09
Eyl
09

Kürt açılımının ardındaki oyun

Kürt bölücülüğünün yol haritası

Emperyalistler Sevr'i kürtlere uygulattırıyorKürt bölücülüğü AKP iktidarı ile birlikte zaten meşrulaşmıştı o nedenle AKP’nin yeni “Kürt Açılımı” pek de şaşırtıcı değil. Ama yine de Kürt bölücülüğünün hedeflerinin yeterince anlaşılamadığı ortada. Kaldı ki Kürt bölücülüğünün aldığı yol da pek anlaşılabilmiş değil.

Öncelikle Kürt bölücülüğünün hali hazırda Türkiye’ye neleri kabul ettirdiğinin muhasebesini yapalım:

1-) Bugün Türkiye, kendi sınırları içinde Türk milletinden ayrı bir Kürt nüfusun yaşadığını kabul etmiş durumdadır.

2-) Bu Kürt nüfusun her tür kültürel ve siyasal hakları tanınmış durumdadır.

3-) Bu Kürt nüfusun kendi partisi ve kendi politikacıları devletin yönetim kurumlarında resmi yönetici olmuş durumdadır.

Bu üç adımın çok basit ve kaçınılmaz sonuçları olacaktır ve önümüzdeki dönemde de bu mesele çözümlenecektir.

Eğer Türk milletinden bağımsız bir Kürt nüfus varsa, bu nüfusun anayasal statüsünün belirlenmesi aşamasına geçilmiş demektir.

Bu aşamada Kürtler ayrı bir millet olarak tanınmak istemektedir. Ayrı bir millet demekse beraberinde başka bazı seçenekleri getirmektedir: Bu millet kendi kaderini nasıl belirleyecektir?

Bunun birinci yolu, Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde azınlık statüsü elde etmesi olabilirdi. Ancak artık bu yol bile çoktan kapanmıştır çünkü Kürtler azınlık hakkı değil belirleme hakkı istemektedir.

İkinci bir yol ise yine Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde özerklik statüsü olabilir. Fakat Kürtler bu özerkliği resmen olmasa bile fiilen zaten elde etmiştir. Bugün Güneydoğu’da sadece bölücü parti bulunmaktadır ve devlet içinde özerk bir idare olarak çalışmaktadır. Dolayısıyla Kürtler özerklik hakkını resmileştirmek gibi ufak bir hedefle de oyalanmak istememektedir.

Üçüncü ve en klasik yol ise Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti’nden ayrılması ve bağımsız devletlerini kurmasıdır. Kürt bölücülüğünün 100 yıllık rüyası da zaten budur.

Ama bugün Kürtler bu rüyayı bile asıl hedef olarak izlememektedir. Çünkü Kürtlerin

derdi bağımsız bir Kürt devleti kurmak değil Bağımsız Türk Devleti’ni yok etmektir.

Nitekim teröristbaşı Apo ve onun meclisteki vekilleri bunu artık çok açıktan ifade etmektedirler. Apo, Türkiye’den ayrılmayı veya federasyonu kabul etmediklerini Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetecek iki milletten biri olarak tanınmayı istemektedir.

Peki nasıl olacak bu?

Kürdistan ve Türkistan..!

Kürt bölücülüğü Kürdistan olarak adlandırdığı Güneydoğu’da tam söz hakkı sahibi olmak istemektedir. Yani bir Özerk Kürdistan kurulacaktır ve burayı sadece Kürtler yönetecektir.

Apo Türklere şunu önermektedir; “Türkler, Kürdistan benim vatanımdır” demeliymiş. Yani zaten bin yıllık Türk yurdu olan Güneydoğumuza Kürdistan diyecekmişiz!

Ama asıl mesele bu değil, peki Türkler bu vatanlarına gidip istediklerini yapabilecekler mi?

Mesela bir Türkçü parti teşkilatı orada barınabilir mi?

Ya da Türkçe özel kurslar kurulabilir mi?

Türk dilini ve müziğini geliştirecek radyo yayınları yapılabilir mi?

Elbette hayır.

Zaten Güneydoğu çok uzun süredir Türk’e ait her şeye kapalı ırkçı bir kurtarılmış Kürt alanı haline getirilmiş durumda. Orada değil Türk kültürüne, tek bir Türk’ün varlığına bile izin verilmemektedir.

Kısaca Apo Türklere “Orada bir köy var uzakta” şarkısını söyleyip avunmamızı öneriyor.

Peki neden federasyon ve bağımsızlığa razı değiller?

İşte Kürt açılımının esas nedeni de bu.

Güneydoğu’nun Kürtlere teslimi zaten kabul edilmiş bir programdır. Tartışma geri kalan bölgenin ne olacağı üzerinde dönüyor.

Yani Güneydoğu hariç Türkiye ne olacak?

Eğer Kürtler Güneydoğu’da federasyon ya da özerklik isterse, geri kalan tarafın Türk bölgesi olması gerekir. Yani bir yanda Kürdistan olacaksa diğer yanda da bir Türkistan olabilir.

Ama gerek ABD, gerekse PKK buna razı değiller.

Rum ve Ermeni savaşçısı Kürtler

Şu an bağımsız bir Kürt devleti kurmaya çok yaklaştıkları halde o kadar hızlı adımlarla gittiler ki federal bir yapı ya da bağımsız bir Kürdistan, Kürtlerin sonu olabilir.

