Eylül, 2008 için arşiv

30
Sep
08

Kömür yardımında AKP yolsuzluğu

Muş’un Bulanık ilçesinde ihtiyaç sahiplerine kömür dağıtımında yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle, aralarında AKP ilçe yöneticisi İkram Güneri’nin de bulunduğu üç kişi görevden alındı.

 Muş’un Bulanık ilçesinde kömür dağıtımında yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle AKP ilçe yöneticisi İkram Güneri, Ahmet Arslan ve ismi açıklanmayan bir kişi görevden alındı.

Gerekçe, çalıştıkları Bulanık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) tarafından maddi durumu kötü olan ailelere gönderilen yardım kömürünü satarak haksız kazanç elde etmek olarak açıklandı. Görevden alınan üç kişinin, sahte fiş düzenleyerek, para karşılığında yardım kömürü sattıkları tespit edildi.

30
Sep
08

ABD’nin çıkarları için!

Pentagon: “Türkiye’ye AMRAAM füzelerinin satışı ABD’nin ulusal çıkarları için hayati önemde”.

ABD’nin en iyi silah müşterilerinden biri olan Türkiye, 107 adet gelişmiş AMRAAM füzesi almak için ABD Kongresi’nden onay bekliyor.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Türkiye’ye havadan havaya atılan 107 gelişmiş AMRAAM füzesi satılması için Kongre’ye bildirimde bulunurken, Pentagon’a bağlı Savunma Güvenlik ve İşbirliği Dairesi (DSCA), konuyla ilgili açıklamasında, Türkiye’ye yapılacak satışın 107 adet AIM-120C-7 AMRAAM ve ilgili füze konteynerleri, yedek parça, destek ve test teçhizatının yanı sıra eğitim verilmesini de kapsadığını ifade etti.

DSCA’nın bildirimde bulunmasının ardından iki hafta içinde Kongre’den resmi itiraz gelmemesi durumunda, satışa onay verilmiş sayılacak. Türkiye’ye satılacak füzeler, Raytheon şirketi tarafından üretiliyor.

“ABD’nin ulusal çıkarı için hayati önemde”
AMRAAM füzelerinin, Türk Hava Kuvvetleri’nin F-16 savaş uçakları tarafından kullanılması bekleniyor. DSCA açıklamasında “Türkiye, bölgede barış ve istikrarın sağlanmasında ABD’nin ortağı. Bu NATO müttefikimizin, bölgede kabul edilebilir bir askeri dengeye katkıda bulunacak şekilde güçlü ve hazır bir savunma imkan ve kabiliyeti geliştirmesine ve bunu korumasına destek verilmesi, ABD’nin ulusal çıkarı için hayati önem taşıyor” denildi.

Açıklamada, ABD’nin ulusal çıkarlarına işaret edilerek, “Türkiye’nin, bu imkan ve kabiliyete, savunma modernizasyonu, bölgesel istikrar ve ABD ve NATO ile müşterek harekat yeteneği açısından ihtiyacı bulunuyor” ifadesine yer verildi. “Bu modernizasyon, Türk Hava Kuvvetleri’nin, Türkiye’nin uzun kıyı ve sınırlarını gelecekteki tehditlere karşı koruma yeteneğini ilerletecek. Önerilen bu satış, Türkiye’nin teröre karşı küresel savaş ve NATO operasyonlarına ilişkin yeteneklerini de geliştirecek” sözleri de, Türkiye’nin bu füzelerle, ABD’nin uluslararası operasyonlarındaki tetikçiliğini artıracağının göstergesi oldu.

30
Sep
08

Denizbank’ın sahibi de gidici

Fortis’in Benelüks ülkeleri tarafından kamulaştırılmasının ardından, Belçika merkezli Dexia’nın da batmak üzere olduğu belirtiliyor.

 Fortis Bank’ın yüzde 49′unun sabah saatlerinde Balçika, Hollanda ve Lüksemburg tarafından kamulaştırılmasının ardından Belçika merkezli finans devi Dexia’nın da batıyor olduğu söylentileri yayıldı.

Değer kaybı yüzde 30
Dexia’nın “kısa zamanda sermaye artırımı planladığı” yönündeki haberlerin de etkisiyle başlayan panikle birlikte Dexia hisseleri Brüksel borsasında günü yaklaşık yüzde 30 kayıpla kapattı. Böylelikle Dexia’nın piyasa değeri 12,5 milyar avrodan 8 milyar avroya düştü.

Daha önce Fortis müşterilerine güvence veren Belçika Başbakanı Yves Leterme, Dexia için de “sorumluluklarını yerine getireceklerini” söyledi. Belçika Maliye Bakanı Didier Reynders ise Fortis için yaptıklarının diğer tüm Belçika bankaları için geçerli olduğunun güvencesini verdi.

Öte yandan, Fortis’e yönelik kurtarma operasyonu da beklenen sonucu vermedi. Sabah saatlerinde açıklanan kamulaştırma müdahalesinin ardından kısa bir süre için değer kazanan Fortis hisseleri, ardından tekrar düşüşe geçerek günü yüzde 23,65 düşüşle kapattı.

Denizbank’ın sahibi
Uluslararası bir dev olan Dexia, Türkiye’de Denizbank’ın sahibi. 1997 yılında yapılan özelleştirme ile Zorlu Grubu’na satılan, 2006 yılında ise Zorlu tarafından Dexia’ya satılan banka tarım sektörüne en fazla kredi veren özel bankaydı.

Olanların ardından Denizbank’tan henüz bir açıklama yapılmadı.

 

30
Sep
08

Krize benzin döktüler

ABD Temsilciler Meclisi’nin finans sektörünü kurtarma planını reddetmesiyle, küresel krizde yeni bir aşamaya gelindi. Krizin artık çok daha hızlı biçimde yayılması bekleniyor. Türkiye, yaşanan sarsıntıyı bayram sonrası hissedebilir.

 

ABD Kongresi Temsilciler Meclisi, dün gündeme aldığı finans sektörünü kurtarmaya yönelik 700 milyar dolarlık planı reddetti. Karar, ABD piyasalarında büyük sarsıntıya yol açarken, uzmanlar küresel krizin çok daha hızlı yayılacağı yeni bir aşamaya gelindiğini belirtiyorlar.

Bush kabinesi tarafından, özellikle Hazine Sekreteri Henry Paulson’un girişimleriyle hazırlanan plan, hafta sonu boyunca kongre lobilerinde tartışılmış ve pazar günü kongre üyelerinin plan üzerinde anlaştığı açıklanmıştı. Ne var ki oylamadan beklenen sonuç çıkmadı ve plan 205 oya karşı 228 oyla reddedildi.

Plana asıl çelme cumhuriyetçilerden
Plana Demokrat Parti’den 140 evet, 95 hayır oyu çıkarken, Cumhuriyetçi Parti’den 65 evet, 133 hayır oyu verildi. Böylelikle cumhuriyetçi Bush kabinesi tarafından hazırlanan planın önü, cumhuriyetçilerin üçte ikisi tarafından reddedilerek kesilmiş oldu.

Plana ret oyu veren demokratlar, çoğunlukla, “vergi mükelleflerinin parası ile Wall Street kurtarılmamalı” derken, cumhuriyetçiler “serbest piyasa ilkesine zarar verir” gerekçesiyle planı reddettiklerini söylüyorlar.

ABD piyasalarının tepkisi
Planın reddedilmesiyle birlikte hızla 600 puan kaybeden Dow Jones sanayi endeksi günü 777,68 puan (yüzde 7) düşüşle kapadı. Standard & Poor’s (S&P) 500 endeksi 106,59 puan (yüzde 8,8); Nasdaq endeksi ise 199,61 puan (yüzde 9,14) değer kaybetti. Bu rakamlar, Dow Jones ve S&P için 1987 yılındaki borsa çöküşünden, Nasdaq için ise 2000 yılındaki “dot-com krizi”nden bu yana yaşanan en sert düşüşleri ifade ediyor.

Karar petrol fiyatlarında da büyük bir düşüş yaşanmasına neden oldu. Kararın ardından, ham petrol fiyatları günü yüzde 11,21 düşüşle varil başına 93,1 dolardan kapattı.

En az bir hafta kaos yaşanacak
Oylama sonrası, planı savunan kongre üyeleri, planın birkaç gün içinde revize edilerek yeniden gündeme getirileceğini belirttiler. Başkan George Bush da oylamadan kısa bir süre sonra ekonomi danışmanları ile bir araya geldi. Demokrat Parti’nin yaklaşmakta olan seçimlerdeki başkan adayı Barack Oboma ise rahat bir tavırla planın “eninde sonunda geçeceğini” söyledi ve piyasaları sükunete davet etti.

Ancak, planın Temsilciler Meclisi’ne en erken perşembe günü getirilebileceği belirtiliyor. Temsilciler Meclisi’nin ikinci planı onaylaması durumunda, ABD Kongre Senatosu’nda nihai onay için bir oylama daha yapılacak. Dolayısıyla, her şey yolunda gitse bile, planın yürürlüğe girmesi gelecek haftaya kalmış görünüyor.

Uzmanlar bu süre zarfında, planın reddedilmesiyle oluşan belirsizliğin krizi şiddetlendireceğini ve finansal piyasaları alt üst edeceğini belirtiyorlar. Böylelikle, daha önce büyük ölçüde ABD sınırları içinde sürmekte olan krizin hızla Avrupa ve Asya piyasalarına yayılacağı tahmin ediliyor. Nitekim Türkiye saatiyle sabaha karşı 03:00′te açılan Tokyo borsası, güne ilk yarım saat içinde 560 puanlık (yüzde 5) şiddetli bir düşüşle başladı.

