İşte Türkiye!

Türkiye’den çıkan ve Türk’ü arkadan vuranların maskesinin düştüğü yer!

Arşiv 'Cumhuriyet' Kategori


Laiklik Bir Yaşam Biçimi midir?

Yazan: skyturkvngenc Temmuz 2, 2008

Yargıtay Başsavcısı Laiklik bir yaşam biçimidir diyor.

AKP, Hayır laiklik bir yaşam biçimi değildir diye itiraz ediyor.

Hüzün verici bir durum!

Hüzün verici bir durum, çünkü Türkiye’yi altı yıldır yönetenlerin dünya görüşü, felsefi yaklaşımı, siyaset anlayışı ve tabii bilgi düzeyi hakkında insanı umutsuzluğa sürüklüyor.

***

İnsanların yaşam biçimi, içinde yaşadıkları toplumsal yapı tarafından belirlenir.

Toplumsal yapıyı belirleyen ana öğe ise, üretim ilişkileridir.

Demek ki esas olarak yaşam biçimi, üretim ilişkileri tarafından belirlenir.

Örneğin köleci toplumda, insanların, işlerini sahip oldukları kölelere yaptırmaları doğaldır.

Örneğin feodal tarım toplumlarında, ağanın toprağa ve onun üstündeki bütün varlıklara sahip olması, köylülerin onun için üretim yapması doğaldır.

Örneğin kapitalist endüstriyel toplumlarda, işçilerin ücret karşılığında serbestçe çalışmaları ve kazandıkları parayı istedikleri gibi harcamaları esastır.

***

Hiçbir toplumda bütün bireyler homojen nitelik taşıyan tekdüze bir yaşam biçimini paylaşmaz.

Üretim ilişkilerinin belirlediği yaşam biçimi, sadece din, dil, ırk, milliyet, mezhep, yani manevi kültür bakımından çeşitlilikler göstermekle kalmaz, bireyin özgürlük alanlarında da farklılaşır.

Ama bütün bu çeşitlilikler ve farklılaşmalar, esas olarak üretim ilişkilerinin belirlediği toplumsal yapının egemen yaşam biçimini ortadan kaldırmaz.

***

Ayrıca, yaşam biçiminin temel belirleyicisi olan üretim ilişkileri dahi her toplumda tekdüze değildir:

Her toplumda egemen üretim ilişkisinin yanında, eski üretim ilişkilerinin kalıntıları ve gelecek üretim ilişkilerinin filizleri, yani farklı yaşam biçimleri vardır.

***

İşte bir yaşam biçimi olarak laiklik, kapitalist endüstriyel kent toplumlarının özelliklerinden biridir…

Aynen dinselliğin veya dinciliğin, feodal tarım toplumlarının bir yaşam biçimi özelliği olması gibi.

***

Her üretim biçimi kendi siyasal rejimini de yaratır.

Kapitalist endüstriyel üretim biçimi, zaman içinde laiklik, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti çizgisinde gelişmiştir.

***

Birey açısından, laik bir toplumdaki laiklik herkes için zorunlu bir yaşam biçimi midir?

Kuşkusuz hayır!

Aynen demokratik bir toplumda demokrasinin, bireylerin zorunlu yaşam biçimi olmaması gibi.

Doğal olarak, demokratik bir toplumda bireyler kendi özel yaşamlarında demokrat da olabilir, otoriter veya totaliter de…

Laik bir toplumda laik de olabilir, dinci veya ateist de…

Buradaki ince nokta, laikliğin de aynen demokrasi gibi, bireysel tutum ve davranışların dışında ve ötesinde toplumsal ve siyasal bir yaşam biçimi oluşturmasıdır.

Sorun kahvaltıda ne yendiği, ne tür müzik dinlendiği değil, insanların ortak etkileşim alanlarındaki (yani kamu alanındaki) egemen ilişkilerinin niteliğidir.

Hiç kuşkusuz, bu açıdan laiklik de, aynen demokrasi gibi, toplumsal ve siyasal bir yaşam biçimidir.

Tabii birey olarak demokrat olmayanlarla demokratik bir rejimi yürütmek ne denli güçse, laik olmayanlarla da laik bir rejimi sürdürmek o denli zordur.

Yazı kategorisi: AK Parti, Abdullah Gül, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi, Cumhuriyet, Recep Tayyip Erdoğan | Etiketler: , , , , , , | 1 Yorum »

Müslüman Değil Bunlar ‘Uğursuz’…

Yazan: skyturkvngenc Nisan 28, 2008

Müslüman Değil Bunlar ‘Uğursuz’…

AKP’nin iktidarı simdiye dek esine rastlanmayan bir hortumculuğun hırsızlık, rüsvet,
sömürü, üçkâğıt, yolsuzluk, fırsatçılık, alavere dalavere mesherine döndü…
Oğullar..
Damatlar..
Yeğenler..
Hısım, akraba, taallukatın seferberliğinde ye takıyyeci ye!..
Bunlar mı Müslüman?..
Bunlar kutsal Đslamı, memleketi soymak, yabancıya satmak, devleti hortumlamak için
kullanıyorlar…
Đslamiyete düsman bunlar…
Müslümanlığı kirli siyasetlerine alet eden üçkâğıtçılar bunlar…
*
AKP’nin kodaman takımı ne diyordu?..
“Hani bu düzen bozuktu… Bunun yerine hak bir düzen getirilecekti…
Adalet, huzur, güven, haysiyet olacaktı…
Heyhat heyhat heyhat…
Böyle diyenlerin bir kısmı ellerine fırsat geçer geçmez bozuk dedikleri düzenin
kemiklerine, menfaatlarına, rantlarına köpekler gibi saldırdılar.
Gençliklerinde ‘Bu düzen bozuktur’ diye küçük dilleri görünecek sekilde avaz avaz
bağıran nice uğursuz simdi mücahitliği bıraktı, müteahhitlik yapıyor.
Rant rant rant…
Onların aklı fikri ranttadır.
Dinleri paradır, kıbleleri karıdır o hâbislerin.
Ya Rabbi, su saf Müslümanlar ne korkunç tuzaklara, ne dipsiz uçurumlara düstüler.
Meskenin en iyisi ve lüksü..
Yazlığın en iyisi ve lüksü…
Giysilerin en iyisi…
Yemeklerin en iyisi…
Allah Allah!.. Peygamber bize böyle mi öğüt veriyor?
……………………………
Hani mensubu olmakla övündüğümüz Đslam dini ve seriatı haram yemeyi yasak
etmisti?
Su sahtekârlar bunca serveti sâmânı malı mülkü nereden ve nasıl kazanmıslar?
Kimi devleti soymus, kimi eyidelebleri talan etmis, kimisi de saf ve akılsız
Müslümanları…
Çatlayıncaya, patlayıncaya, tıksırıncaya kadar yemisler, sismisler…
Dinimiz haram yemeyi yasak kılmıstır… Dinimiz süpheli seylerden kaçınmayı
öğütlemektedir… Dinimiz ‘Helalin hesabı, haramın azabı vardır’ demektedir…
Uğursuzlar dilleriyle bunları söylerler, uygulamada ise tam tersini yaparlar…”
*
Yukarıda italikle dizilmis bölüm Mehmed Sevket Eygi ‘nin dün Milli Gazete’de
yayımlanan yazısından aktarılmıstır.
“Uğursuzlar” ın Müslümanlık pazarlamasıyla “saf ve akılsız Müslümanları”
ketempereye getirdiklerini söylemektedir, ki doğrudur…
Bunlar kimlerdir?..
Bunlar eslerine basörtüsü yerine türban taktıranlardır…
Bunlar Müslümanlığa yürekleriyle değil, mideleriyle bağlı olanlardır…
Bunlar Evangelist Bush takımına biat ederek iktidar koltuğuna oturanlardır…
Cumhuriyet tarihinde bunlar kadar üçkâğıtçı iktidar görülmedi!..
Allah Türkiye Cumhuriyeti’ni bu üçkâğıtçı sahte Müslümanlardan kurtarsın…
Amin!..

Yazı kategorisi: AK Parti, Abdullah Gül, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi, Cumhuriyet, Recep Tayyip Erdoğan | Yorum Yok »

Muhalefetten ilginç referandum çıkışı!

Yazan: skyturkvngenc Ekim 8, 2007

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Türkiye bundan böyle referandum kültürüne de alışmalıdır. Bu ülkede öyle konular gündeme gelecek ki artlık bu konuları sahibine götüreceğiz” sözlerine, muhalefet tepki gösterdi.

DSP Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli, ANKA’ya yaptığı açıklamada, “Referandumu dillerine dolayanlar, ilk referandumda, ‘Başbakan ve Bakanların oğulları gemi alsın mı almasın mı, kişiye özel yasalar ve aflar çıkarılmalı mı çıkartılmamalı mı’ diye sormalı” dedi.
İçli, AKP’nin halkı önemsediği izlenimi vermeye çalıştığını ancak 21 Ekim referandumuna sadece 12 gün kalmasına rağmen halkın hala neye oy vereceğini bilmediğini söyledi. İçli, “Bunlar aslında halkı aldatma yaklaşımlarıdır” diye konuştu.

PAÇACI: “VERGİ KALKSIN MI DİYE SORULUR MU?”

MHP Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı, her konu için referanduma gidilemeyeceğini, aksi halde demokrasinin kurallarının değiştirilmiş olacağını söyledi.

Paçacı, ANKA’ya, “Her konu referanduma götürülecekse, o zaman milletvekillerine ne ihtiyaç var. Referandum, demokratik sistemin tıkandığı noktalarda kullanılacak bir mekanizmadır. Tüm vergilerin kaldırılması için referanduma gidilebilir mi? Her konuda referanduma gidilmez” dedi.

KART: “GERGİNLİK ARTIR”

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart da, ANKA’ya, “Sayın Başbakan’ın, kafasındaki dayatmacı anlayışı hayata geçirebilmek amacıyla kutuplaşma yaratma pahasına bu mekanizmayı işletmeyi amaçladığı anlaşılıyor. Kaygı ile ifade ediyorum bu, gerginlik sürecini ve sosyal bölünme sürecini hızlandıracaktır” diye konuştu.
Kart, AKP’nin referandumu gelişigüzel kullandığı ve bunu adeta sürekli hale getirdiğinde, toplumda kutuplaşma ve gerginliğin kaçınılmaz olarak artacağını söyle

Yazı kategorisi: Cumhuriyet, Deniz Baykal | Yorum Yok »

fıkralar

Yazan: skyturkvngenc Eylül 22, 2007

  FAHRİ DOKTORA

………Zenginlerden biri bir üniversiteye yüklü miktarda bagis yapmis. Yaptigi bu bagistan ötürü ona “Fahri Doktora” lik vermisler. Ancak eve geldiginde karisi :

- Sen doktor oldun. Bende istiyorum. Git bir bagista benim için yap. Banada doktoralik al demis.

- Yaw etme eyleme. Bak ya verirler ya vermezler.

. . ….Adam yine gitmis üniversiteye. Rektörle görüsmeye baslamis.

- Yaw ben doktor oldum. Ancak benim karimda istiyor. Evde huzur kalmadi. Bir bagis daha yapsam

onada doktoralik alabilir miyiz ?

- Tabii. Neden olmasin.

…….Adam yine yüklü miktarda bagis yapmis üniversiteye. Karisi da doktor olmus. Bir süre sonra karisi :

- Beey. Git bizim ata da doktoralik al. Sen doktor oldun, ben doktor oldum hayvan komplekse girdi.

- Yaw olur mu hanim. Ata doktorluk verirler mi.

- Ama hayvan yemeden içmeden kesildi. Çabuk git ona da doktorluk al.

- Valla ya olur, ya olmaz. Ben giderim rektörle görüsmeye.

……..Adam yine üniversitede. Rektörle görüsüyor.

- Rektör bey. Ben doktor oldum, karim doktor oldu. Bizim at bunalim geçiriyor. Hayvan komplekse girdi

Bir bagisda onun icin yapsam ona da doktorluk verir misiniz?

. ….Rektör bir süre düsünmüs.

