İşte Türkiye!

Türkiye’den çıkan ve Türk’ü arkadan vuranların maskesinin düştüğü yer!

Arşiv 'Emperyalizm' Kategori


AKP’nin adayı Gül!

Yazan: skyturkvngenc Ağustos 14, 2007

AKP MYK toplantısında bugün cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Abdullah Gül’ün ismi ağırlık kazandı. Gül’ün adaylığı hakkındaki açıklamanın yarın yapılması beklenirken Gül’ün de açıklamadan önce muhalefet liderleriyle görüşeceği bildirildi. Açıklama, bu görüşmelerin ardından yapılacak. AKP Grubu’nun da bu hafta içinde toplanmayacağı öğrenildi.

AKP MYK’nın yaklaşık 2.5 saat süren toplantısı sonrası yapılan açıklamada, AKP’nin cumhurbaşkanlığı adayının Abdullah Gül olduğu açıklandı.

Saat 21.05 AK PARTİNİN ADAYI GÜL

AKP MYK toplantısı sona erdi. AK Parti, cumhurbaşkanlığı için adayını açıkladı: Abdullah Gül. Dışişleri Bakanı Gül, yarın muhalefet liderleriyle görüşmelere başlayacak.

Toplantıda toplanan imzalar sonucu Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda mutabakata varıldı. Abdullah Gül’ün sabah saatlerinde başlayacak olan muhalefet liderleriyle görüşmelerinin ardından AKP’nin, öğleden sonra Gül’ün adaylığını açıklanması bekleniyor.

Saat 19.15 GÜL AYRILDI

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısından ayrıldı.

AK Parti Genel Merkezi’nde saat 18.30′da başlayan toplantıdan yarım saat önce parti binasına gelen Gül, yaklaşık 1 saat 15 dakika sonra genel merkezden ayrıldı.

Abdullah Gül, partiden ayrılırken gazetecilerin cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki sorularını yanıtlamadı

Yazı kategorisi: AK Parti, Abdullah Gül, Ahmet Burak Erdoğan, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi, Elif Şafak, Emperyalist, Emperyalizm, Ermeni, Köksal Toptan, Medya, PKK, Radikal İslam, Recep Tayyip Erdoğan, faşist, mehmet ali birand | Yorum Yok »

Pişman olacaklar ama…

Yazan: skyturkvngenc Haziran 15, 2007

SADECE yüzde 34 oyla Meclis’teki kelle sayısının yüzde 66’sını elde eden ve bu oy oranıyla tek parti iktidarı oluşturabilen ikinci bir parti dünyada yok.

Evet, her şey sadece yüzde 34‘le oldu. Anayasa değiştirildi, el çabukluğu marifet yöntemiyle yasalar altüst edildi. Kendilerine verilmeyen yüzde 66 oy oranını asla ve bir kez olsun dikkate almadılar.

Yani milyonlarca insanımız yok sayıldı.

Hep sığındıkları bir masal vardı:

“Efendim tek parti istikrarı! Allah korusun, Türkiye o koalisyon dönemlerine bir daha geri dönmesin.”

Türkiye’nin geçmişini hiç bilmedikleri için böyle konuşuyorlardı. Bilmiyorlardı ki, yakın tarihimizde en büyük atılımlar o koalisyon dönemlerinde yapılmıştır. Elbette bazen anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Ama o dönemlerde ülkemizin en büyük projelerine imza atılmış, büyük yatırımlar işletmeye alınmış, insanlarımıza aş ve iş sağlanmış, terör yok edilmişti.

Şimdi bugünkülere sorun bakalım!

İktidar olduğunuz 4.5 yıldan bu yana hangi büyük projeyi başlattınız? Hangi önemli yatırımı işletmeye aldınız? İşsiz sayısı niçin çığ gibi arttı?

Siz bakmayın çeşitli illerde yaptıkları dandik, göz boyamaca toplu açılışlara! Yıllardır hizmet veren yolları, kavşakları, okulları, hastaneleri, insanların gözleri önünde ve hiç sıkılmadan yeniden açıyorlar! Pek çok yerde tatlıcı dükkánı, çeyiz mağazası, otomobil galerisi, market bile açtılar!

* * *

Bu dönemde Türkiye sadece AKP’nin yerli işbirlikçilerine ve yabancılara yapılan satışlarla peşkeş çekilmedi. İstanbul Borsası’nın bile yüzde 74′ü yabancıların eline geçti.

Onlar çalıyor, onlar oynuyor. Türk insanı aş ve iş beklerken, yabancılar yüksek faizin çekimiyle borsaya geliyor, kazancını cebine koyup gidiyor. O paralar bizim cebimizden buharlaşıyor.

Milyonlarca insanımıza ise hiç yüzleri kızarmadan sadaka ekonomisi uygulanıyor. Belediyeler eliyle ücretsiz, bir aylık 500 kilo kömür ve gıda yardımı paketleri milyonlarca aileye dağıtılıyor. En büyük yolsuzluk, vurgun ve hırsızlık kaynağı olan belediyeleri bu amaçla da kullanıyorlar.

Yatırım yapmadılar, insanımızı işsiz bıraktılar, oy apartmak için işin kolayını buldular: Sadaka ekonomisi.

Ellerindeki tek koz din sömürüsü, türban sömürüsü.

Milletvekilleri emir komuta zincirinde oy kullandılar. Çoğu zaman neye oy verdiklerini bile bilmeden kulisten çağrıldılar, ellerini kaldırıp kabul oyu verdiler! Yarın aday listeleri kesinleşecek. Bunların yarıya yakını liste dışında kalacak. Nasıl kullanıldıklarını ve sıkılmış limon gibi şimdi nasıl çöpe atıldıklarını en geç salı sabahı anlayacaklar ama iş işten geçmiş olacak.

AKP‘nin dört kurucusundan biri olan Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, partisinin içyüzünü gördü ve aday olmayacağını açıkladı. Edirne Milletvekili Ali Ayağ partisinden dün istifa etti.

Eğer bu kararlarıyla müşteri kızıştırmıyorlarsa, ellerini vicdanlarına koysunlar, içeride neler döndüğünü, nasıl kullanıldıklarını kendi kendilerine düşünsünler. O kadarı yeter!

VE ERKAN MUMCU

Kendisinin bir Truva atı olduğundan hep kuşkulandım. AKP’den seçildi, istifa edip ANAP’a geçti ve genel başkan oldu. DYP ile işbirliğine girişti. DYP’ye adını ve amblemini değiştirtti, sonra su koyuverdi.

Uzun süredir “en sert muhalefet söylemlerini” gündeme taşıyordu!.. Ve bazıları bunlara inanıyordu!

Cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören, hiçbir altyapı hazırlığı olmadan eksikleri ve yanlışlarıyla, yorgun ve bitkin Meclis’in son günlerinde keyfi olarak ve inadına AKP tarafından gündeme getirilen Anayasa değişikliği paketine, onlarla birlikte ANAVATAN olarak kabul oyu verebildi!

AKP’ye stepne oldu. AKP’yi partisi ANAVATAN’la birlikte çukurdan çekip kurtardı!

Siyaset sahnesinde kiminle dans ettiğini, hangi figürü ne zaman ve nasıl sergileyeceğini hiç kimse kestiremedi.

Kamuoyunda bir gücü var mı?

Gücü sıfıra yakın! Seçime tek başına girsin, alacağı oy oranını görsün.

Türk siyaseti döneklerden, çıkarcılardan, omurgasızlardan, ilkesizlerden, sağ gösterip sol, sol gösterip sağ vuranlardan, din tüccarlarından, hırsızlardan, namussuzlardan, milleti kandıranlardan, utanmazlardan kurtulmadıkça, biz bunların daha niceleriyle boğuşacağız.

Yazı kategorisi: AK Parti, Abdullah Gül, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi, Cüneyt Zapsu, Emperyalizm, Radikal İslam, Recep Tayyip Erdoğan, faşist | Yorum Yok »

VATAN HAİNLERİNE KARŞI ORDUMUZA DESTEK ÇIĞ GİBİ BÜYÜYOR

Yazan: skyturkvngenc Haziran 14, 2007

 

Teröre karşı sessiz miting

08 Haziran 2007

 

Genelkurmay Başkanlığı’nın dün gece yaptığı “teröre karşı kitlesel refleks gösterilmesini” isteyen açıklamasının ardından bazı sivil toplum örgütleri harekete geçerek İstanbul’da “teröre karşı sessiz miting” düzenleme kararı aldı.

Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinden yayınladığı basın açıklamasının yankıları sürüyor. Bazı sivil toplum örgütleri açıklamayı demokrasiye aykırı bulurken, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) öncülüğünde bazı sivil toplum örgütleri de Genelkurmay açıklamasının ardından miting düzenleme kararı aldı.

Cumhuriyet mitinglerinin öncüsü olan ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan ANKA’ya yaptığı açıklamada, düzenlemeyi düşündükleri mitingin ayrıntılarının henüz netleşmediğini belirterek şunları söyledi:

“Türk halkı olarak şehitlerimiz için yanıyor, PKK terörünü ve bu terörü oluşturan, para ve silah desteği vererek Türkiye’nin başına bela eden tüm ülkeleri lanetliyoruz. Terörle mücadele devlet, hükümet, ordu, yöneticiler ve milletle el ele vererek yapılır. Bu konu, iç ve dış kısır siyasete asla malzeme olmamalıdır. Halkın mitinglerle tepkisini göstermesi çok doğal ve gereklidir. En kısa zamanda İstanbul’da terörü tüm toplumca lanetleyecek bir sessiz miting yapma girişimleri başlatılmıştır.”

Saylan, yakında basına ayrıntılar hakkında bilgi verileceğini de sözelrine ekledi.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6674541&tarih=2007-06-08

***

Bütün kalbimizle arkanızdayız Paşam

Ertuğrul ÖZKÖK  

9 Haziran 2007

***

Genelkurmay, internet sitesine bir bildiri daha koyuyor.

Bildirinin iki cümlelik özeti şu:

“Ey halkım, meydanlara çık ve terörü lanetle. Teröre karşı mücadeleye sen de katıl.”

* * *

Teröre karşı mücadeleye halkın da katılması, bunun “topyekûn seferberlik” haline getirilmesi elbette çok önemli.

Ben de bu çağrıya, kendi payıma şu cümleyle destek veriyorum:

“Topyekûn arkanızdayız Paşam.”

Sokaklara çıkmak sonuç verecekse, onu da yaparız.

Bunu geçmişte gösterdik.

Bugün gösteriyoruz, yarın da gösteririz.

Bu halk çocuğunu askere gönderdi, cenazesi geri geldi.

Bayrağını kapıp cenazeye koştu.

Orada ne komutanlarımıza, ne de devletimize tek kelime etti.

Sadece teröristi lanetledi.

* * *

Sokaklarda, mağazalarda bombalar patladı.

Eşlerini, çocuklarını, yakınlarını, dostlarını kaybetti.

Bu halk yine cenazesine koştu, sadece teröristi lanetledi.

Devletine, askerine tek kelime etmedi.

Bu ülkede yüzlerce, binlerce anket yapıldı, sokakta insanlara soruldu:

“En çok hangi kuruma güveniyorsunuz?”

Hepsinde aynı cevap verildi:

“En çok ordumuza güveniyoruz.”

Bu halk, devlet bütçesinden Silahlı Kuvvetleri’ne verilen paralar için tek kelime itiraz şerhi koymadı, hep “Helal olsun” dedi.

Dünyada bu desteği verebilecek bir başka halk var mı?

Paşam, emin olunuz ki hepimiz bütün yüreğimizle arkanızdayız.

Size bunları, en samimi, en vatansever hislerimle yazıyorum.

Biz bütün kalbimizle, sessizliğimizle, itirazsızlığımızla arkanızdayız.

Yeter ki, mayınlı alçaklara karşı verilen mücadeleye siyaset bulaştırılmasın…

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6676652&yazarid=10

 

Asker, milletten yardım istiyor

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

09 Haziran 2007

 

Türkiye, ekonomik yönden teslim alındı; şimdi de askeri olarak teslim alınmaya çalışılıyor. Bunun için Avrupa Birliği; ordumuzun gücünü kırmayı AB’ye girmenin birinci şartı yaptı. Amerika, Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk askerinin başına çuval geçirdi. Bunların Türkiye’deki uzantıları; orduyu demokrasi karşıtı göstermeye çalıştılar. Terör eylemleri demokratik eylemler gibi gösterildi.

 Türkiye’nin tekparçalı bugünkü yapısı geri kalmış bir sistemmiş gibi yıpratıldı. Adliyeye sızan Fethullahçılar, Güneydoğu’da teröre karşı mücadele eden generalleri savaş suçlusu gibi gösterecek komplolar kurdular; hatta iddianemeler düzenlettiler. Eski Van Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın Şemdinli olayı için PKK’yi aklayıp ordu komutanlarımızı suçlayan iddianamesini hatırlayın; oyunun nerelere vardığını anlarsınız.

YENİDEN OLAĞANÜSTÜ HAL

Güneydoğu’daki PKK terörü, 5 yıl önce bitirilme noktasına gelmişti ve bu yüzden de bölgeden olağanüstü hal tamamen kaldırılmıştı. Şimdi; hükümet kararıyla olmasa bile askerin zoruyla sınırdaki üç ilimizde bu olağanüstü durum yeniden başlatıldı.

Çünkü; PKK terörü, uluslararası destek alıyor ve Kuzey Irak’taki Kürtler arasında beslenip büyüyor; silahlanıyor; oradan girip askerimizi şehit ediyor. AKP geldi; durmuş olan PKK terörü yeniden başladı ve hızla yaygınlaştı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt; PKK terörünün barındığı, beslendiği Kuzey Irak’a Türk ordusunun operasyon yapmasının şart olduğunu söylüyor. Genelkurmay Başkanı; bu zorunluluğu, 12 Nisan 2007 tarihindeki basın açıklamasında net biçimde dile getirmişti. Daha sonra Genelkurmay; iki kez daha bunu istedi… Fakat hükümet; ordunun bir isteğini duymazdan geldi; gelmeye devam ediyor.

DURUM KRİTİK

Geldiğimiz nokta, sandığımızdan daha kritik bir noktadır. Çünkü; Türk Silahlı Kuvvetleri; kuvvetli bir kuşatma ile yıpratılma, devreden çıkartılma saldırısı ile karşı karşıyadır. MHP yönetimine göre, bu işte birinci sorumlu kişi; Başbakan Tayyip Erdoğan’dır. Bu konuda MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır’ın açıklamasını pazartesi günü aktaracağız.

Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, hükümetten yine yetki istemiştir. Hükümetin, orduya Kuzey Irak’a girebilmesi için yetki vermesi şarttır. Çünkü, geçmişteki bu tür operasyonlar tamamen TBMM’den çıkartılan kararlara dayandırılarak yapılmıştır. Bu durum; Türkiye’nin dış siyasette güç duruma düşmemesi için de şarttır. Fakat Başbakan Erdoğan; ordunun bu isteğini sürekli duymazlıktan gelmektedir. Başbakan, çok sıkışırsa, ‘Ne gerekiyorsa onu mutlaka yaparız!’ demektedir ama gereğini de bir türlü yapmamaktadır.

YENİDEN MİLLİ MÜCADELE

Türk ordusu belli ki hükümetten umudunu kesmiştir. Çünkü perşembe günü Genelkurmay Başkanlığı’nın internet odasında yer alan ordunun açıklaması bunu gösteriyor. Asker; bölücü terör eylemlerinin hızla yaygınlaştığını; buna içeriden fikir ve moral desteği verildiğini söylüyor ve millete son söz olarak şu çağrıyı yapıyor: ‘Türk silahlı kuvvetlerinin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir.’
Ordumuzun istediği şudur: Ey türk milleti! Eğer bu terör olaylarını sona erdirmek istiyorsan; artık iş sana kalmıştır. Sen millet olarak kitlesel biçimde; yani büyük kalabalıklar halinde teröre karşı olduğunu göster.

Burada, terörü lanetleme mitingleri istendiği gibi; asıl terörün ve onu destekleyen güçlerin karşısına çıkılması isteniyor. Kim ki terörü şu veya bu biçimde destekliyorsa; kim ki terörü bitirecek işleri yapmıyor ise, ondan hesap sormalıyız.

Burada, tıpkı 1919′larda ülkemiz emperyalist batılılar tarafından işgal edildiğinde gösterdiğimiz ortak tepki isteniyor.

Şimdi nöbet sırası millete gelmiştir. Herkes, bu çağrıya sahip çıkmalıdır.


http://www.gunes.com/2007/06/09/yazarlar/y4.html

Şırnak refleksi

10.06.2007

Şırnak Gazi ve Şehit Aileleri Derneği’nce Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen “Terörü Telin” mitingine on binlerce vatandaş katıldı. İl merkezi ve ilçelerden mitinge katılmak için akın eden kalabalıklar, Cumhuriyet Meydanı’nı ay yıldızlı bayraklarla donattı. Şırnak Valisi Selahattin Aparı ve 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Ahmet Yavuz Paşa’nın da katıldığı mitingde, teröre lanet yağdı. Esnafın büyük bölümü iş yerlerini kapatarak meydana koştu.

GÖZYAŞI KARDEŞLİĞİ

Şırnak Gazi ve Şehit Aileleri Derneği Başkanı Mehmet Güngör, mitingde yaptığı konuşmada şöyle dedi:

“Bizi bölmeye, bize akıl vermeye çalışan dış güçler çok istiyorlarsa kendilerini küçük küçük devletlere bölsünler. Terörü kendilerine araç olarak kullananlara lanet olsun. 25 yıldır devam eden terör, ülkemizin Doğu ve Güneydoğu bölgelerini etkilemiş, halkımız bu sürede acıyla, üzüntüyle, gözyaşlarıyla kardeş olmuştur. Artık herkes terörle bir yere varılmayacağını görmelidir.”

ŞEHİT AMCASININ İSYANI

Tunceli’de Kocatepe Karakolu’nda şehit düşen Jandarma Er Burhan Yalçın’ın amcası Mehmet Sait Yalçın ise, “Her zamankinden çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. Bizim bizden başka sevenimiz yoktur. Hepimizi birimiz, birimiz hepimiz için varız ve olmalıyız” dedi.

