02 Jul 2008 için arşiv

02
Jul
08

The Gülen Movement!

Başlık bizim değil…

Fethullah Gülen çevresinde gerçekleştirilen uluslararası toplantıların kalıplaşmış adı; Türkçe söyleyişle Gülen Hareketi… Gülen Türkiye’den çok Amerika’ya mal olmuş bir kişilik sergilediğinden adlandırma da yakışıyor.

Örneğin, 2007 yılı ekim ayında İngiltere Lordlar Kamarası’nın salonları bu hareketin düzenlediği toplantılara açıldı. Kaç kurum Lordlar Kamarası’nda böylesine olağanüstü ilgiyle karşılanır; okurun yorumuna bırakalım.

Gülen’le ilgili gelişmeler hızlı seyrediyor. Yargıtay’ın kararı genel anlamda bilinenin ilanıydı. Gülen’in silahlı terör örgütü çerçevesinde yargılanmasının temeli yoktu. Olayın asıl boyutu ABD’de seyrediyor…

Gülen, Türkiye’ye geliş koşullarının kolaylaştığı şu günlerde, ABD’de kalış koşullarını güçlendirmeye çalışıyor. Yeşil Kart almak için yaptığı başvuru reddedildi. Savcının Gülen’le ilgili dile getirdiği kuşkular ilginç; insanın Amerikan savcısı iyi bir Cumhuriyet okuru mu, diyesi geliyor!

***

Gülen, ABD’de kalış zeminini güçlendirmek için “iş, bilim, sanat, eğitim ve spor alanında olağanüstü yetenekli” kişilere verilen oturma ve çalışma izni almak istedi. Mahkeme şu yanıtı verdi:

“Bu alanlardan biri hakkında olağanüstü yeteneğini belgeleyememiştir!”

Gülen’in çevresindekiler hemen şöyle bir tümce ürettiler:

“Kendileri, dini hoşgörüyü eğitim kurumlarına sokma metotları geliştirmiştir..”

Mahkeme sordu:

“Nedir bu metotlar?”

Buna verilen yanıt da tatmin edici olmadı… Bütün bunların üstüne savcı demez mi:

“Gülen’in olağanüstü büyük maddi gücü var. Bu güce erişmede CIA ile ilişkilerinin rolü olabilir!”

Gülen hareketinin CIA ile bağlantısı var mı yok mu sorusu, şöyle bir soru kadar abes:

Mayoyla denize giren kişi ıslanır mı?

Bu soruya Gülen mantığıyla yanıt vermek için önce şu sorunun yanıtlanması gerekir:

Deniz ıslak mıdır?

Gülen’in 1990’lı yılların başından itibaren hızla büyümesinin temel etkeni şöyle özetlenebilir:

ABD, yıkılan Sovyetler Birliği’nin ardından Orta Asya’yı kendi nüfuzu altına almak için Gülen’i taşeron olarak kullandı. Her şey bu temelin üstüne oturtuldu.

***

Geçen hafta ABD’den gelen haberler ilk bakışta kafa karıştırıcı nitelikteydi…

1997’den beri ABD’de yaşayan Gülen’le igili Amerikan makamlarının kafasında neden ani soru işaretleri oluşmuş gibi bir hava veriliyor?

Beş şık sıralayalım:

A- ABD, Gülen’i Orta Asya’da yeterince kullandı. Zamanla gerçek kimliği açığa çıktı. Rusya, Özbekistan Gülen okullarını kapattı. ABD, Gülen’in son kullanma tarihinin dolduğunu düşünüyor.

B- ABD, Gülen’in yeni dönemde Afrika’da kullanılmasını planlıyor. Bu süreçte tüm iplerin kendi elinde olmasını sağlamak için oturma iznini sallantıda bırakıyor. Kendisine bağlı Gülen’i daha da bağımlı kulluğa çekiyor.

C- Türkiye’nin iç dengelerini dikkate alıyor. Önümüzdeki dönemin nasıl sonuçlanacağını kestiremediği için Gülen’e karşı daha ortada bir duruş sergiliyor.

D- AKP’nin kapatılması davası sonrasında Gülen hareketi nasıl bir tavır sergileyecek? Bu konuda netleşmiş bir anlaşma olmadığı için ABD, Gülen’e “çizgimizden çıkarsan çizeriz” mesajı veriyor.

E- Hepsi.

Gülen, ABD’den gelir-gelmez ayrı konu. Biz Türkiye’dekilere seslenelim:

Kendinize gelin!

02
Jul
08

Toprak Ağası, Demokrasi ve Travma

Adamlar Toprak Ağası

Adamlar Şeyh

Adamlar Şıh

Adamlar toprağın sahibi

Adamlar toprağın üzerindeki bitkilerin sahibi

Adamlar toprağın üzerindeki hayvanların sahibi

Adamlar toprağın üzerindeki insanların sahibi

***

Adamlar her zaman her yerde

Adamlar Padişahın yanında

Adamlar Şeriatın yanında

Adamlar tarikatların başında

Adamlar partilerin yönetiminde

Adamlar devlet yönetiminde

***

Bir amcaoğlu padişahçı, bir amcaoğlu cumhuriyetçi

Bir amcaoğlu iktidarda, bir amcaoğlu muhalefette

Bir amcaoğlu dağda, bir amcaoğlu bağda

Bir amcaoğlu köyde, bir amcaoğlu kentte

***

Rejim değişir

İktidarlar değişir

Adamlar değişmez

Adamlar iktidarın gerçek sahibi

Adamlar Sarayda

Adamlar Mecliste

Adamlar her zaman, her yerde

***

Adamlar hem uhrevi iktidarın sözcüsü

Hem dünyevi iktidarın

Adamlar hem dini yozlaştırır

Hem siyaseti

***

Bir kolları Kuvva-i Milliyeci, Atatürkçü

Bir kolları Kuvva-i İnzibatiyeci, Padişahçı

Bir kolları Tek Parti Yönetiminde, CHPde

Bir kolları Terakkiperver Partide, Serbest Partide, Toprak Reformuna karşı çıkan ve muhalefeti oluşturan Demokrat Partide

Her zaman iktidarda

***

İktidarda kalabilmek için her türlü takıyyeyi yapanlar, hem Atatürkçü, hem Atatürk karşıtı olanlar onlar

Devrimleri yozlaştıran onlar

Dinciliğin lideri onlar

Cumhuriyeti yozlaştıran onlar

Laikliği yozlaştıran onlar

Demokrasiyi yozlaştıran onlar

Eğitimi yozlaştıran onlar

İnsanlara kul, köle, kadınlara mal muamelesi yapanlar onlar

***

Sandığı vatandaşın önüne koyarsan içinden demokrasi çıkar….

Sandığı müritlerin, kulların önüne koyarsan, ağa çıkar, şeyh çıkar, şıh çıkar

***

Değişme ve gelişmeyle güçleri azalanlar onlar..

Değişen, gelişen ülkeye ve dünyaya direnen onlar

Travmayı yaşayan onlar

Travmayı yaşatan onlar

***

Onlar iktidarlarını korumak için şeytanla bile işbirliği yapar:

Kendi çıkarları adına ülkeyi, rejimi satarlar

Kendi çıkarları adına dış güçlerle işbirliği yaparlar

Kendi çıkarları adına ülkeyi bölerler

Kendi çıkarları adına halkı birbirine düşman ederler

***

Son demlerini yaşıyorlar

Hırçınlıkları bundan

Merak etmeyin:

Uygarlık çizgisindeki değişme ve gelişme eninde sonunda ülkemizde de egemen olacaktır

Uyduruk, ağalara, şeyhlere, şıhlara hizmet eden, yağmacılığı koruyan oligarşik yapı değişecek, halkın çıkarlarının temsil edildiği gerçek demokrasi sonunda ülkemizde de işleyecektir

02
Jul
08

‘Kâfir…’

Yeni yayımlanan bir kitabın adı bu: Kâfir.

Somalili genç bir kadının hem yaşamöyküsünü veren hem de düşüncelerindeki, duygularındaki değişimi anlatan bir yapıt. (Altın Kitaplar-Haziran 2008)

Ayaan Hirsi Ali, Somalili bir ailenin kızı. İslam kurallarına göre yetiştirilen bir kız çocuğu. Küçük kız, çocukluğundan başlayarak din kurallarına göre yaşanan bir evdeki çocukluğu öğreniyoruz. Sonra Ayaanın ailesi, babanın Suudi Arabistanda çalışması amacıyla bu ülkeye gidiyor.

Sonra Ayaan Hirsi Ali Hollandaya gidiyor ve orada düşünmeye başlıyor.

İnsanlar neden kendilerine öğretilenleri sorgulamıyor?

Kadının itaatini sorgulayan İtaat konulu bir sergi açmayı düşünüyor.

Böyle bir serginin Müslümanlar için kabul edilebilir bir şey olmayacağının farkındaydım. Eğer dininizin ve kutsal kitabınızın mutlak olduğuna inandırılarak yetiştirilmişseniz geri kalan herkesin sizin gibi düşünmeyebileceğini ve kitabınızın tamamen kutsal olmadığını düşünebilmesini kabul etmek çok zor olacaktır.

