|
Tayyip : “Ölenle ölünmez,
10 Kasım matem günü değildir”
Bu 10 Kasım, daha öncekilerin hepsinden daha acı bir gün olarak tarihe geçti.
Çünkü Atatürk’ün kurduğu Meclis, onun yırttığı Sevr Antlaşması’nı Kürt açılımı ile tartışmaya başladı.
Türkiye’nin üniter yapısına ve birliğine en büyük saldırı bu 10 Kasım’da gerçekleşti.
Kürt-İslam Faşizminin bugünü seçmesi elbette tesadüf değildir.
Türklüğü bu topraklarda yeniden dirilten Atatürk, Türk düşmanlarının baş düşmanıdır.
O’nun kurduğu Cumhuriyet’in sonunu O’nun ölüm yıldönümünde hazırlıyorlar.
Eskiden Atatürk’e olan düşmanlıklarını gizlerlerdi. Şimdi ise hiç çekinmiyorlar.
Bakın Tayyip, Kürt açılımının 10 Kasım’da Meclis’e getirilmesini eleştirenlere nasıl cevap veriyor :
“10 Kasım yas günü değildir. Biz ölenle ölmeyiz”
Benzer bir açıklamayı Bülent Arınç da yapıyor: “10 Kasım günlerden biridir. Matem günü ya da tatil günü değildir.”
Ülkenin başbakanı ve yardımcısı için 10 Kasım bir yas günü değil.
Başbakanın “Ölenle ölünmez” dediği kişi, hepimizin varlığını borçlu olduğu büyük kurtarıcı Atatürk. O’nun ölüm tarihi 10 Kasım, tüm Türkler için bir matem günüdür. Hele de O’nun kurduğu Cumhuriyet’in adım adım yıkıldığı bu günlerde…
10 Kasım’ı matem günü olarak görmeyenler, ancak emperyalistler ve onun buradaki uzantısı olan bölücüler ve Şeriatçılardır. Bu yılki 10 Kasım onlar için bir zafer günüdür. Yıllardır bu tarihte yaşadıkları mutluluğu artık somut adımlarla taçlandırmışlardır.
Bülent Arınç : “Teslim olanların gururları incinmemeli”
Kürt-İslamcılar öyle pervasızlaşmış durumdalar ki, kamuoyundaki tepkileri hiç dikkate almadan bildiklerini okumaktalar. AKP’liler ile DTP’lilerin (bunu PKK diye de okuyabilirsiniz) birlikteliği her geçen gün biraz daha pekişiyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün geçen haftaki Tunceli gezisinin ardından, bu kez de Bülent Arınç ve Tarım Bakanı Mehdi Eker Diyarbakır’ı ziyaret ettiler. Bülent Arınç Diyarbakır’da PKK’nın sözde bayrağının renklerini taşıyan bir kız tarafından yine aynı renklerden oluşan bir çiçekle karşılandı. Arınç’ın yüzündeki mutluluk gözlerinden okunuyordu.
Bülent Arınç, Diyarbakır’da açılım politikası kapsamında dağdan inenlerle ilgili “Gururları zedelenmeden insinler.” dedikten sonra şunları söyledi: “Dağa çıkmıştım, ama yaşamıma kendi topraklarımda devam etme niyetimdeyim, deseler bence TCK 221 uygulanabilir. İllaki pişmanım demesine gerek yok.”
AKP’nin “duygusal” liderlerinden Bülent Arınç’ın teröristlerin gururlarının incinmemesi için ne kadar çaba harcadığını görüyorsunuz. Arınç, açılım politikasıyla nasıl bir risk aldıklarının da farkında: “%47 oy almış bir partinin mensuplarıyız. Bu oyun riske atılacağı bir proje olarak görülse bile buna ihtiyacımız var. Ve neye mal olursa olsun bu projeyi inşallah uygulayacağız.”
Tarihsel ittifak : Kürt – İslam
Evet, AKP için bu açılım bir risktir. Ancak emperyalizmin emirlerini yerine getirmek dışında bir seçenekleri olmadığı için bedeli ne olursa olsun bu projeyi uygulayacaklar. Zaten Şeriatçı hareketin kökleri ile Kürtçü hareketin kökleri farklı değildir. Şeyh Sait ve Said-i Kürdi her iki hareketin de ortak değerleri ve liderleridir.
Şeriatçı hareket her zaman Kürtçü olmuştur.
Muhalefetteki Şeriatçı parti Saadet, açılım politikasını ilk destekleyen parti olmadı mı? “Gönüllü birliktelik” adı altında gizli Kürtçü propagandayı da “ulusalcı” Saadet yapıyor!
Saadet’ten PKK’ya, İşçi Partisi’nden BBP’ye aynı kardeşlik edebiyatını tüm siyasi partiler yapmaktadır.
Gönüllü birliktelik ve kardeşlik adı altında ayrı bir Kürt kimliği tanınarak Türk kimliğine ve ulusuna alternatif bir kimlik ve ulus yaratılmak istenmektedir.
Tekrar Diyarbakır’a dönelim…
Bülent Arınç’ın muhabbet dolu sözlerine Belediye Başkanı Osman Baydemir de aynı muhabbetle karşılık verir: “Kararlılığınız, cesaretiniz ve samimiyetiniz güven veriyor. İnşallah hep birlikte bu süreci onurlu bir barışa ve onurlu bir geleceğe taşımak noktasında başarılı oluruz.”
Açılım denen projenin AKP ile DTP (PKK) ortak politikası olduğunun bundan daha güzel bir itirafı olabilir mi?
PKK çoktan siyasallaşmıştır, hatta iktidar gibidir.
DTP denilen PKK uzantısı partinin milletvekilleri iktidarla pek çok konuda ortak hareket etmektedirler.
Örneğin, Kürt açılımı konusunun Meclis’te 10 Kasım’da yapılması kararında AKP’yi sonuna kadar desteklemişlerdir.
Tartışmaların en hararetli olduğu, küfürlerin havada uçuştuğu anlarda DTP’liler zevkle olanları izlemişlerdir.
Hiçbir tartışmanın içinde yer almamışlardır. AKP’liler zaten onlar adına gereken mücadeleyi göstermektedirler!
|
Açılım, PKK’ya af demektir
Kürt açılımının dört yıllık bir mazisi var. 2005 yılında Diyarbakır’a bir gezi düzenleyen Tayyip, ilk kez “PKK’dan bağımsız bir Kürt sorunu” olduğunu söylemiş ve Kürtlerin demokratik haklarının verilmesini gerektiğinden bahsetmişti. Tayyip aynı günlerde, alt kimlik-üst kimlik tartışmasını da başlatmıştı. Hatta teröristbaşı Apo, “Başbakanın kullandığı terimler bana ait” demişti.
Tayyip, bu geziden kısa bir süre sonra, “Kürt sorununa demokratik çözüm” için PKK’yı dağdan inip masaya davet etmişti. O tarihe kadar Türkiye’de Kürtçülük bir terör ve bölücülük sorunu olarak görülürken artık bir “demokratikleşme” meselesi olarak görülmeye başlandı.
Tayyip, PKK’lıları masaya çağırdığında karşısında muhatap yoktu, ama bugün o masa kurulmuş ve Kürtler tüm isteklerini Türk Devletine kabul ettirmektedir.
“Akan kan dursun, analar ağlamasın” edebiyatı yapan AKP iktidarının asıl amacının PKK’lılara af olduğu geçen ay yaşanan “PKK’lı teröristlerin teslim olma şovu”yla ortaya çıkmıştır. Bu teröristler şu anda aramızda ellerini kollarını sallaya sallaya gezinmektedirler. Bunların PKK-AKP antlaşmasıyla geldikleri yaptıkları açıklamalardan net bir biçimde anlaşılmaktadır.
Dağdan inenlerin hiçbiri ceza almamıştır. Hatta yakında bu teröristlere iş ve maddi yardım gibi konular da gündeme gelecektir. AKP Diyarbakır milletvekili İhsan Arslan, bu iki öneriyi yapmakla kalmamış, çatışmada ölen teröristin ailesine de yardım yapılmasını ve Apo’nun doğrudan muhatap alınmasını istemiştir.
Tayyip, dört yıl önce PKK’lıları masaya çağırmıştı. O masa cezaevinde kurulamayacağına göre sadece silahlı eyleme katılmamış (onu da nasıl tespit edebiliyorlarsa) olanlar için değil tüm PKK’lılar için af çıkarılacaktır. Türk insanına bunun açıklaması da “akan kanın durması” olacaktır. Böylece PKK, tüm isteklerini kabul ettirecektir.
Bunun adı, “akan kanı durdurmak” değil, terör örgütüne teslim olmaktır. Terör, karşısındakini kan akıtarak yıldırmaya çalışır. Silahla sana geri adım attırmaktır amacı. AKP, Türk Devletini terör örgütü karşısında geriye çekmiş ve demokratik açılım adı altında teröristlerle masaya oturtmuştur.
Önce ayrı bir Kürt milletinin varlığını tanı, arkasından devletin onlara karşı bir baskı politikası uyguladığını kabul et, sonra da bu insanların kendi kültürlerini yaşaması adı altında ayrı bir dil kullanma ve yayma hakkı tanı… Terör örgütünün yıllarca silahla Türk Devletine kabul ettirmeye çalıştığı politikalar AKP tarafından kabul edilmiştir.
Sen ayrı bir Kürt halkının varlığını tanıdıktan sonra onun temsilcisi ile muhatap olmak zorunda kalırsın. İşte PKK’ya af bu yüzden çıkacaktır. Açılımın varacağı yer eninde sonunda burasıdır. Kürtlerin her eylemde “Sorun muhatabıyla çözülür” pankartı taşımaları boşuna değildir.
Eskiden şehit cenazelerinde devlet adamları “Kanı yerde kalmayacak.” derlerdi. Şimdi ise “Kan davası gütmeyeceğiz.” diyorlar. İyi de, ortada bir kan davası yok ki… Vatanı bölmek isteyen hainler ve bunlara karşı vatanını savunan askerler var. Dünyanın hangi devleti, vatanını savunan askeriyle teröristi bir kefeye koyar?
İktidarın bu politikayı Türk milletine kabul ettirmesi için yandaş medya da var gücüyle çalışmaktadır. Nasıl mı? Şeriatçı basın terörle mücadelenin Türkiye’ye mali külfetinin astronomik rakamlar olduğu propagandasını yaparak, onca para ve canın heba olduğu propagandasını yapıyor. 25 yılda 300 milyar dolar harcamışız, ayrıca 30 bin kişiyi kaybetmişiz (onlar ölen teröristleri de kendi kayıpları sayıyorlar). Bu alçak propagandaya dayanarak Kurtuluş Savaşı’nın da Çanakkale Savaşı’nın da boşuna verildiği ve 100 binden fazla Mehmetçiğin boşuna şehit olduğu sonucuna varılabilir.
Sırada Apo’ya af var
Biz terörle mücadelede 6 bin askerimizi şehit verdik. Bu şehitlerimizin ailelerinin hiçbiri de evladımız boşuna öldü demedi, “vatan sağolsun” dedi. Türk milletinin büyüklüğü işte buradadır. Vatan her şeyden kutsaldır. Vatan için canını verene de “yazık oldu” denmez, şehit denir.
Ancak AKP iktidarı, Türk milletinin bu temel değerleriyle oynamaktadır. Türk ana-babası akan kanın durması için açılıma ikna edilmek istenmektedir. PKK’lılar çıkarılacak af için de Türk milleti aynı gerekçe ile kandırılmak istenmektedir: Bu af teröristi dağdan indirecek ve akan kanı durduracak!
Ancak mesele hiç de bu kadar basit değildir. Bu affın varacağı yer teröristbaşı Apo’nun affıdır. Kürt meselesinin çözümü için PKK’yı muhatap alan iktidarın Apo’yu muhatap almaması düşünülemez. Zaten temsilcileri aracılığıyla Apo’yla görüşme sağlanmış durumdadır. Teröristlerin Habur sınır kapısındaki şovu Apo-AKP anlaşmasının sonucudur.
Tayyip, Kürt açılımının “hazmettire hazmettire” uygulanacağını açıklamıştı. Şu anda Apo’nun affının hazmedilmesi mümkün değil. Zaten Apo da kendisinin affedilmesinin şart olmadığını, koşullarının düzeltilmesinin yeterli olacağını söyledi. E, zaten bu isteği de gerçekleşti. İmralı’daki cezaevinin yapısı değiştirildi ve yakında yanına hapishane arkadaşları gelecek.
Bu gidişin sonunun Apo’ya af olacağı gün gibi aşikar. Açılımın varacağı başka bir sonuç olamaz. Yakalandığında asılması beklenen Apo’nun birkaç yıl sonra Meclis’e girmesine şaşmamak gerek. AKP iktidarı durdurulmazsa başka bir sonuç olmayacaktır.
Kürt açılımı Sevr Planı’dır
Açılım, PKK ve Apo’ya affa doğru gitmektedir. Ancak nihai hedefi Türk topraklarında Sevr Antlaşması’nı uygulamaktır. Emperyalizm, sadece Güneydoğumuzda bir Kürdistan kurmak istemiyor. Bu, Sevr’in sadece bir parçası. Bir de Sevr’in Konstantinapol, Büyük Yunanistan, Büyük Ermenistan ve Pontus hedefi var.
Emperyalizm, Kürtleri Anadolu’nun kıyı bölgeleri ve İstanbul’a yönlendirerek ileride Sevr planını uygulayacak bir nüfus yaratmak istiyor. 100 yıl önce İstanbul, Karadeniz ve Ege’de Rumlar ve Ermeniler kullanılmıştı, şimdi ise Kürtler kullanılmaktadır.
Açılım politikasının sonucu yalnızca Kürt devletinin kurulup topraklarımızın parçalanması değil, Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde de bir federatif yapının kurulmasıdır. Kürtler yalnızca Güneydoğuda değil, Türkiye’nin diğer bölgelerinde de etkin olmak istemektedirler. Bu plan, Amerika’nın Türkleri Anadolu’dan atma planıdır, yani Sevr’dir. Kürtler, 90 yıl önce olduğu gibi bugün de emperyalizmin hizmetindedir.
Meclis’te pankart açmak muhalefet etmek mi ?
AKP-PKK planı tam gaz ilerlerken muhalefet ne yapıyor?
10 Kasım günkü Meclis toplantısında hem MHP’liler hem de CHP’liler oldukça gergindiler. MHP’liler, AKP Grup Başkanvekili konuşurken kürsüye yürüdü. CHP’lilere ise İçişleri Bakanı konuşurken “Atam izindeyiz, eserinin bekçisiyiz.” yazılı dövizler açtı.
Son yıllardaki en hararetli meclis toplantısı oldu. İktidar ile muhalefet arasındaki küfürleşmeler neredeyse yumruklaşmaya gidiyordu. Bu kavgayla hiç, ama hiç ilgisi olmayan ve olan biteni gülerek izleyen milletvekilleri de vardı. Tahmin edeceğiniz gibi DTP’lilerdi bunlar. Açılım konusunun doğrudan muhatabı olan ve bu konuyu en çok gündeme taşıyan DTP’liler alaylı bakışlarla iktidarı ve muhalefeti izlediler toplantı boyunca.
Çünkü onlar biliyordu ki, CHP ve MHP ne kadar yırtınırsa yırtınsın bu süreci durduramayacak ve açılım politikasından güçlenerek çıkacak olan AKP değil, DTP (PKK) olacak. AKP’nin Kürtçü politikaları sonuç olarak PKK’yı güçlendirecek.
Türkiye’de Kürtçülüğün güç kazanması Türkiye’nin demokratikleşme adı altında “AB Uyum Yasaları”nı imzalamasına kadar uzanır. Ne MHP, ne CHP bu süreci durdurmak için hiçbir şey yapmamış, tersine desteklemiştir. Aslında Kürt açılımına giden yolu tüm siyasi partiler birlikte açmışlardır.
İdam cezası, MHP iktidardayken kaldırılmıştır. Meydanlarda ip atan, dağa çıkarız diyen Devlet Bahçeli, Ahmet Türk ile meclisin açılış günü samimi bir biçimde tokalaşmış ve DTP’li Hasip Kaplan’a 23 Nisan törenleri sırasında “Biz meclisin değişik renkleriyiz, gel yanıma otur.” diyerek sevgi gösterisinde bulunmuştur. Teröre karşı insanlara sokağa çıkmama çağrısı yapıp meydanları PKK’ya bırakan yine Devlet Bahçeli’dir.
CHP’nin günahı ise daha az sayılmaz. Açılım politikasının ne olduğu bilindiği halde, ona cepheden karşı çıkmayıp, “Ne olduğu belli değil” diyerek toplumu oyalayan Baykal olmadı mı? Hatta “İlk açılımı biz 1989 yılında Kürt raporu hazırlayarak yaptık.” diyen de Baykal’dı. Türkiye neredeyse bir yıldır bu mesele ile yatıp kalkıyor. CHP, örgütlerini harekete geçirip bir tane miting bile yapmadı. Şimdi kalkıp Meclis’te 3-4 tane döviz açarak Cumhuriyet’i savunacaklar! Güldürmeyin insanı, bu mu Atatürkçü muhalefet?
Kimse Türk milletini kandırmasın. Bölücülüğün bu kadar güçlenmesinde ve açılım politikasının bu kadar rahatça uygulanabilmesinde muhalefet de iktidar kadar suçludur. 10 Kasım günü bağırıp çağırarak ya da döviz açarak suçlarınızı örtemezsiniz.
Açılıma karşı Türk çözümü : Türkiye Türklerindir !
Açılım politikasına karşı tek çözüm Atatürk’ün “Türkiye Türklerindir” anlayışıdır. Kardeşlik, barış gibi sözlerle hiçbir mesele çözülemez. Türkiye’de tek bir millet yaşar, o da Türk milletidir. Ayrı bir millet ya da kimliğin tanınması Türkiye’nin bölünmesi demektir.
Türkiye’de muhalefet de iktidardan farklı bir politika sunmamaktadır. CHP de MHP de “Türk-Kürt kardeşliği” sloganıyla Türkiye’de iki ayrı millet kabul etmektedirler. Bu slogan en bölücü slogandır. “Ne mutlu Türk’üm” diyemeyen herkes eninde sonunda bölücülüğün kucağına oturur. Öyleyse Türk’ten ayrı bir kimlik her halükarda bölücüdür.
Atatürk’ün Kürt isyanları karşısında aldığı tavır bize yol göstermektedir. Bu topraklarda Türk olarak yaşamak istiyorsak, başka bir çözüm de yoktur zaten!

0 Yanıt, “10 Kasım’da görüşülen ihanet açılımıdır!”