|
Sivil vali
Bolu valisi Halil İbrahim Akpınar Abant Platformu toplantısındaki performansıyla gündeme gelmişti hatırlanırsa. Ordu’yu yıpratma kampanyasının toplu halde yürütüldüğü (onlar tartışma diyorlar) toplantıya da ev sahipliği yapan vali, istediği demokrasinin miktarını belirtirken “Jakoben bürokrasinin paşa gönlünden koptuğu kadar değil, sonuna kadar demokrasi.” demişti. Ardından Obamavari bir çıkışla “yes we can” deyivermişti de alkışlar kopmuştu.
Sivilliğin tartışılacağı toplantı salonunun protokol koltuklarını dolduran başta Bülent Arınç olmak üzere AKP’liler, valiyi canı gönülden alkışlayıp tebrik ettiler. Hatta Arınç konuşmasının sonunda valiyi konuşmasından dolayı onurlandırmıştı. İyi ki böyle bir valileri vardı, Arınç bu yüzden gelecekten umutlu olduğunu söylüyordu.
Konuşan devletin valisi, alkışlayan iktidarın bakanları ve milletvekilleri… Tam bir sivil inisiyatif değil mi?
Konuştukları da herhangi bir konu değil, değiştirilmesi düşünülen “darbeci Anayasa” ve darbecilik tartışması. Hele hele Arınç’ın konuşmasını malum “eylem planı” eksenli yapması meselenin en önemli yanı.
Peki devletin valisi başka ne demişti o toplantıda?
“Askeri güç, yürütmesi ve yargısıyla paralel biçimde örgütlenmiştir ve adeta bağımsızdır. Demokratik hayatımıza tecavüz eden darbecileri yargılayamadık, bu millete reva gördükleri yargısız infazların, işkence ve kötü muamelelerin hesabını soramadık.”
Vali hızını alamamış ve Türkiye’de halkın iradesini yok sayan “Baas rejimi ve bir çeşit Pol Pot rejimi özlemiyle hükümeti devirmeyi, binlerce kişiyi yok etmeyi” planlayanların olduğunu söylemişti.
Bu konuşmasından sonraki hafta Tayyip’in ağzından dökülen “rejimin güvencesi polistir” cümlesi birebir örtüşüyor. Tayyip’in bu sözleriyle ima ettiği polis devletinde de Ordu’nun alternatifi polis kuvvetidir. Ordu ortadan kaldırılacak, yerini polis dolduracaktır. Zaten vali de askerin “yürütmesi ve yargısıyla adeta bağımsız” olmasından rahatsızlığını belirtmişti.
Vali, askerden rahatsız… Kendisi Bolu valisi, ama mensubu olduğu ve “jakoben” dediği bürokrasiden rahatsız.
O halde kendisine sivil vali diyebilir miyiz?
Pek de yakıştı, sivil vali. Sivil polis gibi… Bülent Arınç gibilerin geleceğe güvenle bakmasını sağlayacak türden.
Sivil vali Köroğlu mu, Bolu Beyi mi?… Ne?
Sivil vali geçenlerde bu sivil görüşlerini tekrarlamak için Star gazetesinde, Fadime Özkan’a bir röportaj vermiş.
Röportaja geçmeden, sivil valinin teknolojiyle de nasıl haşır neşir olduğunu da atlamayalım.
www.ibrahimakpinar.com yazıp enter tuşuna basınca sivil Vali Beyin internetteki demokrat dünyasına giriyorsunuz.
Bir Bolu manzarası olduğunu tahmin ettiğim bir resmin yanında kendi resmi karşılıyor sizi. Resmin altında yine o söz:
“Jakoben bürokrasinin paşa gönlünden koptuğu kadar değil, sonuna kadar demokrasi.”
Herhalde makam odasının birkaç yerinde, duvarda bir çerçeve içinde kendisine ait bu söz vardır. Sitesinde ayrıca Abant’tan sonra kendisini öven yazıların olduğu bir bölüm var. İnsan bu kadar da narsist olmaz ki!
Bolu’nun sivil valisine beklendiği gibi şöyle bir soru soruluyor: “Siz devletin, yani merkezi gücün bir temsilcisisiniz fakat sisteme de itirazlarınız var; Bolu Beyi misiniz, yoksa Köroğlu mu?”
Cevap: “Bolu Beyi de Köroğlu da geçmişte kalmış. Ama ben kendimi pazarda köyünden getirdiği iki sepet sebzeyi satmaya çalışan teyzeye, gariban amcaya hep daha yakın hissettim. Zengin sofralarına oturmaktan ziyade köy evinde, yufka ekmek, peynir yemeyi önemsedim.”