Yalçın’ın konuşmasının ardından mitinge katılan on binlerce kişi ellerindeki pankartları havaya kaldırarak, hep bir ağızdan “Kahrolsun PKK”, “Türk-Kürt Kardeştir. Ayrım yapan kalleştir”, “Şırnak PKK’ya mezar olacak” sloganları attı. Ay yıldızlı bayraklarla yürüyüşe geçen kalabalık, “Şerefsiz Apo, Kahpe Barzani”, “Gabar-Cudi-Herakol PKK Defol”, “Polise, askere uzanan eller kırılsın” sloganları ile Ömer Kabak Meydanı’na yürüdü.

http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=80197,3

***

Vatan-Millet mitingleri

09.06.2007

 

Genelkurmay Başkanlığı’nın önceki gece yaptığı açıklamada, terör eylemlerine karşı Türk halkının kitlesel karşı koyma refleksini harekete geçirmesinin istenmesi, karşılık buldu. Bazı sivil toplum kuruluşları “Cumhuriyet” mitinglerinden sonra bölücü terör eylemlerine karşı “Vatan” mitingleri düzenlemek için çalışma başlattı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) öncülüğünde sivil toplum örgütleri de “teröre karşı sessiz miting” kararı aldı. Cumhuriyet mitinglerinin öncüsü olan ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, düzenlemeyi düşündükleri mitingin ayrıntılarının henüz netleşmediğini belirterek şunları söyledi: Türk halkı olarak şehitlerimiz için yanıyor, PKK terörünü ve bu terörü oluşturan, para ve silah desteği vererek Türkiye’nin başına bela eden tüm ülkeleri lanetliyoruz. Terörle mücadele devlet, hükümet, ordu, yöneticiler ve milletle el ele vererek yapılır. Bu konu, iç ve dış kısır siyasete asla malzeme olmamalıdır. Halkın mitinglerle tepkisini göstermesi çok doğal ve gereklidir. En kısa zamanda İstanbul’da terörü tüm toplumca lanetleyecek bir sessiz miting yapma girişimleri başlatılmıştır.”

Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) Başkanı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, AKŞAM’a yaptığı açıklamada, aralarında şehit aileleri derneklerinin de bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının vatanın bölünmez bütünlüğü için “Vatan” mitingleri düzenleyeceğini söyledi.

Türkiye’nin bir ırkçı terör ile karşı karşıya geldiğini belirten Küçükoğlu, “Ge-

nelkurmay açıklaması, bence çok önemli, halkı reaksiyon göstermeye davet ediyor. Bu nasıl olmalı, Cumhuriyet mitingleriyle halk nasıl değerlerine sahip çıktıysa, vatanın bütünlüğüne de sahip çıkmalı” dedi. “Cumhuriyet mitinglerinden sonra vatan mitingleri düzenlenmelidir” diyen Küçükoğlu, şunları kaydetti: “Bu konu zaten epeydir sivil toplum kuruluşlarının gündemindedir. Bu mitingleri yine sivil toplum kuruluşları organize edecektir. Biz de bu mitinglerin içinde yer alırız. Şehit aileleri, dernekleri, anneler, babalar, geleceğinden endişeli herkes, bu mitinglerin bir unsuru olacaktır. Vatan parçalanıyor. Başta terör örgütü PKK olmak üzere, Talabani ve Barzani vatanın bütünlüğüne kastetmiş durumda.”

HALKIN DESTEĞİ ÖNEMLİ

Askeri stratejiler konusunda önemli bir isim olan emekli Tuğgeneral Nejat Eslen de Genelkurmay Başkanlığı açıklamasının çok önemli olduğuna işaret ederek, “Herhangi bir askeri eylemde, askeri stratejinin belirlenmesi ve uygulanmasında üç temel unsur vardır. Politika ve politik irade, komutan ve ordusu, halk ve halkın desteğidir” dedi.


İspanya örneği

İspanya’da faaliyet gösteren ayrılıkçı terör örgütü ETA’ya karşı İspanya halkı önceki yıllarda eylemler yapmıştı. 1967 yılından beri silahlı eylemlerde bulunan aşırı Bask milliyetçisi örgüte karşı İspanyollar sivil tepki koymuştu. Başta hükümet üyeleri olmak üzere sivil toplum örgütleri ve vatandaşlar eylemlerin gerçekleştirildiği yerde bir araya gelip ETA’ya lanet yağdırmışlardı.


Açıklama linçe kışkırtıyor

İnsan Hakları Ortak Platformu’ndan yapılan açıklamada, Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasıyla halkın sokağa çıkmaya kışkırtıldığı belirtilerek, ‘’bunun büyük linç ve saldırı olaylarına neden olmasının hiç de uzak bir ihtimal olmadığı’’ öne sürüldü. Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin oluşturduğu İnsan Hakları Ortak Platformu’ndan yapılan açıklamada, ‘’Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan basın açıklamasının, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları açısından kabul edilemez olduğu’’ görüşüne yer verildi.


Barış ve kardeşlikmitingi bugün

Ankara, İstanbul, İzmir, Manisa, Çanakkale, Samsun ve Mersin’de düzenlenen Cumhuriyet mitinglerinin bir benzeri Diyarbakır’da bugün düzenlenecek. İşçi Partisi ‘Barış ve Kardeşlik’ adı altında düzenleyeceği mitinge “Bayrağını al Diyarbakır’a gel” sloganıyla davet yaptı.

PERİNÇEK KATILACAK

Otobüslerin kaldırıldığı birçok ilden yüzlerce kişinin bugün Diyarbakır’a gelmesi bekleniyor. İşçi Partisi İstanbul İl Başkanı Erkan Önsel “Diyarbakır’sız Türkiye olmaz. Doğu ve Güneydoğu olmadan, bu mitingler tamamlanmış sayılamaz. ‘Diyarbakır’a bin selam’ pankartlarıyla mitinge hazırız” dedi. Mitinge İP Genel Başkanı Doğu Perinçek de katılacak. Miting Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda yapılacak.

http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=80032,4

 

Genelkurmay çağrısı

Güneri CIVAOĞLU

  09 Haziran 2007

 

Genelkurmay’ın “teröre karşı millet tepkisi” çağrısından sonra ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Başkanı Şener Eruygur Paşa’yla konuştum. Bu ikinci konuşmamız.
Birincisinde, “Tandoğan’da, Çağlayan’da, İzmir’de, Manisa’da, Çanakkale’de ve Samsun’da olduğu gibi, milyonların katılacağı mitinglerle teröre karşı -kolektif tavır- girişimini kendi aralarında tartışacaklarını” söylemişti.
Eruygur Paşa, bu fikri benimsiyordu ama konu çok duyarlı olduğu için farklı sorunlar yaşanmasından kaygılıydı.
Örneğin… Bu mitingler, “ırkçı/şoven” gösterilere ve tahriklere, kaosa dönüşmemeliydi.
Sanıyorum… Bunun önlemlerini planlamışlar.
Diğer sivil toplum örgütleriyle de bütünleşerek “teröre karşı mitingler” için ADD düğmeye basıyor. Genelkurmay açıklaması da bu hareketlenmeyi öne aldırmış.
En önemlisi… “Mitinglerin tüm toplumu temsil etmesi” gereğidir.
Hiçbir siyasi parti ve görüş taraflısını dışlanmış olmamalı.
Gerçi seçimler nedeniyle partilerle temas edilmeyecek ama her partiden ve her görüşten olanlara çağrı yapılacak.
Ayrıca… Tüm etnisiteler de kucaklanacak.
Milyonlar sel gibi akarak terörün üzerinden geçmeli.
Şiddetin, “insanlık utancı” olduğu vurgulanmalı.
“Silahsız kuvvetler” de terörle mücadelede “silahlı kuvvetler” kadar önemli işleve sahiptir.

İNSAN SELİ TERÖRÜ BOĞAR

Teröre karşı mücadelede en büyük güç “silahsız kuvvetlerdir.”
Örneği var… 11 Mart 2004′te Madrid’in 3 tren istasyonunda birden patlama oldu. 190 kişi öldü. 1000′in üzerinde yaralı vardı.
2 gün sonra başkent Madrid ve tüm İspanya’da 11 milyon İspanyol, meydanlara sel suları gibi akarak terörü lanetledi.
Müthiş bir “kolektif demokratik tavırdı.” Yürüyüşe bazı Avrupalı liderler de katıldı.
Hepsi insan haklarının en kutsalı olan “yaşam hakkı” için omuz omuzaydı.
Milyonlar, terörün üzerinden silindir gibi geçti.
Böylesine ortak bir karşı tavır konulduğunda terör, sadece bir utanç konusu olur.
Eylemleri artık “silahlı propaganda işlevini” de yitirir.
Milyonlarca Türkiye insanı da “kolektif aklı ve duyguları” yansıtan böyle bir demokratik kitle tepkisini ortaya koymalıdır.
…………………..
Yukarıdaki satırlar, bu köşede 24 Mayıs 2007′de yayımlanmıştı.
Önceki gece yarısı da Genelkurmay’ın internet sitesinde “teröre karşı Türk milletinin tepki koyması” çağrısı yer aldı.
Bu çağrıya yürekten katılıyorum.

***

http://www.milliyet.com.tr/2007/06/09/yazar/civaoglu.html

 

logo

PKK’YA LANET YAĞDI

10.06.2007 

Adana, Diyarbakır ve Şırnak’ta düzenlenen “teröre lanet” mitingleriyle birlik-beraberlik mesajları verildi. Sabahın erken saatlerinden itibaren Türk bayraklarıyla alanları dolduranlar, “Kahrolsun PKK”, “Şehitler ölmez vatan bölünmez”, “Türk- Kürt kardeştir, Amerika kalleştir”, sloganları attı.

