Mayıs, 2008 için arşiv

31
May
08

Emperyalistler ve ikibuçuk Fethullahçı Türk Ordusu’nu yıllardır futbol topu gibi tekmeliyor

Başlığı yazarken elim gitmedi. O gerçek beni incitiyor, hatta itiraf edelim hepimizi yaralıyor. Başımıza çuval geçirilmiş bir kez.
TÜRK ALFABESİ
“FT, TK, KY, ÇD, GY, BK, HA, B, EP, NA, DA, DP, NH”; Aralık 1999′da Ataşehir’de toplanmışlar. General FT çantasından çıkardığı 10 nüsha hedef ve strateji belgesini katılımcılara dağıtmış. Dağıtılan metin, “Ergenekon: Analiz Yeniden Yapılanma, Yönetim ve Geliştirme Projesi” imiş. Üzerinde 29 Ekim 1999 diye “zamanlandırılmış.”
Sonra 3 Kasım 2001′de Balat toplantısı yapılıyor. Daha sonra “üçüncü kritik toplantı” 27 Nisan 2006′da “provokatif eylemlere ve darbeye zemin hazırlamak” için yine Ataşehir’de gerçekleştirilmiş.
KARIŞTIRMACI GAZETECİLER
Size Fethullah Hoca cemaatinin karıştırmacı gazetecilerinden birinin haberini aktardım.
Necip Hablemitoğlu’nu, Hrant Dink’i ve diğerlerini, hep o FT, TK, KY, ÇD vb. diye kodlanan “Emekli Generaller” ve DP diye anılan “siyasetçi” öldürtmüş. Danıştay Suikastını, Cumhuriyet Mitingleri’ni, hepsini onlar yaptırmış.
“DP” YOKSA BEN MİYİM?
Yeni okuyorum bu Ergenekon kitaplarını. Her üç toplantının demirbaşı olan DP harflerine takılıyor gözlerim. “Siyasetçi” imiş! Acaba “bana ne” mi desem, çünkü “genel başkan” yazmamış. Ben de FT, TK, KY, ÇD adlı generaller gibi üzerime almam ve tam siper olurum, geçer gider.
Fakat birden adı DP harfleriyle başlayan yüzlerce siyasetçiyi düşünüyorum, onlara ayıp olmaz mı, hepsi şüphe altında kalacak.
Atatürk Lisesi Ortaokul 1-D sınıfında da öyle yapmıştım. Derste bir yaramazlık oldu. Öğretmen bizim bulunduğumuz sıralara bağırmıştı, “kim yaptı onu”. Ses yok. Bu kez daha yüksek sesle ve daha öfkeli bağırdı, “kim yaptı diyorum size!”.
Yanımdaki arkadaşım korku içinde, tam siper. Ayağa kalktım, “Hocam ben yaptım”. Hoca, Fethullahçı Gladyo gibi değil, gerçeği bulmaya çalışıyor. “Hayır sen yapmadın” diyor. Ben de arkadaşımı kurtarmak için, o suçu işlediğimi ispat etmeye çalışıyorum. EVET “DP” BENİM!
Kitapta DP diye kodlanan siyasetçi benim! Ama ne Ataşehir’de ne Balat’ta ne de başka bir mekanda FT, TK, KY ve ÇD adlı generallerle veya başkalarıyla toplandım. Darbeyle marbeyle de bir ilgim yok. 40 senedir hiç olmadı. Halk devrimcisiyim ben; Mustafa Kemal gibi, Mao gibi, Bin Bella gibi, Lumumba gibi, Ho Şi Minh gibi, Chavez gibi.
PSİKOLOJİK SAVAŞIN YALAN MANGASI
Abartmadan yazıyorum, öyle yüzlerce haber var. 1990′a kadar uzatırsanız Ergenekon tarihçesini, binlerce haber…
Öyle haberler ki, örneğin Savcı Zekeriya Öz soruyor, “Sizin referansınızla bazı subaylar 2001 yılında Barzani ve Talabani’ye 24 bin, PKK’ya 6 bin silah teslim etmişler” vb. vb.
E. General Servet Cömert’le hesabını yaptık. Hepsi 120 ton geliyor. Ancak 12 tırla taşınabilir.
Türk Ordusu, Mehmetçiği vursun diye PKK’ya 6 bin silah veriyor! Savcının sorusuna bakın siz! “Genelkurmay’a sorun” diyorum!
Sedat Ergin’in yönettiği Milliyet, İsmet Berkan’ın yönettiği Radikal, Mustafa Karaalioğlu’nun yönettiği Star, Yusuf Ziya Cömert’in yönettiği Yeni Şafak, Ekrem Dumanlı’nın yönettiği Zaman, (başka hangileri vardı?) bu haberi birinci sayfa manşetten pabuç kadar harflerle veriyorlar.
HEPSİ TAM SİPER!
Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve diğer askeri yetkililer okumuyorlar mı bu manşetleri?
Hepsi tam siper!
Suçlar vatana ihanetten cinayetlere kadar uzanıyor. Cevap yok!
General adıdır diye alfabede vurulmayan harf kalmadı, hiç kimse üzerine almıyor.
Bir defasında Genelkurmay Başkanı “Türk Ordusu suç örgütü değildir” sözüyle Türk Ordusu’nun suç örgütü olabileceği tartışmasını da başlattı.
Başlar bu kadar eğik.
MERMİDEN KORKMUYOR ÇAMURDAN KORKUYOR
Emekli Orgenerallerimizden birine şunu söylemiştim: “Komutanım siz tanka, topa, füzeye karşı savaşmasını öğrenmişsiniz, ama çamura karşı savaşmasını bilmiyorsunuz.”
Bizim Generalimiz ve Subayımız mermiden korkmuyor ama yalandan korkuyor. Ordumuzun bazukası, topu, gece dürbünü, her şeyi var ama yalansavarı yok. F-16′lar Kandil’i vuruyor; Kandil ise, Holding-Feto medyasıyla Türk Ordusu’nu vuruyor; Türkiye’yi vuruyor.
Bir tek 23. Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, iki olayın üzerine yürüdü.
VURUN TÜRK ALFABESİNE
Mesele, Generallerin bireysel meselesi değildir. Kurum olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin meselesi de değildir; Türkiye’nin meselesidir.
Türkiye, ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra sorunlarını kaçınılmaz olarak silahla çözmek zorunda kalacağı bir döneme girmiştir. Bu koşullarda silahsız, ordusuz kalan milletler ayak altında kalır. Duyarlılığımız, kararlılığımız işte bu nedenle. İkibuçuk Fethullahçı militarist diyecekmiş. Daha fazlasını söylesin. Milletin geleceği ise ortada olan, boyun eğen namerttir.
Vurun kahpeler!
Vurun Türk Ordusu’na!
Vurun Türk subayına!
Vurun Türkiye’nin milli güçlerine!
Vurun Atatürk’e!
Vurun HK, DS, FT, TK, ÇD, DP’ye!
Vurun yumuşak G dahil Türk alfabesine!
Kimler vuruyor, biz de onları ilan edelim: WQ, QX, WX, QQ, XW, XX, WW…
Keşke onlardan ibaret olsaydı. Bakın bu işlerin icrası, ABD’nin BOP Başkanı RTE’ye ve yine bir ABD operasyonuyla Çankaya’ya atanmış bulunan AG’ye yüklenmiştir.
A.G, M.A.Ş, M.İ.T.’NİN MARİFETLERİ
İsmet Berkan’ın Radikal’de yazdığı “Ergenekon’un Yakın Tarihi” dizisinde okuduğuma göre, Danıştay suikastı sonrasında Ergenekon’un şeması halen Çankaya’yı işgal eden AG’nin (İsmet Berkan adını veriyor, ben ne olur ne olmaz baş harflerle yetiniyorum, firar yollarını elde tutabilmek için) önüne konuyor. Hem de “M.İ.T. brifingi” ile. M.İ.T. rumuzunu korkmadan yazıyorum. Çünkü bu harflerle binlerce isim üretilebilir. Mahkemeye çıkarsanız, şerefiniz üzerine birkaç yemin eder, “Ekmek Kur’an çarpsın” der, MİT harflerini söylentilere bakarak yan yana getirdiğinizi söyler, paçayı kurtarırsınız.
Neyse, işte o MİT’in AG’ye verdiği brifingdeki şemasında komutanlar var, hem de yalnız emekliler değil, görevli komutanlar. Ayrıca Ergenekon’dan tutuklanmış olanlar da varmış. Eyvah demek ki “DP” de var.

Ama, yine Berkan’ın yazdığına göre, Danıştay suikastı dahil, atılan suçların kanıtı yokmuş, Ergenekon örgütü içindeki somut bağlantılar kurulamamış. Bu yüzden deliller savcıya sunulamıyormuş (Radikal, 9 Nisan 2008). Ama aynı deliller, İsmet Berkan’a, Şamil Tayyar’a, Sedat Ergin’e, Zihni Çakır’a, Taraf tayfasına ve psikolojik savaşın bütün elemanlarına sunuluyor. Milliyet, yeni bir dizi için kolları sıvamıştı. İstanbul Başsavcısı, yasayı hatırlattı Sedat Bey’e.
Somut bağlantı, delil falan olmasa da olur. Meslekleri Fethullahçılık olunca, iftira ve uydurma caizdir. O kadar ki, BOP Eşbaşkanlığı kabinesinden M.A.Ş., Danıştay suikastından iki saat sonra, “Sürprizlere hazır olun” demişti. Demek, İB’nin sözünü ettiği kanıtsız-bağlantısız şema, suikast öncesi M.A.Ş.’nin eline de verilmiş.
YETER W’LERDEN Q’LARDAN ÇEKTİĞİMİZ
Türk alfabesinin 28 harfine bombardımanın hikayesi budur. Türk olup da (Kürdümüz dahil) bir tek ismi Ğ (yumuşak G) ile başlayanlar bu bombardımanın menzili dışındadır. Yani 70 milyonluk millettir topa tutulan.
Türk Ordusu ve Türk milleti, 1991 Körfez Savaşı’ndan beri W’ler, Q’lar, X’ler tarafından tekmelenmektedir. İki buçuk Fethullahçı, istihbaratın köşe başlarını tutmuş bu operasyonu yürütmektedir.
Genelkurmay tam siperdir.
Vatansever geçinenler, “suç işleyen varsa cezalarını çeksinler” gevelemesi, nemelazımcılığı ve korkaklığıyla tam siperdedir.
İkibuçuk Fethullahçı ve cepheye sürdükleri, o kadar cüret bulmuşlardır ki, bir söylenti yazarı, Türk Komutanları’na “Sizler kaç numarasınız koçlar” başlığıyla tarihi hitabesini okuyabilmektedir.
Ben de Türk subayına Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Savaşı’nın başında Ağustos 1920′de Afyon’da Türk Zabitlerine Hitabı’nı bir kez daha okumalarını öneriyorum. Hatta camlatıp duvara asmalıdırlar. Aydınlık’ın bu sayısında var.
12 YAŞINDA YAPTIĞIM GİBİ
Ben, Fethullahçı Galdyo’nun uydurduğu “Ataşehir ve Balat toplantıları”na katılmamış olan DP olarak, Atatürk Lisesi 1-D sınıfında, 12 yaşında yaptığım gibi ayağa kalkıyorum ve bağırıyorum: Ya İstikâl, Ya Ölüm!

NOT: Benim sesimi duyuyor musunuz bilmiyorum ama ben sizin sesinizi içimde saklıyorum. Sağolsunlar Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, İP Genel Başkan Yardımcısı E. Senatör Servet Bora ağabey, ADD Esenler Başkanı Dr. Ahmet Metin, E. Sivil Havacılık Genel Müdürü Kayıhan Kabadayı, Muzaffer Kaya ve Oktay Şahin kardeşlerim, kır ve doru atlarıyla Tekirdağ Kalesi surlarının önüne kadar gelmişler, “Hepimiz Ergenekoncuyuz” diye gürlemişler. Hiç merak etmesinler o sesi yüreğimizle duyduk. O sesin rüzgarı, bırakın kale duvarlarını, dağları sallamış ve yarmıştır. Olacak olan, yine odur.

                                                                                Doğu Perinçek-Aydınlık Dergisi 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                    

 

 

30
May
08

AKP’NİN ALEVİ AÇILIMI PROJESİ BAŞLAMADAN BİTTİ

AKP Alevilerden tepki toplayan Alevi açılımı projesini rafa kaldırmak zorunda kaldı. AKP, 11 Ocak günü düzenlenen Muharrem iftarı dışında hiçbir adım atamadı. Çünkü 279 Alevi örgütünden sadece 6’sı AKP’ye destek vermişti. Alevi örgütleri, AKP’nin kendi Alevisini yaratmak istediğini vurgulayarak projeye karşı çıkmışlardı.

AKP’nin İstanbul milletvekili Reha Çamuroğlu aracılığıyla kamuoyuna açıkladığı Alevi projesi lafta kaldı. Alevi örgütlerinin tepki gösterdiği proje kapsamında AKP sadece muharrem ayında bir iftar yemeği düzenleyebildi. 11 Ocak 2008 tarihinde düzenlenen iftar yemeğine 279 Alevi örgütünden sadece 6 örgüt katılmıştı.

Bu örgütler de Aleviler içinde tabanı olmayan, bir kısmı AKP’nin yeni kurdurduğu, bir kısmı da mahkemelik örgütlerdi. Türkiye çapında faaliyet gösteren Alevi örgütlerinin tamamı, AKP’nin Alevileri ele geçirmek ve kendi Alevisini yaratmak istediğini belirterek AKP’ye sert tepki göstermişti.

Proje, Başbakanlık bünyesinde yeni bir genel müdürlüğün oluşturulması, genel müdürlük çatısı altında cemevlerinin açılması, burada çalışan alevilerin devlet memuru sayılması gibi unsurları içeriyordu. 

30
May
08

İŞÇİ PARTİSİ ERGENEKON DARBECİLİĞİYLE SUÇLANAN KOMUTANLARI AÇIKLADI

İşçi Partisi, Fethullahçı basının Ergenekon tertibi kapsamında darbecilikle suçladığı komutanların isimlerini açıkladı. İşçi Partisi Genel Sekreter Vekili Av. Mehmet Cengiz, Ergenekon tertibinde Türkiye’nin milli güçlerinin, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hedef alındığını kaydetti.

 

Basın açıklamasının tam metni

“Ergenekon” adı ile sürdürülen tertip, başta İşçi Partisi olmak üzere Türkiye’nin tüm milli güçlerini ve özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef almıştır.

Neoliberal-Fethullahçı basın her gün bu senaryonun bir bölümünü yayınlıyor. Biri çürütülünce, hemen yenisini imal edip piyasaya sürüyorlar.

“İşte Aslan gibi kanıt” diyerek, E. General Veli Küçük ile Danıştay saldırısı faili Alpaslan Aslan’ı yan yana gösteren bir resim yayınlıyorlar. Akılları sıra Danıştay saldırısını milli güçlerin üzerine yıkacaklar. Çok geçmeden İşçi Partisi açıklıyor: “Yayınlanan fotoğrafta E. General Veli Küçük’ün yanında görülen ve “Alpaslan Aslan” olduğu iddia edilen kişi, Azerbaycanlı “Mehmet Ahmedov” isimli bir şahıs! Fotoğraf, Azerbaycan’da bir konferansta çekilmiş!

Bir gün “yazar Engin Poyraz’a JİTEM’den ödeme yapıldığının belgesi İşçi Partisi Genel Merkezinde bulundu” deniyor. Bu haber Jandarma Genel Komutanlığı’nca yalanlanınca, aynı merkezden bir başka iddia ısıtılıp tekrar piyasaya sürülüyor: “Doğu Perinçek’in referansıyla JİTEM’de görevli subayların eşliğinde 24 bin kalaşnikof silah, Habur sınır kapısından geçirildi. Bu silahların 12 000’i Barzani’ye, 12 bini Talabani’ye ve ayrıca 6 000 adedi ise ayrılarak Komünist Parti binasında PKK’lı Cemil Bayık’a teslim edildi”. Genelkurmay Başkanı namına verilen 20 Mayıs 2008 tarihli yazılı yanıt ise şöyle: “Terör örgütüne silah verilmesi tamamen asılsız ve mesnetsizdir”.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. İftiraya varan bu asılsız iddialar daha soruşturma safhasında iken, daha dava açılmadan tek tek çürütülüyor. Onun içindir ki 11 aydır iddianame hazırlanıp dava açılamamıştır. Nasıl ki, taşıma suyla değirmen döndürülemez ise, yapay kanıtlarla da dava açılamamaktadır.

“Çamur at, izi kalsın” diyorlar ama bu tertiple hedef alınan İşçi Partisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri leke tutmaz liflerle dokunmuştur. Onun için çamur kendi ellerinde kalmaktadır.

