29 Jun 2008 için arşiv

29
Jun
08

Şener de sahneye çıkacak

Aylardır ısrarla siyasete atılmayacağını vurgulayan eski Devlet Bakanı Şener, bu kez yeni bir siyasi parti için zamanı geldiğinde gerekli açıklamayı yapacağını söyledi.

Evrensel Düşünce Platformu tarafından düzenlenen “Siyasi Etik” başlıklı panele katılan eski Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, son günlerdeki güncel gelişmelere dair açıklamalarda bulundu. Şener aynı zamanda son aylarda katıldığı tüm toplantılarda olduğu gibi kendisine yöneltilen; yeni parti kuracak mısınız?, sorusunu yanıtladı.

Şener bu kez bu soruya mesafeli yaklaşmazken, “Bu sorunun cevabı basın mensupları için birinci sayfadan manşet olur, onun zamanın bana bırakınız” diyerek yanıtladı. Şener’in bu sözleri yeniden siyasete atılacağı şeklinde yorumlandı.
AKP ve yargıya eleştiri
Birçok konuda reform gerektiğini vurgulayan Şener, ülkeyi yöneten kurumlar arasında sürekli çekişme olmasını da buna bağladı. Şener, “Eğitim reformuna ihtiyaç var, ancak siyasi kurumlarla üniversiteler arasında sorun var. Yargı reformuna ihtiyaç var, ancak buradaki kurumlar arasında sorunlar var” diye konuştu.

Şener, siyasi partilerin sağlam bir yapıya sahip olması gerektiğini belirterek, “Siyasi bir parti, bir kurum kendi sorunlarıyla ülkeyi meşgul etmemeli. Siyasi kurumun böyle bir rolü olamaz, siyasi etikle de bağdaşmaz. Günümüzde küreselleşme herkesi sarsıyor, Türkiye küresel rekabette var olma mücadelesi veriyor. Siyaset kurumları bunlarla uğraşmayıp kendi dertleriyle ülkeyi yoruyorsa sorun var demektir” şeklinde konuştu. Şener’in bu sözleri AKP eleştirisi olarak da yorumlandı.

Şener, izleyicilerden gelen sorulara cevap verirken de, yargı konusunda önemli sorunlar olduğunu ve yargı reformu yapılması gerektiğini yineledi. Şener, “Siyasette ne kadar eksiklik varsa yargıda da var. Yargının da, bürokrasinin bazı noktalarının da dokunulmazlığı var” diyerek yargıya yönelik de eleştirisini ortaya koydu.

Son genel seçimlere katılmayarak siyasi yaşamına ara veren Şener’in yeniden siyasete atılacağı ve AKP’den farklı bir siyasi parti içinde olacağına dair haberlere sık sık rastlanıyor. Her ne kadar Şener, bu iddiaları zaman zaman yalanlasa da, AKP’nin kapatılma davasının gündeme gelmesi ile birlikte siyasi bir özne olarak kendine önemli roller biçildiği biliniyor. Yine Şener’in AKP içindeki bir bölünme durumunda belli kişileri etrafında toplayabileceği iddia ediliyor.

29
Jun
08

TÜRKİYE

Attila İlhan’ın CHP ‘nin düzenlemiş olduğu bir şiir yarışmasında birinci olan şiiri:

TÜRKİYE

türkiye türkiye dağlarını duman almış
üzümler memleketi, tütünler memleketi
türkiye türkiye çok gülmüş çok ağlamış
sabırlı bağrı yanık insanlar memleketi
bulut gibi köpürmüş topraktan bereketi
pehlivan dağlarında şafaklar büyümüş
ve o nehirler delirip gür gür gelirler
bir şarkı gibi dağlardan denize yürümüş

sen türkiye’sin sağdıcım kirvem türkiye
insanların insanların ah senin insanların
morca gözlerinden öpsem namuslu gözlerinden
asiye’m işveli hatice fistanı dal işlemeli
sen kırk köyün içinde şanlı zeyneb’im
şahanı vurdular yirmi yaşında, köprü başında
gel yılmaz mahmud’um gel bilal oğlan
arabamın atları, deh deh deh aman da
ha burası karadeniz gemiler yatar limanda
deryalar aslanı şems-i bahrî kamil reis
bu insanlar senden gelir sana gider
tarlaya savrulmuş buğday gibi türkiye

