AKP, “Hayır laiklik bir yaşam biçimi değildir” diye itiraz ediyor.
Hüzün verici bir durum!
Hüzün verici bir durum, çünkü Türkiye’yi altı yıldır yönetenlerin dünya görüşü, felsefi yaklaşımı, siyaset anlayışı ve tabii bilgi düzeyi hakkında insanı umutsuzluğa sürüklüyor.
İnsanların “yaşam biçimi”, içinde yaşadıkları toplumsal yapı tarafından belirlenir.
Toplumsal yapıyı belirleyen ana öğe ise, üretim ilişkileridir.
Demek ki esas olarak “yaşam biçimi”, üretim ilişkileri tarafından belirlenir.
Örneğin köleci toplumda, insanların, işlerini sahip oldukları kölelere yaptırmaları doğaldır.
Örneğin feodal tarım toplumlarında, ağanın toprağa ve onun üstündeki bütün varlıklara sahip olması, köylülerin onun için üretim yapması doğaldır.
Örneğin kapitalist endüstriyel toplumlarda, işçilerin ücret karşılığında serbestçe çalışmaları ve kazandıkları parayı istedikleri gibi harcamaları esastır.
***
Hiçbir toplumda bütün bireyler homojen nitelik taşıyan tekdüze bir “yaşam biçimini” paylaşmaz.
Üretim ilişkilerinin belirlediği “yaşam biçimi”, sadece din, dil, ırk, milliyet, mezhep, yani manevi kültür bakımından çeşitlilikler göstermekle kalmaz, bireyin özgürlük alanlarında da farklılaşır.
Ama bütün bu çeşitlilikler ve farklılaşmalar, esas olarak üretim ilişkilerinin belirlediği toplumsal yapının egemen “yaşam biçimini” ortadan kaldırmaz.
***
Ayrıca, “yaşam biçiminin” temel belirleyicisi olan üretim ilişkileri dahi her toplumda tekdüze değildir:
Her toplumda egemen üretim ilişkisinin yanında, eski üretim ilişkilerinin kalıntıları ve gelecek üretim ilişkilerinin filizleri, yani farklı “yaşam biçimleri” vardır.
***
İşte “bir yaşam biçimi olarak laiklik”, kapitalist endüstriyel kent toplumlarının özelliklerinden biridir…
Aynen dinselliğin veya dinciliğin, feodal tarım toplumlarının “bir yaşam biçimi” özelliği olması gibi.
***
Her üretim biçimi kendi siyasal rejimini de yaratır.
Kapitalist endüstriyel üretim biçimi, zaman içinde laiklik, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti çizgisinde gelişmiştir.
***
Birey açısından, laik bir toplumdaki laiklik herkes için zorunlu bir yaşam biçimi midir?
Kuşkusuz hayır!
Aynen demokratik bir toplumda demokrasinin, bireylerin zorunlu yaşam biçimi olmaması gibi.
Doğal olarak, demokratik bir toplumda bireyler kendi özel yaşamlarında demokrat da olabilir, otoriter veya totaliter de…
Laik bir toplumda laik de olabilir, dinci veya ateist de…
Buradaki ince nokta, laikliğin de aynen demokrasi gibi, bireysel tutum ve davranışların dışında ve ötesinde “toplumsal ve siyasal bir yaşam biçimi” oluşturmasıdır.
Sorun kahvaltıda ne yendiği, ne tür müzik dinlendiği değil, insanların ortak etkileşim alanlarındaki (yani kamu alanındaki) egemen ilişkilerinin niteliğidir.
Hiç kuşkusuz, bu açıdan laiklik de, aynen demokrasi gibi, toplumsal ve siyasal bir yaşam biçimidir.
Tabii birey olarak demokrat olmayanlarla demokratik bir rejimi yürütmek ne denli güçse, laik olmayanlarla da laik bir rejimi sürdürmek o denli zordur.



Yazıcıoğlu için de değişen pek bir şey yoktur. Hâlâ Türk düşmanlığına devam etmekte, 80 öncesinde yüklendiği Amerikancı misyonu devam ettirmektedir. Milletvekili adayı olduğu Sivas’ta 1993 yaşanan katliamın sorumlusu olarak orada öldürülen Türkleri görmektedir. Ora göre, “olaya sebebiyet verenler, dönemin hükümeti, orada bulunan kimi şahıslardır”; ama katliamı gerçekleştirenler suçlu değildir. Olaya sebebiyet verenler, Madımak Oteli’ne toplanan Türklerdir; hükümetten kastı da o dönem iktidar ortağı olan CHP’nin üzerinden Atatürkçülerdir. Olayı provoke eden ise Aziz Nesin’dir. Ya ağızlarından salyalar akarak insanları ateşe veren it sürüsü? Onlar hassasiyetleri olan alemcilerdir! Alemci başının, alemcilerine sahip çıkması doğaldır da, alemcilere meze olan konsomatrisler için durum aynı değildir. 








Hep aynı laf: