30 Oca 2012 için arşiv

30
Oca
12

İşine Bak Ricciardone

ABD Büyükelçisi Ricciardone ABD’nin geliştirip büyüttüğü sözde soykırım yalanı için “Türkiye geçmişin gölgeleri ile yüzleşmeli”demiş.

Bay Riccardone, Türklerin geçmişinde bir gölge yoktur ama; temsil ettiğiniz katil devletin sadece geçmişi değil, bu günü de cinayet-soykırım-hırsızlık-soygun suçları ile doludur.

Amerika’ya gittiğinizde oranın gerçek sahiplerini “hayvan avına çıkmış seri katiller” gibi öldürdünüz. Yetmedi, çiçekli battaniyeler ile öldürdünüz. Amerika’ya çıktığınızda soğuktan kırılırken Kızılderililer size hindi getirip yiyeceklerini paylaştı. Siz de onları öldürerek teşekkür ettiniz. Cinayetlerinizi örtmek için psikolojik harp unsuru olan sinemalarınızı kullandınız. Yetmedi, büyük bir yüzsüzlükle, Kızılderililerin sizin gibi yamyamlarla hindilerini paylaştığı güne “ŞÜKRAN GÜNÜ” dediniz. Sizin devletinizin yüzsüzlük ve utanmazlıkta kimse eline su dökemez.

Sahi, Kızılderilileri tecrit ettiğiniz bölgelerde o sahte “Şükran”, gerçekte ihanet günü”nü neden kutlayamıyorsunuz?

Afrika’dan avladığınız binlerce zenciyi köle olarak çalıştırdınız. Zenciler ile aynı otobüslere binmediniz. Ku Kulux Klan katilleri daha dün zenci avlıyordu.

Japonya’ya attığınız Atom Bombası, aslında bütün insanlığa atılmış bir bombadır.

Vietnam’da işlediğiniz cinayetler, katliamlar daha dün yaşandı.

Irak, Pakistan, Afganistan’da işlediğiniz cinayetler gölge değil, tam da karşınızda duruyor. Örtülü yamyamlar olarak suratlarınızdan hala kan damlıyor.

Sayın Ricciardone; sizin asker kılıklı katilleriniz tecavüz eder, çalar, ölmüş askerlerin suratına işer. Bu memleketi kuran Mustafa Kemal Atatürk ise ayakları altına serilen Yunan Bayrağını “ki, o devlet her türlü rezilliği sizlerin taşeronu olarak yaptı bu topraklarda” yerden kaldırtıp, “hiçbir devletin bayrağı ayaklar altına serilmez” demiştir.

Sizin askerleriniz ölmüş askerlerin suratına işerken, siz Atatürk gibi asil bir komutanın kurduğu ülkede konuşurken 100 defa düşünün Sayın Ricciardone.

Arap baharı diye uydurduğunuz eşkıya yöntemi ile, daha önce o ülkelerin başına oturttuğunuz kuklalarınızı al aşağı ederken, diktatörleri indirdik yalanı ile “Kaddafi hariç” kuklalarınızın paralarına el koydunuz. O paralar sizin değil, o ülke halklarına aittir. Bu kadar aç mısınız Bay Ricciardone?

Sizin ülkeniz “demokrasi” yalanı ile hep çalmayı adet edinmişken, Türk Milletine “gölgeler” iftirasında bulunmak sizin haddiniz değildir Sayın Büyükelçi.

Ülkelerin milli servetlerine el koymanın adına “demokrasi” deyince demokrasi oldu mu sanıyorsunuz?

Irak’ın müzelerini soydunuz. Tohum bankasına el koydunuz. Petrollerini ele geçirdiniz. Bu hırsızlığı, gaspı demokrasi oyunuyla kapatacaksınız öyle mi?

Siz bu ülkede 70 milyonu devşirdiğinizi mi sanıyorsunuz? Bu ülkede Han ve Hatunların mirası bütün karşı çalışmanıza rağmen devam ediyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün nesli dimdik ayakta duruyor.

Bay Ricciardone, dünyada nerede bir gözyaşı varsa, arkasından sizin devletiniz ve akrabalarınız çıkar. Elleriniz masum milletlerin gırtlağından ekmeğini çalarken, “geçmişimizde gölge” olduğunu söylemek sizin haddiniz değildir.