Türk-Kürt kardeştir
Şehit ve Gaziler Derneği’nin Şırnak’ta düzenlediği mitinge çevre il ve ilçelerden de yoğun katılım oldu. Türkiye’yi bölmeye çalışan emperyalistlerin maşası olan terör örgütü PKK’ya lanet yağdıran vatandaşlar, “Bizi birbirimize düşürmek isteyen hainler emellerine ulaşamayacaklar” dedi.

Halay çekildi, Türkü söylendi
İŞçİ Partisi tarafından organize edilen ve birçok sivil toplum kuruluşunun da desteklediği, “Birlik ve Kardeşlik” mitingi büyük ilgi görürken, Türkiye’nin farklı illerinden çok sayıda vatandaş otobüslerle Diyarbakır’a geldi.

İstasyon Meydanı’nda düzenlenen miting için geniş güvenlik tedbiri alındı. Şenlik havasında yapılan mitinge Türk bayraklarıyla katılanlar, halay çekip türkü okudu. PKK lanetlenirken, birlik ve beraberlik mesajları verildi.

Tarihi bir gün yaşandı
Yıllardır terör belasından çok çeken Şırnaklılar, Türk bayraklarını alarak mi-ting alanına koştu. Attıkları “Kahrolsun PKK” sloganlarıyla bölücü örgütü lanetleyen vatandaşlar, Mehmetçiğe alkış yağdırdı…

Türkiye ayağa kalktı
Genelkurmay’ın “Teröre karşı kitlesel refleks gösterilsin” açıklamasının ardından, sivil toplum örgütleri harekete geçti.

Şırnak’ta Şehit ve Gaziler Derneği’nin düzenlediği “Terörü Telin Mitingi” ne katılan binlerce kişi, terör örgütüne lanet yağdırdı. Şırnak Cumhuriyet meydanında toplanan grup, Türk bayraklarıyla teröre lanet okudu. 100 metre uzunluğunda dev bir Türk bayrağı açan vatandaşlar, “Kahrolsun PKK”, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” şeklinde sloganlar attı. Çeşitli konuşmaların yapıldığı miting, Cumhuriyet Alanı’ndan Ömer Kabak Alanı’na kadar yapılan yürüyüş ardından sona erdi.

AKP’nin tutarsızlığı
Adana’da, düzenlenen “teröre karşı protesto eylemi”nde ise Ulusal Uyanış Platformu Sözcüsü ve Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Melek Kurt, Atatürk Parkı’ndaki Atatürk Anıtı önünde bir konuşma yaptı. “Hükümetin terörle mücadele konusunda tutarlı karar vermesini, bunlara yataklık eden ülkelere de haddini bildirmesi” gerektiğini söyleyen Kurt, artık şehit haberleri duymak istemediklerini ifade etti. Diyarbakır’da ise İşçi Partisi’nin düzenlediği, “Birlik ve Kardeşlik” mitingi büyük coşku içinde yapıldı. İP lideri Doğu Perinçek, “Diyarbakır’a birlik ve kardeşlik için geldik” ifadesini kullandı.

Kalabalık meydanlara sığmadı
Her yerin kırmızı beyaz Türk bayrağına büründüğü Şırnak’taki “Terörü Telin Mitingi”nde PKK ve teröristlere lanet yağdı. Mitinge katılan vatandaşlar birlik ve beraberlik çağırısı yapan sloganlar atarak sessizce dağıldı.

DİYARBAKIR
İşçi Partisi’nin Diyarbakır’da düzenlediği “birlik ve kardeşlik” mitingi büyük coşku içinde geçti. Türkiye’yi bölmek isteyenlerin emellerine ulaşamayacağını belirten konuşmacılar, “Şimdi birleşmenin yolu Diyarbakır’dan geçiyor” dedi.

“Artık şehit haberi almak istemiyoruz”
Adana’da düzenlenen “teröre karşı protesto eylemi” nde Ulusal Uyanış Platformu Sözcüsü ve Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Melek Kurt, “AKP’nin tutarsız politikası peşmergeyi şımarttı” dedi.

Şehit cenazelerinde
iktidara büyük tepki

Siirt’te şehit düşen 4 yiğit memleketlerinde toprağa verildi. Gözyaşlarının sel
olduğu cenaze törenlerinde AKP protesto edildi.

Şehit Kadir Yalçın’ın cenaze törenine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ile birlikte Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de katıldı.

Haber: Fatih ERBOZ
Siirt’in Şirvan ilçesinde PKK’lı teröristlerin yola döşediği mayını uzaktan kumandayla patlatması sonucu şehit olan 4 mehmetçik dün memleketlerinde düzenlenen törenlerle son yolculuklarına uğurlandı. Şehit er Kadir Yalçın için Ankara Kocatepe Camisi’nde düzenlenen törene Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, CHP lideri Deniz Baykal, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, kuvvet komutanları, sivil ve askeri yetkililer katıldı. Gözyaşlarının sel olup aktığı törende şehit yakınlarının feryadı yürekleri dağladı. Cenaze töreninde “Ne zaman bitecek bu acı”, “Yatan kelle değil, Türk evladı” yazılı dövizler taşındı. Orgeneral Büyükanıt’ın, şehit er Yalçın’ın ailesine taziyelerini sunarken, duygulandığı gözlendi.

Büyükanıt alkışlandı
Orgeneral Büyükanıt, protokoldeki yerini aldıktan sonra göz yaşlarını sildi. Abdullah Gül’ün şehit erin ailesine taziyelerini sunduğu sırada avluda bekleyenler, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Yan gelip yatmıyor, can verip yatıyor” şeklinde sloganlar attı. Protokoldekilerin top arabasının ardından yürüyüşü sırasında Bakan Gül, protestolarla karşılanırken Orgeneral Büyükanıt ise alkışlandı. Orgeneral Büyükanıt’ın camiden ayrılışı sırasında, şehit yakınlarından bazıları “Asın şu Apo’yu, yeter artık” şeklinde seslendi. Şehit Yalçın’ın cenazesi, Cebece Şehitliği’nde toprağa verildi.

Şehit Er Tolga Kargıoğlu Osmaniye Kadirli’ye bağlı Durmuşsofular köyünde son yolcuğuna uğurlandı. Gözyaşlarına boğulan şehidin annesi Zehra Kargıoğlu ayakta durmakta zorluk çekti. Törende terör örgütüne lanet yağdıran vatandaşlar, cenazeye katılan AKP’li vekil Durdu Mehmet Kastal, tepki gördü. Şehit Jandarma Uzman Çavuş Serbülent Yalçıntaş’ın Kırıkkale’deki cenaze töreninde de teröre öfke vardı. Şehit eşinin tabutuna sarılan Seçil Yalçıntaş gözyaşlarına boğuldu. Şehidin cenazesi Koçubaba beldesinde, toprağa verildi.

Kardeşini böyle karşıladı
Şehit Jandarma Kıdemli Astsubay Üstçavuş Mustafa Kömürcü de Gaziantep İslahiye’de gözyaşları içinde toprağa verildi. Törene katılan binlerce kişi PKK’lı teröristleri protesto etti. Şehidin yakınları sinir krizleri geçirdi. Şehit Kömürcü’nin astsubay ağabeyi, “Yiğidim hoş geldin vatan sağ olsun…” dedi ve beylik tabancasıyla havaya ateş ederek, şehit kardeşini karşıladı.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberler/pkkya-lanet-yagdi.html
***

Milleti, cephedeki ordu gibi hazırlamak ve Genelkurmay

Arslan BULUT

10.06.2007 

Genelkurmay’ın “kitlesel karşı koyma refleksi” ile ilgili açıklaması hakkında tartışmalar sürüyor. Bu konuda önümüzde çok net bir açıklama daha var!
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı başlatıp sürdürürken, Başkomutanlık görevini fiilen üzerine aldığı zaman, Meclise ve millete “mutlaka başaracağız” yolundaki kesin inancını arz ve ilan etmekle kalmamış, bu inancını “varlığının bütün haysiyetini ortaya atarak” gerçekleştirmişti.

***

Atatürk halkı mücadeleye nasıl hazırladığını şöyle anlatıyordu:
“Ondan sonra maddi görevlerimden biri, savaş ve muharebe karşısında millete aldırmaya mecbur olduğum durum idi. Bütün Türk milletini cephede bulunan ordu kadar duygu, düşünce ve hareket bakımından savaşla ilgilendirmeliydim. Yalnız düşman karşısında bulunan değil, köyünde, evinde, tarlasında bulunan herkes, milletin her ferdi, silahla vuruşan savaşçı gibi kendini görevli sayarak bütün varlığını yalnız mücadeleye verecekti. Bütün maddi ve manevi varlığını vatan savunmasına vermekte ağır davranan ve titizlik göstermeyen milletler, savaş ve muharebeyi gerçekten göze almış ve başarabileceklerine inanmış sayılmazlar. Gelecekteki harplerin tek başarı şartı da en çok bu arz ettiğim noktaya bağlı olacaktır. Avrupa’nın askerlik bakımından ileri durumda olan büyük milletleri, daha şimdiden bu tutumu kanun haline getirmeye başlamışlardır. Biz, Başkomutan olduğumuz zaman, Meclis’ten bir vatanı savunma kanunu istemedik. Fakat Meclis’ten aldığımız yetkiye dayanarak bu amacı kanun niteliğindeki belirli emirlerle sağlamaya çalıştık. Millet bundan sonra, bugüne kadar olan tecrübeleri de dikkatle gözden geçirerek aziz vatana taarruzu imkansız kılan sebep ve şartları daha açık ve daha kesin olarak tespit eder.”

