve CHP’nin Cumhuriyet’e sahip çıkma görevlerini yerine getirmelerini engellemek için sık sık CHP’nin “demokrasi dışı güçlere” çağrı yaptığını iddia etmektedir.
Bu taktik saldırıları göğüsleyemeyen Baykal ise, kendisinin ne kadar demokrat, Ordu müdahalesi karşıtı olduğunu kanıtlamaya çalışarak, gereksiz bir savunma pozisyonuna gerilemektedir.
Oysa Türkiye’nin bugün savunma durumunda kalacak bir CHP’ye değil, Kürt-İslam faşizmine karşı hücum edebilecek bir CHP’ye ihtiyacı var; ama maalesef, Baykal hâlâ yaşananların şaka olduğunu düşünüyor.
Baykal’dan “1 Nisan şakası”
İnsanlar, dostlarıyla, aileleriyle 1 Nisan’da şakalaşabilirler. Bu şakalar, çocukça da olabilir, çok eğlendirici de olabilir. Ancak faşizme hem de gerici ve bölücü, Amerikancı bir faşizme sürüklenen Türkiye’de gerçekten Halk Partisi olması gereken bir partinin liderinin, bugünkü temel sorun olan Cumhurbaşkanlığı meselesi üzerine 1 Nisan şakası yapmasını oturup bir düşünmek gerekli…
Düşünün ki, Türkiye günden güne Cumhurbaşkanlığı seçiminin gerilimini yaşamaktadır. AKP, suskun olmaya çalışan ama diş gıcırdatan bir gerginlik içinde beklemektedir. Cumhuriyetçi, Atatürkçü, solcu kesimler, ben Türk’üm diyen herkes acaba CHP ve Baykal omuzlarındaki ağır sorumluluğun farkına varıp harekete geçecek mi sorusu ile yanıp tutuşmaktadır. Tam bu gerginliği ortasından Baykal bir sabah bir açıklama yapar:
“Ben Cumhurbaşkanı adayı olmaya karar verdim, Erdoğan’la da görüştüm. O da beni destekliyor.”
Evet, Baykal şaka yapmıştır ve 1 Nisan gününe anlam katmıştır! CHP’lilerin yüzünde safça bir tebessüm şekillenirken, Kürt-İslamcılar bu ciddiyetsizlik karşısında ellerini ovuşturarak sırıtmış olmalılar. Bizse ancak acı acı gülebildik…
Şeriatçı-Fethullahçı basın ise, her zamanki rahatlığıyla bu sefer de Baykal’ın tavrını destekledi. Baykal, yaptığı bu şakayla gerilen siyasi ortamı rahatlatmıştı. Ne kadar güzel değil mi? Artık Tayyip Erdoğan da hiç gerilmeden, üzülmeden rahat rahat yoluna devam edebilir; ama diğer taraftan aynı Fethullah medyası Ordu’ya karşı andıç olayıyla, darbecilik iddialarıyla yaptığı psikolojik savaşı son derece ortamı gerici ve ciddi bir biçimde sürdürüyordu.
Ordu’yu susturmak için psikolojik harekât
Psikolojik savaşın ilk aşaması, Genelkurmay’ın bir iç belgesi olarak hazırlanan basın kuruluşları andıcının, karargâhtaki bir bilgisayardan çalınarak, sahte isim kullanılan bir e-posta ile ABD’nin Utah eyaletine gönderilmesi ve oradan dolaştırılarak, Türkiye’de servise koyulmasıyla başladı.
Andıç çerçevesinde geniş kapsamlı bir kıyamet koparılması için özellikle bu dönem beklenmişti. Andıçın çalındığı tarih için Genelkurmay’ın yaptığı açıklama, 12 Ekim 2006’dır. Çalınan belgeler o tarihten bugünkü Cumhurbaşkanlığı seçimi dönemine kadar bilinçli olarak bekletilmiştir ve bugün gündeme getirilerek Ordu’yu tartışmaların en tepesine oturtmak için kullanılmıştır.
Ancak, psikolojik tertip bununla da bitmedi. Andıcın hemen ardından bu sefer de Nokta dergisi, önceki Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen günlükleri ele geçirdiğini açıkladı.
Günlüklerde “Sarıkız” ve “Ayışığı” isimli iki operasyon ile Ordu’nun müdahalesinin komutanlar tarafından planlandığı ama daha sonrasında aralarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle vazgeçildiği iddia ediliyordu.