Ülkemizde atadığınız memurlarınıza güvenerek bu millete iftira atmayın.

Sizin hem geçmişinizde, hem de günümüzde gölge değil, basbayağı ortada cinayet-soygun-soykırım, yani her türlü melanet duruyor.

Rusya’yı çevirip, Asya kilidini açmak için dün Ermenileri kullanan dedeleriniz gibi, gene aynı numaraya yatıp Ermenistan’a yerleşmeyi planlıyorsunuz.

PKK’yı besleyerek “ki, bilmediğimizi sanmayın” Büyük Kürdistan “ikinci İsrail” devletini kurmak istiyorsunuz.

Yani dedelerinizin yırtıp ellerine verdiğimiz Sevr projenizi önümüze koyuyorsunuz. PKK ve soykırım yalanı, bu iki devleti kurmak için kullandığınız iki çirkin argümandır.

Bu ülkeye atadığınız, devşirme bürokrat, asker, siyasilere bakarak Sevr’i uygulayacağınızı sanıyorsanız, 90 yıl önce arkasına ”g..ne” baka baka giden İngiliz-Fransız-Yunan-İtalyan’ları size hatırlatırım.

Onlar da işbirlikçilerine güvenerek gelmişti Anadolu’ya. İşbirlikçilerini de ellerine verip “geldikleri yere geri yollamıştık.”

Anlaşılan akıllanmadınız. İstiyorsunuz ki; bütün mazlum ülkelerin faturasını sizden biz tahsil edelim.

Medyada, üniversitelerde, sivil kuruluşlarda, mecliste, poliste, askerde “iğfal” ettiğiniz ihanet şebekelerine güvenerek 35 kişiyle Çin Han Sarayını basan bir milletin çocuklarına “sidikli, hırsız” askerlerinize ve silahlarınıza güvenerek iftira etmeye devam etmeyin.

Önce siz saydığım bütün ülkelerden ve Zencilerden, Kızılderililerden bir özür dileyin de; boyunuzu-bosunuzu bir görelim bakalım.

Hatta kobaya çevirip, bankerler adına sürekli çocuklarını savaşa sürdüğünüz Amerikan Halkından da bir özür dileyin.

2. Sevr dayatmanızı ve BOP projenizle, eş başkanınızı da alıp gidin.
Böyle devam ederseniz biz nasıl göndereceğimizi biliriz.
Nasıl gönderdiğimizi akrabanız İngilizlere soruverin isterseniz.

Ha… Sahi, bayraklarınızı alıp sizler de İzmir’e çıkmıştınız değil mi?
Yani, siz de arkasına baka baka gidenlerdensiniz.
Ne diyelim, yenilen boksörün sırtı mindere doymazmış.

Sizler, onca mazlum milletin ahı yanınıza kalacak mı sanıyorsunuz?
Hayal görün, ne de olsa hayal görmek ücretsizdir.

Yani Bay Ricciardone, bırakın bizim olmayan gölgelerimizi de, kan damlayan gerçeğinizin hesabını verin.

Zahide  UÇAR

http://www.zahideucar.com/index.php?option=com_content&view=article&id=104%3Aine-bak-ricciardone&catid=1%3Ayeni-makaleler&Itemid=5

30
Oca
12

ZAMAN GAZETESİ VİCDAN DEĞİL CELLAT’TıR, ŞİDDETLE KıNıYORUM..!!!

Her şey açık; yalan bir haberi yayınlayan bir gazetedir bu Zaman, mahkeme kararına rağmen bu yalanı düzeltmeyen bir gazetedir bu Zaman… Varsa aksini söyleyecek bu gazeteden, çıksın meydana, biz buradayız! Zaman bir Vicdan değil bir Cellat’tır!

Bu satırları size, her kelimesini özenle seçerek yazıyorum, gerçeğin ortaya çıkması için.