Ancak bu sergi girişimi ve benzeri çalışmaları fanatik din kesiminin tepkilerini almakta gecikmiyor ve Ayaan tepkiler, arkasından tehditler almaya başlıyor.

Yaşanmış ve yaşanmakta olan bu öykü, bir genç kadının öyküsü değildir.

Günümüzde din fanatizminin boyutlarını göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir.

İnancını istediği gibi yaşamakadı altında sunulan masum demokratik bir istek görüntüsünün nasıl bir bağnazlık içerdiğini ortaya koyan yapıt, ilgi ile okunması gereken bir yaşam deneyimini gözler önüne seriyor.

Günlük yaşamda, eğitimde, ev yaşamında, erkek-kadın ilişkilerinde din eksenli bir anlayışın yaşamı nasıl biçimlendirdiği açıkça görülüyor.

Ülkemizde de türbanla başlayan isteklerin yavaş yavaş nerelere uzandığını artık herkes gördüğü için çok fazla bir şey söylemek gerekmiyor.

Önce üniversite öğrencilerine türban özgürlüğü!

Sonra ilköğretim öğrencilerine buözgürlüğün yaygınlaşması!’

Arkadan inanç temelli okullar.

Sonrasında şeriat hukuku.

Dahasında din eksenli yaşam. İbadet yapmanın zorunluluğu.

Mahalle baskısı, çevre baskısı, çıkar baskısı.

Aynı dinden olanlara ekonomik öncelikler.

İnanmayanların suçlanması.

Din temelli yaygın ayrımcılık.

Atatürk’ün ve yaptıklarının reddi.

Sosyal travma açıklamaları.

Atatürkü sevmeme, Humeyni’yi sevmeler.

Halk bunu istiyorzorlamaları.

Bir halifemiz olsun istekleri.

Halk isterse şeriat da gelirmeydan okumaları.

Bu arada Graham Fuller’in Yeni Türkiye kitabındaki açıklamalar.

CIAnın eski Türkiye Masası Şefinden Türkiye analizleri.

Amerikanın ılımlı İslamprojesi.

B(üyük) O(rtadoğu) P(rojesi).

AKPnin açıkça desteklenmesi.

Amerikanın Türkiyeye biçtiği stratejik rolün uygulama aşamaları.

Halkın gündelik yaşamdaki değişiklikleri zihinsel imgelere dönüştürmesi.

Hesaplanan toplumsal psikoloji.

Artık gizlenen, saklanan bir şey yok.

Her şey ortada, her şey açıkta.

Türkiye, yeniden Ya bağımsızlık ya mandaıkmazında.

Okunması gereken kitaplar yayımlanıyor.

Dünya küçük.

02
Jul
08

Laiklik Bir Yaşam Biçimi midir?

Yargıtay Başsavcısı Laiklik bir yaşam biçimidir diyor.

AKP, Hayır laiklik bir yaşam biçimi değildir diye itiraz ediyor.

Hüzün verici bir durum!

Hüzün verici bir durum, çünkü Türkiye’yi altı yıldır yönetenlerin dünya görüşü, felsefi yaklaşımı, siyaset anlayışı ve tabii bilgi düzeyi hakkında insanı umutsuzluğa sürüklüyor.

***

İnsanların yaşam biçimi, içinde yaşadıkları toplumsal yapı tarafından belirlenir.

Toplumsal yapıyı belirleyen ana öğe ise, üretim ilişkileridir.

Demek ki esas olarak yaşam biçimi, üretim ilişkileri tarafından belirlenir.

Örneğin köleci toplumda, insanların, işlerini sahip oldukları kölelere yaptırmaları doğaldır.

Örneğin feodal tarım toplumlarında, ağanın toprağa ve onun üstündeki bütün varlıklara sahip olması, köylülerin onun için üretim yapması doğaldır.

Örneğin kapitalist endüstriyel toplumlarda, işçilerin ücret karşılığında serbestçe çalışmaları ve kazandıkları parayı istedikleri gibi harcamaları esastır.

***

Hiçbir toplumda bütün bireyler homojen nitelik taşıyan tekdüze bir yaşam biçimini paylaşmaz.

Üretim ilişkilerinin belirlediği yaşam biçimi, sadece din, dil, ırk, milliyet, mezhep, yani manevi kültür bakımından çeşitlilikler göstermekle kalmaz, bireyin özgürlük alanlarında da farklılaşır.

Ama bütün bu çeşitlilikler ve farklılaşmalar, esas olarak üretim ilişkilerinin belirlediği toplumsal yapının egemen yaşam biçimini ortadan kaldırmaz.

***

Ayrıca, yaşam biçiminin temel belirleyicisi olan üretim ilişkileri dahi her toplumda tekdüze değildir:

Her toplumda egemen üretim ilişkisinin yanında, eski üretim ilişkilerinin kalıntıları ve gelecek üretim ilişkilerinin filizleri, yani farklı yaşam biçimleri vardır.

***

İşte bir yaşam biçimi olarak laiklik, kapitalist endüstriyel kent toplumlarının özelliklerinden biridir…

Aynen dinselliğin veya dinciliğin, feodal tarım toplumlarının bir yaşam biçimi özelliği olması gibi.

***

Her üretim biçimi kendi siyasal rejimini de yaratır.

Kapitalist endüstriyel üretim biçimi, zaman içinde laiklik, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti çizgisinde gelişmiştir.

***

Birey açısından, laik bir toplumdaki laiklik herkes için zorunlu bir yaşam biçimi midir?

Kuşkusuz hayır!

Aynen demokratik bir toplumda demokrasinin, bireylerin zorunlu yaşam biçimi olmaması gibi.

Doğal olarak, demokratik bir toplumda bireyler kendi özel yaşamlarında demokrat da olabilir, otoriter veya totaliter de…

Laik bir toplumda laik de olabilir, dinci veya ateist de…

Buradaki ince nokta, laikliğin de aynen demokrasi gibi, bireysel tutum ve davranışların dışında ve ötesinde toplumsal ve siyasal bir yaşam biçimi oluşturmasıdır.

Sorun kahvaltıda ne yendiği, ne tür müzik dinlendiği değil, insanların ortak etkileşim alanlarındaki (yani kamu alanındaki) egemen ilişkilerinin niteliğidir.

Hiç kuşkusuz, bu açıdan laiklik de, aynen demokrasi gibi, toplumsal ve siyasal bir yaşam biçimidir.

Tabii birey olarak demokrat olmayanlarla demokratik bir rejimi yürütmek ne denli güçse, laik olmayanlarla da laik bir rejimi sürdürmek o denli zordur.

02
Jul
08

Ne oldu bize?

New York’taki ikiz kuleleri indiren nefret Batı toplumlarının akıl sağlığını bozdu.

Müslüman toplumların terörist üretmesini önlemek yolunda bulabildikleri çare şudur:

Hz. Muhammed’e inanan toplumlara ılımlı İslâm’ı önermek ve sevdirmek…

Bu amaca Türkiye’deki laik rejimi sulandırıp İslâmi referansları artırarak ulaşacaklarına inanıyorlar.

 

O nedenle AKP’nin laiklikle çatışan icraatına destek veriyorlar. Dine dayalı rejimler altında yaşayan Müslüman toplumlara “ılımlı İslâm”ı önerirken model gösterecekleri Türkiye’nin içindeki direnişten rahatsızlık duyuyorlar.

Elbette dertleri kendi güvenliklerini sağlayacağına inandıkları senaryonun başarıya ulaşmasıdır, yoksa Türkiye’nin istikrarı değil.

Unutulan şu ki, örnek gösterilen “ılımlı Müslüman demokrasi” siyasal değil ama toplumsal anlamda bugün ülkemizde yaşıyor. Fakat dikkat… Bu ılımlı Müslüman toplum varlığını, laikliği koruyan ve önemseyen yönetim modeline borçludur.

Türkiye’yi “ılımlı İslâm demokrasisi” yapmaya uğraşanlar laik demokratik rejimin dini ve ibadeti baskı altında tuttuğu önyargısından hareket ediyorlar.

Bu yanlıştır. Türkiye’de dini aşırılıkların bunca kışkırtmaya rağmen ciddi bir tehdit boyutu almaması, insanların din ve inanç özgürlüklerini en geniş anlamda kullanıyor olmasındandır.

Bir gören çıktı…

Yani laiklik Türkiye’yi dinsiz yapmadı, tersine dinin özüne en uygun anlamda yaşanmasını sağladı. Bu denge laiklik budanarak bozulacak olursa rejimin ılımlı yamaçtan radikal şarampole yuvarlanmayacağını kimse garanti edemez.

O yamaç kaygandır.

Duran, tutunan Müslüman toplum olmadı orada!

New York Times gazetesinden Roger Cohen bu kritik eşiği görebilen ender yabancılardan biri oldu.

Türkiye’de “ülkenin ruhu için bir savaş” sürdüğünü, kapatma kararı çıkmazsa daha iyi olacağını, ancak açılan davanın AKP’nin kendini toplaması bakımından memnuniyet verici olduğunu yazdı.