***

Bugün Türk-İslam coğrafyasına göz dikmiş aziz vatana terör yoluyla saldırısı o kadar açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır ki, bütün Türk milletini İstiklal Savaşı’nı gerçekleştirmiş savaşçılar kadar duygu düşünce ve hareket bakımından donatmak gerekir. Küreselleşme politikalarının sahibi olan elitlerin bu açık saldırısı ve “Yeni Sevr” i dayatmaya hazırlanan niyetleri karşısında, millet, bütün maddi ve manevi varlığını vatan savunmasına, milli bilinç fikrine, milli hedefe vermezse, tarih sahnesinden kalkması işten bile değildir. O halde, milletin her ferdinin küreselleşmenin ve Türkiye üzerinde uyguladığı ekonomik, siyasi ve askeri terörün ne demek olduğundan haberdar edilmesi gerekir ki, Türk milletini düşmansız kılabilecek bir fikir sistemi, önce Türk kamuoyuna, sonra da gittikçe genişleyen dalgalar halinde, çevre ülkelere ve bütün insanlığa mal edilebilsin.

***

İşte Genelkurmay, “Türkiye Cumhuriyeti, ulusal ve üniter yapısının, çağ dışı bir yapı olduğunu düşünen bir yaklaşım ile karşı karşıyadır. Ulusumuzun bu tehlikeli yaklaşımı fark etmek zorunluluğu vardır ve olmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir” derken, Atatürk’ün yaptığını yapıyor ve savaş ve muharebe karşısında milletin ortak bir tavır geliştirmesini sağlamaya çalışıyor!
Evet, aslında bu iş hükümetin görevidir. Hükümet terör olayları karşısında susuyor. Askerden yazılı talep gelmesini istiyor. Oysa “siyasi direktif” i verecek olan hükümettir.

Hükümet, milleti teröre karşı bir tutum almaya sevk edecek en küçük bir adım atmıyor, “aziz vatana taarruzu imkansız kılan sebep ve şartları” daha açık ve daha kesin olarak tespit etmek şöyle dursun bir açıklama bile yapmıyor!

Bu durumda Genelkurmay’ın vatan savunmasını yapabilmek için halkı hazırlaması, meselenin can damarıdır. Türkiye’nin bütünlüğüne yönelik bir saldırı altında bile hala çatlak sesler çıkaranlar çok pişman olacak ama iş işten geçecek!

 

Yazı kategorisi: Emperyalist, Emperyalizm, Fethullahçılar, faşist | 1 Yorum »

NECİP HABLEMİTOĞLU CİNAYETİ

Yazan: skyturkvngenc Haziran 14, 2007

NECİP HABLEMİTOĞLU CINAYETININ PERDE ARKASI:

Necip Hablemitoğlu ugramis oldugu suikastten kisa sure once; Fethullahçıların asagida makalesinde bahsettigi can dusmanlarini ortadan kaldirmak icin aradigi taşeronu buldugunu:

Bu taseronun Fethullah Gulen’e oldurulmesi gerekli “7 kisilik” listenin ayrintili raporunu  verdigini,

Bu raporda oldurulmesi gerekli 7 kisiden “1. sirada oldurulmesi gerekli kisinin HANS AIBERG” oldugu,

4. sirada oldurulmesi gerekli kisi ise bizzat Necip Hablemitoğlu (yani kendisi) oldugunu,

Necip Hablemitoğlu bu raporda ismi gecen diger 6 kisiyle  tek-tek baslanti kurup uyarmistir. Bu uyarilardan hemen sonra, Rahmetli Hablemitoglu elindeki belgeyi kamuoyuna sunamadan ugramis oldugu kalles suikast sonucunda hayatini kaybetmistir.

Hans Aiberg Hablemitoglu’nun uyarisini aciklamis, gunumuzde mecliste milletvekili olan bahsi gecen taseron hakkinda bilgiler vermistir.

Biz Hanifler olarak elimizdeki tum bilgileri ve belgeleri kamuoyuna sunmaya haziriz. Lakin Rahmetli Hablemitoglu’na hayatlarini borclu olan diger 5 kisininden sadakat ve vefa gostererek:

Kamuoyuna Rahmetli Hablemitoglu tarafindan uyarildiklarini ve bu konu hakkinda tum bildiklerini acik ve net olarak aciklamalarini istiyoruz.

“Faili mechul degil, Faili malum olan Hablemitoglu cinayetinin” sorumlularinin yargi onunde hesap vermesi icin, diger 5 kisinin insanlik borcunu yerine getirmesini istiyoruz.

Asagidaki Bolumler “Vatan Haini Orgut Fethullahcilarin” Gercek Yuzunu Gosterdigi Icin, Öldürülen Necip  Hablemitoglu’nun:

“FETHULLAHÇILAR VE HİZBULLAHÇILAR” adli makalesinden ve

KÖSTEBEK:  FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI”adli kitabindan alinmistir. 

ADETA RAHMETLI HABLEMITOGLU KENDI CINAYETININ FAILLERINI ONCEDEN HABER VERIYOR, UYARIYOR:

“VATAN HAİNİ ÖRGÜT” FETHULLAHÇILAR ÖLDÜRDÜ!!!

DIKKATLE OKUMANIZI ONERIRIZ.

ALLAH Kendisine Rahmet Eylesin. Kaldigi Yerden  Vatanin Gercek Evlatlari Devam Edecek InsaALLAH.

FETHULLAHÇILAR VE HİZBULLAHÇILAR

Dr. Necip Hablemitoğlu’nun makalesinden:

Fethullahçıların son iki yıl zarfında başlarına gelen tüm olumsuzluklardan sorumlu tuttukları -biri TSK kökenli- beş “can düşmanı” için taşeron peşinde olduklarını hiç bileniniz var mıydı?!. Dahası, önce Ülkü Ocakları vasıtasıyla bu beş “can düşmanı”nın korkutularak pasifize edilmesi talebini içeren girişimlerin sözkonusu olduğunu; ancak Devlet Bahçeli’nin cemaate ve diğer şeriatçı yapılanmalara mesafeli davranışı nedeniyle olumlu yanıt alınamadığını kaç kişi bilir?!. Keza, cemaate bağlı emniyetçilerin devreye girmesi önerisinin riski nedeniyle geri çevrildiğini?!. Ve en önemlisi de “tedbir merhalesi”ndeki fethullahçıların, tedbiri bir kenara bırakarak hizbullahçılara müstakbel taşeron olarak yeşil ışık yaktıklarını?!.

MÜRİTLERE TEDBİR (İHTİYAT) TAŞERONLARA SALDIRI

Fethullahçıların, cemaat düşmanlarına karşı Ülkü Ocakları’nı kullanma girişimini, MHP içindeki nurcular vasıtasıyla yaptıkları biliniyor. Kamuoyuna “kaba kuvvet” imajı ile tanınan Ülkü Ocakları yönetiminin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tepkisinden çekinerek red yanıtı verdikleri gelen duyumlar arasında. Fethullahçıların emniyet içindeki kendi yandaşlarını kullanma düşüncelerinin ise, zaten izlenmekte olan bu kadroların deşifre olması ve tasfiyeye yolaçması gerekçeleriyle yaşama geçirilemediği kaydediliyor. Buna rağmen, İstanbul’daki kimi üst düzey bölge imamlarının, hedef kişilerin, diğer muhaliflere de gözdağı olacak biçimde etkisizleştirilmesi doğrultusunda sürekli arayış halinde oldukları da gözlemleniyor.

Fethullah Gülen, diğer taraftan sözkonusu internet sitesinde 24 Ocak 2001′de yayınlanan yazısında, riski üstlenerek, cemaat mensuplarına ise koşulsuz “ihtiyat” önermeye devam ediyor:

“İhtiyat, bir iş ve bir hamlede zarar ihtimallerine karşı ve maruz kalınan musibetler neticesinde ah u vaha düşmemek için ehemmiyetli bir davranıştır. Sebeplere tevessülde gerekli hazırlığı yapmamış nice müteşebbis vardır ki, neticede ya dizini döver ya da kadere taş atar. … Bir hamle ve teşebbüste hedef alınan netice ne kadar büyükse, o uğurda gerekli görülen tedbirlere riayet de o nispette ehemmiyetlidir…. İhtiyatlı olma, korkup geriye durmaktan tamamen farklı olduğu gibi, tedbirsizce davranışların da cesaret ve yiğitlikle hiçbir alakası yoktur…. Her kötü haslet gibi, sırf bir aldatmaca olan kitle ruh haletiyle yine kitle avına çıkmak, Batının bize armağan ettiği şeylerdendir. Bu sakat ve nesebi gayrisahih düşünceyi benimseyenlere göre, bir yumurtanın başında bir sürü ‘gak gak gıdak’ normal görülse de, bize göre her milli mesele, bir mercan sabrı ve sessizliği içinde, en kuytu yerlerde ve mercan kuluçkalarının ızdıraplı, fakat gürültüsüz hallerine uygun bir çizgide cereyan etmelidir” (7).

Fethullah Gülen’in cemaati yönlendiren -Ocak 2001′in son haftasında yayınlanmış- yazılarından kısa alıntıları okudunuz. Belli ki, ABD’de rahat durmuyor, örgütsel faaliyetlerini devam ettiriyor. Kendisi, devletimizin istihbarat birimleri tarafından sadece yakından izlenmesi değil, ABD dışına çıktığı saptandığında derdest edilmesi ve uçakta kendisine “memlekete hoş geldin Fethullah Gülen” denilmesi gereken çok önemli bir kişi. Hiç şüphesiz, cemaati tek başına yönettiğini zaten hiç kimse iddia etmiyor ama onu bir simge, karizma sahibi bir yönlendirici olarak önemini kabul etmek, “burnu akan” bir vaiz nitelemesi ile geçiştirmemek gerekiyor. İstihbarat birimleri açısından ne kadar önemli olduğu, 30 Ocak 2001 tarihinde sözkonusu internet sitesinde yayınlanan şu satırlardan net bir biçimde anlaşılıyor:

“İç ve dış mihraklar, ellerindeki terör alternatiflerini daima muhafaza edeceklerdir. Bunlardan birisi yıpranıp işlemez hale gelince, bir başkası öne sürülecektir. Nitekim dün, çeşit çeşit isimler altında nice örgütler vardı ve bunlar anarşiyi komünizm adına körüklüyorlardı. Şimdilerde PKK ve benzeri illegal örgütler de etnik grupları harekete geçirme çabasındalar. YARININ TÜRKİYE’SİNİ BEKLEYEN EN KORKUNÇ TERÖR VESİLESİ İSE, MEZHEP DUYGUSUNA YENİK DÜŞENLER OLACAĞA BENZER. BU YENİ TEHLİKE, TERÖR ADINA PKK’DAN ELLİ KAT DAHA FAZLA BİR POTANSİYEL GÜCE SAHİPTİR” (8).

Evet, iç ve dış tehdit odağı olarak Fethullahçıların şu ana kadar bir terör (cinayet veya cinayete teşebbüs, bombalama vb.) girişimi sözkonusu olmadı. Ancak bu, -ipleri dışarıdan yönetildiğinden- olmayacak anlamına da kesinlikle gelmiyor. Türkiye Cumhuriyeti, giderek büyüyen ve sorumsuz-çıkarcı-düşük politikacıların himayesinde adeta kangrene dönüşen fethullahçı yapılanmayı bertaraf etmek zorunda, çünkü başka seçeneği yok!.. Hep birlikte izleyelim, görelim!…

 

http://www.geocities.com/hablemitoglu/fetulahcilar_ve_hizbullahcilar.htm

 KÖSTEBEK:  FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI”

KITABIN ONSOZ BOLUMUNDEN

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en karanlık, en hazin dönemini yaşıyor. Bir tarafta, Türkiye Cumhuriyeti’ni koşulsuz savunan, Atatürk ilke ve devrimlerinin sahibi ve takipçisi, aydınlanmacı, tam bağımsızlıkçı,  sömürünün her türüne karşı, evrensel barıştan yana,   yurtsever, ilerici, ulusalcı kesim var. Ancak, ne bir siyasal partiye, ne basın ve yayın kuruluşlarına, ne de kendilerini destekleyecek ulusal sermaye gücüne sahipler. Ülkenin elden gidişini sessiz çığlıklarla izliyorlar. İşlerini ve işyerlerini kaybedenler, üniversite kapılarında bekleyenler, sefalet sınırının altında yaşayanlar, ülke güvenliğini sağlamaya çalışırken baba ocağına tabut içinde dönenler,  Mumcular, Üçoklar, Aksoylar, Kışlalılar ve olup-biteni izleyen  milyonlarca örgütsüz, dağınık  Türk yurtseveri!.. Karşı tarafta ise, ülkeyi etnik ve mezhepsel esasa dayalı olarak bölmeye, yer altı-yerüstü ekonomik kaynaklarını pazarlamaya, din devleti kurmaya ve halkın dinsel inançlarını sömürmeye, hatta Cumhuriyet’in başına numara koymaya kararlı, zengin, güçlü, dış destekli, örgütlü vatan hainleri ve işbirlikçileri ile peşlerinden sürükledikleri ulusal bilinçten yoksun diğer bir  kesim!..

İşte “Köstebek” adlı bu çalışma, içinde bulunduğumuz kapkara dönemde, devletimizin altının nasıl oyulduğunun, nasıl zaafa düşürüldüğünün  binlerce örneğinden sadece birine ışık tutuyor: Türk Devleti’nin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış fethullahçıları!..

Şeyhleri A.B.D.’de yaşayan, ancak kendi ülkesinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan; C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke istihbarat örgütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup müritlerin, asli görevi kendileri ile mücadele etmek olan istihbarat birimlerinde kadrolaşabileceğini, devletin gücünü, devleti savunanlara karşı kullanabilecek düzeye gelebileceklerini kim tahmin edebilir ki?  “Köstebek”, bu ihanet öyküsünün adıdır. ..

Siz, hiç fethullahçıları devlete karşı bir tehdit olarak algılayan, şikâyet eden ya da onlarla uğraşan  bir PKK’lı, Brüksel ya da Köln merkezli bir terörist ya da bir TÜSİAD üyesi ya da bir siyasal parti lideri ya da bir ikinci cumhuriyetçi ya da bir azınlık mensubu ya da misyoner ya da Hükûmet üyesi ya da bir Başbakan gördünüz mü? Nitekim, fethullahçıları kontr-espiyonaj kapsamında iç ve dış tehdit odağı olarak tanımlayan ve mücadele konsepti geliştiren gelmiş-geçmiş bir İçişleri Bakanı, bir Emniyet Genel Müdürü ve bir M.İ.T. Müsteşarı da göremezsiniz, gösteremezsiniz!..  Haklı olarak sorarsınız, kendi iç güvenliğini sağlayamayan, sızıntılara engel olamayan bir ulusal istihbarat birimi, nasıl olur da ülkenin güvenliğini sağlar?!.  Bu sorunun yanıtı, doğal olarak olumsuzdur.  Önünüzde iki tercih vardır; ya çoğunluğun yaptığı gibi bu çelişkiye karşı başınızı çevirir, farketmemiş gibi yaparsınız veya risk üstlenerek araştırmaya ve mücadeleye başlarsınız!.. 

Fethullahçılar, Türkiye’de Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan bir cemaat değildir. Uluslararası alanda at koşturan, son derecede tehlikeli bağlantılarıyla, ekonomik  kaynakları ve eğitim kurumlarıyla, Türkiye’nin yüzyüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır.  Örgütlenme modeli itibariyle Türkiye’de bir eşi yoktur; örgütlenme modeli olarak, tamamı C.I.A.  denetimindeki Moon, Falun-Gong, Scientology gibi tarikatlarla benzeşmektedir. Fethullahçılar, mevcut ekonomik kaynaklarını, yapılabilecek en akılcı ve en değerli alana, eğitim yatırımına tahsis ettiklerinden, diğer şeriatçı yapılanmalara kıyasla, ülkemizin sadece bugününü değil, daha çok geleceğini tehdit etmektedirler.  İşte bu yasadışı yapılanmanın, eğitimin yanısıra, en az onun kadar önemli olan  istihbarat alanına yönelmesinde, birtakım stratejik gerekçeler rol oynamaktadır:

1.        Tüm dünyanın pekçok merkezinde uygulanmakta olan terörist ve de köktendinci ideolojik yaklaşımların yaptığı gibi, devlete ya da yabancı devletlere karşı silahlı mücadele vererek hedefe varmanın mümkün olmadığını en kavrayan dinsel organize suç örgütü, Fethullahçılardır.  Mevcut sistemi yıkmak yerine, takiyyeyi ön plana çıkararak, devlet yapısıyla çatışmayacak bir örgütlenmeyle, zaman içinde devletin stratejik kurum ve kuruluşların içine sızmak ve ele geçirmek, bu yasadışı yapılanmanın “ılımlı” görüntüsünün altındaki en önemli neden ve etkendir.

2.        Fethullahçılar, istihbarat birimlerine sızmakla, kendilerine gelebilecek her türlü operasyonu önceden haber alma, önleme ve de karşı operasyonu başlatma olanağına sahip olmaktadırlar.  Bu durum, onlara sadece savunma değil, saldırı olanağı da sağlamaktadır.

3.        Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızmakta zorlanan ama buna rağmen yılmaksızın girişimlerini sürdüren fethullahçılar, istihbarat birimlerindeki kadrolarını, alternatif Silahlı Kuvvetler olarak algılamaktadırlar.  Bu durum, onların kendilerini güvende hissetmelerine yol açmaktadır.  Nitekim, emniyet mensubu fethullahçıların toplanma ve eğitim merkezlerine “ışık kışlaları”, emniyet içindeki kadrolarına da genel bir ifadeyle “ışık orduları” denilmektedir. Fethullahçıların emniyet içindeki kadroları, T.S.K.’ne karşı “denge” sağlama çabalarının bir sonucudur. Devletin ele geçirildiği, sistemin bütünüyle değiştirildiği, “Çin Seddi’ne otağ kurulduğu” en son aşamada, alternatif silahlı kuvvetlerin T.S.K.’ne karşı kullanılması olasılığından, moral anlamda sıkça söz edilmektedir.

4.        Fethullahçılar, Türkiye’nin tek özel istihbarat örgütüne sahiptirler. Devletin istihbarat birimlerinin tüm olanaklarını kullanan; gizli bilgilerin tamamını elde eden bu yasadışı örgüt, gerek kendi “hasım”ları ve gerekse, hedef siyasiler, gazeteciler, mafya babaları, bürokratlar, akademisyenler, askerler ve diğer önemli meslek mensuplarının “açıklarını” içeren, şantaj malzemesi olarak kullanılabilecek her türlü görsel ve işitsel bant kayıtlarından,  bu kayıtlara ait çözümlerden, fotoğraflardan her türlü resmi belgeye, hatta kişisel anekdotlara kadar herşeyi içeren bir arşive de sahip bulunmaktadırlar.  Parayla satın alamadıklarına, hatta korkutamadıkları “hasım”larına karşı, çarpıtılmış, fabrikasyon  bilgi  ve belge tanzimi de, bu örgütün ilgi ve uzmanlık alanı içindedir.  Aynı şekilde, fethullahçılar, kendi şirketlerine rakip şirketleri bertaraf etmek için bu özel istihbarat örgütünü kullanmaktadırlar.  Bunun için daha çok, “kaçakçılık” duyumları çerçevesinde şirket merkezlerine yapılan aramaların yıkıcı etkisinden söz edilmektedir. Aynı taktik, “hasım” vakıf, dernek ve şahıslar için de uygulanmaktadır. Bu örgütün servis hizmetlerinden kimi siyasilerin sıkça yararlandığı yolunda duyumlar alınmaktadır. Özel istihbarat örgütü sayesinde, radikal sosyalist partilerin dışında, seçim barajını aşma olasılığı kuvvetli olan tüm siyasal partilerde, fethullahçıların aday gösterme gücünün  sözkonusu olduğu bilinmektedir. Bu örgüt aynı zamanda, “hasım”ların enterne edilmesi, etkisizleştirilmesi ya da tasfiyesi; yandaşların ise önemli yerlere getirilmesinde işlevsel rol oynamaktadır.

İşte, “Köstebek” çalışması, fethullahçıların bu az bilinen karanlık yüzüne ışık tutmak amacıyla hazırlanmıştır. Özellikle Basın Savcılarının şu gerçeği  bilmeleri gerekmektedir:  Bu kitap,  İçişleri Bakanlığı’nı ya da Emniyet’i tahkir ve tezyif amacıyla kaleme alınmamıştır. Aksine, kitabın yazılmasında, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T. gibi kuruluşlara, devletin güvenliğini koruma gibi asli görevlerini hatırlatma ve bu görevlerinin gereğini talep etme amacı  ön planda tutulmuştur.

Bu kitabı hazırlarken, Fethullahçı istihbaratçıların “imam” düzeyindeki mensuplarına “moral” amacıyla dağıttıkları “İstihbarat Evrakı” yazılı dosyalardan (“gizli”, “çok gizli” kaşeli yazışmalar, soruşturma evrakları, ifade tutanakları, yazılı savunma ve diğer matbu metinler) çok yararlandığımı belirtmek istiyorum.  Ama bunun için de  fethullahçılara teşekkür etmem gerekmiyor. Buna karşılık, fethullahçı kadrolaşmaya karşı mücadele verdikleri için zarar gören ve bu çalışmada yardımlarını esirgemeyen  “Kemal’in Polisleri”ne minnet duygularımı sunuyorum.  Hukuksal yardımlarından dolayı dost ve fedakâr avukatım Hüseyin Buzoğlu’na ve Av. Neşet Yıldırım’a, “Yeni Hayat” Dergisinin sahibi Av. Hanifi Altaş’a, ve ayrıca bu alandaki çalışmalarından yararlandığım Dr. Ümit Emre’ye, M. Emin Değer’e, Ergün Poyraz’a, Zübeyir Kındıra’ya, Sertaç Eş’e ve Yasemin Güneri’ye teşekkür ediyorum.

KÖSTEBEK:  FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI”

Kitabin 3. Bolumunden:

3.1.3.   BİREYSEL MÜCADELE VE DEZENFORMASYON ÖRNEKLERİ Fethullahçıların üniversitelerdeki “hasım”larına yönelik taktik ve stratejilerini –yaşayarak, bedel ödeyerek  öğrenen- bir akademisyen olarak, devam etmekte olan bir savaşımın mütevazi tarafıyım. 12 Eylül döneminden itibaren, intihal (66) dahil, her türlü iftiraya maruz bırakılıp, 3 kez üniversiteden uzaklaştırılan; toplam 76 ceza ve disiplin soruşturmasına ve de 100’e yakın idari ve adli davaya maruz ve muhatap bırakılan, ancak tümünden onanmış yargı kararlarıyla aklanan bir Cumhuriyet Tarihçisi olarak, diğer ülke ve devlet düşmanı yasadışı örgütlerin, tarikatların ve benzeri yapılanmalar yanısıra, fethullahçılara karşı mücadelemi de kesintisiz sürdürmekteyim. Yaklaşık 20 yıllık süreçte açılan dava dosyaları içinde yer alan binlerce belge, hiç şüphesiz, her fırsatta “din, ahlak, mukaddesat, fazilet, dürüstlük, namus” gibi kavramların ardına sığınan fethullahçıların, “hasım”larını tasfiye doğrultusunda sınırtanımaz etiksizliğinin göstergeleridir. İşte, sadece birkaç örnek: Fethullahçı istihbaratçılar tarafından “hasım” kabul edilen kişi ve kuruluşlar aleyhine yürütülen dezenformasyon faaliyetlerinden biri de, çarpıtılmış bilgilere dayalı sahte belgeler üretmektir; teknik deyimle “fabrikatörlük” yapmaktır. Bu kapsamda, şahsımla ilgili üretilmiş onlarca sahte belge sözkonusudur ve bu sahte belgeler, daha çok internet ortamında dağıtılmaktadır. Bunlar arasında, kayda değer olarak “M.İ.T. mensubu olduğumu gösterir kimlik fotokopisi”, “Gagauz-Hristiyan olduğuma dair nüfus kütüğü fotokopisi”, “yüzkızartıcı suçlara ilişkin yargı kararları fotokopileri”, “komünist örgüt militanı olduğuma ilişkin istihbarat raporu fotokopisi”, “masonluğuma dair kimlik fotokopisi” vs. vs. sayılabilir. Sahte belge üretiminde sınırtanımazlığın ve utanmazlığın en tipik örneğinde şu bilgiler yer almaktadır: “AA0012A7A-SİY/04-EYL-0511-2895 TERÖR ÖRGÜTÜ OPERASYONU BÖLÜCÜ ÖRGÜTÜN SÖZDE SİYASİ KANADININ ANKARA SORUMLUSU ELE GEÇİRİLDİ  (FOTOĞRAFLI)   ANKARA (AA) – Güvenlik güçlerince Ankara’da yapılan operasyonda bölücü terör örgütü PKK’nın sözde siyasi kanat ERNK’nın Ankara sorumlusu Necip Hablemitoğlu ele geçirildi.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin bir ihbarını değerlendirerek Ankara Gençlik Caddesi’nde bir hücreevine düzenledikleri operasyonda Hablemitoğlu’nun yanısıra çok sayıda örgütsel doküman ve kırsal kesimdeki teröristlere gönderilmek üzere eğitim notları da ele geçirildi.

Sorgusu halen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde sürdürülen Hablemitoğlu’nun bir üniversitede görevli olduğu ve örgütün kitleselleşmesi için çaba sarfettiğini itiraf ettiği kaydedildi. TALİMATLAR BEKAA’DAN

Hablemitoğlu’nun ilk sorgusunda, talimatları bizzat terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’dan aldığı, PKK’nın geniş kitlelere ulaşması için bazı teklifler sunduğunu itiraf ettiği öğrenildi.

Doğu Perinçek ile Abdullah Öcalan ile ilişkileri de sağladığı öğrenilen Hablemitoğlu’nun önceki yıllarda da bazı sol gruplarla birlikte olduğu provakatif faaliyetlerde uzman olduğu ifade edildi. (AB-TK-NHK) 04.09.1989 14:59:07 TSİ NNNN”  

Normal posta, faks ve elektronik posta aracılığı ile dağıtılan ve de halen http://www.gerçekergenekon.com adresinde “servis”e sunulmaya devam eden bu sahte belgeye, uzun yıllardan sonra ilk kez,  Bandırma’da yayınlanan “Genç BAYRAK” adlı bir gazetenin 25 Mayıs 2002 tarihli nüshasında “Necip Hablemitoğlu eşittir PKK” başlığı altında yer verilmiştir. Bandırma’daki MHP eski ilçe başkanı tarafından yayınlanan gazetedeki haberde, sahte belgeye ek olarak –imla bozuklukları dahil aynen- şu iddia, iftira, hakaret ve isnatlarda bulunulmuştur:

“Kısa bir süre önce, yerel bir gazete, Bandırma’da bir öğretim görevlisini konuk edip Belediye düğün salonunda konferans verdirdi. Şahsın adı Necip Hablemitoğlu. Elbette Bandırma’nın iyi niyetli ve onurlu insanları bu konferansı tüm samimiyetlikleri ile gidip dinlediler. Necip Hablemitoğlu anlattı. Bandırmalılar dinledi.  Ancak meslekten mi bilinmez bizde bir araştırma hastalığı vardır. Biri Bandırma’ya geliyor ve onlarca kişiye gözlerinin içine baka baka birşeyler anlatıyor ve gidiyor, elbette sormak gerek kim bu Necip Hablemitoğlu diye. Sordukta. Necip Hablemitoğlu hakkında araştırma yaptığımızda ne o yapılanın konferans olduğunu nede insanları bilgilendirmeyi hedeflediğine inanmadık, inanmayacağızda. Çünkü geçmiş dönemlere ait olan tüm dökümanlarda Necip Hablemitoğlu eşittir PKK. Evet gerçek bir söylem ve asla iddia değil, gerçek. Çünkü elimizde saatine kadar verebileceğimiz bilgilere göre Necip Hablemitoğlu’da geçmişte PKK’ya hizmet ettiğini ve Abdullah Öcalan ile birebir görüşerek talimat aldığını itiraf etmiş. Aynı Necip Hablemitoğlu yani PKK örgütü yardımcısı ve yatakçısı Necip Hablemitoğlu, 2002 yılında Bandırma’da Belediye’ye ait bir salonda konferans veriyor ve bir gazetenin işbirliği ile. Biz size 04.09.1989 tarihinde saat 14:59’da tüm haber ajanslarını alt üst eden ve tüm adli makamları harekete geçiren resmi yazıları eksiksiz, kesintisiz, cesurca ve Kamuoyuna hitaben yayınlıyoruz. Yazıyı okuduktan sonra konu kamuoyuna kalıyor. Bandırma’ya gelerek onlarca onurlu Türk insanına konferans veren bir kişinin PKK Örgütüne yataklık etmesi ve  bu konferansın alenen yapılması doğru mu? İşte bu soruya da kamuoyuna gerçekleri ile birlikte ekte sunuyoruz”. Gazete, 28 Mayıs 2002 tarihli nüshasında, manşetten verdiği Hablemitoğlu Gazetemize Dava Açıyor(muş)!” başlıklı haberde, yukarıdaki haber metnini aynen bir kere daha yayınladıktan sonra, şöyle denilmiştir: “Haberimiz üzerine 18 Mayıs’ta Hablemitoğlu’nu şehrimize getirerek konferans organizesini üstlenen bir yerel gazete, Necip Hablemitoğlu’nun gazetemize dava açtığını açıklamış. Kendisinden yurtsever ve değerli bilim adamı olarak bahsedilen bu şahsın PKK ile ne ölçüde işbirliği içerisinde olduğunu umarız kamuoyuna açıklayacak ve nihai kararı halkımız verecektir.  Bekliyoruz HABLEMİTOĞLU…1 Konunun takibindeyiz. Hablemitoğlu davası ile ilgili bilgileri önümüzdeki sayılarımızda size aktaracağız”. Konferansın Bandırma Ticaret Odası Konferans Salonunda yapıldığını saptayamayan, “Belediye Düğün Salonu” diyerek okuyucularına usulen adres gösteren bu titiz (!) gazetenin haberi  sonrasında, sahte belgenin kaynağı olarak gösterilen ANADOLU AJANSI adına bir açıklama yazısı gönderilmiştir. Genel Müdür adına Genel Müdür Yardımcısı İsmail Bezgin imzası ile gönderilen 26.6.2002 tarih ve B.02.1.AA.12/102-2171 sayılı yazıda aynen şöyle denilmiştir: “İlgi yazınıza konu haber bültenlerimizde yer almamıştır. Ayrıca, yazınız ekinde göndermiş olduğunuz haber metni fotokopisi bizim formatımıza uygun değildir. Bu metnin düzmece yazılmış olduğunu düşünmekteyiz. Bilgilerinizi rica ederiz. Saygılarımızla”.

Elbette ki, bu sahte belge çerçevesinde gelişen haksız isnat ve iftiralara karşı sözkonusu gazete aleyhine açılabilecek tüm davalar açılacaktır. Ancak önemli olan gerçek şu: Yurdun farklı köşelerindeki benzer yayınlar nasıl saptanacak ve dava açılacak?!.  Baba tarafından Kırım Türkü, anne tarafından Rumeli Türkü olan şahsımı, tüm mücadele ve eserlerime rağmen, etnik bölücü, elikanlı terör örgütü destekçisi-yatakçısı, dolayısıyla AB işbirlikçisi PKK’lı, ERNK yetkilisi gibi gösterme faaliyetlerinin “ülkücülük”, “müslümanlık”, “mukaddesatçılık”  gibi kılıflar ardından yapılması, konunun takiyye yönünü ve mesajın hedefini ortaya çıkarmaktadır.

Kaldı ki, bu ve benzeri iftira ve kumpasların 1980’den  bu yana sonu gelmemektedir. Hatta, şahsımla ilgili iftira ve isnatlara yer veren Zaman gazetesi aleyhine açtığım ve tümünü kazanarak haksız isnat sahiplerini mahkûm ettirdiğim davaların birinde, gazete avukatı, Ankara Asliye 25. Hukuk Mahkemesi’ne benzeri sahte belgelerden birini sunma cüretini göstermiştir. 2000 Yılında görülen bu davaya, Zaman gazetesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne ait 15 Ekim 1986 tarih ve C-2537 sayılı belgeyi (!) iddia ve isnatlarına dayanak olarak göstermiştir. 14 Yıl öncesinin tarihini taşıyan ve İstihbarat Şubesi’ne ait olması dolayısıyla “gizli” olması gereken bir belgenin, nasıl olup da Fethullah Gülen Cemaatine yakınlığı tüm istihbarat raporlarında belirtilen bir gazetenin eline geçtiği sorusu, henüz yanıt bulamamıştır.  Bu belgenin sahteliği, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nce mahkemeye sunulan yazıda belirtilmiştir. Ortaya çıkan sonuç şu ki, fethullahçı istihbarat örgütünde, gerektiğinde kullanılmak üzere saklanılan, ileride kullanılmak üzere hazırlandığı anlaşılan “tedbire yönelik” resmi belgelerle, sahte belgeleri içeren bir arşiv bulunmaktadır. Anlaşılan, “Zaman”  gazetesi de bu arşivden yararlanabilmektedir.

İşte, “Zaman” gazetesinin  mahkemeye sunduğu istihbarat belgesinin son paragrafında şu hükme varılmaktadır:

“Sözkonusu Enstitü’de, çeşitli devlet dairelerinden, Emniyet teşkilâtından ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden subayların da öğrenim gördüğü, bu nedenle laiklik ve Atatürk aleyhtarlığı yapıldığı iddialarının asılsız olduğu, istihbar edilmiş olup; ayrıca bahse konu olayın D.G.M. Savcılığına intikal ettiği ve soruşturma yapıldığı öğrenilmiştir” Oysa, dönemin Emniyet Genel Müdürü’nün Özel Kalem Müdürü başta olmak üzere, çok sayıda üst düzey emniyet mensubunun yanısıra, 50’ye yakın emekli ya da muvazzaf Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun da Enstitü’de öğrenim sürdürdüğü, Hürriyet, Milliyet, Günaydın, Sabah, Cumhuriyet gibi gazetelerde yayınlanan çarşaf listeler çerçevesinde kamuoyuna malolmuş olup, sadece İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün bilgisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sonuç, bizatihi İstihbarat Şubesi’ne yapılmış bir hakarettir. Nitekim, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Kemal İskender, anılan Mahkeme Başkanlığı’na gönderdiği 29.5.2000 tarih ve B.05.1.EGM.4.06.00.06-06.5.800.1200-(6068-2000)-072065 sayılı yazıda şu bilgileri vermektedir: “… Kayıtlarımızın tetkikinde ve yapılan arşiv araştırmasında 15.10.1986 gün ve C-2537 sayılı evrak bulunamamıştır. Bahsekonu evrakın numarası itibariyle yazışma ve arşiv kodlama sistemimize uygun olmadığından muhtemelen böyle bir raporun mevcut olmadığı veya tarih itibariyle on yılı geçtiğinden imha edilmiş olabileceği değerlendirilmektedir. Ayrıca İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün görev alanına giren faaliyetlerle ilgili yapılan yazışmalarda yeralan bilgiler; dokümanter olmayıp istihbari niteliktedir. Herhangi bir adli veya idari tahkikatta delil olarak kullanılamayacağı gibi genel güvenlik ve İKK tedbirleri açısından evrakın aslı veya fotokopisi yazışmaya muhatap olan ilgili birim tarafından başka birimlere gönderilemez ve başka amaçlarla kullanılamaz ibareli bir uygulama bulunmaktadır. Bilgilerinize arzederim”. Zaman gazetesi, anılan mahkeme tarafından mahkûm edilmiştir. İstihbaratçı fethullahçıların, tüm bu sahte belgelere dayalı dezenformasyon faaliyetlerine ve tasfiye yöntemlerine muhatap olan  Atatürkçü bir akademisyen olarak, emin olduğum gerçek şu ki, Türkiye’nin en az PKK kadar, belki ondan da fazla  tehlikeli ihanet odağı olan fethullahçıların devlet içindeki, öncelikli olarak da istihbarat birimlerindeki kökü kazınmadıkça; dış destekleri kesilip elebaşları İmralı’ya doldurulmadıkça, bu dış destekli, olağanüstü güce sahip organize suç örgütüyle bireysel kavgalar da -eşit olmayan koşullarda- sürüp gidecektir (67).

 KÖSTEBEK:  FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI”

                KITABIN SONSÖZ BOLUMUNDEN: Yukarıda rastgele seçilmiş haber ve yazı örnekleri, normal bir hukuk devletinde Cumhuriyet Savcıları için başlıbaşına “suç duyurusu” niteliği taşımaktadır. Ülkemizde ise, gerek bu haber ve yazılar, gerekse devletin ilgili birimlerince hazırlanan resmi raporlar ve soruşturma evrakları çerçevesinde konuya bakıldığında,  Cumhuriyet ve Basın Savcılarının, Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T.’nın, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, Yükseköğretim Kurulu’nun ve Üniversitelerin, T.B.M.M.  ve de tüm organlarıyla Hükûmet’in,  üzerlerine düşen görevin sorumlulukların