- Tabii. Neden olmasin. Simdiye kadar ne eseklere doktorluk verdik… . . . :)))



Yüzme Yarisi

. . . . . Bir gün çok özürlüler arasinda yüzme yarisi yapilacak. Yarismacilar geliyorlar

kulvarlarin basina. Bir tanesinin kollari yok, bir tanesinin bacaklari yok, bir tanesinin

belden asagisi yok ve bi tanesi de sadece kafa.

. . . . .Diziliyorlar kulvarlarin basina. Silah sesi duyuluyor. Hep birden atliyorlar havuza

Yaris basliyor. Kollari olan kollarini çirpiyor, bacaklari olan bacaklarini çirpiyor. Ama

kafa meydanda gözükmüyor. Aradan 2 dakika geçiyor. Diger yarismacilar 2. tura basliyorlar

ama kafadan hala haber yok. Yarisi durduruyorlar. Hemen bir dalgiç ekip yolluyorlar

havuzun dibine. Bir bakiyorlar kafa havuzun bir kösesinde duruyor. Hemen tutup çikartiyorlar

disari. Kafa disari çikar çikmaz derin bir nefes aliyor.

Soruyorlar.

- Yaw noldu birader.

Kafa cevap veriyor.

- Sorma abi kramp girdi. Kramp. . . . . : D



Polis oluyor.

…. Polisin biri birgün kumsalda gezinirken kumla garip sekiller yapan cocuk gormus.

Yanina gitmis.

-Cocugum sen ne yapiyorsun

-Polis yapiyorum

-Nasil yapiyorsun

-Kum katiyorum, su katiyorum, bok katiyorum polis oluyor.

-Ne ! Bok katiyorsun haa !

-Al sana

Cocugu bir guzel dovmus. Ertesi gun gelmis bakmis cocuk yine orada

-Cocugum sen ne yapiyorsun

-Polis yapiyorum

-Nasil yapiyorsun

-Kum katiyorum, su katiyorum, bok katiyorum polis oluyor.

-Ne ! Bok katiyorsun haa !

-Al sana

Cocugu yine dovmus. Ertesi gun gelmis bakmis cocuk yine orada. Gitmis yanina.

-Cocugum sen ne yapiyorsun

-Asker yapiyorum

-Nasil yapiyorsun

-Kum katiyorum, su katiyorum asker oluyor.

-Bok katmiyor musun ?

-Yoooo. Bok katinca polis oluyor ! ! !



Müdürler

…. Bir gün insanin iç organlari toplanmis bir karara varmaya çalisiyorlar.

“Durumumuz hiç iyi degil. Yeni bir sistem gerek. Yeni bir yönetici gerek”

Beyin ilk yönetici adayi olarak geliyor…

- En iyi düsüneniniz benim. Ben olmasam düsünemezsiniz. Ben yönetici olucam

Arkadan ayaklar geliyor…

- Sizi ben tasiyorum. Ben olmasam yürüyemezsiniz.

Sonra mide geliyor…

- Yediklerinizi ben sakliyorum ben müdür olucam.

Böylece bütün organlar geliyor ben müdür olucam diyor.

Ama bu görüsmeye götü çagirmiyorlar bile. Bu duruma göt çok bozuluyor ve kendini kapatiyor.

Aradan bir hafta geçiyor. Bakiyorlar durum daha kötüye gidiyor. Gidiyorlar götün yanina…

-Ne olur aç kendini

diyorlar. Götde

-Müdürlügü bana verirseniz açarim kendimi diyor.

Vermiyorlar müdürlügü. Bir hafta geçiyor üstünden. Durum hepten kötüye gidiyor. Diger

organlarda derman kalmiyor. Gidiyorlar götün yanina.

-Tamam. Aç kendini. Müdürlükte senin olsun. diyorlar

. . . . . . . . O gün bugündür bütün götler müdür…



Felsefe

. . . . . Temel kahveden içeri girmis. Bir bakmis adamin biri gömülmüs kitaplarin arasina

biseyler okuyor. Merak etmis gitmis yanina. Sormus.

- Hemserim. Sen ne okuyon böyle.

- Sssshhhttt. Felsefe okuyorum.

- Felsefe mi ? O ne ula ?

- Simdi sana anlatsam anlamazsin. Ben iyisi sana bir örnek vereyim. Senin evinde akvaryum var mi?

- Heee. Vaaar.

- Evinde akvaryum varsa demek ki sen hayvanlari seviyorsun.

- Heeee seviyorum.

- Hayvanlari seven insanlari da sever.

- Heee seveeeer.

- Sen evlisindir.

- Evet evliyiim.

- Senin çocuklarinda vardir.

- Heee vaaaaar.

- Demekki sen ibne degilsin !!!

. . .

. . Bu is Temel’in çok hosuna gitmis. Ertesi gün ayni kitaplardan kendiside almis. Oturmus

kahveye baslamis okumaya. O sirada Dursun gelmis.

- Ula Temel ne okuyorsun öyle ?

- Sssshhhhttt. Felsefe okuyorum.

- Ula felsefede neymis.

- Simdi sana anlatsam anlamazsin. Ben iyisimi sana bir örnek vereyim. Senin evinde akvaryum

varmi?

- Hayiir. Yoook.

- Hadi ordan ibne seni ! ! !

Yazı kategorisi: AGİT, AK Parti, Abdullah Gül, Abdullah Öcalan, Abdurrahman Boztaş, Ahmet Burak Erdoğan, Almanya, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi, Ata, Atatürk, Atilla Yayla, Avrupa Birliği, Aziz Karaca, Baran, Bilderberg, Bokakıtan, Bülent Arınç, Büyük Ortadoğu Projesi, BİM, CSI, Cem Uzan, Citibank, Cumhuriyet, Cüneyt Zapsu, DTP, Demokratik, Deniz Baykal, Destekleyenler, Devlet Bahçeli, Doğu Perinçek, cimbom, dış politika | Yorum Yok »

E. Ardıç’tan Öymen’in servetine yorum

Yazan: skyturkvngenc Ağustos 4, 2007

Talkın ve salkım
ENGİN ARDIÇ - AKŞAM

Onur Öymen var ya… Emekli memur… Hani şu kendilerine oy vermeyen halkı “mantıksız” bulan kişi… Deniz Baykal’ın sağ kolu…

İşin kötüsü, Galatasaray’dan da ağabeyim. Eskiden 12-Edebiyat sınıfının neredeyse yarısı hariciyeci olurdu, Öymen de geleneği bozmayanlardan. (Bizim sınıfın “gelenekselleri” Ahmet Ferit Ülker, Celalettin Kart, Ahmet Üzümcü ve Akın Algan. Onlar büyük adam oldular, ben serseri oldum. Bir de “Kalın Tarık” var ki, Tarık Papuççuoğlu, hem fabrikatör hem aktör, o benden beter! Fakat en başarılı sınıf arkadaşım da Turgay Kıran, kulübü de takımı da batıranlardan!)