Avrupa dün güne Fortis Bank’ın yüzde 49′unun kamulaştırılmasıyla başlamış, ilerleyen saatlerde İngiltere’de mortgage devi Bradford & Bingley’e, İzlanda’da ise ülkenin üçüncü büyük bankası Glitnir’e el konmuştu. Ayrıca Belçika merkezli bir başka dev olan Dexia Bank’ın da batmanın eşiğinde olduğu açıklanmış, Belçika hükümeti Dexia’yı da kamulaştırmaya hazır olduğunu bildirmişti.

Avrupa’da genel beklenti kurtarma planının onaylanacağı yönünde olmasına rağmen yaşanan bu gelişmelerin, planın reddedilmesinin ardından nasıl bir seyir izleyeceği merakla bekleniyor. 

Bayramdan sonra tufan
Kriz şans eseri Türkiye’de bayrama denk geldi. Önümüzdeki üç gün resmi tatil olduğu için finans sektöründe hiçbir işlem yapılmayacak. Ancak, belirsizliğin çözümünde cumaya kadar anlamlı bir yol kat edilmemesi durumunda, üç gün boyunca işlem yapılmayan piyasalarda biriken kriz geriliminin, cuma günü patlayabileceği düşünülüyor.

Bu arada, son günlerde sık sık dile getirilen “bize bir şey olmaz” iddialarının mesnetsizliği de görülmeye başladı. Temsilciler Meclisi’nin kurtarma planını reddetmesiyle, gelişmekte olan ülkelerin menkul kıymet, bono ve para birimlerinin işlem gördüğü MSCI Yükselen Piyasalar Endeksi yüzde 7 gerileyerek, tarihindeki en büyük düşüşü yaşadı.

Bu düşüşte Türk Lirası da dolara karşı yüzde 3,9 değer kaybetti. Böylelikle uluslararası piyasada YTL/$ kuru dolar başına 1,2767 YTL ile 2007 ağustosundan bu yana görülen en yüksek değere ulaştı.

29
Sep
08

Kürt yönetimi Türkiye’yi uyardı

TSK’nın Kuzey Irak topraklarına sınır ötesi operasyon yapmasına olanak sağlayan tezkere süresinin bitimine az kala, kimi zaman Genelkurmay Başkanlığı’nca açık olarak ilan edilen, kimi zaman da Kuzey Irak yetkilileri veya basını tarafından açıklanan operasyonlar devam ediyor. Son operasyonun “ABD gölgesi”nde yapıldığı öne sürülüyor.

 Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi İçişleri Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri savaş uçaklarının Kuzey Irak topraklarındaki çok sayıda hedefi bombaladığını söyleyerek, Irak’ın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin ihlal edildiğini belirtti. Açıklama, Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani liderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi’ne bağlı bir internet sitesinde yayınlanan haberde yer aldı.
 
İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasında, 25 Eylül akşamı gerçekleştirilen bombardımanın, BM’nin, Kuzey Irak Kürt Bölgesi’nin ve Irak’ın tüm hava sahasının korunmasıyla ilgili kararından hemen sonra gerçekleştiğine dikkat çekilerek, “Irak Hükümeti, lrak’taki çokuluslu güç ve uluslararası toplum, Türkiye’nin bu saldırılarına karşı tavır almalıdır. Türkiye bu operasyonlarla, lrak’ın özgürlüğünü, toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve uluslararası yasaları ihlal etmektedir” denildi.
 
Bazı kaynaklar ABD’nin “payı”na işaret ediyor

Türkiye’ye de çağrı yapan Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi İçişleri Bakanlığı, “Türkiye Hükümeti’nden, Kuzey Irak’ta sivillere yönelik gerçekleştirilen haksız askeri saldırı kararlarını gözden geçirmesini istiyoruz. Bu saldırılar hiç kimsenin çıkarına değildir” dedi.
 
Yerel yetkililer ise, ABD ve Türkiye Genelkurmay başkanları arasında yapılan görüşmeden sonra yapılan ilk saldırının sivil yerleşim alanlarını hedeflediğine işaret ederek, Türk devletinin yeni bir konsept dahilinde Kuzey Irak halkını PKK’den uzaklaştırmak ve caydırmak için taciz atışları yaptığını öne sürdüler.

Irak Dışişleri de açıklama yaptı
Irak Dışişleri Bakan Yardımcısı Lebid Ebavi, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçakları tarafından yapılan son hava bombardımanını kınadıklarını söyleyerek, bu türden askeri müdahalelerin Irak’ın egemenliğinin ihlali anlamına geldiğini, komşu ülkelerin, Irak’ın toprak bütünlüğüne ve  egemenliğine saygı göstermelerini, sınır ihlalinde bulunmamalarını istediklerini söyledi.