Şöyle düşünelim, Türk devleti anayasasını değiştirse ve federal bir yapı kabul etse, Kürtlere ait bölgenin resmi dili Kürtçe olsa ama Türklere ait bölgenin de resmi dili Türkçe olsa ne olur?

İşte asıl sorun o zaman ortaya çıkacaktır.

Yıllardır Türk bölgelerini istila için gönderilen birkaç milyon Kürt ne yapacaktır?

Ya geldikleri Türk bölgesinde resmi dil Türkçe olduğu için buna uyacak ve Türkleşeceklerdir ya da kendilerini çok Kürt hissediyorlarsa doğru Kürdistan’a göç edeceklerdir.

Şimdi PKK da ABD de bunun telaşı içindedir.

1991’de Halepçe’de yaşanan bu defa Türkiye’nin Batısında yaşanabilir ve Kürtler bohçalarını toplayıp kendi “ana vatanları”na sürülebilirler.

Ama Kürtler buna razı değiller. Onlar Türk tarafında da hak sahibi olmak istiyorlar. Yani Diyarbakır’ı sadece Kürtler yönetecek ama iş İstanbul’a geldi mi İstanbul’u Türkler ve Kürtler birlikte yönetecekler!

Tam da bu noktada Kürt bölücülüğünün kendisi için bir bölücülük değil ABD için bir bölücülük olduğu ortaya çıkmaktadır. Kürtler burası bizim vatanımız dedikleri Güneydoğu için değil, İstanbul için, İzmir için, Ankara için savaşmaktadır bugün.

Bu savaşı ise silahla değil göçle yani istila hareketi ile sürdürmektedirler. Bu göçün teşvikçisi ise ABD’dir. Çünkü ABD sadece bağımsız bir Kürt devleti kurmak peşinde değildir. Asıl niyeti Türkleri Anadolu’dan atmaktır.

Fakat 100 yıldır Türklerin Anadolu’dan atılmasının imkanı yoktu. Çünkü İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da, Trabzon’da, Erzurum’da hak iddia edecek bir Rum ya da Ermeni nüfusu bulunmamaktadır. O nedenle de Rumların ve Ermenilerin yapamadığını yapma görevi Kürtlere verilmiştir.

İstanbul’u, İzmir’i, Doğu Anadolu’yu, Adana’yı, Mersin’i istila eden Kürtler buraları Rumlar ve Ermeniler adına kurtarma harekâtı yürütmektedir.

Plan hâlâ Sevr’dir. Sevr’in Konstantinapol, Büyük Yunanistan, Büyük Ermenistan, Pontus ve Kürdistan hedefi için 100 yıldır kulllanılan Kürtler şimdi kritik bir eşikte durmaktadır.

Biz kendi ülkemizi alalım gerisi bizi ilgilendirmez diyemezler çünkü böyle bir durumda ABD Kürtlerin arkasından çekilir ve Kürtler ezilir.

Ama bir yandan da Türk bölgelerdeki Kürt nüfusu potansiyel hedef durumuna getirmektedirler. Yarın öbür gün bir iç karışıklıkta Güneydoğu’da kıyıma uğratılacak bir Türk varlığı yoktur ama Türk tarafında yaşayan Kürtler için durum son derece tehlikeli olabilir.

Kürtçe ve Türkçe

Bu bıçak sırtı pozisyonunda ABD açısından AKP hâlâ çok işlevseldir. Kürt tarafına Kürtçe öğrenin, Kürtlüğünüze sahip çıkın çağrısı yapan iktidar, Türklere ise bırakın Türkçeyi, milliyetçiliği demektedir.

Kozmopolitizm, hümanizm ve Türk-Kürt kardeşliği propagandasının işlevselliği burada ortaya çıkmaktadır. Güneydoğu’daki Kürtler “Biji Apo” diye slogan atacaktır, İstanbul’daki Türklerse “Türk-Kürt kardeşliği” sloganını.

Madem çok kardeşlik meraklısısınız o halde Kürtlere de attırın o sloganı!

Ama attırmazlar çünkü zaten Kürt yaratmaya çalışıyorlar. Bu sloganla Kürt yaratılamaz.

Ama diğer taraftan Türk varlığını, bilincini, kültürünü, dilini ve heyecanını yok etmek için Türklere sürekli “Türk-Kürt kardeşliği”, “Hepimiz Ermeniyiz”, “Güzel Yunanistan”, “Yes be AB” gibi sloganlar attırılmaktadır.

O halde işin temeli Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak için, Türk-Kürt kardeşliği sloganı ile ve bu sloganın ardına saklanan ABD ve PKK’yla mücadele etmek, “Ne mutlu Türk’üm diyene” demek ve her Türk’e de bunu dedirtmek gerekmektedir.

Peki Kürtler?

Suni bir şekilde imal edilen Kürt nüfus ise dilsizdir. Bunlar hormonlu domatesler gibi yetiştirilmişlerdir. Çok şişkin bir gövdeleri vardır ama içi boştur, tadı yoktur, kokusu yoktur.

Aynı şekilde suni metodla imal edilen Kürtler de bugün kültürsüz, dilsiz bir halk yığını oluşturmaktadır. Ne mutlu Kürdüm diyene demektedirler ama bunu bile Türkçe ifade edebilmektedirler. Çünkü uyduruk imal edilen dillerinde bu cümleyi kuramazlar.

O nedenle de bugün TBMM’deki Türk milletvekilleri Kürtçe bilmemektedir. Kürtçe bile bilmeden Kürtçülük yapacaklardır. Bu abes durumu ortadan kaldırmak için Kürt milletvekillerine mecliste Kürtçe kurs verilmektedir!

Kürtçülerin gülünecek zavallı durumları budur. Apo Kürtçe bilmemektedir, kardeşleri de bilmemektedir, Apo’nun partisindeki milletvekilleri de bilmemektedir.

Ama bu bölücü eşkıyanın bilmediği Kürtçe denilen uydurukçayı Türk Sezen Aksu, Ajda Pekkan gibi sanatçılar öğrenmeye çalışmaktadır!

İşte ülkemizin içler acısı hali de budur.

Ama bu açılımlar yine de kâr etmeyecek. ABD’nin toplum mühendisliği projesi olan Kürt nüfus yaratma politikası iflas edecektir. 100 yılda öğretemedikleri Kürtçeyi öğretecek çok zamanları olmayacak.

Atatürkçü Parti iktidarında…

Çünkü Atatürkçü Parti kurulacak ve iktidara Türklerin oyları ile gelecek.

Atatürkçü Parti’nin yönettiği Türkiye’de tek dil Türkçe olacak.

Türkçe dışında televizyonu, radyosu, müziği olmayacak.

Aynı zamanda bölücü partileri, belediyeleri de olmayacak.

Türkiye’yi Türkler yönetecek.

Türklüğüyle mutlu olanlar Türkiye için çalışacak, yaşayacak, Kürtçülük yapacaklarsa kendilerine Zağros dağlarında uygun bir mağara arayacak.

O zaman Türk Ordusu o mağaraları bombalamayacak, o mağaralara teröristleri atacak.

Bırakacağız birbirlerini yiyecekler.

Gökçe Fırat


16 Yanıt, “Kürt açılımının ardındaki oyun”


  1. 1 C.C.
    Eylül 9, 2009, 8:26 pm

    TAMAMINA KATILIYORUZ VE GERÇEKLERİ HERKEZİNDE BÖYLE ALGILAMASI GEREKİR.

  2. 2 ysmnvl
    Eylül 10, 2009, 2:44 pm

    ütopyaları konuşmak yersiz… ordusu olmayan bir kesimden bahsediyoruz. bu sürecin sonu binlerce Kürdün ölümüdür. başımıza gelen genareller hep yumuşak huylu olmayacaktır.. birisi nutlaka kökten Türk olacak ve çözümü bir katliamla getirecektir. yol yakınken dönsün Kürtler.. terbiyesizliğin lüzumu yok… Tek Devlet, Tek Millet… ben Türkçü ve Irkçı bir adamım ama ben bile etnik bütünlüğe saygılıyım… aslında gerçek görüşüm farklı ırkların defolup gitmeleri ama Atalarımın mirasıdır deyip saygı duyuyorum… siz de ırkçılığı bırakın gelin birlik olun… benim gibi Türkçü ve Irkçı birilerini çoğaltmayın, uyuyan devi uyandırmayın.. ya efendi gibi bizle yaşayın ya da defolup gidin… bu ülke sizin şımarıklıklarınız ve kaprislerinizden bıktı artık…

  3. 3 ata
    Eylül 11, 2009, 11:55 pm

    15 Mayıs 1919 emperyalistlerin gönderdikleri Yunan Ordusu’na ilk kurşunu İzmir’de Kuvayı Milliyeci Hasan Tahsin atmıştır. Son kurşun ise 9 Eylül 1922’de Mustafa Kemal’in askerlerinin, işgalcileri kovarken aynı yerde attıkları kurşundur. Bu zaman dilimini, emperyaliste atılan ilk ve son kurşun arasındaki süreci, çok iyi değerlendirmek gerekir.

  4. 4 ata
    Eylül 11, 2009, 11:56 pm

    Misak-i Milli hudutları içinde milli kuvvetler Anadolu’da çoban fenerleri gibi ışık vermeye başlarken, direnç odakları oluşturulurken Bandırma Vapuru’nda bir düşün sistemi “siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel” boyutlarıyla, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmıştı. “Ya İstiklâl, Ya Ölüm” diyen bu sistemin önderi Mustafa Kemal’di.

  5. 5 ata
    Eylül 11, 2009, 11:56 pm

    Çanakkale’de ulusal devlet örgütlenmesinin emperyalistlere karşı örneğini veren, beyinsel, yüreksel, eylemsel tüm gücüyle tarihin ve halkının labaratuvarlarında yetişen en büyük Kuvayi Milliyeci, emperyalizme karşı, mücadele bayrağını açmış, Anadolu İhtilali’ni başlatmıştır.

  6. 6 ata
    Eylül 11, 2009, 11:57 pm

    O, yalnız asker değil, siyasal doktrinleri, Batı emperyalizmini, kendi ulusunun değerlerini çok iyi bilen ve aynı zamanda da bir sosyologtur. Ülkesinin destanlarını inceleyen, Anadolu ve Akdeniz uygarlıklarının temellerine inen bir tarihçi, Batı’nın saldırganlığını, Doğu’nun düşüncesini ve bunun nedenlerini inceleyen devlet adamı olarak bu iki anlayıştan ulusunun ve dünyanın mazlum milletlerinin kurtuluşlarının, ulusal direnç ile olacağını kabul ediyor, aklı ve bilimi insanlığın çağdaşlaşmasının yol haritası olarak görüyordu.
    Mustafa Kema1, emperyalizmin sözcülerinden Lord Curzon’un “Türkler Avrupadan atılmalıdır.” Amerikalı senatör Lotge’un, “İstanbul Türklerden alınmalıdır”, “Bu veba tohumu, harblerin yaratıcısı, komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa’dan silinmelidir.” sözlerindeki temel düşünceleri ve olguları bildiği gibi, saldırganların yerli işbirlikçileri olan çıkarcıları dinsel ve etnik gurupların, medyatörlerin, İngiliz Muhipler Cemiyeti’ni, irfan ve cevher yoksunlarının ümmet, misyoner azınlık kültürünün yabancılara hizmet eden kişi ve kuruluşlarını, ülkeyi siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yönden yozlaştırmayı, çölleştirmeyi hedef edinenleri biliyor ve irdeliyordu.

  7. 7 ata
    Eylül 11, 2009, 11:58 pm

    Sistemin temeli açıktı. Ulusal Bağımsızlık ve Ulusal Egemenlik Örgütlenmenin başlaması: Samsun, Havza, Amasya, Erzurum, Sivas. Sonuç, tüm Kuvayi Milliyeci yerel kuruluşların Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti’nde birleşmesi. (Bağımsızlık Manifestosu’nun tüm dünyaya ilanı)
    Saldırganlar durmuyor, onların yerel işbirlikçileri; ülkemiz için hainliklerini ve korkunç eylemlerini sergiliyor. Sait Mollalar, Ali Kemaller, Refik Cevdetler, Dürrüzade Abdullahlar ve daha onlarcası, yüzlercesi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını vatan haini ilan ediyorlar. Dinen bunlara karşı cihat açılmasına dair fetvalar veriyorlar. İngiliz ve ABD Mandacılığında karar kıldıkları gibi, istiklal ve istikballeri için tek düşündükleri, satılmışlıktan kazanacakları paralar. Esefle kaydedelim ki şimdiki mandalar, onlardan daha tehlikeli bilinçten yoksun ürünlerdir. (Yaratıklardır.)
    Buna karşın Kars’tan Muğla’ya, Edirne’den Hakkari’ye uzanan bu coğrafyanın insanları ordusu için çarıkları, çorapları, süngüleri, kağnıları, arabaları hazırlıyorlardı. İşte bu ulusal kuvvetlerin temsilcilerinden tıbbiyeli bir genç Hikmet Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal’e şunları söylüyordu: “Paşam, delegesi

  8. 8 ata
    Eylül 11, 2009, 11:58 pm

    bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya bağımsızlık davamızı başarmak yolundaki çalışmaya katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem, eğer kabul edecek olanlar varsa bunları her kim olursa olsun şiddetle reddeder ve kınarız.”
    Paşanın gence cevabı: “Evlat gönlünü rahat tut. Gençlikle övünüyor ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez. “Ya İstiklâl,Ya Ölüm” İşte Türk Gençliği ve O’nun önderi Mustafa Kemal. Şimdi ithal malı rejimler peşinde koşan gençlere, düşünmeleri için önemle duyurulur.
    23 Nisan 1920 Ulusal Egemenliğin temeli: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu, Ulusal devlet örgütlenmelerinin başarısı, Kuvayi Milliyecilerin ulusal eseri, emperyalistlerle savaşın şanlı adresi ulus olmanın haklı ve onurlu gururu ve onun tarihi.
    Öyle bir savaş ki kutsal; öyle bir savaş ki meşru; öyle bir savaş ki insan olmanın onuru ve gururu; öyle bir savaş ki mazlum milletlerin yol göstericisi; öyle bir savaş ki emparyalizme karşı insanlığın başkaldırısı. Sömürüye karşı beyinsel, yüreksel, onursal bir savaş. Kimliğimizin inancımızın savaşı. Dinsel, etnik, ekonomik, medya terörü ile savaş. Batı emparyalizmine ve

  9. 9 ata
    Eylül 12, 2009, 12:03 am

    medya terörü ile savaş. Batı emparyalizmine ve bu düşüncesine savaş. Bu savaş 21.yüzyıla büyük damgasını vuran büyük Türk Devrimidir. Ak bir devrimdir. Türk Ulusu’nun temeli de budur.
    “Yurta Barış ve Dünyada Barış” siyaseten sosyal, ekonomik ve kültürel yönden çok kuvvetli bir ulus olmamız ile mümkündür. Kötülüklere direnen bir ulus, bilimde ve ekonomide kuvvetli olmak zorundadır. 30 Ağustos, Büyük Önder’in dünya tarihine geçen sözü, “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri.” Bu söz, savaşın bitişi, ulusal yol haritasının ulus tarafından çizilmesidir. Büyük Önder, bu sözüyle emperyalistlere diyor ki: Emellerinizden vazgeçiniz, buna mecbursunuz. Anadolu-Akdeniz uygarlığı temelinde gelişen Batı uygarlık projesine uymak zorundasınız. Sıcak savaşı bitiriyorum. Türkiye’de tüm emperyalist emellerinizin kurum ve kuruluşlarına son veriyorum. Bunun için ulusal ve evrensel devrimlere başlıyorum. Doğu düşünce anlayışını da ortadan kaldırıyorum. Devrimler laikliğin, demokrasinin sosyal ve ulus devletinin yollarını döşeyecektir. Bunun adı da Türk Ulusu’nun kültür eseri olan Cumhuriyet’tir. Bu bağlamda Türkiye, uluslar ailesinin uygar bir üyesi olarak doğacaktır. Böylece çok uluslu şirketlerin emrinde hareket eden siyasetçilerin sonları da