sen türkiye’sin ekmeğim tuzum türkiye
omzumda mavzer koynumda çevresin
ve kıl heybemde taze lor peyniri
gök rengi süt karanfil rengi şarap
batan güneş gibi bakır taşkömürü
ve rüzgara vermiş saçlarını nefti ormanlar
ve köylere karşı sarışın harmanlar
ferik elması kavun karpuz dut ve kayısı
fındık da sende ceviz de sende badem de sende
alnımın teri gözlerimin nuru türkiye

sen türkiye’sin evim barkım köyüm obam türkiye
o senin çifte çarşılı harp görmüş şehirlerin
sahilde mersin yayla türküsü konya.
adana’nın yolları taştan yola çıkıp maraş’tan
ezanla birlikte vardık bir akşam urfa’ya
bursa’nın ya bursa’nın ufak tefek taşları
uçan yıldızı dondurur ardahan’ın kışları
erzincan’da bir kuş var kanadı gümüş pul pul
ve göğe kılıç gibi çekmiş minarelerini
şehirler padişahı canım istanbul

türkiye türkiye ay’lı yıldız’lı türkiye
sen mehmet’sin omuzların anadolu yaylası
aladağlar toroslar dev gibi gövden
sen şehid oğlu şehid babası
sana selam olsun dünya’dan hürriyet’ten

Not; şiirin küçük harfla yazılışı ve noktalama kullanılmaması Attila İlhan’ın özgün tutumudur.

29
Jun
08

Baykal Atina’ya gitmiyor

Sosyalist Enternasyonal’de İsveçli sosyal demokratlar tarafından başlatılan ve Türkiye’den şikayet mektuplarıyla tırmanan CHP gerilimi çözülemeyince, Deniz Baykal Atina’daki Sosyalist Enternasyonal toplantısına gitmekten vazgeçti.

Deniz Baykal Atina’ya gitmiyor. Sosyalist Enternasyonal’de CHP’nin sosyal demokrat ilkelerle bağdaşmayan tutum ve politikaları nedeniyle kınanma olasılığı güç kazanınca CHP Genel Başkanı çareyi Atina’ya gitmemekte buldu. Yarın başlayacak toplantı öncesinde başta evsahibi PASOK olmak üzere, çeşitli partiler nezdinde girişimde bulunan CHP yönetimi sonuçtan emin olamayınca toplantıya katılmama kararı aldı.

Bilindiği gibi uzun bir süredir Sosyalist Enternasyonal’de başını İsveçlilerin çektiği bir grup CHP’nin örgütten atılması gerektiğini dile getiriyordu. Bu grubun eleştirilerinin yaygınlık kazanması ve Türkiye’den de AKP ve AKP destekçilerinin ardı ardına şikayet mektupları yazması üzerine CHP yönetimi çeşitli girişimlerde bulunmuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen Sosyalist Enternasyonal ilkelerine sahip çıktıklarını ama örgütteki bazı partilerle görüş ayrılıklarının olduğunu açıkladı.

29
Jun
08

İstifanın Yolları

Çok eskiden, mücadeleden ayrılmış arkadaşlarımız için “İstifa etti.” derdik. Hiçbirimiz daha herhangi bir yerde çalışıp da kendi isteğimizle ayrılma gibi bir yaşantının içinde bulunmamış olmamıza rağmen, niye pek de yaşımıza başımıza yakışmayan öyle bir deyişi kullanırdık, bilmiyorum. Aklımızca, biraz alay etmeye, biraz da küçümsemeye çalışırdık ama, daha çok, o arkadaşlarımıza yönelik bir bağışlayıp kollama eğilimi ağır basardı galiba.

Zaten o zamanlar ayrılma değil katılma eğilimi baskındı. İnsanlar, özellikle de genç insanlar akın akın sola, sosyalizm mücadelesine geliyorlardı. Buradaki “akın akın” deyiminin çok abartılı olduğu düşünülmemelidir. İstifaların çoğalması daha sonradır. İstifa sözcüğünü seçişimizde onun bir teslimiyet anlamı taşımasının da payı vardı; bir işi sonuna kadar götürememenin, bir direnişi sürdürmeye güç yetiremeyişin, hiç değilse yorulmuş olmanın çaresizce kabullenilişi… Bu bakımdan, o zamanki ayrılmaların, genellikle, aşağıda değineceğim yollardan üçüncüsüne denk düştüğü söylenebilir.

Soldan, solculuktan, sosyalizm mücadelesinden ayrılmanın yollarını üç kümede sınıflandırmanın mümkün olabileceğini sanıyorum. Yolları yerine biçimleri ya da biçemleri mi demeliydim yoksa?

Bunlardan biri ve, benim gözlemlerime göre, en yaygın olanı, küfrederek ayrılmadır. Küfür ayrılma ile birlikte, belki biraz önce başlar; ayrılmadan sonra dozu ve zenginliği artarak devam eder. Küfürbazların bir bölümü parçası oldukları ama aktif politik hayatından uzak durmaya çalıştıkları düzenin keyfini sürerken, bir başka bölümü ise bu keyif sürme ayrıcalığının bedeli olarak ortaya koyabilecekleri başka hünerleri olmadığı için küfrederler. Dolayısıyla, birinciler küfrü boşa geçirdikleri zamanın hıncına küçük bir katkı olsun diye ve azaltarak sürdürürken, ikinciler tıksırıncaya, çatlayıncaya, patlayıncaya kadar yiyebilmenin karşılığı olarak küfrettikleri için küfürleri hiç bitmez ve yaratıcılıkta ellerine su dökülmez. Şöyle de söylenebilir: Birinciler için küfür artık bütün izlerinin silinmesi gereken karabasanlı bir geçmişi hatırlatttığı için git gide can sıkıcı duruma gelir. İkinciler içinse yolunu bulmanın vazgeçilmesi imkânsız yoludur.

İstifanın benim gözleyebildiğim bir başka yolu ya da biçimi, solculuğu aşmaktır. Burada söz konusu olanın, içererek ya da özümleyerek aşma diye ileri sürüldüğünü, hatta Hegel ve Marx göndermeleriyle dillendirildiğini de eklemeliyiz ki, anlatımımızda önemli bir eksiklik kalmasın. Entelektüel rengi baskın bu istifa biçeminin de politikanın büsbütün dışında olmamayı gerektirdiği, ülke ve dünya sorunları ile ilgilenmek çağdaşlığın bir gereği sayıldığından, sınırlarını bu gereğin belirleyeceği bir ölçüde politikanın içinde olmayı öngördüğü belirtilmelidir. İlkindeki kadar apaçık ve kaba saba olmasa bile bu ikinci yolun da belli bir küfür dozu olmaksızın hayata geçirilemeyeceği besbellidir. Bu ortaklaşmaya bakarak, soldan ayrılmanın, çoğu kez,  bir en az küfür düzeyini tutturmadan mümkün olmadığını söylemekte sakınca yoktur.

Bir üçüncü yol ya da biçim ise sessiz sedasız sıvışmaktır. Bu yolu tercih edenlerin yaptıkları ötekilere göre o kadar naif ve dürüstçe kalır ki genellikle, Marx’ın en sevdiği sözü tekrarlayıp “İnsani olan hiçbir şey bana yabancı değildir.” demekten ve burada kullandığımız “sıvışma” sözcüğünü pek ağır ve aşağılayıcı bulup “sessizce çekilmek” ya da “uzaklaşmak” türünden sözcüklerle değiştirmekten başka çare bulamayız; böylesi bize hem daha gerçekçi hem de hakkaniyete daha uygun görünür.

Şunu da eklemek zorundayım elbette: Bunlar benim yapabildiğim gözlemler ve onların sonucunda ulaşabildiğim soyutlamalar. Gözlem gücü ve soyutlama yeteneği daha gelişkin olanların, daha zengin sonuçlara ulaşabilmeleri doğaldır. Ancak, onların da burada kısaca yazmaya çalıştıklarımı geçersizleştirecek sonuçlar ortaya koyacaklarını sanmıyorum.

Son bir ek şöyle olabilir belki: Bunların, epey eski zamanlardan taşınmış saptamalar olmakla birlikte, özetlenerek yazılmasının bugünlere rastlamasında soldan ayrılmaların, başka bir sola geçmelerin, bu yöndeki eylem ve söylemlerin biraz artış eğilimi göstermesinin bir etkisi olmuştur herhalde. Bu yazımdaki en ivedilikle giderilmesi gereken eksikliğe gelince, bana kalırsa, o da müstafi olanların, daha doğru bir anlatımla dökülenlerin ve/veya bizim öyle kabul ettiklerimizin gerekçeleri ya da saikleridir.

Bu gerekçeler üzerinde de kafa yorduktan sonra, onlara, özellikle küfürbaz olanlarına  indireceğimiz darbelerin altından kalkacak gücü nereden bulacaklar?

29
Jun
08

Barzani Erdoğan’ı sıcak karşılayacakmış

Neçirvan Barzani, önümüzdeki günlerde Irak’a gidecek Başbakan Erdoğan için “sıcak karşılarız” dedi.

 Kuzey Irak’taki bölgesel Kürt yönetiminin başbakanı Neçirvan Barzani, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Irak’ta çok sıcak karşılarız” dedi.

Irak merkezi hükümet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerin ardından Erbil’e dönen Barzani, burada Bağdat gezisiyle ilgili bir basın toplantısı düzenledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak’ın başkenti Bağdat’ı ziyaret edecek olmasının kendilerini çok sevindirdiğini kaydeden Barzani, şöyle dedi:
“Bizim Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan ile şimdiye kadar görüşme gibi bir programımız yok. Ama olursa tabii ki biz çok seviniriz. Erdoğan’ı Irak’ta çok sıcak karşılarız. Ama şu ana kadar böyle bir program yok. Erdoğan’ın gelişinin her iki ülke için ilişkilerde yeni dönem ve iyi başlangıçlara neden olmasını diliyorum. Irak ile Türkiye arasında iyi komşuluk ilişkileri olmasını istiyoruz.”

Kürtçe yayın olumlu
Neçirvan Barzani, bir gazetecinin, Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesut Barzani’nin “PKK’nin terörist örgüt olmadığı” yönündeki açıklamasıyla ilgili sorusu üzerine, IKDP liderinin kendilerine her zaman Türkiye ile iyi ilişkiler kurma talimatı verdiğini ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz de bu sözlerden yola çıkıyoruz. Sorunlara Kürt bölgesi pozitif çözüm bulmak istiyor. Biz Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak istiyoruz. Bizim topraklarımızdan hiçbir şekilde komşularımıza saldırı olmasını istemiyoruz, buna karşıyız.”

Neçirvan Barzani, TRT’nin yapacağı Kürtçe yayınını çok olumlu bulduklarını da belirterek, “İşte sorunlar bu şekilde de çözülür” dedi.

29
Jun
08

CHP’li üyelerden TRT’yi şikayet

RTÜK’ün CHP kontenjanından gelen üç üyesi bir mektupla TRT’yi şikayet ettiler.

 RTÜK’ün CHP’li üyeleri Şaban Sevinç, Hülya Alp ve Mehmet Dadak, TRT’den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın’a gönderdikleri mektupta TRT’yi şikayet etti.

TRT’nin son dönemde devletin temel kurumlarına karşı yürütülmekte olan karalayıcı kampanyaya katkı yapmaya başladığını anlatan üyeler, mektubu bilgi için Başbakanlık, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve RTÜK Başkanlığı’na da gönderdiler. 26 Haziran’da gönderilen mektupta TRT 1′den yapılan yayınlarla başta TSK ve Anayasa Mahkemesi olmak üzere ana muhalefet partisi ile diğer muhalefet partilerinin “demokrasi karşıtı -darbeci- hukuk dışı ve çetecilik” yapmakla suçlanır hale geldiği belirtildi.

Mektupta 18 Mart’ta Yeni Şafak yazarı Tamer Korkmaz tarafından yapılan Ezberbozan adlı programda ekranda yer alan “Yargı çeteleşiyor mu?” şeklinde bir yazıyla Türkiye Cumhuriyetinin yargı organlarına karşı akıllara durgunluk verecek şekilde saldırgan bir ifade kullanıldığına işaret edildi

Teftiş yapılsın

Bu suçlamaların, özel televizyon kanalına yöneltilmesi halinde sözkonusu kanalın “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkilaplarına aykırı yayın yapılamaz” hükmüne aykırı yayın yapmak suçundan, en ağır müeyyide olan “uyarı yapılmaksızın bir ay süreyle yayın durdurma” cezasına çarptırılacağını savunan RTÜK üyeleri, TRT konusunda RTÜK’ün yapabileceği bir yaptırımın söz konusu olamadığını vurguladılar.