CHP’nin bir Genel Başkan Yardımcısı, adı Gürsel Tekin, Zaman Gazetesi’nin 25. Kuruluş yıldönümünde söylemiş olduğu sözleri üzülerek okudum. Sözleri aynen şöyle: “Bir Zaman okuru olarak bu sürecin zorlu geçirdiğini düşünüyorum. Zaman için çaba sarfedenleri, emek verenleri kutluyorum. Nice yüzyıllara diliyorum. Zaman Gazetesi’ni tek kelimede anlatmak gerekirse bence o kelime; ‘vicdandır.’…”

Üzüldüm çünkü insanlık onurunu simgeleyen VİCDAN ile siyasi iktidarın sesi olan ZAMAN’ı yan yana getirebilmek, tek başına dahi VİCDANSIZLIK’tır! Bırakın Zaman’la gelen vicdanı, bu gazete yargısız infaz yapan bir cellattır, elimizde belgeleri var…

Burada Zaman Gazetesi’nin çoğu yerde bedava dağıtıldığını anlatmayacağım ve bu mali kaynağın nereden geldiğini de sormayacağım, belgeyle konuşacağım.

Yine burada, bu gazetenin ve bu gazeteye bağlı ekranların Türk Ordusu’na karşı asimetrik psikolojik harekât yürüttüğünü, halkımızın ordusuyla arasındaki güçlü bağı zayıflatmak için yanlı yayınlara imza attığını da söylemeyeceğim, sadece belge ile konuşacağım…

Bizi tanırsınız, kitaplarımızdan, konferanslarımızdan ve ekranlarda anlattıklarımızdan, her şeyimiz açıktır bizim, gizlimiz saklımız yoktur ve olamaz…

Ömrümüzün büyük bir bölümü adı pkk olan bir terör örgütüyle mücadeleyle geçmiştir; kolay değil, on yıl dağlar, altı yıl uykusuzluk ve dört evden uzak geçen bir yaşam, hepsi kitaplarımızda açık açık anlatılmıştır…

Sadece terör değil, terörün ayrılmaz bir parçası olan ve teröre önemli finans sağlayan kaçakçılıkla da mücadele, ömrümüzden çok yılları alıp götürmüştür. Kolay değil; tam on yıl İran-Irak ve Suriye hudut boylarında kaçağı önleyebilmek için çok zorluk çektik biz, bu uğurda canımızdan, ailemizden vazgeçtik biz, sadece ülkemizi terör ve kaçak belasından kurtarabilmek için…

Terörün ve kaçakçılığın kirli yüzüyle yapılan bu mücadelemizde en ufak bir leke dahi alnımıza bulaşmamıştır, geçen yıllarımızda ne terörle ne de kaçakçılıkla ilgili hakkımızda bir dava açılmıştır ne de soruşturma… Buna cüret edenler olmuştur ancak bunu yapanların vicdanlarındaki kir, bize değil onların yüzüne bulaşmıştır…

Hal ve gerçek bu iken bu Zaman adıyla maruf bu Gazete bakın ne yaptı:PKK ile Uyuşturucu işi yapıyor” diyerek manşet attı, bizim için, “şok iddia” diyerek… Yani bizi, adımızı, bir ömrü karşı mücadele ile tükettiğimiz pkk ve kaçak ile yan yana getirdi. Olur ya, yanlışlık dedik, hemen tekzip gönderdik bu gazeteye ve bu haber yalandır, düzeltin, dedik…

Düzeltmediler, kıymetli okurlar düzeltmediler… Hukuk diyorlar ya şimdilerde, biz de hukuka gittik, dava açtık ve kazandık. Elimizde kesin mahkeme kararı var, bu haber vicdansızlıktır diyen, bir Tekzip Kararı… Bu Zaman, tam üç kez bu karara itiraz etti, üçünde de davayı kaybetti yani yine biz kazandık…

Normal demokratik ülkelerde ne olması lazım? Bu tekzip kararının aynı gazetede yayınlanarak, yanlış haberin düzeltilmesi lazım, değil mi…. Ama durum hiç de öyle olmadı, bakın ne oldu…

Kararı gazeteye gönderdik, kesinleşmiş mahkeme kararını, Gürsel Tekin’in VİCDAN ile sembolleştirdiği bu Zaman Gazetesi yine yayınlamadı, hala da yayınlamadı,

işte  o  karar :

Okumaya devam edin ‘ZAMAN GAZETESİ VİCDAN DEĞİL CELLAT’TıR, ŞİDDETLE KıNıYORUM..!!!’

30
Oca
12

OLDU DA BİTTİ MAŞALLÂH..!!!

Sünnet edilirken çocuk, bir şamata, bir bağırtı, bir gürültü arasında söylenir bu söz:

“Oldu da bitti maşallâh!”

Sünnet olan çocuk, ne olup bittiğini anlamadan, bu gürültü patırtı arasında kesileceği kesiverirler, sünneti bitirirler.

Çocuk şaşkın, biraz da korku dolu bakışlarla kalakalır.

Neyi kesmişlerdir, ne olmuştur ayırdında olamaz…

Aynı durumdayız.

Türkiye Cumhuriyeti bu durumda şu an.

Satılık, yandaş, yalaka basın yayının şamatası yeri göğü tutmuş. Dış odaklar övgünün birini bırakıyor birini düzüyor bunlara. Kavga eder gibi göründüklerine bakmayın. Aslında cilveleşiyorlar. Canım cicimli göz süzmesi, gerdan kırması bunlar…

Üç dönemden geçtik.

En son “Oldu da bitti maşallâh” dönemindeyiz. Yıkım sürecindeyiz.

Neler oldu? Bu günlere nasıl geldik?

Hazırlık Dönemi:

Özal’la bu dönem hazırlandı. Bütün yolları açıldı. Yollara taşları döşendi.

Askeri şortla denetleyen bu büyük siyasetçi (!), askerimizi aşağılama dönemini bununla açtı.

Fethullah figürü yaratıldı, burdan alınıp ABD’ye konduruldu. Düğmesine basılıp Amerikanlaştırma’nın, Haçlı Seferi’nin ilk işaret fişekleri atıldı.

Ecevit Atatürk’ün partisi CHP’yi terketti.

Parti yerlerde kaldı uzun süre. Sonra yenildikçe güreşe doymayan Deniz Baykal bunu yerden kaldırdı. Türkiye’yi yıkmaya gelmiş partinin ve kadronun Siirt seçimleriyle önünü açtı.

İkinci dönem :

Uygulama Dönemidir.

Amerika’nın gayretleriyle başa geçirildiği söylenen AKP yıkım uygulamalarını başlattı.

Birinci seçimle başlayan uygulamalar ikinci kez seçilmeleriyle hız kazandı.

İkiz yasalarla dış müdahaleye engel kalmadı.

Vatanın satışı yasalarla yasaksız duruma geldi.

Cumhuriyet devrimleri tek tek alaşağı edildi.

Habur açılımı, Ermeni Açılımı, Rum Açılımı, Yahudi açılımı, Rus açılımı… Yedi düvel açılımı… Yerel Ağız açılımı… Türk Müziğini televizyondan kaldırma açılımı. Kültürsüzleştirme açılımı…

Radyolardan sesimizi kısma, göğümüzden ses bayrağımızı indirme açılımı.

Silivri’ye, Hasdal’a engel gördüğü kadını, adamı, askeri, generali doldurma açılımı.

Açılımlar ardı ardına açıldı…

Geldik son döneme:

Yıkım  Dönemi :

Bu  dönemi  sorularla  anlatırsak :

Okumaya devam edin ‘OLDU DA BİTTİ MAŞALLÂH..!!!’

30
Oca
12

Küreselleşme, ABD ve AB

ABD’nin ve Avrupa’nın yaşadığı ve bir türlü aşamadığı iktisadi bunalım, bu emperyalist merkezlerin, çözümü daha fazla işgalde, savaşta, kanda aramasına neden oluyor. Arap Baharı denilen sürecin önemli gerekçelerinden biri de bu nitekim. Bu yüzden, 1990’lı yıllarla birlikte dillendirilen “Yeni Dünya Düzeni”, “Tek Odaklı Dünya” (kimileri tek kutuplu dünya diyorlar, bu dil açısından yanlıştır, çünkü tek kutup olmaz, en az iki kutup söz konusu olabilir), “Küreselleşme” gibi kavramları yeniden düşünmek gerekiyor.

Küreselleşme sürecinin tüm dünyayı etkilediği aşikâr. Ancak, sürecin yarattığı fırsatlardan yararlanmada, Çin, Hindistan, Brezilya gibi birkaç istisna dışında, azgelişmiş ülkeler, yoksul halklar, mazlum milletler, 3. dünya pek öne çıkamadı. Tam tersine çevre ülkeler, küreselleşmenin olumsuz etkilerine fazlasıyla maruz kaldılar. Küreselleşme onlar için daha çok yoksullaşma, daha fazla sömürü anlamına geldi. Ekonomik değerlerini, “özelleştirme” adı altında yok pahasına elden çıkarmak zorunda kaldılar. Küreselleşme, onlar için kuralsızlaştırma, doğal kaynaklarının gelişmiş ülkelerce sömürülmesi, istikrarsızlık ve ulus devletin tasfiye edilmesiyle özdeşleşti adeta.

Küreselleşmeyle birlikte hem ülkelerin içinde, hem de ülkeler arasında varsıl – yoksul uçurumu daha da derinleşti. Zengin daha zengin olurken, fakirler daha da fakirleşti. Kısaca bilişim denen bilgi ve iletişim teknolojileri alanında öne çıkanlar, Anadolu deyimiyle “yükte hafif pahada ağır” olan bu sanayi dallarında atılım yapanlar, kazançlarını katladılar. Aynı zamanda bu alanların stratejik konumu, zihin denetimi, algı yönetimi, psikolojik harp, toplum mühendisliği üzerindeki etkisi, bu sektörlerde güçlü olan devletleri ve şirketleri siyasette, diplomaside daha da etkili kıldı.

Küreselleşme süreci, Türkiye gibi, uluslararası ilişkiler çalışmalarında “orta büyüklükte devlet” olarak tanımlanan devletlerin de, küçük devletlerin de uzun erimli dış politika seçenekleri oluşturmalarını daha da güçleştirdi. “Tehdit”, “Risk”, “Güvenlik”, “Savunma” gibi kavramların içeriği değişti. Örneğin; eskiden “potansiyel tehdit” oluşturan ülkelerin sadece askeri güçleri çerçevesinde şekillenen bir tehdit kavramı söz konusuyken, küreselleşmeyle birlikte, emperyalizmin kışkırttığı, kanırttığı, kullandığı, kaşıdığı “bölgesel krizler”, “etnik çatışmalar”, “siyasi ve iktisadi istikrarsızlıklar”, “belirsizlikler” öne çıktı.

Bunların yanında, yine emperyalist merkezlerin üretimiyle, teşvikiyle, dayatmasıyla kitle imha silahları, uzun menzilli füzeler yaygınlaştı. Köktenci akımlar, uyuşturucu, nükleer madde ve silah kaçakçılığı, insan ticareti yayıldı. “Uluslararası terörizm” gibi, tamamen emperyalizm kaynaklı, güdümlü ve denetimli olan yeni bir tehdit gündeme geldi. Yeni tehlike ve riskler öne çıktı. Geri kalmış, azgelişmiş, gelişmekte olan ülkelerin klasik sorunları olan aşırı nüfus artışının, yüksek işsizliğin, enerji açığının, gıda ve su kıtlığının, sağlık ve eğitim olanaklarının zayıflığının, planlama ve eşgüdüm eksikliğinin, sermaye azlığının yanına, yeni ve büyük sorunlar eklendi.

Küreselleşme süreciyle birlikte enerji kaynakları üzerindeki mücadele daha çetin hale gelirken, azgelişmiş ülkelere küreselleşmeyi dayatan büyük, merkez ülkeler, kendi aralarında bölgeselleşmeyi yoğunlaştırdılar, güçlendirdiler. Örneğin bu süreçte Avrupa’da Avrupa Birliği hem genişledi, hem de derinleşti. Kuzey Amerika’da ABD, Kanada ve Meksika arasında serbest ticaret anlaşması (NAFTA) 1994’te yürürlüğe girdi. Asya Pasifik bölgesinde benzer oluşumlar hayata geçti. Avrasya coğrafyasında ise başını Rusya ve Çin’in çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 1996’da kuruldu.