Özden Örnek, günlüklerin kendisine ait olmadığını açıklasa da gene de Fethullahçı-Amerikancı medya bir kez harekâtı başlatmış bulunuyordu ve ülke bir anda Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını değil emekli komutanların yapmayı planladıkları iddia edilen “darbe”yi tartışmaya başladı. Darbe iddialarıyla ilgili olarak adı geçen komutanlar arasında bir önceki dönemin üst kademesinin neredeyse tümünün adı geçiyor. Aytaç Yalman’dan, Şener Eruygur’a, İbrahim Fırtına’dan Özden Örnek’e kadar tüm paşaların adı etrafında kopartılan fırtına içinde dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün adının geçmemesi ise ilginç bir tesadüf olmalı…
Aynı sırada, Fethullahçılarla koordineli olarak çalışan bazı komprador “sol” grupların Gaziantep Üniversitesi’nde Hurşit Tolon’u, “Darbe istemiyoruz!” sloganlarıyla protesto etmesi de olayın farklı bir boyutudur. Türkiye açıkça yapay bir darbe gündeminin içine çekilerek Ordu bir kez daha pasifize edilmektedir, bir yandan da gündeme yapılan müdahaleyle dikkatler farklı bir noktaya odaklanmaktadır.
Burada, bu operasyonun Fethullah bağlantısını da vurgulamanın önemi var. Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığına karşı internet üzerinden yürütülen kampanya sırasında olduğu gibi şimdi de tüm saldırıların merkezinde dönüp dolaşıp ABD-Utah bulunmaktadır. Utah’da Fethullah cemaatinin özel bir etkinliğinin olduğu da artık tüm çevrelerin bildiği bir gerçek durumundadır. Diğer taraftan da tüm istihbarat kokulu malzemenin, Fethullahçıların yeni psikolojik savaş organı Nokta’ya servis edilmesi de kafaları biraz daha netleştiriyor.
Ordu’nun geri adımlarının sonucu: Kürt-İslam çetesi komutanları yargılatacak
Ordu attığı tüm adımlardan, AKP’ye karşı yaptığı tüm çıkışlardan birer birer geri adım atmaktadır ve bunun karşılığını da son derece ağır şekilde almaya başlamıştır. Büyükanıt, Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmada bazı önemli noktaların altını çizmişti. Bölücülük ve irticanın en önemli tehdit olarak vurgulandığı konuşmada, Bülent Arınç’a da cevap verilerek, “Cumhuriyet ve Cumhuriyetin temel konuları Cumhuriyet tarihinde belki ilk kez tartışılmakta, bu değerlerin yeniden tanımlanması teklif edilmektedir.” denilmiştir. Ancak bu çizgide tutunulamamıştır. Kısa süre içinde konuşmanın “akademik” içerikli olduğu açıklanmıştır ve geri adım atılmıştır.
Bunun hemen ardından “Meclis’le bağlantısı olan PKK’lılar” söyleminden de geri adım atılmıştır. “Onlarla 16 Mayıs’tan sonra hesaplaşacağım!” diyen Arınç’la komutanlar sadece futbol konusunda konuşmayı seçmişlerdir. Kuzey Irak’lı PKK destekçisi gruplarla görüşme yapılması isteği son derece sert bir şekilde eleştirilirken Tayyip Erdoğan-Talabani görüşmesi karşısında sessiz kalınmıştır.
Bunların dışında daha da vahim olarak andıç tartışmalarında ve Özden Örnek’le ilgili olarak başlatılan darbe suçlamaları karşısında, kendi emekli komutanlarını sahiplenecek bir çizgi izlenmemiştir. Bundan da cesaret bularak operasyonlarını bir üst aşamaya geçiren Kürt-İslam faşistleri Şener Eruygur, Özden Örnek gibi emekli askerleri yargılatmanın peşine düşmüşlerdir ve bu süreç de başlamıştır.
Tayyip Erdoğan, Suriye’ye giderken yanına aldığı Murat Yetkin, Ahmet Hakan, Hasan Cemal, Fatih Altaylı, Ekrem Dumanlı gibi Kürt-İslam faşizminin akredite isimlerine yaptığı açıklamada komutanların yargılanması çağrısını yapmıştır. Darbe iddialarıyla ilgili olarak, “Savcılıklara ciddi görev düşüyor; ama onlarda ses yok. Çağırıp yayımlayan dergiye sormaları, ‘delillendir, belgelendir’ demeleri lazım. Belgelendirme olduğu anda, bu nereye gidiyorsa oraya havale ederler.” diyerek süreci başlattı.
Bu durum en az Şemdinli kadar ciddi bir tertibin başlangıcıdır ve hemen ertesi gün Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın çağrıya riayet ederek soruşturma başlatması Ordu’nun geri çekilmesinin verdiği sonuç olarak karşımızda durmaktadır. Tayyip Erdoğan işini sağlama almaktadır.
1 Nisan şakası yapanlar, dili sürçenler ve tarihsel görev
Peki bu vahim durum karşısında ne yapıldı?
Türkiye, Kürt-İslam faşizminin tertiplerinin ulaştığı bu noktaya gelirken sorumluluk sahibi olan mevkileri işgal edenler ne tavır aldılar?
