İşte Türkiye!

Türkiye’den çıkan ve Türk’ü arkadan vuranların maskesinin düştüğü yer!

Arşiv 'DTP' Kategori


fıkralar

Yazan: skyturkvngenc Eylül 22, 2007

  FAHRİ DOKTORA

………Zenginlerden biri bir üniversiteye yüklü miktarda bagis yapmis. Yaptigi bu bagistan ötürü ona “Fahri Doktora” lik vermisler. Ancak eve geldiginde karisi :

- Sen doktor oldun. Bende istiyorum. Git bir bagista benim için yap. Banada doktoralik al demis.

- Yaw etme eyleme. Bak ya verirler ya vermezler.

. . ….Adam yine gitmis üniversiteye. Rektörle görüsmeye baslamis.

- Yaw ben doktor oldum. Ancak benim karimda istiyor. Evde huzur kalmadi. Bir bagis daha yapsam

onada doktoralik alabilir miyiz ?

- Tabii. Neden olmasin.

…….Adam yine yüklü miktarda bagis yapmis üniversiteye. Karisi da doktor olmus. Bir süre sonra karisi :

- Beey. Git bizim ata da doktoralik al. Sen doktor oldun, ben doktor oldum hayvan komplekse girdi.

- Yaw olur mu hanim. Ata doktorluk verirler mi.

- Ama hayvan yemeden içmeden kesildi. Çabuk git ona da doktorluk al.

- Valla ya olur, ya olmaz. Ben giderim rektörle görüsmeye.

……..Adam yine üniversitede. Rektörle görüsüyor.

- Rektör bey. Ben doktor oldum, karim doktor oldu. Bizim at bunalim geçiriyor. Hayvan komplekse girdi

Bir bagisda onun icin yapsam ona da doktorluk verir misiniz?

. ….Rektör bir süre düsünmüs.

- Tabii. Neden olmasin. Simdiye kadar ne eseklere doktorluk verdik… . . . :)))



Yüzme Yarisi

. . . . . Bir gün çok özürlüler arasinda yüzme yarisi yapilacak. Yarismacilar geliyorlar

kulvarlarin basina. Bir tanesinin kollari yok, bir tanesinin bacaklari yok, bir tanesinin

belden asagisi yok ve bi tanesi de sadece kafa.

. . . . .Diziliyorlar kulvarlarin basina. Silah sesi duyuluyor. Hep birden atliyorlar havuza

Yaris basliyor. Kollari olan kollarini çirpiyor, bacaklari olan bacaklarini çirpiyor. Ama

kafa meydanda gözükmüyor. Aradan 2 dakika geçiyor. Diger yarismacilar 2. tura basliyorlar

ama kafadan hala haber yok. Yarisi durduruyorlar. Hemen bir dalgiç ekip yolluyorlar

havuzun dibine. Bir bakiyorlar kafa havuzun bir kösesinde duruyor. Hemen tutup çikartiyorlar

disari. Kafa disari çikar çikmaz derin bir nefes aliyor.

Soruyorlar.

- Yaw noldu birader.

Kafa cevap veriyor.

- Sorma abi kramp girdi. Kramp. . . . . : D



Polis oluyor.

…. Polisin biri birgün kumsalda gezinirken kumla garip sekiller yapan cocuk gormus.

Yanina gitmis.

-Cocugum sen ne yapiyorsun

-Polis yapiyorum

-Nasil yapiyorsun

-Kum katiyorum, su katiyorum, bok katiyorum polis oluyor.

-Ne ! Bok katiyorsun haa !

-Al sana

Cocugu bir guzel dovmus. Ertesi gun gelmis bakmis cocuk yine orada

-Cocugum sen ne yapiyorsun

-Polis yapiyorum

-Nasil yapiyorsun

-Kum katiyorum, su katiyorum, bok katiyorum polis oluyor.

-Ne ! Bok katiyorsun haa !

-Al sana

Cocugu yine dovmus. Ertesi gun gelmis bakmis cocuk yine orada. Gitmis yanina.

-Cocugum sen ne yapiyorsun

-Asker yapiyorum

-Nasil yapiyorsun

-Kum katiyorum, su katiyorum asker oluyor.

-Bok katmiyor musun ?

-Yoooo. Bok katinca polis oluyor ! ! !



Müdürler

…. Bir gün insanin iç organlari toplanmis bir karara varmaya çalisiyorlar.

“Durumumuz hiç iyi degil. Yeni bir sistem gerek. Yeni bir yönetici gerek”

Beyin ilk yönetici adayi olarak geliyor…

- En iyi düsüneniniz benim. Ben olmasam düsünemezsiniz. Ben yönetici olucam

Arkadan ayaklar geliyor…

- Sizi ben tasiyorum. Ben olmasam yürüyemezsiniz.

Sonra mide geliyor…

- Yediklerinizi ben sakliyorum ben müdür olucam.

Böylece bütün organlar geliyor ben müdür olucam diyor.

Ama bu görüsmeye götü çagirmiyorlar bile. Bu duruma göt çok bozuluyor ve kendini kapatiyor.

Aradan bir hafta geçiyor. Bakiyorlar durum daha kötüye gidiyor. Gidiyorlar götün yanina…

-Ne olur aç kendini

diyorlar. Götde

-Müdürlügü bana verirseniz açarim kendimi diyor.

Vermiyorlar müdürlügü. Bir hafta geçiyor üstünden. Durum hepten kötüye gidiyor. Diger

organlarda derman kalmiyor. Gidiyorlar götün yanina.

-Tamam. Aç kendini. Müdürlükte senin olsun. diyorlar

. . . . . . . . O gün bugündür bütün götler müdür…



Felsefe

. . . . . Temel kahveden içeri girmis. Bir bakmis adamin biri gömülmüs kitaplarin arasina

biseyler okuyor. Merak etmis gitmis yanina. Sormus.

- Hemserim. Sen ne okuyon böyle.

- Sssshhhttt. Felsefe okuyorum.

- Felsefe mi ? O ne ula ?

- Simdi sana anlatsam anlamazsin. Ben iyisi sana bir örnek vereyim. Senin evinde akvaryum var mi?

- Heee. Vaaar.

- Evinde akvaryum varsa demek ki sen hayvanlari seviyorsun.

- Heeee seviyorum.

- Hayvanlari seven insanlari da sever.

- Heee seveeeer.

- Sen evlisindir.

- Evet evliyiim.

- Senin çocuklarinda vardir.

- Heee vaaaaar.

- Demekki sen ibne degilsin !!!

. . .

. . Bu is Temel’in çok hosuna gitmis. Ertesi gün ayni kitaplardan kendiside almis. Oturmus

kahveye baslamis okumaya. O sirada Dursun gelmis.

- Ula Temel ne okuyorsun öyle ?

- Sssshhhhttt. Felsefe okuyorum.

- Ula felsefede neymis.

- Simdi sana anlatsam anlamazsin. Ben iyisimi sana bir örnek vereyim. Senin evinde akvaryum

varmi?

- Hayiir. Yoook.

- Hadi ordan ibne seni ! ! !

Yazı kategorisi: AGİT, AK Parti, Abdullah Gül, Abdullah Öcalan, Abdurrahman Boztaş, Ahmet Burak Erdoğan, Almanya, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi, Ata, Atatürk, Atilla Yayla, Avrupa Birliği, Aziz Karaca, Baran, Bilderberg, Bokakıtan, Bülent Arınç, Büyük Ortadoğu Projesi, BİM, CSI, Cem Uzan, Citibank, Cumhuriyet, Cüneyt Zapsu, DTP, Demokratik, Deniz Baykal, Destekleyenler, Devlet Bahçeli, Doğu Perinçek, cimbom, dış politika | Yorum Yok »

Meclis’te MHP-PKK kardeşliği

Yazan: skyturkvngenc Ağustos 16, 2007

PKK’yla el sıkışan milliyetçi olabilir mi?

22 Temmuz gecesi televizyon ekranlarına seçim sonuçları ilk düşmeye başladığında tartışılmaya başlanan en önemli maddelerden birisi MHP ile PKK’lıların Meclis’te nasıl bir arada bulunacağıydı.

Bahçeli meydanlarda ipler atmış, Türk milliyetçiliğinin temsilcisi olarak Türk milletinin oylarını toplamış ve şehit cenazelerinin hesabını soracağını söylemişti.

Mitinglerde bölücülüğe karşı bu derece esen gürleyen milliyetçi bir liderin PKK’lı milletvekilleriyle yan yana nasıl duracağı bilinmiyordu.

Seçim sonuçları kesinleşip de mazbatalar dağıtılmaya başladığına gazetelerde bir fotoğraf daha yayınlandı: MHP’li Deniz Bölükbaşı ile DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün Meclis’te karşılaşma anı. Ne olacağı hâlâ bir merak söz konusuydu.

Biz ise hiç merak etmiyorduk.

TÜRKSOLU’nu takip edenler bilir. MHP’nin milliyetçi olmadığını defalarca yazdık.

Ama, herhalde, Bahçeli’nin ceketini ilikleyip DTP’lilerin elini sıkacağını söyleseydik, birileri bize çok abartıyorsunuz derdi. Hemen malum hikayeyi anlatmaya başlardı: “MHP’nin tabanında iyi niyetli insanlar, onları kırmayalım, uzaklaştırmayalım…”

Ya da birileri diyecekti ki, “MHP’nin Meclis’te bulunması yine de faydalıdır. En azından PKK’lıları dengelerler.”

AKP’ye ve PKK’ya karşı solcuların CHP’ye, sağcıların da MHP’ye oy vermesi gerektiğini savunan birileri ise, AKP karşıtı cepheyi zayıflatmakla eleştirecekti bizi.

Sanırız “birileri” şaşırmış ve mahcup olmuştur artık…

Köklerini Kürt şeyhlerinde arayan milliyetçi olabilir mi?

Halbuki biz şaşırmadık.

22 Temmuz’dan önce Adıyaman’da MHP’nin birinci sıradan milletvekili adayı Mehmet Toprak’ın DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün bacanağı olduğunu ortaya koymuştuk.

Mehmet Toprak maalesef seçilememiş! Bahçeli ceketini ilikleyerek Ahmet Türk’le tokalaştığına göre, herhalde Toprak da milletvekili olsa, Türk’le sarmaş dolaş Genel Kurula girerlerdi.

Şaka bir yana, MHP ile DTP arasındaki akrabalık ilişkisi çok daha eskilere gidiyor ve bacanaklıktan daha yakın.

Bilindiği gibi DTP’nin (ve tüm Kürt örgütlerinin) doğal önderlerinden birisi Şeyh Sait’tir. Şeyh Sait, Kürt ve Şeriatçıdır. Nakşi Şeyhidir.

MHP’lilerin de “çağımızın Yesevisi” diye saygı duydukları, resmini il ve ilçe binalarına astıkları Şeyh Arvasi de Kürt ve Şeriatçıdır. Ne büyük tesadüf ki o da Nakşidir.

Hem PKK’nın hem de MHP’nin Nakşi Kürt Şeyhlerini lider bellemesi garip bir tesadüf sayılmasın.

MHP örgütlerine bakın, Kürtlerin adeta bir istilası altında değil midir? MHP’yi destekleyen gazetelerin sahiplerinden tutun, Ülkü Ocakları Başkanlarına kadar ünlü MHP’li simaların arasında bu kadar çok Kürt olması da mı bir tesadüftür?

Ya Bahçeli’nin Güneydoğu’da propaganda yürütülürken Kürtçe kullanabilirsiniz genelgesine ne demeli?

Hatırlanırsa, 2006 yılındaki Erciyes Kurultayı’nda da Kürtçe türküler eşliğinde halaylar çekilmişti.

MHP Diyarbakır İl Başkanı da il kongresinde Kürtçe konuşma yapmıştı.

Dolayısıyla özellikle Güneydoğu ve Doğu’daki parti örgütlerinin büyük çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bir partiyle karşı karşıyayız. Öyleyse ne farkı kalıyor ki MHP’nin DTP’den?

Üstelik bu gerçeği MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır da seçimden önce verdiği bir demeçte şöyle ifade ediyordu: “Göreceksiniz, Diyarbakır, Hakkari, Van, Şırnak gibi pek çok ilden milletvekili çıkaracağız.”

Kısacası, ne kökenindeki Kürt Şeyhlerinden ne örgütündeki bunca Kürtten ne de Kürtçe konuşulan kongre ve mitinglerinden rahatsız olmayan bir “milliyetçi” partiyle karşı karşıyayız.

Açıkçası böyle bir partinin Türk milliyetçisi olamayacağı ortadadır. “Ne milliyetçisi” olduğuna da siz karar verin.


ABD eski büyükelçisi Grossman, seçim öncesi mitinglerin en heyecanlı günlerinde “Amerikan karşıtlığı üzerinden oy toplayan partileri affetmeyiz” şeklinde sert bir uyarı açıklaması yapmıştı. bomba açıklama Bahçeli’den geldi: “ABD’yi ikna eder, Kuzey Irak’a gireriz.” Hem de Grossman’ın açıklamasının hemen ertesi günü. Üstelik, sorulan bir soruya yanıt olarak değil, Hürriyet yazarlarını bizzat MHP Genel Merkeze çağırarak…

PKK’lıyı alkışlayan bir lider
milliyetçi olabilir mi?

Bahçeli’nin DTP’lilerin elini sıkmasının pek çok anlamı bulunmaktadır.

Öncelikle, Bahçeli’nin konuyla ilgili açıklamasına bir bakalım.

Ne diyor Bahçeli?

“Uzatılan eli sıkarız. Havada bırakmayız. Ama diğer elleriyle Mehmetçiğe kurşun sıkana izin vermeyiz.”

Bahçeli’nin bu açıklamasına DTP tarafından yanıt gecikmedi:

“Biz uzlaşma ve diyalog istiyoruz. Bizim elimiz zaten hiçbir zaman silah tutmadı.”

Buyrun buradan yakın!

İşte MHP’yi mat eden açıklama.

Bölücü bölücüdür. Eli silah tutan ve tutmayan olarak ayrılmaz.

Bir bölücüyü tehlikeli yapan silaha başvurması değil, Türkiye’yi bölmek istemesidir. Bu isteği silahla yapmak isteyenlerle milletvekili olup yapmak isteyenler arasında herhangi bir ayrım bulunmamaktadır. Zaten DTP ile PKK arasında herhangi bir çekişme, çatışma ya da husumet yoktur. Tersine DTP, PKK’nın yapmak istediklerini yasal olanaklarını değerlendirerek gerçekleştirmek için kurulmuş bir partidir.

Dolayısıyla Meclis’e girmiş bir PKK’lıyla dağa çıkanı arasında hiç ama hiçbir fark yoktur. Aksine, Meclis’e girmek PKK açısından önemli bir yasal mevzi ve siyasi bir zaferdir. Böylece Kürtçülük ve bölücülük meşrulaşmış olmaktadır.

Ahmet Türk’ün elinin sıkılmasının böyle bir anlamı bulunmaktadır. Üstelik bu el sıkma hadisesi bir anlık gafletin sonucu değildir. Uzatılan eli geri çevirmemekle de alakası yoktur.

Hatırlayalım, geçtiğimiz sene şehit cenazelerinde hükümet protesto edilirken MHP lideri Bahçeli ülkücüleri evde oturmaya davet etmiş ve sükûnet çağrısı yapmıştı. Tam da tüm milletin sokaklarda terörü lanetlediği günlerde sükûnet telkininde bulunmak bir tek PKK’nın işine yarayabilirdi. Nitekim Ahmet Türk de Bahçeli’nin bu tavrını öven bir açıklama yapmıştı. Dolayısıyla Türk ile Bahçeli arasındaki bu tokalaşma aslında birkaç sene öncesine gitmektedir.

Zaten yemin törenindeki bu uzlaşma tablosu tokalaşmayla da sınırlı kalmadı. DTP’li milletvekillerinin Türkçe yemin etmesi üzerine her yemin eden DTP’liyi alkışlayan yine Bahçeli oldu.

Şimdi soruyoruz, bugün Türkçe yemin etti diye DTP’li alkışlayanlar, yarın eyalet yasa tasarısını önüne getirdiğinde de “silaha değil yasal yollara başvurduğunuz için sizi tebrik ediyorum.” diye alkış tutacak mıdır?


Bilindiği gibi DTP’nin (ve tüm Kürt örgütlerinin) doğal önderlerinden birisi Şeyh Sait’tir. Şeyh Sait, Kürt ve Şeriatçıdır. Nakşi Şeyhidir. MHP’lilerin de “çağımızın Yesevisi” diye saygı duydukları, resmini il ve ilçe binalarına astıkları Şeyh Arvasi de Kürt ve Şeriatçıdır. Ne büyük tesadüf ki o da Nakşidir. Hem PKK’nın hem de MHP’nin Nakşi Kürt Şeyhlerini lider bellemesi garip bir tesadüf sayılmasın. MHP örgütlerine bakın, Kürtlerin adeta bir istilası altında değil midir? MHP’yi destekleyen gazetelerin sahiplerinden tutun, Ülkü Ocakları Başkanlarına kadar ünlü MHP’li simaların arasında bu kadar çok Kürt olması da mı bir tesadüftür?Ya Bahçeli’nin Güneydoğu’da propaganda yürütülürken Kürtçe kullanabilirsiniz genelgesine ne demeli? Hatırlanırsa, 2006 yılındaki Erciyes Kurultayı’nda da Kürtçe türküler eşliğinde halaylar çekilmişti. MHP Diyarbakır İl Başkanı da il kongresinde Kürtçe konuşma yapmıştı. Dolayısıyla özellikle Güneydoğu ve Doğu’daki parti örgütlerinin büyük çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bir partiyle karşı karşıyayız. Öyleyse ne farkı kalıyor ki MHP’nin DTP’den?

Bir milliyetçi Apo’yu yakalar da nasıl asmaz?

O ünlü tokalaşma hikayesinin bir başka boyutu daha var. Ahmet Türk’un elini sıkan elin aynı zamanda meydanlarda ip atan el olması PKK açısından bir başka büyük başarıdır. Böylelikle PKK’ya en çok karşı çıkan parti PKK’nın Meclis’te bulunmasına ikna edilmiş olmaktadır. Bu Kürtler açısından büyük bir zaferdir. Böylelikle en milliyetçi görünen parti bile Kürtlerin Meclis çatısı altında PKK propagandası yapmasına ses çıkaramaz hale getirilmiş olmaktadır.

Ancak yaşanan bu zafer havasının yanıltıcı olduğunu Kürtlere hatırlatmak isteriz. Zira MHP, Türk milletinin PKK karşıtı duygularının sonucu olarak oy almış olabilir. Ama o hislerin temsilcisi olmadığı da ortadadır.

MHP sizin elinizi sıkabilir, ama Türk milleti elinde silah olsun olmasın, bölücünün elinin sonuçta Apo’nun eli olduğunu bilmektedir. Ve Apo’nun eli sıkılmaz…

Çünkü o el Türk’ü kesmek, yok etmek için uğraşmaktadır.

Ancak tren çoktan kaçmıştır. Artık iş işten geçmiştir. İmralı’daki Apo’yu asmak eskisine göre daha zordur. Yakalanır yakalanmaz idam edilmesi gerekirdi.

1999 yılını hatırlayalım. Apo yakalandığında Türkiye’de bayram havası vardı. Artık teröristbaşı yakalanmıştı. Cezası verilecekti. 30 bin şehidin anası, babası, kardeşi, eşi… Onbinlerce gazimiz… Ve Türkiye’nin bölünmesine karşı çıkan milyonlarca Türk evladı… Herkes bölücü terörün hesabının sorulacağını düşünüyordu.

Ancak hiç de sanıldığı gibi olmadı.

Apo’nun ABD tarafından idam edilmemesi şartıyla Türkiye’ye teslim edildiği daha sonra ortaya çıktı. Bu noktada MHP de üzerine düşeni yapmış, Apo’yu asacağız (aynen 22 Temmuz’daki gibi) propagandasıyla 1999 seçimlerinde oy toplamış ama iktidarı boyunca bunu gerçekleştirmek için hiçbir şey yapmamıştı.

Hatta, 2002’de Meclis tarafından kabul edilen idam cezasını kaldıran 3 Ağustos kararlarının altında MHP’nin de imzası vardı. Bugün MHP, idam oylamasında hayır oyu kullandıkları propagandasını yapıyor, halbuki MHP madem idamın kaldırılmsına o kadar karşıydı, bunu engelleseydi. Bu gücü vardı. Örneğin MHP’liler toptan istifa edip sistemi tıkayabilirdi.

Ya da 3 Ağustos kararlarından sonra yapılan erken seçim resti, kararlar alınmadan önce çekilebilirdi.

Yani MHP istese idamın kaldırılmasını engelleyebilirdi.

Ama bunu yapmadı. ABD’nin kurduğu bir partinin, ABD’nin Apo’yu teslim ederek Türkiye’yi teslim alma politikasına karşı çıkacağını beklemek de zaten doğru olmazdı.

O yüzden, meydanlarda ip atan bir liderin bugün Ahmet Türk’ün elindeki ipin bir ucunu tutması kimseyi şaşırtmasın.

O ipin üstünden şu an Apo atlıyor!

MHP’nin Amerikancılığı
nereden geliyor?

ABD’nin örgütlediği bir parti
milliyetçi olabilir mi?

MHP’yi bugün PKK’lıların elini sıkmaya götüren şey MHP’nin “milliyetçilik” anlayışıdır. Dikkat ederseniz tırnak içinde kullanıyoruz milliyetçi kelimesini.

Çünkü MHP milliyetçi bir parti değildir.

Milliyetçi olmanın dünya çapında bir tanımı vardır. O tanımın da bir numaralı unsuru milletleri ortadan kaldırmaya çalışan her tür ideolojiye karşı çıkmaktır.

İkincisi, emperyalizme, yani emperyalizmin her türlü askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel saldırılarına karşı çıkmaktır.

Bu tanıma MHP uymamaktadır. Üstelik yalnızca bugün değil, bir parti olarak kurulduğu günden beri uymamaktadır. Çünkü MHP milliyetçi bir parti olarak değil, komünizm karşıtı Amerikancı bir parti olarak kurulmuştur.

ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası, Soğuk Savaş doktrini çerçevesinde, tüm Üçüncü Dünya’da örgütlediği anti-komünist hareketlerden birisidir MHP.

Bu nedenle, MHP’nin tarihinde Amerikan karşıtı mitingleri bulamazsınız, ama devrimci gençlerin antiemperyalist eylemlerine MHP’liler tarafından nasıl saldırıldığını görebilirsiniz. O günlerde devrimci gençler Amerikan karşıtı mitingler yaparken, MHP’liler “komünizmi tel’in mitingleri” düzenliyordu.

Devrimci gençler “Altıncı Filo defol” derken, “NATO’ya Hayır” diye haykırırken MHP’liler “komünistler Moskova’ya” diyordu.

Devrimci gençler Amerikalıları, MHP’liler ise devrimci gençleri kovalıyordu.

5000’e yakın vatan evladına kurşun sıkıp hayatını sonlandıran da aynı faşist mantıktı. MHP açısından “Türkiye’yi komünizmden korumak bir vatan savunması demekti.”

Halbuki MHP’nin savunduğu vatan Türkiye değil, ABD’ydi. Bu MHP’yi örgütleyen isimlerin bir bir CIA ajanı çıkmasıyla birlikte zaman içerisinde kanıtlandı.

MHP, tüm dünyadaki antiemperyalist yükselişe karşı önlem almak isteyen ABD’nin kurduğu antikomünist “paramiliter” örgütün Türkiye’deki koludur. MHP’nin önde gelen isimlerinden Fethi Tevetoğlu’nun Amerikan bayrağını öperken çekilmiş resminin aslında büyük bir anlamı bulunmaktadır. Ve tabii ki Türkeş’in de İsrail bayrağı altındaki resmini unutmayalım.

Daha önce TÜRKSOLU’nda yazdığımız bir başka gerçeği daha hatırlatalım. CIA’nın 1959’dan 1971’e kadar Türkiye İstasyon Şefliğini yürüten Özbek asıllı ajanı Ruzi Nazar, MHP’yi örgütleyen ABD’li ajanların en ünlüsüdür. Ruzi Nazar hakkındaki bir başka önemli bilgi de İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin SSCB’yi işgali sırasında onlarla işbirliği yapan Özbeklerden biri olmasıdır. ABD’ye iltica eden ünlü Nazi Generali Gehlen gibi o da, İkinci Dünya Savaşı’nı Nazilerin kaybetmesi üzerine antikomünist mücadeleyi ABD’de sürdürmeye karar vermiş ve CIA’nın kuruluşunda da yer almıştır.

Nazar’ın MHP ile ilişkileri o denli sıkı fıkıdır ki, Türkiye’den sonra görev yaptığı Almanya’da da üstlendiği görev MHP’nin yurtdışı örgütünü kurmak olmuştur. MHP’li katilleri yurtdışına kaçıran şebekeyi de bizzat Nazar oluşturmuştur.

ABD’ye karşı çıkmayan
milliyetçilik olur mu?

Çok fazla uzatmayacağız.

MHP’nin kuruluşundaki ABD etkisi konusunda zaten Türkiye’nin büyük çoğunluğu hemfikirdir.

MHP’nin 80 öncesi üstlendiği misyonu da sanırız kimseye hatırlatmaya gerek yok.

Bunu da herkes kabul ediyor, ama MHP’nin artık değiştiği ve eski ülkücü kimliğinden sıyrılarak modern bir milliyetçi parti olduğunu savunan ve CHP’yi beğenmeyen Atatürkçülere adres olarak gösteren anlayışa da karşıyız.

MHP’nin bırakın “modern” milliyetçi olmayı, “milliyetçi” bile olmadığını görmek gerekiyor.

Seçimlerden önce yapılan çeşitli açıklamalarda bu zaten anlaşılıyordu.

Örneğin Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır, “AB’ye bugün hayır diyoruz, ama karşı değiliz” şeklinde bir açıklama yapmıştı.

Bu konudaki en önemli açıklama ise Bahçeli’den geldi.

ABD eski büyükelçisi Grossman, seçim öncesi mitinglerin en heyecanlı günlerinde “Amerikan karşıtlığı üzerinden oy toplayan partileri affetmeyiz” şeklinde sert bir uyarı açıklaması yapmıştı. Bu açıklamanın AKP’ye karşı muhalefet yürüten CHP ve MHP’yi hedef aldığı ortadaydı. İki parti de “Sana mı soracağız” şeklinde “milli” bir tavır almak yerine, söylemlerinde bir değişikliğe gitti.

Yanlış anlaşılmasın, Amerikan karşıtı söylemleri bırakmadılar. Çünkü öyle bir söylemleri zaten yoktu.

Ancak, ABD’nin “affetmeyeceğinden” ürkerek Amerikancı söylemlere başvurdular.

Baykal “ABD stratejik müttefikimiz. Biz çuval olayından sonra bile Amerikan aleyhtarlığı yapmadık” gibi demeçler verirken, bomba açıklama Bahçeli’den geldi: “ABD’yi ikna eder, Kuzey Irak’a gireriz.”

Hem de Grossman’ın açıklamasının hemen ertesi günü. Üstelik, sorulan bir soruya yanıt olarak değil, Hürriyet yazarlarını bizzat MHP Genel Merkeze çağırarak…

Tüm Türkiye, şehit cenazelerinde PKK’yı destekleyen ABD’ye lanet okurken…

Genel Kurmay Başkanı Kuzey Irak’a girmemiz lazım, gerekirse Barzani ve ABD’yle de çatışırız gibi açıklamalar yaparken…

Komutanlar “Kimi müttefiklerimiz terörle mücadelede bizi yalnız bırakıyor, hatta PKK’ya siyasi ve lojistik destek sağlıyor” serzenişinde bulunurken…

Ve tüm Türkiye, Ordu’nun terörün kökünü kurutması için Kuzey Irak’a bir operasyon düzenlemesi gerektiğini düşünürken…

O çok milliyetçi ve PKK karşıtı partimiz MHP çıkıp terörü ABD ile işbirliği içinde halledecekleri mesajı veriyordu.

Yani MHP, terörü hiçbir zaman halletmeyeceğini açıklıyordu.

Şimdi bu partinin Mecliste PKK’lıların elini sıkması niye şaşırtıcı olsun ki?

Bir milliyetçi Kürtçeyi nasıl serbest bırakır?

Bahçeli’nin Ahmet Türk’ün elini sıkması büyük gürültü kopardı, ama nedense kimse DTP’liler Türkçe yemin etti diye alkışlamasına o kadar önem vermedi.

Bahçeli yaptığı açıklamada, DTP’lileri Kürtçe yerine Türkçe yemin ettikleri için alkışladığını belirtti.

Sonuçta alkışlanan PKK’lıdır. Bundan bahsettik zaten. Ancak gözden kaçan bir unsur daha var.

DTP’liler yemin töreninden günler önce zaten Kürtçe yemin etmeyeceklerini açıklamışlardı. Hatta, Ahmet Türk, “O dönemin şartları farklıydı. Öyle yapmak gerekiyordu. Bugün ise farklıdır. Biz gerilim istemiyoruz.” dedi. Yani, DTP’liler açısından değişen bir şey yok. Ne Kürtçe yeminin bir özeleştirisini yapıyorlar ne de bundan sonra Kürtçe konuşmayacaklarını ifade ediyorlar.

Ancak daha da önemli bir husus var.

DTP’lilerin açıklaması incelenirse, neden Kürtçe yemin etmedikleri anlaşılacaktır.

Bugün DTP’lilerin Kürtçe yemin etmeye ihtiyacı kalmamıştır. Dedikleri gibi, “o günün şartları onu gerektiriyordu.” Çünkü o gün, yani, 16 yıl önce, PKK’nın Kürtçeyi meşrulaştırmak gibi bir politikası vardı. Bu politika uyarınca DEP’liler Meclis’te Kürtçe yemin etmişlerdi.

Bugün ise Kürtçe çoktan meşrulaşmış durumdadır.

O yüzden Kürtçe yemin etmeye gerek kalmamıştır.

Üstelik Kürtçenin meşrulaşmasında Bahçeli’nin en az Ahmet Türk kadar katkısı da bulunmaktadır. Çünkü Kürtçe konuşmanın, hatta Kürtçe eğitim ve Kürtçe yayın hakkını serbest bırakıldığı 3 Ağustos AB ile Uyum yasaları MHP iktidarı döneminde çıkmıştır.

Yani Bahçeli’nin ayakta alkışladığı aslında DTP’liler değil, Kürtçeyi serbest bırakan kendisidir!

O yüzden şaşılacak bir şey yoktur…

Zaten, Kürtçe konuşan vatandaşlarımızla bir sorunu olmadığını Bahçeli’nin kendisi söylememiş miydi? Hatta kongrede Kürtçe konuştuğu için büyük tepki alan Diyarbakır il başkanına sahip çıkan yine aynı Bahçeli değil miydi?

Dün kendi partisinde Kürtçe konuşana sahip çıkan Bahçeli’nin bugün de Meclis’te Kürtçe konuşanlara sahip çıkmasından doğal ne olabilir?

Daha kendi partisinde Kürtçe konuşmayı engellemeyen bir genel başkan, Türkiye’de Kürtçe konuşulmasını nasıl engelleyebilecektir ki?

Milliyetçi Ordu düşmanlığı yapar mı?

MHP 22 Temmuz seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra yaptığı ilk değerlendirmede Ordu’yu eleştiriyordu. Bahçeli aynen şöyle dedi:

“Meclis iradesine yönelik dışarıdan yapılma dayatma ve zorlamaların toplumda kabul görmediği ve iktidar partisine hak etmediği bir desteği sağladığı anlaşılmaktadır.”

Yani AKP’nin güçlenmesi kimin eseriymiş?

Sözde dayatmayı kim yaptıysa: Ordu ve Cumhuriyet mitingleri.

Öyle değil mi ya, Büyükanıt çıkıp Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığının engellemeseydi, hele hele Türk milleti Cumhuriyet mitinglerinde ayağa kalkmasaydı, AKP güç kazanmayacaktı!

Bu kadar da olmaz yani! CHP halkı oy vermedi diye suçlar. MHP de AKP’yi protesto edip Meclis iradesine dışarıdan dayatma yaptığı için!

İkisi de halk düşmanı yani.

Ancak MHP’nin açıklamasının Ordu ile ilgili kısmına dikkat çekmek isteriz.

Türkiye’de sağcıların klasik bir hastalığıdır Ordu düşmanlığı… Ordu’nun siyasete müdahaleleri aslında sağcı iktidarların ülkeyi bir müstemlekeye ve Şeriat karanlığına götürme projelerini engellemiştir. Türkiye’de sağcıların sınır tanımaz işbirlikçiliği ve gericiliği gün gelir Ordu’nun Atatürkçü kararlılığına toslar durur.

Özellikle MHP’de bu duygu çok güçlüdür. Zaten MHP, Türk-İslamcı geleneklere sahip bir partidir. Yani, Amerikancı olduğu kadar Şeriatçıdır da.

Bu yüzden de Ordu karşıtlığı derin bir şekilde bulunmaktadır. Hatırlayalım: Şemdinli’deki PKK Provokasyonunun hemen ardından, tüm Ordu ve Devlet düşmanı koro Büyükanıt’a yüklenirken Bahçeli “Ara rejim arayışında olanlara karşıyız” diyerek koronun içindeki yerini belli etmişti. Yani MHP bugün olduğu gibi o gün de PKK’yla aynı saftaydı.

MHP’nin önde gelenlerinden Meral Akşener’in Ordu düşmanı açıklamalarını hatırlatmaya da gerek yok sanırız. Son olarak birkaç ay önce, “Milliyetçilik aynı zamanda darbe karşıtlığıdır” demişti. Sanılmasın ki burada Amerikancı darbe 12 Eylül’ü eleştiriyor. Hayır, tersine, 28 Şubat’ın ne kadar halk düşmanı olduğundan bahsediyor. Zaten açıklamayı da Fethullah’ın gazetesi Zaman’a yapmış.

Bu, Akşener’in kişisel görüşleri sanılmasın.

MHP, “ara rejim arayışları”na o kadar karşıdır ki, Bahçeli, sırf Nokta dergisinin yayınladığı sözde darbe günlüklerinde ismi geçiyor diye 40 yıllık yol arkadaşı Ömer İzgi’nin ismini çizmiş, 22 Temmuz’da aday bile göstermemiştir.

Tüm bunlar alt alta konulunca görülmelidir ki MHP’nin “Muhtıra AKP’ye yaradı” açıklaması, AKP’nin seçimlerde aldığı yüksek oy oranının açıklama telaşının değil, MHP’deki köklü Ordu düşmanlığının bir sonucudur. Emin olun, AKP barajın altında kalsa ve MHP birinci parti bile olsa muhtıra karşıtı bir açıklama MHP’den yine gelecekti.

Hatırlanacağı üzere, 22 Temmuz’dan önceki dönemde de Bahçeli mitinglerde yaptığı konuşmalarda Cumhuriyet mitinglerini eleştirmişti. Nitekim, MHP Cumhuriyet mitinglerine de katılmadı.

Türkiye’yi AKP’ye teslim eden
milliyetçi olabilir mi?

Bugün Meclis çatısı altında PKK’yla tokalaşan MHP, bununla yetinmiyor, AKP’nin de önünü sonuna kadar açıyor.

22 Temmuz’un hemen ardından, AKP’nin milletvekili sayısının 352’de kalması üzerine, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ne olacağı tartışılmaya başlandı. Hatta meydanlarda birbiri hakkında çok ağır ifadeler kullanan MHP ve AKP’nin asla uzlaşamayacağı, bu nedenle AKP’nin DTP’nin desteğini alarak Cumhurbaşkanını seçmek zorunda kalacağı söylendi.

Ancak AKP’lilerin yüreğine su serpen açıklama Bahçeli’den gelmekte gecikmedi:

“Yeni bir kriz yaratmayacağız. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Meclise girip oy kullanacağız.”

Tabii bu AKP istediği ismi Cumhurbaşkanı seçebilir anlamına geliyordu.

Böylece AKP’ye karşı “sol oylar CHP’ye, sağ oylar MHP’ye” çağrısının ne büyük bir yanlış olduğu bir kez daha ortaya çıktı. MHP’nin AKP’ye karşı yürüteceği muhalefetin sınırları da belirlenmiş oldu.

MHP’nin verdiği bu açık çek sayesinde AKP istediği ismi Cumhurbaşkanı seçmiş olacak. MHP aynı politikayı, 5 yıl önce, 3 Ağustos yasalarının oylaması sırasında da yapmıştı. Oylamada red oyu vereceğini söylemiş ve oylamalara katılmıştı. Böylece o yasaların çıkmasını engelleme potansiyelini harekete geçirmemişti. Kısacası MHP, o dönem AB politikalarının yürürlüğe girmesi için “koltuk değnekliği” yapmıştı.

Anlaşılan MHP o günkü misyonunu devam ettiriyor.

Ancak MHP-AKP işbirliğinin bir başka boyutunu daha ortaya koymak gerekiyor. Bilindiği gibi 3 Kasım seçimleri ABD’nin Irak işgali öncesinde istediği hükümet formülünün oluşması için yapılmış bir baskın seçimdi.

ABD’nin ve AB’nin düzenlediği darbenin ardından DSP-MHP-ANAP hükümeti devrilmiş, Türkiye bir baskın erken seçime sokularak AKP iktidarına yol açılmıştı. MHP’nin o dönem Türkiye’nin erken seçime gitmesinde üstlendiği rolü unutanlar olmuş olabilir. Hatırlatalım.

Bahçeli, DSP-MHP-ANAP hükümetinde yaşanan istifaların ardından sözde rest çekmiş ve hükümete yönelik bir darbe girişimi olduğunu. Bunu bertaraf etmek için erken seçime gidileceğini açıklamıştı.

Sonuçta erken seçime gidildi ve AKP o seçimi kazandı. ABD’nin istediği olmuştu. Halbuki, ortalama zekaya sahip herkes, o seçimden hükümet üyesi tüm partilerin baraj altında kalarak çıkacağını görebiliyordu. Hatta Ecevit, seçimlerden sonra yaptığı açıklamada düşük oy alacaklarını bile bile Bahçeli’nin açıklaması sonucu erken seçime gitmek zorunda bırakıldıklarını söylemişti.

Kısacası, MHP, o dönem hükümeti deviren ve AKP’yi iktidara getiren planın çok önemli bir aşamasında üzerine düşeni yapmıştı.

Dün AKP’ye iktidarı hediye eden MHP’nin bugün de Cumhurbaşkanlığını hediye etmesinden doğal bir şey olamaz.

Dolayısıyla MHP’nin AKP’ye karşı tutarlı bir muhalefet yürütmesini kimse beklemesin. Nitekim, gerek Meclis Başkanlığı için yapılan oylamada MHP’nin kendi adayıyla çıkması, gerekse MHP’nin önde gelenlerinin ardı ardına “yumuşama mesajları” vermesi 22 Temmuz sonrası Meclisinin AKP açısından çok zorlayıcı olmayacağını gösteriyor.

MHP’nin AKP’yi Meclis’te köşeye sıkıştıracağını düşünenler sanırız gerçekleri artık görmektedir.

Anlaşılan MHP, Meclisi tıkayabileceği her noktada kendi adaylarıyla ortaya çıkacak ya da hayır oyunu kullanacak ve parlamenter oyunun bir parçası olarak kalacaktır. Ama sonuçta oy çokluğuna sahip AKP, istediği icraatları bir bir yerine getirebilecektir.

Halbuki, MHP, rest çekebilir, Anayasa değişiklikleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367’ye ihtiyacı olan AKP’yi köşeye sıkıştırabilirdi. Böylelikle AKP, DTP ile ittifaka mecbur bırakılırdı. Bu da AKP’nin sonu demek olurdu.

Halbuki MHP, uzlaşmacı bir tavır alarak AKP’nin elini güçlendirmiş oldu.

Şeriatçılarla kol kola türbanı savunan sözde milliyetçilik

Türkiye’de kimi Atatürkçü çevreler bir gaflet içinde. AKP’ye karşı MHP’den muhalefet bekliyor. Kimileri ise MHP’nin DTP’lilere karşı milliyetçiliğin sesi olacağını.

Şu 15 günlük süreç bile çok şeyi göstermiştir. MHP’nin ne AKP’ye ne de DTP’ye karşı bir muhalefet yürütme niyeti bulunmaktadır. Meclis tam bir “Körler sağırlar birbirini ağırlar” meclisi olacaktır.

Bu mecliste CHP kendisine verilen Atatürkçülük rolünü, MHP ise milliyetçilik rolünü oynayacak, ama AKP ve PKK git gide yol alacaktır.

MHP’ye umut bağlayanlar bu partinin sonuçta sağ bir parti olduğunu, hatta Amerikancı ve Şeriatçı bir parti olduğunu unutmasın. MHP’nin son seçimde kıyı şeridinde oylarını artırmış olması, daha önce sol partileri seçmiş laik kesimden oy aldığını göstermekte. Bunda temel etken Kürt istilasına yönelik tepkidir.

MHP’nin Kürt istilasına karşı bir barikat oluşturamayacağı da ortada. Bunu ayrıntılarıyla anlattık. Ama MHP, aynı zamanda AKP’nin Kürt-İslamcı iktidarına hiçbir şekilde alternatif olamaz. Çünkü MHP, AKP’nin Kürtçülüğüne karşı çıkmayacağı gibi, İslamcı kimliği nedeniyle Şeriatçılığına da karşı çıkmayacaktır.

Nitekim MHP’nin AKP iktidarı döneminde özellikle türban meselesiyle ilgili yaptığı açıklamaların unutulmaması gerekir. Rektörlerin ve YÖK’ün AKP’nin üniversiteleri medreselere dönüştürme çabalarına karşı yürüttüğü direnişe MHP kanadından destek değil eleştiri gelmişti. Nitekim, üniversitelerdeki pek çok ülkücü öğretim üyesi de son dört yıldır iktidarın karşısında değil yanında yer aldı.

MHP ile AKP arasında bir türban ittifakının olduğunun altını çizmek gerekiyor. Türkiye’de sağ partilerin kaderidir. Mesele türban oldu mu, din oldu mu, tarikat oldu mu aralarında kendiliğinden bir ittifak kurulur. Bunun örneklerini önümüzdeki dönemde sık sık yaşayacağız.

CHP’den adam olmaz, MHP’den olur mu?

Son dönemde “CHP’den adam olmaz” sözlerini çok sık işitiyoruz.

Doğrudur. Bunu zaten TÜRKSOLU da söylüyor. CHP’nin de Baykal’ın da değişeceğini kimse beklemesin.

Ama bu gerçek insanları bir başka yanlışa sürüklemesin.

CHP’den adam olmayacağı MHP’den adam olacağı anlamına gelmez.

Yıllarca CHP’ye oy vermiş insanların, bu seçimlerde PKK’ya karşı mücadele edeceğini düşünerek MHP’ye oy verdiğini gördük. MHP İstanbul gibi büyükşehirlerdeki oy oranını %5’lerden %10’lara yükseltti. İşte bu fark, MHP’nin milliyetçi olduğunu düşünen ve CHP’den adam olmayacağını bilen Atatürkçülerin oyudur.

Halbuki, MHP’den de adam olmaz.

MHP ne zaman milliyetçilik yapmış ki, şu Meclis’te yapmasını bekleyelim.

Son yaşananlar ve AKP iktidarı boyunca MHP’nin yaptıkları ve yapmadıklarını bir hatırlamak sanırız yanıtı vermektedir.

Bugün CHP’ye karşı mücadele gerçek Atatürkçülüğe ulaşmak için iyi bir başlangıçtır. Atatürkçülüğü yıllardır onu sömürenlerin elinden kurtarmanın artık vakti gelmiştir.

Aynı şekilde MHP’ye karşı verilecek mücadele de gerçek milliyetçiliğe ulaşmak için bir başlangıç olacaktır. Yıllardır milletimizin milliyetçi duygularını sömürenler, istismar edenler, meydanlarda ip atıp daha sonra Apo’yu kurtarmak için idamı kaldıranlar bugün milliyetçiliğin önündeki en büyük engellerdir.

Milliyetçiliği de MHP’nin elinden kurtarmanın vakti gelmiştir.

TÜRKSOLU yalnızca Atatürkçülüğün değil, milliyetçiliğin de sahtesine karşı gerçeğinin bayrağını yükseltmektedir.

Ve Türk milletini bu sömürgenlerin elinden kurtaracaktır.

TURKSOLU DERGİSİ

Yazı kategorisi: DTP, Demokratik, Devlet Bahçeli, PKK | Yorum Yok »

BAYKAL’IN AKP’Lİ ADAYINA DESTEK

Yazan: skyturkvngenc Ağustos 11, 2007

Zeki Sezer: Cumhurbaşkanlığı sürecinde CHP ile birlikte hareket edeceğiz

11.08.2007 17:43

CHP lideri Deniz Baykal’dan sonra cumhurbaşkanı adaylığı için AK Parti’li Murat Başesgioğlu ismine DSP de destek verdi.

Baykal ile aralarında küslük olmadığını açıklayan DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, cumhurbaşkanlığı sürecinde de CHP ile birlikte hareket edeceklerini söyledi.
 
Sezer, Baykal’ın destek verdiği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu için “Uzun yıllardır Parlamento’da ve Bakanlar Kurulu’nda görev yapan değerli bir siyasetçi ve devlet adamı. Açıkçası o ve benzerlerine itirazımız olmayabilir” dedi.
 
Ancak DSP lideri, Parlamento dışından bir kadın cumhurbaşkanı adayının daha uygun olacağını söyledi.
 
Sezer, Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Tülay Tuğcu veya Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu’nun aday gösterilmesine sıcak bakacaklarının mesajını verdi.

Yazı kategorisi: AK Parti, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi, DTP, Deniz Baykal | Yorum Yok »

Ortadoğu’da yeni ABD planı!

Yazan: skyturkvngenc Ağustos 7, 2007

“Irak’ta istediğini başaramayan, üstüne üstlük İran’ın daha da güçlenmesine neden olan ABD, çekilmeden önce bölgedeki İran karşıtı, bazıları şeriatla yönetilmesine rağmen ‘ılımlı İslam’ olarak nitelendirdiği Sünni bloğu silahlandırıyor.”

Analiz:
Mete Çubukçu - NTV

Türkiye seçim sathı mailinden henüz çıkmazken, Ortadoğu’da yeni bir yapılanmanın çalışmaları başladı. Irak’ın işgalinin hemen ardından sıkça dile getirdiğimiz, ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin yürümeyeceği ve rafa kaldırıldığı’ iddiamız artık doğrulandı. Savaş ve işgal politikalarının bölgeye demokratikleşme değil bilakis nefret tohumları ekeceğini söylemiştik; öyle de oldu.

ABD, işgalle birlikte hiçbir hesabını tutturamadığı gibi hiç beklemediği bir yapıyla karşı karşıya kaldı. Büyük Ortadoğu Projesi’ni rafa kaldıran ABD, şimdi de bölgeyi ‘yeniden silahlandırarak’ şekillendirmeye çalışıyor.

İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ VE PETROL

Ortadoğu’da ABD için sadece iki konu önemlidir; İsrail’in güvenliği ve petrol. Yeni yapılanmada da bu iki konu öncelik taşıyor. Önünde ise iki acil sorun var: Filistin ve Irak. Irak’ta istediğini başaramayan, üstüne üstlük İran’ın daha da güçlenmesine neden olan ABD, çekilmeden önce bölgedeki İran karşıtı, bazıları şeriatla yönetilmesine rağmen ‘ılımlı İslam’ olarak nitelendirdiği Sünni bloğu silahlandırıyor.

Oysa birkaç yıl önce bu ülkeleri silahlandırmak bir yana, Saddam Hüseyin’in sonunu örnek göstererek Suudi Arabistan, Mısır vb. ülkelerdeki rejimleri de değiştirmek istiyordu. Ancak Irak’taki ABD politikaları, Lübnan ve ardından Filistin’deki gelişmeler İran’ı güçlendirdi; bölgenin önemli bir aktörü haline getirdi; sokaktaki insanlar nezdinde prim kazandırdı.

Hizbullah, Hamas, Müslüman Kardeşler gibi örgütler yükselişe geçti. Irak’tan çekildikten sonra kontrolü kaybedeceğini anlayan ABD yönetimi, çıkar politikası gereği hemen çark ederek, baskıcı rejimleri yeniden desteklemeye karar verdi.

İnsan hakları, demokrasi, sivil toplum, kadın hakları gibi konulardan bölgeye yönelik yaklaşımı hiç de inandırıcı olmayan ABD, kendi ve İsrail’in bölgedeki varlığı açısından, İran’a karşı Arap diktatörlüklerine kesenin ağzını açtı. Şimdi demokrasi yerine silah ihracatına başlıyor.

SAVAŞ DA BARIŞ DA PARA EDER
Önümüzdeki 10 yıl içinde İsrail’e 30, Suudi Arabistan’a 20, Mısır’a 13 milyarlık silah yardımında bulunacak. Bu silahların bir kısmı satılacak, bir kısmı hibe edilecek. ABD, İran’a karşı kendi çıkarlarını koruma işini, sadece kendi yandaşı olduğu için ‘ılımlı İslam’ diye pazarladığı ülkelere ihale ederken, bölgede yarattığı karmaşık yapıdan da silah satarak büyük paralar kazanmayı planlıyor.

Yani neo-kapitalist mantık gereği her durumu paraya tahvil etmeyi başarıyor. Yani büyük şirketler için savaş da ‘sözde barış’ da fark etmiyor. Her ikisinin de emperyalist pazarda bir değeri var.

7 YIL SONRA NE OLDU?
Ama, her şey bu kadar basit değil tabii ki. Ortadoğu’da ne yaparsanız yapın Filistin sorunu çözülmeden başka adım atılmayacağı biliniyor. Bölgede hatta dünyanın bazı bölgelerindeki sorunların kaynağı İsrail işgali ve Filistin’e yıllardır reva görülen muameledir.

Bu sorunun çözümsüzlüğünde ABD ve İsrail’in varlığı kadar, Filistin yanlısı gibi görünen birçok Arap ülkesi de pay sahibidir. Ancak, bu kez bölgede kartların İran’ın eline geçtiğinin, Hizbullah, Hamas gibi örgütlerin kitleleri harekete geçirdiğinin farkına varan ABD, yandaşı Arap ülkeleri ile ‘iki devletli çözüm’ üzerinden Filistin devleti kurulması için çalışmaya başladı. İsrail de işin içinde.

Arap Birliği’nin İsrail’le ilişkisi bulunan Mısır ve Ürdün’ün dışişleri bakanları, İsrail’e giderek, birliğin 2000 yılındaki çözüm planını bir kez daha İsrail’e sundu. İsrail ise 2000’de yanına bile yanaşmadığı bu plana şimdi ‘evet’ diyor. ABD de bunu destekliyor.

Yani, 7 yıl önce çözümlenecek konu şimdi masaya getiriliyor. Çünkü ABD ve İsrail için şu anki konjonktür daha uygun. Yani, Filistin devletini istediklerinden, Filistinlilere acıdıklarından, çözüme ve barışa susadıklarından değil, sadece yeni planın daha rahat uygulanabilmesi için bu adımın atılmasını gerekli görüyorlar. İsrail’in Sünni Araplarla barışmasının yolu Filistin sorununu çözmekten geçiyor. Filistin sorununun çözümü, İran’ın elindeki kozu alacak, Hizbullah, Hamas gibi örgütler zayıflayacak, İsrail ile Sünni, müttefik, baskıcı Arap ülkeleri yeni silahları ile İran’ın karşısında duracak. ABD de politikalarını uygulayacak.

Tabii ki bu planı bölgenin koşulları ve pratiğinde hayata geçirmek pek kolay, Filistin devleti için, barış için çaba gösterdikleri iddiası ise inandırıcı değil.

SAHTE BARIŞ, SAHTE DEVLET
İsrail, ABD, Arap ülkeleri ve her şeye ‘evet’ diyerek tamamen bir kukla haline dönüşen Mahmud Abbas yönetiminin, Filistin’deki çözümü halkına inandırması çok güç.
Bu plan Hamas benzeri örgütlere verilen desteği artıracaktır. Filistin’de karşı taraf ile fazla içli dışlı olursanız inandırıcılığınızı yitirir, puan kaybedersiniz.

İsrail ile her konuda uzlaşmaya çalışan Mahmud Abbas ve imzalamaya çalıştığı barış planının akıbetinin böyle olması kaçınılmazdır. Detaylarını başka bir yazıya bırakarak, iki devletli çözüm; yani Filistin için öngörülen devletin 1967 öncesi sınırlarda, başkenti Doğu Kudüs olan (ancak bunun nereleri kapsadığı belli değil, Haremülşerif ve Kudüs meselesi kolay kolay çözülmez), mülteci sorununun çözümlendiği (bu çözülmesi en zor bir diğer konu), Batı Şeria ve Gazze üzerinde bir devlet olması planlanıyor.

Plana göre Gazze ile bağlantı tünellerle sağlanarak bir Bantustan* devleti yaratılacak. İsrail Batı Şeria’nın yüzde 95’inden çekilmeyi kabul ettiğini de söylüyor. İlk bakışta “İşte barış” denebilir. Ama durum öyle basit değil. Filistin’de hala iki başlı yönetim var. Filistin’i kim temsil edecek? Hamas nasıl ikna edilecek? Hamas olmadan ‘oyun’ olmayacağını herkes biliyor. Filistin’e verilmek istenen toprak 1994’teki Oslo Anlaşması sırasında (tümü Filistinlilere ait olan) Batı Şeria’nın yüzde 25’i iken şimdi verilmek istenen toprak yüzde 14-15’i..

250 bin kişinin yaşadığı Yahudi yerleşimleri boşaltılırken, Ariel, Gush Etzion Ma’aleh Adumin gibi devasa yerleşimlerden çekilmeyi düşünmüyorlar. 600 kilometrelik duvar ne olacak? Üstelik hem İsrail Başbakanı Ehud Olmert hem Filistin lideri Mahmud Abbas bu anlaşmaları imzalayacak siyasi destekten yoksun. Filistin halkı da sadece ABD, İsrail istiyor diye ‘barış olmayan barışa’ imza atmanın anlamı olmadığını biliyor. 1994 Oslo Barış Anlaşması, 2000’de Yol Haritası ve Arap Biriliği’nin önerisini yerine getirmeyen ABD-İsrail girişimine ne kadar güvenilir ki!

ÇIKAR GEREĞİ HER ŞEY MÜBAHTIR!
ABD bölgeyi bir kez daha silahlarla donatarak herkesi birbirine kırdırmaya çalışıyor. Filistinlilere de sözüm ona barış vaat ediyor. Yıllarca İran’ı Saddam Hüseyin’le oyalayan Batı ve ABD, şimdi İran’ın karşısına başka ülkeleri çıkararak kendi petrol düzenini, İsrail’in güvenliğini yürütmeye çalışıyor.

Ancak, Ortadoğu’da işler böyle yürümüyor. Bölgeyi okuyamayan ABD, ülkeleri silahlandırırken, bölgedeki İslami muhalefeti de güçlendirdiğini bilmiyor olamaz.

* Bantustan: Güney Afrika ve Güneybatı Afrika’da (şimdiki adı Namibya) bulunan siyah Afrikalıların yaşadığı toplam 20 kabile bölgesine verilen isim. 10 tanesi Güney Afrika’da, diğer 10 tanesi komşu Namibya’da bulunur, ırk ayrımı siyasetinden dolayı aynı etnik kimliğe mensup insanlardan oluşur

Yazı kategorisi: AK Parti, Bilderberg, Büyük Ortadoğu Projesi, BİM, CSI, Citibank, DTP, dış politika | Yorum Yok »

DTP’li aday: Kürtlere zenci muamelesi yapılıyor

Yazan: skyturkvngenc Temmuz 12, 2007

DTP’li bağımsız milletvekili adayı Mahmut Alınak, Kars’ta kendilerine karşı “seçim terörü” uygulandığını, dağıtmak istedikleri bildiri ve broşürlerin toplatıldığını ayrıca Kürtçe müzik çalan seçim araçlarına el konulduğunu belirterek, “Türkiye’de Kürtlere zenci muamelesi yapılıyor” dedi.

DTP’nin desteklediğini açıkladığı adaylar arasında yer alan Kars bağımsız milletvekili adayı Mahmut Alınak, “Türkiye’de Kürtlere zenci muamelesi yapılıyor” dedi. Alınak, seçim çalışmaları kapsamında dağıtmak istedikleri bildiri ve broşürlerin toplatıldığını belirtirken, Kürtçe müzik çalan seçim araçlarına da el konulduğunu söyledi.

Mahmut Alınak yaptığı açıklamada, “Devlet güçleri Kars’ta bize karşı seçim terörü uyguluyor” dedi. Alınak, seçim çalışmaları kapsamında dağıtmak istedikleri iki bildiri ile broşürün hukuka aykırı bir biçimde yasaklanarak, toplatıldığını ifade etti. “Dün akşam saatlerinde Kürtçe müzik çalıyor diye seçim aracımıza polislerce el konuldu. Aracın şoförü ve iki partilimiz 3 saat göz altında tutuldu. Kürtçe, Türkçe CD’ye el konuldu” diyen Alınak, “Bir daha görüldü ki Türkiye’de demokrasi yok. Bir defa daha görüldü ki Türkiye’de Kürtlere zenci muamelesi yapılıyor” diye konuştu.

Yazı kategorisi: DTP | Yorum Yok »

DTP Neyin Pesinde..??

Yazan: skyturkvngenc Haziran 10, 2007

10.06.2007


Dün,  Ulus  Bugün, Tunceli karakol baskını  ve yine  7 er şehit… ne farkeder  orasıda bizim burasıda bizim.. son 40  günde 46 şehit  istiklal savaşında  bu kadar  günlük yoktur..!!!

DOSTLARIM,  Ankara’nin Ulus semtinde canli bomba Guven Akkus isimli TTK militani (PKK tarafindan Mart 2007 tarihinde olusturulan ‘Kurdistan İntikam Timleri’ isimli silahli paravan grup) tarafindan gerceklestirilen insanlik disi eylemin yankiları bitmedi vede bitmeyecek  içdeki hırs  ve  kin sürüyor.
    
Ankara  Ulus’taki  insanlik  disi eylemi  PKK ustlenmemekle taktiksel bir tutum gelistiriyor, ama masum insanlari hedef alan canli bomba eyleminin PKK’nin isi oldugu ve “gostere gostere geldigi” yolunda cok guclu deliller var….. Fakat “ilk akla gelen degildir” mantigiyla hareket edenler, olayin ardinda baska gucler ariyorlar…. Diyelim ki “derin devlet” yapti…. Peki neden? Kuzey Irak’a operasyon yapmayi iyice mesrulastirmakmı diyorsunuz..? .
    
Bu gerekce yeterince guclu degil…deli saçmasıdır… Turk ordusunun Kuzey Irak’a girmesinin maddi sartlari  inanın 25 yıl ve  yillardir mevcut; fazladan Ankara’da masum sivillerin ölmesi gerekmiyor….NATO, BM,  KARALARINI  OKUYANLAR  BİLİR  GEREKÇESİ  ÇOKTAN  DOLMUŞTUR…  
    
Tüm oklar  PKK’yi  isaret  ediyor… Aslinda, PKK’nin kirli tarihine soyle bir bakmak yetiyor…. Bilindigi gibi PKK, Ulus’taki saldiriyla hicbir ilgileri olmadigini acikladi…. Ancak bu tek basina yeterli degil….. Cunku PKK sozune guvenilecek bir orgut degil….. Ornegin “Kurdistan Ozgurluk Sahinleri” tarafindan gerceklestirilen her eylemin ardindan da benzer aciklamalar yapmisti….biliyoruz unutmadık…
    
Nitekim PKK bildirisinde, “simdiye kadar hicbir sivil hedefe yonelik eylememiz olmadigi gibi bundan sonra da olmayacaktir” deniyor. Halbuki PKK tarihi, hem kirsal alanda, hem buyuk sehirler ve turistik bolgelerde nice masum sivilin katledilmesi ornekleriyle dolu… 
    
Bununla birlikte PKK tarihinde, orgutun merkezi denetimi disinda gerceklesmis olma ihtimali bulunan cok kritik eylemler de var. Ornegin Turgut Ozal’in cumhurbaskani oldugu tarihteki PKK ateskesi, Elazig-Bingol Karayolu’nda terhis olmus 33 erin katledilmesiyle bozulmustu….

Ulus katliami da, benzer bir sekilde PKK ici cekismelerin urunu olabilir…. Son secenekse PKK’nin, bilerek veya bilmeyerek, yerli veya yabanci bazi odaklar tarafindan bu eyleme sevk edilmis olmasidir….
    
Ancak PKK’nin belli bir strateji dahilinde bu eylemi gerceklestirmis olmasi en kuvvetli ihtimaldir…. Cunku orgut aylardir “devlet bizimle masaya oturmuyor” diye ofkelenerek “ateskes”ini bitirecegi yolunda santaj yapiyor….Katil  Abdullah Ocalan İmrali’dan benzer mesajlar veriyor. PKK’nin taseron orgutu Kurdistan Ozgurluk Sahinleri’nin elinde tonlarca A-4 patlayicisi oldugu ve buyuk sehirlerle turistik bolgelerde sivillere yonelik yeni eylemler planladiginı  çok iyi  biliyoruz.. 
    
Peki PKK neden boyle bir eyleme basvurmus olabilir? Oncelikle teroru temel aldigi icin; Kuzey İrak’a yonelik bir operasyonu, “siz yaparsaniz biz de boyle cevap veririz” diye engellemek icin; Tabii ki devletin kendisini muhatap almasini saglamak icin.
    
Nitekim eylemin, PKK’nin silahli kanadinin (HPG) basinda yer alan Bahoz Erdal kod adli Suriyeli Fehman Huseyin tarafindan olusturulan TAK (Kurdistan Ozgurluk Sahinleri) benzeri bir paravan orgut olan “TTK” (Timen Tolhildana Kurdistan-Kurdistan İntikam Timleri) tarafindan gerceklestirildiginide çok iyi biliyoruz…
    
Bebek katili terörist  Abdullah Ocalan’in  saglik kosullarini bahane ederek tehditler savuran ve sehirlerdeki kanli eylemlerini TAK (Kurdistan Ozgurluk Sahinleri) isimli silahli uzantisi araciligiyla gerceklestiren PKK’nin, TAK ile organik baginin aciga cikmasi nedeniyle, Ulus’taki insanlik disi eylemi TTK araciligiyla gerceklestirdigi belirlendi.

Kendilerini “Kurdistan İntikam Timleri” (TTK) olarak isimlendiren PKK’nin TAK benzeri paravan orgutu tarafindan, eylemin hemen ardindan yayinlanan “Basina ve Kamuoyuna” baslikli basin aciklamasinda, (24 Mayis 2007) Ankara’nin Ulus semtinde gerceklestirilen insanlik disi eylemin TTK  militani Guven Akkus tarafindan gerceklestirildigi ve eylemin TTK tarafindan ustlenildigi acikca ortaya konularak; “22 Mart 2007 tarihinde kurulan orgutumuz (TTK), bu eylemi Guven Akkus isimli militanimiz araciligiyla, Abdullah Ocalan’in cezaevi ve saglik kosullarinin duzeltilmemesi nedeniyle gerceklestirmistir. Bu eylem ilk eylemimizdir. Eylemlerimizin arkasi kesilmeyecektir” denildi.
    
Ulus’taki kanli eylemin hemen sonrasinda Bahoz Erdal kod adli Fehman Huseyin imzasiyla orgut kadrolarina yonelik yayinlanan bildiride de; “Eylemi TTK ustlenmis… Bu benim anladığım şuki… TTK’nin ilk eylemidir…. Eylemin amaci, Kürt Onderinin zehirlenmesidir” denilirken, orgut kadrolarinin kendi aralarinda yaptiklari gorusmelerde birbirlerini tebrik ettikleri ve sevinc cigliklari attiklari kaydedildi….. Ancak TAK tarafindan gerceklestirilen her eylem sonrasinda oldugu gibi, bu defa da PKK yoneticilerinin; “TAK-TTK ile PKK’nin ilgisi yoktur….. TAK’i, TTK’yi biz de elestiriyoruz” diyerek, masum rolunu oynamaya devam ediyor  bu katiller ordusu… 
    
Bu bombali saldiri bir kör teror’dur. Kör terorun amaci panik, siyasi kaos yaratmak ve demokratik duzeni kesintiye ugratmaktir. Kurt sorunu ya da Guneydogu sorununun cozumune  asla  hizmet etmez  edemezde… ortada kan var kanın oldugu yerde  çözüm olmayacaktır… …. Aksine cozum icin ortaya konabilecek acilimlarin konusulmasini engeller….. Kör terore kimlik ayrimi yapmadan, toplu bir dayanisma ile karsi cikmaliyiz. İspanya’da ornegini gordugumuz protestolar Turkiye’de de yapilmali… Bunun oncusu de sivil toplum orgutleri olmalidır. hepiniz kös kös oturmaktasınız… AKP  GÖSTERİLEN DURUŞ  NEDEN PKK YA GÖSTERMEZSİNİZ..? . Tek amac olarak, masum insanlari hedef alan kor teroru lanetlemekte birlesmeliyiz..bu konuda ENTERNET GRUP  OLARAK ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPACAĞIZ… .
    
Dostlarım ,  Oncelikle sunu soylemeliyim  terorle hicbir siyasal amaca ulasmak mumkun degildir, mumkun olmamistir, olmayacaktir…. Yapilmasi gereken teror karsisinda paniklememektir….. Cunku kor terorun amaci, panik ortami yaratarak siyasal kaos yaratmak ve demokratik duzeni kesintiye ugratmaktir. Terorle mucadelenin en etkili araci demokratik duzeni devam ettirmektir. İnsan haklari, hukukun ustunlugu ile demokratik yapiyi guclendirmek ve demokrasiyi surdurmektir…..
    
Turkiye’de bu konuda herkese gorev dusmekte, ama ozellikle DTP’ye tarihi bir gorev dusmektedir. DTP, bu olayi kinamanin otesine gecerek, teror konusunda kararli bir durusu kitlesel olarak ortaya koymalidir. Bu bir anlamda onlar icin de bir inandiricilik sorunudur. Bu yuzden bagimsiz adaylarla secime girecek DTP’nin aday secimi ve adaylari, onlarin ulusal bir parti olup olmayacaklarinin bir turnusol kagidi olacaktir. Cunku ulusal bir parti olmak, sadece etnik kulturel talepler degil, tum halkin ortak taleplerine, ortak sorunlarina sahip cikmak ve bunun siyasetini yapabilmektir. DTP’nin, sorunlarin demokratik sistem icinde cozulecegine inanan yeni kadrolarla kendilerini guclendirmeleri gerekmektedir…. 

       ENTERNET  GRUP  

STRATEJİ  BÖLÜM BAŞKANI

Yazı kategorisi: DTP | Yorum Yok »