Eylül, 2009 için arşiv

30
Sep
09

Merak ediyoruz Sayın Başbuğ ” Ülkeyi böl – dürt – mem..!!! ” diyebilir misiniz..?

“… Lafla,   politika ile,   düşmanın   aldatıcı   vaatlerine  kulak  vermekle  askerlik  görevi

yapılamaz.  Omuzlarında  ve  özellikle  kafalarında  askerlik   sorumluluğunu   yüklenecek

kadar  kuvvet  bulunmayanların  feci  sonuçlarla  karşılaşmaları  kaçınılmazdır.”

M. Kemal Atatürk, 1927, Ankara

Başbuğ’un   Kürt   Açılımı

Genelkurmay Başkanı, bu son ziyaretiyle konuyla ilgili görüşlerini net bir biçimde ortaya koydu.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Ramazan bayramının ikinci günü Mardin’in Nusaybin ilçesindeydi. Sınırtepe’deki
sınır karakolunu ziyaret eden Başbuğ, ardından bir evi ziyaret ederek Kürtçe konuşan bir kadınla, ona tercümanlık eden kocası aracılığıyla sohbet etti. Daha önce “Teröristler de insandır”, “Biz Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda Kürt-Türk beraber savaştık” ve “Türk halkı değil, Türkiye halkı”
gibi sözleriyle Kürt meselesine yaklaşımı konusunda ipuçları veren Genelkurmay Başkanı, bu son ziyaretiyle konuyla ilgili görüşlerini net bir biçimde ortaya koydu.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Ramazan bayramının ikinci günü Mardin’in Nusaybin ilçesindeydi. Sınırtepe’deki sınır karakolunu ziyaret eden Başbuğ, ardından bir evi ziyaret ederek Kürtçe konuşan bir kadınla, ona tercümanlık eden kocası aracılığıyla sohbet etti.

Daha önce “Teröristler de insandır”, “Biz Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda Kürt-Türk beraber savaştık” ve “Türk halkı değil, Türkiye halkı” gibi sözleriyle Kürt meselesine yaklaşımı konusunda ipuçları veren Genelkurmay Başkanı, bu son ziyaretiyle konuyla ilgili görüşlerini net bir biçimde ortaya koydu.

Hatırlanacağı gibi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçtiğimiz haftalarda, devletin üst kademesinde bugüne kadar hiç olmadığı kadar mükemmel bir uyum olduğunu açıklamıştı. Başbuğ’un Mardin ziyareti ve yaptığı açıklamalar, Gül’ ün hiç de haksız olmadığını gösterdi.

Gül’ün, Tayyip’in ve Başbuğ’un Kürt meselesi ile ilgili açıklamaları yan yana konduğunda aralarında hiçbir farklılık olmadığını görürüz.

Türkiye tarihinde hiçbir hükümet ülkenin bölünmesiyle ilgili bugünkü kadar tehlikeli bir girişimde bulunmadı. Türk vatanı ve birliği hiç bugünkü kadar tehdit altında olmamıştır. Ama asıl tehlike, Ordu’nun başındakilerin bu tehlikeli gidişe “dur” demek yerine, hükümetin uygulamalarını desteklemesidir.

Genel Kurmay Başkanı’nın son açıklamalarının tüm işbirlikçi basın ve bölücüler tarafından desteklenmesi tesadüf değildir. Sırrı Sakık, Başbuğ’un konuşmasıyla ilgili “Bu bir özeleştiridir ve sevindiricidir.” demiştir.

Başbuğ’un açıklamaları bölücüleri sevindirirken, Türk milletini yaralamıştır. Şimdi bu açıklamalardaki yanlışları ve çelişkileri görelim.

“Terörist  annesinin  acısını  anlamak”  ne  demek..?!!!

Nisan ayında Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmada “teröristlerin de insan olduğu” tespitini(!) yaparak ne büyük bir hümanist olduğunu kanıtlayan Genel Kurmay Başkanı, bu kez de teröristlerin annelerinin acılarını anlamamız gerektiğini belirtti:

“Terör örgütüne kandırılarak katılan teröristlerin büyük bir bölümü 26 yaşına gelmeden hayatlarını kaybetti. Bu kapsamda karşı çıkmalarına rağmen evlatlarını terör örgütüne kaptıran ve bu acıları yaşayan anne ve babaların acılarını anlamak zorundayız.”

Başbuğ’a soruyoruz : Bugüne  kadar hangi terörist cenazesinde, teröristin ailesi çocuğunu

kandıranlara  lanet  okudu.?!!!

Hangi terörist anne-babası  çocuğunun  cenazesine  sahip  çıkan DTP’lileri  veya  PKK’lıları

evinden  kovdu.?!!!

Hangi  terörist  anne-baba  çocuğunu  kandıranlara  karşı  mücadele  etti  ve  devlete

bağlılığını  bildirdi.?!!!

Böyle  bir  duruşları  olsaydı   PKK  bu  kadar  güçlenir  miydi.?!!!

Okumaya devam edin ‘Merak ediyoruz Sayın Başbuğ ” Ülkeyi böl – dürt – mem..!!! ” diyebilir misiniz..?’

30
Sep
09

Atatürk’ten Askere Politika Uyarısı..

ataturk-buyuk

30
Sep
09

Toprak ağalığından terör ağalığına

Toprak ağalığından terör ağalığına

Başbuğ’un değindiği nokta yeni bir şey olmamakla birlikte aslında önemli bir konuydu ve bugün Kürtçülüğü, terörü neyin beslediğini hatırlatması bakımından önemliydi.

CHP’li  Mesut  Değer  ağalığa  sahip  çıktı

Geçtiğimiz hafta Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Mardin’de bir sınır karakolunda yaptığı konuşma yeni bir tartışmayı başlattı. Başbuğ, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki insanların ağalardan çok çektiğini belirterek “Bugün bu noktalardaysak, altında yatan temel nedenlerin bir tanesi bu. Zamanın ağalarından çeken insanlarımız, siyaset ağalarından, terör ağalarından muzdarip.” dedi.

Başbuğ’un değindiği nokta yeni bir şey olmamakla birlikte aslında önemli bir konuydu ve bugün Kürtçülüğü, terörü neyin beslediğini hatırlatması bakımından önemliydi.

Bu çok can alıcı gerçeği İlker Başbuğ dile getirmişti getirmesine ama siyasetin içindeki ağalardan hemen itirazlar geldi.

CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve Diyarbakır eski milletvekili Mesut Değer, İlker Başbuğ’un ağalara yönelik yaptığı açıklamayı üzüntüyle karşıladığını belirterek, aşiretin insanları terörden uzak tuttuğunu söylemiş.

Siyaset ağalarının Türkiye’nin her tarafında olduğunu dile getiren AKP Mardin eski milletvekili Selahattin Dağ ise düzgün olmayan herkesi siyaset ağası konumuna koyduğunu vurgulamış.

CHP eski Batman Milletvekili Mehmet Nezir Nasıroğlu da Güneydoğu’da teröre insanlar fazla bulaşmamışsa bunun nedeninin ağalık sistemi olduğunu ileri sürmüş. Nasıroğlu, kendisinin Sinka Aşireti mensubu olduğunu belirterek, ağaların olmaması durumunda bölge insanının başka yönlere çekilebileceğini iddia etmiş. Feodal yapıya karşı olduğuna işaret eden Nasıroğlu, “Güneydoğu’da teröre insanlar fazla bulaşmamışsa ağalık sisteminden dolayı bulaşmamıştır. Genel Kurmay Başkanı’nın açıklamasını yanlış buluyorum. Bugüne kadar aşiretimizden teröre ve kötü bir işe bulaşan tek bir insan yoktur. Demek ki biz bu aşirete sahip çıkmışız, kimse teröre bulaşmamış. Açıklamalara üzüldüm.” demiş.

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ise Kürt açılımı konusunda bölgedeki aşiretlerin de görüşünün alınabileceğini söylemiş:

“Aşiretler Güneydoğu’nun bir gerçeğidir. Aşiret doğu bölgelerimizde yıllardır var olan bir realite. Yani o açıdan aşiretlerle görüşmek o Kürt açılımına bir katkısı olacaksa elbette ki görüşülebilir. Yani bunu bir eksiklik olarak ya da bir tedirginlik olarak görmemek lazım.” yanıtını vermiş.

Ancak İlker Başbuğ’un konuşmasından en fazla incinen Mesut Değer olmuş. “Siyaset ağalarının bölgedeki tüm ağaları kapsadığı şeklindeki cümlesine katılmıyorum, doğru da bulmuyorum, yanlıştır. Şöyle ki; biz de ağayız. Aşiret lideriyiz, aşiretimiz var. Ben aşiretime terörden, uyuşturucudan, kaçakçılıktan, ırza geçmeden uzak duracaksın demişim. Size sahip çıkarım demişim. Onlara sahip çıkmışız, onları koruyup ve bu doğrultuda aşiretimizi götürüyoruz. Devlete bağlıyız. Siyaset ağasıyım. Ben siyasetle de uğraştığım için. O tabire giriyorsam, benim aşiretim benden dolayı muzdarip değildir. Bu nedenle sayın paşamın bu kapsamdaki değerlendirmesini üzüntüyle karşıladım. 10 binin üzerinde bir aşiretim var. Teröre uzak duruyoruz. Halkımıza, kendi ailemize sahip çıkıp siyasetle uğraşıyorsak, bu insanlar bizden muzdarip değildir. Diyarbakır halkı da bizden muzdarip değildir. Hepsini aynı kefeye koymak doğru değildir.” ifadesini kullanmış.

Zamanında milletvekilliği yapmış bu isimlerin bu fikre karşı çıkması elbette çok doğal. Adamlar aşiret ağası. Aşiretlerinin oylarıyla milletvekilliği yapmışlar ve kendi ailelerinden birileri bu şekilde Meclis’e girmeye devam ediyor.

Okumaya devam edin ‘Toprak ağalığından terör ağalığına’

30
Sep
09

Kenger (Sumer) bilmecemiz biraz süre istiyor – ( 2 )

Pişmiş toprak tablacık üzerinde çivi yazısı (üstte) ve yanda Lagaş Kralı Gudea (-2050)

Pişmiş toprak tablacık üzerinde çivi yazısı (üstte) ve yanda Lagaş Kralı Gudea (-2050)

“İlkin ‘Sümer dilinin bünyesini’ mütalâa edecek olursak, bunun müfrit (aşırı, M.İ.) bir ‘Komplexif’ dil tipini temsil ettiğini görürüz. Yani; cümlenin konuşanın şuurunda, daha telaffuz edilmeden önce, bütün teferruatile sıralanmış olması lâzımdır. Buna mukabil haricî yahut derunî sergüzeştlerin, ancak konuşulurken sıralanması suretinde tezahür ederek, önceki tarzla taban tabana zıt teşkil eden ‘kurzif’ şekli ise ‘Sâmi’ dil bünyesi tipini temsil eder. Şu suretle Sümer dili, yalnız hâdisevî bakımdan değil, aynı zamanda tarihî bakımdan dahi, bütün Orta-Asya boyunca uzayan dağlık havalide konuşulan dil grubuna ait bulunuyor. Bu neviden olup, bugün konuşulmakta bulunan biricik dil ailesi ‘Türk dilleridir’”. Sf. 5

“(…) cemiyet bünyesinde, her tarafa şamil olmak üzere daimî sürette müessir (etkili, M.İ.) olan nâzım (düzenleyici, M.İ.) fikir, devlet ‘sosyalizmi’ denilen idare şeklinde tecelli eder”. S. 5

“Sümer kültürü de muhtelif zamanlarda Anadolu’yu tesiri altına almıştır. İlk olarak 1900/2000 yıllarında Asur tacirleri ve yazıcıları imziyetleriyle Anadolu’ya çivi yazısını getirdikleri ve yerliler tarafından kısmen alınarak kullanıldığı zaman olmuştu. Kuşara büyük kralının sarayında bu vakitler Asurca yazılırdı. Çok geçmeden Babil yazısı ve bu suretle de Sümer ilmi Eti Kral sarayına girmiş, Eti devletinin çöktüğü 1105 yıllarına kadar varlığını korumuştur”. Sf. 8

(Prof. Landsberger, “Önasya Tarihinin Esas Meseleleri”, 2. Türk Tarih Kongresi, y. 1937, İstanbul.)

“Daha İsa’dan 2000 yıl öncelerinde bile, kendileri ve dilleri artık ölmüş bulunduğu halde, Sümerdili Babil mekteplerinde İsa’nın doğumuna kadar okutulmuş ve Babil mabedlerinde Sümer ilahileri terennüm edilmişti. Babil yazısının yayılması ile Sümer dili batıya kadar yayılmış bulunuyor, 1400 ile 1200 yılları arasına rastlayan devrede Eti devletinin merkezindeki mekteplerde de Sümerce okutuluyordu. İkinci bin yılın ortalarında bir taraftan Babillilerin yurtları, diğer taraftan Anadolu ve Mısır olmak üzere sınırlanmış bölgede de Sümerce okutuluyordu.” Sf. 89

“Üçüncü hususiyet (Sumerce’nin, M.İ.), Kompleksiv cümle yapısı ile sıkı bir ilgisi olan zincirleme ibare şeklindedir. Arka arkaya sıralanıp sonunda bir gramer eki ile bağlanan ve bir kül (bütün, M.İ.) teşkil eden ibarelerdir. Bu hususiyeti Türkçe’de de görürüz.” Sf. 94

Okumaya devam edin ‘Kenger (Sumer) bilmecemiz biraz süre istiyor – ( 2 )’

30
Sep
09

Öylesine öğütler -1-

Fark etmez

Senin  için  kofsa  sunduğum  görüş,

Katılsan  fark etmez,  katılmasan  da…

İsterim  atılıp  doğruya  eriş,

Atılsan  fark  etmez,  atılmasan  da…


Adın  hortumcuysa  elin  dilinde,

Makamın  yãr  olmaz  istikbalinde.

Soyguna  çıkmışsan  fener  elinde,

Tutulsan  fark etmez,  tutulmasan  da…


Namusu  kiraya  vermişsen  eğer,

Yüzüne  gülenler  ardından  söğer.

Onura  biçmişsen  pazarda  değer,

Satılsan  fark etmez,  satılmasan  da…


Herkes  geçer  senden ,  döner  kapıysan,

Ağaç  hain  görür,  balta  sapıysan.

Sen  girdapta  dönen  saman  çöpüysen,

Yutulsan fark  etmez,  yutulmasan  da…

Okumaya devam edin ‘Öylesine öğütler -1-’

29
Sep
09

14 Soru – 14 Cevap

1- Kürtler  Çanakkale  Savaşı’na  katıldı  mı ?

Hayır katılmadı. Çünkü o dönemde Kürtler Ruslara çalışıyordu, Türkiye’nin Doğusunda Rus işgali vardı ve Kürtler de Rusları destekliyordu. Ayrıca 1914-15 yıllarında Bitlis merkezli bir Kürt ayaklanması da çıkarmışlardı. Yani Türkler Çanakkale’de savaşırken Kürtler Türkiye’ye karşı ayaklanıyordu.

2- Kurtuluş  Savaşı  ve  Çanakkale  Savaşı  için  verilen  rakamlar   doğru  mu ?

Evet doğru. Rakamlar Genelkurmay’ın askerlik şubesi kayıtlarına göre tespit edilmiştir. Bu rakamlara Ege’de, Trakya’da ve Güney cephesinde verilen çete savaşlarındaki kayıplar dahil değildir.

3- Peki  Kürtler  çete  savaşlarına  katılmış  olabilir  mi ?

Hayır. Antep, Maraş ve Urfa’da Fransızlara karşı çete savaşları başladığında Kürtler Fransızlarla işbirliği yapıyordu. Urfa “Şanlı Urfa” olmak için direnirken Urfa’daki Kürt Milli Aşireti de Türklere karşı ayaklanmıştı.

4- Madem  Kürtler  Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda  yoktu,  şehitliklerde neden varlar ?

Çünkü şehitlikler sonradan düzenlenmiştir ve her şehirden ölenler seçilmiştir. Böylece şehitliklerde “koyun koyuna yatan Türk ve Kürt” görüntüsü yaratılmak istenmiştir.

5- PKK’ya  karşı  en  fazla  şehidi  Güneydoğu  vermiş,  doğru  mu ?

Tamamen palavra. Güneydoğu doğumlu şehit askerlerin oranı %4’tür. Ama medya sanki Kürtler de PKK’ya karşı savaşıyor görüntüsü vermek için korucuları da şehit sayısına dahil etmektedir. Türkleri inandırmak için manipülasyon yapıyorlar.

6- CHP  tarih  kitaplarından  Kürt Mustafa  ve Çerkes Ethem  ifadelerinin  çıkartılmasını  neden  ister ?

Mesele CHP’nin istemesi değil, bunu önce Kürtler ve Çerkesler istemeli. Ama Kürtler Atatürk’e idam kararı veren Kürt Mustafa’dan, Çerkesler de Ethem’den gocunmuyorlar ki! Üstelik CHP bunu yapacaksa önce Nutuk’u değiştirmeli, kendi kurucusu Mustafa Kemal’e de sansür uygulamalı!

7- Kürtler  gerçekten  Yunan  Ordusu’nda  savaştı  mı ?

Evet, Kürtlerden bir birlik Yunan Ordusu’nda savaştı. Ama daha önemlisi Yunanlar Batı’dan Türk Ordusu’na saldırırken Kürtler de Doğu’dan saldırıya geçti. Bu Kürt-Yunan Antlaşmasının sonucuydu.

8- Kürtlerle  Yunanlar  arasında  ittifak  mı  var ?

Yunanlar her zaman Kürtleri kullandı. Bugün de PKK kampları Yunanistan’da ve Kıbrıs Rum kesiminde bulunmaktadır. Apo yakalandığında da üzerinden Rum pasaportu çıkmıştı.

9- PKK’nın  Karadeniz’de  ne  işi  var ?

Mantıken PKK’nın Karadeniz’de bir işi olmaması gerekir ama yıllardır bu bölgeye sızmaya çalışıyor. Çünkü Yunanistan böyle emrediyor.

Okumaya devam edin ‘14 Soru – 14 Cevap’

29
Sep
09

Açılımlar birer teslimiyet belgesidir

Tayyip Erdoğan

Bu protokola Ermenistan’dan da tepkiler olmuş, Taşnak Partisi, hükümeti iyice eleştirmişti. Ermenistan Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı, muhaliflerine verdikleri cevaplarda “Bu protokolda, Karabağ sorunu ile ilgili tek bir söz yoktur” demişlerdi. Demek adamlar doğruyu söylüyorlarmış. Yalan söyleyenler utansın diyeceğim, ama utanırlar mı..?

Teröristler hükümeti teslim almıştır

Çocukluğumuzda hırsız-polis oyunu oynardık. Polis, hırsızla karşılaştığı zaman “Eller yukarı, teslim ol!” diye bağırır ve hırsızı teslim alırdı. Yani çocukluğumuzdan beri kullandığımız şekliyle “elleri yukarı” sözünün anlamı, “teslim ol!” sözü ile aynıdır. Teslim olmak demek, elleri yukarı kaldırarak polise, düşmana kendini teslim etmek demektir. Artık tasarruf teslim alandadır ve teslim olana istediğini yapar.

Şimdi hükümet, açılımlarla tam bu noktadadır. Açılıma konu olanlar, hükümeti teslim almışlar, hükümet elleri yukarıda, onların her istediğini yapmaktadır. Bugün (16 Eylül 2009 ) Sabah gazetesinin manşetinde, “Sınır ötesi operasyonlar durduruluyor” başlığını gördüm. Hemen arkasından, Dışişleri Bakanı ile görüşen Deniz Baykal’ın Ermeni açılımı ile ilgili “Sadece sınırın açılmasını içeren bir protokol, işgalin kalkmasına yönelik tek satır yok” sözlerini de duyunca, hükümetin ellerini yukarıya kaldırdığını kesin olarak anladım.

Biraz geç olmadı mı diyebilirsiniz. Evet, biraz geç oldu, ama nedeni var. Başbakanın ve bakanlarının söyledikleri… Koskoca Başbakan ve kocaman bakanları yalan söyleyecek değillerdi ya… Hem sonra iki açılımın da muhatabı millet olmasına rağmen, işlevi kapalıydı. Yani, kendilerinden başka hiç kimse açılımın kapsadığı alanları bilmiyordu. Doğal olarak ben de bilmiyordum.

Neyse konumuza dönelim; Hükümet, DTP milletvekillerinin “operasyonlar durdurulsun” isteğini, yerine getirme kararı almış gibi görünüyor. Gazetenin manşetinde, sınır ötesi operasyon yapılmasına dair, silahlı kuvvetlere verilen izin uzatılmayacakmış. Ve dün (15 Eylül 2009) Başbakan ile Genelkurmay Başkanı iki saatten fazla görüştüler. Herhalde, Başbakan bu iki saat içinde Genelkurmay Başkanı’nı ikna etmiştir. Daha birkaç gün önce Genelkurmay, “en son terörist etkisizleştirilinceye kadar operasyonların süreceğini” açıklamıştı da…

Ermeni açılımında millet kandırılıyor

Esas üzerinde durmak istediğim konu Ermenistan açılımı denilen imzalanmış protokol! Yine birkaç gün önce başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Başbakan ve Dışişleri Bakanı bu konu ile ilgili açıklamalarda bulundular. “Azerbaycanlı kardeşlerimizi üzecek hiçbir ilişkinin içerisinde olmayız!”, “Azerbaycan ile birlikte, birbirimize danışarak süreci yürütüyoruz. Azerbaycan, bizim kardeşimizdir. Onu yalnız bırakmayız!”.

Başbakan, Azerbaycan Milli Meclisi’nde, Azerbaycan milletvekillerine hitap ederken “Karabağ’da işgal sona ermeden, sınır açılmayacak” garantisini verdi.

Bu açıklamalara rağmen, biz, “er ya da geç, bu sınırı açacaklar ve Azerbaycan’ı küstürecekler” diye yazmıştık. Şimdi, bu sözümüzün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha görüyorum. Ermeni açılımını parti liderlerine izah etmek için turlara başlayan Dışişleri Bakanı ile görüştükten sonra CHP Genel Başkanı Deniz Baykal “Bu protokol sadece sınırların açılmasını içeriyor, burada işgalin kalkacağına dair tek satır yok!” diyerek tepki gösterdi. Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş da “Uluslararası saygınlık kazanma bahanesi ile Azerbaycanlı kardeşlerimizi kırmaya değmez” diye bir açıklama yaptı. Milletten saklanan protokolun içerdiklerini iki parti lideri öğrendikten sonra bu açıklamaları yaptılar. Demek ki, Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Dışişleri Bakanının söylediklerinin hepsi, milleti aldatmaya, kandırmaya, halk tabiri ile gazını almaya yönelik sözlermiş.

Gerçek metin ile hiçbir ilgisi yokmuş.

Okumaya devam edin ‘Açılımlar birer teslimiyet belgesidir’

29
Sep
09

Ergin Konuksever’in objektifinden – 12 eylül – ( 2 )

28
Sep
09

Kürtçe açılımında neden bu kadar aceleciler..?

Bu acelecilik niye..?

Ziya Paşa, Üniversitelerin başka sorunları, ihtiyaçları yokmuş gibi, sinyali alınca işi gücü bırakıyor Kürtçülüğe kilitleniyor.

Ziya Paşa, Üniversitelerin başka sorunları, ihtiyaçları yokmuş gibi, sinyali alınca işi gücü bırakıyor Kürtçülüğe kilitleniyor.

Kürt projesinde tabakhaneye yetiştirilme gibi bir durum var…

Çok acele ediliyor.

Başbakan ne demişti? “Fazla süre yok. Yıl sonunu filan bulamayız. O kadar rahat değiliz. O kadar sürmez. Çok geç olur…”

Neden “çok geç” oluyor ve neden “o kadar rahat değiller” acaba? Verilmiş sözler var galiba!

Ayrıca da çok kararlılar.

Yine Başbakan başka bir beyanatında nasıl bir ifade kullanmıştı? “Bedeli ne olursa olsun adımlarımızı attık, atıyoruz, atacağız…”

Hele, Eruh ve Çukurca’da verilen 8 şehitten sonra sıcağı sıcağına yaptığı açıklamada dile getirdiği; “…milli birlik projemizi(!), demokratikleşme sürecimizi aynı kararlılıkla devam ettireceğiz… Bu işi parlamentomuza da bir kapalı oturumla getireceğiz… Milletvekilleriyle bunları görüştükten sonra artık belirleyeceğimiz ekiplerimizle beraber inşallah tüm Türkiye genelinde bu süreci hızlandıracağız, bu süreci işletmeye başlayacağız…” şekildeki görüşleri, kararlılıklarının ve aceleciliklerinin en güzel göstergesiydi.

Türk ulusu fidan gibi 8 evlâdını şehit vermiş onlara ağlarken; Başbakan o acılı ortamda ve ısrarla Kürt açılımını gündeme getirerek bunu en âcil olarak nasıl hayata geçireceklerinin ve bu yola nasıl baş koyduklarının propagandasını yapıyor.

Arkanızdan atlı mı kovalıyor be kardeşim? Bu acelecilik niye?..

Birileri bastırıyor demek ki!

Peki o birileri kim? Tabii ki, vahşi sömürgeci ABD!…

Çünkü, Irak’tan çekilme ve Kuzey Irak’a konuşlanma zamanı yaklaşıyor. Bu çerçevede Büyük Ortadoğu Projesinin gerçekleşme takvimine göre bir an önce PKK’nın siyasallaşması ve Büyük Kürdistan’ın oluşumunun Türkiye bölümünde, Türkiye’deki Kürt kökenlilerin “uluslaşma” sürecinin resmî olarak başlatılması gerekiyor. Ayrıca, bu takvime muhakkak uyulması da bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. Bu bağlamda zaman daralıyor ve verilen sözlerin yerine getirilmesi bir zaruret şeklini alıyor.

Okumaya devam edin ‘Kürtçe açılımında neden bu kadar aceleciler..?’

28
Sep
09

Neler söylenmez ki

Yekta Güngör Özden

TBMM’nin yeni çalışma dönemine başlamasına az kaldı. AKP iktidarı amacına ulaşmak için yaptığı çalışmaları bir bir yaşama geçirmeye çalışacak. Bunun başında da “Demokrasi gereği ve AB’ne uyum amaçlı” gösterilen yargı konusundaki girişimi gelecek. Terör sorununu öne çıkarıp gündemle oynayan iktidar gördüğü tepkiye göre yöntem değiştirerek yoluna devam edecek. “Aslında terör sorununu çözmek için neler düşünüyorsunuz? Hep birlikte neler yapabiliriz?” sıcaklığı ve gerçekçiliğiyle yaklaşıp görüş ve öneri alacak yerde Anayasal ilkeler karşısında olanaksız açılımlarla belli bir kesime umut veren, başka kesimleri de tepkiye düşüren ne olduğu belirsiz açılıma değişik adlarla gösteri biçiminde içerik kazandırmaya çalışınca gerginlik, ayrışma tehlikesi hemen belirdi. Önceki yıllarda kürt kökenli yurttaşlarımıza “azınlık” diyenlerin yanılgısı, güneydoğu sorununun “kürt sorunu” olarak geliştirilmesine yol açtı. Ortamı elverişli bulan ayrılıkçılar hemen ayaklanma tehdidine varan söylem ve eylemlerle kinlerini kusup isteklerini sıralamaya, İmralı’yı adres göstermeye başladılar. Bunlar yetmiyormuş gibi İngiltere Büyükelçisinin “Açılımı şiddetle destekliyoruz” kışkırtması ile başka büyükelçilerin desteği geldi. Talabani konuştu, herkes konuştu. Demokrasi gereği her yurttaşın söz hakkı vardı ama yabancılarla, Kürtçülerin ve destekçilerinin çıkışları kimi belirtilerdi.

Başbakanla Hükûmette ve partisindeki yardımcılarının, medyadaki yardakçılarının anlamsız, sert, çirkin sözleri demokrasiyle, terbiyeyle ve konumlarıyla bağdaşmayan görünümleri ortaya koydu. “Ne-Nereye kadar? Nasıl?” sorularını gereksiz kılan en küçük açıklama olmadan herkesi önceden koşulsuz “Evet”e zorlayan sakıncalı tutum 25 Ağustos’ta Genelkurmay Başkanı’nın internet iletisiyle anlaşıldıktan sonra ağızlar değişti. Genelkurmay Başkanı’nın Silâhlı Kuvvetlerin yasal yükümlülüklerini belirtmesine karşı “malûm basın” saygısız başlıklarla saldırıya geçti. Cumhurbaşkanı gerçekte iktidarı eleştiren, açılım biçimine katılmayan iletiyi “Güzel konuşma” olarak nitelerken Başbakan yardımcıları “Bizi doğruladı, konuşmaya katılıyoruz” dediler. Kendilerinin tutumuna karşı olan konuşmayı değerlendirmeleri duruş ve görüşün ilginç örnekleridir. “Silâhla olmuyor” diyerek kendi başarısızlıklarını sırtına yüklemeye çalıştıkları askeri güç duruma düşürmek istemişlerdir. Başbakan 26 Ağustos’ta Ulus’a Sesleniş’inde ortayolu izlemeye çalışarak bir karşılaşmada da gazetecilerin sorularına “Bizi izleyin” yanıtını vermişti.

Okumaya devam edin ‘Neler söylenmez ki’




İstatistikler

  • 458,010 Tıklama

 

Eylül 2009
M T W T F S S
« Aug   Oct »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930