CHP Genel Başkanı Baykal’ın hâlâ işin şakasında olmasının bir benzeri durum da Genelkurmay Başkanı Büyükanıt cephesinde oluştu. Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısında, garip bir şey oldu ve Tayyip Erdoğan’a hitap ederken Büyükanıt’ın dili sürçtü ve “Başbakanım” yerine, “Cumhurbaşkanım” kelimesi dudaklarından dökülüverdi.
Büyükanıt, yüzünde garip ve şaşkın bir tebessümle hatasını düzeltti ve konuşmasına devam etti. Bu gerçekten bir dil sürçmesi midir, yoksa bir bilinçaltı kabullenmesinin aniden yüzeye çıkışı mıdır bilemiyoruz.
Bizim tek bir bildiğimiz var; o da, artık dil sürçmelerinin, 1 Nisan şakalarının hiç de zamanı olmadığıdır.
Haftalardır, tekrar tekrar belirtmek zorunda olduğumuz gibi Türk Milleti’ni Kürt-İslam faşizminin eline teslim edip etmemek en kritik ve tarihsel sorudur. Bu sorumluluk Cumhuriyet’i korumakla yükümlü olanların, faşizme karşı halk partisi olmak gibi bir görevle karşı karşıya olanların omuzlarındadır. Buradan bir kez daha sesleniyoruz:
Bu tarihsel görevi yerine getirin. Kürt-İslam faşizmine geçit vermeyin!
http://www.turksolu.org/134/ataberk134.htm
***
Kontrgerillacılıkta son “Nokta”
|
Andıç vakası ve Özden Örnek’in günlükleri … İkinci önemli olay ise Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen ve darbe planlarının anlatıldığı günlüklerin yayımlanması idi. İlk olarak Amerika üzerinden yayın yapan “denizcilersitesi” adlı bir internet sitesinde yayımlanmaya başlayan günlükler, 13 Mart 2007 tarihinde Fethullahçı Star gazetesinde Şamil Tayyar tarafından yayımlandı ve manşete taşındı. Ardından medyada yine darbe karşıtı ve Ordu karşıtı bir hava estirilmeye başlandı. 29 Mart 2007 tarihli Nokta’nın son sayısında Örnek’in günlüklerinin darbe ile ilgili olan kısımlarının tamamı yayımlandı (40 sayfa). Burada darbe planları tüm ayrıntıları ile anlatılıyor ve planlarıyla birlikte yayımlanıyordu. Bütün bunlar alt alta yazılıp değerlendirildiğinde ortaya şu sonuç çıkıyor: Bugün Çankaya’ya ilerlemekte olan Kürt-İslamcı faşistin, önündeki en büyük engel olarak gördüğü Ordu’yu ABD ile birlikte tasfiye etmek istediği. Burada Fethullahçı medyanın da Amerikan istihbaratı ile koordinasyonlu uğursuz rolü ön plana çıkmakta. Tayyip Erdoğan 3 Mart tarihinde yaptığı açıklamalarda, bu sözde darbe olayında adı geçen komutanlarla ilgili olarak savcıları göreve çağırmış ve açıktan komutanların kellelerini istemiştir. |
|
Fethullah’ın yeni haber dergisi
Türkiye’nin uzun soluklu dergilerinden Nokta, 2006 yılının Kasım ayı başında yeni bir ekiple işbaşı yapmıştı. Yeni Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün deyimiyle “efsane” haber dergisi, yeni bir anlayışla haberciliğe kaldığı yerden devam edecekti. Yayımlanmaya başlandığı tarihten beri ilgi çekici konulara yer veren dergi, özellikle son bir aydır yayımladığı haberlerle Türkiye gündemini belirleyen ve yönlendiren bir seviyeye ulaştı.
Nokta dergisi yüklendiği misyon ve ortaya koyduğu habercilik anlayışı ile Kürt-İslamcı faşist düzenin Türkiye’de yerleşeceği bir ortam hazırlama gayreti içine girdi. Yeri geldi Ermenicilik yaptı, yeri geldi Kürtçülük yaptı, yeri geldi Şeriatçılık yaptı; ancak son dönem özellikle iki ‘nokta’ya odaklandı. O da milliyetçilik ve Ordu düşmanlığı. Türkiye’deki ulusal direniş odaklarını hedef tahtasına koyan Nokta, bu bakımdan diğer haber dergileri arasında farklı bir yere sahip.
Nokta dergisinin yayın hayatına geri dönmesi öyle birdenbire olmadı tabiî ki. Türkiye’nin son dönemde içine girdiği sürecin bu geri dönüş için önemli bir sebep olduğu bir gerçek. Dergi, Amerika’da yaşamını idame ettiren Fethullah imam tarafından finanse ediliyor. Dergide kapaktan verilen bütün haberler, Fethullah’ın günlük gazetesi olan Zaman’da manşetten yer alıyor ve Türkiye gündemine taşınıyor. Özellikle son dönemde Ordu ile ilgili yaptığı haberler, Zaman, Yeni Şafak, Birgün, Evrensel, Radikal gibi gazetelere haber kaynağı oluşturuyor.
Dergi’nin genel yayın yönetmenliğini üstlenen Alper Görmüş, tanıdık bir isim. Başbakanlık Andıcında iktidarı tavizsiz desteklediği şeklinde değerlendirilen Yeni Şafak gazetesinin Arşiv köşesini hazırlıyordu. Yeni Şafak ailesi eski çalışanını yalnız bırakmıyor ve tam sayfa ilan vererek ona destek oluyor. Yine dergide şeriatçı Kanal 7 televizyonu ile “solcu” Birgün gazetesinin tam sayfa reklamları yer alıyor. Ne güzel bir birliktelik değil mi? Şeriatçılar ve ÖDP’li Birgün’cüler, AKP’li Yeni Şafakçılar ve Fethullah’ın Referans gazetesi, nokta sayfalarında “bir arada yaşam” alanı oluşturuyorlar. Pentagon’dan maaşlı Ahmet Altan, Kürşat Bumin, Mahir Kaynak gibi yine tanıdık simalar da dergide boy gösteren diğer Fethullahçılar.
Amerika sayesinde finansman bakımından sıkıntı çekmeyen Nokta ekibi Tayyip’in yarattığı “özgürlük” ortamından istifade ederek devlet düşmanlığını had safhaya ulaştırdı. Sayfalarında açıktan Kürtçülük ve şeriatçılık yapan Nokta, bu alanda sınır tanımadan doludizgin ilerliyor.
Pentagon’un psikolojik savaş aygıtı
Para kaynağı gibi haber kaynağı da Amerikan istihbaratı olan Nokta dergisi, Amerikan istihbaratının yönlendirmeleri doğrultusunda, Türk devletinin direnç noktalarına doğru geniş çaplı bir saldırıya geçmiş durumda.
Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gitgide yaklaştığı günlerde, Türk Ordusu’na yönelik haftalardır süren sistemli yayın politikası, Amerika’nın en büyük direniş odağı olarak gördüğü, aynı zamanda Türk Milleti’nin en çok güvendiği kurum olan Türk Ordusu’nun üzerinde oynanmaya çalışılan oyunu açıkça ortaya koyuyor.
Nokta dergisi; Zaman, Yeni Şafak, Birgün, Radikal gibi gazetelere de haber kaynaklığı yaparak, Amerika’nın yürüttüğü Kontrgerilla operasyonunun da başını çekmektedir.
Nokta dergisinin başını çektiği Psikolojik Harp Dairesi’nin operasyonları sadece Ordu’ya yönelik değildir. CHP gibi kurumlar da bu saldırılardan payına düşeni almaktadır.
ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’ye biçtiği Kürt-İslamcı rejimin kurulması çabasında, Fethullah ve ekibinin, Tayyip’in yıkıcı faaliyetlerine destek olan, Kürtçülüğü ve bilumum etnikçiliği yücelten ideolojik yayın faaliyeti önemli bir psikolojik savaş aygıtı olarak öne çıkmaktadır. Her ne hikmetse Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaştığı şu günlerde, Nokta dergisinde çıkan ordu ve ulusalcılar merkezli haberler önce zaman gazetesinde manşete taşınıyor, ardından Radikal ve Birgün gibi Başbakanlık andıcında övgülere mazhar olan “solcu” gazeteler tarafından bir-iki gün tartışılır, Aksiyon dergisinin bir hafta sonraki sayısında da yine kapaktan verilerek insanların beyni kuşatmaya alınır.
Bir yılı aşkın bir süre önce Fethullah’ın “Büyük provokasyonlar bekliyorum.” şeklindeki açıklamalarından sonra yaşanan Şemdinli Olayları, Atabeyler, Danıştay Baskını, Hrant Dink’in öldürülmesi, TSK andıcı ve son olarak ortaya çıkarıldığı iddia edilen (E) Ora. Özden Örnek’in günlükleri olaylarının hepsi birden dikkate alındığında, bütün bu olayların tek bir merkezden yönlendirildiği ve hedefinin Türk ordusu ile birlikte başta TÜRKSOLU olmak üzere ulusalcılar olduğu görülecektir.
Bugün Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nin önündeki en büyük engel de bu kesimlerdir. O nedenle Amerikancı-Fethullahçı Psikolojik Harp Dairesi son bir aydır bu kesimleri hedef göstermiştir.
|
Milliyetçilik tartışmalarının odak noktası TÜRKSOLU
Hrant Dink cinayeti sonrasında hedef tahtasına oturtulan yine ulusalcılar olmuştu. Birgün, Radikal, Zaman, Yeni Şafak, Evrensel, Nokta, Aksiyon gibi yayın organları o gün bugündür ulusalcılık-milliyetçilik tartışması yürütüyorlar. Milliyetçiliğin ne kadar ırkçı ve ayrımcı bir fikir olduğundan dem vurup duruyorlar. Türk milliyetçiliğine küfretmek son dönemin yükselen trendi.
Cinayet sonrası kamuoyu tarafından milliyetçi olarak bilinen çevreler suçluluk psikolojisi içinde sinerken, bilumum etnikçiler “Hepimiz Ermeniyiz” sloganlarıyla yürürken, BBP Genel Başkanı olan zat Hrant’a ağıt yakarken, “Hepimiz Türk’üz” yürüyüşü ile bir milletin topyekûn sanık sandalyesine oturtulamayacağını haykıran TÜRKSOLU ve Milli Mücadele Derneği tartışmanın odak noktasında belirdi.
Yukarıda adı geçen yayın organları bu andan itibaren tartışmanın seyrini değiştirdiler. Aslında bir aydır tartışılan şey isim verilmeden TÜRKSOLU ve onun fikirleriydi.
Sonra ortaya Kuvayı Milliye Derneği’nin Mersin’de düzenlediği Kuran’lı ve silahlı yemin töreni çıktı. Yemin töreninin hemen ardından başlayan tartışmalarda, Mersin’in ulusalcı örgütler için öneminden bahsediliyordu.
Radikal gazetesi düğmeye bastı. TÜRKSOLU’nun 22.03.2004 tarihli sayısına atıfta bulunarak Mersin’deki Türk Barikatı politikamızı ırkçılıkla suçlayarak haberleştirdi.
Ulusalcı örgütlerin dökümünün yayımlandığı haberde, ulusalcı örgütlerin başı olarak TÜRKSOLU’nu ilk sıraya yerleştiren polis bültenine benzer bir dil kullanıldı. Radikal’in 14 ve 17 Şubat tarihlerinde yayımlanan sayılarında TÜRKSOLU’nun Mersin planı ırkçılık olarak eleştirildi ve TÜRKSOLU,ulusalcı örgütlerin başı olarak gösterildi.
Nokta dergisi de 22 Şubat tarihli sayısında “Operasyona Uğrayan Şehir Mersin” başlıklı kapak haberinde, Radikal’in verdiği ulusalcı örgütler listesini aynen yayımladı.
Nokta’dan iki hafta sonra ise Aksiyon dergisi Mersin dosyasını açarak aksiyona dahil oldu. Haberleri yapan kişilerin isimleri farklı olduğuna göre geriye tek bir ihtimal kalıyor, o da aynı metnin tek merkezden iki kişinin eline verildiği.
Nokta, Radikal’le harfiyen aynı kelimeleri kullanarak TÜRKSOLU’na saldırıyor
Nokta dergisinin TÜRKSOLU üzerindeki psikolojik savaşı, Milli Mücadele Derneği’nin en son geçtiğimiz hafta Çanakkale’de Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına karşı düzenlediği “Kürt-İslam Faşizmine Geçit Yok” mitinginde devam etti.
Bütün medyanın görmezden gelmeye çalıştığı miting, bir tek Radikal gazetesi ve Nokta dergisi tarafından görüldü.
|
Radikal gazetesi yine bu operasyonda Nokta’ya çanak tuttu. Radikal gazetesinin 26 Mart 2007 tarihli sayısında “Çanakkale’de Ürpertici Anma” başlığıyla Milli Mücadele Derneği’nin mitingi şu cümlelerle haberleştirildi:
“Hrant Dink’in öldürülmesine sevinen ve Dink cenazesine karşı yürüyüş yaparak boy gösteren Milli Mücadele Derneği (MMD), bu kez Çanakkale’de ortaya çıktı.
Zafer Haftası kutlamaları kapsamında dün Çanakkale’de miting düzenleyen MDD, ‘Türkçü’ sloganlar attı. Mitingde yaklaşık 500 kişi, şu sözlerin yer aldığı ‘devrim andı’ da içti:
‘Milli görevimiz, bu memlekette son Amerikalıyı yok edinceye, ağalığın ve gericiliğin kökünü kazıyıncaya, Amerikan doları ile beslenen işbirlikçilerin canlarına okuyuncaya kadar devrimci kavgamıza devam etmektir. Önümüze çıkan bütün düşmanların hakkından gelmeye and içiyoruz.’
Dernek üyeleri, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın üzerine çarpı işareti çizilmiş Hitler bıyıklı fotoğrafı ve ‘Kürt-İslam faşizmine geçit yok!’ pankartı taşıdı. Kürtlerin aşağılandığı TÜRKSOLU dergisini çıkaran ekibin 2007 yılı başında kurduğu MMD, ‘Dink, Türk düşmanıydı, öldürülmesine hiç üzülmedik.’ açıklaması yapmış ve Taksim’de, ‘Hepimiz Mustafa Kemal’iz, Hepimiz Türk’üz’ pankartıyla yürümüştü.”
Amerikan doları ile beslenen Radikal tayfasının ettiğimiz “devrim andı”ndan korkması bizce anlaşılabilir; ama haberi yapan vatandaşa biraz tarih eğitimi vermelerinde fayda var.
Zira kamuoyu tarafından “solcu” gazete olarak bilinen Radikal çalışanlarının, 68 gençliğinin söylediği “devrim andı”ndan ırkçı and olarak bahsetmesi, en hafifinden kara cahilliktir.
Tabi “Bizim ‘sol’ tarihimizde böyle bir and yoktur.” diyorlarsa o başka.
Nokta dergisi de, 26 Mart 2007 tarihinde internet sitesinde “Çanakkale’de ulusalcı provokasyon” başlığı ile haberi şöyle veriyordu: Bakalım Radikal’inki ile arasında bir fark bulabilecek misiniz?
“Hrant Dink’in öldürülmesine sevinen ve Dink cenazesine karşı yürüyüş yaparak boy gösteren Milli Mücadele Derneği (MDD), bu kez Çanakkale’de ortaya çıktı.
Zafer Haftası kutlamaları kapsamında dün Çanakkale’de miting düzenleyen MDD, ‘Türkçü’ sloganlar attı. Mitingde yaklaşık 500 kişi, şu sözlerin yer aldığı ‘devrim andı’ da içti:
‘Milli görevimiz, bu memlekette son Amerikalıyı yok edinceye, ağalığın ve gericiliğin kökünü kazıyıncaya, Amerikan Doları ile beslenen işbirlikçilerin canlarına okuyuncaya kadar devrimci kavgamıza devam etmektir. Önümüze çıkan bütün düşmanların hakkından gelmeye and içiyoruz.’
Dernek üyeleri, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın üzerine çarpı işareti çizilmiş Hitler bıyıklı fotoğrafı ve ‘Kürt İslam faşizmine geçit yok!’ pankartı taşıdı. Kürtlerin aşağılandığı TÜRKSOLU dergisini çıkaran ekibin 2007 yılı başında kurduğu MMD, “Dink Türk düşmanıydı, öldürülmesine hiç üzülmedik.” açıklaması yapmış ve Taksim’de, ‘Hepimiz Mustafa Kemal’iz, hepimiz Türküz’ pankartıyla yürümüştü.
İstanbul’dan 10 otobüsle Çanakkale’ye gelen yaklaşık 500 kişiden oluşan MMD üyeleri, ilk olarak yürüyüş yapmak ve ardından miting yapmak istedi. Dernek üyelerine güvenlik güçleri önceden izin alınmadığı gerekçesi ile izin vermedi. Salı Pazarı’nda otobüsten yürüyüş yapmak için inen dernek üyeleri tekrar otobüslerine binerek mitingin yapılacağı Cumhuriyet Meydanı’na gittiler.
Ellerinde Türk bayrakları ve üzerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın resminin bulunduğu ‘Kürt-İslam Faşizmine Geçit Yok!’ yazılı dövizler ile miting alanına giren dernek üyeleri, ABD ve terör örgütü PKK aleyhinde sloganlar attılar.”
Aralarındaki tek fark Nokta’nınkinde açıkça belli olan metnin polisten alındığının üslubuna daha çok hakim olması.
Muhtemelen Radikal’e de aynı metin verilmiştir; ama yer sıkıntısından dolayı bu kadar ayrıntılı verememişlerdir.
Nokta, TÜRKSOLU’na saldırırken Amerikan milliyetçilerini yüceltiyor
“Irkçı Milliyetçiliğin Yükselişinde Sol Kendi Rolünü Tartışıyor” başlıklı 15 Mart 2007 tarihli sayısında, Ufuk Uras, Oral Çalışlar, Melih Pekdemir, Fikret Başkaya, Adalet Ağaoğlu, Perihan Mağden, Akın Birdal gibi isimlere, ırkçı milliyetçi yükselişi engelleyemediği için özeleştiri verdirten Nokta’nın Fethullahçıları, 22 Mart 2007 tarihli bir sonraki sayılarında da Amerikan milliyetçilerini ulusalcıların üzerine saldırttı. “Milliyetçiler Yeni Komitacılara
Karşı” kapağıyla çıkan sayıda, “Ulusalcılık, demokrasiye karşı operasyonun bir parçasıdır ve masum değildir.” denildi.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır’ın ülkücüleri provokasyona gelmemeye çağıran, PKK’lıları kardeşlik politikasıyla kazanmaya çalışan yönelimine övgüler diziliyor. Görüşüne başvurulan bir diğer MHP’li ise, Bahçeli’nin danışmanı ve MHP MKYK üyesi Doç. Dr. Vedat Bilgin… Bilgin, ulusalcıları şu sözlerle niteliyor:
“Kendilerine Kızılelmacı veya Ulusalcı diyenlere bakınca, fanatizme vurgu yapan, devlet merkezli bir toplum tasarımını öne çıkaran, anti demokratik, çoğulculuğa karşı zihniyetlerin bu tür gruplar içinde yer aldığını görüyoruz. Ben bunun hastalıklı bir tavır olduğunu söylüyorum.”