  10. 10 ata
    Eylül 12, 2009, 12:04 am

    hazin olacaktır. Kurtuluş Savaşımız insanlık hedefine ulaşmıştır.
    30 Ağustos zaferini Falih Rıfkı Atay’ın kaleminden beyinlerimize nakşedelim. (Nemiz varsa eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak tüm vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın pençesinden, vicdanımızı ve düşüncemizi Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda anabağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini herşeyi 30 Ağustos Zaferi’ne borçluyuz.)
    Kuvayi Milliye ruhunda muasır medeniyetine çıkma özlemi, büyük Türk Devrimi ve Atatürk İlkeleri’nin hikmeti vücududur. Toplumsal demokrasinin çağdaşlaşma ideolojisinin adı olan Kemalizm, Atatürk yolunda Atatürk’ü aşmakdır. Bizler daha Atatürk’e varamadık. Bilgi olarak, ahlak olarak, ulusal direnç olarak. Bunun için sorumluyuz. Onun için görevliyiz. Tembellik lüksümüz yoktur. İthal malı rejimleri sözlüklerimizden çıkarmak zorundayız.
    Dünya barışı için, ekonomik gelişme için, Balkanlar, Kafkaslar Ortadoğu ile yaratacağımız anlaşma ve güvenle emperyalistlere karşı savaşımız, ülke hakları için de gereklidir. Atatürk, Batı uygarlığını Batılılardan daha önce

  11. 11 ata
    Eylül 12, 2009, 12:04 am

    anlaşma ve güvenle emperyalistlere karşı savaşımız, ülke hakları için de gereklidir. Atatürk, Batı uygarlığını Batılılardan daha önce nasibini almamış, çok uluslu şirketlerin siyasetçileri vs. o şirketlerin iç takipleri olan medyatörlerdir.
    Cumhuriyetin kuruluşu, saltanatın kaldırılması, hilafetin ilgası, Şeria vekaletinin kaldırılması, Diyanet işlerinin kurulması, Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası’nın çıkarılması (Tevhidi Tedrisat); aklın özgürlüğünü, ümmetten (kuldan) yurttaşlığa geçişin gururunu, ülkenin kendi kaderini kendisinin çizmesini (belirlemesini) aklın ve bilimin inanca yengisini Ulus Devlet’e giden yolların döşenmesidir.
    Bugün rant, faiz, temettü sarmalında küreselleşmenin emrinde olan ekonomiyi IMF’ye bağlamışsak, dış politikamızı ABD çiziyorsa, yön haritamızdan yoksunsak, ülkemizin hukuksal temellerini AB’nin uyum yasaları ile belirliyorsak, tütünümüzün, pancarımızın, madenlerimizin tümüyle üretimimizi yabancı şirketlerle kısıtlıyor ve ona göre davranıyorsak, ulus-devlet anlayışında çok önemli kırılmalar olmuştur. Böylece emperyalistler gayelerine varmıştır. Hayvancılığımızı bitirerek, tarımımızı çökerterek, kıyılarımızı parselleyerek, çağdaş eğitimi ortadan kaldırarak, egemenlik bayrağımız olan Türk lirasının değerini düşürerek, Gümrük Birliği’ne mahkum ederek, Atatürk düşüncesinde direnen bir toplumu, onurlu bir toplum, dilenen bir toplum haline getirerek yön ve yol haritasını Washington ve Brüksel’den çizerek sosyo-ekonomik kültürel kimlik erozyonuna sürüklemiştir.
    Böyle bir konumda Yerel Yönetim ve Kamu Reformu Yasalarında direnen Valiler göremezsiniz. Sayın Bozkurt’un döneminin bittiğini laikliğin, laikliğe karşı çıkmanın suç olmadığını ifade eden kişi ve kurumlara karşı, hukuk ordusundan istisnalar dışında ses çıktığını göremezsiniz. Kuzey Irak’ta Türk askerime çuval geçirildiğinde gerekli tepkiyi tam olarak gösteren yetkililer göremezsiniz. Eğitim ve öğretim kul, misyoner kültürüne dönüştürülürken çağdaş eğitim konusunda milli eğitim ordusundan güçlü seslerin çıkmadığını görürsünüz. Özelleştirme, ekonomik cinnet durumuna getirilirken toplumda gerekli tepkiyi göremezsiniz. Yurttaşlar çöp bidonlarından ve pazar yerlerinden azık toplarken saçı bitmedik yetimin hakkını hortumlayanların yurt içinde ve yurt dışında lüks içinde yaşadıklarını görürsünüz. Sanayi ve ticaret burjuvazisinin istihdam için değil, bayilikler peşinde koşarak ülke sömürüsüne katkıda bulunduklarını görebilirsiniz.
    Sonuç: Herkes kendi için anlayışından kurtularak, herkes, herkes için anlayışına Atatürk’ün bu anlamlı sözünü içlerimize sindirerek Misakı Milli Ruhu içinde Türk aydını zaman geçirilmeksizin Atatürkçü düşün sisteminde birleşerek, siyasal örgütlülük ve organizasyonuna ağırlığını koymalıdır. Atatürk Yol’u bunun doktrinini, “Kurtuluş ve Kuruluş Savaşı”mızda vermiştir. Kendi kendini yöneten bir ulusun aydınları görev başına.
    Laik, demokratik, sosyal hukuk ve ulus-devlet nitelikleri içeren Cumhuriyet’in ve altı oktan yana olan siyasi partilerin genel başkanları öncelikle siz görev başına, yarın geç olacaktır.
    Halil İbrahim Şahin

