I- Bilinç ve Tarih Bilimi
Nesnel dünyanın öznel yansısını teşkil eden bilinçle asıl olarak nesnellik arayışından kaynaklanan tarih biliminin nasıl ve hangi noktalarda kesiştiğini söyleyebiliriz? Bunlar, ilk bakışta keskin bir zıtlık arz eder gibi gözükse de daha detaylı bir şekilde ele alındığında, bunların doğaları gereği birçok noktada belirgin bir şekilde kesiştiğini görüyoruz. I- Bilinç ve Tarih Bilimi
Nesnel dünyanın öznel yansısını teşkil eden bilinçle asıl olarak nesnellik arayışından kaynaklanan tarih biliminin nasıl ve hangi noktalarda kesiştiğini söyleyebiliriz? Bunlar, ilk bakışta keskin bir zıtlık arz eder gibi gözükse de daha detaylı bir şekilde ele alındığında, bunların doğaları gereği birçok noktada belirgin bir şekilde kesiştiğini görüyoruz.
Bilinç ve Bilim
İlkin, bilinç ile genel olarak bilimin kesişimini ele alabiliriz. Boborykin vb.nin (1977, s.50) savladıkları üzere dünyayı ve çevremizde nelerin yaşandığını bilinç aracılığıyla kavrayabilmekteyiz. Bilinçte anahtar bir işleve sahip “kavrama” -diyalektik tarihsel maddeciliğin baş öğretmenlerinden Lenin’in sözleriyle- bilgisizlikten bilgiye, muğlak ve eksik bilgiden daha kesin ve tam bilgiye yönelik düşünce hareketini içerisinde barındıran karmaşık bir süreçten ibarettir (s.52). Buna dayanarak Boborykin vb. kavramaya dayanan söz konusu bilinç süreci dahilinde bilimsel soyutlamanın bizlere çok daha iyi bir kavrayış sağladığını söylemektedirler (s.55). O halde bilimin kendisinin, kavrayışın, dolayısıyla bilincin en güçlü aracını teşkil ettiği sonucuna varabilmekteyiz. Tıpkı bilinç gibi dünyayı ve çevremizde ne yaşandığını kavramamıza yardımcı olarak gerçekliğe ilişkin daha kesin ve tam bilgiye erişmemizi sağlayan bilim, doğrudan bir şekilde sürekli olarak bilincimize etki etmektedir.
İnsan bilincinin ve tarihin toplumsal özü
Öte yandan, Spirkin ve Yakhot (1974, s.54), insan bilincinin -karakterinin yapısı itibarıyla- toplumsal olduğunda hemfikirdirler. Çünkü bilinç insanın toplumsal ilişkilerinden, toplumsal yaşamından ve hareketliliğinden soyutlanmış olarak ortaya çıkamaz. Sosyolog hocalarımızdan Ergun (1982, s.161; s.112) ise, her toplumsal olgunun aynı zamanda tarihsel bir olgu ve toplumsal gerçeğin ilk öğesinin tarih olduğunun altını çizerek bizleri bilincin toplumsal özü ile tarihsel özünün bir olduğu sonucuna götürmektedir. Ayrıca, Kıvılcımlı’nın (1970, s.13) tarih dışında hiçbir toplumsal olayın bulunmadığına ilişkin savı da Ergun’u destekler niteliktedir. Yine aynı doğrultuda, günümüzün büyük tarihçilerinden Hobsbawn (1977, s.142-143), toplumun kavrayışının (o halde bizim burada kullandığımız haliyle toplumsal bilincin) tarihin kavrayışını gerektirdiğini savunmaktadır. İşte bu noktada da tarih bilimi ile bilincin kesişimine tanık oluyoruz.
Son Yorumlar