RTÜK üyeleri, Devlet Bakanı Mehmet Aydın’dan söz konusu programlar hakkında “TRT içinde gerekli soruşturma ve teftiş mekanizmalarını çalıştırmayan” ve “devletin temel kurumlarına yönelik saldırgan, suçlayıcı ve bölücü yayınlara izin veren” TRT Genel Müdürü hakkında gerekli işlemlerin yapılabilmesi için Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun görevlendirilmesini istediler.

29
Jun
08

Sivil Darbeciler

Artık Türkiye’de darbe yapabilecek bir değil iki güç var!

 

 TSK’nın yeri ve “darbe” tehlikesi üzerine yoğunlaşan tartışmalar, siyasette “vesayet” konusunu da yenden gündeme getirdi. Bilindiği gibi, belli kesimler AKP’ye karşı siyaset yapan bütün özneleri “darbe yandaşı” ya da “ordu vesayetinde” olmakla suçluyor. Ancak bu suçlamaları yapan kesimlerin ortak özelliği Avrupa Birliği, ABD ya da Soros’un vesayeti altında olmaları. Ülkede yaşananlar, sanal düşman üretip kendi niyetlerini gizlemeye dayanan emperyalist toplum mühendisliği taktiğinin bir kez daha sahneye konduğunu gösteriyor.

TSK’nın siyasetteki yerine dönük tartışmalar son üç yılda yoğunlaştı. Bu dönem aynı zamanda Avrupa Birliği ve ABD’nin toplumsal ölçekte daha çok sorgulanır olduğu yıllara denk düşüyor. Son yıllarda üst üste yapılan kamuoyu araştırmaları Türkiye halkının ABD ve AB’ye güven duymadığını gösteriyor. Bu iki emperyalist odağın Irak işgali, “çuval hadisesi”, AB’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı düşünülen çifte standart gibi gündemlerle itibarının sarsılmasının hemen ardından uygulamaya konulan “toplum mühendisliği”, ders kitaplarına geçecek bir incelik taşıyor.

Emperyalist odaklarla yakın bir ilişki içerisinde olan aktörler tarafından yürütülen kampanya Türkiye’de, Sırbistan-Ukrayna-Gürcistan-Kırgızistan örneklerinde olduğu gibi, neo-liberal politikaların ihtiyaç duyduğu devlet yapısının kurulmasını kolaylaştıracak bir toplumsal zemin oluşturmak ve “bağımsızlık” düşüncesini bütünüyle çağdışı ilan etmek gibi amaçlar taşıyor. Bir yandan AKP karşıtı olmak “darbecilikle” özdeşleştirilirken, AB, ABD ve Soros vesayetçiliği meşru hale getirilmeye çalışılıyor.

Kim bu mühendisler?
ABD’li spekülatör George Soros’un Türkiye temsilcilerini listenin en başına yazmak mümkün. Bilindiği gibi George Soros’un ismi Gürcistan’da, Ukrayna’da ve Kırgızistan’da hayata geçirilen turuncu ve kadife devrimlerde sıkça duyulmuştu. Soros tarafından kurulan ve uluslararası bir örgütlenme olan Açık Toplum Enstitüsü Türkiye’de de çalışma yürütüyor. Enstitü’nün Türkiye direktörü Hakan Altınay yine Soros tarafından finanse edilen “Bağımsız” İletişim Ağı’nda (bianet.org)  ve Taraf Gazetesi’de yayımlanan yazısında Soros’tan “zengin, ancak servetini çok lüks bir yaşam sürdürmek yerine, ‘açık toplum’ ideali için harcayan sıradışı biri” olarak bahsediyor. Bu enstitü TESEV, Açık Toplum Enstitüsü, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Türk Demokrasi Vakfı, Tarih Vakfı, ARI Derneği, Liberal Düşünce Topluluğu, TOSAV, BiaNET, AÇEV, Umut Vakfı ve Bilgi Üniversitesi’ni doğrudan destekliyor.

Soros’tan yıllık 2 milyon dolar
Danışma Kurulu üyelerini her sene değiştiren Enstitü’de şu ana kadar Neşe Düzel, Murat Belge, Eser Karakaş, Baskın Oran gibi isimler görev almış. Enstitü’nün Danışma Kurulu Başkanlığı’nı ise eski TÜSİAD yöneticisi patron Nazif Can Paker yapıyor. Paker aynı zamanda TESEV’in başkanlığını yürütüyor. Paker, Soros’un yıllık yaklaşık 2 milyon dolarlık bir bütçeyi Türkiye’deki projeler için ayırdığını söylemişti. Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan gibi ülkelere yapılan desteklerin yüz bin dolarlarla ifade edildiği düşünüldüğünde bu rakamın önemi anlaşılıyor. Can Paker bir röportajında şöyle söylüyor: “AB hedefine kim adım atabiliyorsa kesin ona destek veririm. Adım atmayana destek vermemeye çalışırım. Artı karşısında olmaya çalışırım. AB yolundan ayrılanların da yine karşısına çıkarım. Benim için Türkiye’nin siyasi çatısı Avrupa Birliği’dir.” Açık Toplum Enstitüsü ve vesayeti altındaki kurumlar ve kişiler, yayınları ve yürüttükleri faaliyetlerle “toplum mühendisliği”nin en önemli örneklerini sunuyorlar.

Fethullahçılar
Toplum mühendisliği söz konusu olduğunda Açık Toplumcularla yarışan bir diğer ekip ise  Fethullah’çılar. Medya ayağını Zaman, Samanyolu TV, Aksiyon Dergisi, Ebru TV, Mehtap TV, Cihan Haber Ajansı ve Burç Fm’in de içinde olduğu bir dizi yayın organının yaptığı bu örgütlenme ayrıca 1998 yılında bu yana Abant Toplantılarını düzenliyor. Yüzlerce akademisyen, yazar ve siyasetçiyi bir araya getiren Abant Toplantıları, (şimdilik) ABD’deki Fethullah Gülen’in Türkiye siyasetinin eksenini belirlemekteki en önemli platformu olarak görülüyor.

Sene başında AKP’ye karşı üniversitelerde düzenlenen eylemleri provokatörlük ve darbe yandaşlığı olarak niteleyen bu grubun yayınları, AKP yayını gibi çalışan Yeni Şafak, Bugün, Star türü gazetelerle birlikte güncel olarak devam eden “Darbeye Karşı 70 Milyon Adım” gibi inisiyatiflerin de baş destekçisi durumunda.

Son dönemde AKP’ye yakın sivil toplum örgütlerinin bir araya gelişiyle oluşturulan ve 350’ye yakın katılımcıya sahip Ortak Akıl Hareketi ise “darbe karşıtı” bir toplumsal hareketlilik yaratma amacını taşıyor. İlk mitingini dün Malatya’da gerçekleştiren Ortak Akıl Hareketi’nin “Kayıt yok, şart yok, Egemenlik Milletin” yazılı afişleri bu günlerde panoları süslüyor.

Geçen hafta İstiklal Caddesi’nde “Darbeye karşı 70 milyon adım” inisiyatifi tarafından düzenlenen “Darbeye Durde” yürüyüşünde bütün bu aktörlerin buluşmasına tanık olundu. Kendisini “solcu” olarak tanımlayan isimlerin de dahil olduğu bu yürüyüş AKP’ye ve emperyalizme karşı verilecek mücadelenin önünü kesmek üzere yürütülen faaliyetin nicel olmasa da nitel anlamda önemli bir yol aldığını gösterdi.

29
Jun
08

Edebi provokatör!

AKP’nin politikalarını eleştiren yazar Latife Tekin’i susturmaya kalkan Karabük Belediye Başkanı Erer, ‘provokasyon sezdikleri’ni iddia etti.

Karabük’te düzenlenen Sanayi, Kültür, Sanat Festivali kapsamında yapılan “Kentleşme, Sanayi ve Edebiyat” panelinde, yazar Latife Tekin’in konuşmasına tepki gösteren AKP’li Belediye Başkanı Hüseyin Erer, Latife Tekin ve Onur Caymaz’ın paneli terk etmesinin ardından, basın kuruluşlarına yaptığı açıklamada Tekin’i suçladı. Tekin’in konuşmasının hakaret içerdiğini öne süren Erer, yazarların siyaset yapmasına da karşı olduğu için, engellemek isteğinin başından beri var olduğunu söyledi.

