Şşş, sessiz olun..!!!
Bu anlatacaklarım aramızda kalsın, sizinle biraz dedikodu yapacağım.
Lütfen bu yazıyı sessizce okuyun, size ömürlük bir sır vereceğim…
2011 yılının mart ayında, Eğitim-İş Sendikası’nın davetlisi olarak Denizli’de “1923” adlı oyunumu sahnelemeye gittim.
Belgesel içerikte yazdığım bu dört kişilik oyunumun bir sahnesi köy enstitüleri ile ilgiliydi.
Bu sahnede Savaştepe Köy Enstitüsü ve onun müdürlerinden Sıtkı Akkay’ı anlatıyordum.
Sıtkı Akkay benim, diğer oyuncu arkadaşlarım da, o enstitüye gelen köylü öğrencilerden Çoban Ali, Gülizar ve Hatice…
Oyun bitti, ertesi gün bana bir telefon geldi.
Hani hep sorarlar:
“Bu yazıda yazar ne demek istemiştir?” veya “Bu şiirde şair ne demek istemiştir?” diye…
Şanssızlığıma bakın ki, bana gelen soru tam Aziz Nesin’likti:
“Oyundaki Gülizar kimdi Utku Bey ?”
“Nasıl, pek anlayamadım?”
“Dün geceki oyununuzda Gülizar’la kimi kastettiniz?”
“Kimseyi kastetmedim. Savaştepe Köy Enstitüsü’ne gelen, o enstitüde Sıtkı Akkay Öğretmen’in aydınlattığı köylülerden biridir Gülizar.”
“Bir arkadaşım merak etmiş de, siz orada Gülizar Biçer’in mi reklamını yaptınız, onu sormak istedik.”
Yani Gülizar Biçer’in kim olduğunu bilmesem, Savaştepe Köy Enstitülü Gülizar’ın şu an yaşayan bir akrabası bunu soruyor sanacağım; çünkü bu olaydan bir ay önce de Sıtkı Akkay’ın oğlu Erdem Akkay’ın arkadaşı olan bir profesör izlemiş oyunu, o da ertesi gün bana ulaşıp teşekkür etmişti, öyle aydın bir öğretmeni unutmayıp oyunumda anlattığım için…
Gülizar Biçer, Atatürkçü Düşünce Derneği Denizli Şubesi’nin Başkanı…
Daha önce beni “Hoş Gelişler Ola” adlı oyunumla Denizli’ye davet etmişti, oradan tanırım…
Meğer Gülizar Hanım, CHP’den milletvekili aday adayı olmuş o günlerde.
Eee ?
Ben de onun reklamını mı yapıyormuşmuşum ?
Bak sen…
Evet ya, sanatım da bu kadar ucuzdu zaten benim…
Ve Gülizar Hanım’ın da buna ihtiyacı vardı sanki !
Yani sizin anlayacağınız, ben bir oyun yazmıştım. Gittiğim her ilde, o oyundaki karakterlerimin adlarını değiştiriyordum.
Bu mankafaya göre; ben oyunun aynı zamanda yönetmeni olarak, oyuncu arkadaşlarımı her oyundan önce karşıma alıyordum.
Denizli’ye mi gidiyoruz ?
“Tamam o zaman, bugünkü oyunda Gülizar olsun senin adın…”
İzmir’e mi gidiyoruz ?
“Tamam, senin adın bugün de Güldal olsun…”
“Aaa, niye ki?”
“Dün Denizli’de Gülizar Biçer’in reklamını yaptık, bugün de Güldal Mumcu’ya destek verelim.”
“Peki, sizin adınız bugünkü oyunda ne olacak Utku Bey?”
“Ben dün Denizli’de Adnan’dım, Adnan Keskin’e destek verdim. Bugün de İzmir’de Mustafa olayım.”
“Moroğlu musunuz peki, Balbay mı?”
“Tiyatroda bazı şeylerin ucu açık bırakılır, izleyici karar verir. Buna da İzmirli izleyicilerimiz karar versin artık.”
Adına “Atatürkçü” diyen, ortalıkta bu kutsal sıfatı yerlerde süründürerek dolaşan, ama Atatürkçülükle de uzaktan-yakından zerre ilgisi olmayan bu şempanzelerin dedikodu kazanının ortasına benim ilk atılışım bu değildi.
29 Ekim 2010 günü, CHP Genel Merkezi’nin Cumhuriyet Kutlaması etkinlikleri kapsamında davet edildim. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının hemen ardından aynı sahneye çıkarak, “Hoş Gelişler Ola”yı sahneledim.
“Utku Erişik CHP’li!” dediler…
2011 Genel Seçimleri’nde Tuncay Özkan’a büyük bir haksızlık yapıldığını düşündüğümden, İstanbul 1. Bölge’nin bir seçmeni olarak Özkan’a açık bir destek verdim. “Karanlığın Zaptedemedikleri” adlı bir sokak gösterisi hazırlayıp, 50 ayrı noktada bu gösteriyi hiçbir ücret talep etmeden, Tuncay’a binlerce kere helal ederek sergiledim.
“Utku Erişik, Yeni Parti’li!” dediler…
Aynı yılın haziran ayında, Ulusal Kanal bir gençlik programı hazırlayıp sunmamı önerdi. Üniversiteleri çok dolaştığım gibi, çeşitli örgütlerin gençlik kollarıyla sıkı bir iletişim içindeyim, o yüzden de sağolsun genç kardeşlerim çok sevip sayarlar. Kanal da bunu görüp, böyle bir gençlik programı yapmamı önerdi.
Demek Utku Erişik, hiçbiri değil, İşçi Partiliymiş !
Cemevleri söyleşiye çağırır beni sık sık. Sonra olduk mu bir de Alevi !
Ne CHP’li olmak suç ya da ayıp, ne YP’li, ne İP’li!
Hele hele Alevi olsam sana ne, olmasam sana ne!
Bunların hiçbiri benden zerre bir şey eksiltmez ki, bu bir eksiymiş gibi dedikodumu döndürüyorsun.
Karşı tarafın yobazından korkmayın dostlarım…
Onların yobazlığı uluorta… Yani apaçık görüyorsun, o yüzden de onun üstüne üstüne gidip mücadele edersin, siner, sonunda bitirirsin…
Siz, asıl bizim içimizdeki yobazlardan korkun.
Bunların içinde öyleleri var ki, AKP’nin Aleviler üzerinden yaptığı takiyeye rahmet okutur.
Gidip AKP’li olasın gelir o anda…
Ortada bizim cenahtan kimsenin pek elini sürmediği bir çuvaldız var; ben bu yazıda o çuvaldızı sahipleniyorum. İsteyen iğneyi başkasına batırıp dursun, çuvaldızı ben aldım elime şimdi.
Türkiye’de üç grup “insan” yaşıyor :
Birincisi, cahil olduğunu bile bilmeyen cahiller…
İkincisi, aydın olduğunu sanan cahiller…
Üçüncüsü de, cahillerle nasıl başa çıkacağını bilemeyen aydınlar…
Siz, birinci gruptan hiç korkmayın…
Onlara gidip de anlatmaya başladığın zaman seni dinler.
Bugüne kadar oyunlarım veya panellerim vesilesiyle gittiğim yüzlerce şehirde konuşup da ikna edemediğim olmadı hiç. Hâlâ telefonlaşır, konuşuruz; şehirlerine yeniden gittiğimde gelir, beni bulurlar… İnsandırlar…
Siz asıl ikinci ve üçüncü gruptan korkun; özellikle de ikinci gruptan bizim içimizde çok var.
İşte bunların durmaksızın yaptığı tek şey dedikodudur.
Oyunu izler… Beni de kendisi gibi “Sulukule’den olma, Kadifekale’den doğma” sanmaktadır. Oyundan sonra koltuğunu evinin sokak kapısı önüne çeker. Karşı evde de kendi gibi bir fiskosçu oturmaktadır. Onunla başlar dedikoduya:
“Duydun mu kız, dünkü oyunda Gülizar vardı ya?”
“Heee?”
“O bizim Gülizar olmasın?”
“Heee?”
“Bak sen Utku’ya, o da az değil ha!”
Sürer gider bu ahmakıslatan yağmuru…
O sırada AKP’liler canavar gibi çalışmaktadır… Laf ebeliğinden emekli bizimkiler laf doğurta doğurta akşamı bulur; sonra da “AKP nasıl %50 aldı?” diye, karmaşık tezler üretir…
Bir ADD şubesi, benimle ilgili etkinlik yapmak istemiş. Bana da yönetim kurulu toplantısından sonra telefon açtılar. Etkinlik yapmak isteyenlere muhalif üyeler varmış, sonuçta etkinlik yapılmadı. Sormakta haklısınız, “Neye muhaliflermiş?” diye.
Ben de merak edip sordum…
Kendilerini “CHP’li” olarak tanıtan bu üyeler, “Ama Utku Erişik de seçimlerde Tuncay Özkan’ı destekledi” demişler…
Tabi canım, ben CHP düşmanıyım ya, adamlar haklı beyler!
Bu “beyler” o zaman Yılmaz Özdil’i de okumasınlar, Emin Çölaşan’ı da okumasınlar; çünkü onlar da Tuncay Özkan’a destek verdi.
Sanki Tuncay düşman! Sanki adam AKP’li!
12 Eylül Referandumu’nda ben İstanbul CHP İl Başkanlığı’nın organizasyonu ile, referandumda insanlara neden “hayır” demeleri gerektiğini tiyatral sokak gösterimle gece-gündüz haykırırken, bu beyler rakı içip, masada devrim yapıyorlardı, ondan bilmezler bunları… CHP’nin arabasıyla İstanbul’da 40 ayrı noktaya gidip bu gösteriyi sergilerken, Bağcılar gibi bir ilçenin meydanında CHP Gençlik Kolları’ndaki genç kardeşlerimle birlikte gecenin 10’unda “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” diye bas bas bağırırken, bir tarafları yemediği için o an yanımda olmayan bu beyler, balığın üstüne helvayı yuvarlıyorlardı…
Belki inanmayacaksınız; ama Erdal Sarızeybek gibi, adam gibi bir adamı “MHP’li” diye çağırmayan yerler olduğunu biliyorum.
Biz içimizden bu ikinci grup cahilleri temizlemediğimiz müddetçe kaybedeceğiz. İki kere iki, eşittir dört!
Ortada bir maç var dostlar…
Ve bu maçta karşımızda, yerine göre “kardeş” olan, yerine göre “iyi polis, kötü polis” olan bir AKP-BDP koalisyonu var.
Bizim kendini aydın sanan cahiller diyorlar ki, “Çok iyi bir takım, o yüzden kazanıyorlar!”…
Hayır kardeşim, adamların çok iyi bir takım olmasına hiç gerek yok, sen zaten yeterince kötü bir takımsın !
O kadar kötü bir takımsın ki, adamların sahaya çıkması bile yetiyor, kazanmaları için…
Dedikodu yapmaktan, diğer takım arkadaşına çelme takıp onun ayağını kaydırmaktan, senin oynamaya zamanın kalmıyor, olan sadece bu…
Yemin olsun ki, kendi takımının kalecisine sırf kişisel bir meseleden kafayı takıp gıcık olduğu için, onun gol yemesine sevinenler var aramızda.
Bunun adı nedir, biliyor musunuz ?
Gerizekâlılık..!!!
Çünkü ancak bir gerizekâlı, gol yiyenin kaleci değil, takım olduğunu düşünemez..!!!
Herkes aklını başına devşirsin…
Bugün Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’a destek olmak için CHP’li, Tuncay Özkan’a sahip çıkmak için YP’li, Engin Alan’ı kucaklamak için MHP’li, Doğu Perinçek’in yanında durmak için İP’li olmaya gerek yok.
Adamlar çatır çatır Türkiye Cumhuriyeti’ni yargılıyor, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin general ve amirallerinin üçte birini “terörist” diye içeri tıkıyor; siz de bunu anlatmaya dili dönen birkaç kişiyi “o şucu, bu şucu” diye yaftalamakla oyalanıyorsunuz.
Yarın bir gün bu isimlerin cenazesi çıkarken oradan, hangi yüzle bakacaksınız cenazelerine ?
Biz bu gidişle, bu karanlık zihniyetin katlettiği Uğur Mumcu’larınkinde olduğu gibi, bir de Silivri’de ve Hasdal’da yatanların cenazelerinde aynı safı tutarız ancak !
Bu adamlar öldüğünde aynı safta durmak yerine, yaşarken parti-dernek ayrımı gözetmeden, “vatan” şiarında birleşip aynı safta mücadele versek ne bunlar yaşanacak ne de AKP gibi bir parti bunları yapabilecek…
Bugün tek düşman vardır, o da emperyalizmdir.
Bu ülkeden emperyalizmi tekvücut olup kovmazsak, AKP gider, BKP gelir, o gider, CKP gelir…
BDP gider, CDP gelir, o da gider, DDP gelir…
Mesele şu :
Anti – emperyalist misin, değil misin ?
Eğer gerçekten “anti-emperyalizm” ekseninde bir Mustafa Kemal yoluysa yolunuz, bırakın artık şu iğrenç dedikoduyu…
Siz önce “Erdal Sarızeybek dedi” üzerinden binbir gece masalı üretirken, sonra da “BDP kodu” oluyorsunuz, farkedin artık! Siz önce “Utku Erişik dedi” üzerinden mahalle kavgası ile oyalanırken, sonra da “AKP kodu” oluyorsunuz, anlayın artık!
Her şey bir yana, “Atatürk dedi” diyerek cakkıdı cakkıdı sakız gibi çiğneyip o büyük insanın eylemsel sözlerini, yerinden kıpırdamazken bizim cenah, Atatürk düşmanları harıl harıl çalışıyor, sonra da “Adamlar kodu” oluyor bir güzel!
Bu dedikodu irininden Kemalist mücadelenin damarlarını ya temizleriz ya da muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda kaldığıyla kalır!
Size vereceğim “ömürlük sır” da budur..
0 Yanıt, “SİZ “DEDİ” İLE OYALANıN, ADAMLAR “KODU” OLUYOR..!!!”