Bilgin, ulusalcıların tavırlarını ise şu şekilde yorumluyor:
“Bunların tavırları Türkiye’yi istikrarsızlaştırıyor, dışarının müdahalesine açık ve dış servislerin müdahale alanı haline getirmeye uygun bir zemin yaratılıyor. O bakımdan ben kuşku verici davranışlar olarak görüyorum. Yani masum görmüyorum.”
Bir kere MHP’lilere şunu sormak gerekirdi ki, PKK’nın bölücü faaliyetlerini en çok artırdığı bir dönemde bayraklarımız yakılırken ya da bölücüler her gün Apo posterleri ile ayaklanma provaları yaparken milliyetçileri sokaktan çekmek nasıl bir taktiktir?
Ama sorunun saçmalığı da burada zaten.
Apo’yu ipten alan bir partiden “PKK’yı telin mitingleri” düzenlemesini beklemek en hafifinden büyük saflık olur herhalde.
Vedat Bilgin’e gelince, onunki tam bir cehalet.
80 öncesinde ülkede gençleri kamplara bölüp birbirini kırdırarak dış servislerin Ordu’daki uzantıları aracılığıyla müdahalesine ortam hazırlayan ulusalcılar değil, sizdiniz. Onun hesabını vermeden gerçek milliyetçilere çamur atmak ve milli direnişi içerden vurmaya kalkmak bir hastalık belirtisi midir?
Yoksa vatana ihanet midir?
Tartışmaya 29 Mart 2007 tarihli dergide dahil olan BBP Genel Başkanı ve Hrant şairi Muhsin Yazıcıoğlu ile milliyetçilik ordinaryusu, aynı zamanda Fethullahçı Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta olan Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, ağız birliği etmişçesine, “Ulusalcılık, ırkçı ve ayrımcı; Türk milliyetçiliği, bütünleştiricidir.” ana temasını işlemişler.
Fethullah, bir taraftan sahte milliyetçileri ulusalcılara küfrettirirken, diğer taraftan da dergisinde köşe tahsis ettiği ikinci cumhuriyetçi, dönek artığı Ahmet Altan eliyle, milliyetçi yükseliş balonunu patlatıyor! İşte Ahmet Altan’ın milliyetçi balonu ve patlatma formülü:
Altan’a göre ortada milliyetçiliğin yükselişte olduğu gibi uğursuz bir söylenti varmış; ancak milliyetçiliğin yükselişte olduğunu gösterir hiçbir belirti yokmuş. Ne MHP’nin dörtnala iktidara koştuğu bir anket, ne de kalabalık bir milliyetçi eylem. Devlet içinde yuvalanmış birtakım kimselerin yaydığı bir söylentiymiş bu.
|
Milliyetçilik artıyormuş; ama halkın arasında değil, devlet kademelerinde. Aslında ona göre artan şey milliyetçilik değil, ümitsizlikmiş. AB perspektifinin kaybolmasından kaynaklanan bu ümitsizlik nedeniyle “Milliyetçilik yükseliyor!” sesi bu kadar gür çıkıyormuş.
Aslında “Milliyetçilik yükseliyor!” sözü psikolojik savaşın bir ürünüymüş. Amacı da iktidarı korkutmakmış. Bunda başarılı olduklarını da itiraf ediyor Ahmet Altan. İktidar beceriksiz olduğu için ümitsizlik artmış, psikolojik savaşı kaybetmişti. Hele bir AB yolu yeniden açılsın, görün bakın milliyetçilik balonu nasıl sönecekmiş.
Aslında bu saçma sapan teoriye cevap vermeye bile değmez; ama bir-iki hatırlatma yapmakta yarar var.
Behey müsrif Altan, madem milliyetçiliğin yükselişini bir balon olarak görüyorsun, koskoca bir haftalık köşeni niye olmayan şeylere ayırıp Fethullah Efendi’nin kâğıdını ve mürekkebini israf ediyorsun?
İkincisi, öyle olur olmaz yerlerde iktidara beceriksiz falan dersen fişini çekerler. Bizden söylemesi. Sonra ulusalcılar demedi deme.
Ordunun gizli belgeleri Nokta’da
Nokta dergisinin son iki bombası ise Ordu ile ilgili. Ordu’nun kendi içerisinde kalması gereken, gizliliği olan yazılı belgeler nedense son zamanlarda hep Nokta’nın kucağına düşüyor. Bu durum ister istemez Nokta dergisine bir soru işareti koymamıza sebep oluyor.
Özellikle son bir yıldır yaşadığımız, Kürt-İslamcı iktidarın yönlendirdiği provokatif eylemler incelendiğinde, dört unsurun öne çıktığı görülmektedir.
Bunlar Kürt-İslamcı iktidar, PKK, Fethullah ve BBP’li Nizam-ı Alemciler.
