02 Jun 2008 için arşiv

02
Jun
08

Tekel’in yeni patronu fabrikaları kapatıyor

British American Tobacco, Tekgıda-İş Sendikasıyla görüşme yaparak Samsun dışındaki tüm sigara fabrikalarını kapatacağını açıkladı. Sendika Başkanı Mustafa Türkel yasal süreç bitmeden fabrikaları teslim etmeyeceklerini bildirdi. Tekel’e ait Sigara Fabrikaları İşletmesi’ni alan British American Tobacco (BAT) Tekgıda-İş Sendikası’na Samsun dışındaki tüm fabrikaları kapatacaklarını bildirdi. Bu gelişme üzerine dün Olağanüstü Başkanlar Kurulu’nu toplayan Tekgıda-İş’in Başkanı Mustafa Türkel toplantı öncesinde yaptığı açıklamada “Tekel işçisi, fabrikalarını yasal süreç bitmeden yer yerinden oynasa teslim etmeyecektir” dedi. Türkel, Tekel’in özelleştirilmesi için yapılan ihalenin iptali yönünde açmış oldukları davaların devam ettiğini kaydetti.

Türk-İş Genel Sekreteri ve Tekgıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel, BAT’ın Samsun hariç tüm sigara fabrikalarını kapatma kararı aldığını kendilerine ilettiğini söyledi. Şirketle önceki gün bir görüşme yaptıklarını belirten Türkel “Bu yabancı firma bütün fabrikaları, Samsun hariç kapatma kararı almıştır. Türkiye’deki bütün sigara fabrikalarını kapatacaklarını, makineleri de satacaklarını, yerinden sökeceklerini açıkladılar” dedi. Yasal süreç tamamlanmadan fabrikaların kapatılmasına asla izin vermeyeceklerini kaydeden Türkel “Türkiye’de tütüncülüğü, sigara sanayini bitirdiler” dedi. BAT yetkililerine “Fabrikaları birileri size satmış olabilir ancak Tekgıda-İş olarak size bu fabrikaları vermeyeceğiz” dediklerini bildiren Türkel “Biz hukuku savunuyoruz. Yargı süreci bitmeden bu fabrikaları teslim etmeyeceğiz” diye konuştu.

Tekel’in özelleştirilme sürecindeki bu yeni gelişme başta olmak üzere, sendikalar yasası, TİS süreci, Etbalık ve Çaykur’da yürütülen sendikal mücadeleler ve 2008 1 Mayıs’ının da ele alınacağı Tekgıda-İş Başkanlar Kurulu toplantısının sonuç bildirgesinin bugün yayınlanması bekleniyor.

02
Jun
08

15 Haziran’da işçi mitingi

Yurtsever Cephe İşçi Birliği 15-16 Haziran’ın 38. yıldönümünde, AKP’nin işçi ve emekçilerin haklarına yönelik saldırısına dur demek, AKP’ye kırmızı kart göstermek için 15 Haziran 2008-pazar günü saat 17.00′da Kartal meydanında işçi mitingi düzenliyor.
DOKUZ KUSURLU HAREKET

Sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmak
Emekliliği imkansız hale getirmek
İşsizliği yaygınlaştırmak
Kıdem tazminatını kaldırmaya çalışmak
Eğitim ve sağlığı paralı hale getirmek
İş cinayetlerine göz yummak
Çalışma sürelerinin artışına neden olmak
Özelleştirme yapmak
İşsizlik sigortası fonunu patronlar için kullanmak

KARAR: KIRMIZI KART, AKP’YE İHRAÇ

02
Jun
08

İP, YASADIŞI DİNLEME YAPANLARI İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NA SUNDU

Emniyet içinde yasadışı dinlemelerle ilgili belgeleri İçişleri Bakanlığı’na sunan İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Özbey, “emniyet içinde gayrimeşru yapılanma tarafından yürütülen yasa dışı dinleme ve izlemelerin sorumluları görevden alınmalı” dedi.

Açıklamanın tam metnini sunuyoruz:

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bir süredir kamuoyunda tartışılan yasa dışı dinleme ve izleme faaliyetleri hakkında ellerinde belge olanların bizzat kendisine iletmelerini istemiştir.

Bu açıklamanın ardından İşçi Partisi, gayrimeşru izleme faaliyetleri hakkında elde ettiği resmi belge ve bilgileri sunmak üzer Atalay’dan 30 Mayıs 2008 günü telefon, faks ve elektronik posta yoluyla randevu talep etmiştir. Randevu isteğinin dördüncü gününde halen bir yanıt alınamamıştır.

Uzunca süredir Türkiye’yi meşgul eden ve halkımızda infial yaratan yasa dışı dinleme ve izleme faaliyetlerinin faillerini ortaya çıkaracak bu resmi belge ve bilgileri görmekten imtina eden İçişleri Bakanı’nın çağrısında samimi olmadığı anlaşılmaktadır. İşin önemi ve aciliyetine binaen randevuyu beklemeksizin belge ve bilgileri bugün İçişleri Bakanlığı’na veriyoruz.

Fetullahçı Çete, CIA’nın emrinde yasadışı faaliyetler yürütüyor
Eski adıyla “kontrgerilla” yeni adıyla “Fethullahçı Gladyo”, CIA’nın emrinde Türkiye’de yasadışı istihbarat yapıp, terör estirmektedir. Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt’ten, CHP Genel Sekreteri Önder Sav’a kadar AKP’den yana olmayan herkes yasadışı izlenme ile karşı karşıyadır. Genel Başkanımız Sayın Doğu Perinçek’e Emniyet’te sorulan sorulardan İşçi Partisi binalarının da bu yasa dışı “dinleme” saldırısı altında olduğu anlaşılmıştır. Yine Türk Silahlı Kuvvetlerinin de bu saldırıdan nasibini aldığı bilinmektedir. İlgili kurumun yöneticisi 5000 kişilik bir dinleme ordusunun varlığını ifade etmiştir.

İşte Belgeler!
AKP’nin İçişleri Bakanı Beşir Atalay, yasadışı hiçbir eylemde bulunulmadığını “iddia” ediyor ve “İddiaların belgesi yok, elinde belge olan bana getirsin” diyor! Bakan Atalay’ın bu savunmasını yalanlayan çok sayıda belge vardır. Bunlardan bir kısmı şöyledir;

Belge-1: “Emniyet tarafından DGM Başsavcılığına yazılan yazı”

Dönemin Organize Suçlar Müdürü Adil Serdar Saçan’ın, 10.07.2002 tarihinde, İstanbul DGM C. Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’e yazdığı resmi belge. Belgeye göre:
1. Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerinin izlenmesi için proje çalışma grubu oluşturulması talimatı istenmiş ve izin Savcılıkça verilmiştir.
2. İzinle birlikte Fethullahçı grup takip ve tarassut faaliyeti icra edilmeye başlanmış, ancak inanılmaz baskı ve engellemeyle karşılaşılmıştır. İl’in, en üst düzey yöneticilerinden baskı gelmiştir.
3. Fethullah Gülen grubunun Emniyet içerisindeki etkinliği özellikle İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Daire Başkanlığı’nın teknik takip birimlerinde odaklanmaktadır.
4. İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Daire Başkanlığı Yargı kararı da olsa teknik takip ya da izleme faaliyetlerinin yapılmasını imkânsız hale getirmiştir.

Belge-2: “Ramazan Akyürek’in sicil kaydı”
İkinci belge faillerin adresini kesinleştirmektedir.
Halen Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’nin başında bulunan Ramazan Akyürek’in siciline dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından yazılan uyarı şöyledir; “Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fetullah) yakın. Dikkat edilmelidir!”. İstihbarat Daire Başkanlığı görevi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Valisi tarafından “Dikkat Fethullahçıdır” uyarısı bulunan sakıncalı bir kişiye teslim edilmiştir. Bu uyarı notu suçu ve failleri deşifre etmektedir.

Belge-3: “F Tipi Örgütlenmenin etkin elemanları listesi”
Daktilo ile yazılmış, dört sayfalık bu imzasız belge, “Emniyetteki F Tipi Örgütlenmenin Etkin Elemanları” başlığını taşımaktadır. Belgenin başında İstihbarat Dairesi yer alıyor; bu Dairenin %90’ının F. Gülen Cemaati’nin elinde olduğu belirtiliyor. Değerlendirme, Eğitim, Organize, Teknik, Personel, A, B, C, Şube Müdürlükleri, TEKOP, İdari ve Mali İşler, Bilgi İşlem, Ankara, İstanbul ve İzmir İstihbarat Şube Müdürlüklerinin bu cemaatin kontrolü altında olduğu ifade ediliyor. Görev ve unvanlarıyla birlikte isimler sıralanıyor.

Belgeye göre; Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi de cemaatin etkin olduğu ikinci daire konumunda. Belgede, Terörle Mücadele, TADOC, Mali Şube, Yüksek Teknik, Organize, Narkotik, İnsan Kaynakları şubelerinde yine Fethullahçıların ağırlığının bulunduğu kaydediliyor ve isimler veriliyor.

Belgede; aralarında 4 Daire Başkanı, 11 Daire Başkan Yardımcısı, 32 Şube Müdürü, 3 Başkomiser ve 3 Öğretim Üyesinin de bulunduğu 57 görevlinin adları geçiyor.

Bu belge İP Genel Sekreteri Av. Nusret Senem tarafından, 29 Ocak 2008 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi ekinde verilmiştir. Başsavcılık işleme koymaksınız listeyi gereğinin yapılması için Emniyet Genel Müdürlüğü’ne göndermiştir. Listede adı yer alan iki kişinin başvurusu üzerine yapılan grafolojik bilirkişi incelemesinde kim tarafından düzenlendiği tespit edilmiştir.

Belge-4: “Doğu Perinçek’e sorulan sorular”
Doğu Perinçek’in “Ergenekon” tertibi kapsamında polis sorgusundan;
Doğu Perinçek’e soruldu: 26.02.2008 günü saat 14.17”de Yusuf Beşirik ve Ferit İlsever arasında yapılan görüşmede; Yusuf’un “Ferit abi toplantı başlamıştı ben söyledim” dediği, Ferit’in “tamam bi şey yap ver toplantı bitince… kimler var?” dediği, Yusuf’un “Kemal Alemdaroğlu Erkan Önsel, Turan Özgür, Serhan Bolluk var… Toplantı bitince bana bilgi ver” dediği tespit edilmiştir. Telefon görüşmesini açıklayınız.
Cevap: “Bu toplantı soruşturmacıları ilgilendirmez. İnsanların her türlü toplantısını araştırmaya kalkmak kanunsuzluğun son aşamasıdır. Bize yaptığımız toplantıları sormaya hakkınız yoktur. Türkiye bölünme tehdidi ile karşı karşıya iken, bunca şiddet eylemi varken, polisin siyasi partileri ve seçkin aydınları izleyerek yasa dışı işlerle uğraşması önemli bir sorundur ve kanunsuzdur.”

Yine Doğu Perinçek’in Savcı Zekeriya Öz’ün de katıldığı sonraki polis sorgusundaki; “Dün akşam, Savcı Zekeriya Öz, Aydınlık’ın bundan sonraki sayısında yer alacak haberleri sekiz polisin önünde ağzından kaçırdı. “Sizi izliyoruz” dedi. O çalışma, telefonlarda konuşulmamıştı. Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın duvarlardan kanunsuz olarak izlendiği görülüyor ve savcı suç işlemeye devam ediyor.” ifadesi tutanaklara kaydedilmiştir.

“Ergenekon” tertibi kapsamında yürütülen soruşturmada “ortam dinlenmesi” için alınmış bir mahkeme kararı mevcut değildir. Polisin ve Öz’ün soru ve konuşmalarından mahkeme kararı olmaksızın “ortam dinlemesi” yapıldığı görülmektedir.

Resmi belgelerin ortaya koyduğu gerçekler
• Fethullah Gülen Grubu, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın ve Şubelerinin “teknik takip” birimlerine tam egemendir.
• Bunlardan habersiz takip ya da izleme yapılması imkânsız hale getirilmiştir.
• Fethullahçı grubun girişimleri ile talimatname değiştirilmiştir.
• Fethullahçı birinin soruşturulması gerektiğinde, inanılmaz baskı ve engellemeler yapılmakta bunun için en üst düzey yöneticiler devreye girmektedir.
• İstihbarat daire başkanlığı görevini sicilinde devletin valisi tarafından “Dikkat Fethullahçıdır! Dikkat edilmelidir!” uyarısı konulmuş olan bir şahıs yürütmektedir.
• Mahkeme kararı olmaksızın izleme ve dinleme faaliyeti yapılmaktadır.

Belgeler yıllardır İçişleri Bakanlığı’nın raflarında beklemektedir
Bu belgeler İçişleri Bakanlığı’nın resmi kayıtları arasında vardır.
Fethullahçı örgüt ele geçirdiği makamlar ve AKP iktidarının himayesi sayesinde, kendilerine karşı açılacak soruşturmaları önleyecek güce ulaşmıştır. İstihbarat Dairesi’nin başında o günden bu yana hep Fethullahçı polis şefleri bulunmaktadır.
Erdoğan-Gül yönetimi, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Cumhuriyet’le hesaplaşma aracı olarak Fethullahçı Gladyo’yu büyütmüştür. Bu görevi yapmaktadırlar! Bu kapsamda “Ergenekon” tertibi yürütülmekte, TSK’dan, yargıya Cumhuriyetin tüm kurumlarına saldırılmaktadır.

Derhal soruşturma açılmalı, sorumlular görevlerinden uzaklaştırılmalıdır
İşçi Partisi, emniyet içinde yuvalanmış Fetullahçı yapılanma hakkında defalarca kamuoyuna açıklama yapmış, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık, gereği için Emniyet Genel Müdürlüğü’nü bilgilendirmiştir. Beşir Atalay da, selefi gibi soruşturma açmayarak, suçu seyretmektedir.
F Tipi yapılanma hakkında derhal soruşturma açılmalıdır. Aksi tutum suça ortak olmaktır. Fetullahçı elemanlar görevde kaldıkça yasa dışı dinleme ve izlemelerin ortaya çıkarılması mümkün değildir. Soruşturmanın selameti açısından başta İstihbarat Daire Başkanı olmak üzere elebaşılar görevlerinden uzaklaştırılmalıdır.

Fetullahçı Gladyo, Tayyip Erdoğanların himayesindedir
Yaşananlar hukuk devletinde hükümetler için istifa sebebidir.
Yaşananlardan bütünüyle Tayyip Erdoğan iktidarı sorumludur.
Bu büyük suç da, BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Yüce Divan dosyasına eklenecektir.
Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti istifa etmelidir.
 

02
Jun
08

AKP, SAVUNMA HAZIRLIYOR ERDOĞAN BOP EŞBANLIĞI’NA NE DİYECEK?

AKP, kapatma davasında Anayasa Mahkemesi’ne sunacağı esas hakkındaki savunmasını hazırlıyor. Savunmada merak edilen önemli konulardan biri Tayyip Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı görevine ne cevap vereceği. Çünkü Erdoğan, ön savunmada BOP eşbaşkanlığı görevini inkar etmiş, BOP’un Medeniyetler İttifakı Projesi’yle karıştırıldığını ileri sürmüştü. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ise esas hakkındaki görüşünde Erdoğan’ın BOP eşbanlığı görevini belgeleriyle Anayasa Mahkemesi’ne sundu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın esas hakkındaki görüşünü vermesinin ardından, AKP de esas hakkındaki savunmasını hazırlıyor. AKP’nin savunmasını sunması için 1 ay süresi var.

AKP’nin bu süreyi beklemeyeceği, savunmayı 15 gün içinde sunacağı belirtiliyor. Savunmada Tayyip Erdoğan’ın BOP eşbanlığı görevine ilişkin nasıl savunma yapacağı ise merakla bekleniyor. Çünkü Erdoğan, kapatma davası için Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu ön savunmada bu görevini inkar etmişti.

Ön savunmada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın Medeniyetler İttifakı ile BOP’u karıştırdığı ileri sürülmüştü. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ise esas hakkındaki görüşünde Tayyip Erdoğan’ın inkar ettiği BOP eşbaşkanlığını belgeleriyle Anayasa Mahkemesi’ne sundu. Yeni belgelerde Erdoğan’ın yaptığı konuşmalar, AKP’nin internet sitesinde yer alan BOP eşbanlığı ifadeleri yer alıyor.

Yalçınkaya esas hakkındaki görüşünde şunları kaydetti: “AKP’nin Genel Başkanı (Erdoğan) Türkiye üzerinde böylesi açık niyetleri olan yayılmacı bir projenin ‘eşbaşkanı’ olduğunu, Diyarbakır’ın bu projenin merkez üssü olacağını açık bir şekilde bir TV programında (Fatih Altaylı ile Teke Tek-14 Şubat 2004) ve bir parti konuşmasında ifade etmiş, AKP’nin internet sitesinde projenin bütün ayrıntıları yer almıştır. Başsavcılığımız, bir başka hegemonya projesi olan ‘Medeniyetler İttifakı’ ile BOP’u karıştırmış değildir.” 

Yalçınkaya esas hakkındaki görüşünde, Büyük Ortadoğu Projesi’ni de şöyle anlatıyor: “Büyük Ortadoğu Projesi, Ortadoğu ve Orta Asya’daki ülke sınırlarının ‘etnik, dinsel, dilsel’ durumlara göre yeniden çizilmesini öngörmektedir. Bu, suni olarak üretilmiş Ilımlı İslam ideolojisi kullanılarak yapılmaya çalışılmaktadır. Bu bir dedikodu değildir. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana çalışması devam etmektedir.

Büyük müttefik ülkenin ‘Silahlı Kuvvetler Dergisi’nde yayınlanan makalede, ortadoğu sınırlarının doğal olmadığı, adil bir yapılanma ile sınırların değiştirilmesi gerekitği savunulmuş, makaleye eklenen iki haritada Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri, Karadeniz’e de açılacak şekilde ‘Özgür Kürdistan’ın sınırları içinde gösterilmiştir.”

02
Jun
08

CHP, ERDOĞAN VE ATALAY HAKKINDA SORU ÖNERGESİ VERECEK

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, yasadışı dinlenmelere ilişkin yarın soruşturma önergesi vereceklerini söyledi. “Jandarma izin alamazken, Emniyet dinliyor” diyen gazeteciye Kılıçdaroğlu, “Emniyet Genel Müdürlüğü istihbaratının kimlerin elinde olduğunu gayet iyi biliyorsunuz” diye karşılık verdi.

Kılıçdaroğlu, soruşturma önergesini, yarın, 55 imzayı tamamlamadıktan sonra, TBMM’ye vereceklerini bildirdi. Konunun bir araştırma komisyonuyla geçiştirilmesini uygun görmediklerini belirten Kılıçdaroğlu, geçmişte telefon dinlemeyle ilgili kurulan araştırma komisyonunun, hiçbir delil elde edemediğini ifade etti.  Soruşturma önergesini Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında vereceklerini belirten Kılıçdaroğlu, soruşturma önergesinin Youtube düşen yasadışı dinlemeler ve CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın dinlenilmesi dahil, tüm yasadışı dinlemeleriyle ilgili olacağını ifade etti. 

Bu konunun, sadece bugün değil, yakın bir gelecekte de Türkiye’nin gündeminde olacağını dile getiren Kılıçdaroğlu, parlamentonun, insan hakları ihlallerini koruması gereken bir kurum olduğunu vurguladı.  Kılıçdaroğlu, “AKP’nin bu olayı ne kadar ciddiyetle ele aldığını göreceğiz, belki AKP bir sürpriz yapıp, bizim soruşturma önergemize destek verir. Erdoğan’ın söyleminden öyle anlaşılıyor ki o da telefon dinlemelerinden rahatsız. Buraya bir ünlem işareti koyayım. Eğer rahatsızlığını gerçekten dile getiriyorsa, bu talebimize Sayın Başbakan da evet oyu verecektir” diye konuştu.  “Jandarma izin alamazken, Emniyet dinliyor” diyen gazeteciye Kılıçdaroğlu, “Emniyet Genel Müdürlüğü istihbaratının kimlerin elinde olduğunu gayet iyi biliyorsunuz” diye karşılık verdi. 