AKP iktidarı suçluların telaşı içindedir. Bu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Anayasa Mahkemesi’ne verilen Ön Savunmaya da yansımıştır. AKP’nin kapatılması istemine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İddianamesinde “27 Mayıs”tan hiç söz edilmediği halde, AKP’nin Ön Savunmasında: “Parlamento içinde ve dışında bazılarının sürekli biçimde partimizi 1957sonrasının Demokrat Partisine, Başbakanı da Adnan Menderes’e benzettiği ve onların sonu ile tehdit ettikleri herkesin malumudur…27 Mayıs darbesini yücelten…İddianamenin, bir zamanlar Demokrat Partiye yöneltilen ‘karşı devrimci’, ‘çoğunlukçu’ ve ‘Laik Cumhuriyete karşı bir rövanş arayışına girmiş’ gibi ithamları bu kez partimize yöneltmesi, söz konusu siyasi kampanyaya bir destek niteliğindedir” deniliyor (s.15).

İşte bu kompleks içinde, 27 Mayıs’ın yıldönümünde Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik tertipler de yoğunlaştı. Türk silahlı kuvvetlerinde görev yapmış üst düzey komutanlar “Ergenekon darbeciliği” ile suçlanıyorlar.

Aynı merkezden kurgulanan darbe senaryoları, Neoliberal-Fethullahçı basına servis ediliyor. Aynı kalemşorlar iş başında.

Bunları tek tek inceleyip derledik sunuyoruz.

“Ergenekon darbeciliği” ile suçlanan komutanlarımız şunlar:
1) E. Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu (E. Genelkurmay Başkanı)
2) E. Orgeneral Aytaç Yalman (E. Kara Kuvvetleri Komutanı)
3) E. Orgeneral Şener Eruygur (E. Jandarma Genel Komutanı)
4) E. Orgeneral İbrahim Fırtına (E. Hava Kuvvetleri Komutanı)
5) E. Oramiral Özden Örnek (E. Deniz Kuvvetleri Komutanı)
6) E. Orgeneral Hurşit Tolon (E. 1. Ordu Komutanı)
7) E. Tuğgeneral “Doğu Paşa” (Hayrullah, Sadullah)
8) E. Korgeneral Hasan Kundakçı
9) Orgeneral Yaşar Büyükanıt (Genelkurmay Başkanı)
10) E. Oramiral Yener Karahanoğlu (E. Deniz Kuvvetleri Komutanı)
11) E. Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu (Bazı yerlerde: D.S)
12) Orgeneral İlker Başbuğ (Kara Kuvvetleri Komutanı)
13) E. General T.K.
14) E. General F.T.
15) E. Tuğgeneral Veli Küçük

Türk Ordusu ve Türk Milleti, 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana ABD ve işbirlikçileri tarafından tekmelenmektedir. Dışta Türk askerinin kafasına çuval geçirenler, içte de istihbaratın köşe başlarını tutan işbirlikçileri vasıtasıyla Türkiye’nin milli güçlerine karşı bu operasyonu yürütmektedirler.

Ancak adı geçen komutanlarımızın şahsında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik saldırılar, başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere Cumhuriyet’in güçleri tarafından sessizce seyredilmektedir.

Bunun “demokrasi” ile “basın özgürlüğü” ile bir ilgisi yoktur. Tehdit ve bu tehditten kaynaklı tertip. Türkiye’nin bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yöneliktir.

Türkiye’nin milli güçleri sindirilmişliğe, siperlere gizlenmişliğe son vermeli, siperlerinden çıkmalı, tertipçilerden Cumhuriyet yargısı önünde hesap sormalıdır.

1. Suçlama: 2001 sonbaharı ve 2002 Ağustos’undaki “1. ve 2. darbe girişimleri”nin lideri.
Suçlayanlar: İsmet Berkan (Radikal, 4 Nisan 2008), Şamil Tayyar (Operasyon Ergenekon, s. 25), Emre Aköz (Sabah, 22 Mart 2008), Engin Ardıç (Sabah, 23 Nisan 2008-06 HK rumuzuyla)

2. Suçlama: 2003 baharındaki “3. darbe girişimi”nin lideri ve Ocak 2004’teki “4. darbe girişimi”nin (Sarıkız) katılımcısı
Suçlayanlar: İsmet Berkan (Radikal, 5-6 Nisan 2008), Şamil Tayyar (Operasyon Ergenekon, s. 15, 19, 20, 26, 29, 30, 32, 40, 43, 44), Zaman Gazetesi (Söyleşi, 7 Nisan 2008), Hasan Cemal (Milliyet, 16 Nisan 2008), Nazlı Ilıcak (Sabah, 7 Nisan 2008), Murat Yetkin (Radikal, 6 Nisan 2008), Alper Görmüş (Nokta, 29 Mart 2007)

3. Suçlama: 2004 Ocak ayında “4. darbe girişimi”nin (Sarıkız) iki liderinden biri, “3. darbe girişimi”nin katılımcısı.
Suçlayanlar: İsmet Berkan (Radikal, 5-6 Nisan 2008), Şamil Tayyar (Operasyon Ergenekon, s. 25, 26, 29, 30, 40, 43, 44, 241), ), Zaman Gazetesi (Söyleşi, 7 Nisan 2008), Hasan Cemal (Milliyet, 16 Nisan 2008), Emre Aköz (Sabah, 13 Nisan, 26 Nisan 2008), Tamer Korkmaz (Yeni Şafak, 13 Nisan 2008), Nazlı Ilıcak (Sabah, 7
Nisan 2008), Murat Yetkin (Radikal, 6 Nisan 2008), Perihan Mağden (Radikal, 1 Nisan 2008), Alper Görmüş (Nokta, 29 Mart 2007)

4. Suçlama: 2003 baharındaki ve 2004 Ocak ayındaki “3. ve 4. darbe girişimleri”nin katılımcısı
Suçlayanlar: : İsmet Berkan (Radikal, 5-6 Nisan 2008), Şamil Tayyar (Operasyon Ergenekon, s. 29, 30, 40, 44), Alper Görmüş (Nokta, 29 Mart 2007)

5. Suçlama: 2003 baharındaki ve 2004 Ocak ayındaki “3. ve 4. darbe girişimleri”nin katılımcısı
Suçlayanlar: İsmet Berkan (Radikal, 5-6 Nisan 2008), Şamil Tayyar (Operasyon Ergenekon, s. 19, 21, 29, 32, 34, 40), Zaman Gazetesi (Söyleşi, 7 Nisan 2008), Emre Aköz (Sabah, 2 Nisan, 8 Nisan, 9 Nisan, 13 Nisan, 20 Nisan, 26 Nisan 2008), Hasan Cemal (Milliyet, 16 Nisan 2008), Tamer Korkmaz (Yeni Şafak, 7 Nisan, 13
Nisan 2008), Mahmut Övür (Sabah, 13 Nisan 2008), Perihan Maden (Radikal, 1 Nisan 2008), Alper Görmüş (Nokta, 29 Mart 2007)

6. Suçlama: “Ayışığı ve Sarıkız darbelerine katılmak ve Ergenekon’un 1 numarası olmak”.
Suçlayanlar: Şamil Tayyar (Operasyon Ergenekon, s. 33, 241), Taraf Gazetesi. Aytekin Gezici (Ergenekon, s. 188)

7. Suçlama: “Ergenekon’a bağlı Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi’ni örgütlemek, bu hareketin 1 numarası olmak”.
Suçlayanlar: Zihni Çakır (Ergenekon’un Çöküşü , c.1, s. 39, 40, 41, 44, 52, 53, 54, 55, 71, 72, 86)

8. Suçlama: “Ergenekon’a bağlı Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi’nin 1 numarası olmak”.
Suçlayanlar: Şamil Tayyar (Operasyon Ergenekon, s. 230), Zihni Çakır (Ergenekon’un Çöküşü, c.1, s. 86, 88)

9. Suçlama: 27 Nisan 2007 tarihinde “5. darbe girişimi”nin, 2007 Mayıs ayındaki “6. darbe girişimi”nin ve halen devam eden AKP’yi kapatmaya yönelik “7. darbe”nin lideri. Suç işlemek için örgüt kurmak, görevi kötüye kullanmak ve sahte belge düzenlemek ve adil yargılamayı etkileme girişimi (Şemdinli İddianamesi).
Suçlayanlar: İsmet Berkan (Radikal, 10–11 Nisan 2008), Şamil Tayyar (Operasyon Ergenekon, s. 42, 57), E. Van Savcısı Ferhat Sarıkaya (Şemdinli olayları iddianamesi), Ali Bayramoğlu (Bilgi Üniversitesi’nde İtalyan Savcı Felice
Casso ile yapılan paneldeki açıklaması)

