06
Nov
09

Eski YÖK “protestoları”

Geleneksel  eylem  günlüğünden  bir  sayfa :  6 Kasım

Bazı tarihler var ki, o tarihlerde muhakkak bir şeyler yapmak, belli meseleler konusunda tavır koymak gerekir.

Bazı tarihlerin özel anlamları vardır ve her yıl dönümünde kimi zaman anma, kimi zaman da protesto gösterileri şeklinde bir tavrın gelenekselleşmesidir yapılan.

Gelenek evrimleşip bir dogma haline gelince de bir bakmışız durum işin içinden çıkılmaz hale gelmiştir.

Hele hele bu geleneğin bir iktidarla bağlantılı olarak gelişmesinin sonuçlarına baktığımızda, görülecek tek şey yozlaşma olacaktır. Ne mi mesela?

Alalım elimize bir geleneksel eylem günlüğü, karıştıralım…

Mayıs’ın ilk günü… 1 Mayıs!

“İşçinin emekçinin bayramı” olarak yıllar öncesinin bir değer savunusu olarak bugünlere uzanması gerekirken, yolundan saptırılan bir tarih mesela 1 Mayıs.

“1 Mayıs’ta Alanlara!” sloganı, bizzat emperyalizmin yanında saf tutup; devlet karşıtlığına, emek karşıtlığına, antiemperyalizm karşıtlığına özünde de sol karşıtlığına dönüşüverdi.

Bakmaya devam ediyoruz…

6 Mayıs mesela… Deniz’lerin idam ediliş tarihi.

Deniz’lerin mirasçıları olduğunu iddia edenlerin, onların tüm mirasını reddeden bir “solcu” tayfanın aktivitesinden sıyrılıp, Deniz’lerin gerçekten mücadelesi devamını getireceklerin bir eylemi olmalıdır 6 Mayıs’lar. Onlardan bayrağı devralanların eylemi olmalıdır. Devam ediyoruz…

6  Kasım,   YÖK’ün kuruluş  yıldönümü.

Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) 12 Eylül’den sonra 6 Kasım 1981’de 2547 sayılı Yüksek öğretim kanunu uyarınca İhsan Doğramacı başkanlığında üniversiteleri denetlemek amacıyla kurulmuştu.

Tartışacağımız konu YÖK’ün ortaya çıkışı ve ne kadar demokratik olup olmadığının tartışmasından çok, AKP iktidarının Kürt-İslam Faşizmine evirildiği dönem içinde AKP-YÖK ilişkisi ve YÖK karşıtlığı üzerine olacak.

Kürt-İslam Faşizminin gelişimiyle bağlantılı olarak olaya şöyle bir bakarsak, 6 Kasım’lardaki değişimi de fark edebiliriz.

AKP  – YÖK  çatışması

AKP iktidarının üçüncü yılında, daha %47’lik oy oranının “milli irade” olarak ortaya koyulup faşizme paravan edildiği günlerden önce, AKP-YÖK arasındaki gergin döneme uzanalım.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ın yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandığı dönem AKP-YÖK gerginliğinin de ayyuka çıktığı döneme denk geliyordu.

Şeriatçı gazetelerin yine iktidarın borazanlığı yaptığı dönemde, gazetelerde YÖK ve YÖK başkanı Erdoğan Teziç karşıtı haberlerden geçilmiyordu.

“YÖK’ün hıncı millete” gibi başlıklarla İHL’ler, meslek liseleri ve hiç değişmeyen türbanla ilgili YÖK zulmünden bahsediyordu tüm şeriatçılar.

AKP’li bakanlar art arda yaptıkları açıklamalarda YÖK’ü hedef tahtasına oturtuyorlardı.

AKP-YÖK gerginliğinin ilk ortaya çıktığı dönem,“YÖK siyasi iradenin üzerinde olamaz”, “Türkiye’de YÖK diye bir bakanlık yok” türünden açıklamalar yapılıyordu.

Hatta bu açıklamaların dozu zaman zaman artmış ve Kasımpaşalı Tayyip’in “kafaları basmıyor” türünden hakaretlerine kadar varmıştı.

Yücel Aşkın’ın tutuklanması olayının YÖK tarafından AKP iktidarının bir tertibi olarak değerlendirilmesinden sonra da, AKP’nin karşı saldırıları art arda gelmişti.

Yaşanan tartışmayı “ideolojik” olarak değerlendiren Tayyip, bir anlamda AKP’nin yaratmaya çalıştığı düzene giden süreçte – tam anlamıyla karşısında olmamakla birlikte- önündekilerle yaşadığı çatışmanın temelini ortaya koymuş oluyordu.

O dönem Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül’ün üç yıl önce yaptığı bir konuşma sanki bugünkü AKP’nin yarattığı Kürt-İslam Faşizminin bir ön habercisiydi.

Gül, şöyle demişti: “Bu ülkede başbakanlar, bakanlar, ordu komutanları, vekiller mahkemeye çıkıp hesap verirken ‘sadece rektörler hesap veremez’ diye bir şey asla olamaz.”

Bahsettiği hesap veren başbakanın asılan Menderes ya da mahkemede yolsuzluktan yargılanan Tayyip olduğu ve aynı şekilde yargılanan AKP’lilerin de hesap verdiğini ortaya koyan Gül, ordu komutanları derken günümüzdeki AKP faşizminin üç yıl önceden sinyallerini göndermiş bile.

Yücel Aşkın da hesap vermesi gereken rektör oluyordu tabi ki.

“YÖK’ün görevi rejime kafa tutmak değil” gibi açıklamaların ardından, çatışmanın kesin çözümünü AKP şöyle dillendirmişti: “YÖK ortadan kalkacak”

YÖK protestolarının aktörleri: Şeriatçılar, Kürtçüler ve komprador sol

AKP’nin bu isteği o dönemki 6 Kasım YÖK protestolarının en yaygın sloganı olmuştu. Meclis’te AKP, sokakta 6 Kasım protestocuları kol kola, omuz omuza…

AKP-YÖK çatışmasının yaşandığı günlerde “ne AKP ne YÖK” sloganıyla ortaya atılan Kürtçüler ve onların gölgesindeki komprador sol bu söyleminin aksine, eylemlerinin merkezine koydukları tüm sloganlarıyla AKP’yle aynı düzlemde siyaset yaparak YÖK karşıtlığına soyunduklarını göstermişlerdi.

YÖK protestosunun “anadilde eğitim” gösterilerine dönüştüğü gösteriler, bir anda yerlerinden sökülen kaldırım taşlarının havalarda uçuştuğu sapan ve Molotof kokteylli sokak gösterilerine dönüşmüştü.

Kürt-İslamın bugünkü ayaklanmalarının küçük birer örneği, 2005 yılı 6 Kasım YÖK protestolarında yaşanmıştı.

Kürt-İslamcılığın Kürtçü ayağı oradaydı peki İslamcı ayağı?

Hemen anadilde eğitimi, Kürtçe eğitimi savunan Kürt-İslam yoldaşının yanı başındaydı.

Medyanın “her renkten protesto” haberiyle verdiği eylemler de bunu anlatıyordu.

Geleneksel alan olan Beyazıt Meydanı’na ilk girişi anarşist bir grup yapıyor: “YÖK’e hayır!”

Hemen ardından türbanlı öğrencilerin ön sıralarda boy gösterdiği şeriatçılar geliyor: “YÖK’e hayır!”

Ve onların ardından gelen Kürtçüler ve komprador solcular: “YÖK’e hayır!”

Ama 2006’da, aradan geçen bir yılda, Türkiye’deki Kürt-İslam Faşizminin ilk net belirtileri de yaşanmaya başlanmıştı bu gösterilerde.

Daha çok kendi aralarında çatışma yaşayan grupların aynı meydanda, aynı amaçla toplandıklarının belirtildiği haberlerde; Beyazıt Meydanı’ndaki protestoların anarşistlerle başlayıp, milliyetçi, solcu, İslamcı ve sağ görüşlülerle devam ettiğini ve ilk kez göstericilerle polis arasında çatışma yaşanmadığı özellikle belirtilmişti.

Kürt-İslam Faşizmine yaklaşılırken, Kürt-İslam kardeşlerinin sırayla sergiledikleri müsamereleri ve onlara alkış tutan polisler…

İşte Kürt-İslam arifesinde 6 Kasım YÖK’ü protesto manzaraları.

2007’nin 22 Temmuz’unda AKP’nin %47’yle tekrar iktidar olup faşizmini ilan etmesinin ardından gelen 6 Kasım’ın adı bile geçmedi denebilir. Protestolarla ilgili basında neredeyse haber bile çıkmadı. Bu sıralar çokça duyduğumuz ve Türklere masallar kuşağından “halkların kardeşliği” sloganlarının da eklendiği gösteriler hemen dağıldı.

Faşizm  geldi,  protesto  bitti

Türkiye’de Kürt-İslam Faşizminin adım adım yerleştiği üç-dört yıllık sürede YÖK protestolarını birlikte değerlendirince karşımıza çıkan manzara ilginç.

İçerik olarak protestoların Kürt-İslamcı ideolojiye paralel ve hatta “halkların kardeşliği”, “demokrasi”, “şovenizm” temalı aynı söylemler olması gösteriyor ki, bu gösterilerin amacı dillerinden düşürmedikleri “12 Eylül faşizminin ürünü YÖK” ve “12 Eylül faşizmi” karşıtlığı değil, bizzat faşizmin ta kendisi.

AKP’nin Türkiye’de kurmaya çalıştığı Kürt-İslam Faşizminin protestocuların tüm taleplerini karşılamasına baktığımız zaman ortada protesto edecek bir mesele de otomatikman kalmamış oluyor.

Hani  nerede  sokaktaki  türban  için eylem  yapanlar..?!!

Hani “kışla” değil, özgür demokratik üniversite talepleri.

Yeni seçilen YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın onların “tam da istediği gibi konuşan” birisi olduğunu ve parasını onların verdiğini bizzat Kemal Unakıtan söylemişti.

Ardından gelen rektör atamalarında tercihin AKP zihniyetine yakınlık olarak belirlenmesi ve yapılması geldi.

Seçilen rektörlerden birisi soluğu teşekkür için AKP’li belediye başkanının yanında alırken, diğeri üzerinde “durmak yok yola devam” yazan kutlama pastası kesmişti.

Bu durumda başka talebe, hele hele sokağa çıkıp eylem yapmaya ne gerek var?

Bulmuşlar gül gibi YÖK’ü!

YÖK’ün mimarı İhsan Doğramacı’yla, bahsettiğimiz AKP-YÖK gerginliğinin yaşandığı bir 6 Kasım’da bir röportaj yapılmış. Sorular yöneltiyorlar Doğramacı’ya:

“-Acaba hiç 6 Kasım’larda kulağınız çınlıyor mu? Kuruluş yıldönümünde yapılan YÖK protestolarını TV’den seyrediyor musunuz?

-Elbette.

-Sinirinize dokunuyor mu?

-Hayır.

-Ahlayışla mı karşılıyorsunuz?

-Hayır, çünkü bu bir tür dünyayı bilmemezliktir.”

Doğramacı ne kadar dünyayı bilmemezlik var dese de, herkes işini biliyor.

Tüm  protestolarda  YÖK  ve  12  Eylül  faşizmi  sözde  hedef  olurken,

AKP’ nin  Kürt – İslam  Faşizmine  kıyak  geçiliyor.

Eee,  ne  de  olsa  onların  faşizmi..!!!

Türban istekleri de, Kürtçe eğitim istekleri de, Türklere dayatılmasını istedikleri “demokrasi” ve “halkların kardeşliği” söylemleri de, üniversitede istemedikleri “kışla düzeni” de bizzat Kürt-İslam Faşizminin yapılacaklar listesinde.

 

Müjde  verelim  onlara…

Artık  taleplerini  dile  getirmek  için  bu  6  Kasım  da  sokağa  çıkıp,

protesto  etmelerine  gerek  kalmadı..!!!


0 Yanıt, “Eski YÖK “protestoları””



  1. Henüz Yorum Yok

Yorum Yapın




İstatistikler

  • 457,588 Tıklama

 

Kasım 2009
M T W T F S S
« Oct    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30