02
Jun
08

FETHULLAHÇI POLİS ŞEFLERİ BİR BİR AÇIĞA ÇIKIYOR

Dinleme skandalının arkasındaki Fethullahçı polisler birbir ortaya çıkıyor. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, dinlemenin Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda bulunan ve Tayyip Erdoğan tarafından özel tayin edilen 35 kişilik bir ekip tarafından yapıldığını açıkladı. Şebekenin başında ise 1999 yılında Emniyetin hazırladığı “Fethullahçı Polisler” raporunda listesinin 15′inci sırasında bulunan bir polis şefi bulunuyor. Aydınlık dergisi 2 yıl önce polis şefinin Basri Aktepe olduğunu yazmıştı.

CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın makamında yaptığı görüşmenin virgülüne noktasına dokunulmadan Vakit gazetesinde yayımlanmasıyla başlayan telekulak skandalı giderek derinleşiyor. Önemli bir açıklama CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan geldi. Baykal, Hürriyet gazetesinden Fatih Çekirge’ye dinleme olaylarının başında Fethullahçı Emniyetçilerin olduğunu söylüyor.

Dinlemeleri Başbakan’ın özel tayin ettiği Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda 35 kişilik bir kadronun yaptığını belirten Baykal, dinleme şebekesinin başında da Fethullahçı bir ismin olduğunu açıkladı. 1999 yılında Emniyet Teşkilatı tarafından hazırlanan ve Devlet Güvenlik Mahkemesine sunulan “Fethullahçı polisler” raporundaki listenin 15 sırasında yer alan Basri Aktepe.

Deniz Baykal’ın dikkat çektiği Fethullahçı polis şefi Basri Aktepe, 2006 Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Reha Taşkesen’in istafası sürecinde de sıkça duyulmuştu. Tümgeneral Taşkesen, “Ordu’yu dinletenler var” demişti. 16 Temmuz 2006 yılında Aydınlık Dergisi “Generallerin biçilmesinde hükümet parmağı” başlıklı kapak haberinde Genelkurmay’ı dinleme skandalı ile ilgili ayrıntılara yer verdi. Yasal dinleme faaliyetlerinin Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda yapıldığına dikkat çeken Aydınlık, Teknik Daire Başkanlığı’nı Emniyet tarafından hazırlanan “Fethullahçı Polisler” raporunda listenin 15′inci sırasında bulunan Basri Aktepe’nin yaptığını yazmıştı.

Aydınlık dergisi bu haftaki sayısında da “dinlemenin resmi belgesini” yayımladı. Belge, Emniyet teşkilatındaki “Fethullahçı Örgüt”ün faaliyetlerini anlatıyor. Dönemin Organize Suçlar Müdürü Adil Serdar Saçan, Fethullah Gülen’in faaliyetlerini incelemek için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’den 16.07.2001 tarihinde izin ister.

Ancak, Savcılıktan verilen izinle başlayan inceleme sırasında baskı ve engellemelerle karşılaşılır. Bunun üzerine Adil Serdar Saçan, 10.07.2002 tarihinde İstanbul DGM C. Başsavcısı’na gönderdiği yazıda incelemenin imkansız olduğunu belirtiyor ve Fethullah Gülen’in emniyet içindeki etkinliğini vurguluyor. Adil Serdar Saçan’ın başsavcı’ya gönderdiği yazıda şöyle deniliyor.

“Fethullah Gülen grubunun emniyet içerisindeki etkinliği, özellikle İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Daire Başkanlığının teknik takip birimlerinde odaklanmaktadır. Bu nedenle ilgili birimlerden habersiz dinleme ve izleme faaliyetlerinde bulunulması başlangıçta planlanmış, ancak 30.10.2001 tarihli ekte sunulan talimatnamenin 8. maddesinin ‘h’ ve ‘ı’ bendlerine göre bu birimlerden habersiz, yargı kararı da olsa teknik takip ya da izleme faaliyetlerinin yapılandırılması imkansız hale getirilmiştir. Bu talimatnamenin de esasen bu grubun girişimleriyle çıkartıldığı kanaati tarafımızda mevcuttur”.

Bu arada, dün basına önemli bir haber yansıdı. Siciline “Emniyetteki hizipleşme içinde Fethullahçılara yakın. Dikkat edilmelidir!” notu düşülen Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, tüm Türkiye’de her türlü iletişim aracını dinliyor ve izliyor…

İstihbarat Daire Başkanlığı, yurtdışı da dahil yapılan tüm sabit hatlı telefon görüşmeleri, Turkcell, Vodafone, Avea hatlı tüm cep telefonları ile e-mail yazışmaları, faks, hatta mesajları da ayrıntılı izlemeye aldı.

Bu haberlerin medyada yer almasıyla neoliberal-fethullahçı medya hedefe yine Türk Silahlı Kuvvetleri’ni koydu. Neoliberal-Fethullahçı medya Jandarma’nın da Emniyet gibi tüm Türkiye’yi dinlemek için mahkemeden izin aldığını bugün boy boy sayfalarına taşıdı. Ancak İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek imzasını görünce itiraz etmeyen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Jandarma’nın isteğine iki kez itiraz etti ve durum mahkemeye taşındı.

Tüm bu gelişmeler akıllara Dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından siciline “Fethullahçılara yakın. Dikkat edilmelidir” notu düşülen Ramazan Akyürek’i getiriyor. 

02
Jun
08

NEWSWEEK, ABD MERKEZLİ YENİ İSLAM MODELİ VE AKP’NİN ROLÜNÜ YAZDI

Büyük Ortadoğu Projesi’nin siyasi amacı Amerikan islamı olarak da bilinen “ılımlı islam” fikrini yaymak. Amerikan yönetimi bunun için Tayyip Erdogan’ı örnek gösteriyor. Zaten Erdoğan da BOP eşbaşkanlığı görevini her fırsatta dile getirirek Amerikan projesinin içinde olduğunu inkar etmiyor. Amerikan hakim sınıflarının iki önemli haftalık dergisinden biri olan Newsweek: “Yeni İslam Vizyonu” isimli bir dosya haber hazırladı. Dergiye göre Yeni islam vizyonunda Türkiye çok önemli bir rol oynuyor ve AKP “sessizce” bu projeyi destekliyor.

Newsweek dergisinin son sayısında İslam dünyasında Usame bin Ladin’in radikalizmini reddeden “yeni bir vizyon”un şekillenmekte olduğu, bu yöndeki çabalarda Türkiye’nin çok önemli bir rol oynadığı belirtildi. Amerikan dergisi, “Entelektüel ve teolojik olarak en iddialı çalışmaların büyük bir kısmı, merkezi Ankara’da olan bir grup bilgin tarafından yapılıyor” diye yazdı. 

Newsweek dergisi “İslamın Yeni Yüzü” başlıklı uzun haber analizinde Türkiye’de hadislere ilişkin yeni yayınların bu yılın sonundan önce yayımlanacağını, AKP’nin “sessizce” projeyi desteklediğini belirtti ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Dinin kuralları aynı ancak insanların dine ilişkin tavırları değişti” sözlerine yer verdi. Dergide bahsedilen yeni islam vizyonu, aslında AKP hükümetinin ılımlı islam politikası.

Ilımlı islam politikası da Tayyip Erdoğan’ın eşbaşkanlık yaptığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin siyasi çıkış noktası. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, AKP’yi kapatma iddianamesinde de AKP’nin Ilımlı İslam hedefine vurgu yapmıştı.

Başsavcı, iddianemesinde şunları belirtti: “Şeriat hedefine ulaşmada, demokrasiyi bir araç gören bu zihniyet, “gerçek amacını doksanlı yıllardan sonra dünyada küreselleşmenin merkez güçlerinin ülkemiz ve bölge ülkeleri için ürettiği ‘ılımlı İslam’ ideolojisi ve onun siyasi hedefi ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eşbaşkanları sıfatıyla söylemlerini insan hakları, demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü, öğrenim hakkı gibi asıl referansları olan şeriatla hiç bağdaşmayan kavramların arkasına gizlenerek göstermişlerdir.”

 

02
Jun
08

GIDA FİYATLARI SON BİR AYDAKİ ARTIŞ HÜKÜMETİ YALANLIYOR

Temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışı, Hükümet’in “enflasyon tek haneli” iddiasını yalanlıyor. Son bir ayda havucun fiyatı yüzde 36 artarken daha birçok temel gıda maddesi, Hükümet’in hedeflediği enflasyonun üzerine çıktı.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin Mayıs ayı hal, pazar ve market endeksi araştırmasının sonuçları yayınlandı. Endeks verileri, Hükümet’in enflasyon hedeflerinin hayalden öteye geçmediğini ortaya koyuyor.

İşte çarşının, pazarın gerçek enflasyonu:

HAVUÇ: Yüzde 36,4

Son bir ayda market fiyatı en çok yükselen ürün havuç. Mayıs başında 1,72 YTL olan havuç, son bir ayda yüzde 36,4 oranında zamlanarak 2,35 YTL’ye ulaştı.

PİRİNÇ YÜKSELMEYE DEVAM EDİYOR

Temel gıda ürünlerindeki krizi tetikleyen pirincin fiyatı, Mayıs ayı içinde yükselmeye devam etti. Son bir ay içinde yüzde 17,8 zamlanan bir kilogramlık pirinç, marketlerde bugün 5,28 YTL’ye satılıyor. 

Son bir ayda fiyatı yükselen diğer ürünlerse şunlar:

Armut: Yüzde 27 Çilek: Yüzde 21 Elma: Yüzde 13,4 Kırmızı Mercimek: Yüzde 6,5 Ispanak: Yüzde 5,4

02
Jun
08

ABD’de gaflar yarışıyor

Beyaz Saray koltuğuna kimin aday olduğunu belirleyecek önseçimlerin sonuna yaklaşırken Demokrat Parti adayları birbiri ardına gaf yapmayı sürdürüyor. İlk gaf yapan isim ise Başkanlık yarışında işi artık mucizelere kalan Hillary Clinton oldu.

Demokrat Parti başkan adaylığı yarışında Barack Obama’nın oldukça gerisinde kalmasına karşın yarıştan bir türlü çekilmeyen Hillary Clinton, neden çekilmediğini anlatırken tarihi bir gafa da imza attı. 3 Haziran tarihinde son önseçiminin yapılacağı South Dakota eyaletinde yayınlanan “Sioux Falls Argus Leader” gazetesine demeç veren Clinton, Haziran ayının kilit bir ay olduğunu, eşi Bill Clinton’un da 1992 yılı Demokrat Parti başkan adaylığını Haziran ayında garantilediğini anımsattıktan sonra yarıştan neden çekilmediğini anlatmak isterken tarihi gafına imza attı: “1968’de de, Demokrat Parti’nin başkan adayı Robert Kennedy, Haziran ayında suikastta öldürülmüştü.” Hillary böylece Obama’nın da Haziran ayında öldürülebileceğini, bu yüzden önseçimlerde geride gitse bile şansının halen daha sürdüğünü ima etmiş oldu. Tarihi bir anımsatma yapmak gerekirse, New York Senatörü Robert F. Kennedy 5 Haziran 1968 tarihinde bir Filistinli tarafından öldürüldüğünde Demokrat Parti’nin en şanslı başkan adayı idi.

Hillary’nin bu sözlerinin ardından tepkilerin gelmesi de gecikmedi. Zaten daha önceden de ölüm tehditleri aldığı için gizli servis personeli tarafından korumaya alınan Obama adına açıklama yapan Sözcü Bill Burton, Hillary’nin bu sözlerini “talihsizlik” olarak niteledi ve seçim kampanyasında böyle sözlerin yeri olmadığını kaydetti. Hillary yaptığı gafın farkına vardıktan sonra her ne kadar sözlerinin yanlış anlaşılmasından dolayı üzüntü duyduğunu, Kennedy Ailesi’ne çok büyük saygı duyduğunu söylese de artık doğal yollarla başkan adayı olma şansını yitirmiş oldu. Dediği gibi artık tek şansını kendi elleriyle Obama’nın bir suikast sonucu yaşamını yitirmesine indirgedi.

Aslında böyle bir olasılığı ilk gündeme getiren kişi ise İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’dı. “ABD içinden aldığımız bilgilere göre, Obama’nın başkan olmasına izin vermeyecekler. Bütün Amerikan halkı Obama’ya oy verse de onun başkanlığına izin vermezler” diyerek Obama’ya suikast yapılabileceği iddialarını ilk kez gündeme getirmişti.

Demokrat Parti’nin adayları gaf yapma konusunda sanki birbirleriyle yarışıyormuş gibi, Clinton’un ardından sıra bu kez Obama’daydı. Hillary Clinton’un yaptığı gaf sonucunda başkan adaylığını garantilemenin verdiği sarhoşluktan olsa gerek, Obama da kendisini övmek için ipin ucunu biraz kaçırdı. Sülalesinin ne kadar kahraman olduğunu anlatmak isteyen Obama, annesinin amcası Charlie Payne’in Nisan 1945’te Nazilerin en büyük toplama kampı Auschwitz’e ilk giren ve tutsakları kurtaran Amerikan askerleri arasında olduğunu söyledi.

Fakat Obama’nın, sülalesinin kahramanlığını anlatmak için tarih konusundaki salladığı bu palavra Cumhuriyetçi kanada Obama ile dalga geçmek için iyi bir fırsat verdi. Cumhuriyetçi Parti Sözcüsü Alex Conant, Auschwitz’in Nisan 1945’te değil Ocak 1945’te, üstelik Sovyet orduları tarafından kapatıldığını söyledikten sonra Obama ile dalgasını geçti: “Eğer Obama’nın amcası o dönemde Kızıl Ordu’ya hizmet etmiyorsa, bu olayda yer almış olamaz…”

Kısacası başkanlık yarışında sona gelinirken gaflar da havada uçuşuyor. Şimdilik bu gaflar bizleri eğlendirse de, unutmamak gerekir ki ABD’nin yeni başkanı kim olursa olsun ABD’nin emperyalist politikasında bir değişiklik olmayacak. Bazıları hâlâ Obama’nın çok farklı olduğunu, diğerlerine hiç benzemediğini düşünse de ayılmaları fazla uzun sürmeyecektir.

02
Jun
08

Nâzım Hikmet insanlık dersi vermeye devam ediyor hâlâ

İnsanların içindeyim seviyorum insanları
hareketi seviyorum
düşünceyi seviyorum
kavgamı seviyorum

Nazım Hikmet büyük Türk şairi ama aynı zamanda insanlığın ortak değeri olmayı başarmış bir şair.

Bugün dönüp Nâzım’ın yaşamına, eserlerine, mücadelesine baktığımızda herkesin kendi payına çıkartacağı büyük dersler var.

Hem de ne büyük dersler…

Sosyalizm, büyük bir davadır.

Bu dava, bireyci kapitalist düzenin karşısına toplumcu bir sistem kurma davasıdır.

Ve Nâzım Hikmet, bu davanın en büyük şairidir.

Nâzım’ı anlamak için sosyalizmi anlamak, sosyalizmi anlamak içinse, Nâzım’ı bir kez daha, bu kez daha derinden anlamak gerek…

Bu dersi en başta özetleyelim:

Devrimci, ilerici ya da sosyalist, kafasının içinde toplumcu bir düzen tasarlar ve bu toplumcu düzeni kurmak için mücadele eder. İşin doğası, düşüncenin pratiğe geçmesinde mücadelenin de toplumsal olmasıdır.

Ancak genelde böyle olmaz, devrimci ya da sosyalist, toplumdan kopuk bir mücadele izler. Kapitalizmin insanları bireyleştirmesine karşı mücadele eder ama toplumsal mücadeleyi bireyci bir şekilde verir.

Bireyciliğin ilk yansıması pasifizmdir, mücadelenin tümüyle dışında kalıp, izlemektir olan biteni.

Bireyciliğin ikinci şekli toplumla birleşmek, insanlarla bir araya gelmek ve toplumculuğu toplumla yapmak yerine, bireysel kahramanlık yolunu seçmektir.

Türkiye’nin garip tezatıdır, kapitalistler, sağcılar fikir olarak bireyciliği savunur ama pratikte toplumsal bağları çok güçlüdür. Mahallede, işyerinde, kahvede insanlarla birlikte olan adamdır sağcı.

Halbuki sosyalist, okulda, işyerinde, mahallede, kahvede yalnızdır, toplumla bağı yoktur. Toplumcudur, ama bu toplumculuğunu ortaya koyacak bir zemin yoktur!

O nedenle bireyci sağcı toplumu peşinden sürüklerken, toplumcu solcu toplumdan dışlanır.

Peki bu yaman düğüm nasıl çözülür?

19 yaşında bir delikanlı olarak Anadolu’ya, Milli Mücadele saflarına geçmeye karar verdiğinde idealist bir gençti ama dava adamı değildi.

Önce Anadolu’ya, oradan Moskova’ya, sonra tekrar Anadolu’ya öyküsü böyle başladı Nâzım’ın.

Anadolu’ya ilk geçtiğinde boğulacak gibi oldu.

Çünkü bir Paşa torunu olan Nâzım gibi, aristokrat kökenli, elit sayılabilecek, hele de radikal biri için Anadolu, olsa olsa tutuculuğun merkeziydi.

Nitekim bu tutucu havada fazla barınamadı.

Oradan Moskova’ya geçti.

Moskova’dan döndüğünde artık sadece idealist bir genç değil, inanmış bir dava adamıydı.

Ve üstelik de Milli Mücadele başarılmış, genç Cumhuriyet kurulmuştu.

Nâzım Türkiye’ye döndüğünde şairlikte epey yol kat etmişti.

İlk şiirleri Bakü’de yayınlanmış ve büyük de ilgi toplamıştı. Bu gencin yeni dönemin şairi olacağı herkes için belliydi.

Moskova’da gördüğü bir film hayatını büyük ölçüde etkiledi.

Beyaz perdede gerçek insanlar vardı, hem de binlerle.

Bunlar Orta Asya’nın Müslüman, Türk yığınlarıydı.

Bolşevik Devrimi’nin sürdüğü yıllar aynı zamanda büyük bir kıtlık, kuraklık ve açlık dönemiydi Türkistan için…

Beyaz perdede bu “açlık ordusu” belgesel olarak oynuyordu.

İzledi Nâzım ve o gece şiirini yazdı: Açların Gözbebekleri

Açlar dizilmiş açlar!
Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız
sıska cılız
     eğri büğrü dallarıyla
                         eğri büğrü ağaçlar!
Kimi
   deri…deri!
Yalnız
    yaşıyor
        gözleri!
Uzaktan
simsiyah sivriliği
nokta nokta uzayıp damara batan
kocaman başlı bir nalın çivisi gibi
deli gözbebekleri,
         gözbebekleri!

Bu tarihten sonra Nâzım’ın o büyük, heyecanlı kavga şiiri geldi: Güneşi İçenlerin Türküsü

Sonra o büyük destansı şiiri geldi: Benerji!

Benerji, Hindistanlı bir devrimci delikanlıydı.

Nâzım, belki de her ülkenin, her ulusun genç devrimci tipini canlandırdı Benerji’de.

Delikanlım:
İyi bak yıldızlara
onları belki bir daha göremezsin.

Delikanlım:
Senin kafanın içi
             yıldızlı karanlıklar
                                         kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
Yıldızlar ve senin kafan
                                             kainatın en mükemmel şeyidir.

Delikanlım:
Sen ki ya bir köşe başında
                                             kan sızarak kaşından
                                                                gebereceksin,
ya da bir darağacında can vereceksin.

Yıllar sonra darağacına giderken Deniz, hep bu şiiri okuyordu.

Ama Benerji aslında bir karar şiiriydi.

Nâzım, Benerji’de genç devrimcinin intiharı seçmesini işliyordu. Çünkü genç devrimci toplum için mücadele ediyordu ama toplum içinde yalnızdı.

Nâzım, intihar etmiş bulacağını sanarak girer Benerji’nin odasına ama onu yazı yazarken ve ıslık çalarken bulur:

Hani üstadın bir sözü var:

Hani üstadın bir sözü var:
“Boş gecelerini değil
Boydan boya ömrünü ver inkılaba”
Ve işte sağım!..
Anladım ki şunu…
Çıkardım namludan kurşunu,
onu dehşetli güzel günlere saklıyacağım…

Benerji henüz yirmili yaşlardaki Nâzım’ın en kabına sığmaz döneminin şiiridir.

Ve elbette Benerji tiplemesi nedeniyle çok da eleştirilir.

Fakat Nâzım eleştirilerin büyük kısmının içyüzünü gayet iyi sezmektedir. Eleştirilen Benerji’nin yanlış devrimciliği değil, bir gencin devrimciliği seçmesidir.

Ve Nâzım, devrimcilik yerine bireyciliği öneren bu tür reformculara yanıt şiirlerini aynı dönemde yazar:

Behey! kaburgalarında ateş bir yürek yerine
idare lambası yanan adam!
Behey armut satar gibi
sanatı okkayla satan sanatkar!
Ettiğin kâr
         kalmayacak yanına!
Soksan da kafanı dükkanına,
dükkanını yedi kat yerin dibine soksan;
yine ateşimiz seni
yağlı saçlarından tutuşturarak
bir türbe mumu gibi damla damla eritecek!

Ve ardından o günün değil, bugünün, günümüzün, yüzyılların gerçeği şiiri gelir:

Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır
   bağır
       bağır
            bağırıyorum.
Koşun
   kurşun
         erit-
            meğe
                  çağırıyorum…
O diyor ki bana:
-Sen kendi sesinle kül olursun ey!
                                          Kerem
                                                gibi
                                                   yana
                                                        yana…

Ben diyorum ki ona:
-Kül olayım
              Kerem
                  gibi
                       yana
                              yana
Ben yanmasam
       sen yanmasan
              biz yanmasak,
              nasıl
                  çıkar
                     karan-
                             lıklar
                                  aydın-
                                       lığa..

….

Ve sonrasında Nâzım yolunu netleştirir: göğsünde yürek değil idare lambası taşıyan lafta sosyalist çevreden kopar ve yürek taşıyan insanlara yönelir.

Yeni bir dönem başlar bundan sonra.

Bu dönem yine iki destanla çıkar karşımıza: İlki Taranta Babu’ya mektuplar.

Taranta Babu, yine başka bir ülkeden seçilmiş kahramandır, bu defa Habeşistan’dan.

İtalyan Faşizmi Habeşistan’ı işgal eder ve Nâzım Habeşistanlı bir çoban kıza mektuplar yazar:

Yürek bahsini yine açar ve öyle başlar destanına:

Babasının yirmi beşinci kızı
benim üçüncü karım,
gözlerim, dudaklarım
                                  Taranta-Babu
Sana bu
          mektubu
içine yüreğimden başka birşey komadan
yolluyorum Roma’dan.
Bana darılma sakın
şehirlerin şehrinden sana gönderecek
kendi yüreğimden daha akla yakın
                                   bir hediye
                                               bulamadım
                                                          diye.

Devrimciye akıl öneren yüreksizlere derstir şiir ama aynı zamanda tüm devrimcilere de büyük bir derstir.

Benerji’de intiharı işleyen Nâzım, Taranta Babu’da yaşamayı işler…

Hindistan İngiliz işgalindedir Benerji’de, Bangladeş İtalyan işgalindedir Taranta Babu’da.

İlkinde İngiliz polislerin sardığı evde intiharı düşünen Benerji’nin yerine bu defa faşizmin inlettiği bir işgalde devrimci mücadelenin yolunu artık bulmuştur:

Görmek
    işitmek
       duymak
           düşünmek
               ve konuşmak
koşmak alabildiğine
başı dolu
      başı boş
koş-
       mak…
Yaşamak ne güzel şey
           Taranta Babu
                    yaşamak ne güzel şey…
Anlıyarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak
                    yaşamak…

Nâzım HikmetVe ikinci destan: Şeyh Bedreddin!

Benerji ve Taranta Babu’dan sonra Bedreddin’de Türkiye toprağına ayak basar Nâzım.

Bedreddin’de sosyalizmin Türk toprağındaki, Anadolu’daki bu ilk girişimini anlamaya ve anlatmaya çalışır.

Bu defa farklılaşır destan, artık tekil kahramanlar yoktur şiirde, Bedreddin yiğitleriyle ve yardımcılarıyla birlikte vardır: Torlak Kemal, Börklüce Mustafa ve onbin yiğit!

Artık Nâzım toplumsal mücadelenin, örgütlü mücadelenin destanına girişmiştir:

Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hepberaber yiyebilmek,
yarın yanağından gayrı her şeyde
                             her yerde
                                        hep beraber!
                             diyebilmek
                              için
onbinler verdi sekiz binini…

Gerçi bu destanda da yenilgi vardır devrimciler için ama Nâzım devrimcilere son nasihatı söyler:

Ne ah edin dostlar, ne ağlayın!
Dünü bugüne
bugünü yarına bağlayın!

Nâzım burada durmaz ve yeni bir adım atar Anadolu toprağına ve Kuvayı Milliye Destanı gelir.

Onlar ki toprakta karınca,
                             suda balık,
                                         havada kuş kadar
                                                          çokturlar;
      korkak,
               cesur,
                    cahil,
                         hakim
                             ve çocukturlar
ve kahreden
      yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnızca onların maceraları vardır.

Kuvayı Milliye Destanı, Türk şiirinin yüz akı olacaktır, çünkü Türk Kurtuluş Savaşı’nın o güne kadar yazılmış ilk destanıdır.

Ve Nâzım’dan sonra da kimse böyle bir işe girişmeyecektir.

Kuvayı Milliye Destanı ile birlikte Nâzım sosyalizm davasını aynı zamanda Ulusal Kurtuluş Davası ile birleştirerek sosyalistlerin önüne yeni bir yol açar:

En bilgin aynalara
          en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok söz edildi onlara dair
ve onlar için:
        zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi.