“Modern Türkiye’nin laik temelleri, en hoşgörülü Müslüman toplumunun yaratılmasında esas olmuştur. Mücadele etmeden tehlikeye düşürülmemeli!” diye ekledi.

Bir yabancının bile gördüğü bu gerçekleri, bazı siyasetçilerimiz ne yazık ki inkâr edebiliyorlar.

“Yalnız gayrimüslim azınlık değil Müslüman çoğunluk da dini özgürlükler konusunda sorunlar yaşıyor” diye Türkiye’yi yabancılara bizim Dışişleri Bakanı müzevirlemedi mi?

Travma geçirmiş!

Dün de AKP’nin ikinci adamı Fırat’ın New York Times gazetesinde devirdiği çamlar günün tartışması oldu.

Fırat, cumhuriyetin üstünde yükseldiği devrimleri, Türk halkının bir gecede kıyafetlerini ve dillerini değiştiren, dinsel yollarını dağıtan bir travma olarak nitelerken, Atatürk dönemini de baskı yılları gibi anlattı.

“Acaba bu konuşmalar, AKP hakkındaki kapatma kararını çabuklaştırsın diye Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bir tahrik mi?” diye düşünürken Fırat basının önüne çıktı ve bu izlenimin uzun konuşmasına uygulanan hatalı özetlemeden ileri geldiğini öne sürdü.

Aslında hata inkârcılığın egemenlik alanını genişletmesindedir.

Yıllar önce Fransız Noell Roger gazetesi şunu yazmıştı:

“Atatürk’ün kurtarıcı olduğunu, milletlerin en vefalısı olan Türkler asla unutmayacaklardır.”

Ne oldu bize?

02
Jul
08

Din iyiye de kullanılabilir, kötüye de…

Sağduyulu sözler duymaya hasret kalmış bir toplumuz biz. Herhangi bir nedenle tanınmış ve kamuoyunun önüne çıkmış olan kişilerin densizce açıklamalar yaparak “makul” insanları şaşırtmasına alışkınız.

Sanki sınırın bir tarafında aklı başında, normal, düzgün düşünebilen, sağduyulu kalabalıklar var; öte tarafta ise çılgınlaşanlar, ölçü tanımayanlar…

 

Siyasetten magazine kadar her yerde rastlanıyor bu tiplere.

Bu yüzden “normal” yurttaşlardan bana yansıyan şikâyetler daha çok bu konularda yoğunlaşıyor.

“Yahu nasıl oluyor da böyle konuşabiliyorlar, görmüyorlar mı?” sorusuyla karşılaşıyorum sık sık.

Galiba görmüyorlar.

Toplumun nefes alıp verişlerini hissedebilmek için, onun içinde olmak gerekiyor.

Siyaset toplumun içinde yaşamıyor. Meclis genel kurulu, toplumu hissetmek için en uzak mekân. Başka bir mantık var orada.

Aynen askerlikte olduğu gibi “farklı mantık”la düşünüyorlar.

Köşe yazarlarının da kendilerine ait bir dünyaları ve ayrı değer yargıları var.

Bazısı topluma yakın, bazısı ise çok uzak.

Magazin dünyası da toplumun içinde yaşamıyor. Onların da kendilerine ait raconları var.

Bu yüzden Türkiye’de arada sırada sağduyulu sözler duyduğu zaman şaşırıyor insan. Acaba doğru mu okuyorum diye bir kez daha bakıyor metne.

Dün bana da aynen böyle oldu.

Diyanet İşleri Başkanı Profesör Ali Bardakoğlu şunları söylüyordu:

“Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, Cumhuriyetimizin temel ilkeleri olan laiklik ve çağdaşlıkla bir arada yaşatmanın yollarını arıyoruz. Bu, din için de son derece önemlidir. Diyanet İşleri Başkanı olarak sanat ve estetiği önemsiyorum. Dindarlığımız daha şehirli, daha sanat ve estetikle bir arada olmalı. Sanat ve estetiği ihmal eden bir dindarlık olgunlaşma dönemini tamamlayamamış olarak algılanmalıdır.”

***

Ne kadar sağduyulu ve insanın içine ferahlık veren sözler değil mi?

Eminim ki bu ülkede, milyonlarca insan Bardakoğlu gibi düşünmekte ve bu sözlere hak vermektedir.

Ama ne yazık ki ideolojik saplantıyla yetiştirilenler, gerçeği göremeyecek kadar körleşiyor ve yaşları kaç olursa olsun saçmalıyorlar.

Son günlerde bunun önemli örneklerini gördük. Cumhuriyeti demokratik kılmak yerine, onun temelini yıkmak çabasında olan “devlet büyükleri”nin sözlerini hep birlikte ibretle izledik.