Onur Öymen’in bir de oğlu varmış, Burak Öymen.

Fakat o babası gibi memur olup sonra da madara olmaya yanaşmamış.

“Bir buçuk milyar dolarlık bir projeyle sahneye çıkmış”, bir gazetenin ifadesine göre…

Bu bir turizm yatırımı projesi, Öymen’in ortağı da Capital Partners adında bir Kazak şirketi. (Kazak üretmiyor, Kazakistan’da kurulmuş.)

“Kaplankaya” diye bir yer yapacaklarmış, villalar, evler, oteller, yat limanı, alışveriş merkezi, eğlence alanı, okullar, sağlık merkezi, spor bilmemnesi, falan filan. Yatırım Muğla ilinin Milas ilçesinin Bozbük beldesine.

Beş bin kişi çalışacak, yetmiş bin yerli ve yabancıya hizmet verecek. İleride bölgede bir de zeytinyağı fabrikası kurmayı bile düşünüyorlar.

Burak Öymen Amerika’da okumuş, Türkiye, Rusya, Azerbaycan ve Kazakistan’da on iki yıldır “gayrımenkul işinde” bulunuyormuş. Resco diye bir şirketi var, Colliers International şirketinin Türkiye temsilcisi. Bugüne kadar Türkiye’de tam dört milyar dolarlık iş yapmış.

Eee, ne var bütün bunlarda?

Hiçbir şey yok.

Haberin ilginçliği de burada, hiçbir şey olmamasında.

Fakat çıkarılacak dersler var, yazının amacı da bu zaten.

Demek ki bir devlet memurunun ve politikacının çocuğu işadamı olabiliyormuş, hem de milyarlarca dolarla oynayabiliyormuş.

Demek ki bu ayıp ya da günah değilmiş.

Demek ki bu politikacı, birtakım “matbuat pezevenklerinin” ısrarla ve yalan yere sol olduğunu pazarlamaya çalıştıkları bir partinin ikinci adamı bile olabilirmiş!

Demek ki yatırım yapmak ve para kazanmak, yani kapitalist olmak da ayıp ya da günah değilmiş.

Bu durumda demek ki başbakanın oğluyla “gemici”, “gazozcu” ya da “bisküvitçi” falan diye dalga geçmeden önce durup düşünmek gerekiyormuş.

Demek ki akşam yemeklerinden sonra çay demlemek, televizyon seyredip erkence yatmak ve Aydın Doğan’ın verdiği paraları istife koymaktan daha başka yaşama biçimleri de varmış.

Demek ki, Onur Öymen gibi “Atatürk devrimlerini ve bürokratik oligarşinin yüce çıkarlarını korumak ve kollamakla görevli” adamlar, Adnan Menderes “gibi bile” davranmayabiliyorlarmış… Menderes, ticaret yapmak isteyen büyük oğlu Yüksel’e, “ben başbakan olduğum sürece sen bu işleri yapamazsın, senden faydalanmaya çalışırlar, dedikodu çıkar” demiş ama Recep Tayyip Erdoğan bu sağduyuyu gösterememiş…

Vallahi, günümüzün ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısı da gösterememiş!

Gençlere “zağar” mağar diye küfür edeceklerine kendi gözlerindeki merteğe baksınlar, CHP amigoları. Sanki göbekleri yok ve onları hiç kaşımadılar…

Hep de yanılmıyorlar ya canım, ara sıra doğru da yazıyorlar. Adam demiş ki, “demek ki bizim yazdıklarımızın bir kıymet-i harbiyesi yok”…

Ha şunu bileydin tonton

Yazı kategorisi: Cumhuriyet, Deniz Baykal | 1 Yorum »

Ha Muhsin’e oy vermişsin ha Ermeniye!

Yazan: skyturkvngenc Temmuz 10, 2007


BBP'ye hayırHa Muhsin’e
oy vermişsin
ha Ermeniye!

Yine bir korku ve telaş arasında kalakaldık / Yine ne derler diye endişelendik maktulün başında / Timsah göz yaşlarından daha masum değil göz yaşlarımız / Caniyi besleyen korku ve telaşlarımız / Hep korku ve telaşlarınızla süslediğiniz çatışma kültürünüz / İnsan hakları söyleminiz, medya maydanozu liberalleriniz / Kan sızıyor Fırat’ın delinmiş tabanından toprağına / Bağrındaki bütün Mehmet’ler ağlıyor/ Oğlunun adına Fatih koyan bütün Ermenilerle birlikte… Bu dizeler, sözde milliyetçi ve Müslüman siyasetçi Muhsin Yazıcıoğlu’na ait. Yazıcıoğlu, Dink’in öldürülmesine o kadar çok üzülmüş ki, Dink’in arkasından bu dizeleri yazmış tıpkı Cezmi Ersöz, Küçük İskender ve benzeri birçok “şair” gibi.

Muhsin Yazıcıoğlu, DEP'li milletvekilleriyle beraber bir kokteyl'de

Muhsin Yazıcıoğlu bir kokteylde DEP’li milletvekilleri Orlan Doğan, Hatip Dicle ve Layla Zana ile birlikte. Hrant Dink için şiir yazan Yazıcıoğlu acaba Orhan Doğan’ın ölümünün ardından da ağıt yakmış mıdır?