Karayılan gibi bilinen kahramanlardan adsız kahramanlara kadar tüm Kuvayı Milliyeciler vardır destanda ve Türk halkına çağrısıyla biter Nâzım ’ın:

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
                             bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
                              bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
                             bu davet bizim…

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
                              bu hasret bizim…

Nâzım ’ın son destanı Memleketimden İnsan Manzaraları’dır.

Bu denemede ise kavga adamı, dava adamı Nâzım, memleket insanı ile artık tümüyle bir olmuştur.

Hiçbir şairin casaret edemediği kadar sıradan insanların sıradan öykülerinden sıradışı bir yapıt çıkarır.

Bir bakıma Kuvayı Milliye Destanı’nın girişindeki kahramanların, toplumun gerçek kahramanları olduğunu ortaya koyar.

Aslında tüm bu destanlar boyunca Nâzım hep cezaevindedir.

Memleketin tüm cezaevlerini dolaşır durur.

Önemli olan hapislik değildir, devrimcinin olağan karşılaması gerekir bu durumu. Nâzım da öyle yapar.

Ama Nâzım tüm devrimci örneklerden ve tüm şair örneklerden ayrılır yine hapishane yaşamı boyunca.

Hapiste tek üzüntüsü mücadelenin dışında olmaktır.

Ama hapiste bile devrimci, gerçekten devrimci olmak zorundadır.

Uzun cezaevi yılları boyunca Nâzım hapishanede çalışır, dokumacılık yapar, boyacılık yapar, işlemecilik yapar, üretir, alınteriyle devam ettirir yaşamını.

Hem emekçidir hem de sosyalist!

İlk birleşmeyi burada sağlar.

Sosyalistin tarihi çıkmazını kendi örneğinde aşar.

Ama bununla da kalmaz, cezaevinde en sıradan mahkumları bile toplar etrafına, onlara çalışmayı öğretir, emekçiliği sevdirir ve devrimcileştirir.

İkinci birleşme burada sağlanır.

Nâzım en radikalidir Türkiye’nin ama cezaevlerinde bile halk onu bağrına basar, daha doğrusu o halkı bağrna basar.

Sever halkı çünkü; gerçekten sever.

Onlarla birleştirir yaşamını.

Ve Nâzım’ın uzun şiir yolculuğunda sıradan halkın şiirini yazmasının nedeni de budur.

O, günümüz şairlerinin ve o dönem kimilerinin bohem, halktan kopuk, imgelem deryasınde kaybolan şairlerine inat halkın içindedir daima.

Sözcükleri bugün bile halk diliyledir. Sıradan olmayan hiçbir şey girememiştir şiirine. Ve bu sayede de Türk toplumu onu hep sahiplenmiştir.

Ve yine Türk köylüsünün şiirini sadece Nâzım yazmıştır:

Topraktan öğrenip
                       kitapsız bilendir,
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
                             Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
Ferhad’dır,
        Kerem’dir,
                  ve Keloğlandır.
Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser.
Kahbe felek eder ona oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yar sever
                       el alır,
kanadı kırılır
                             çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
O Yunusu biçaredir
       baştan ayağa yaredir,
ağu içer su yerine
Fakat bir kerre bir dert anlayan düşmesin önlerine
ve bir kerre vakterişip
              -Gayrık yeter!
                             dekmesinler

Nazım Hikmet’in cezaevi çalışmalarından örnekler.  Nazım Hikmet’in cezaevi çalışmalarından örnekler.

Nazım Hikmet’in cezaevi çalışmalarından örnekler.  Nazım Hikmet’in cezaevi çalışmalarından örnekler.

Nazım Hikmet’in cezaevi çalışmalarından örnekler.
Hapishanede el işçiliğiyle kendi parasını kendi kazanmıştır

Evet Türk köylüsünün şiirini yazmak da bir sosyaliste düşmüştür bu ülkede.

Oysa Nâzım bir Paşa torunuydu.

Ama İstanbul’da kalmayı değil Anadolu’ya geçmeyi seçti.

İyi eğitimliydi, elitti, ünlüydü, her şey önünde açıktı.

Ama o kapalı kapıyı seçti ve cezaevine girdi.

Devrimciliği seçti ve Nâzım oldu.

Nâzım oldu ve halkın şairi oldu.

Ve o dönemin şairleriyle ve bazı ilericileriyle bunun kavgasını da verdi:

Behey!
Kara maça bey!
Halka ahmak diyen sensin.
Halkın soyulmuş derisinden
        sırtına frak giyen sensin.

….

topraktan, ateşten ve demirden
                             hayatı yaratanların
                                                şairiyim
                                                           ben

Ben hızımı asırlardan almışım,
bende her mısra bir yanardağı hatırlatır.
Ben ne halkın alınterinden on para çalmışım
ne bir şairin cebinden satır


Sen de bilirsin ki ben
                             ne dedemden
                                                miras bekledim,
ne babamdan şeref, şan!
Hasep, nesep, kan, soy, sop işinde yoğum.
Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum
                                                 he de tecrübelik bir tavyan.
Ben sadece ölen babamdan ileri
doğacak çocuğumdan geriyim,
ve bir kavganın adsız neferiyim.

Elbet bu değil sadece.

Tüm şiirlerinde, yıllar yılı dönüp dolaşır ve tek bir gerçeği vurgular, sıra neferi olmak:

Benim kuvvetim:
bu büyük dünyada yalnız olmamaklığımdır.
Dünya ve insanları yüreğimde sır
                             ilmimde muamma değildirler.
Ben kurtarıp kellemi nida ve sual işaretlerinden,
büyük kavgada
                             açık ve endişesiz
                                                 girdim safıma.
Ve dışında bu safın
                             toprak ve sen
                                              bana kafi gelmiyorsunuz.
Halbuki sen harikulade güzelsin
                             toprak sıcak ve güzeldir.

Sosyalistin ihanetine bütün hayatıyla bir yanıttır Nâzım.

Toplumcu olacak ama toplumun içinde olmayacaksın!

İnsanlık için mücadele edecek ama insanları sevmeyeceksin!

Mücadele etmeyecek, seyredeceksin!

Sıraya girmeyecek, nefer olmayacaksın!

Ama

herkesten insancıl

herkesten sosyalist

herkesten devrimci

herkesten antiemperyalist

sen olacaksın!

Bireyciliğe saplanacak ama hâlâ sosyalist olduğunu sanacaksın.

Üç buçuk sosyalist arkadaşının fikrini önemseyecek halkın fikrine burun kıvıracaksın.

Mücadele edenlerle değil etmeyenlerle birleştireceksin yaşamını.

Yani devrimci değil akrep olmayı seçeceksin:

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
                             beş değil,
                                     yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
                             deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
                             senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
                             kabahat senin,
                                             — demeğe de dilim varmıyor ama —
                             kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!




İstatistikler

  • 461,650 Tıklama

 

Haziran 2008
M T W T F S S
« May   Jul »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30