9. Suçlama: Anayasa Mahkemesi üzerinde baskı kurarak 2007 Mayıs ayındaki “6. darbe girişimi”ne katılmak.
Suçlayanlar: Ergun Babahan (Sabah, 20 Nisan 2008), Emre Aköz (Sabah, 20 Nisan 2008), Ali Bayramoğlu (17 Nisan 2008)

10. Suçlama: “Normal ve demokratik koşullarda bertaraf edilemeyen AKP hükümetini iktidardan uzaklaştırmak ve kendilerine ulusalcı diyen güçlere iktidar yolunu açmak” “Ergenekon’un 2 numarası” olmak.
Suçlayanlar: Ahmet Kekeç (Yeni Şafak, 3 Nisan 2008), Şamil Tayyar (Star, 30 Ocak 2008; Operasyon Ergenekon,
s. 242-D.S rumuzuyla), Nuh Gönültaş (Bugün, 22 Mart 2008 -D.S rumuzuyla), Engin Ardıç (Sabah, 23 Nisan 2008-D.S rumuzuyla).

11. Suçlama: 2009 yılında yapılması planlanan “8. darbe”nin muhtemelen lideri.
Suçlayanlar: Murat Belge (Radikal), Aytekin Gezici (Ergenekon, s. 189, 196), Şamil Tayyar (Operasyon Ergenekon, s. 252 vd), Ali Bayramoğlu (Yeni Şafak, 10 Nisan 2008)

12. Suçlama: Ergenekon örgütlenmesinin “1. Ataşehir, Balat ve 2. Ataşehir toplantıları”na katılmak.
Suçlayanlar: “İstihbarat birimleri raporlarına” gönderme yoluyla Zihni Çakır (Ergenekon’un Çöküşü c.2, s. 165–170)

13. Suçlama: Ergenekon örgütlenmesinin “1. Ataşehir, Balat ve 2. Ataşehir toplantıları”na önderlik etmek.
Suçlayanlar: “İstihbarat birimleri raporlarına” gönderme yoluyla Zihni Çakır (Ergenekon’un Çöküşü c.2, s. 165–170)

14. Suçlama: “Ergenekon’un 8 numarası olmak”.
Suçlayanlar: Tuncay Güney’in 2001 ifadeleri ve Ergenekon’la ilgili çok sayıda kitap ve gazete köşe yazısı ve haberleri.

28
May
08

ABD’den tarihin en büyük toplu idamı

ABD arşivleri üzerindeki gizlilik ibareleri kaldırıldıkça, ABD’nin önayak olduğu pislikler, katliamlar birer birer ortaya çıkıyor. Kore’yi ikiye bölen savaş sonrasında diktatörlüğe karşı mücadele eden sol görüşlü politikacılara ne olduğu yıllar boyunca tartışma konusu olmuş, fakat bu konu hakkında hiç kimsenin bir bilgisi olmadığı için konu hep bilinmezde kalmıştı.

Tam 58 yıl sonra üzerindeki gizlilik perdesi kalkan Amerikan Ulusal Arşivi’ndeki fotoğraflar bu konuyu aydınlattığı gibi, tarihin en büyük toplu idamlarından birini de gözler önüne serdi. Güney Koreli bir fabrikatörün ihbarı sonucu yakalanan politikacıların son anları Amerikan ordusu tarafından fotoğraf kareleriyle an be an görüntülenmiş. Daejeon kenti yakınında gerçekleştirilen bu toplu idamda, karşıt görüşlü politikacılar önce kendi elleriyle mezar kazmaya zorlanıyorlar, mezar kazıldıktan sonra ise içine girmeye zorlanan siyasi mahkumların üzerine askerler tarafından kurşun yağdırılıyor. Mahkumlar zaten mezarın içinde olduğundan dolayı, onları kurşuna dizen askerler onları gömme zahmetine bile girmek zorunda kalmıyor. İçerdekiler sanki insan değilmiş gibi üzerlerine yalnızca toprak atılıyor o kadar!

Olayı araştıran tarihçiler, 1950 yılının Temmuz ayında Daejeon kenti yakınında gerçekleştirilen bu toplu idamlar sırasında 7 bin siyasi mahkum öldürüldüğünü iddia ediyor. Telaffuz edilen bu rakamlar eğer doğruysa, tarihin gördüğü en büyük toplu idam gün yüzüne çıkmış oluyor.

Mezarların nasıl ortaya çıktığına gelince… Mahkumları ihbar eden fabrikatör ölüm döşeğinde vicdanına yenik düşüyor ve işlediği cinayeti bir rapor ile anlatıyor. Yani fabrikatör vicdanına yenik düşmese belki bu durum sonsuza kadar bilinmezliğini koruyacaktı. Şimdi Kore Gerçekler ve Uzlaşma Komisyonu, bu idamları ve 1950-1951’deki benzer idamları incelemeye başlayacak; zira bundan çok daha fazla sayıda siyasi mahkumun idam edildiği tahmin ediliyor. Nâzım Ustamız; “İçinde biraz insanlık kaldıysa teslim ol” diye boşuna dememiş. Olacakları zaten tahmin edebiliyormuş.

28
May
08

Güney Afrika’da ırkçı saldırılar

Güney Afrika yıllar sonra bir kez daha ırkçı saldırılar nedeniyle dünya gündemine geldi. Saldırıya uğrayanlar bir kez daha siyahlardı. Yalnız bu kez insanlar siyah olduklarından dolayı beyazlar tarafından değil, başka ülkeden geldikleri için siyahlar tarafından saldırıya uğradılar.

Geçtiğimiz hafta Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki yüksek işsizlik oranlarından dolayı sorumlu tutulan göçmenler, ülkenin en büyük kenti Johannesburg başta olmak üzere birçok yerde saldırıya uğradı. Johannesburg’un kuzeyindeki Alexandra kasabasında başlayan ve kısa zamanda ülkenin büyük kentlerine yayılan çatışmalarda şu ana kadar 42 kişinin yaşamını yitirdiği bildiriliyor. İnsanların canlı canlı yakıldığı, kadınlara tecavüz edildiği, yüzlerce işyerinin yağmalandığı saldırıları önlemekte hükümetin yetersiz kalması üzerine çoğunluğunu Zimbabwelilerin ve Mozambiklilerin oluşturduğu göçmenler çareyi ülkeden kaçmakta budu. Mozambik devlet radyosu da 3 binden fazla Mozambiklinin Güney Afrika’dan kaçarak ülkesine döndüğünü duyurdu. Bazı göçmenler ülkeden ayrılmak yerine kiliselere ve polis merkezlerine sığınsa da yaşanan şiddet ortamından kurtulmayı başaramadılar. Kiliseler ve polis merkezleri bile gözü dönmüş bu kalabalığın hedefleri arasında.

Yıllar boyunca kendilerine karşı uygulanan ırkçı politika nedeniyle gündeme gelen Güney Afrikalılar bu kez aynı yöntemi göçmenler üzerinde deniyorlar. 49 milyonluk nüfusa sahip ülkede Zimbabwe, Mozambik ve Nijerya’dan gelen 6 milyon göçmen bulunuyor ve bu göçmenler ülkede yüzde 30’u bulan işsizlik oranından sorumlu tutuluyor. İnsan hakları örgütlerine göre sayıları 30.000’i geçen göçmen saldırılar nedeniyle evini terk etmek zorunda kaldı. Çıkan olayların yalnızca polis gücü ile bastırılamayacağı anlaşıldığından hükümet şimdi ordu güçlerini devreye sokmaya hazırlanıyor. Güney Afrika hükümeti, son olayların ülke ekonomisine zarar vermesinden endişe ederken sol muhalefet ise ülkenin zengin kaynaklarından milyonlarca insan yerine yalnızca bir avuç insanın yararlanması nedeniyle olaylarının patlak verdiğini söyleyerek Devlet Başkanı Thabo Mbeki’yi suçluyorlar. Kısacası bir kez daha kapitalizm yüzünden insanlar canlarından oluyor…

28
May
08

ABD Venezüella’yı yanlışlıkla tehdit ediyor

ABD, Latin Amerika kıtasındaki bağımsızlıkçı sosyalist hareketlere karşı akbaba taktiklerini bir kez daha devreye sokmaya hazırlanıyor gibi. Bu sefer hedef tahtasının tam ortasında ise kuşku bırakmayacak biçimde Venezüella bulunuyor. Kıtadaki sosyalist hareketin önderliğini yapan Venezüella, kıtada ABD çıkarı adına ne varsa zarar verdiği yetmiyormuş gibi bir de daha düne kadar ABD güdümünde olan birçok ülkeyi peşinden sürüklüyor.