Artık bu dizelere timsah gözyaşı mı dersiniz başka bir şey mi, ne derseniz deyin; ama bu dizeler bir gerçeği göstermektedir: Sözde milliyetçi bir siyasetçinin, Ermeniye olan hayranlığını, Türk düşmanlarına olan hayranlığını; hem de cinayetin arkasından kendi adamları çıkmasına rağmen…

Muhsin Yazıcıoğlu, bağımsız adaylığını koyduğu Sivas’tan Meclise girmeye çalışıyor.

Onun durumu da biraz Ağar’a benziyor. O da 80 öncesinde, sözde komünizle mücadele için kurulmuş ama esas misyonu, devrimci, gerçek milliyetçi, solcu Türk gençlerini öldürmek olan Ülkü Ocakları’nın genel başkanıdır. Onun genel başkanlığı olduğu döneminde birçok Türk genci, Ülkü Ocakları’ndan militanlarca katledilmiştir.

Yazıcıoğlu’nun partisi BBP’nin kadroları da işte bu tetikçilerden oluşmaktadır. Hepsinin en temel özelliği, eski ülkücü, tetikçi ve tarikatçı olmasıdır. Dink cinayetinde de, Danıştay saldırısında da saldırıyı gerçekleştirenlerin BBP ile olan bağları tesadüf değildir. Saldırganlar hem ülkücü hem de tarikatçıdır. Özellikle Danıştay saldırısının gerçekleştiren Alparslan Arslan tipik bir BBP militanıdır.

Yazıcıoğlunun şiiri beğenildiYazıcıoğlu için de değişen pek bir şey yoktur. Hâlâ Türk düşmanlığına devam etmekte, 80 öncesinde yüklendiği Amerikancı misyonu devam ettirmektedir. Milletvekili adayı olduğu Sivas’ta 1993 yaşanan katliamın sorumlusu olarak orada öldürülen Türkleri görmektedir. Ora göre, “olaya sebebiyet verenler, dönemin hükümeti, orada bulunan kimi şahıslardır”; ama katliamı gerçekleştirenler suçlu değildir. Olaya sebebiyet verenler, Madımak Oteli’ne toplanan Türklerdir; hükümetten kastı da o dönem iktidar ortağı olan CHP’nin üzerinden Atatürkçülerdir. Olayı provoke eden ise Aziz Nesin’dir. Ya ağızlarından salyalar akarak insanları ateşe veren it sürüsü? Onlar hassasiyetleri olan alemcilerdir! Alemci başının, alemcilerine sahip çıkması doğaldır da, alemcilere meze olan konsomatrisler için durum aynı değildir.

Türk’e düşman, Ermeni hayranı sözde milliyetçi ve sözde Müslüman siyasetçi Yazıcıoğlu… Hrat Dink sanki mezarından kalkmış, Meclise girmeye hazırlanıyor.

Yazı kategorisi: Cumhuriyet, Seçim | Yorum Yok »

Yaşar Nuri Öztürk: İdamı geri getireceğiz!

Yazan: skyturkvngenc Haziran 27, 2007

Halkın Yükselişi Partisi (HYP) Genel Başkanı Yaşar Nuri Öztürk, “Hazreti Muhammed mirasıyla Mustafa Kemal mirası arasında hiçbir çelişme ve çatışma yoktur” dedi.

Öztürk, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, “Türkiye’yi Türkiye’den yöneteceğiz” başlıklı seçim beyannamesini açıkladı.

HYP’nin “Anadolu hümanizmine bağlı, dalları çağdaş insanlık değerlerine uzanmış ve Türkiye Cumhuriyeti anayasasının ikinci maddesinde ifade edilen hedeflere yönelik sosyal demokrasiyi esas almış bir siyasi parti kimliği taşıdığını” belirten Öztürk, Türkiye’de “Müslümanlık” ve “Laiklik”in yapay kavga olarak dış güçler tarafından kullanılmaya çalışıldığını öne sürdü.

Öztürk, şunları söyledi:

“Hazreti Muhammed mirasıyla Mustafa Kemal mirası arasında hiçbir çelişme ve çatışma yoktur. Türkiye’nin bütün sıkıntılarının bir biçimde bağlantılı olduğu temel problemi Hristiyan güç odakları tarafından yaratılıp içerideki siyaset dinciliği tarafından takip edilen İslam-laiklik yapay kavgasıdır. Bu yapay kavganın bir hıyanet ürünü olduğu, hiçbir dinsel ve bilimsel dayanağının bulunmadığı milletimize anlatılacak ve gereği yapılacaktır.”

İktidarda söz sahibi olmaları halinde milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracaklarını ifade eden Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’yi örtülü bir sömürgeye dönüştüren, Türk tarım ve hayvancılığını çökerten, KOBİ’leri ayakta duramaz hale getirip Türk sanayini güçsüzleştiren, Türkiye’yi ithalat cennetine döndüren, 10 yıllık süre içinde Türkiye’ye 220 milyar dolar zarar veren, diğer ülkelerle serbest ticaret anlaşması yapmamazı engelleyen Gümrük Birliği Anlaşması’nı da askıya alacağız.”

Hukuk sistemini de yeniden ele alacaklarını belirten Öztürk, “Milletimiz bize vekalet verirse idam cezasını yeniden ve kapsamını genişleterek yürürlüğe koyacağız. Devre dışı bırakılan Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nu kapsamını genişleterek geri getireceğiz. Milli Güvenlik Kurulu’nu (MGK) eski etkinliğine süratle kavuşturacağız” diye konuştu.
“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye’de sadece bir mezhebe ait olmasının kabul edilemez bir durum olduğunu” belirten Öztürk, bu kurumun ıslah edileceğini, Alevi toplumunun diyanet bütçesinden pay almasının sağlanacağını söyledi.

Öztürk, öğretmen, polis ve yargı mensuplarının maaşlarına yüzde 30 zam yapacaklarını bildirdi.

Daha sonra, partisinin İstanbul milletvekili adaylarını tanıtan Öztürk, İstanbul’da aday listelerini bir erkek, bir kadın olmak üzere hazırladıklarını kaydetti

Yazı kategorisi: Cumhuriyet, Seçim | Yorum Yok »

Türk Olmak Ne Demektir ????

Yazan: skyturkvngenc Haziran 26, 2007


Aslında çok şeydir, Türk olmak. Türk olmak, Osmanlı’nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi. Kosova’da ve Bosna’da, Batı Trakya’da ve Makedonya’da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.

Türk olmak Kıbrıs’ta, Hocalı’da, Anadolu’da ve Balkanlar’da soykırıma uğrayıp, yapmadığın soykırımla suçlanmaktır. Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıktığınca. Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıkmadığınca.

Türk olmak lisanının Avrupa’da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini anlatamamaktır.

Avrupa’da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir sürü asır önce Viyana’yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir, sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana’yı yakmadığın için.

Türk olmak Selanik’te Pontus Anıtı’nın, Viyana’da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta’da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.

Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.

Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icad edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.

Türk olmak; Troya’dan bu yana, Sümer’den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.

Doğu Roma’yı da Batı Roma’yı da yıkıp, yeni Roma olan AB’ye girmeye çalışmaktır Türk olmak. Türk olmak, Mostar’da köprüdür, Kerkük’te kaledir, İstanbul’da Kızkulesi’dir, Anadolu’da buğdaydır, Çukurova’da pamuktur, Ege’de tütün, Karadeniz’de fındık, Trakya’da ayçiçeğidir.

Türk olmak Çanakkale’de ölmektir. Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanene taşımaktır.

Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır. Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.

Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.

Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek. Türk olmak, annenin ardından “bir oğlum daha olsun, onu da göndereceğim” demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken “vatan sağ olsun” demesidir.

Türk olmak “Türk çayında radyasyon olmaz” yalanları ile, “gusül abdesti alana aids bulaşmaz” dolanları ile yaşamaktır. Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.

Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.

Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık’a, Belgin Doruk’a aşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir tez tutamadan, toprağa girmektir.

En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkıyaya türkü yakmaktır, Türk olmak. Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak. Türk olmak Yunus’u bilmektir, Aşık Veysel’i sevmektir. Mevlana’yı, Hacı Bektaş-ı Veli’yi ve Hoca Yesevî –tek bir satırını okumasa da- yüreğinde taşımaktır.

Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü’nde…

Hayatın sana verdiklerine “nasip”, vermediklerine “kısmet” demektir. Her işin “hayırlısına” inanmaktır ve “feleğe” küfretmektir ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.

Türk olmak, Asya’da batılı, Avrupa’da doğulu diye tepki görmektir. Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.

Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir. Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.

Türk olmak, buhran zamanında Arjantin’de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.

Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.

Zor iştir Türk olmak. Türk olmak Anadolu’da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir. Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu’da dik durabilmektir.

Yazı kategorisi: Cumhuriyet, Globalizm, Halk Devrimi | Yorum Yok »

Vatan sana canım feda

Yazan: skyturkvngenc Haziran 26, 2007

Şehitlerin katili kim

AKP iktidarıyla birlikte son 4.5 yılda terör hortladı. Her gün vatan evlatlarının tabutu omuzlarda.

Oysa terör bitmişti. Vatan haini teröristbaşı ipin ucuna kadar getirilmişti. Türk Milleti vatan haini bölücülere yeniden kimlerin hayat öpücüğü verdiğini çok iyi biliyor. Cenazelerde artık analar bile ağlamıyor. Ağıtların yerini sloganlar aldı. Acının yerini öfke ve intikam duygusu aldı. Tıpkı 1919, 1974’teki gibi. Halk o kadar bilinçli ki; düşmanını o kadar iyi tanıyor ki!…

Halka göre PKK terörünü azdıran iki güç var. Birincisi başta ABD olmak üzere Batı emperyalizmi. İkincisi 2002 yılından itibaren her türlü Türk düşmanı siyaseti uygulayan AKP’nin Kürt-İslamcı iktidarı.

Emperyalizmin gayri meşru çocuğu olan Kürt bölücülüğü yeni babasının, ABD’nin eteğinin altına girdi.

Şehitlere yüreği sızlamayanlar
şehit ailelerinin
yüreklerini sızlattı

Erdoğan; bu mücadelenin doğasında şehit vermek var

Erdoğan; Şehit istismarı yapmayın
Protestocu terbiyesiz
Şehit cenazesinde alkollü provakatör
Şehit cenazesi protestocuları tespit ediliyor

Şehit cenazelerinde protesto edilen AKP, şehit ailelerine hakaretler yağdırdı: Terbiyesiz, provokatör, alkolik, istismarcı… Tayyip ve Arınç’ın bu tavırları tüm Türk milletinin acısını bir kat daha artırırken, Şeriatçıların şehit yakınlarına karşı duyarsızlığının bir başka kanıtı daha ortaya çıktı: AKP’yi protesto eden şehit yakınları hakkında davalar açılmaya başlanmıştı.

Türkiye’de ise Türklük Cumhuriyet ve Atatürkçülük düşmanı Kürt-İslamcı iktidar ABD tarafından sivil bir darbeyle aynı dönemde başa geçirildi.

Terör niye azdı diye soruyorlar. İşte yanıt: Türkiye’yi “Türk’üm” diyemeyen, “Kürtlerin gücü yeterse bağımsız devlet kurabilir” diyen bir Kürt-İslamcı yönetiyor.

Türkiye’yi şehitlere “kelle”, terörist başına “sayın” diyen bir Kürt-İslamcı yönetiyor.

Kahraman Türk askerlerini şehit kabul etmeyen, 10 yıl önce “gençlere savaşma eğitimi verememiş intihar cellatları”, bugün ise “yan gelip yatanlar” diyerek Mehmetçiğe dil uzatan “ağzıyla beyni arasındaki irtibatı kopmuş” bir Kürt-İslamcı Türkiye’yi yönetiyor.

Kıbrıs’ı satan, Leyla’ları dışarı salan, AB istiyor diye PKK taleplerini hükümet programı yapan, Diyarbakır’a gidip utanmadan 80 yıllık Cumhuriyet ve Türk milleti adına PKK’dan özür dileyen bir Kürt-İslamcı iktidarın temsilcileri şimdi şehitlerimizin tabutlarının ardından timsah gözyaşları döküyor.

Ve Türk milleti her şeyi o kadar net görüyor ki şehit cenazelerinde kiralık köpek PKK aleyhine slogan atmanın anlamsızlığının farkında olan kitleler artık “Katil AKP, Katil ABD” diye haykırıyor.

Türk düşmanı, halk düşmanı, şehit düşmanı zihniyet artık camiye bile giremiyor

İşte Milli Mücadele’nin yine eşiğindeyiz.

Yine ak koyun kara koyun kendini belli ediyor.

Maskeler düşüyor.

Yıllarca halkın kutsal değerlerini sömüren, camilerden siyaset yapan, camilerden Türk milletine, Türk’ün Ata’sına ve Devletine zehirli kinini kusan, “camiler kışlamız” diyerek Kürt-İslamcı kıyam çağrıları yapan zihniyetin temsilcileri artık camilerin avlusuna bile giremiyor.

Tayyip Erdoğan 4.5 yıllık iktidarı boyunca bir kez bile şehit cenazelerine gitmedi. Gitmediği gibi şehit ailelerine ve şehitlere saygısızca sataştı. Seçimlere üç kala şov amaçlı uğradığı şehit cenazelerinde ise halkın tokadını yedi. Cami avlularında komutanlar ve askerler alkışlanırken, başta Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm AKP’liler yuhalandı.

Görün bakalım camiler kimin kışlasıymış. Bütün Türk vatanı bütün Türkler için kışladır.

Tayyip şehit cenazelerine katılmayıp ne yapıyordu?

AKP genel merkez binasını açıyordu

AKP genel merkez binasını açıyordu

Amasya'da seçim mitingi yapıyordu

Amasya’da seçim mitingi yapıyordu

Camilerde örümcek ağları ören, “Türk’üm” diyemeyen, Türklük düşmanı mürteciler!

Camiler de bizim vatanımız.

Artık size orada da siyaset hakkı yok.

Bülent Arınç “Manisa seninle rezil oluyor” sloganları altında ezilerek şehit yarbayımızın cenazesinden kaçtı.

Atamızın “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü “ırkçı ve ilkel” bulan “Ak” Parti’nin kara yüzlü Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül ise Ankara’da büyük halk öfkesi karşısında yüzünü kararttıkça kararttı. Dört rekatlık cenaze namazını bile zor bitirdi.

Cenazelerde AKP çelenkleri parçalanıyor. ABD, AB ve AKP’ye nefret kusulyor. “Kahrolsun PKK, işbirlikçi AKP”, “Ordu Irak’a”, “Askere uzanan eller kırılsın”, “Hepimiz Türk’üz, Hepimiz Mustafa Kemal’iz” sloganlarıyla her yer inliyor.

Ya Türklük tabuta girecek ya da Kürt-İslamcılık

AKP ve PKK ikilisinin temsil ettiği Kürt-İslam faşizmi artık çatırdıyor. Türklüğe kefen biçen, tabutunu hazırlayanlar kendi mezarlarını kazdıklarını yeni fark ediyorlar.

Onurlu başkan sadece sizin elinizi sıkıyorum

Hükümet üyelerini protesto eden şehit aileleri AKP yönetimine o kadar tepkiliydi ki, bir tek Tayyip’in listesine girmeyen Abdüllatif Şener’in elini sıktı.

Yine de içlerindeki halk düşmanlığı ve kin olduğu gibi duruyor. Gittikçe kuduruyorlar.

Şehit yakınlarının tepkisine karşı Bülent Arınç “onlara misliyle hakaret ediyorum” diyebiliyor.

Tayyip Erdoğan tepkilerini ortaya koyan şehit yakınlarını tutuklanmakla tehdit edebiliyor.

Tepkili Türk halkını provokatörlükle suçluyorlar.

Yıllarca camilerin içinde Cumhuriyet’e karşı pislik ve kin kustular. Danıştay saldırısından sonra cenazeyi provoke eden AKP’li bakanlar halktan zor kaçmıştı. Böyle giderse artık kaçamayacaklar da.

Halk Çankaya’da önünüze set kurdu, şimdi de şehit cenazelerine gelip, şehitlerimizin kutsal anısını kirletmemeniz için set kuruldu.

Bu milleti tehditlerinizle sindiremezsiniz.

Aynı iktidar “Hepimiz Türk’üz, Hepimiz Mustafa Kemal’iz” yürüyüşünü de yasaklamıştı. Ama panzerlerle ve kolluk güçleriyle kuşatılmalarına rağmen 1000 Milli Mücadeleci yürüdü. Sonra aynı sloganla ve Türk bayraklarıyla milyonlar sokağa döküldü.

“ABD’nin Irak’taki teröre karşı kayıpları için üzgünüm” diyen Tayyip Erdoğan, Türk evlatları için üzülmüyor. Mehmetçik katillerinin sığındıkları Kuzey Irak’a girilmesini isteyen Türk Ordusu ve Milletine karşı inatla direniyor. “Türkiye’de 5000 terörist Irak’ta ise sadece 500 terörist var” diye yalan söylüyor.

1 Mart’taki ABD için meclisten çıkartmaya çalıştığı tezkereyi hatırlatıyor. Adeta “Amerikan Tezkeresine” geçit vermediği için Türk milletinden öç alıyor. Türk Milletinin ve Ordusunun istediği “Türk Tezkeresi” için “hayır” diyor.

ABD Başkanı Bush, Talabani, Barzani ve Apo’nun yüreğine su serpiyor. Bir de utanmadan seçimlerden bahsedip, şehitlerimizin artmasını seçimlerin engellenmek istenmesine bağlıyor. Vatan kavramından bihaber, millet nedir bilmez. Varsa yoksa meclis koltuğu, varsa yoksa ABD’nin kucağı…

Ama artık Türk milleti hükmünü verdi. 22 Temmuz sandığı AKP’nin tabutu olacak. Seçim olsa da olmasa da Kürt-İslamcıların tabutu kaldırılacak.

İsterseniz AKP-DTP koalisyonu kurun, isterseniz PKK’yı düz ovaya indirin, isterseniz 1 Mart’ta yapmak istediğiniz gibi 80 bin ABD askerini vatan topraklarına sokun.

Bu vatan bu millet sizi temizleyecek. Sadece şehit cenazelerinde değil, bu vatanın hiçbir köşesinde Kürt-İslamcılara yer yok artık.

Cumhuriyet Mitinglerine koşan milyonlar şimdi Bayrak Mitinglerine koşun. Yarın ise Milli Mücadele’nin mevzilerine. Ata’mız ve şehitlerimiz bu vatanı bize oy sandığıyla değil, Dumlupınar’ın kızıl meydanında kanlarıyla bağışladı. Edirne’den Hakkari’ye, Kerkük’ten Karabağ’a kadar bu halk İkinci Kurtuluş Savaşı’na hazır.

Bülent Arınç, Manisa’da katıldığı şehit cenazesinde “Manisa seninle rezil oluyor”, “Meclis Başkanı, şehit düşmanı”, “PKK Meclis’te”, “AKP-PKK omuz omuza” ve “Arınç oğlunu Şırnak’a gönder” gibi sloganlarla protesto edildi. Yoğun protestolar yüzünden cenaze törenini erken terk etmek zorunda kalan Arınç’ı öfkeli kalabalığın elinden polis koruması kurtardı.

Hep aynı laf: “İstismar etmeyin…”

Yani?

“Yuhlamayın…”

Deniyor ki, “cami avluları, bir partinin gençlik kollarına mensup tiplerle dolduruluyor, amigo gibi bağırtılıyor, provokasyon yapılıyor.”

Soralım o halde…

Danıştay katliamından sonra, aynı camide, aynı bakanlar yuhlandı, kafalarına bardak fırlatıldı… Ülkücü müydü onlar?

Danıştay katliamından sonra, bakanlar yuhlanıp, kafalarına bardak fırlatılınca… O dönemin Genelkurmay Başkanı olan, sizin yere göğe sığdıramadığınız Hilmi Özkök, “halkın tepkisi, hakikaten takdir edilmeli, ama bir günle kalmamalı, daimilik kazanmalı” demedi mi? Hilmi Özkök, hangi partinin gençlik kollarına mensup?

Abdüllatif Şener…

MHP’li mi?

Neden öbür bakanların taziyesi bile kabul edilmezken, onun eli “onurlu bakan” diye sıkılıyor? Şehit eşleri provokatör mü?

Ve, birkaç soru daha…

Alt tarafı, kendi otomobilinin yerine bir başkası parketti diye, plakasını nal gibi yazıp, yarım sayfa “böyle hayvanlık olur mu?” diye makale döşenenler… Neden şimdi, “şehit haberlerini büyütmek doğru değil” diye akıl veriyor?

İş arkadaşı otobüs altında kalınca, “bu şoförü asın” diye yazanlar… Neden şimdi, “sağduyu çağrısı” yapıyor?

Şehit cenazesinde öfkesine yenilip, bağıranlara, “yakışıksız oldu, istismar oldu” diye ağız burun kıvıran yazarlarımız… Neden, “subaylar niye hiç ölmüyor” diye sorana, bir satır olsun dokunmadınız?

Son bir haftada 16, son bir ayda 30 şehit verdik… Hükümet’i kınayanları kınıyorsunuz… Şu AB’yi neden kınamıyorsunuz, “iki kelimeyle bile kınamıyor” diye?

Çocuğunu taa Amerikalar’da okutan arkadaş… Şehit binbaşı oğlunun, 5 gün sonra ÖSS’ye nasıl gireceğini merak ediyoruz…

Sen etmiyor musun?

Yok mu bi burs murs?

Uzatmayayım…

Şehide kahrolmanın, haykırmanın, partisi, sağcısı solcusu olur mu kardeşim?

Aklınızı mı yitirdiniz siz?

Zaten gelmiyorsunuz cenazeye…

Acımıza karışmayın bari.

Yazı kategorisi: AK Parti, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi, Cumhuriyet, Terörizm | Yorum Yok »

Bucak Konuştu: Bu Bir Komplodur

Yazan: skyturkvngenc Haziran 23, 2007

Bucak, Ankara’da düzenlenen ”Kaldırım Operasyonu”nun siyasi komplo olduğunu öne sürdü.

Demokrat Parti’nin (DP) Şanlıurfa’dan 1. sıra milletvekili adayı olan Sedat Edip Bucak, Ankara’da polis tarafından düzenlenen ”Kaldırım Operasyonu”nun siyasi komplo olduğunu savundu.
Seçim çalışmaları için THY’ye ait tarifeli bir uçakla memleketi Şanlıurfa’ya gelen Bucak, partililerce karşılandı.

DP Şanlıurfa İl Teşkilatı ve milletvekili adaylarıyla görüşen Bucak, daha sonra VIP salonunda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevapladı. Bucak, ”Sizin isminizin de geçtiği bir operasyon var.
(Kaldırım Operasyonu) Neler söyleyeceksiniz?” şeklindeki bir soruya, ”Bunun siyasi bir komplo olduğunu herkes biliyordur. O nedenle bunu anlatmaya hiç gerek yok” yanıtı verdi.
Bucak, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nce onanan hakkındaki 1 yıl 15 günlük hapis cezasının milletvekilliği adaylığını etkileyip, etkilemeyeceği şeklindeki bir başka soruya ise ”Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) açıkladığı bir karar var, engel değildir. Ama engel olmasını isteyen bazı siyasiler var. Onun cevabını da millet verecek” diye cevap verdi.

Adının her seçim döneminde bazı olaylarla anılmasının kendisini rahatsız edip etmediği yönündeki bir başka soru üzerine Bucak, şunları söyledi:
‘Bu siyasi bir komplodur. Her şeyin içeriğine bakılırsa iyi anlaşılır. Yargıtay kararı tasdik etmiştir. Herhangi bir şeye engel değildir. YSK bunu açıklamıştır. Engel olsa bile ben Demokrat Parti’liyim, sonuna kadar da Demokrat Parti’deyim

Yazı kategorisi: Cumhuriyet | Yorum Yok »