“Sanat siyasete karışmamalı”
Erer, “ben geldiğimde Latife Hanım konuşuyordu. Bir süre dinledim; ancak konuyla ilgili olmayan siyasi konuşmalar yapıyordu. Ben de öne geçtim, belki esas konuya gelir, konuşmasını dengeler diye” sözleriyle Tekin’e karşı ölçülü bir uyarıda bulunduğunu ifade etti. Erer, “ben her türlü fikrin söylenmesinden yanayım. Ancak kültür sanat etkinliğinde siyaset yapılmamalı; bu tür etkinlikler siyasi platforma çevrilmemeli. Orada, hem yapılmaması gereken siyaset, hem de yapılmaması gereken hakaret yapılmıştır” sözleriyle de, tepkisinin neye yönelik olduğunu sergiledi. Erer, hükümete, Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na eleştiri yöneltmesi üzerine müdahale ettikleri yazarın, “beni susturamazsınız” tepkisinde, “bir provokasyon sezdik” dedi.

Emekçi kentini saran gericilik
Latife Tekin, konuya ilişkin soL’a yaptığı açıklamada, “festival davetini kabul ettiğinde, bir emekçi kenti olduğunu düşündüğü Karabük’te, gericiliğin hissedilir şekilde arttığını gözlemlediğini ve panel konusu olan sanayi ve kent üzerine konuşurken, bu konuya da değindiği”ni söyledi. Enerji konusunda AKP’nin politikalarının emek karşıtı olduğunu da söylediğini belirten Tekin, Belediye Başkanı’nın sanatçının siyaset yapmasından ve güncele dair eleştiride bulunmasından rahatsız olduğu, bunun da AKP’nin eleştiri kaldırmayan tavrıyla örtüştüğü saptamasında bulundu. Gösterilen tepkinin aşırılığı karşısında, olayın Madımak’taki gibi bir boyuta gelmesinden bile korktuğunu söyleyen Tekin, “orada bulunan diğer arkadaşlarımıza karşı da bir tepki oluşmaması için kalkıp çıktım” dedi.

Olayla ilgili olarak görüştüğümüz, aynı panelde konuşmacı olarak yer alan yazar Onur Caymaz ise, Belediye Başkanı’nın gösterdiği tepkinin ardından, kendisinin ertesi gün yapacağı açıklanan şiir dinletisini de iptal ederek Karabük’ten ayrıldıklarını söyledi. Caymaz, Karabük Kültür Derneği’nin olaya belirgin bir tepki koymadığını ve Belediye Başkanı’nın ise televizyonlarda özür dilemek dışında kendileriyle bağlantıya geçmediğini belirtti. Karabük Kültür Derneği, olayın ertesi günü AKP’li Belediye Başkanı Erer ile basın toplantısına katılarak, yaşananlardan üzüntü duyduklarını ifade etmişti.

29
Jun
08

AKP’nin güneşini çalan Tuncay Özkan’mış

Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığı’na yapılan başvuruyla kurulan ve amblemi güneş olan Yeni Parti’nin arkasındaki ismin Tuncay Özkan olduğu ileri sürülüyor.

 Geçtiğimiz günlerde kurulan Yeni Parti’nin arkasındaki ismin Tuncay Özkan olduğu iddia edildi. Akşam gazetesinin haberine göre AKP’nin de üzerinde durduğu güneş amblemini kullanan Yeni Parti’nin Genel Başkanlığı’na Özkan getirilecek. Haberde eski MHP’li Yaşar Okuyan’ın da bu partiye katılacağı ileri sürülüyor.

Bilindiği gibi AKP’nin kapatılması durumunda güneş amblemli Yeni Parti isiminde bir parti kurulacağı söyleniyordu. Hatta AKP’nin geçtiğimiz haftalarda yaygın olarak kullandığı “güneş”li afişlerin kamuoyunu bu ambleme alıştırma amacıyla hazırlandığı bile iddia edilmişti.




İstatistikler

  • 461,650 Tıklama

 

Haziran 2008
M T W T F S S
« May   Jul »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30