Sivil valinin net bir cevabı yok. Bolu beyiyim dese egemen tarafta olduğu düşünülecek. “Jakoben bürokrasi”den sıyrılmaya çalışıyor ya, olmaz. Köroğlu’yum dese, onu da diyemiyor. O yüzden altı boş bir popülist yanıt kalıyor geriye.
Ardından valinin geleneksellikten sıyrılmışlığına geliyor soru. Yine popülist cevaplar. Sivil vali görev gereği dolaşırken gördüğü sıkıntılı ve yanlış uygulamalar karşısında “her şey güzel, maaşımız güzel” deyip oturmanın kendisinde rahatsızlık yarattığını belirtiyor.
Neymiş bu yanlışlıklar ve sıkıntılar? Tahmin ettiğimiz gibi demokrasimizin batı Avrupa standartlarında olmaması ve demokrasinin önündeki engeller. Başta Ordu, bürokrasi, darbeciler (kastettiği sadece 27 Mayıs Devrimi)… Bu yüzden AB müzakere ediyor ve toplum olarak gayret gösteriyormuşuz!
Her ne kadar “jakoben” dediği bürokrasiden sıyrılma laflarını çok kullansa da sivil vali biliyor ki, AKP’nin inşa ettiği yeni rejimin yeni bürokratları kendisi gibi “sivil”lerden seçilecek. O zamana kadar eskiden kalan bürokrasiyi eleştirmeye ve halkçı görünmeye devam.
Ama şöyle bir gerçek de var. O birlikte olmaktan ve yufka ekmeği yemekten hoşlandığı gariban amca ve teyzeye bir sorsun bakalım Vali Bey:
Onlar kendisinin rahatsız olduğu Ordu’ya ne kadar güveniyor?
Onlar kendisinin hayranı olduğu Batıyı ve onun demokrasisini ne kadar benimsiyor?
Ülkesinin bölünmesine neden olan, ekonomisini yıkıma uğratan, Türklüğünü ortadan kaldıran AB müzakerelerini onaylıyor mu?
Toplum olarak gayret gösteriyormuşuz! Yalana bak! Türkiye’deki Ordu’ya olan güvenin istatistiki değerleri de ortada, AB ve ABD’ye olan güvenin de!
Devletin mi, AKP’nin mi, Fethullah’ın mı valisisin?
Peki Vali Bey AKP’li miymiş?
Gazeteci soruyor bu soruyu:
“Siz AK Parti’nin (Star gazetesi ya, ‘AK Parti’yi kullanıyor) valisi misiniz, devletin mi?”
Hayır diyemiyor vali. Demokrasiyi savunmak parti yandaşlığı değilmiş. Eskiden valiler aynı zamanda CHP yöneticisiymiş…
Peki Vali Bey Fethullahçı mıymış? Abant toplantılarından dolayı onu da soruyor gazeteci.
Yine hayır demiyor. Soruya karşı soru, kaçamak bir yanıt:
“Abant toplantısına katılınca böyle bağlantı kuruluyor ama oraya agnostik, ateist ya da gayrimüslimler de katılıyor. Şimdi onlar da mı cemaatten oluyor?”
Bir de savunuyor kendini. Neymiş efendim başka yerde bunlar konuşulur muymuş? Fethullah efendileri iyi ki böyle bir platform kurmuş da içlerini dökebiliyorlarmış rahatça.
Bir de bu söylemleri yeni değilmiş. Bir önceki görev yeri olan Ağrı valisiyken de söylüyormuş. Bu görüşleriyle platformlarda devletin valisi olarak konuşabiliyorsa ve bugünlere kadar geldiyse vardır bir keramet!
Gazetecinin soruları sürdükçe Vali Beyin rahatsızlıkları bir bir ortaya dökülüyor. Türkiye için başka ne istediği soruluyor Vali Beye. O da gündemdeki tek tip kıyafete getiriyor konuyu. Tabii ki daha derinlerde cumhuriyetin getirdikleriyle bir hesaplaşma var.
Nâzım’da size göre bir şey bulamazsınız Vali Bey!
Vali Bey şöyle buyurmuş:
“Dili, dini, etnik kökeni, mezhebi, inancı, kıyafeti nedeniyle bir kişi ne horlansın ne de yüceltilsin. İnsanımız Nâzım’ın dediği gibi ‘bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine’ yaşasın istiyorum. Herkesi bir örnek giydirmek, örtmek ya da açmak zorunda değiliz. Farklılıkları kabul ederek mutlu olmak mümkün.”
“Farklılıklar söz konusu olduğunda ülkenin özel şartlarından, cumhuriyetin niteliklerinden bahsedilir. Siz o sınırlar kaldırılsın mı istiyorsunuz?
“Ben o sınırları benimseyemiyorum.”
Vali Bey cumhuriyetin niteliklerini benimseyemiyormuş. O yüzden çıkıp Abant’ta cumhuriyete karşı toplananlara ev sahipliği yapıyor, daha fazla demokrasi diye bağırıyor, alkışlanıyor ve cumhuriyeti demokrasiye kurban etmek için elinden ne gelirse yapıyor.
Esas mesele cumhuriyetle hesaplaşma demiştik. Saldırı tek tip kıyafet diyerek öğrencilerin önlüklerinden başlayıp, oradan her gün gür sesle okunan ve “Türk’üm” diyerek başlayıp, Türk’ün kendini Türk varlığına armağan etmesiyle ve “Ne mutlu Türk’üm diyene” ile sonlanan andımıza, en nihayetinde Atatürk’e kadar uzatılıyor aslında.
Nedense bir yıl içinde üç defa olarak yapılan Abant toplantısının ilki, “Kürt sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” adında yapıldı. Adından da anlaşılacağı gibi klasik “Kürtler ezildi” ve “Türk-Kürt kardeşliği” vurgulu toplantıda söz alan Vali Bey valilik görevinin uzun bir bölümünü Doğu ve Güneydoğu’da yaptığını özellikle belirtmiş ve konuşmasını bir dua ile bitirmişti:
“… İliada’da okumuştum; Troyka’da savaş kızışıyor. Elini kaldırıp tanrılar tanrısına yalvarıyor. Güç buluyor, götürüp Santos’a şifa bulmasını sağlıyor. Ben de Tanrı’ya yalvarıyorum. Babalar, analar ağlamasın, insanlar cesetleri değil gelinleri, damatları karşılasın. İnsanların silaha değil daha çok sevgiye ihtiyacı var diye.”
O gün İliada’dan alıntı yapan Vali Bey, röportajında da Nâzım’dan bir alıntı yapmış. Nâzım’ın davet şiirinden yaptığı alıntıya ve açıklamalarına bakınca şiiri ve Nâzım’ı da anlamadığını görüyoruz.
Bir kere Nâzım’ın dizesinde geçen “tek ve hür” sizin ve sizin gibilerin anladığı türden bir özgürlük değil Vali Bey. Hele hele cumhuriyetin niteliklerine karşı bir saldırı özgürlüğü hiç değil. Şiirde bahsedilen bağımsızlıktır ki, emperyalizme karşıdır.
Bağımsızlık savaşında direnen insanlardan bahseder Nâzım, ki onların da demokrasi ya da Batı gibi hayranlıkları yoktur. Batılıyla savaşmışlardır.
“Bir orman gibi kardeşçesine” ile de sizin “Türk-Kürt kardeşliği”nize bir gönderme yapamazsınız. Seçtiğiniz şiir
Dört nala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim…
şeklinde başlar ve devam eder. Nâzım da burada Türklerden bahsetmektedir!
En iyisi siz ellerinizi Nâzım’dan çekin Vali Bey. Çünkü O’nda sizin işinize yarayacak bir şey bulamazsınız!
Cumhuriyet’e değer biçmek sana mı kaldı?
Cumhuriyete karşı demokrasiyi savunması Vali Beye soru olarak geliyor röportajda.
“Valiler cumhuriyete vurgu yapar, siz demokrasi diyorsunuz!”
“Padişahlık gitti cumhuriyet geldi tüm sorunlarımız çözüldü gibi bir yanılgı var. Halbuki demokrasiyi içermeyen bir cumhuriyet beş para etmiyor. Saddam Irak’ı da cumhuriyetti. Libya da, İran’da, K. Kore de cumhuriyet! Demokrasisiz cumhuriyet ne kadar anlamlı, aslında herkes biliyor.”
Demokrasi öyle bir şey ki, Vali Beye göre, demokrasinin olmadığı yerde kalkınma da olmaz, gelişme de. Verdiği örneklere bir bakalım:
Saddam’ın Irak’ı, Saddam ülkenin başındayken, Vali Beyin darbecilik ve diktatörlük olarak gördüğü Baas rejimi ile yönetiliyordu. En önemli özelliği ulusa dayanan bir sosyalizm ve antiemperyalizm.
İran örneği de Amerika’ya ve İsrail’e karşı dik duran Ahmedinejad gibi bir lider tarafından yönetiliyor olmasından.
Birbiri ardınca nükleer denemeler yapan Kim Jong Il’in Kuzey Kore’si de aynı şekilde…
Demokrasinin d’sinden bahsedemeyeceğiniz petrol zengini Arap ülkeleri mi? Onlar Amerikan dostu oldukları için değerlendirme dışı. Vali Beyin zoru başka yani!
Bir de madem kalkınma ve gelişmişlikten sözü açtı, açsın baksın Atatürk döneminin devletçi Türkiye’sine. Bir de Menderes’in “küçük Amerika” olma sevdası ve “her mahallede bir milyoner yaratma”sından Tayyip’in “ekonomiyi uçurma”sına kadarki geçen süreye. Artı ve eksi ne demek biliyorsa aradaki farkı anlayabileceğini umuyoruz.
Neymiş, “içinde demokrasi olmadan cumhuriyet beş para etmez”miş. Benimsemediğin cumhuriyete değer biçmek sana mı kaldı?
Cumhuriyeti savunanları yaftalarken, hani nerede o farklılıklara saygılı demokrat kimliğiniz Vali Bey?
Neymiş, “cumhuriyet yıkılsın diyen mi varmış?”
Ardından da söyle bir açıklama daha:
“Cumhuriyet hedefteki değermiş gibi gösterilip onun üzerinden birilerini dövmek için kullanılıyor.”
Aklı sıra cumhuriyeti bir baskı rejimi olarak değerlendiriyor Vali Bey. Açık açık söyleyemediği için de böyle tersinden gitme taktiği geliştiriyor.
Vali Beye sorular
“Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” konulu Abant toplantısında “Kürt devleti isteyen bir Kürde rastlamadım.” diyen Vali Bey, bugün de “Ben zaten Türkiye’yi bölmek isteyen Kürdü, Cumhuriyeti yıkmak isteyen Kürt ya da Türkü görmedim.” diyor.
“Alfabemizi değiştirip Arap ya da Uygur alfabesine veya hicri takvime geçelim diyen yoksa cumhuriyeti yıkalım diyen de yok.”
Yani Türkiye’de ne Şeriat tehlikesi ne de Kürt bölücülüğü varmış.
Vali Beye soralım o zaman.
PKK ne yapıyor dağda?
DTP kimden emir alıyor?
Kimler ona oy veriyor?
Okumuştur herhalde. Toplantılarında boy gösterdiği Fethullah efendisinin, ulaşmak için her yolun mübah olduğunu söylediği hedefi ne?
Ya da rejimi güvende olan hangi devletin bir bürokratı, o devletin kuruluş ilkelerinin kendisini bağlamadığını açıkça dillendirebiliyor?
Böyle bir şey mümkün mü?
Vali bey bir tek demokrasi için endişeleniyor.
“Demokrasiyi bekleyen tehlike var mı?”
“Var tabii. Çıkıyor işte, ayışığı, günışığı, sarıkız, karakız. (gülüyor)”
Gündemdeki Kenan Evren meselesini de soruyorlar Valiye. O da Kenan Evren’in yargılanması olayına şöyle cevap vermiş:
“Evren’in yargılanması gerekir ama 90 yaşındaki birinin yargılanması değil amaç. Bugün de aynı yola tevessül edenlerin yargılanması, bunun önünün alınması, Türkiye’nin salimen demokratik, huzurlu bir ülke olması.”
Mesele Vali Beyin itiraf ettiği gibi 12 Eylül’ün ve bugünkü çocuklarının babası Evren değil, kendilerine engel olarak gördükleri Ordu. Operasyonlarla ve belgelerle de yol almaya çalışıyorlar.
Vali Beyin darbecilerle hesaplaşmak gibi bir derdi olsaydı, Abant’ta sadece ama sadece 27 Mayıs’tan ve asılan Menderes’lerden bahsetmezdi.
Vali bey 12 Mart’ta ne oldu bilmiyor mu acaba?
Dikkat ettiğimiz kadarıyla Kenan Evren’den bile o zaman değil, yeni bir taktikle bugün bahsetmeye başlıyor.
Vali Bey, kırk altı yaşındaymış, yetmişimden sonra gelecek demokrasiyi ne yapayım diyor.
Merak etmesin ve zahmet edip düşünmesin, onun istediği gibi bir demokrasi tüm zorlamalarına rağmen gelmeyecek!
Yok, yok! Vali Bey hakkında toplantıda sarf ettiği sözleri nedeniyle İçişleri Bakanlığı’nın müfettiş görevlendirip, inceleme başlatmasından dolayı değil. Ondan çıkacak sonuç belli.
Bu ülkede hâlâ cumhuriyetine sahip çıkacak namuslu, devrimci insanlar var da onun için!
0 Yanıt, ““Jakoben bürokrasi”nin sivil valisi”