  12. 12 TURK KIZI
    Eylül 12, 2009, 2:45 pm

    acilim falan vermeyeceksin bunlara… kendi vatanimizda azinlik durumuna dustuk… bu ne boyle… baslarim kurtlere ermenilere… adam gibi otursunlar… zaten turk olmayanlarin daha cok hakki var her bakimdan… aynen osmanlinin son zamanlarindaki gibi… masallah ohhh ne guzel…
    aslinda bunlari kilictan gecirsek dunyanin parazit ve zararli sayisini azaltmis oluruz…ustelik huzur ve kalkinma olarak bize dönüsüm faydasi buyuk olur…
    yoksa bunlar hic bir sekilde adam olmazlar..!!!
    ama bu zamana kadar oldugu gibi pasif kalirsak bizim sonumuz kotu olur…!!!
    GUZEL FIKIR DEGIL MI …

  13. 13 ata
    Eylül 12, 2009, 5:56 pm

    Güneydoğuda herif 30 çocuk sahibi olacak…Çalışmayıp yan gelip yatacak…Benim maaşımdan veya küçük esnaftan %30 vergi alacaksın…
    SSK primim bir emekli maaşı kadar olacak…Ben bu herifin kürt bebelerine bakacağım…TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ…!!!
    -Ben bir çocuğa bakmak için deli gibi çalışacağım…Kürt yan gelip yatacak…30 tane palesi için devlet ona çocuk yardımı yapacak…TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ…!!!
    -Ben Bu kadar SSK primi ödeyeceğim…Hastanelerden zar zor faydalanacağım…Kürt bir yeşil kartla 30 tane palesine baktıracak…TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ…!!!
    -Ben sesimi yükseltsem…Eylem yapsam…Düşüncemi ifade etsem…İşçi memur yürüyüş yapıp hak arasa polisten cop ve gaz yiyeceğim…Kürt çıkıp bayrak yakacak…Bölünme isteyecek…Etrafı yakıp yıkacak…Daha fazla demokrasi ve özgürlük isteyecek…Polis efendi bırak saldırmayı bu itler karşısında copunu saklayıp, kuyruğunu kıstıracak…TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ…!
    -Elektrik, su ve d.gaz borcunu geciktirsen hemen kesilen ve bir dünya faiz faiz ödeyen…Devlet arazisine bir gecede çöküp oraya ev yapmayan… Zar zor borç harç ev alıp birde bunun takır takır vergisini ödeyen biz…Elektriğe, suya , gaza para vermeyip bedava arazide ev kurup oturan kürt…TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ…!!!

    AYRIMCILIK YAPILIYOR DİYORSUNUZ…EN KRAL AYRIMCILIK VE ASİMİLASYON BU ÜLKEDE BİZLERE YANİ TÜRKLERE YAPILIYOR…İTİLİP KAKILAN…DÜŞÜNCESİNİ İFADE EDEMEYEN…EDERSE HAİN İLAN EDİLEN…İŞSİZLİK VE KRİZLE BOĞUŞAN…HER BORCUNU DEVLETE TIKIR TIKIR ÖDEYEN…VATANININ TEHLİKEDE OLDUĞUNU HİSSEDİP EYLEME GEÇERSE TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ DAMGASI YİYEN… SİSTEMİ ELEŞTİRDİĞİNDE ŞEREFSİZLİK VE NAMUSSUZLUK PAYESİ YİYEN….TÜRKLÜĞÜ SAVUNDUĞUNDA FAŞİST DAMGASI YİYEN SİZMİSİNİZ YOKSA BİZ TÜRKLER Mİ…ANLAMADIM BU İŞİ…BİZ Mİ BASKI GÖRÜYORUZ… SİZ Mİ…!!! SONRADA BAŞBAKAN ÇIKIYOR AÇILIM İSTİYOR…EVET İSTİYORUZ …AMA TÜRK AÇILIMI İSTİYORUZ…!!!

  14. Mart 7, 2011, 7:52 am

    PKK açılımının ardında, İsrail’in “Mezopotamya Projesi” var!
    Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ağustos ayında, Irak, Suriye gezisine çıkmadan önce “İki ülke arasında güçlü bir stratejik işbirliğinin ortaya çıkması, ortak bölge olan Mezopotamya Havzası ve Orta Doğu’yu refah ve istikrar alanı haline dönüştürecektir. Bu bizim vizyonumuzdur” demişti. “Mezopotamya Havzası” konusuna biz ART’deki programımızda dikkat çekmiş ve eski Amerikan Büyükelçisi Pearson’un “Erzurum’dan Bağdat’a kadar uzanan bölge tek bir ekonomik bölge olacak” sözünü ve ayrıca Barzani’nin İnternet sitesinde, “Bu bölge aynı zamanda tek bir siyasi bölge haline gelecek, TSK bu topraklardan çekilecektir” yorumunun yayımlandığını hatırlatmıştık. Daha sonra aynı tespiti bu sütunda da tekrarlamıştık.
    * * *
    Basında bizim dışımızda konu ile ilgili yazı yazan, takip ettiğim kadarı ile sadece Cengiz Çandar oldu.
    Çandar, “Bağdat’ta ‘Mezopotamya Birliği’nden Silopi’de ‘Barış Grupları’na” başlıklı yazısında “Türkiye ile İsrail ilişkilerinde ara açılırken, Suriye ile vizeyi kaldırarak 40, Irak’la ‘iki devlet-tek hükümet’sloganı ile adeta entegrasyona giderek 48 anlaşma imzalanmasının kendiliğinden bölge dengelerine getireceği ‘devrimci değişikliği’görmek gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.
    * * *
    Bu arada, avukatları aracılığı ile konuşan terör örgütünün başı Abdullah Öcalan, şu iddiada bulundu:
    “AKP benim yol haritamdan yararlanıyor. Davutoğlu dışarıda, Erdoğan içeride bundan yararlanıyor. Ben yol haritamda Ortadoğu’daki demokratik çözümleri belirtirken Dicle-Fırat Havzası Demokratik Konfederalizmini önermiştim. Davutoğlu şimdi bunun görüşmelerini yapıyor Irak ve Suriye’yle.”
    Öcalan’ın daha eski tarihli açıklamalarını araştırınca, gerçekten de “Dicle-Fırat havzasında tarım, su ve enerji konfederasyonu” ifadelerini kullandığını görüyoruz.
    * * *
    The Economist dergisi ise PKK militanlarının Türkiye’ye gelişi ile ilgili haberinde “Bu adım, Türkiye, Amerika, savaşçıların üstlendiği dağlık bölgeyi kontrol eden Iraklı Kürtler ve belki de PKK arasında bir yıllık gizli görüşmelerden sonra gerçekleşiyor” dedi.
    Bilindiği gibi Avrupa Birliği Komisyonu’nun 6 Ekim 2004 günü açıklanan Türkiye İlerleme Raporu’nda, Dicle ve Fırat havzalarındaki barajların ve sulama tesislerinin İsrail’in de dahil olduğu uluslararası bir konsorsiyum tarafından yönetilmesinden söz ediliyordu.
    AKP hükümeti, o dönemde bir taraftan, AB’nin Türkiye’de yeni azınlıklar yaratma politikasına uyum sağlarken, diğer taraftan GAP ve Orta Anadolu bölgelerinde İsrail yatırımlarının önünü açıyordu. İsrail ile imzalanan mutabakat metni 5 Ekim 2004 günü Resmi Gazete’de yayınlanıyor, 6 Ekim günü de İlerleme Raporu açıklanıyordu.
    Birincisinde, İsrail, GAP bölgesi ve Orta Anadolu’ya sulama tesisleri yatırımı için davet ediliyor, ikincisinde ise, bu tesislerin uluslararası yönetime kavuşturulacağı belirtiliyordu!
    * * *
    Biz son olarak 3 Şubat 2009 tarihli ve “Olmert, Tayyip Erdoğan’ı Palandöken için mi kolluyor?” başlıklı yazımızda da eski Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’in “Fırat ve Dicle’nin toplandığı suların havzası sadece Şanlıurfa veya Mardin’le sınırlı değildir. Kuzeyde Erzurum Palandöken Dağı’na kadar uzanır bu sınır. ‘Suların idaresi’ne demek? Bu, Palandöken’den itibaren, idareyi onların eline vermektir. Ayrıca bu konsorsiyumda İsrail’in işi ne? Bu ülke Avrupa Birliği’nde midir? Belli ki ABD’nin AB’ye baskısıyla bu şart Türkiye’ye dayatılmaktadır. Bu şart asla kabul edilemez” açıklamalarına yer vermiştik.
    Vizyonda olan proje “Mezopotamya Projesi” dir

  15. Kasım 8, 2011, 8:45 pm

    İsrail’in Projesi var: Ya Sizin?
    ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, “Yeni Ortadoğu için zaman geldi!” derken, “Büyük İsrail Devleti’ni kurmak için zaman geldi” demek istiyor! Peki, ABD gibi akılla idare edilmesi gereken bir devlet, bölgeyi yakıp yıkacak böyle bir projenin ABD’ye hiçbir çıkar getirmeyeceğini öngörmüyor mu?
    Elbette bunu da tahmin ediyorlar, ancak daha çok dini ideoloji ile hareket ediyorlar! Tıpkı İsrail’deki hahamlar kurulunun, Lübnan ve Filistin’deki sivillerin öldürülmesine fetva vermesi gibi!
    ***
    Büyük Ortadoğu Projesi, 20′nci yüzyılın başında İngiltere’nin projesi olmakla birlikte, daha sonra ABD ve İsrail tarafından ele alındı. ABD’de bu proje, W. Wilkie tarafından “Tek Bir Dünya” adı altında kitap olarak da ortaya konulmuştu. Kitap, 1951 yılında Türkiye’de de yayınlanmıştı.
    İsrail de hemen ardından MOSSAD vasıtasıyla bir plan geliştirdi.
    İsrailli yazar Skhoma Nakdinon, 1948′den beri, MOSSAD’ın Kuzey Irak’ta bazen İran ile bazen ABD ile bazen her ikisi ile birlikte hangi operasyonları yaptığını anlatır!
    Nakdinon’un verdiği bilgiye göre İsrail’in Kürtler ile ilk temasını, geçmişte Osmanlı’ya ihanet eden Bedirhan’ın torunu Kamuran Ali Bedirhan, Paris’teki İsrail Büyükelçiliği’nde istihbarattan sorumlu Yarbay Bin David ile görüşerek başlatmıştır.
    Bedirhan, 1958′de SAVAK’ın daveti üzerine Tahran’a yerleşti. Orada Lübnanlı politikacı Sami Sulh ile tanıştı. Sulh, Bedirhan’a, Suriye, Irak ve Lübnan’ın federal birlik halinde birleşmesi, daha sonra bu birliğe Kürdistan, Hicaz, Yemen, Türkiye ve İran’ın katılması ve nihayet ilk fırsatta İsrail’in de birliği dahil edilmesi hakkında fikirlerini anlattı. Sulh, aynı planı daha önce Paris’teki MOSSAD temsilcisine sunmuştu.
    MOSSAD temsilcisi Bin David, Bedirhan’a, Sulh’un planına yeni bir fikir eklemesini önerdi. Bu fikir, Arap Birliği kavramının yerine Orta Doğu Birliği kavramının kullanılması idi!
    Büyük Orta Doğu diye karşımıza çıkan proje, 20′nci yüzyılın başında İngiltere’nin tasarladığı, 1958′de Sami Sulh ve Bedir Han’ın hatırlatmasıyla MOSSAD’ın geliştirdiği, bir siyasi partimizin seçim bildirgesine bile “OGİK desteklenecektir” şeklinde girebilen bir tasarımdır!
    ***
    Aytunç Altındal’ın bize anlattığına göre ise İsrail için toprağın alınmasından ziyade rantının alınması önemlidir:
    “Kürt devleti kurulursa İsrail’in kolonisi olacak. Kendileri yönetmeye kalkarsa başlarına bela olacak. Şimdi Türkiye’nin Güneydoğusu’nun rantını da İsrail yiyecek. Hedefleri bu! Niçin? Çünkü, ABD, İsrail’i beslemekten bıktı artık. Bugün İsrail, ABD’nin verdiği parayla ayakta durmaktadır. O halde İsrail’e koloni lazım ki ayakta kalabilsin.
    Kaynak nedir? Petrol, su, ve tarım ürünleri? Kaynak nerededir? Türkiye’dedir! O halde o bölgeyi kolonileştirmesi gerekmektedir. Türkiye bu planlar çerçevesinde sadece İsrail’i değil, Ermenistan’ı da beslemek zorundadır. Büyük Orta Doğu projesi ile Türkiye’nin kendi kaynakları ile İsrail ve Ermenistan’ı beslemesi mecburiyeti getiriliyor. Bunun başkenti neresi? İstanbul! Siyaseten İstanbul’un statüsü uluslarüstü olacak! Bunu nasıl sağlayacaklar? En yakın zamanda Montrö Antlaşması’nı da gündeme getirecekler ve Boğazlar’ın kontrolü uluslar arası bir komisyona devredilecek.”
    ***
    Tabii bu projenin tersine dönebilmesi için önce bilinmesi gerekiyor. Bundan önemlisi asıl sizin büyük bir projeniz olması gerekiyor.
    İsrail’in Projesi var, YA Sizin?
    Devletten, hatta derin devletten bahsediyorum, fikir gruplarından değil!
    Devamlı savunmada kalırsanız Yenilirsiniz!

  16. 16 ömer
    Aralık 10, 2011, 10:35 pm

    arkadaşlar türkiyedeki bu terör türkiyenin tek partili döneminde başlamıştır ve ermeniler bunu fırsat bilmiştir kürtleri kandırmaktadırlar ve kürtlerin dili yok kültürü yok diyemessin var işte eskiden sizin bu yaklaşımlarınız bu anadoluyu türk bölgesinden başkalarının bölgesine çevirebilir kendi sonunuzu kendiniz hazırlıyorsunuz ben bir kürdüm ama kürdlüğümden nefret ediyorum. kürtçe uydurumuş dil deildir malca konuşma kürtçe arapça kökenlidir ama aslında çok az bilinir ama kürtlerin tarihide az bilinir siz kürtlerin tarihini bilmessiniz zaten kürtlerin devleti bi daha asla olmaz. neden olmaz? çünkü hz muhammed zamanlarında kürtlerin bölgelerine ülkelerine mektup gönderilmiş burda müslüman lun çağrısı yapılmış müslümanlıkdini anlatılmış kürtlerin bazıları bu çağrıya uymuş ve müslüman olmuşlardır. bazıları hem uymamış hemde mektupu yırtmış ve müslüman kürtlere eziyet çektirmiş.bu olaylardan sonra devletleri yıkılmış pişman olmuşlardır bazıları tabi… bakın sölediğim gibi böyle olmuş ben size bişey daha sölim eskiden kürtler türklerden daha çok gelişmişti bazı konularda mesela sümerler sümerler kürttür dört işlemi astronomiyi kürtler bulmuş.babillerde kürttür. arkadaşlar kürlerin hepsi kötü deildir bazılar çannakkale savaşında kürtlere yardım etmiştir. ama siz şimdi tek millet diosunuz tek millet he nah tek millet burda kürdlerde yaşıyo onlar sizin şuan okuduğunuz burçları öğrendiğiniz dört işlemi bulmuşlar.siz hala tek millet diosunuz bu tutum sizin sonunuzu getirebilir. kürt bölücülüğünün yol haritası konusunu yazan arkadaş kürtleri dünyadaki hiç kimse (kürtler hariç) tam bilemez atıp tutma başkasından alıntı yapma kürdler kende ülkesi olması istiyor neden çünkü bir toprağı olmayan millet tam millet deildir tabi onlarda bu türkiye için savaştılar bu vatan uğruna can verdiler hala veriolar. onların bu ülkede toprakları olmalarını istemeleri normal ve doğal bişey ama tabi bazı mal kürtler tüm türkiye benim olsun diyor ama imkansız . ama ülkelerinin olmasıda imkansız.


Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 1,285,355 Tıklama

 

Eylül 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu   Eki »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Arşivler


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.