29
Sep
08

Sonunda sanayi düşmanı yapacaklar

Çanakkale’de yapımı devam eden termik santral, doğa ve tarih yağmalıyor.

Çanakkale’nin Biga ilçesinde kurulum çalışmaları devam eden termik santrale tepkiler giderek artıyor. Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım Sanayi A.Ş. (İÇDAŞ) tarafından projelendirilen, toplam 2100 megawat gücündeki santralin, yapıldığı yerin tarihsel önemi, çevresel ve ekonomik etkileri, tepkilerin esas hedefini oluşturuyor.

Son olarak geçtiğimiz cuma günü Çanakkale Ziraat Mühendisleri Odası’nda Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hicri Nalbant tarafından, “dünyanın en kirli teknolojisi” olarak nitelendirilen termik santrale ve İÇDAŞ’ın politikalarına karşı bir basın açıklaması yapıldı.

Termik santrallerin çevreye olan kalıcı zararlarının anlatıldığı basın açıklamasında, Çanakkale’de üç yıldır yapım çalışmaları devam eden santralin kurulum yerine değinilerek, kazı çalışmaları hâlâ devam eden ve tarihi İ.Ö. 8. yüzyıla kadar uzanan antik kent Parion’un 1 km kuzeyinde yapılacak santralin kültürel ve tarihi değerleri yok edeceği belirtildi.

“Sosyal suçluluk projesi”

Basın açıklamasında konuyla ilgili özel olarak vurgulanan bir nokta ise, İÇDAŞ’ın Parion kazılarına sponsor olmasıydı. Bu sponsorluğun “manidar” olduğunu söyleyen Hicri Nalbant, bu durumun kabul edilemez olduğunu ifade ederek “yapılacak bilimsel araştırmaların da bu gelişmelerden şüphesiz etkileneceği”ni vurguladı. İÇDAŞ’ın termik santralin yapılacağı yerde 2005 yılından bu yana sürdürülen kazılara “sosyal sorumluluk projesi kapsamında” sponsor olması büyük bir reklam kampanyasıyla tanıtılmış, kuruluş Çanakkale Valiliği’nden ödül almıştı. Genel Müdür Bülend Engin’in ödül töreninde “sosyal sorumluluk projelerinin İÇDAŞ’ın kurumsal kimliğinin bir parçası” olduğunu iddia etmiş ve “tarihine sahip çıkamayan toplumların geleceklerine sahip çıkamayacaklarını” söylemişti.

“Çanakkale’nin emisyon hacmi dikkate alınmadan yanlış yer seçimi”yle yapılan santralin, ormanları yok edeceği, suları zehirleyeceği ve dolayısıyla tarım ürünlerinde kalite ve üretim kaybına neden olacağı konuları basın açıklamasında yer bulan diğer etkilerdi. Bu gelişmelerin, “yaşamını tarımdan, ormancılıktan ve balıkçılıktan sağlayan çok sayıda üreticiyi göçe zorlayacağı” belirtilerek “gıda güvenliğimiz tehlikeye düşecektir” denildi.

“Santraller dışa bağımlılığımızı artıracak”

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Hicri Nalbant, yapılması düşünülen santrallerin fiyatı son bir senede yüzde 100 artan ithal linyitle çalıştığını ve bunun ülkemizi dışa bağımlı hale getirdiğini belirterek çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Çanakkale bölgesinde sanayi kurulması için ilgili alanların tarım alanları statüsünden çıkarılıp sanayi alanı statüsüne sokulması ve bu konudaki raporun illerle bulunan Toprak Koruma Kurulu’ndan (TKK) alınması gerekliliğini açıklayan Nalbant, İÇDAŞ’ın ilk önce ÇED raporu alarak inşaata başladığını ama TKK’dan gerekli izni almadığı için sürecin yasal bir şekilde işlemediğini dile getirdi.

Nalbant, İÇDAŞ’ın Parion kazılarına sponsor olmasıyla ilgili olarak da “bilimsel araştırmaların üzerine siyasetin ve paranın gölgesinin düştüğü” görüşlerine yer verdi ve artık “kazıları sürdüren Cevat Başaran’ın söylediklerini şüpheyle karşılarım” dedi.

Santralin sonuçlarını “dışa bağımlılık, ormanların ve arazilerin tahrip olması, insanların sağlıklarının ciddi oranda bozulması” olarak özetleyen Nalbant, Çanakkale’nin fazlasıyla rüzgar ve güneş alan bir şehir olduğunu belirterek “rüzgardan, güneşten ve su buharından” enerji üretilmesini alternatif olarak önerdi.

Çevre ve tarih katili: İÇDAŞ

İÇDAŞ, İstanbul Sanayi Odası tarafından yapılan ilk 500 sanayi şirketi sıralamasında 2007 yılında 10. sıraya yükseldi. Patronu Bayram Aslan da Türkiye’nin 97. zengini. İthal hurda demiri işleyerek demir çelik üreten şirketin 2007 cirosu 2 milyar 100 milyon dolar. 2008’de bunu yüzde 50 oranında arttırmayı hedefleyen İÇDAŞ, AKP döneminden de Çanakkale’nin altın tepside sunulması başta olmak üzere en fazla nemalanan şirketlerden biri.

Şirket Çanakkale’de geçtiğimiz yıl 1,5 milyar dolar tutarında yatırımla yeni bir “entegre” tesis yaptı. Hurdadan demir üretmekten yani dışa bağımlılıktan vazgeçmeyen, “entegresi”ni demir çelik üretiminin yanısıra tersane, liman, enerji santrali gibi alanlarda da yatırım yapıyor oluşundan alan tesise 2009 yılında da 2 milyar dolar civarında harcama yapılacağı belirtiliyor. İÇDAŞ, bu yatırımlar içinde yer alan deniz suyu arıtma projesi sayesinde geçtiğimiz Haziran ayında “çok itibarlı” olduğu vurgulanan bir ödül aldı. Avrupa Birliği Çevre Ödülü “Yönetim Kategorisi”nde İÇDAŞ’a verildi. Şirket çevre konusunda kendilerini temize çıkaracak faaliyetlere özel önem veriyor.

Başbakan da tescilledi: İÇDAŞ “çevre dostu”

Türkiye’nin Erdemir’den sonra en büyük demir çelik üreticisi olduğu vurgulanan İÇDAŞ’ın Biga’daki tesislerinin açılışı geçtiğimiz Nisan ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı. Beraberinde 10 bakanla geldiği törende Erdoğan İÇDAŞ’ın başarısıyla gurur duyduğunu söyleyip “Türkiye’de Aslan Ailesi gibi müteşebbislerin olması bizi memnun ediyor ve bu insanlar bağırarak çağırarak ‘biz buradayız’ demiyorlar. Yatırım ve üretim yapıyorlar. Türkiye’nin ihtiyacı içi boş olan tartışmalar değil, işte burada gördüğünüz manzaradır. Aslan Ailesi, ülkemiz sanayisinin yüz akıdır” demiş, yapılan enerji santralinin çevre dostu olduğunun da altını çizmişti.

“Kayıp” tesis

Çevre ödülleri ve övgüleri yağan İÇDAŞ’ı “bugünlere getiren” ve halen faal olan Güneşli’deki tesisten nedense kimse söz etmiyor. Firmanın web sitesinde bile yer almayan tesis İstanbul’un kirliliğine özel katkısı ile biliniyor. Ancak daha iyi ambalanmış olsa da hem bağımlılık hem de çevre kirliliği açısından Çanakkale’deki tesisin de aşağı kalır yanının olmadığı uzmanlar tarafından vurgulanıyor.

29
Sep
08

Mahkemeler “erişim engelleme”yi sevdi

Türkiye’de internet kullanımı konusunda, yasakçı zihniyetin hakim olmaya başladığı gözleniyor. Konu, son olarak, Eğitim-Sen ve evrimbilimci Richard Dawkins’in sitelerinin kapatılmasıyla gündeme geldi. Bu iki sitenin de kapatılmasının arkasında Adnan Oktar var.

 İnternet üzerinde kontrol sağlamanın yolunu sitelere erişimi engellemekte gören Türkiye’de, son olarak evrimbilimci Richard Dawkins’in ve Eğitim-Sen’in siteleri bu uygulamaya maruz kaldı.

Mayıs 2007′de çıkan, “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” sonrası, Kasım 2007′den bu yana, 1.112 internet sitesine erişim engellendi. Youtube’un, yayınlanan Atatürk karşıtı videolar sebebiyle engellenmesiyle kamuoyunun gündemine gelen yasayla, geocities, wordpress, ekşi sözlük gibi popüler sitelere de belirli süreler yasak getirildi.

Youtube önce ofis açsın da görelim!
İnternet güvenliğiyle ilgili yasa daha yeni çıkmasına rağmen, bilişim hukukçuları değişiklik istiyor. Bunun en temel nedeni, “merkezi otorite”nin, henüz olguyu yeterince kavramamış olması. Örneğin, internet sitesi yasaklamalarının “sembol”ü haline dönüşmüş Youtube’dan, Türkiye’de ofis açması isteniyor, somut bildirim muhatabı bulabilmek için olsa gerek. İşlerini internet üzerinden yapan site sahipleri de, doğal olarak, bu talebi yerine getiremiyorlar.

