13
Jul
09

Doğum günü 8 Temmuz

Atatürk8 Temmuz: Profesyonel devrimcilik günü

Geçtiğimiz hafta, Amerikan Bağımsızlık haftası olarak ilan edilen 4 Temmuz’u kutladılar. Bir kutlama Irak’ta Saddam Hüseyin’in sarayında yapıldı. Amerikalılar; “Saddam mezarında ters dönsün, O’nun sarayında 4 Temmuz’u kutluyoruz” diyerek Saddam Hüseyin’in ölüsünden bile intikam aldılar. Aynı gün bir başka kutlama da bizim ülkemizde yapılıyordu. Amerikan büyükelçiliğinin verdiği resepsiyona siyasi parti liderlerimiz, üst düzey komutanlarımız ve bürokratlarımız eşleriyle birlikte katılarak emperyalizme bağlılıklarını bildiriyorlardı.

Oysa her 4 Temmuz’dan sonra 8 Temmuz gelir. 8 Temmuz Mustafa Kemal’in emperyalizmle savaşma kararlılığıdır. Anadolu işgal altındadır. Yine paşalar ve beyler emperyalizme biat etmektedir. İyi eğitimli paşalar ve beyler Amerikan mandasına mı girsek, Almanya’ya mı yanaşsak diye tartışmaktadır.

Bu tartışmalar Amerikan, İngiliz ve Fransız askerlerinin katıldığı balolarda, yemekli toplantılarda ve resepsiyonlarda yapılmaktadır. Yakup Kadri’nin o dönemi yansıtan romanlarında anlattığı gibi, bu toplantılarda iyi eğitimli hanımlarımız, bir İngiliz veya Fransız zabiti tavlamak için sıraya girerler. İşte bu yozlaşmanın ve çürümüşlüğün içinde Mustafa Kemal’e yer yoktur. 8 Temmuz’da Osmanlı Devleti’nin verdiği tüm yetkileri reddetmiş ve Anadolu’ya geçmiştir. Üniformasını çıkarmış, apoletlerini sökmüş ve bir profesyonel devrimci olarak Bandırma Vapuru’na binmiştir. Yüzünü halka dönmüştür. Çünkü İstanbul’un satılmışlığına rağmen, halk işgale karşıdır. Belki eğitimsizdir, kimilerine göre cahildir ama direnmektedir. Mustafa Kemal, halkının elinden tutar ve yenilmez sanılan işgal ordularını yenilgiye uğratır. Emperyalizme ilk yenilgiyi tattıran komutan olarak tarihe geçer.

İşte bu yüzden 8 Temmuz bizim doğum günümüzdür. Bir 4 Temmuz’da Amerikan emperyalizmine öldürücü darbeyi vurmak için bilenen tüm ezilen halklar için ilham kaynağıdır. İşgal ettikleri ülkelerde, ulusların kurtarıcılarıyla dalga geçerek eğlenen ve tepinen Amerikalılara 4 Temmuz’u ölüm günü yapmak için savaşan her Ulusal Kurtuluşçuya “profesyonel devrimcilik günü” olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün armağanıdır.

İdare-i maslahatçılık mı? Devrimcilik mi?

Peki, işgal öncesi Osmanlı Devleti’nin son dönemini anımsatan bugünün Türkiyesi’nde, devrimciliği reddetmenin anlamı nedir? Ya istiklal ya ölüm diyememek, durumu idare etmeye çalışmaktır. Yani idare-i maslahatçılık. Atatürk bu anlayışa sahip olanları “kendi refahlarını bozmamak adına bütün bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk varlığını feda edenler, ya vatan ya ölüm diyemeyenler” olarak tarif etmiştir. Onları ahmaklıkla, budalalıkla, korkaklıkla ve acizlikle suçlamıştır. İşte bugün ülkemiz aydınlarında ve ileri gelenlerinde yaygın olan anlayış budur. Örneğin Cumhuriyetin ve Atatürk İlkelerinin kalesi olarak anılan İstanbul Üniversitesi’nin o çok ‘Atatürkçü’ öğretim üyelerini düşünün. Halkı AKP’ye oy vermekle suçlayan Profesörlerimiz, şimdilerde AKP’li bir öğretim üyesinin rektörlüğünü içlerine sindirip maaşlarını almaya devam ediyorlar. Konferans salonlarında Tayyip Erdoğan’a verilen fahri doktora ödül törenini alkışlayabiliyorlar. İçlerinden bir tanesi bile çıkıp ben bu durumu içime sindiremiyorum diyemiyor. İşte bunlar kendi rahatlarını bozmamak için, Sıddık Sami Onar’ların, Turan Emeksiz’in üniversitesini AKP faşizmine terk edenlerdir. O Sıddık Sami Onar ki, rektör olmasına rağmen polis tarafından yerlerde sürüklenmiştir. O Turan Emeksiz ki, Menderes diktatörlüğüne karşı hayatını vermiştir. İstanbul Üniversitesi böyle direnmiş, Menderes böyle yıkılmıştır. İşte bir tarafta makam hesabı yapmayan devrimciler, diğer tarafta rahatını bozmamak için faşizme alkış tutan korkaklar.

Korkaklığın sonu savaşmadan teslim olmak

Peki, teslim edilen sadece üniversiteler mi? Bugün bir ülke ABD ile karşı karşıya gelmemek adına feda ediliyor. Kimse çıkıp ben askerimin başına çuval geçirilmesini içime sindiremiyorum demedi. Kıbrıs’ı verip kurtulmam demedi. Kırmızı çizgilerimi çiğnetmem demedi. PKK’yla masaya oturmam demedi, sözde Kürdistan’ı tanımam demedi, Talabani’yle ve Barzani’yle görüşmem demedi. Hep durumu idare etmeye çalıştılar. Bunlardan bir tanesine razı olup diğerlerini kurtarmaya çalıştılar. Ama düşman birini aldıktan sonra istemeye devam etti, bunlarsa hep verdi. İşte devrimci olmamanın sonucu hep vermektir. Savaşmadan teslim olmaktır.

Bir hikâye vardır: Aslanlar kalabalık bir inek sürüsüne göz koyar. Ancak tek başına sürüye saldırıp başarılı olamayacağını bilmektedir. O yüzden sürünün başını yanına çağırır. Eğer sarı ineği verseniz size saldırmam der. Sürünün ileri gelenleri bir toplantı yaparlar ve sarı ineği feda ederler. Aslan, birkaç gün sonra boz ineği ister. Mecburen onu da verirler. Aslan, daha sonra siyah ineği ister. Sürünün ileri gelenleri kurtulmak için sürekli vermektedirler. Aslan ise sürekli istemektedir. En sonunda sürüden arta kalan birkaç yaşlı inektir. Aslanın artık pazarlık yapmaya ihtiyacı yoktur. Saldırır ve kalanları da yer. Oysa en başından birlik olup sarı ineği vermemiş olsalardı, Aslan o sürüye saldıramayacaktı bile. Yani budalalığın, ahmaklığın ve korkaklığın sonu savaşmadan teslim olmak olmuştur.

TÜRKSOLU’nun 8 Temmuz Çağrısı

Bizim çağrımız Türk milletine; Kurtlar ve çakallar sürüsü etrafımızı sardı. İçimizdeki korkaklar verip kurtulma hesabı yapıyorlar. Sarı ineğimizi çoktan kaybettik. Bu 8 Temmuz’da Atatürk’ümüzün çağrısına kulak verelim. Bakın o Büyük Kahraman ne diyor 1922’lerin Türkiyesi’nde: “Kurtuluş için, bağımsızlık için eninde sonunda düşmanla, bütün varlığımızla vuruşarak onu yenmekten başka karar ve çare yoktur ve olamaz. ‘Ordu ile savaş ve inat ile bu işin içinden çıkılamaz’ biçimindeki kaynağı dışarıda olan öğütlere uymakla vatan kurtarılamaz. İşte böyle yanlış görüşlü kişiler yüzünden, Türkler, her yüz yıl, her gün, her saat biraz daha gerilemiş ve çökmüştür. Bu çöküş yalnız maddesel olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki çöküş ahlaki ve manevi değerler de kapsamış görünüyor. Hiç kuşku yok ki, bu büyük memleketi, bu koca ulusu dağılıp yok olma uçurumuna sürükleyen başlıca etken bu olmuştur.

Efendiler, maddi ve manevi çöküş korku ve acz ile başlar. Aciz ve korkak insanlar, her hangi bir felaket karşısında milletin de hareketsizliğe sürüklenmesine ve bir kenara çekilip durmasına yol açarlar. Derler ki: Biz adam değiliz ve olamayız! Kendi kendimize adam olamayız. Biz varlığımızı kayıtsız şatsız bir yabancının eline bırakalım… Türkiye’yi böyle yanlış yollarda boğulma ve yok olma uçurumuna sürükleyenlerin elinden kurtarmak gerekir. Bunun için bulunmuş tek bir gerçek vardır ve ona uyacağız. O gerçek şudur: Türkiye’nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir inançla donatmak, bütün ulusa sağlam bir maneviyat vermek.”

Atatürk’ün bahsettiği maneviyatı ve inancı TURKSOLU’yla yaratıyoruz. Birilerinin acizliği ve korkaklığı yüzünden Anavatanımızda, Türkistan’da, Bulgaristan’da, Batı Trakya’da, Kerkük’te Türkler olarak hep biz kaybediyoruz. Ortadoğu’da yaşanan katliamlara seyirci kalıyoruz.

Ey Türkiye’nin düşünen kafaları! Vatan yoksa, küçücük mevkilerimizin bir anlamı kalmaz.

Vatan yoksa, ölüm var. Amerikan askerlerinin bir 4 Temmuz günü Irak’ta yaptıklarını bizim yurdumuzda da yapmasını istemiyorsak, devrimci olmak zorundayız!

4 Temmuz’u ölüm günü yapmak için, vatanın varlığını Türk varlığına armağan etmiş profesyonel devrimcilere ihtiyacı var.

Damarlarımızdaki asil kana güvenelim ve bu 8 Temmuz’u Türkler için diriliş ve kurtuluş için doğum günümüz olarak ilan edelim.

Yeniden dünyaya gücümüzü gösterelim.

Nur Arslan



0 Yanıt, “Doğum günü 8 Temmuz”



  1. Henüz Yorum Yok

Yorum Yapın




İstatistikler

  • 442,543 Tıklama

 

Temmuz 2009
M T W T F S S
« Jun   Aug »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031