21
Şub
12

A’ La BASTİLLE (BASTİL USULÜ)

Charles  Dickens’in,  “İki  Şehrin  Hikayesi”  isimli  romanını  14-15  yaşlarında  okumuştum. O  yaşlardaki  bir  genç  için  kitabın  en  etkileyici  unsurunun,   Sydney  Carton’un  yaptığı  fedakarlık  olması  gerekirken,  ben  sadece  Bastil  hapishanesine  atılan  ve  orada  unutulan  mahkumlara  odaklanmıştım.
Onlar beni inanılmaz biçimde etkilemişti. Belki de kitabı yanlış zamanda okumuştum. O kitabı okurken rahmetli babam, Kayseri Cezaevinde siyasi suçlu olarak yatıyordu. Ve Bastil beni can evimden vurmuştu.

Hâlâ insan muhayyilesinin yarattığı en acımasız cezanın hapis olduğunu düşünürüm. Sağlıklı bir insanın dört duvar arasına kapatılıp, orada unutulması…

Bu girişten sonra sözü Silivri’ye getireceğimi düşünmeyin. O başka bir olay, orası yaşanan bir sivil darbenin zulümhanesi…
Ben,  sivil  darbenin  hedefi  olmayan,  sıradan  vatandaşların  Bastil’inden  bahsetmek  istiyorum ;

17 Şubat Cuma günü Hürriyet Gazetesinin 7 inci sayfasındaki haberde; İkiz kardeşlerden biri gasp suçu işliyor, üç cep telefonu çalıyor ve 27 yıla mahkum oluyor !… Fakat ikiz kardeşlerden gasp yapan değil, diğeri tutuklanıyor, hüküm giyiyor ve o genç 6 yıldır hapiste. Diğer genç yırtınıyor, “suçu işleyen o değil, benim” diye ama mesele bir türlü çözülemiyor ve masum bir genç 6 yıldır Bastil’de yatıyor… Bu bir yargı rezaletidir…

Benzer bir olayı da evvelki yıl yaşamıştık. Vatan Gazetesinin internet haberleri görevlisi bir genç kadın, okul arkadaşı ile bir kahvede oturduğu ve arkadaşı bir terör suçuyla suçlandığı için tutuklandı. Ancak 1 yıl sonraki ilk duruşmasında serbest bırakılmıştı. Bu da bir Bastil olayı değil mi ?…

İnsanların yıllarının böyle heba edilmesini hoş gördürecek bir mazeret tanımıyorum. Bu mekanizma insanların sadece yıllarını yemiyor, haklarını da yiyor. Örneğin, bir arkadaşımın, Beypazarı’nda devam eden Tapu-Kadastro davası var. Dava bu yıl 56. Yılını doldurup, 57. Yılına girdi !…
57 yıldır bu aile, elinde tapusu olan gayrimenkulle ilgili haklarını kullanamıyor. Böyle bir sistem herhalde Mozambik’te bile yoktur.

Hukuk ve yargı sistemimiz bu haliyle sadece inanılırlığını değil, sürdürebilirliğini de yitirmiş durumdadır. Bu çöküntünün, yargı reform paketi adıyla çıkartılan ve temelde birkaç yasa maddesi değişikliğinden fazla bir şey içermeyen çalışmalarla giderileceğine inanmıyorum.
Önerilerimi şu şekilde sıralayabilirim;
1)  Anayasaya mutlaka “Tabii Hakim” kavramı tekrar girmelidir.
2) Fevri olarak çıkarılan yasalar akla, mantığa uygun hale getirilmelidir. Gasp olayları mı arttı, hadi bu suçun cezasını arttıralım, caydırıcı olsun. İyi, olsun da üç cep telefonu gasp eden adama, karısını “namusumu temizliyorum” diye öldüren adamdan daha fazla ceza vermek, ne kadar adildir?…
3)  Savcıların  hiçbir  kurala  tabi  olmamaları.

Bir Savcı senede 100 tane dava açsa, bunların hepsi de beraatla sonuçlansa, yani birtakım insanlar suçsuz yere aylarca, yıllarca tutuklu kalsalar da,bu eziyetin savcı açısından hiçbir yaptırımı olmaması… Çağdaş Hukuk Devletlerinde Polis, suçluyu yakaladıktan sonra, Savcıya dava açacak kadar delil sunmak zorundadırlar. Deliller yasaya uygun bir şekilde elde edilmelidir.
Aksi takdirde savcı dava açmayacaktır.
4) Davaların  uzun  sürmesi.
Hakimler, her yıl verdikleri kararların belli bir oranı Yargıtay tarafından onaylanmazsa, mümtazen terfi edemezler. Hakimler, tayin edildikleri yerlerde
2 ila 4 yıl görev yaparlar ve önlerindeki dosyaları uzattıkça uzatırlar ta ki, tayinleri başka bir yere çıkıncaya kadar…
5) Hakim  ve  Savcıların  Eğitim  Eksikliği.
Hakim ve Savcı olmak, çok farklı nitelikler gerektirir. Hukuk Fakültelerinde okutulan “Hukuk Felsefesi” dersi ve son derece yetersiz stajyerlik dönemi ile Hakim ve Savcı yetişmez. Hele bu deneyimsiz gençleri, 3. Veya 4. Bölgede yer alan küçük yerleşim merkezlerine tek başınıza yolladığınızda, onlar da oralarda “Hakim Bey” “Savcı Bey” diye karşılandığında , sorunlar başlar.

Bütün bunlar “Yargı Reform Paketi” ile çözülemez. 21. Yüzyılda yaşadığımız bu kaos bir an önce sona erdirilmelidir. Hukukçularımızın, nüfus yoğunluğu yüksek ülkelerdeki uygulamaları çok ciddi olarak inceleyip, doğru düzgün bir yargı sistemini Türkiye’nin gündemine acilen getirmesi ve bu garabete son verilmesi şarttır.

Rifat  SERDAROĞLU

http://www.ilk-kursun.com/haber/96324


0 Yanıt, “A’ La BASTİLLE (BASTİL USULÜ)”



  1. Yorum yapın

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 1,285,355 Tıklama

 

Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca   Mar »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Arşivler


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.