Kapatma için mahkeme kararı şart değil
Sitelerin 415′i ‘çocukların cinsel istismarı’, 390′ı ‘müstehcenlik’, 79′u ‘kumar oynanması için yer ve imkan sağlama’, 51′i ‘Atatürk aleyhine işlenen suçlar’, 25′i ‘bahis ve kumar’, 12’si ise ‘fuhuş’ gerekçesiyle kapatılmış. ‘Çocukların cinsel istismarı’ ve ‘kumar oynanması için yer ve imkan sağlama’ konularında, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, mahkeme kararına gerek olmadan kendi adına karar verebiliyor. Bu iki konuda 805 kapatmanın 763′ü bu şekilde gerçekleşmiş. ‘Sağlık için tehlikeli madde temini’yle ilgili hiçbir kapatmaya rastlanmazken, ‘uyuşturucu/uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırma’ gerekçesiyle bir site kapatılmış.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na bugüne kadar yapılan ihbar sayısı 24 bin 500. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, ihbarların hepsinin site kapatma talep ve gerekçesi taşımadığını belirtiyor. ‘Kişisel hakaret’, ‘terör’ gibi konularla ilgili ihbar ve şikayetler, bu kuruma değil, adli mercilere veya Terörle Mücadele şubelerine iletiliyor.

Yasa, Adnan Oktar’ın sansür mekanizması oldu
İnternet yasaklarını gündemde tutan önemli bir konu da, Adnan Oktar’ın özellikle son dönemde yaptığı başvurularla kapattırdığı siteler. “Yaradılış teorisi”ni anlattığı “Yaradılış Atlası” konusunda “en küçük bir itiraz istemeyen” Harun Yahya takma adlı Adnan Oktar, yeni kanunun getirdiği hakları kullanarak, “kendisi ve eserleri” hakkında eleştirel görüşlere yer veren siteleri kapattırma yoluna gidiyor. Geçenlerde yaşanan Eğitim-Sen sitesinin kapatılması da bunun sonucu.  Şubat 2007 tarihinde, Adnan Oktar’ın “Yaradılış Atlası” ile ilgili bir basın açıklamasının yayınlanması, Eğitim-Sen sitesinin kapatılması için yeterli sebep sayıldı.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, internet sitelerinin kapatılmasının, bilime ve bilimsel düşünceye karşı yapılmış bir girişim olduğunu söyledi. Kapatmanın internet yasasına bile aykırı olduğunu belirten Kılıç, bunun basit bir sorun olmadığını dile getirdi. “Ülkemizde Harun Yahya adıyla özdeşleşen, bilimsel olarak ciddiye alınır bir yanı olmayan ‘yaradılışçı’ iddialar, arkasında küresel ve yerel iktidarlarca beslenen gericiliğin desteğini aldığından yaygın bir alanda faaliyet yürütüyorlar. Eğitim-Sen’in internet sitesi, aynı zamanda çocuklarımızın zihninin bilim dışı safsatalarla doldurulmasına karşı çıktığı için kapatılmıştır.” Sendikanın internet sitesi itiraz başvurularından kısa bir süre sonra açıldı.

Eğitim-Sen sitesi, Adnan Oktar’ın kapattırma girişimlerinin tek örneği değil. Daha önce “ekşisözlük”, “turandursun” ve “wordpress” sitelerine erişimin engellenmesinin gerekçesi de, Adnan Oktar’a ya da kitaplarına ilişkin ifadeler yayınlamaları oldu. Son olarak kendisiyle ilgili bir bildiri yayınlayan ünlü evrimbilimci Richard Dawkins’in sitesi de bundan nasibini aldı ve Türkiye’den girilemez oldu.

29
Sep
08

Kapağını değiştirdik içebilirsiniz!

Deniz Feneri yolsuzluklarının ortaya çıkmasından sonra Türkiye’deki “insani yardım dernekleri”nde panik başladı. Müslümanlara yardım üzerinden sektör haline gelen dernekler, kriz yönetimiyle kamuoyu ilişkisini güçlü tutmaya çalışıyor.

 Deniz Feneri e.V davasının ardından prestij kaybeden yardım dernekleri, yaptıkları açıklamalarla güvenilir olduklarını kanıtlamaya, haklarında oluşan kuşkuları kaldırmaya çalışıyorlar. Deniz Feneri e.V davasını “halkın merhamet duygularına yönelmiş bir komplo” olarak değerlendirerek, kendi organizasyonlarını, bu sahiplenme üzerinden aklamak istiyorlar.

Almanya’daki Deniz Feneri e.V davasının ardından güvenilirlikleri sarsılan vakıflar, son günlerde yaptıkları açıklamalarla endişe edilecek hiçbir şey olmadığı izlenimi vermeye çalışıyorlar. “Her şeye rağmen bağışlar arttı” söylemiyle olağan dışı bir durum olmadığı ve halkın güveninin sarsılmadığı havası yaratmaya çalışan vakıfların durumu, kaçak rakı nedeniyle insanların ölmesinden sonra “kapağı değiştirdik rahatlıkla içebilirsiniz” diyen rakı üreticilerinin durumunu hatırlatıyor.

“Tüm gelirlerimiz kayıt altında”
Deniz Feneri e.V’nin milyonları bulan usulsüzlüğünün ardından insanlarda oluşan endişeyi ortadan kaldırmaya çalışan vakıflar, tüm kaynakların kaydının tutulduğunu iddia ediyorlar. Mali işlemlerin banka üzerinden yapıldığını, eşya yardımlarının da barkod sistemiyle kaydedildiğini söylüyorlar. Oysa, yapılan yardımların “hedefine ulaştığı noktaya kadar” izenebileceğini söyleyerek büyük kampanyalar yapan vakıfların en büyük nakit yardım kalemleri olan kumbaralar ve stantlar, kayıt dışı.

Neredeyse tüm mahalle bakkallarında ve küçük işletmelerde bulunan ve bir statü göstergesi olan kumbaralar, aynı zamanda bir baskı aracı olarak da işlev görüyor. Esnaflara dağıtılan bu kumbaralar bir taraftan “Allah’a inanma ve yardımseverliğin” simgesi de olmaya başladığı için, esnafların kumbatayı reddetme şansı çok kalmıyor. Bu kumbaralar yoluyla yapılan yardımlar hiçbir şekilde makbuza tabi olmazken, nasıl değerlendirileceği de vakfın insafına kalıyor. Kumbaraların yanı sıra, kent merkezlerinde kurulan stantlar da makbuzsuz bir şekilde yardım toplamayı sürdürüyor.

“Bize saldırıyorlar”
Tüm işlemlerinin kaydının tutulmasına rağmen zan altında bırakılmaya çalışıldıklarını iddia eden dernekler, Deniz Feneri e.V davasını da komplo olarak değerlendiriyorlar. Hükümetten destek almayı sürdüren ve çalışmalarını hızlandıran dernek ve vakıflar, mazlumu oynamaktan da geri durmuyorlar.  

Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Engin Yılmaz, yaptığı açıklamada, Türk halkının Deniz Feneri’ne karşı güvenini yitirmesini beklemediklerini söyledi ve “konuyu gündemde tutmaya çalışan siyasi parti taraftarları, stantlarımıza ve yardım dağıtan ekiplerimize saldırmaktadır. Yıllardır toplumu kamplara bölmeye çalışanlar bu sefer kendilerine insanlığın en masum alanı olan yardım konusunu seçmişlerdir. Bu da Türkiye’yi çok kötü bir yöne götürmektedir” dedi.

Aslında, Yılmaz’ın iddialarının aksine, son dönemde Deniz Feneri’ni protesto etmek isteyen pek çok kişi ve kurum, baskıya ve şiddete maruz kaldı. Ankara’da, yaşananları protesto etmek isteyen Halkevleri üyeleri ile yolsuzlukları eleştiren bir pankart asan ÖDP Keçiören örgütü, polisin sert müdahalesiyle karşılaştı. Yine Ankara’da, Deniz Feneri davasında ortaya çıkanları eleştiren Halkevleri üyeleri AKP’lilerin saldırısına uğradılar.

“Bağışlar artıyor”
Yaşananlara rağmen, güvenilir olduklarını kanıtlamaya çalışan vakıf ve dernekler, yapılan yardımların artarak sürdüğünü iddia ederek halkı kandırmaya çalışıyorlar. “Bu olayın bir komplo olduğunu halkımız anladı, kendisini kandırmaya çalışanlara bu şekilde ders veriyor” gibi açıklamalarla göz boyuyorlar. 

“Türkiye bu kadar büyük bir felaket yaşamamıştı”
Desteklerin kesilmemesi için türlü yolar deneyen derneklerden biri olan Deniz Feneri Derneği, diğer derneklerden farklı olarak, gelirlerinin azaldığını söylüyor. Tüm dernekler gelirlerinin arttığını iddia ederken, Deniz Feneri Derneği”nin “bağışlar çok azaldı” açıklamaları şüpheyle karşılanıyor. Deniz Feneri Derneği’nin Kurucu Başkanı olan Uğur Arslan, yaşananları bir felaket olarak değerlendirdi. Arslan, “Almanya’da kurulu bulunan ve Türkiye ile hiçbir bağı olmayan dernekte yapılan bir usulsüzlüğün cezasını Türk halkı çekiyor. Deniz Feneri Derneği’nden geçen yıl 523 bin 658 kişi yardım almıştı. Şimdi kiminin kirası ödenmeyecek, kimi ilaç alamayacak. Biz ülke olarak nice felaketler gördük ancak hiçbirinde 523 bin kişinin canı yanmadı. Bu olay nedeniyle Türk halkının yardım duyguları zedelendi. Bu olay nedeniyle bütün yardım dernekleri ve sivil toplum kuruluşlarının topladığı yardımlar geçen yılın 5′te 1′ine tekabül ediyor” dedi.