Bu zatlarla karşılaştırıldığı zaman Bardakoğlu’nun sözleri daha da önem kazanıyor.

Diyanet İşleri Başkanı’nın konuşmasından bir bölüm daha alayım:

“Din görevlilerinin duygusal yanı olduğundan toplum üzerinde karşı konulmaz büyük bir etkiye sahiptir. Bu doğuda ve batıda böyle olmuştur. Din görevlilerinin aydınlık fikirlere sahip olması, iyi yetişmesi, toplumların ileri gitmesi için önemlidir. Din görevlilerimizin İslam’ın aydınlık yüzünü temsil etmesi önemsiyoruz (…) Din iyiye de kullanılabilir kötüye de.”

Bir zamanlar Mescid-i Aksa, Elhamra, Süleymaniye, Nat, Mevlit gibi estetik şaheserler yaratmış olan İslam’ın, zevksiz bir varoş damgası yediği ve siyasete, ticarete alet edildiği günümüzde, Ali Bardakoğlu’nun sözleri özel bir önemle okunmalı.

02
Jul
08

Hazreti Fethullah mı?

Basında Fethullah Gülen hoca efendi hazretleri ile ilgili haberlerden geçilmiyor.

1. İngiliz Prospect ve Amerikan Foreign Policy dergilerinin düzenledikleri internet araştırmasında hazret çağımızın 100 düşünürü arasında 1. oldu. Helal olsun hazrete…

2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu alt mahkemenin aklama kararını onadı. Gözü aydın olsun hazretin…

3. 1999’dan beri ABDde yan gelip yatan hazretin özel akademik ve bilimsel başarı sahiplerine verilen süresiz oturma ve çalışma izni istemini FBI ve İçişleri Bakanlığı reddetti. Hazretin bir ay içinde ABDyi terk etmesi olasılığı belirdi.

Fotoğrafçı arkadaşların deyimiyle bu üç olaya zoom yapıp içeriklerine göz atalım.

1. Prospectin Yazıişleri Müdürü David Goohart bakın Guardian gazetesine ne diyor: Adını sanını duymadığımız bir insanı 1 numaralı düşünür yaparken, ne kadar gülünç duruma düştüğümüzü anladık. Meğerse Gülenin gazetesi Zaman, yandaşlarına oylamayı tıklatıp bu sonucu yaratmış!” Orhan Pamuk, hazretin destekçilerince 4. yapılmasına üzülmüştür. 2. olması gerekmez miydi?

2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu hocayı laikliğe aykırılık suçlamasından dolayı değil, terör bağlantılı suçlu oluşuna ilişkin kanıt bulunamadığı için akladı. Dolayısıyla laikliğe aykırı davranışları her an yargıda gündeme gelebilir.

3. CIAnın Türkiyedeki olayları parmaklayan adamı olarak bilinen Graham Fullerin, Yunan kökenli CIAdan George (Yorgo) Fidasın, Ortodoks rahip Aleksander Karluçosun, ABDnin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abrahamovichin FBI ve İçişleri Bakanlığına hamili kart sahibi adamımızdır dedikleri hazretin başvurusu reddedildi. Gerekçede, hazretin akademisyen olmayıp parayla satın aldığı bazı akademisyenlere hakkında ve hareketi ile ilgili yazılar yazdırdığı, dinsel kişiliğinin laiklik ve dinsel hoşgörüyü harmanladığı savının inandırıcı olmadığı vurgulandı. Hazretin takıyyeciliği ABDde de tescil edildi. Avukatları yeni bir başvuru yaptılar. Hazretin ABDde, ağzından ABDnin Müslüman Afganistan ve Irak işgali hakkında tek bir kınamasını duydunuz mu? Bu nasıl bir Müslümanlık dayanışması?

ABDde kalmak için başvuran hazret, gösterişsiz biçimde Türkiyeye dönme hazırlığı yapıyormuş. Kendisi Humeyni gibi değil kendim gibi dönerim diyormuş. Anayasa Mahkemesinin AKP ve ABD federal mahkemesinin de hakkında vereceği kararlara göre Türkiyeye Fethullah Gülen hoca efendi hazretleri olarak değil de bir peygamber gibi Hazreti Fethullah olarak dönecek demektir. Hepimizin gözü aydın…

02
Jul
08

İŞTE DARBECİLİKLE SUÇLANANLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever, İşçi partisi Genel Sekreteri Nusret Senem, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, Ulusal Kanal Yönetim Kurulu Üyesi Adnan Akfırat, İşçi Partisi Basın Bürosu Başkanı Hikmet Çiçek ve Ulusal Kanal İzmir Temsilcisi Hayati Özcan 21 ve 24 Mart günlerinde art arda yapılan operasyonlarla tutuklanarak cezaevine konulmuşlardı. Aradan 3 ayı aşkın zaman geçti. Prof. Dr Emin Gürses’in de tutuklandığı daha önceki operasyonlarla bağımsızlıkçı, anti-emperyalist siyasetçiler, akademisyenler, bilim adamları, gazeteciler hiçbir sebep gösterilmeden aylardır hapiste tutuluyor. Faşizm dönemini aratmayan yöntemler uygulanarak ve hukuk kuralları katledilerek yürütülen düzmece operasyonda dün yeni bir perde açıldı. Dünkü operasyonda gözaltına alınan kişiler de Türkiye’nin aydınlık yüzleriydi. Ortak özellikleriyse Amerikan ve Avrupa emperyalizmi karşısında “tam bağımsız Türkiye”yi savunmalarıydı…

 

TEK SUÇLARI AMERİKAN KARŞITLIĞI

ADD Genel Başkanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Türkiye Gençlik Birliği Kurucu Başkanı Adnan Türkan, Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi, İşçi Partisi Öncü Gençlik Genel Başkan Yardımcısı Tunç Akkoç ve 17 kişi daha…

Bir yıldır süren, ancak suçlamanın ne olduğu bir türlü açıklanmayan operasyon kapsamında dün gözaltına alındılar…! Tıpkı daha önce içeri alınan siyasetçi, bilim adamları, akademisyenlerde olduğu gibi…!

Operasyonu, adalet kurumları adına yürüten, AKP hükümeti tarafından beslenerek palazlanan Amerikancı, şeriatçı medya ve onun kalemşörlerinin iddiasına göre bu insanların ortak noktası “darbe planlamak”

Oysa bu kişilerin ortak noktası çok daha farklı. Ortak noktaları batı emperyalizmi karşıtı ve bağımsız Türkiye sevdalısı olmaktı.

ERUYGUR: “EMPERYALİZM, ATATÜRK DEVRİMLERİNDEN İNTİKAM ALIYOR”

Emekli Orgeneral Şener Eruygur, gözaltına alınmadan daha iki gün önce ADD Genel Kurulu’nda “Emperyalizm, Atatürk Devrimleri’nden adeta intikam alıyor. Neo-emperyalizme karşı mücadeleyi sürdüreceğiz” demişti. Jandarma Genel Komutanlığı görevini yürüttüğü süre boyunca Amerika ve onun desteklediği gerici kalkışmalara da direnen Eruygur, emekliye ayrıldıktan sonra da milletin gözü önünde açık ve şeffaf bir şekilde Atatürküçü Düşünce Derneği Genel Başkanı olarak mücadeleye devam etmişti.

TOLON… ÇUVAL’IN HESABINI SORAN KOMUTAN

Türk halkı, Ege Ordu komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’u “çuval olayı”nda aldığı tutumla hatırlıyor. Tolon, Irak’taki Amerikan işgalcilerinin Türk askerinin başına çuval geçirmesi sırasında ABD’ye yaptığı ziyareti sona erdirerek Türkiye’ye dönmüştü. Bu tutumun ardından Florida’daki Türk askeri irtibat bürosunu kapatarak tüm temsilcileri geri çekilmişti. 2004 yılında 5 Türk güvenlik görevlisinin Irak’ta öldürülmesinin ardından Tolon “Amerikan işgali altındaki topraklarda Türklere yönelik bu saldırıyı not ettik” diyerek Amerikanın ve Amerikancıların düşmanlığını kazanmıştı.

GENÇLİK VATAN SAVUNMASINDA

Dünkü operasyonda gözaltına alınanlar arasında, bağımsızlık mücadelesi yürüten gençliğin önderleri İşçi Partisi Öncü Gençlik Başkan yardımcısı Tunç Akkoç ve Türkiye Gençlik Birliği Kurucu Başkanı Adnan Türkan da vardı. Teröre kurban verdiğimiz şehitler için düzenlenen eylemlere öncülük eden gençlik hareketi liderleriydi. Onlar, terörün arkasında Amerika’nın olduğunu haykırdılar. Yine bu gençler en son 19 mayıs’ta İstanbul’dan Ankara’ya “Tam Bağımsız Türkiye” sloganıyla Türkiye’nin en büyşük gençlik yürüyüşünü düzenlemişlerdi. 

