Seçim sonuçlarını açıklayan çeşitli görüşler var. Bunlardan en yaygını, AKP’nin özellikle yoksul yurttaşlara küçük çıkarlar sağlayarak oy topladığı yönündedir. Bu açıklamaya göre, şu anda Küçük Amerika sistemi makarna ve kömür paketleri üzerinde durmaktadır.
Kuşkusuz her sistem, öncelikle bir yaptırım gücüyle, silahlı kuvvetle ayakta durur. Ancak bu yetmez, en zalim rejimler bile, toplumun rızası olmadan varlıklarını uzun süre devam ettiremezler. Bizim rıza dediğimize, Batılılar consensus diyorlar; uzlaşma veya oydaşma da denebilir. Halkı ne kadar ezerse ezsin, her sistem, toplumun karnını az çok doyurmak ve ülkede asayişi az çok sağlamak zorundadır. Seçimlerde oy toplamak için makarna ve kömür dağıtımı, bir bakıma her sistem için geçerli olan bir yaşam sırrını simgelemektedir.
BİR DE BÜYÜK MAKARNA PAKETLERİ VAR
AKP’nin tepesinde oturduğu Küçük Amerika sisteminin oy toplama mekanizmaları açıklanırken, hep küçük makarna paketlerine gönderme yapılmaktadır. Örneğin Cumhurbaşkanlığı da, Küçük Amerika sisteminin en yüksek makamı değil midir? Peki Cumhurbaşkanlığı her şeyin parayla ölçüldüğü ve parayla değişildiği bu serbest piyasa sisteminde kaç ton makarna eder?
Küçük Amerika sistemi, evet doğudur toplumun rızası açısından küçük makarna paketleri üzerinde durmaktadır. Ancak sistemin asıl yaşam sırrı, toplumu yöneten kendi örgütlenme sistemidir. Bu açıdan baktığınız zaman, Küçük Amerika’da bütün makamların ve konumların makarna paketleriyle ölçülecek bir değeri ve sorumluluğu bulunmaktadır.
SİSTEMİN GÖREV VE SORUMLULUKLARI
Özellikle sorumluluğa dikkat çekmek istiyoruz. Daha somut açıklayalım. Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 3 Kasım 2002 seçiminden sonra, ABD’nin isteği doğrultusunda Tayyip Erdoğan’ı önce milletvekili, sonra başbakan yapmakta üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiştir. İkiz İhanet Yasaları’nı da uyarılara rağmen onaylamıştır. Tayyip Erdoğan, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin görevlisi olduğunu açıkladığı zaman, kılını kıpırdatmamıştır. Yine Cumhurbaşkanı, Tayyip Erdoğan, “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapacağız” diyerek, Türkiye’yi bölme görevini açıkladığı zaman, kendisini istifaya davet etmemiştir. Cumhuriyet mitingleri sırasında bu istifaya davet sorumluluğu bir kez daha önüne gelmiştir, fakat yerine getirmemiştir. Sayın Ahmet Necdet Sezer’in Atatürk Devrimi’ni savunma kararlılığı olsaydı, Tayyip Erdoğan’lar yıkılır giderdi. Ancak makarna paketlerini Atatürk devrimi dağıtmamaktadır. Sistem, Küçük Amerika sistemidir ve sorumluluklar da bu sistemde ABD’nin çıkarları ekseninde belirlenmektedir. Bütün bu olgular, Cumhurbaşkanlığına da bu Küçük Amerika sisteminde, büyük bir makarna paketi tahsis edildiğini kanıtlamaktadır. Cumhuriyetçi olmakla övünen yayın organlarımıza bakın, ilan sayfaları Fethullah Hoca’nın gazetelerinden farklı değildir. Avrupa Birliği’ne yemin billah bağlıdırlar ve Ortadoğu’da “Şeriatçılığa karşı ABD ile işbirliği” yapmaktan yanadırlar. Tayyip Erdoğan ile aynı sistemin içindedirler. Ve o sistem, CHP ve MHP’den PKK ve Barzanisine kadar hepsini kucaklamaktadır.
Sistem, Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığını sürdürmeye karar vermişse, sistemin tepeden aşağıya kadar bütün sorumluları görevlerini yerine getirmektedir. Bakın şimdi AKP’si, CHP’si, MHP’si; hepsi nasıl tek bir parti gibi oldular. Amentüleri ise, uzlaşma! Bu uzlaşmanın temeline bakınız, en büyüğünden başlayarak sistemin dağıttığı makarna paketlerini göreceksiniz.
SİSTEM KİME DAYANIYOR
İşte makarna dağıtım teorisinin yanlışını keşfetmiş bulunuyoruz. Bu teori, daha çok AKP karşıtı laik küçük burjuva çevrelerinden yayılmaktadır. En belirgin özelliği, sistemin küçük makarna paketleri üzerinde durduğunu varsaymasıdır. Bu teoriye göre, AKP iktidarı en sonunda yoksul insanların kandırılması sayesinde devam ediyor. Kuşkusuz o yoksulların AKP’ye boyun eğişleri var. Ancak AKP’nin tepesinde bulunduğu sistem, o yoksullardan önce Cumhurbaşkanına, devletin diğer güçlerine, CHP, MHP ve diğer sistem partilerine de dayanmaktadır. Sistem, büyük makarna paketlerinden küçük makarna paketlerine uzanan bir ast üst ilişkileri mekanizması kurmuştur ve o mekanizmanın da tepesinde, şu anda ABD ve BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan bulunmaktadır.
ORDU SİSTEMİN NERESİNDE
Dikkat edilmiştir, hep Küçük Amerika sisteminden söz ettik; Türkiye adını bilerek kullanmadık. Çünkü sistem, artık bize Atatürk’ün bıraktığı Türkiye değildir. 1945 sonrasında adım adım kurulan Küçük Amerika, bütün kurum ve ilişkileriyle oluşmuştur.
Peki Ordu, bu sistemin neresindedir? Bu soru çok önemli, hatta en önemli. Çünkü Ordusu olmayan bir devlet, ordusu olmayan bir sistem olmaz. Soru şudur: Türk Silahlı Kuvvetleri, Küçük Amerika’nın ordusu mudur, yoksa Türkiye’nin ordusu mudur?
Kuşkusuz bu sorunun cevabını verecek olan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendisidir ve cevap tarihsel sürecin içinde yatmaktadır. Biz biliyoruz, Türk Silahlı Kuvvetleri, Küçük Amerika’nın ordusu olmayacaktır. Ordu, cephesini Türkiye’nin altına mayın döşetenlere karşı dönmüştür. Türk Ordusu, bugün ABD emperyalizmine şehit veren dünyanın birkaç ordusundan biridir. Aslında Türk Ordusu, bugün ABD emperyalizminin dolaylı ve kısmen doğrudan kuvvetlerine karşı küçük veya orta yoğunluklu bir silahlı çatışmanın içindedir. Bu gerçek ışığında, Tayyip Erdoğan’ın ordusu, doğrudan doğruya ABD silahlı kuvvetleridir.
Ancak süreç, bu kadar yalın değil. Arkamızda Atlantik döneminin büyük yıkımı var. Türk Ordusu da, bu yıkımdan nasibini almıştır ve sistemin güçleri tarafından hem içerden hem dışardan ve hem de Türk Ordusunun içinden kuşatılmış bulunmaktadır. O kadar ki, bir önceki Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ü hatırlayalım. Hiç üstüne vazife olmadığı halde, ABD’den gelen yönlendirmeyle 12 Kasım 2002 günü Tayyip Erdoğan’ı Genelkurmayda kabul etmiş, onun Siirt Milletvekili ve Başbakan olmasında sistemin verdiği sorumlulukları üstün bir gayretle yerine getirmiştir.
Yaşadığımız bütün olaylar, Türk Ordusu’nun ABD ile cephe cepheye geldikçe, arkada kalan Atlantik döneminin yüklerinden arındığını ve Atatürk Devrimi cephesinde daha kararlı ve tutarlı mevzilere girdiğini göstermektedir.
DEVLETSİZ VE VATANSIZ KALMAK YA DA ASİ OLMAK
Yalnız Ordunun değil, milletin bütün yurttaşlarının durduğu yer artık şurasıdır: Ya devletsiz ve vatansız kalacağız; ya da Küçük Amerika sistemine asî olacağız.
Peki bu sistem, makarna ve kömür paketi dağıtarak varlığını sürdürebilir mi? İşte bu mümkün değil. Türkiye’yi makarna ve kömür dağıtarak bölemezler. Sistemle hesaplaşma, daha bugünden silahlı boyutlara ulaşmıştır. Türkiye’nin altında mayınlar patlamakta ve her gün şehit cenazeleri gelmektedir. Kentler susuzluktan kavrulmakta ve millet borç batağında çırpınmaktadır.
Cumhuriyet Mitingleri, milletin sisteme asî olma yönündeki ilk büyük eylemleriydi. Ahmet Necdet Sezer, Baykal ve sistemin diğer güçleri Tayyip Erdoğan’ı kurtardılar. Tarih böyle gelişir; kurtaramayacakları bir gün gelecektir. Çünkü sistem, bu millete, esaret, yoksulluk ve şerefsizlikten başka bir şey vaat etmiyor.
Asî olmak, hiçbir millet, hatta hiçbir insan için kolay değildir. Toplumlar, boğulma tehdidine asî olarak cevap verirler. İşte sistemin, kendisini kurtaramayacağı nokta orasıdır. Ve Türkiye, hızla oraya gitmektedir.
NİÇİN GÜLÜYORUM
Osmanlı devletinin son yenilgisinden sonra İttihat Terakki yöneticisi yurtseverleri İstanbul’da Bekirağa Bölüğü’nde hapse atmışlar. Herkes büyük acılar içinde, fakat Ziya Gökalp koğuşun bir köşesinde gülümseyen bir çehreyle oturuyor. En sonunda koğuştakiler kızgınlıklarını bastıramıyorlar, Ziya Gökalp’e, “Devlet batıyor, millet sefalet içinde, ailelerimiz perişan, sen burada gülerek oturuyorsun” diyorlar. Ziya Gökalp’in cevabı, tarihin cevabıdır:
“Siz, batan devlete ağlıyorsunuz, ben doğacak devlete gülüyorum.”
Aynı cevap, bugün fazlasıyla geçerlidir.
Türkiye, toplumu ve devletiyle, Türk Devrimi temelinde yeniden örgütlenecektir.

![]()
0 Yanıt, “Küçük Amerika’da makarna dağıtım sistemi”