29
Sep
08

Milli Eğitim’de Osmanlıcılık

Altı yıllık AKP iktidarı döneminde yükselen yeni-Osmanlıcılık, AKP’ye yakın eğitim kadroları eliyle ilköğretim sıralarına da sızdırılıyor. Ders kitaplarında kimi “tarihi kişilikler” tabu olmaktan çıkarılıyor, “cumhuriyet travması” rötuşlarla atlatılıyor…

 Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in fotoğrafının Burdur’da bir köy ilköğretim okulunun duvarına “Türk büyüğü” olarak asılması, tepkiyle karşılandı. Burdur’un Çavdır ilçesine bağlı Dengere İlköğretim Okulu’nu ziyaret eden bazı sendika üyesi eğitimcilerin tesadüfen şahit olduğu bu durumun, aslında çok yaygın olduğu ifade edildi.

Eğitimciler, tepkilerini, Türkiye’nin yakın tarihinde Vahdettin’in “hain” nitelemesine çok uygun bir Osmanlı padişahı olduğunu belirterek, “Vahdettin İngiliz ordusunu hilafet ordusu ilan etmiş, Yunan ordusuna direniş gösterilmemesini halife olarak buyurmuştur. İngiliz mandasını istemiştir. Sevr Antlaşması’nı kabul etmiştir. 1922 yılında da bir İngiliz gemisiyle yurttan kaçmıştır” diyerek dile getirdiler.

“AKP izin veriyor”
Eski TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyesi Mustafa Gazalcı, olayın tekil bir durum olmadığını, birçok okulda bunun benzerlerinin yaşandığını söyleyerek, okullara Vahdettin fotoğraflarının asılabilmesinin AKP iktidarının sağladığı bir “rahatlık”la ilişkili olduğunu söyledi.
Mustafa Gazalcı, “okullardaki kadrolaşma, ders kitaplarının ve kaynak kitaplarının içeriklerinin değiştirilmesi, milli eğitim ilkelerinden uzaklaşma bunu doğurdu. Kimi okullarda köşelerde, kimi okullarda da okulların kurduğu internet sitelerinde Vahdettin övülüyor. Hatta Devrim Tarihi kitabının içeriği değiştirilerek bunlar yapılıyor. Yani balık baştan kokuyor” dedi.

Emperyalizmi savunan, Vahdettin’i de savunur
Son Osmanlı padişahı Vahdettin’in “hain” olmadığını dile getirenlerden biri de Bülent Ecevit olmuştu. Ecevit’in Başbakan olduğu dönemde, “dış baskılar karşısında yapabileceği bir şey yoktu. Yurtdışına çıkarken de devletin hazinesine dokunmadı” sözleriyle aklamaya çalıştığı Vahdettin, İstanbul’daki İngiliz İşgal Orduları Başkomutanı Harrington’a bir mektup yazarak, sığınma talebinde bulunmuş ve ülkeyi terk etmişti.

Vahdettin’in iktidarda olduğu dönemin Kurtuluş Savaşı’nı ateşleyen olaylar zincirine denk gelmesi nedeniyle, bugün “hain” olarak görülmesini veya sahiplenilmesini, emperyalizme karşı alınan tavır belirliyor. 

29
Sep
08

‘Savcı Öz, Güney’i Türkiye’ye kaçak soktu’

İP Genel Başkan Yardımcısı Cengiz’den şok iddialar…

İP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz, düzenlediği basın toplantısında, Kanada’da haham yardımcısı olan Tuncay Güney’in, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün bilgisi dahilinde başka bir isimle Türkiye’ye sokulduğunu ileri sürdü. Tuncay Güney’in, 2007 Aralık ile 2008 Ocak ve Şubat aylarında İstanbul Kâğıthane Harmantepe’de defalarca görüldüğünü ve özel polis ekibiyle, Ergenekon soruşturmasının hazırlık çalışmalarına katıldığını öne süren Cengiz, şu değerlendirmede bulundu:

“Şimdi soruyoruz: Ergenekon tertibinin boyutlarını gösteren bu kanunsuzluğun hesabı sorulmayacak mıdır? Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesine göre ’maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü’ olan savcı, sahte kimlikle Türkiye’ye sokulan kaçak bir kişinin anlatımlarına nasıl dayanmaktadır?”




İstatistikler

  • 446,822 Tıklama

 

Eylül 2008
M T W T F S S
« Aug   Oct »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930