BALBAY, ÇÖMEZ, BÜYÜKÇELEBİ, AYGÜN VE DİĞERLERİ…

Mustafa Balbay ve Ufuk Büyükçelebi… Uğur Mumcu geleneğinden gelen gazetecilerdi. Haberleriyle, köşe yazılarıyla Amerika’nın Türkiye üzerindeki sinsi planlarını gözler önüne serdiler, halkı aydınlattılar. Dürüst kişiliği ve mücadeleci ruhu yüzünden AKP’den ihrac edilen Turan Çömez de, yurtdışından dönünce operasyon kapsamında gözaltına alınacak. AKP’lilerin yaptığı yolsuzlukları çekinmeden açıklayan ve hesap sorulması için mücadele eden Turan Çömez, Amerika ve PKK arasındaki ilişki konusunda ulaştığı tüm bilgi ve belgeleri kamuoyuyla paylaşıyordu.

Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün de iş dünyası içinde vatansever tutumuyla tanınıyor. Ekonomide dışa bağımlılığın milli ekonomiyi tehdit ettiğini her fırsatta dile getiren Aygün, Amerika’nın “Kıbrıs’ta Denktaş’ı tasfiye etme girişimi ve Anan Planı diye adlandırılan tuzağa” karşı yürütülen büyük mücadelenin ön saflarında yer almıştı.

İşte darbeci olmakla suçlanan, ancak her zaman Türk halkını arkalarına alarak ülkeyi aydınlığa çıkarmak isteyen değerli şahsiyetlerin tek ortak özellikleri…

 

02
Jul
08

BAŞBUĞ GÖRÜŞMESİ YALANLANDI PEKİ YA BUSH GÖRÜŞMESİ?

Bugün hem Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ hem de Başbakanlık; 24 Haziran’daki Erdoğan-Başbuğ görüşmesinde Ergenekon operasyonunun konuşulmadığını açıkladı ve bu konudaki söylentilere nokta koyuldu. Bu tartışma noktalandı ama biz, “Ergenekon operasyonuyla ilgili başka bir görüşmeyi” noktalamıyoruz. Erdoğan-Bush görüşmesini… 2007 yılındaki Erdoğan-Bush görüşmesinde operasyon emrinin Erdoğan’a verildiği, bizzat Erdoğan’ın yakın dostu Fehmi Koru tarafından yazılmıştı. Başbakanlık bu konuda o kadar hassassa, bunu neden hala yalanlamıyor?

 

Dünkü gözaltılar sonrası gazeteci Ruşen Çakır, 24 Haziran’daki Erdoğan-Başbuğ görüşmesinde Ergenekon operasyonunun konuşulduğunu söyledi. Bu iddiayı, bugün önce Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ yalanladı. Akşam saatlerinde de Başbakanlık’tan bir yazılı açıklama geldi. Açıklamayla iddia, görüşmedeki diğer tarafça da yalanlandı.

Peki, Ergenekon Operasyonu hangi görüşmede konuşuldu? Yeniden tartışmaya açıyoruz. Başbakanlık, Ergoğan-Başbuğ görüşmesini yalanlıyor; ancak Bush-Erdoğan görüşmesi konusunda dut yemiş bülbül kesiliyor.

Erdoğan’ın dostu, gazeteci Fehmi Koru hem 28 Ocak günü Kanal 7 televizyonundaki konuşmasında hem de 1 Şubat günü Yeni Şafak’taki yazısında açıkça söylemişti: “Ergenekon Operasyonu 5 Kasım 2007 günlü Bush-Tayyip kararlaştırılmıştır”. Başbuğ’la yaptığı görüşmeye ilişkin iddiaları yalanlayan Erdoğan, Bush görüşmesiyle ilgili bu iddiayı aylardır yalanlamıyor, yalanlayamıyor…

02
Jul
08

İDDİANAME HAZIR, 2500 SAYFA

1 yıldır devam eden Ergenekon soruşturmasının iddianamesi hazırlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ergenekon iddianamesinin hazır olduğunu açıkladı. Başsavcı Vekili iddianamenin 2500 sayfa olduğunu belirtti.

 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, “Ergenekon iddianamesi hazır” dedi. Çolakkadı, Zekeriya Öz tarafından hazırlanan Ergenekon Soruşturmasında iddianamenin hazırlandığı belirtti ve sanıkların “terör”le suçlandığı söyledi. Çolakkadı, iddianamenin 2500 sayfa olduğunu bildirdi.

Başsavcı Vekili Çolakkadı, mahkemenin iddianameyi kabul etmesinin ardından soruşturmaya ilişkin “gizlilik kararı”nın ortadan kalkacağını ifade ederek, son operasyonda gözaltına alınan kişilere ilişkin soruşturmanın ise süreceğini anlattı.

 

 




İstatistikler

  • 461,650 Tıklama

 

Temmuz 2008
M T W T F S S
« Jun   Aug »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031