Şemdinli olayında Fethullahçı bir savcı eliyle Türkiye’nin Kara Kuvvetleri Komutanı zan altında bırakılmaya çalışıldı.
Atabeyler olayında yine Özel Harp Dairesi’ne mensup askerlerimiz hakkındaki bilgiler, Fethullahçı emniyetçiler tarafından, Zaman gazetesine servis edilmişti.
Tüm bu provokasyonlarda polis bülteni vazifesi gören Fethullahçı medyanın son marifeti de Ordu’ya ait özel belgeleri yayımlaması oldu.
Andıç vakası ve Özden Örnek’in günlükleri
Bunlardan birisi mart ayının başında ortaya çıkan andıç olayı. Ordu’nun kendi iç güvenliği için medya kuruluşları arasında yaptığı değerlendirmeye “ulaşan” Nokta ekibi, bu önemli belgeyi kamuoyu ile paylaşmıştı.
Haberi yapan Ahmet Şık ismi ise oldukça önemli. Bütün kritik haberlerde onun imzasını görüyoruz.
Mersin konusunda TÜRKSOLU üzerinden milliyetçiliğe saldırırken, ya da PKK’nın gazetesi Gündem’in tarihçesini anlatan haberlerde hep aynı ismi görüyoruz.
Buradaki haberde de medya organları, izledikleri yayın politikasına göre TSK yanlısı veya karşıtı olarak kategori ediliyordu. Köşe yazarları da bundan nasibini almıştı tabi. Burada özellikle Ordu açısından iki önemli handikap var.
Birincisi bu belgenin başka bir kuruluş tarafından ele geçirilmesi.
İkincisi ve daha vahimi ise bu kurumun Fethullahçı olması ve Amerikan istihbaratı ile doğrudan ilişkisinin bulunması.
Nitekim bu hafta yayımlanan gazetelerde andıcın çalınarak Utah’a götürüldüğü yönünde haberler yer aldı.
Bu gelişme üzerine avukatı aracılığı ile açıklama yapan Fethullah, konunun kendisi ile ilgili olmadığını beyan etti. Daha ismi bile geçmeden Fethullah’ın açıklama yapma gayreti suçlu olduğunun en büyük kanıtı olarak gösterilebilir.
İkinci önemli olay ise Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen ve darbe planlarının anlatıldığı günlüklerin yayımlanması idi.
İlk olarak Amerika üzerinden yayın yapan “denizcilersitesi” adlı bir internet sitesinde yayımlanmaya başlayan günlükler, 13 Mart 2007 tarihinde Fethullahçı Star gazetesinde Şamil Tayyar tarafından yayımlandı ve manşete taşındı.
Ardından medyada yine darbe karşıtı ve Ordu karşıtı bir hava estirilmeye başlandı. 29 Mart 2007 tarihli Nokta’nın son sayısında Örnek’in günlüklerinin darbe ile ilgili olan kısımlarının tamamı yayımlandı (40 sayfa). Burada darbe planları tüm ayrıntıları ile anlatılıyor ve planlarıyla birlikte yayımlanıyordu.
Bütün bunlar alt alta yazılıp değerlendirildiğinde ortaya şu sonuç çıkıyor: Bugün Çankaya’ya ilerlemekte olan Kürt-İslamcı faşistin, önündeki en büyük engel olarak gördüğü Ordu’yu ABD ile birlikte tasfiye etmek istediği. Burada Fethullahçı medyanın da Amerikan istihbaratı ile koordinasyonlu uğursuz rolü ön plana çıkmakta.
Tayyip Erdoğan 3 Mart tarihinde yaptığı açıklamalarda, bu sözde darbe olayında adı geçen komutanlarla ilgili olarak savcıları göreve çağırmış ve açıktan komutanların kellelerini istemiştir. Genelkurmay’ın bu olayla ilgili nasıl bir tavır takınacağı da ayrı bir merak konusu.
Fethullah, daha önce yaptığı açıklamalardan birinde “Ulusalcı dalgayı kolaylıkla aşarız.” diye buyurmuştu Amerika’dan.
Bugün geldiğimiz noktada bunda pek başarılı olamadığını görüyoruz.
Hâlâ ulusalcılarla bu kadar uğraştığına göre ulusalcı dalga onun tahmininin çok ötesinde bir güce sahip.
Çarpıtmalarla, Amerikancı milliyetçilere sığınarak, ya da Amerikan destekli provokatif aksiyonlarla Türk Milleti’ni teslim alamazsınız.
Pentagon’un psikolojik savaş aygıtı olduğunuz ortaya çıktı.
Artık iyice su yüzüne çıkan entrikacı, darbeci, Türk düşmanı yüzünüzle bu milletin içinde yer alamayacağınızı bildiğiniz için Amerika’nın yolunu tuttunuz.
Yoksa çok mütedeyyin insanlar olarak başınızdaki “imam”a mı uydunuz?






























Son Yorumlar