ABD’nin gözdağı vermek, ayağını denk al demek için kullandığı ilk klasik taktik ise Venezüella hava sahasına yanlışlık sonucu bir uçağını sokmak oldu! Venezüella Savunma Bakanı Gustavo Rangel, Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro ile başkent Caracas’da düzenlediği basın toplantısında; “17 Mayıs Cumartesi günü saat 08.40’ta hava savunma sistemimiz, Orchilla Adası üzerindeki hava sahamızda bir Amerikan askeri uçağının bulunduğunu tespit etti” diyerek ABD’nin Venezüella hava sahasını ihlal ettiğini belirtti. Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro da ABD’nin Caracas Büyükelçisi Patrick Dudd’un Dışişleri Bakanlığına çağrıldığını belirtti.

Böyle durumlarda genellikle yalanlama yolunu tercih eden ABD, kontrol kulesi ile uçağın pilotu arasındaki konuşmaların kayıtları Venezüella’nın elinde bulunduğu için zorunlu olarak hava sahası ihlali yaptıklarını kabullenmek zorunda kaldı. ABD’nin Karaibler’deki uyuşturucuyla mücadele operasyonlarını yöneten ve merkezi Florida’nın Key West bölgesinde bulunan askeri komutanlığından yapılan açıklamaya göre, Deniz Kuvvetleri’ne ait bir keşif uçağı seyrüsefer sistemindeki bir sorun yüzünden yanlışlık sonucunda Venezüella hava sahasına girmek zorunda kalmış. ABD’ye göre uyuşturucuyla savaş kapsamında kullanılan S-3 Viking türü uçak, seyrüsefer işaretlerini kaybettiğinden dolayı zorunlu olarak Venezüella kıyısı boyunca uçmak zorunda kalmış.

ABD’nin bu masalı bize hiç inandırıcı gelmediği gibi anlaşılan Hugo Chavez’e de inandırıcı gelmemiş. Geçmişi şöyle bir kafanızda canlandırırsanız, vakti zamanında Saddam Hüseyin’e bağlı olan kuvvetlerin 36. paralel ötesine geçmesini engellemek için kurulmuş olan Çekiç Güç’ü anımsarsınız. Türk halkı Çekiç Güç’ün bu görevi yerine getirdiğini pek göremedi ama Çekiç Güç’e bağlı helikopterlerin PKK’lı teröristlere her türlü silah, cephane yardımı sağladığını yadsınamaz kanıtlarıyla gördü. Doğal olarak uyuşturucuyla mücadele adı altında görev yapan bir uçaktan da başka görevleri ifa etmesini bekleyebiliriz. Chavez de zaten uyuşturucuyla mücadele masalına inanmamış. Chavez bu uçakların uyuşturucuyla mücadele için değil, keşif yapmak amacıyla Venezüella üzerinde uçtuğunu söyleyerek bir sonraki sefer bu kadar hoşgörülü davranmayacaklarını ve askeri uçakların hava sahasını bir kez daha ihlal etmesi durumunda bu kez savaş uçakları yollayacaklarını belirtti. ABD verilen mesajı çok iyi almış olacak ki, bundan sonra askeri uçakların yanlışlıkla(!) Venezüella hava sahasına girmemeleri için gereken önlemleri alacaklarını açıkladı.

Kuşkusuz ABD, Venezüella’yla olan psikolojik savaşında tek ata oynayacak değil. Latin Amerika kıtasındaki ülkeler teker teker ABD’nin güdümünden kurtulsalar da, kıtada Kolombiya gibi hâlâ kendisine bağlı işbirlikçi ülkeler de bulunuyor. Bu ülkelerin askerleri ise yeri geldiğinde ABD çıkarlarını korumak için göreve yollanıyor. ABD de sözde uyuşturucuyla savaş uçağının sınırı ihlal ettiğinin ortaya çıkmasının ardından bu kez de Kolombiya ordusuna bağlı askerleri keşif yapmak için Venezüella sınırının ötesine yolladı. Gelen haberlere göre Venezüella’nın Apure eyaletinden 800 metre içeri giren 60 kadar Kolombiya askeri, önlerinin kesilmesi üzerine geri dönmek zorunda kalmış. Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe de alışık olduğumuz üzere konuyla ilgili bilgisi olmadığını, eğer böyle bir olmuş ise bunun da yanlışlıkla olmuş olduğunu ve komşularıyla iyi geçinmek istediklerini geveleyip duruyor. Eğer iddialar doğru ise özür bile dileyebilirmiş! Zaten Kolombiya ordusu Bolivya’ya da yanlışlıkla girmişti ve aslında Uribe, Morales’le de iyi geçinmek istiyordu. Anlaşılan sıkıyı görünce fazla ilerleyemedi! ABD ise hiç kuşku yok ki özür dilemesinin ardından yeni yöntemleri devreye sokarak yeni istihbarat çalışmalarına başladı. Kendisi için şu an en büyük tehditlerden biri durumuna gelen Hugo Chavez’i iktidardan indirmeyi başaramazsa koca bir kıtayı kaybedeceğini anlayan Amerikan emperyalizmi şimdi her türlü kirli oyunu oynamaya hazırlanıyor. Bakalım ABD sırada ne gibi kirli yöntemler ve bahaneler bulunuyor?

28
May
08

Amerikan-Kürt dostluk grubu sonunda kuruldu

ABD’nin Kürtlerle ne kadar sıcak ilişki içinde olduğunu zaten yıllardır yazıyoruz. ABD’nin İsrail’den sonra bölgedeki en büyük piyonu olan Kürtler zaten Ortadoğu’daki bütün işgal girişimlerinde ABD’ye olan bağlılıklarını ve dostluklarını gösteriyorlardı. Sonunda Kürtler bu işbirlikçililiklerinin karşılığını alarak ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde bir Amerikan-Kürt dostluk grubu kurmayı başardılar.

Oldukça geç kurulan bu dostluk grubu nedeniyle düzenlenen resepsiyona Washington’da bulunan Kuzey Irak’taki yerel Kürt yönetiminin üst düzey yetkilisi Neçirvan Barzani ve Amerikalı bazı milletvekilleri katıldı. Henüz bu dostluk grubunun fazla üyesi bulunmuyor. Şimdilik topu topu iki milletvekili: Tennessee eyaletinin Demokrat milletvekillerinden Lincoln Davis ve South Carolina eyaletinin Cumhuriyetçi milletvekillerinden Joe Wilson. Anlaşılan ABD milletvekilleri Ortadoğu’daki diğer ulusları kızdırmaktan çekiniyorlar. Belki de bu yüzden Neçirvan Barzani’nin ABD Savunma Bakanı Robert Gates ile bir araya gelmesinde devlet başkanlarına uygulanan törenle karşılama planı iptal edildi. Ne de olsa Ortadoğu coğrafyasında İsrail’in konumu neyse Kürtler de o sınıflandırmaya dahil ediliyor. Petrol de Ortadoğu’da olduğuna göre hem Türkleri hem Arapları kızdırmanın bir anlamı yok!

Hiç kuşku yok ki Kürtlerin keyfi bu aralar son derece yerinde. İşbirlikçiliklerinin ödülü olarak bedavaya bir devlete kondukları gibi şimdi onun nimetlerinden yararlanarak dostluk gurubu kuruyorlar. Neçirvan Barzani de kısa konuşmasında dostluk grubunun kurulmasını “tarihi bir gün ve olay” olarak nitelendiriyor. Fakat anımsatmak lazım ki devlet yönetmek öyle aşiret yönetmeye benzemez. Daha bir tane bile devlet kurmayı başaramamış bir aşiretin elinden devleti öyle bir geri alırlar ki, bir daha hazıra konmaya adamı tövbe ettirirler. O zaman geldiğinde dostluk grubunda da kimseyi bulamayacaklarını bilseler iyi olur. Emperyalist devletler günü geldiğinde piyonlarını feda etmesini bilirler ne de olsa!

28
May
08

ABD Irak’ta sivil katliamına devam ediyor

ABD askerlerinin nasıl bir ruh hali içinde bulunduklarını önceki sayılarımızda yazmıştık. Tamamen şizofren bir duruma gelen, ölüm korkusu nedeniyle kuşkulandığı her şeye ateş eden ABD askerleri birçok kez büyük sivil katliamlarına imza atıyorlar. Bazen değersiz gördükleri ya da ceza almayacaklarının bilincinde olarak sivilleri öldürseler de, bu katliamların arkasında yatan temel nedenin işgalcinin içinde bulunduğu can korkusu olduğu kesin. İşte bu can korkusu yüzünden ABD askerleri karada da olsa havada da olsa korku içinde yaşıyor ama bu korkunun bedelini ödemek sivil halka düşüyor.

ABD ordusu askerlerinin son bir haftada yaptığı son katliamların bilançosu ise oldukça kabarık. Yalnızca geçtiğimiz hafta ABD askerleri tarafından gerçekleştirilen iki katliamın sonucunda ikisi çocuk olmak üzere 19 Iraklı sivil yaşamını yitirdi.

Irak polisinin verdiği bilgiye göre ABD askerlerinin birinci katliamı Bağdat’ın kuzeyindeki Beyci kasabasında gerçekleşti. ABD ordusuna ait bir helikopterin düzenlediği saldırının hedefindekiler, ne olduğunu anlayamaya fırsatları kalmayan bir grup çobandı. Tek suçları olay sırasında bölgede bulunmak olan 2’si çocuk toplam 8 Iraklı helikopterden açılan ateş sonucunda yaşamını yitirdi. Konu sivil ölümleri olunca ABD ordusundan yapılan açıklama da beklenildiği gibiydi. ABD Ordu Sözcüsü Albay Maura Gillen’e göre saldırıda ölenler, dur ihtarına uymayan bir aracın içindeki kişilerdi. Albay’a göre araç dur uyarısına uymadığı için vurulduğundan suçlu olan kurbanlardı.

Oysa görgü tanıklarına göre ölenlerin bazıları, ABD askerlerinin bölgeye gelmesinin ardından yaya olarak bölgeden kaçmaya çalışan insanlar. ABD ordusu sivil ölümlerinden dolayı üzüntü duyduğunu açıklasa da görgü tanıklarının ifadeleri bölgede yanlışlıkla sivil ölümü yerine açık bir sürek avı yapıldığını gösteriyor. ABD’nin bu konudaki karnesi zaten son derece kabarık olduğundan sivil ölümlerinin kasıtlı olduğu kesin gibi. Hatta öyle ki, işbirlikçi polis kuvvetlerinin Beyci Emniyet Müdürü Albay Mudher Kasi bile olayın fiili olarak bir suç olduğunu söylerken, bunun ABD ile Iraklılar arasındaki ilişkiyi zedeleyebileceği uyarısında bulunuyor. İşbirlikçi bile bunu söylemek zorunda kalıyorsa yanlışlık olasılığı gerçekten sıfır gibi.

İkinci katliam ise Sadr’a bağlı güçlerin kalesi durumunda olan Sadr Mahallesi’ndeki El Ubeydi bölgesinde gerçekleşti. ABD ordusu tarafından yapılan açıklamada Şii lider Mukteda es-Sadr yanlısı 11 militanın öldürüldüğü bildirilirken, görgü tanıklarının ifadeleri ölenlerin birçoğunun keskin nişancılar tarafından öldürülen siviller olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor. Yine bir polis yetkilisi de bölgeden 11 ceset geldiğini, ölenlerin arasında 3 yaşlı adam ile 2 sokak temizlikçisi bulunduğunu söylüyor. ABD’li keskin nişancılar tarafından öldürülen bir Iraklının yakınları da gazetecilere kurbanın kendi evinin önünde dolaşırken vurulduğunu, olay sırasında elinde bir odun bile olmadığını yaşlı gözlerle anlatıyorlar. Anlaşılan ABD askerleri bu kez yalnızca eğlence olsun diye insanları öldürmüşler. Herhalde bir keskin nişancı takımının bu kadar çok sivili yanlışlıkla öldürmesinin de başka bir açıklaması olamaz. ABD herhalde gerekirse sivilleri bile öldürmekten çekinmeyeceği mesajını tekrarlamak istemiş anlaşılan…

28
May
08

21 Mayıs ihtilal girişimi

Geçtiğimiz hafta yaşadığımız 21 Mayıs günü, Türkiye tarihinin önemli olaylarından birine tekabül eder. Emekli Albay Talat Aydemir liderliğindeki 22 Şubatçılar denilen ihtilalci grup, 21 Mayıs 1963 tarihinde ikinci kez ihtilal girişiminde bulunurlar. Ancak bu girişim de ilki gibi başarısız olur ve Talat Aydemir’le birlikte (E) Süvari Binbaşı Fethi Gürcan idam edilirler.

27 Mayıs Devrimi ile DP diktatörlüğüne son veren Milli Birlik Komitesi’nin (MBK), bir an önce seçimlere gitmek yoluyla iktidarı sivil güçlere vermek istemesi, Ordu içindeki farklı gruplar arasında bir çatışma ve ayrışmaya yol açar. Çünkü devrim amacına henüz ulaşmamıştır ve iktidar sivillere bırakılamaz.

Özellikle MBK’ya karşı tepki duyan genç subaylar emir komuta zinciri dışında yeni bir örgütlenmeye giderken, MBK’ya alternatif olarak üst düzey komutanların öncülüğünde ve Genelkurmay Başkanı liderliğinde Silahlı Kuvvetler Birliği (SKB) adı altında yeni bir örgüt kurulur. SKB’nin ilk hedefi “MBK’yı doğru yola sevk etmek” olarak açıklanır. Bu arada ordu içinde birtakım gruplaşmalar baş gösterir. Talat Aydemir liderliğinde bir grup, Halim Menteş ve 11 Havacılar, Kabibaycılar ve Faruk Gürler liderliğindeki Gürlerciler ön plana çıkan gruplardır.

MBK tarafından Devlet Başkanlığına getirilen Cemal Gürsel’in İnönü ile anlaşması ile gidilen seçimlerden CHP-AP koalisyonu çıkınca tepkiler had safhaya çıkar. Bu gelişmeler üzerine SKB, 21 Ekim 1961 tarihinde bir protokol kabul ederek seçimlerin feshedilmesi ve iktidara el konulması amacıyla harekete geçer. Ancak Faruk Güventürk ve Faruk Gürler’in vaz geçmeleri üzerine plan başarısızlığa uğrar. Bunun üzerine 9 Şubat 1962’de yeni bir protokol hazırlanır ancak o da benzer sebeplerle uygulanamaz.

Bütün bu gelişmeler üzerine SKB ile yollarını ayıran Talat Aydemir ve ekibi kendi planlarını uygulamak için harekete geçerler. Aydemir liderliğindeki grup, 22 Şubat 1962 gecesi harekete geçer. Ankara’da bulunan Tank Okulu, Süvari Grubu, 229. Piyade Alayı, Muharebe Okulu, Zırhlı Birlikler Eğitim Merkezi ve Jandarma Okulu harekete geçerek Ankara’nın kontrolünü ele geçirirler. Bu birlikler Genelkurmay Başkanlığı ve TBMM’yi kontrol altına alırlar.

Bir tarafta bunlar olurken diğer yanda Çankaya Köşkü’nde Cemal Gürsel, İsmet İnönü, Cevdet Sunay ve Kuvvet Komutanları, Talat Aydemir’in yapacağı bir ihtilal girişimine karşı önlemleri tartışmaktadırlar. Toplantı henüz sürerken Fethi Gürcan komutasındaki birlikler Köşk’ü kuşatır. Bu an 22 Şubat’ın kader anıdır. Bütün devlet erkanı ihtilalcilerin elindedir. Fethi Gürcan, Talat Aydemir’den içerdekileri tutuklamak için emir beklemektedir. Ancak Talat Aydemir içerdekilerin serbest bırakılmasını emreder ve Ordu içinde bir çatışma olmasını istemediği için ihtilal hareketini sona erdirir.

Bu girişimin ardından başta Talat Aydemir olmak üzere bütün lider kadro emekliye sevk edilir. Harekata katılan genç subaylar ise ücra yerlere sürgün edilir.

Girişimin başarısızlıkla sona ermesinin ardından İnönü Meclis’te bir konuşma yapar ve “Harbiyeliler aldatılmıştır” der. Açıklamanın basına yansımasının ardından hemen ertesi gün izinli olan Harbiyeliler İstanbul’a gelirler ve Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na “Atatürk ve Türk Ulusu… Harbiyeli Aldanmaz” yazılı çelenk bırakırlar.

22 Şubat harekatının başarısızlığına rağmen pes etmeyen Talat Aydemir ilk fırsatta yeni bir girişimde bulunur. 1963 yılının 20 Mayısını 21’ine bağlayan gece harekete geçilir. Radyo binaları ele geçirilir ve ihtilal bildirisi okunur. Bu aşamada biraz aceleci davranan ihtilalciler karşı tarafın uyanmasına ve karşı önlemler almalarına neden olur. Yer yer çatışmalar yaşanır ve Talat Aydemir ikinci ihtilal girişimini de durdurmak zorunda kalır.

Başarısız girişimin ardından mahkemeye çıkarılan 21 Mayısçılardan Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Osman Deniz ve Erol Dinçer idama mahkum edilirler. Mahkumlardan Osman Deniz ve Erol Dinçer daha sonra idam edilmekten kurtulurlar. Fethi Gürcan’ın cezası 27 Haziran 1964’te, Talat Aydemir’in cezası ise 5 Temmuz 1964’te infaz edilir.

Her iki devrimci subay da gerek yargılanmaları sırasında, gerekse idama giderken Atatürk’ün askeri olduklarını hiçbir zaman unutmazlar. Asla taviz vermezler. Özellikle Fethi Gürcan’ın mahkemedeki tavrı tam anlamıyla bir derstir.

Talat Aydemir ve Fethi Gürcan, 27 Mayıs Devrimi’nin rayına oturtulması yani Atatürkçülüğe dönüş mücadelesinde hayatlarını ortaya koydular ve tarihteki yerlerini aldılar.

“Ölümün karşısında ve Tanrı ile adaletin huzurunda bulunduğum şu anda, Atatürk’e övgüler yazmak için kaleme sarılan şair kadar vicdanım rahat. Uğruna can verecek adamlar bulunduğuna göre, davamızın daha güçlü olarak yaşayacağına inanıyorum.Ve diyorum ki Atatürk ölmüştür ama var olmakta devam ediyor. Şimdi ben de öleceğim ama Atatürk ilkeleri, ölümümle çok daha yüce bir değer kazanacak.” Fethi Gürcan.

28
May
08

Mustafa Kemal’in ve Türk Devrimi’nin doğumgünü 19 Mayıs

“Benim doğduğum gün 19 Mayıslardır”

Yıl 1932… Bir grup genç, Atatürk’ü ziyarete gelmiştir. Sohbet esnasında orada bulunan bir öğretmen sorar: “Efendim, sizin doğum gününüzü tespit edemedik, acaba hangi tarihti?”

Atatürk yanındaki tarihçiye dönerek; “Siz söyleyin ben ne zaman doğdum?”

Tarihçi: “19 Mayıs 1881…” Atatürk bu cevaptan çok memnun kalır ve “İşte benim doğduğum gün 19 Mayıslardır!…” diyerek sözünü tamamlar.

19 Mayıs, Mustafa Kemal’in liderliğinde Samsun’da başlayan “Anadolu Türk Devrimi”nin de doğum günüdür.

Gazi Mustafa Kemal, Mondros Mütarekesi’ni Adana’da başında bulunduğu Kolordu Komutanlığında, Sadrazam İzzet Paşa’dan gelen tel emrinden öğrenir ve Fahrettin Altay Paşa’ya; “Bu mütareke ahkâmını içime sindiremedim” der.

Fahrettin Altay Paşa’nın; “Ne yapacaksınız Paşam?” sorusuna ise Gazi Mustafa Kemal Paşa; “Bu zillete ne bu ordu katlanır ne de millet. Gereğini yapacağım” der.

Telgraf başına geçer ve Sadrazam İzzet Paşa’ya bir telgraf çeker: “Verilen emri dinlemeyeceğini ve gerekirse düşmanla savaşacağını” bildirir.

1919 yılında, bir yanında ABD mandacıları, diğer yanında ise İngiliz mandacıları vardır. Milletini arkasına alarak yola çıkan Gazi Mustafa Kemal kürsüye çıkar ve “Olmaz efendiler… Ne o ne ötekisi. Biz ulusal egemenliği seçen bir devlet olacağız” der.

1919 yılı… Erzurum’da “Manda mı, himaye mi?” tercihine zorlanan Gazi Mustafa Kemal, bu kısır döngüyü kırarak, “Ya istiklal, ya ölüm!” diyerek bağımsızlık kararını alır.

Aydınlıktan karanlığa

Vahdettin 6 asırlık Osmanlı tarihinde düşmana sığınan tek Osmanlı Padişahı’dır. Çünkü Vahdettin İngilizlere değil, Bağımsızlık Savaşı’nı yürütenlere düşmandı. Vahdettin, Anadolu’daki hareketin kendi saltanatı için tehdit olduğunu biliyor ve onun için çözümü İngiliz mandasında arıyordu.

30 Mart 1919’da padişahın yazdığı teklifi Damat Ferit Paşa İngiliz Yüce Komiseri Amiral Calthorpe’ye verir. Vahdettin, “Türkiye’nin yalnız İngiltere’ye tabi” olmak istediği belirtilmektedir:

“İngiltere’nin istediğine göre, Ermenistan bağımsız ve özgür bir cumhuriyet olacaktır. Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını İngiltere işgal edecek. İngiltere gerekli bulduğu yerleri işgal edecek.”

İşte Osmanlıcıların, saltanatçıların vatansever padişahı! Osmanlı Devleti ayrıdır, ülkeyi satan padişah ayrı. Gericiler bu olguyu bilerek saptırırlar. Çanakkale’ye İngilizlerin yanında savaşa gelen Müslüman askerler de halifeyi kurtarmak için gelip savaştıklarını sanıyorlardı.

Padişah Vahdettin İngiliz komiserine; “Mustafa Kemal Paşa ve yanındakilerin, Türk olmadıklarını” öne sürüyordu.

Vahdettin, İttihatçıları yargılatmak üzere İngiliz işgal kuvvetleri komutanına koşarak gider ve “Şimdi istediğiniz gibi bir mahkeme kurdum…” der.

Damat Ferit Paşa, Mondros Mütarekesi’nden sonra İngilizlere;

“Padişahın ve benim Allah’tan sonra güveneceğimiz sizlersiniz” diyordu.

İşgalin önündeki en büyük engel olduğu gerekçesiyle Osmanlı ordusu dağıtılmıştır.

Telsiz, telefon ve kabloların denetimi işgal devletlerinin yönetimine verilmiştir.

Hainlerin Milli Mücadele karşıtı yazıları

İzmir’in işgali üzerine Harbiye Nazırı Şakir Paşa; “Bu gibi şaiyalara ehemmiyet vermeyin” diyerek gerçeği halkından saklıyordu.

Dürrizade Abdullah Efendi’nin “Alemdar” gazetesinde yayınlanan fetvası: “Memlekette fitneye ve isyana sürükleyen bu eşkıyaların dağılmaları hakkında yüksek emrinden sonra, hâlâ fesatlar da ısrar ederlerse bunların hesabetlerinden ve şerlerinden temizlenmek için öldürülmeleri meşru olur mu? Elcevap olur.”

Yazar Refi Cevat Ulunay: “Türkler kendi güçleri ile adam olamaz. İngilizler elimizden tutarak bizi kurtaracak.”

“İstiklal diye bağıranlar kötü niyetlidir.”

“Tek çarenin galiplerle uyuşmak ve anlaşmak olacağı bu kafasızlarca ne zaman anlaşılacak?”

“Milli hareketi yok etmek, milet için var olmak meselesidir. O alçaklara karşı çıkanlar, dine, halifeye, millete unutulmaz hizmette bulunmuş olacaktır.”

“Yunanistan kısa zamanda Mustafa Kemal kuvvetleri denen çapulcuları tamamen tepeleyecektir.”

“Anadolu ile değil, Yunanistan ile anlaşmalıyız.”

Sadrazam Tevfik Paşa: “Ankara Sevr Antlaşması’nı kabul etmelidir”.

Yüksek Komiser Amiral Calt Horpe’un raporu: “Tevfik Paşa İngiltere ile gizli bir anlaşmaya varılarak Osmanlı Devleti’nin kalan ülkesinin birliğinin ve İngiltere’ye bağlılığının sağlanmasını istedi.”

A. İzzet Paşa’nın verdiği talimat: “Anadolu’yu boşaltmaları karşılığında, Trakya Yunanlılara bırakılabilir.”

Sadrazam Salih Paşa: “İngiltere’ye direnip durmak gereksiz ve tehlikelidir.”

Hariciye Nazırı Mustafa Şerif Paşa’dan İngiltere Ordu Komutanı General Milne’e: “Kendim, kabinedeki arkadaşlarım, Sultan ve geniş halk kitlesi adına katiyet ve ciddiyetle temin ederim ki umumun arzusu, İngiltere tarafından idare edilmekliğimizdir.”

Hariciye Nazırı Sefa Bey’den İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold’a: “Hükümet Ermenilere toprak verilmesini kabul ediyor.”

Edirne Tem’in gazetesi: “Müftü Hilmi Efendi, Selimiye Camii’nde hürriyetin ve adaletin saygıdeğer temsilcisi olan Venizelos hazretlerinin sağlığı için güzel bir dua okumuş ve hazır bulunanlar şükran duygularını belirterek duaya katılmışlardır.”

Ali Kemal’ın hainlikleri

1919’da Damat Ferit Paşa kabinesinde Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı ) olan Ali Kemal, Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkarak Mustafa Kemal Atatürk’e karşı suikast girişiminde bulunur. Ortağı Ermeni Mihran ile Payam-ı Sabah gazetesini çıkaran Artin Kemal, Bağımsızlık Savaşı sonrası yakalanıp yargılanmak üzere Ankara’ya götürülürken, Kocaeli’nde halk tarafından linç edilmiştir.

Konuşmasında; “Haydutların işi gücü savaş. Siyasetten zerre kadar anladıkları yok. Ellerinde derme çatma bir ordu, birkaç tane de düzme kahraman, dövüşüp duruyorlar. Hükümet ölçmüş, biçmiş, uygun görmüş. Sevr Antlaşması’nı imzalamış. Size ne oluyor a zirzoplar?” diyordu.

“Avrupa ile başa çıkmayı asırlardan beri Asya’nın hangi kavmi başardı ki biz başarabilelim.”

“Düşmanlar, Teşkilat-ı Milliye’den bin kere daha iyidir.”

“Ankara’dakilerin Yunanlılara hâlâ meydan okumalarına çılgınlıktan başka bir sıfat verilemez. Yunanlılarla aramızda akılca da, ilimce de, kuvvet bakımından ve her açıdan bu kadar fark varken muharebeye girilemez.”

“Kars alındı. Demek ki işlemediğimiz bir hata kalmıştı. Ermenistan’a taarruz ile onu da tamamladık. Ankara yâranı nihayet merâmlarına erdiler. Ermenistan’a yürüdüler, Kars’ı işgal ettiler.”

Şeriatçıların Milli Mücadele düşmanlığı

Delibaş Mehmet: “Halifenin müttefiki olan İngilizler Pınarbaşı’na doğru geliyorlar. Onlarla birlik olup Kuva-i Milliyecileri yeneceğiz.”

“Kim milliyetçilerle birlikte Yunan’a karşı giderse şer’an kafirdir.”

İslami Yüceltme Derneği: “Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır.”

Medrese Hocaları Derneği (Cemiyet-i Müderrissin): “Kuvai Milliyeciler kudurmuş haydutlardır.”

Adana Valisi Abdurhaman’ın demeci: “Ayaklanmak için sebep yoktur. Fransızlar bizim iyiliğimizi istiyorlar.”

İzmir Valisi Kambur İzzettin’in genelgesi: “Yunan kuvvetlerinin özel bir tören ve saygı ile karşılanması…”

Mutasarrıfı Aznavur Ahmet: “Padişah Yunanlılara karşı harp edilmesine razı değildir. Yunanlılar bizim dostumuzdur. Padişahın emir ve rızası hilafına olarak, onlara silah çekmek küfürdür, isyandır.”

Divitli Eşref Hoca: “İngilizlere meydan okuyoruz. Bu en büyük küfürdür.”

Şeyhülislam Mustafa Sabi’nin başkanlığındaki Anadolu Cemiyeti adlı Vahdettinci örgütün, İstanbul’daki Yunan Başkomiserliğine önerileri:

“Amaç Ankara hükümetine karşı, Yunanistan’ın yardımıyla, sultanın ve Yunanistan’ın himayesi altında bir Batı Anadolu devletinin kurulmasıdır. Kemalist güçler bastırılacak. Bunun için kurulacak gönüllü Anadolu Ordusunun talim ve silahlarından Yunan Başkomutanı sorumlu olacak, bir miktar Yunan subayının bu orduya katılması sağlanacak. Yunanistan, karşılamak üzere 100 bin Türk Lirası verecek.”

Çerkez Ethem’in Yunan uçaklarıyla Türk cephesine atılan bildirisi: “Kardeşlerim! Yunanlıları pek iyi tanırım. Dinimizi, namusumuzu, hürriyetimizi müdafaa ediyorlar. Yunan ordusu şehirlerinizi ve köylerinizi işgal ettiği zaman korkmayınız. İşgal edilmiş yerlerde hüküm süren asayiş ve hürriyetten siz de yararlanacaksınız.”

Adliye Nazırı Ali Rüştü’nün demeci: “General Paraskevepulos’un ordusu, şimdi sürat ve şiddetle harekata devam eyleyecek olursa, birkaç haftada Ankara surları önünde bulunacaktır. Yunan ordusunun başarısı için dua ediniz! Bu ordu bizim ordumuzdur.”

Nazır Rıza Tevfik: “Anadolu direnişi bir blöftür. Avrupa medeniyeti Anadolu’yu bu zararlı haşereden temizleyecektir. Hüküm galibindir. Medeniyeti temsil eden İngiltere gibi bir devlete itiraz etmek küstahlıktır.”

İngiliz Muhipler Derneği Başkanı Sait Molla: “İngiltere Osmanlı Devleti’nin yönetimine el koyarsa, saltanat ve hilafetin İngilizler elinde bulunduğunu gören Mısır, Hindistan Müslümanlarının da İngiltere’ye dost olmanın gereğine inanacakları.”

“İngiliz mandası istediğimizi bütün İtilaf temsilcilerine, hükümete ve gazetelere bildiriniz.”

Kurtuluştan sonra bile düşmanlarla işbirliği içindeki Şeyh Sait, 1925 yılında “Müslümanlık elden gidiyor!” diyerek yine yabancıların desteğiyle; “Emir kafir olursa, ihtilal vacip olur” diyerek yeşil bayrak açmıştır.

Belediyelere genelge: “Milli hareket boşa gitmeye mahkumdur.”

Kendini “Türk Demokrat Partisi Şefi” olarak tanımlayan ve 150’likler listesiyle yurtdışına çıkarılan Osmanlı Dahiliye Nazırı Mehmet Ali’nin, İstanbul’daki Kral Edward’a, Paris’ten göndermiş olduğu mektuptan:

“Dünya milletlerinin en medenisinin mümessili olan majestenizin, Boğaziçi seyahatiniz sırasında Türkiye Cumhurreisi Mustafa Kemal ve namı diğeri Atatürk’e nezaket ziyaretinde bulunmaya mecbur kalmanızın çok esef verici olduğunu Türk Demokrat Partisi namına arz etmekle şeref edinirim.

Majestenizin ziyaretinizin Türk Milleti önünde diktatör ve hampaları tarafından, İngiltere’nin en yüce şefinin ziyaret edilmesi, Cumhuriyet etiketi altında istibdat çeken Türk Milleti’ni bir kat daha işkenceye uğratmak isteyeceklerini de hakimane olarak majestelerinizin dikkatine arz etmeyi cüret eyliyorum.”

Gazi acizler gibi şikayet etmedi, asil bir şekilde yönetti

Düşmanlarla işbirliği içindeki hainler, düşmanlara hainliklerinin yanında yol da göstermişlerdir. Bu hainlerin benzerleri bugün yine aynı benzerlikler içinde düşmanla işbirliği yapmakta ve onlara yine benzer yollar göstermektedirler.

Mustafa Kemal; Afrika, Yakındoğu ve Uzakdoğu sömürgecilik sisteminin çöküşünde ilk kıvılcım olmuştur.

Türk Devleti; cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve devrimcidir. Bu ilkeleri benimsemek ve ilkelere sahip çıkmak Atatürkçülüktür.

Atatürk nerede bıraktıysa, yeniden oradan devam edeceğiz. Çünkü Atatürk Türk Ulusu’nun en yüce ve tek değeridir.




İstatistikler

  • 446,822 Tıklama

 

Mayıs 2008
M T W T F S S
« Apr   Jun »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031