19
Şub
12

SİZ “DEDİ” İLE OYALANıN, ADAMLAR “KODU” OLUYOR..!!!

Şşş,   sessiz   olun..!!!

Bu  anlatacaklarım  aramızda  kalsın,  sizinle  biraz  dedikodu  yapacağım.

Lütfen  bu  yazıyı  sessizce  okuyun,  size  ömürlük  bir  sır  vereceğim…

2011 yılının mart ayında, Eğitim-İş Sendikası’nın davetlisi olarak Denizli’de “1923” adlı oyunumu sahnelemeye gittim.

Belgesel içerikte yazdığım bu dört kişilik oyunumun bir sahnesi köy  enstitüleri  ile  ilgiliydi.

Bu  sahnede  Savaştepe  Köy  Enstitüsü  ve  onun  müdürlerinden  Sıtkı  Akkay’ı  anlatıyordum.

Sıtkı Akkay benim, diğer oyuncu arkadaşlarım da, o enstitüye gelen köylü öğrencilerden Çoban Ali, Gülizar  ve  Hatice…

Oyun  bitti,  ertesi  gün  bana  bir  telefon  geldi.

Hani  hep  sorarlar:

“Bu  yazıda  yazar  ne  demek  istemiştir?”  veya  “Bu  şiirde  şair ne demek  istemiştir?”  diye…

Şanssızlığıma bakın ki, bana gelen soru tam Aziz Nesin’likti:

“Oyundaki  Gülizar  kimdi Utku  Bey ?”

“Nasıl,  pek  anlayamadım?”

“Dün  geceki  oyununuzda  Gülizar’la  kimi  kastettiniz?”

“Kimseyi kastetmedim. Savaştepe Köy Enstitüsü’ne gelen, o enstitüde Sıtkı Akkay Öğretmen’in aydınlattığı köylülerden biridir Gülizar.”

“Bir  arkadaşım  merak  etmiş  de,  siz  orada  Gülizar  Biçer’in  mi  reklamını  yaptınız,  onu  sormak  istedik.”

Yani Gülizar Biçer’in kim olduğunu bilmesem, Savaştepe Köy Enstitülü Gülizar’ın şu an yaşayan bir akrabası bunu soruyor sanacağım; çünkü bu olaydan bir ay önce de Sıtkı Akkay’ın oğlu Erdem Akkay’ın arkadaşı olan bir profesör izlemiş oyunu, o da ertesi gün bana ulaşıp teşekkür etmişti, öyle aydın bir öğretmeni unutmayıp oyunumda anlattığım için…

Gülizar  Biçer,  Atatürkçü  Düşünce  Derneği  Denizli  Şubesi’nin  Başkanı…

Daha  önce  beni  “Hoş  Gelişler  Ola”  adlı  oyunumla  Denizli’ye  davet  etmişti,  oradan  tanırım…

Meğer  Gülizar  Hanım,  CHP’den  milletvekili  aday  adayı  olmuş  o  günlerde.

Eee ?

Ben  de  onun  reklamını  mı  yapıyormuşmuşum ?

Bak  sen…

Evet  ya,  sanatım  da  bu  kadar  ucuzdu  zaten  benim…

Ve  Gülizar  Hanım’ın  da  buna  ihtiyacı  vardı  sanki !

Yani sizin anlayacağınız, ben bir oyun yazmıştım. Gittiğim her ilde, o oyundaki karakterlerimin adlarını değiştiriyordum.

Bu mankafaya göre; ben oyunun aynı zamanda yönetmeni olarak, oyuncu arkadaşlarımı her oyundan önce karşıma alıyordum.

Denizli’ye  mi  gidiyoruz ?

“Tamam  o  zaman,  bugünkü  oyunda  Gülizar  olsun  senin  adın…”

İzmir’e  mi  gidiyoruz ?

“Tamam,   senin  adın  bugün  de  Güldal  olsun…”

“Aaa,  niye  ki?”

“Dün Denizli’de Gülizar Biçer’in reklamını yaptık, bugün de Güldal Mumcu’ya destek verelim.”

“Peki, sizin adınız bugünkü oyunda ne olacak Utku Bey?”

“Ben dün Denizli’de Adnan’dım, Adnan Keskin’e destek verdim. Bugün de İzmir’de Mustafa olayım.”

“Moroğlu musunuz peki, Balbay mı?”

“Tiyatroda bazı şeylerin ucu açık bırakılır, izleyici karar verir. Buna da İzmirli izleyicilerimiz karar versin artık.”
Adına “Atatürkçü” diyen, ortalıkta bu kutsal sıfatı yerlerde süründürerek dolaşan, ama Atatürkçülükle de uzaktan-yakından zerre ilgisi olmayan bu şempanzelerin dedikodu kazanının ortasına benim ilk atılışım bu değildi.

29 Ekim 2010 günü, CHP Genel Merkezi’nin Cumhuriyet Kutlaması etkinlikleri kapsamında davet edildim. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının hemen ardından aynı sahneye çıkarak, “Hoş Gelişler Ola”yı sahneledim.

“Utku  Erişik  CHP’li!”   dediler…

2011 Genel Seçimleri’nde Tuncay Özkan’a büyük bir haksızlık yapıldığını düşündüğümden, İstanbul 1. Bölge’nin bir seçmeni olarak Özkan’a açık bir destek verdim. “Karanlığın Zaptedemedikleri” adlı bir sokak gösterisi hazırlayıp, 50 ayrı noktada bu gösteriyi hiçbir ücret talep etmeden, Tuncay’a binlerce kere helal ederek sergiledim.

“Utku  Erişik,  Yeni  Parti’li!”  dediler…

Aynı yılın haziran ayında, Ulusal Kanal bir gençlik programı hazırlayıp sunmamı önerdi. Üniversiteleri çok dolaştığım gibi, çeşitli örgütlerin gençlik kollarıyla sıkı bir iletişim içindeyim, o yüzden de sağolsun genç kardeşlerim çok sevip sayarlar. Kanal da bunu görüp, böyle bir gençlik programı yapmamı önerdi.

Demek  Utku  Erişik,  hiçbiri  değil,  İşçi  Partiliymiş !

Cemevleri  söyleşiye  çağırır  beni  sık  sık.   Sonra  olduk  mu  bir  de  Alevi !

Ne CHP’li olmak suç ya da ayıp, ne YP’li, ne İP’li!

Hele hele Alevi olsam sana ne, olmasam sana ne!

Bunların hiçbiri benden zerre bir şey eksiltmez ki, bu bir eksiymiş gibi dedikodumu döndürüyorsun.

Karşı tarafın yobazından korkmayın dostlarım…

Onların yobazlığı uluorta… Yani apaçık görüyorsun, o yüzden de onun üstüne üstüne gidip mücadele edersin, siner, sonunda bitirirsin…

Siz,  asıl  bizim  içimizdeki  yobazlardan  korkun.

Bunların içinde öyleleri var ki, AKP’nin Aleviler üzerinden yaptığı takiyeye rahmet okutur.

Gidip  AKP’li  olasın  gelir  o  anda…

Ortada bizim cenahtan kimsenin pek elini sürmediği bir çuvaldız var; ben bu yazıda o çuvaldızı sahipleniyorum. İsteyen iğneyi başkasına batırıp dursun, çuvaldızı ben aldım elime şimdi.

Türkiye’de  üç  grup  “insan”  yaşıyor :

Birincisi,  cahil  olduğunu  bile  bilmeyen  cahiller…

İkincisi,  aydın  olduğunu  sanan  cahiller…

Üçüncüsü  de,  cahillerle  nasıl  başa  çıkacağını bilemeyen  aydınlar…

Siz, birinci gruptan hiç korkmayın…

Onlara gidip de anlatmaya başladığın zaman seni dinler.

Bugüne kadar oyunlarım veya panellerim vesilesiyle gittiğim yüzlerce şehirde konuşup da ikna edemediğim olmadı hiç. Hâlâ telefonlaşır, konuşuruz; şehirlerine yeniden gittiğimde gelir, beni bulurlar… İnsandırlar…

Siz asıl ikinci ve üçüncü gruptan korkun; özellikle de ikinci gruptan bizim içimizde çok var.

İşte bunların durmaksızın yaptığı tek şey dedikodudur.

Oyunu izler… Beni de kendisi gibi “Sulukule’den olma, Kadifekale’den doğma” sanmaktadır. Oyundan sonra koltuğunu evinin sokak kapısı önüne çeker. Karşı evde de kendi gibi bir fiskosçu oturmaktadır. Onunla başlar dedikoduya:

“Duydun mu kız, dünkü oyunda Gülizar vardı ya?”

“Heee?”

“O bizim Gülizar olmasın?”

“Heee?”

“Bak sen Utku’ya, o da az değil ha!”

Sürer gider bu ahmakıslatan yağmuru…

O sırada AKP’liler canavar gibi çalışmaktadır… Laf ebeliğinden emekli bizimkiler laf doğurta doğurta akşamı bulur; sonra da “AKP nasıl %50 aldı?” diye, karmaşık tezler üretir…

Bir ADD şubesi, benimle ilgili etkinlik yapmak istemiş. Bana da yönetim kurulu toplantısından sonra telefon açtılar. Etkinlik yapmak isteyenlere muhalif üyeler varmış, sonuçta etkinlik yapılmadı. Sormakta haklısınız, “Neye muhaliflermiş?” diye.

Ben de merak edip sordum…

Kendilerini “CHP’li” olarak tanıtan bu üyeler, “Ama Utku Erişik de seçimlerde Tuncay Özkan’ı destekledi” demişler…

Tabi canım, ben CHP düşmanıyım ya, adamlar haklı beyler!

Bu “beyler” o zaman Yılmaz Özdil’i de okumasınlar, Emin Çölaşan’ı da okumasınlar; çünkü onlar da Tuncay Özkan’a destek verdi.

Sanki Tuncay düşman! Sanki adam AKP’li!

12 Eylül Referandumu’nda ben İstanbul CHP İl Başkanlığı’nın organizasyonu ile, referandumda insanlara neden “hayır” demeleri gerektiğini tiyatral sokak gösterimle gece-gündüz haykırırken, bu beyler rakı içip, masada devrim yapıyorlardı, ondan bilmezler bunları… CHP’nin arabasıyla İstanbul’da 40 ayrı noktaya gidip bu gösteriyi sergilerken, Bağcılar gibi bir ilçenin meydanında CHP Gençlik Kolları’ndaki genç kardeşlerimle birlikte gecenin 10’unda “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” diye bas bas bağırırken, bir tarafları yemediği için o an yanımda olmayan bu beyler, balığın üstüne helvayı yuvarlıyorlardı…

Belki inanmayacaksınız; ama Erdal Sarızeybek gibi, adam gibi bir adamı “MHP’li” diye çağırmayan yerler olduğunu biliyorum.

Biz içimizden bu ikinci grup cahilleri temizlemediğimiz müddetçe kaybedeceğiz. İki kere iki, eşittir dört!

Ortada bir maç var dostlar…

Ve bu maçta karşımızda, yerine göre “kardeş” olan, yerine göre “iyi polis, kötü polis” olan bir AKP-BDP koalisyonu var.

Bizim kendini aydın sanan cahiller diyorlar ki, Çok iyi bir takım, o yüzden kazanıyorlar!

Hayır kardeşim, adamların çok iyi bir takım olmasına hiç gerek yok, sen zaten yeterince kötü bir takımsın !

O  kadar  kötü  bir  takımsın  ki,  adamların  sahaya  çıkması  bile  yetiyor,  kazanmaları  için…

Dedikodu  yapmaktan,  diğer  takım  arkadaşına  çelme  takıp  onun  ayağını  kaydırmaktan,  senin  oynamaya  zamanın  kalmıyor,  olan sadece bu…

Yemin  olsun  ki,  kendi  takımının  kalecisine  sırf  kişisel  bir  meseleden  kafayı  takıp  gıcık  olduğu  için,  onun  gol  yemesine  sevinenler  var  aramızda.

Bunun  adı  nedir,  biliyor  musunuz ?

Gerizekâlılık..!!!

Çünkü  ancak  bir  gerizekâlı,  gol  yiyenin  kaleci  değil,  takım olduğunu  düşünemez..!!!

Herkes  aklını  başına  devşirsin…

Bugün  Mustafa  Balbay  ve  Mehmet  Haberal’a  destek  olmak  için  CHP’li,   Tuncay  Özkan’a  sahip  çıkmak  için  YP’li,  Engin  Alan’ı  kucaklamak  için  MHP’li,  Doğu  Perinçek’in  yanında  durmak  için İP’li  olmaya  gerek  yok.

Adamlar çatır çatır Türkiye Cumhuriyeti’ni yargılıyor, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin general ve amirallerinin üçte birini “terörist” diye içeri tıkıyor; siz de bunu anlatmaya dili dönen birkaç kişiyi “o şucu, bu şucu” diye yaftalamakla oyalanıyorsunuz.

Yarın bir gün bu isimlerin cenazesi çıkarken oradan, hangi yüzle bakacaksınız  cenazelerine ?

Biz bu gidişle, bu karanlık zihniyetin katlettiği Uğur Mumcu’larınkinde olduğu gibi, bir de Silivri’de ve Hasdal’da yatanların cenazelerinde aynı safı tutarız ancak !

Bu adamlar öldüğünde aynı safta durmak yerine, yaşarken parti-dernek ayrımı gözetmeden, “vatan” şiarında birleşip aynı safta mücadele versek ne bunlar yaşanacak ne de AKP gibi bir parti bunları yapabilecek…

Bugün  tek  düşman  vardır,  o  da  emperyalizmdir.

Bu  ülkeden  emperyalizmi  tekvücut  olup  kovmazsak,  AKP gider,  BKP gelir, o gider,  CKP  gelir…

BDP  gider,  CDP  gelir,  o  da  gider,  DDP  gelir…

Mesele  şu :

Anti – emperyalist  misin,  değil  misin ?

Eğer gerçekten “anti-emperyalizm” ekseninde bir Mustafa Kemal yoluysa yolunuz, bırakın artık şu iğrenç dedikoduyu…

Siz önce “Erdal Sarızeybek dedi” üzerinden binbir gece masalı üretirken, sonra da “BDP kodu” oluyorsunuz, farkedin artık! Siz önce “Utku Erişik dedi” üzerinden mahalle kavgası ile oyalanırken, sonra da “AKP kodu” oluyorsunuz, anlayın artık!

Her şey bir yana, “Atatürk dedi” diyerek cakkıdı cakkıdı sakız gibi çiğneyip o büyük insanın eylemsel sözlerini, yerinden kıpırdamazken bizim cenah, Atatürk düşmanları harıl harıl çalışıyor, sonra da “Adamlar kodu” oluyor bir güzel!

Bu dedikodu irininden Kemalist mücadelenin damarlarını ya temizleriz ya da muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda kaldığıyla kalır!

Size  vereceğim  “ömürlük  sır”  da  budur..

Utku  ERİŞİK  /  Tiyatro  Sanatçısı  –  Yazar
utku@tiyatrobirileri.com


0 Yanıt, “SİZ “DEDİ” İLE OYALANıN, ADAMLAR “KODU” OLUYOR..!!!”



  1. Yorum yapın

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 1,285,355 Tıklama

 

Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca   Mar »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Arşivler


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.