16
Oca
10

Biz Türkler göçebe miyiz? “Acaba”?! (2)

Uygur Yar-Hoto boluku ören yeri.

Ak Beşim’de (…) gerçekleştirilen kazılar, daha çok şehristan kısmı üzerinde yoğunlaşmıştı. (…) Kazılar neticesinde şehristan kısmının taş döşeli düzgün caddelere sahip olduğu, kesme taştan yaya kaldırımlarının bulunduğu ve burada mükemmel bir drenaj (akaçlama, M.İ.) sisteminin yer aldığı tespit edilmiş ve ayrıca evlerin kalıntıları ortaya çıkartılmıştır”. Sf. 155

“Uygur devri şehircilik açısından da önemli bir devirdir. Bir bölümü Hun ve Göktürk devirlerini de yaşayan Doğu Türkistan’ın Uygur dönemindeki en önemli şehirler ve aynı zamanda sanat merkezleri şunlardı: Barkul, Kuça, Hami, Beşbalık (Uygurların yazlık başkenti Urumçi), Lukşun, Turfan, Toksun, Aksu, Sengim, Canbalık, Yengi Balık, Kum-Tura, Karaşar, Yar-Hoto, Hoco (Koçu veya Koço), Murtuk, Toyuk, Bezeklik, Karaşehir, Sorçuk, Sulmi, Yutog, Kızıl, Hoten (Kotau), Niya, Miran, Lou-Lan ve Tun-huang. Bu listenin başına bir de Orhun bölgesindeki Karabalgasun (Ordu-Balık) kentini ekleyebiliriz”. Sf. 237

“(…) Hoço (Uygurca Koçu) İdikutşehri olarak da anılıyordu. (…) Çift duvarla çevrili, üzerinde yer yer – firuze veya lacivert – sırlı tuğla izi bulunan, muntazam olmayan dörtken (bir kenarı 1365 m.) şemada, dört ana yönde birer kapısı bulunan, tipik ordu-kent planında bir şehirle karşı karşıyayız”. (…) Her biri 15 ila 20 m. yüksekliğindeki bu surların tepesi kesik piramit biçiminde kerpiç burçlarla takviye edilmişti ve mazgalları üçken şeklindeydi. Duvarlar aşağıdan yukarıya çıkıldıkça inceliyordu”. Sf. 240

(Yaşar Çoruhlu, “Erken Devir Türk Sanatı”, Kabalcı Yayınları, 2007, İstanbul.)

“Göçebelik birçok bakımlardan yerleşik toplumlardan (Çiftçilerden) daha üstün vasıfları ve meziyetleri olan bir yaşama tarzı idi. Başta hayvan yetiştirmek, ehlileştirmek şüphesiz bitkilerin ekilmesinden, hasatından daha zor, emek, enerji ve tecrübe isteyen üstün bir sanattı. İş yalnız ehlileştirmekle bitmez, hayvanlara durmadan, (güç fiçiki şartlar altında) otlak peşinde yeşillik aranır, yedirilir ve bu emeğe karşılık süte, ete ve yapağıya kavuşulurdu. Bu meşakkatli ve güç yaşayış içerisinde, çobanlık mahareti ile birlikte askerlik kabiliyetleri artar, sorumluluk, ileri görüşlülük, fizikî ve ahlakî gelişmeler kuvvet kazanırdı”. Sf. 33

(Nejat Diyarbekirli, “Hun Sanatı”, MEB Yayınları, 1972, İstanbul.)

“Aslında tek tanrıya tapan eski göçebe kültürden (…) ‘nomadizm’in yüksek derecesi olan at besleyen atlı göçebe ve ondan, savaşçı çoban bozkır kültürü gelişti. (…)

(Menghin:) Eskiden çalışkan, fakat devlet kurmaya ehliyetsiz çiftçi kavimlerle meskûn büyük nehirler çevresinde de yüksek kültürler, ancak muharip (savaşçı, M.İ.) çoban kavimlerin akınları dolayısıyla teşekkür etmiştir.” Sf. 4

“(Toynbee:) Göçebelik birçok bakımlardan çiftçilikten üstün bir meziyettir. (…) Çiftçi, yetiştirdiği ham mahsulü doğrudan doğruya istihlâk (tüketme, M.İ.) ettiği halde göçebe, aslında yenmesine imkan olmayan otları hayvanlara yedirerek onları süte, ete ve yapağıya tahvil eder. Bunun için güç fizikî şartlara uymak gerekir. Bu amiller, çobanlık mahareti yanında askerî kabiliyetlerin de gelişmesini sağlar. İleriyi görüş, sorumluluk duygusu, fizikî ve ahlakî dayanıklılık gibi.(…) Göçebenin hayatı, hiç şüphesiz insan maharetinin bir zaferidir.”

“(Koppers:) Önce şu bir gerçektir ki, hayvan yetiştiren nomad kültür İç Asya’Da doğmuştur. (…) Son çağların araştırmalarına göre bu kültürü İç Asya’da Türkler değil, Prototürkler veya Pretürkler geliştirmişlerdir.” Sf. 5

“Bu takdirde oymağın bir kısım halkı, bilhassa kadınlar, ihtiyarlar, bazı sanatkârlar ve esirler yazın da kışlakta kalarak çiftçilikle meşgul olmuşlardır. Bu usul, göçebeliğe sıkı surette bağlı olanlar arasında cari idi.” Sf. 50

(Prof. Dr. Laszlo Rasonyi, “Tarihte Türklük,” TKAEY., 1996, Ankara.)

“Pumpelly’nin hazırladığı kronolojiye göre, Türkistan’da hayvanların ve atın ehlileştirilmesi M.Ö. 8000/6800 yılları arasındadır. (…)


Atı ehlileştiren Türkler, uzun mesafeleri kısa zamanda alarak, uzaklara ulaşma konusunda attan istifade imkanı bulmuştu. Bu ona çok geniş coğrafya üzerinde hakimiyet kurma imkanına kavuşmasında yardımcı olmuştu. Böylece Türkler, üstünlüğü ele geçirerek zamanın bilinen dünyasına hâkim olmuşlardı”. Sf. 68

“Bir kısım yerleşik kavimlerden daha yüksek bir seviyede oldukları için, atlı göçebe kültürü hususi bir mana kazanmıştı.

(…) Oğuzlar, bütün Orta-Asya ve Türk âleminin, en soylu ve en gelişmiş zümreleri idiler. Şehir hayatına başlamış olmalarına rağmen eski Türk devlet teşkilatı ile disiplini, onların ruhlarından henüz silinmemişti.” Sf. 186

“Yabancı müelliflerin (yazar. M.İ.) eski Türklerden bahsederken ‘Kalıcı büyük eserler yok, çünkü Türkler göçebe idiler, göçebe toplumlar medeniyet kuramazlar’ şeklindeki sözleri yeterli bilgiye sahip olmamalarından kaynaklanıyordu.” Sf. 379

“İbni Haldun’un toplumları ‘bedevi’ ve ‘medeni’ olarak iki ana gruba ayırmasını, bedevilerin medeniyet kuramadıklarını, tarihsiz olduklarını, Türklerin de bedevi oldukları için medeniyet kuramadıkların ve tarihsiz olduklarını söylemiş olması, birçok tarihçiyi yanılttı.

İbni Haldun, bir ‘Bozkır Medeniyeti’nin varlığından, Türk tarihinden habersizdi. (…)

Göçebeler, bir toplumun toprağı işlemeden, zanaat yahut sanatla uğraşmadan sadece hayvan besleyerek bir yerden bir yere göç etmesi, hayvancılıkla, avcılıkla, yenilebilir otları ve meyveleri toplamakla geçinen topluluklardır. Ve medeniyet kuramamışlardır.

Bozkırda yaşayan Türkler ise, besicilik yapmış, demiri, altını işlemiş, toprağı ekmiş, bark yapmış, kurgan yapmış, anıt dikmişti. Teşkilâtçılığı sayesinde de birçok devlet kurmuştu”.

Radloff’da, Türklerin göçebeliği meselesinde yanılmıştı.(…)

Artık belgeler bulunduğu için, tarihçilerin ‘Andronovo kültürü’, bizim ‘Yenisey kültürü’ dediğimiz bu kültür, Türklerin atı evcilleştirdiklerinden başka, demir üretebildiklerini ve onu işleyerek silâh ve başka araçlar yaptıklarını ispatlıyor. Asalak göçebe toplumlarından buna imkân yoktur”. Sf. 380

(Mehmet Dikici, “Türkler Nasıl bir Millettir”, Ufukötesi Yayınları, 2006, İstanbul.)