Avrupa’nın  Çıkardığı  Dersler

Belleklerimizi tazeleyelim. İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya iki kutba ayrılmıştı. 5 Mart 1946’da Churchill’in Missouri’de bir üniversitede yaptığı konuşmada “Soğuk Savaş” terimini kullanmasıyla Soğuk Savaş dönemine girilmişti. İki kutuplu dünya ortaya çıkmıştı. NATO ile Varşova Paktı, Batı Bloku ile Doğu Bloku, ABD ile SSCB, kapitalizm ile komünizm arasındaki sürtüşmenin sonucunda topyekûn savaş tehlikesi belirmişti. Bloklar arasındaki silahlanma yarışı, insanlığı nükleer tehditle karşı karşıya bırakmıştı. İki büyük dünya savaşının da Avrupa’da çıkması, Avrupa’nın ortak güvenliğini ve birleşik Avrupa yaratılması fikrini geliştirmişti. Avrupa Konseyi, NATO, Batı Avrupa Birliği, Avrupa Ekonomik Topluluğu (günümüzdeki adıyla AB) gibi kurumlar, hep birleşik Avrupa fikrini savunmuşlardı. “Avrupa’nın yeniden yapılandırılması” sözü dillerden düşmez olmuştu. Avrupa tarihten ders almıştı. Yeni bir savaşın evsahibi olmamak için çabalamıştı. Çevresini sömürmek amacıyla yeni araçlar, yeni bahaneler üretmesi gerektiğini anlamıştı.

Almanya’nın Rusya ve Çin ile olan yakınlaşması, Avrupa’nın iflas eden ülkelerini kurtarmaya yanaşmaması, Avrupa Birliği’nin de artık eskisi gibi olamayacağını kanıtlıyor. Keza, bunu gören Fransa da kendince önlem alarak, Akdeniz İnisiyatifi dediği projeyle Akdeniz çevresinde, özellikle de eski sömürgelerinde öne çıkmak istiyor. İngiltere’nin ise öteden beri zaten AB’yi pek umursamadığı biliniyor. Kısacası Avrupa’nın üç büyükleri, bize dediklerinin tersini yapıyorlar. Bize özelleştirme politikalarını önerirken, kendileri kamuyu güçlendirmenin yollarını arıyorlar. Bizi bölmeye çalışırken, kendileri ulus devletlerini güçlendiriyorlar. Bizde azınlık yaratırken, kendileri farklı kültürleri asimile ediyorlar. Bizi, AB’ye tam üyelik vaadiyle oyalayıp, her türlü ödünü koparırken, kendileri AB’nin zayıfladığını görüp, B planlarını yapıyorlar.

Çünkü tarihi iyi biliyorlar. Olaylara gerçekçi, akılcı yaklaşıyorlar. 20. yüzyılda iki büyük savaşa ev sahibi, tanık ve taraf olanlar, savaşların Paris, Berlin, Varşova, Moskova hattında yaşanan sonuçlarına katlananlar, Avrasya coğrafyasını çok önemsiyorlar. 50 milyon kilometrekareyi aşan büyüklüğü, 4 milyarı geçen nüfusuyla Avrasya coğrafyasının, 21. yüzyılın kaderini belirleyeceğini görüyorlar. Atlantik ağırlıklı dönemin bitmekte olduğunu, Asya’nın yükselişe geçtiğini, Batı’nın gerilerken Doğu’nun atılım yaptığını saptıyorlar. Rusya’nın dünya siyasetinde artan ağırlığın farkındalar. Çin’in en geç 2025 yılında dünyanın en büyük ekonomisi olacağını biliyorlar. Avrupa’nın egemenleri, ister adına Avrupa Birleşik Devletleri densin isterse Birleşik Avrupa Devletleri, ister yeniden sıkı bir federasyon olmayı hedeflesin isterse gevşek bir konfederasyon olmaya yönelsin, AB’nin işinin zor olduğunun bilincindeler. Ortak anayasa çabası kevgire dönen, Avrupa Ordusu projesi bir türlü istenen kıvama gelmeyen, ortak dış politika, savunma ve güvenlik politikası oluşturamayan, üstüne üstlük son iktisadi bunalımda zengin ve fakir üyeler arasındaki gerginliği aşamayan, en büyük başarısı sayılan EURO bile sorgulanır halen gelen AB’yi, parlak bir geleceğin beklemediğinin ayırdındalar.

Peki,  bizler  bu  gelişmelerin  ne  kadar  farkındayız ?

Barış  DOSTER

http://www.ilk-kursun.com/haber/94257




İstatistikler

  • 1,285,355 Tıklama

 

Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Şub »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Arşivler


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.