“Avrasya (Avrupa-Asya) bozkırları ile Afraysa (Afrika-Asy) bozkırları aynı ‘tip’ toplulukların yerleridir, düşüncesinden hareketle Toynbee, (…) herhangi bir inanç sisteminden bile yoksun saydığı nomadları ‘horde’ (sürü, başı-boş insan yığını) olarak vasıflandırır. (…) Yani göçebe ‘tarihi olmayan’ bir cemiyetin insanıdır.(…) Türkler de bu tarihsiz, kanunsuz nomadlardan bir kitle olup, istilâ ettiği ülkelerde nihayet ‘bekçilik’ yapabilmiş Osmanlıların dahi tarihte başarı kazandıkları pek iddia edilemez.

‘Halbuki Türk milleti “tarihsiz” değil, aksine parlak, uzun mazisi ile tarihi zenginliği ortada olan bir kitledir ve “kanunsuz” değil, kültürün ayrılmaz bir parçası olan teşkilatçılığı sayesinde birçok devlet kurarak yürürlükte tuttuğu hukuki mevzuatla seçkinleşen bir millettir; buna göre de, Türklerin tamamen zıt mâna ve mahiyette nomad (göçebe) cemiyet sayılması mümkün değildir’. Sf. 34

“Burada hemen kısaca belirtelim ki Türk kültüründe iki temel unsur olan ‘at’ ve ‘demir’, aslî göçebe kültüründe mevcut değildir.” Sf. 35

“(…) bozkırdakiler ‘çoban’ kültürünü (besicilik) meydana getirmişlerdir. Türkler aslında orman kavmi veya köylü değil, fakat Bozkırlı oldukları için kültürleri de gelişme ve muhteva (içerik, M.İ.) itibariyle bütün diğer toplulukların kültürlerinden ayrılık gösterir. Kısaca belirtelim ki bozkırlar çöl değildir. (…) Nitekim, Türk Bozkır kültürünün geliştiği bölge, yani Andronovo Kültürü sahası (Altay Dağları-Sayan Dağları’nın güneybatısı düzlükleri) râkımı (yükseklik, M.İ.) 500-1000 m. arasında değişen, bol otlakları ile besiciliğe çok elverişli, hattâ kuru ziraate imkân verecek ölçüde rutubetli bir yayla durumundadır.” Sf. 113

“Halbuki, Bozkır kültürü ‘at’ üzerine kurulmuş olmakla beraber, prensipleri yalnız atar ibaret değildir. Bunun yanında ‘demir’de vardır. (…) Bu itibarla, meseleyi yalnız iktisadi bakımdan ele alıp, yaylalarda gelişen, besiciliğe dayalı Bozkır kültürünü, dıştan sırf çoban hayat tarzına bakarak göçebelikle nitelemek yanlıştır.” Sf. 214

“Şimdilik şunu söyleyelim ki, meselâ, Bozkır kültüründe temel olan at, göçebelerin hayatında birinci planda görülmez. At göçebe Kavimlerin kültürüne sonradan girmiş sadece maddî bir yardımcıdır. Yerleşik kültürde de at mühim bir yer tutmamıştır”. Sf. 215

“Ayrıca Asya’da ilk at kalıntılarının, Türk anayurdu bölgesindeki Afanasyevo kültürü (M.Ö. 2500/1700) ile, onun bir gelişmesi olduğu anlaşılan aynı bölgedeki, Andronovo (M.Ö. 1700/1200) kültüründe görüldüğünü (…) hatırlatalım. Sf. 218

“Çinliler ata binmeyi ancak M.Ö. 300’lerde Asya Hunları’ndan öğrenmişlerdir.” (Moğollar aslında atı tanımıyorlardı, (…) Arabistan’da ve Kuzey Afrika’da at ancak M.Ö. 1200’lerde görülmektedir. (…) Kuzey Kafkaslar’da ve İran’da at ile ilgili arkeolojik buluntular M.Ö. 900/500 yıllarına aittir. Sf. 215/219

“Ayrıca, Eski Türklerin ahşap meskenler yapmayı tercih ettiklerine dair deliller çoktur. Hazarların evleri hep ahşap olup, yalnız hakan sarayı ile ‘Şarkel Kalesi’ taş ve tuğladan yapılmıştı. Volga Bulgarlarının evleri de ahşap idi. Hattâ eski Türkler, Asya Hunlarından Batıda Avarlara kadar, şehir surlarını bile ahşap (kalın ağaç kütüklerinden çit şeklinde) inşa ediyorlardı”. Sf. 323

(Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, “Türk Millî Kültürü”, Ötüken Yayınları, 2003, İstanbul.)

“Türk obası, akşam üstü biryere konuldu mu, seyyar evler aralarında sokaklar meydana getirecek şekilde dizilirlerdi. Oba bir klan değil de bir ‘boy’dan ibaretse, o zaman arabaların arasında satıcı arabalarından bir çarşı meydana getirilirdi. Oba bir boy değil de bir il ise, o zaman konulan yer gerçekten bir ‘seyyar şehir’ olurdu. Bu şehrin çarşısındaki bir sokak da, bu imalâthanelere tahsis edilirdi.” Sf. 130

“(Kafesoğlu’dan, M.İ.) Eski Türklerde insanın ferdî hukuk ile donatılmış ve iktisaden esir olmayan bir hayat düzeninin bulunduğu anlaşılmaktadır. Önce ailede özel mülkiyet mevcut idi. (…) Çin’de köleler, hürriyet ülkesi olan Asya Hun topraklarına kaçıyorlardı.” Sf. 71

“Bu nedenle geçmişin herhangi bir döneminde ayrı yerlerde başka başka Türk topluluk, idare ve devletlerini gözlemek mümkün olduğundan, Türk tarihi denilince, tek bir topluluğun belirli bir yerde tarihi değil, Türk adını taşıyan veya hususi adlarla Türk zümrelerinin çeşitli bölgelerde ortaya koyduğu tarihlerin bütünü anlaşılmalıdır.

Bu bölünme durumu Türk kültürlerinin siyasal, toplumsal, kültürel yönlerden birbirlerinden ayrılması sonucunu vermiştir. Bir kısım Türler ‘Bozkır Kültürü’nde yaşarken, diğer bir kısmının yerleşik hayata bağlanması (…) bundan ileri gelmektedir.” Sf. 4

“Rahmetli üstadımız Fuat Köprülü, ‘Osmanlı Devletnin Kuruluşu’ adlı eserinde diyordu ki. (…) Horasan’da Büyük Selçuk Sultanlığı’nın kurulması ile başlayan büyük göçün Anadolu’ya getirdiği unsurlar yalnız göçebe unsurlar değildi. Anadolu’ya gelen Türkler arasında Orta Asya’da çok eski zamanlarda halk mevcuttu. Binaenaleyh bunlar yeni geldikleri yerlerde de derhal köyler kurarak zirai üretime başlıyorlar, köylüler şehirlere yerleşiyorlardı.” Sf. 35

“Kapağan Kaan’ın Çin ile yaptığı 698 tarihli andlaşmanın bir maddesi Çin’in Göktürklere 3000 ziraat aleti ile 100 000 hu (12 500 ton) tohumluk darı teslim etmesi hükmünü taşıyordu. (…) (andlaşmanın bu, M.İ.) talebi öngörmesi, Göktürklerde tarımın toplum örgütünde ne kadar önemli bir yer tuttuğunu bize gösteren somut kanıtlardır. Sf. 142

“Bu bilgiler bize açıkça göstermektedir ki, tarih öncesi Türklerde, Hunların ataları, göçebe hayata geçmeden önce tarımla uğraşmaktadırlar. Bu da, bazı antropolojik teorilerle Marxist şemanın teklif ettiği, ‘çiftçiliğin, göçebelikten sonraki dönemi izleyen, yerleşik hayatın bir ürünü olduğu’ tezinin her toplum, özellikle Proto-Türkler için bir geçerlilik taşıyamıyacağını göstermektedir.” Sf. 1391

(Sürecek)

Mustafa İzberk


Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R…

uygarlık denilince yerleşik kültür ilk akla gelmekte. bu da batılı tarihçilerin bize kabul ettirmek istediği bir yanılgı.Soru: Hocam madem Türkler’in ataları daha önceden yerleşik hayat sürüyorlardı sizin söylediğiniz gibi Marxist şemaya ters bir durumdu.o zaman uygarlık tarihinin ters işlediğinden söz edilemez mi?tarih öğrencisi.

Ali Güneş, K. Maraş
11 Ocak 2010



0 Responses to “Biz Türkler göçebe miyiz? “Acaba”?! (2)”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 1,896,438 Tıklama

Ocak 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Şub »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 37 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: