İşte Türkiye!

Türkiye’den çıkan ve Türk’ü arkadan vuranların maskesinin düştüğü yer!

  • Ana Sayfa
  • Bizlere Nasıl Ulaşırsınız??
  • İstatistikler

    • 158,829 Tıklama
  • Gocunanlar

    666 istenmeyen yorum
    engelleyen:
    Akismet
  • Site girişi

    • Giriş yap
    • Yazılar RSS
    • Yorumlar RSS
    • WordPress.org
  • Başlıklar

    • Abdullah Öcalan
    • Abdullah Gül
    • Abdurrahman Boztaş
    • AGİT
    • Ahmet Burak Erdoğan
    • AK Parti
    • Almanya
    • Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi
    • Ata
    • Atatürk
    • Atilla Yayla
    • Avrupa Birliği
    • Aziz Karaca
    • AİHM
    • Ölüm
    • Baran
    • Barzani
    • Bülent Arınç
    • Büyük Ortadoğu Projesi
    • Bilderberg
    • Bokakıtan
    • BİM
    • Cüneyt Zapsu
    • Cem Uzan
    • cimbom
    • Citibank
    • CSI
    • Cumhuriyet
    • Demokratik
    • Deniz Baykal
    • deniz gezmiş
    • Destekleyenler
    • Devlet Bahçeli
    • devrim
    • Doğu Perinçek
    • DTP
    • dış politika
    • Editör Okulu
    • EL KADI
    • El Kaide
    • Elif Şafak
    • Emin Çölaşan
    • Emperyalist
    • Emperyalizm
    • Ergün Poyraz
    • ergenekon
    • ERKEK ORGAN
    • Ermeni
    • faşist
    • Fethullahçılar
    • Genç Parti
    • Globalizm
    • haberturk
    • Halk
    • Halk Devrimi
    • Hamas
    • Hamza Er
    • HDÖ
    • iç politika
    • Ilımlı İslam
    • Kanal 24
    • Köksal Toptan
    • kemal unakıtan
    • Kıbrıs
    • Laik
    • laiklik
    • Lozan
    • Medya
    • mehmet ali birand
    • Miting
    • MUHALEFET
    • Muhsin Yazıcıoğlu
    • MİT
    • NATO
    • PKK
    • Radikal İslam
    • Recep Tayyip Erdoğan
    • Rum
    • Rusya
    • Saldırı
    • Satürn
    • Sömürü
    • Sözde Ermeni Soykırımı
    • süper lig
    • Seçim
    • Serdar Turgut
    • TÜİK
    • Tübitak
    • Türk
    • Türker Alkan
    • Terörizm
    • THKC
    • THKC/HDÖ
    • THY
    • tika
    • TTNET
    • ufuk güldemir
    • Uncategorized
    • Vuslat Dergisi
    • WORLD TRADE ORGANIZATION
    • İktidar
    • İran
    • İslam
    • İsrail
    • İstihbarat
    • İşçi Partisi
    • İşte Türkiye Okulu
  • Son Eklenen Yazılar

    • Kafkaslar’da savaş Türkiye’ye ne getirecek?
    • Ne Amerika ne Rusya Tam Bağımsız Türkiye
    • Ateş çemberi
    • Kafkasya’da neler oluyor?
    • Boru hattı Kürt sorununa yerleşiyor
    • Büyükanıt: Savaşa hazırlanıyoruz
    • “En kapsamlı operasyon” iddiası
    • Şam: Rusya ülkemize füze yerleştirsin
    • ABD “boğazımızı” sıkıyor
    • TÜBİTAK’a da siyaset soktular!
  • İşte Türkiye!!

    Bu site Atatürkçüdür. Türkiye'den çıkanların Türk'ün arkasından çevirdiği düzenbazlıklar, vatana ihanet ve vatan hainlerinin bildiğiniz yüzlü insanlar olmadığını gösteren ve onların maskelerini düşürerek gerçek yüzlerini ortaya çıkaran bir sitedir.
  • En Çok Okunan Yazılarımız

    • coca colanın anlamı
    • aziz yıldırım-msn
    • Emin Çölaşan,Haber 7 ve Baran Dergisi(baranın sitesinden alıntı ile)
    • gercek öcalan
    • MİT personel alımı için ilan verdi!
    • Cüneyt Zapsu-Bim ve PKK Üçgeni
    • FETHULLAH’IN YURTLARI
    • 19 ilçe daha il olacak!
    • ÖNDER AYTAÇ VE EMRE USLU FETHULLAH'IN AKP'YE ÖNERDİĞİ YOL HARİTASINI YAZDI
    • ahmet burak erdoğan'ın askerlik için aldığı çürük raporu
  • Arşiv

    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Haziran 2008
    • Mayıs 2008
    • Nisan 2008
    • Mart 2008
    • Aralık 2007
    • Ekim 2007
    • Eylül 2007
    • Ağustos 2007
    • Temmuz 2007
    • Haziran 2007
  •  

    Ağustos 2008
    M T W T F S S
    « Jul    
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031
  • Destekleyenler

    • Devrimci Rock
    • Vatan Hainleri
    • İstiklal Mahkemesi
  • Son Yorumlar

    • Fırat’tan CHP ve Ergenekon yorumları yazısı için Önder Gürbüz tarafından yapılan yorum
    • Bizlere Nasıl Ulaşırsınız?? yazısı için sevim erdem tarafından yapılan yorum
    • coca colanın anlamı yazısı için atike gülsün tarafından yapılan yorum
    • Pamukoğlu Parti Kuruyor yazısı için şamil tarafından yapılan yorum
    • “Türk milletine taarruz eden düşman,önce Türk subayını aşağılamak ister” yazısı için Ahmet Ozan tarafından yapılan yorum
    • Deniz Gezmiş ,Yusuf Aslan yazısı için ömür tarafından yapılan yorum
    • Deniz Gezmiş ,Yusuf Aslan yazısı için ömür tarafından yapılan yorum
    • aziz yıldırım-msn yazısı için eray tarafından yapılan yorum
    • aziz yıldırım-msn yazısı için ismini vermek istemeyen okuyucu tarafından yapılan yorum
    • MİT personel alımı için ilan verdi! yazısı için barış yeğin tarafından yapılan yorum

Arşiv 'Sömürü' Kategori


‘Türkiye Musul-Basra’yı almalı’

Yazan: skyturkvngenc Ağustos 7, 2007

Almanya, İran ve PKK, Türkiye ve Arap devletlerine karşı Orta Doğu güç yarışında.

Bu saldırgan politikanın esasıysa, Irak’a, Türkiye’ye ve Suriye’ye karşı, Kuzey Irak’ta bulunan ve bugün fiilen ABD’nin himayesinde olan PKK üslerinden PKK’yı bir şahmerdan olarak kullanmaktır. Irak, Türkiye ve Suriye parçalandıktan sonra da Orta Doğu’da, Almanya-İran ekseni desteğinde yeni bir süper güç olarak bir PKK Kürdistanı ortaya çıkacaktır. Ağustos, Orta Doğu’da barış veya savaş için kritik bir ay.

The Conservative Voice’dan Scott Sullivan yazdı

ABD, Washington: Erdoğan, Türk ordusunun güçlü muhalefetine rağmen, tüm Türk kadınlarının başörtüsü takmasını; Almanya, İran ve PKK yandaşı olan Kürt devlet başkanı Mesut Barzani ile dost Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü yine Türkiye’nin cumhurbaşkanlığına aday göstermek istiyor.

Bu durumda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türk ordusu ile Türk milliyetçilerinden gelen desteği muhafaza etmek için ne yapabilir? Bunlar, Almanya, İran ve Kürtlerin, Irak, Türkiye ve Suriye’den başlayarak Arap devletlerini parçalama planlarından korkuyorlar. Yanıtı basit. Başbakan Erdoğan, ABD’ye danıştıktan sonra Türk barış gücü askerlerini ABD güçlerine destek için Musul’a göndereceğini açıklamalıdır. Türkiye, ABD ve İngiltere’den, Musul ile Basra güvence altına alınırken asker azaltımına gitmekten şimdilik vazgeçmelerini talep etmelidir. Bir başka seçenekse, Türkiye’nin Suriye ve Arap devletlerinden Irak’taki Türk barış gücüne katkıda bulunmalarını istemesidir. Böylece Türkiye PKK’yı, Musul dışında kalması, İran’ı da Basra dışında kalması için uyarmış olacaktır. Bir cesur adımla Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünü güvenceye alabilecektir. Böylelikle PKK, Kuzey Irak’tan bir Kürdistan yaratma planlarından cayacak, İran da Irak’ın güneyinde bir Şiistan yaratma planlarından… Üstelik Irak’ın kuzeydeki sınırlar da güvence altına alındığında Erdoğan, Türkiyeli Kürtlerle uzlaşmak için yeterince güçlü bir konuma erişmiş olacaktır. Bir Irak Kürdistanı’na katılacak ayrılıkçı bir Türkiye Kürdistanı seçeneği masadan büsbütün kalkacaktır. Gerçekten de Türk güçleri o zaman, kuzeyden güneyden saldırılarla PKK’yı kapana kıstırmış olacaktır.

Öte yandan Basra’ya barış gücü göndermekle Türkiye, İran’ı, ABD askerlerinin, Irak’ın tek büyük limanı Basra üzerinden çekilmesine karışmak gibi bir niyeti varsa da bundan caydıracaktır. Son olarak belirtelim; Musul ve Basra’yı güvence altına alma kararı ile Türkiye, ordusuyla PKK peşinde Kuzey Irak’a saldırmakla elde edeceğinden daha üstün bir konumda olacaktır. Zira bu tür askeri saldırılarla Türkiye’ye PKK sorununu kökten çözemez. Sözün kısası, Türk güçlerini Basra ve Musul’a konuşlandırarak Başbakan Erdoğan, PKK ve İran’ı birer tehdit olmaktan çıkarıp Türkiye Kürtlerine daha fazla esneklik göstermek konusunda pazarlık konumunu güçlendirecek, Türk ordusu ve milliyetçilerinden gelen desteği muhafaza edecek ve Basra’yı ABD askerlerinin çekilmesi için güvenli hale getirecektir. Neden harekete geçilmesin ki?

“Erdoğan, PKK’yı Nasıl Durdurabilir?”

Almanya, İran ve PKK -ABD politikasının da yardımıyla- Türkiye, Suriye ve Arap devletlerine karşı bir Orta Doğu güç yarışında. Bu saldırgan politikanın esasıysa, Irak’a, Türkiye’ye ve Suriye’ye karşı, Kuzey Irak’ta bulunan ve bugün fiilen ABD’nin himayesinde olan PKK üslerinden PKK’yı bir şahmerdan olarak kullanmaktır. Irak, Türkiye ve Suriye parçalandıktan sonra da Orta Doğu’da, Almanya-İran ekseni desteğinde yeni bir süper güç olarak bir PKK Kürdistanı ortaya çıkacaktır.

Ağustos, Orta Doğu’da barış veya savaş için kritik bir ay. Almanya, İran ve PKK bu ay İran ve Türkiye’ye son bir hamle yapmayı planlıyor. PKK, Kerkük’ü Irak’tan çalarak başlayacak bir yayılma kampanyasını belirgin biçimde hızlandıracak.

Orta Doğu hakettiği istikrar, barış ve refahın yerine PKK’nın cebri sınır düzenlemeleri, büyük oranda Arap nüfusu hedef alan geniş ölçekli bir etnik temizlik kampanyası ve artan dış müdahalelere gebe bir yola girecek.

Bereket versin Başbakan Erdoğan, son seçimleri PKK karşıtı açıklamalarından sonra artık bu Almanya-İran-PKK ekseninden savaşa iten hamleleri engellemek için güçlü bir halk desteğine sahip. Savaşa sürüklenmemek için yanıtlanması gereken büyük soru şudur: Dışişleri Bakanı Gül’ün Başbakan Erdoğan ve Türkiye için artı mı eksi mi olduğudur?

Başbakan Erdoğan şimdi Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanı olarak Dışişleri Bakanı Gül’ü tekrar aday göstermek istiyor. Ne yazık ki Gül; çoğu kez, Avusturya’nın geçen hafta PKK için para toplayan Ali Rıza Antal’ı güvenliği için bir uçakla Kuzey Irak’a, yani Türk adaletinden uzakta bir yere gönderme kararını onaylayan Almanya; Türkiye ve Suriye’yi bölmek için PKK ile işbirliği yapan İran; hiçbir şekilde PKK’ya hayır demeyen ABD ve Kürt devlet başkanı ve PKK yandaşı Mesud Barzani gibi Türkiye düşmanlarının en iyi dostu görüntüsü veriyor. Bu noktada Dışişleri Bakanı Gül, Türk milliyetçilerinin desteğini kazanmak için ne yapabilir? Yine açık konuşmak gerekirse Türkiye’nin milliyetçileri Dışişleri Bakanı Gül’ün dışarıdaki dostlarının Türk devletini toptan parçalamak değilse de, Türkiye’yi ikinci sınıf bir güce dönüştürme planları olduğundan korkuyorlar. Dışişleri Bakanı Gül, şu üç öneriyle Türk milliyetçilerini yatıştıracak bir adım atabilir:

1) Bakan Gül, PKK finansörü Antal Türkiye’ye iade edilmedikçe Kuzey Irak’ın bir parya devlet olarak kabul edileceğini ve Barzani ile ilişkileri koparmayı öngören bir ortak politika üzerinde anlaşmak üzere Berlin, Tahran ve Washington’daki mevkidaşlarıyla temasa geçsin;

2) Bakan Gül, ABD’ye, PKK ve İran’ın saldırılarına karşı Irak’ın toprak bütünlüğünü güvence altına almak için derhal harekete geçmesi gerektiğini bildirsin. Gül, MideastWeek.com’da “ABD PKK’yı Caydırmalıdır” başlıklı yazıda, ABD’nin Irak’ı korumak için PKK’ya karşı atması önerilen adımların bir listesini bulacaktır.

3) Bakan Gül, ABD’ye, Türkiye’nin ABD güçlerini desteklemek için Musul’a, İngiliz güçlerini desteklemek için de Basra’ya barış gücü birliği göndereceğini bildirsin. Ayrıca Bakan Gül, Suriye’den ve Arap devletlerinden Musul ve Basra’daki Türk barış gücüne katkıda bulunmalarını isteyebilir. Bu yolla PKK’ya, Musul’dan, İran’a da Basra’dan çıkması için bir uyarıda bulunmuş olur. Üstelik Türkiye’nin güney sınırlarının güvenceye alınmasıyla Türkiye Başbakanı Erdoğan, Irak’ın toprak bütünlüğünü de korur. Musul’da Türk ve Arapların varlığı sayesinde Erdoğan Kürt bölgelerindeki ekonomik kalkınmayı destekleyebilir ve Kerkük’ün statüsü konusundaki referandumu da kabul edebilir (Bkz: Turkey plus Northern Iraq Equals to Golden Age/ Türkiye+Kuzey Irak = Altın Çağ, 3 Temmuz 2007).

Son olarak da Musul’da Türklerle Arapların varlığı Kürt devlet başkanı Barzani’yi PKK’yı kovmaya ikna edecektir. Bu olursa da ABD’nin Kuzey Irak’taki PKK kamplarına yapacağı hava saldırıları gibi, herkes de kabul ediyor ki, bir uç seçeneğe gerek kalmayacaktır. Kısacası Musul’da Türklerle Arapların varlığı PKK’nın, savaşçı ve yayılmacı PKK süper devleti çatısında birleşecek Türkiye Kürdistanı seçeneğinin de sonu olacaktır. Orta Doğu güvenli sınırlara kavuşacaktır. Bir diğer deyişle Irak’ı korumak Türkiye’yi korumaktır, Türkiye’yi korumak Suriye’yi ve geri kalan Arap dünyasını korumaktır. Türklerin ve Arapların Musul’daki varlığı İran’ın Basra’yı ilhak planlarını da boşa çıkaracaktır. Dışişleri Bakanı Gül tüm bunlara katılıyor mu? Bakan Gül bunları yapabilir mi? (ABD’li bir muhalif oluşuma ait internet sitesi The Conservative Voice’un 26 Temmuz 2007 tarihli web sayfası)

dunyagundemi.com

Yazı kategorisi: AK Parti, Abdullah Gül, Almanya, Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi, Bilderberg, Bülent Arınç, Büyük Ortadoğu Projesi, Recep Tayyip Erdoğan, Rum, Rusya, Saldırı, Sömürü | Yorum Yok »

Cumhurbaşkanı Sezer in Başsağlığı Mesajının Şifreleri

Yazan: skyturkvngenc Haziran 15, 2007

Yüksekova’da şehit düşen binbaşının ardından Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, çok anlamlı bir mesaj yayınladı.
Sezer dün bu mesajında kullandığı sözler daha önceki hiçbir mesajında yer almamıştı.
İşte Sezer’in Ankara kulislerini dalgalandıran sözleri:

“…Türkiye Cumhuriyeti, acıları derinleşse de, terörle savaşımda asla yılgınlığa kapılmayacak, bu savaşımın gerektirdiği ulusal ve uluslararası düzeydeki tüm önlemleri koşullar ne olursa olsun kararlılıkla almaktan kaçınmayacaktır…”

Sezer’in kullandığı “ulusal ve uluslararası düzeydeki tüm önlemler” ve “koşullar ne olursa olsun” ile birleştirilince kulislerde şu yorumlar yapıldı:

“Cumhurbaşkanı şunu demek istiyor. Gerekirse Kuzey Irak’a girilmelidir. Böyle bir karara olumsuz bakmıyorum.”

“Koşullar ne olursa olsun” sözü ise “ABD’ye rağmen bile girilmelidir” diye yorumlandı.

Tecrübeli bir diplomat şu yorumu yaptı:
“Cumhurbaşkanı bir başsağlığı mesajında böyle bir ifadeyi kullanıyorsa bu çok anlamlıdır.”
Şimdi Ankara kulisleri bu mesajı konuşuyor.

Sezer’in son mesajı ile daha önceki mesajlarının arasındaki fark ise şöyle:

SEZER’İN DÜN GECE YAYINLADIĞI MESAJ:

14 HAZİRAN 2007
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER, Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde Türk Silâhlı Kuvvetlerimizin bir mensubunun şehit olması nedeniyle aşağıdaki açıklamanın yapılmasını istemişlerdir:

“Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Dağlıca köyü yoluna teröristlerce döşenen uzaktan kumandalı patlayıcının patlatılması sonucunda, 1 Binbaşımızın şehit olması, 2 Erimizin de yaralanmasından büyük üzüntü duydum.

Bu hain saldırıyı nefretle kınıyor, gerçekleştiren soysuzların, arkasındaki güçler kim olursa olsun hakettikleri karşılığı en güçlü ve sert biçimde alacaklarını bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Alçakça eylemlerini sürdürenler bilmelidirler ki, bu hain saldırılar, terörle savaşımdaki kararlılığımızı pekiştirmekte, birlik ve dayanışmamızı daha da güçlendirmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, acıları derinleşse de, terörle savaşımda asla yılgınlığa kapılmayacak, bu savaşımın gerektirdiği ulusal ve uluslararası düzeydeki tüm önlemleri koşullar ne olursa olsun kararlılıkla almaktan kaçınmayacaktır.

Ulusumuzun gururu Türk Silâhlı Kuvvetlerimiz, terörle savaşımı erinden en üst rütbeli subayına kadar büyük özveriyle yürütmekte, bölünmez bütünlüğümüzün, Cumhuriyet’in değer ve kazanımlarının korunması için canını seve seve vermektedir. Kahraman Ordumuzu ve O’nun değerli askerlerini Ulusumuzun gönlünde yücelten, taçlandıran, bayrak ve yurt sevgisidir.

Şehit Binbaşımıza Tanrı’dan rahmet, ailesine, Ulusumuza ve Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı diliyor, yaralılarımıza da acil şifa dileklerimi iletiyorum.”

Cumhurbaşkanı SEZER, ayrıca Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a bir telgraf göndererek, Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı dileklerini iletmiştir.

ŞIRNAK’TA İKİ SUBAY VE BİR ERİN ŞEHİT DÜŞMESİNİN ARDINDAN YAYINLANAN MESAJ

10 HAZİRAN 2007

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde Türk Silâhlı Kuvvetlerimizin üç mensubunun şehit olması nedeniyle aşağıdaki açıklamanın yapılmasını istemişlerdir:

“Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde karayoluna teröristlerce döşenen uzaktan kumandalı patlayıcının patlatılması sonucunda, 1 Yarbay, 1 Binbaşı ve 1 Erimizin şehit olduğunu, 5 askerimizin de yaralandığını büyük bir üzüntüyle öğrendim.

Bu alçakça saldırıyı nefretle kınıyor, gerçekleştirenleri ve arkasındaki güçleri lanetliyorum.

Türkiye Cumhuriyeti birliğine, bölünmez bütünlüğüne yönelen bölücü teröre karşı haklı savaşımını, son terörist yok oluncaya kadar, Ulusu’yla, Türk Silâhlı Kuvvetleri’yle, tüm güvenlik birimleriyle kararlılık içinde yürütecektir.

Türkiye Cumhuriyeti, bu savaşımın gerektirdiği adımları, çekinmeden Ulusu’yla bütünleşerek atacak, bu ve benzeri hain eylemlere kalkışanlara hakettikleri yanıtı verecektir.

Ulusumuzun ve Devletimizin bu konudaki sarsılmaz istenci karşısında hiçbir güç duramayacaktır.

Şehitlerimize Tanrı’dan rahmet, ailelerine, Ulusumuza ve Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı diliyor, yaralılarımıza da acil şifa dileklerimi iletiyorum.”

Cumhurbaşkanı SEZER, ayrıca Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a bir telgraf göndererek, Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı dileklerini iletmiştir.
 
TUNCELİ’DE ŞEHİT DÜŞEN ASKERLERİN ARDINDAN YAYINLANAN MESAJ

04 HAZİRAN 2007

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER, Tunceli’nin Pülümür İlçesi’nde Kocatepe Karakolu’na teröristlerce düzenlenen hain saldırı nedeniyle Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a bir telgraf göndererek, olaydan duyduğu üzüntüyü bildirmiş, saldırıyı nefretle kınamış, şehitlerimize Tanrı’dan rahmet, ailelerine, Ulusumuza ve Türk Silâhlı Kuvvetlerimize başsağlığı dilemiş, yaralılarımıza da acil şifa dileklerini iletmiştir. 

BİNGÖL’DE 4 İŞÇİNİN ÖLDÜRÜLMESİNİN ARDINDAN YAYINLANAN MESAJ

31 MAYIS 2007

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER, teröristlerce Bingöl’de düzenlenen saldırıda, 4 işçinin ölmesi, 4 işçinin de yaralanması nedeniyle Bingöl Valisi Vehbi Avuç’a bir telgraf göndermiştir.
Cumhurbaşkanı SEZER’in telgrafı şöyledir:

“Teröristlerce Bingöl’de ormanlık alanda ağaç kesimi yapan işçilere düzenlenen silahlı saldırıda 4 işçinin ölmesi, 4 işçinin de yaralanmasından büyük üzüntü duydum.

İşçilerimize karşı girişilen bu hain saldırıyı nefretle kınıyorum.

Saldırıda yaşamını yitiren işçilere Tanrı’dan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyor, yaralı işçilere de acil şifa dileklerimi iletiyorum.”

Yazı kategorisi: Seçim, Sömürü, Terörizm | Yorum Yok »

33 Şehit

Yazan: skyturkvngenc Haziran 14, 2007

33 şehidimizin katledilişi

  İbretlik olayları sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum. Yıl 1993. Malatya’dan iki sivil midibüse biniyorlar. Hepsi sivil giysili. Üniforma ve postalları çantaları’da. Hiçbirinde silah yok, kendilerine refakat eden tek bir askeri personel de. Saat 18.00. Bingöl’e 10 kilometre var. Dağlık, dar bir yol. Birden silah sesleri yankılanıyor. İlk virajı geçtiklerinde, 50 PKK’lının karşı yönden gelen Bingöl Tur’a ait bir otobüsü durdurup, çoğunluğu terhis olmuş ya da dağıtıma giden sivil erlerden oluşan 50 yolcuyu esir aldığını görüyorlar. Şoföre bağırırlar; ”Geri dön!” Şoför oralı olmaz. Zaten 4 saatlik yolda 3 mola vermiş… Otobüsün kapısını, ”Orada ben yoktum”diyen Şemdin Sakık, o zamanki adıyla ”Parmaksız Zeki” açıyor.

OSMAN PARTAL ANLATIYOR
 

Trabzonluyum. İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. Van-Özalp’taki birliğime gidiyordum. Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. Aksın altına girdiğinde birileriyle konuşma yaptığını duydum. Galiba telsizle konuşuyordu. Şemdin Sakık, şimdi Hürriyet’te yayımlanan açıklamalarında ”Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk” diyor. Yalan söylüyor. Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. Yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat Sakık açtı. Toprak rengi üniforması vardı üzerinde, aynı renk kasketi ters takmıştı. Omuzundaki tüfeğin namlusu yere bakıyordu. Şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ”Arkada, geliyor” cevabını aldı. İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. Yani bizi bekliyorlardı.

DOĞULU-BATILI DİYE AYIRDILAR
 

Geceyarısına kadar teröristlerle yürüdük. Mola verildiğinde niçin kaçırdıklarını, amaçlarını sorduk. ”TC ateşkes ilan edince, iki gün içinde sizi serbest bırakacağız” dediler. Saat 01.00 sularıydı. Sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk. Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup, Doğulu-Batılı diye bizi iki gruba ayırdı. Sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Dağda koşar adım yürümeye başladık. Bize eşlik eden teröristler sürekli değişiyordu. Toplam 300 kişiydiler. Bir köye gittik. Kapısını çaldıkları evlerden başka teröristler çıkıp gruba katıldı. Kimi terörist evlere gidip istirahat etti. Bir ahıra soktular bizi öldürmek için. Sonra vazgeçtiler. Tekrar yürümeye başladık. Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. Yıldızlara son kez bakıp annemi, babamı, köyümü düşündüm. Bir ırmaktan geçerken su içtik. Dağ yoluna çıktık. Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00 sıralarıydı. Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kolkola girip sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma ”Devrem bizi vuracaklar” dedim.

DEVREMİ ÖLÜ GÖRÜNCE BAYILDIM
 

Tir tir titriyordum. Kalaşnikof, Bixi ve Kanvasların emniyetlerini açtılar. Sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti. Vurulanlar üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum. Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı. Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler… Su istiyorlardı. ”Anne, anne” diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum. Kendimi çimdikledim, ölmemişim. Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.

Bizi yan yana dizip 1570 mermi sıktılar
Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. Beyin, ayak… Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu’na gittim. Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık. Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. Yani silahsız erlerin herbiri için 50 mermi kullanmışlardı…

Şoför biliyordu
 

ERKAN UMAY ANLATIYOR
 

Adanalı hemşerim Mehmet Tura’yla Manisa-Kırkağaç’ta acemi eğitimimi tamamladım. 24 Mayıs sabahı, jandarma komando olarak Siirt’teki birliğimize gitmek üzere Malatya’dan iki sivil midibüse bindirildik. 50 askerin hiçbirinde silah yoktu. Bizi koruyan refakatçı da. Bingöl’e 10 kilometre kaldığını belirten tabelayı geçtik, ilk dönemeçte silah sesleri duyduk. Saat 18.00′di. Karşı yönden gelen Bingöl Tur otobüsünü tarayan 50 kadar PKK’lı, çoğunluğu bizim gibi asker olan yolcuları indirmişti. Şoföre geri dönmesi için bağırdım. Duymazdan geldi. Zaten tuhaf şekilde, 4 saatte 3 mola vermişti. Bizi indiren PKK’lılar ”Geleceğinizi biliyor, sizi bekliyorduk” dedi. O sırada feryat figan, yaşlı bir adam çıktı karanlıklardan. ”Oğluma ne yaptınız”diyordu. Adını söyleyince oğlunun otobüslerde olmadığı anlaşıldı. Çok yaşlı olduğu için babaya dokunmadılar. Geldiği gibi gitti. O baba sayesinde kurtulduk. Hepimizin öldüğü sanılıyordu. Askere gidip sağ kalanlar olduğunu söylemeseydi teröristler hepimizi öldürecekti.

YANLIŞLIKLA 9 ŞEHİT DAHA
 

Sürekli yürüyorduk. Ertesi gün 12.00′de silah seslerinden askerlerin yaklaştığını anladım. Asıl harekat 16.00′da başladı. Sikorsky ve F-16′lar uçuyordu tepemizde. PKK’lılar kazma kürek çıkarıp siper kazdı, kayalıklara saklandı.

Bizi hedef olarak ortada bıraktılar. Askerimiz, yanlışlıkla içimizdeki 9 eri şehit etti bu yüzden. Müthiş bir yağmur vardı. Bizi kalkan olarak kullanan Şemdin Sakık bir ara yanımıza geldi, sağ kaldığımızı görünce şaşırdı. Teröristler geri çekiliyordu. 13 kişi kalmıştık. Kurşuna dizilenlerin arasından kurtulan Osman Partal da aramızdaydı. Ellerimizi çözmeyi başardık. Kaçmaya başladık. Karşılaştığımız birkaç teröriste ”Bizi serbest bıraktılar” dedik. İnandılar. Birbirimizden ayrılmış, askerlerin bulunduğu yöne koşuyorduk. Bulduğum bir dala beyaz mendil bağladım, bir yandan bağırıyordum. Tükendiğim anda korucular ve askerlerden oluşan timle karşılaştım. Mavi berelileri görünce ağlamaya başladım. Komutan ”PKK’lı var mı içinizde?” diye sordu. Sonra sarılıp hepimizi tek tek öptü. Bingöl Cezaevi’ndeki bir koğuşa götürdüler bizi. Elbiselerimizi değiştirdik. Evlerimize telefon edebileceğimizi söylediler. Kafam durmuştu yaşadıklarımdan sonra. Evin telefon numarası bir türlü aklıma gelmediği için arayamadım.

ERKAN UMAY ANLATIYOR
 

10 kişilik yakın korumaları arasındaki, ”hemşire” diye hitap ettikleri kadın bizimle alay etti. Sakık, ”Sorunumuz rütbelilerle, size bir şey yapmayacağız” dedi. Her birimize nereli olduğumuzu sordu. Aramızda Denizli ve Konya’dan olanlar çoğunluktaydı. Hemşerilerden oluşan timler daha başarılı olur, tehlikelidir diye bir kenara ayırdılar. Şehit olan 33 arkadaşımızın çoğunun bu iki ilden olmasının nedeni bu. Bu arada bir er ”Ben Kürt’üm”deyince PKK’lı ”Kürt-Türk fark etmez. Asker askerdir. Biz askere düşmanız” dedi. Tek sıra olmamızı istediler. En başta ben vardım. Mehmet Tura 6′ncıydı. Yan yana olalım diye gittim, 7′nci oldum. ”Baştan 6 kişi gelsin’ dediler. Diğer sıralardan aldıkları 6′şar kişiyle bir grup oluşturdular. ”Kolkola girin”deyip götürdüler. Arkadaşlarımız kolkola ölüme gittiler.

SİLAHLAR 10 DAKİKA HİÇ SUSMADI
 

Derken yer gök Kalaşnikof cayırtısına boğuldu. Kalaşnikoflar 10 dakika boyunca hiç susmadı. Mehmet’in bana son bakışını unutamıyorum. Sırada yer değiştirmesem, onun önünde dursam beni götüreceklerdi, Mehmet ölmeyecekti. Adana’da ticaret lisesinde sevdiği bir kız vardı. Terhis olur olmaz evleneceklerdi.

Askerin üniformasını çıkartıp kendisi giydi

ERKAN UMAY ANLATIYOR
 

Sayıları 150′yi bulan PKK’lıların silah tehditi altında yürümeye başladık. Bir köyün alt tarafında durduk. 15 yaşındaki terörist ”200 metreden sigarayı bile vururum” diyerek böbürleniyordu. İçimizde komando olup olmadığını sordu. Tişörtümde ”Kırkağaç-Komando” yazıyordu. Beyaz gömleğimi çıkarmamı istediler.Devrem Konyalı Adnan Gebeş’in verdiği parkayı giyip, bunu sakladım. Bu sırada teröristler el koydukları çantalarımızda bulunan üniforma ve postallarımızı giydi. Türk askeri kılığına büründüler. Ellerimizi sicimle bağladılar. Mehmet Tura’yla kaçmaya karar vermiştik. Tuvalet bahanesiyle elimi çözdürdüm. O sırada korkunç suratlı bir terörist gelip Kalaşnikofu ağzıma soktu. ”Bir daha kaçmayı aklından geçirirsen beynini dağıtırım” dedi. Sabahın 02’sine kadar yürüdük. Elebaşı Şemdin Sakık, Türk askeri üniforması giymiş, elindeki telsizle emir yağdırıyordu.

Üstün başarılı işsiz

Erkan umay, Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde bir hafta psikolojik tedavi gördü. Hava değişiminden sonra havancı jandarma komando olarak Eruh’taki birliğine katıldı. Sevkiyatın yine korumasız otobüslerle yapıldığını görünce tepki gösterdi, birliğine uçakla gönderildi. Katıldığı operasyonlarda çok sayıda üstün başarı belgesi aldı. Şu anda işsiz olan Omay, ”En ufak bir şey olsun, askere gönüllü giderim” diyor.

Yazı kategorisi: Sömürü, Terörizm | 2 Yorum »

ŞEHİT KİMDİR?

Yazan: skyturkvngenc Haziran 14, 2007

ŞEHİT; KÜNYESİ KIRILANDIR, VATAN İÇİN CAN VEREN,

VATAN İÇİN VURULANDIR. 

ŞEHİT; ELBİSESİ ATEŞTEN, AK KUNDAK GİBİ KARA 

TOPRAĞA SARILANDIR. 

ŞEHİT VASİYETİ 

 

Gene hangi dua’yı okudun anne,
Vurulduğum yerde güneş açtı
Yine mi ağlıyorsun anne,
Cennetime yağmur yağdı

Üzülme anne ağlama, sırtımdan yedim kurşunu kalbimden değil.
Öylece duruyor hayallerim, vatanım şerefsizlere yar değil.

İzin günümde be anam.
Yârime mektup yazdım o gün.
Kınalı ellerinin kokusunu özledim demiş,
Bir kalp çizip içine de şafağımı yazmıştım.

Birliğe döndüğümde erkenden yatmış,
Gece beni bir üç nöbetine uyandırmaya gelen çavuşla
Rüyamda seni gördüğüm ve beni uyandırdığı için tartışmıştım.

Sıkı giyin oğlum, hasta olma sakın ve paran varmı diye soruyordun
Bende her zamanki gibi var anne diyordum, var.
Hiç olmadı be anam, hiç olmadı
Nasıl isterdim, ardımda bir yar birde ana bırakmıştım.

Sağ olsun tertibim cemil memleketinden tütün getirmiş, sigarasız kalmıyorduk.

O gece birlikte gittik nöbete.
Yolda bana “Sanki bu gece bir şeyler olacak” der gibi bakıyordu
Ama yiğitti söylemiyordu.
Nöbeti devraldığımızda garip bir sızı çöktü benimde içime.
Sanki terli terli su içiyor, seni üzüyordum be anam, öyle bir şeydi işte.

Nasıl oldu anlamadım!
Cemil ” yere yat ” dediğinde çoktan yerde bulmuştum kendimi.
Anlamadım vurulduğumu, sıcacık bir şey hissettim sırtımda
Terliyordum, sanki yaz gelmiş öğlen sıcağı çökmüştü tepeme.

Dudaklarım kurudu birden
Cemil ” dayan ” diyordu, ama ağlıyordu
Gözyaşları yüzüme damladığında verdim son nefesimi.

İşte o an sana ilk ihanetimi ettim anne.
Önce atalarım, sonra yârim canlandı birden gözümde.
Hoş gör be anam, kızma. Bende baba olacaktım
Daha adını bile koymamıştık oğlumuzun, iki ay vardı doğmasına.

Bilmiyorum duyuyor musunuz sesimizi
Korkmayın, ağlamayın, gurur duyun.
Vasiyetimizdir.

 

Öyle evlatlar yetiştirin ki, adları Mehmet, soyadları “Şehit” olsun.

 

BİLDİN Mİ ŞEHİDİM? 

Bırakıp ta sevdiğin her şeyi ardında, gittin birden bire gökten ateşin, yerden ölümün yağdığı sırtlara. Ne el sallamaya fırsatın oldu geride bıraktıklarına ne de selam söylemek için vakit bulabildin anana. Sevgisiyle kalbini dolduranlara veda bile etmedin; sen gittin, bir kez dönüp de bakmadın ardına. Yaşın henüz 18 idi; aklın birçok şeye ermezdi. Senin yüzün hasret, yüreğin acı nedir bilmezdi. Daha hiç tanışmamıştın ızdırabın sancısı ile. Gelecek adına umutların vardı pembe mi pembe. Komşu kızını sevmiştin, senin ile aynı tende. Sen hissetmiştin başına bir şeyler geleceğini aylar önce; başına bir kurşun isabet edeceğini ve ağlamıştın sessizce. Yüreğin olacakları ruhuna fısıldarken sen, kendini bu dünyadan ayrılığa hazırlamıştın gizlice. Düşmanlarımız her koldan saldırıya geçtiği, dost bildiklerimizin bizi içimizden vurduğu o zor günlerde, vatan için, namus için, Allah için ölmeyi, bir siperden diğerine sürünerek cennete gitmeyi planlamıştın. Sen zayıf bünyeliydin şehidim! Ama ruhun güçlüydü, imanın güçlüydü, yüreğin güçlüydü. Bu nedenle senin önünde kimse duramazdı; bu ruh ayağa kalktığı zaman elinden kimse kurtulamazdı. Daha önce hiç silah tutmamıştı nasırlı ellerin, güneş yanığından fazlasını görmemişti bedenin. Önce silahların soğukluğuna alıştı ellerin sonra imansız mevzilerin üzerinize kustuğu cehennem sıcağına. Daha önce ürperirdin, ölümü hatırladığında. Artık seni gören düşmanların ve hatta ölüm bile ürperiyordu karşında. O sabah hep birlikte kıldınız namazı. On binler saf tuttu; yüz binlerce melekle. Vatanı düşmana çiğnetmemek için edildi yeminler. Sen de katıldın namaza, yüreğin iştirak etti o kutlu ‘ant’a. Aslında kendi cenaze namazını kılıyordunuz; sen bunun farkındaydın, arkadaşların da. Koydunuz başlarınızı secdeye son defa. Ak alnınızı öptü meleklerden önce, kara topraklar; hazırlandı süngüler, yürekler ve sancaklar. Size ölmek emredilmişti; şahadete ulaşmak. Dönüp bir kez bile bakmadın ardına: “Kimse geliyor mu düşman üzerine yanımda?” Hiçbir yürek alçalmamıştı o zaman, ihanet etmemişti vatana. Tam tekmil bütün yiğitler katılmıştı savaşa. Korkuyu unuttun; geride bıraktıklarını da. Karşındaki düşmandan ve yanındaki meleklerden başka, artık, bir şey görünmüyordu sana. Dilinde dualar vardı, elinde süngü. Yürüdün düşmanın üstüne; ezdin düşmanın bütün umutlarını, bağrında söndürdün aldığın yaraların acılarını. Düştün kızıla boyanmış kara toprak üstüne, sonbaharda toprağa düşen yapraklar gibi. Bedenini bırakıp toprak üstünde, ruhunu sürdün düşman üstüne. Bedeninin ağırlığından kurtulmak o kadar hoşuna gitmişti ki bir kez bir kez daha ölmek istedin; şahadet şerbetini defalarca götürmek istedin dudaklarına. Son nefesini vermemiştin daha; annenin yüzü geldi aklına; kardeşlerinin sözleri ve seninle aynı tende komşu kızın gözleri. Kapattın gözlerini gülümseyerek bütün dünyaya; ördün hiçbir düşmanın geçemeyeceği bir kaleyi ruhunla. Başın düştü bir yana ve ellerin her iki yana. Naşın günler sonra geldi yurduna; soğuk bedenini verdiler ananın koynuna. Sarıldı sana, bir daha bir daha. Gözlerinden tek damla yaş akmadı ananın; kardeşlerin, komşu kızı ve gökler ağladı sana. Ve sonra sizin kıldığınız cenaze namazını tekrarladık, ağladık kana kana. Bildin mi şehidim, tabutuna kimin baş koyduğunu, kimin tabutunu gözyaşlarıyla ıslattığını? Annen miydi yoksa sevdiğin mi? Fark edebildin mi akan gözyaşlarının kime ait olduğunu sıcaklığından? Gözyaşlarının sel olduğunu; sellerin yüreklerimizi seninle birlikte cennete sürüklediğini izledin mi cennetle müjdelenmiş ruhunun penceresinden? Cenazene katılanların hepsini tanıyabildin mi şehidim? Gördün mü hüzünlü yüzlerini, işitebildin mi mahzun sözlerini? Şaşırdın mı senin için duaya açılmış ellerin çokluğuna ve onlar içinde samimiyetsiz tek bir kalbin yokluğuna? Yaşıtların yoktu; onlar da bir süre sonra omuzlarda taşınmak üzere cephelere taşınmıştı. Cenazeni kaldırmak ihtiyarların ve çocukların güçsüz omuzlarına kalmıştı. Gördün mü şehidim, nasıl da yükseklere, omuzlara kaldırdı senin bedenini melekler ve nasıl da taşındı ruhun yükseklere, cennetin yamaçlarına; fırsat bırakılmadan ihtiyarlara? Olmadığından değil, gerek olmadığından sarmadık seni kefene. Bedenin, üzerine attığımız topraklar altında kalırken ellerimiz göklere açıldı, duaya açılan dillerimizle birlikte. Bir resim bırakmamıştın geride; yüzünün güzelliğini biz zaten kazımıştık zihinlere. Acın sinmişti bütün gönüllere; ruhun değiyordu duaya açılmış ellere. Gördün mü şehidim şimdi, sana vaad edilen cennetin yamaçlarını. Fark edebildin mi Sırat’tan ne kadar hızda geçtiğini? Ve bildin mi şehidim; seni ne kadar çok sevdiğimizi, özlediğimizi?  

Sezai Şen

Yazı kategorisi: Sömürü, Terörizm | Yorum Yok »

BAŞBAKAN’IN OĞLU, ÇÜRÜK RAPORUYLA ASKERE GİTMEDİ!!!

Yazan: skyturkvngenc Haziran 14, 2007

ERDOĞAN AİLESİNDE BİR BİLİNMEYEN DAHA

Başbakan’ın oğlu, çürük raporuyla askere gitmedi

Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Daha önce, babası Belediye Başkanı iken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek’e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu.

http://aydinlik.com.tr/

Burak Erdoğan’ın çürük raporu

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

26 Mayıs 2007

 

Ey sevgili millet!

Ey büyük millet!

Binlerce yıllık tarihinde; senin çocukların vatan ve millet uğruna can verirken yöneticilerin çocukları zevkü sefa içinde yaşadı.

Ey büyük millet! Sen tarihte nice devletler kurdun. Kurduğun devletin başına geçenler; seni dışladılar; yabancıları kucakladılar. Yine de oluk oluk senin çocuklarının kanı aktı; akıyor da.

Daha geçen günlerde 6 yavrumuz yine can verdi. Uçsuz bucaksız dağlarda, dağların kovuklarında hainleri ararken canlarından oldular. Yüzlercesi gibi; binlercesi gibi…
Sizler bu vatan uğruna can verirken; sizi şu sıralarda yöneten kişi; ‘Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!’ diye fetva verdi. Yani; ‘Ölürlerse ölsünler!’ dedi.

Ölen çocuklarımızı, şehit olarak değil değil de ‘Kelle’ diye takdim etti.

AHMET’İN CANI TATLI

Bilmiyordum; öğrenince şoke oldum: Hain tuzaklarda şehit olan çocuklarımıza ‘Kelle’ diyen Başbakan Erdoğan; büyük oğlu Ahmet Burak’a; çürük raporu almış.

2000 yılında…

Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden…

Böylece Ahmet Bey; askere gitmekten kurtulmuş.

Gerçi Türk milleti; askere gitmeyeni yarım adam sayar; çürük raporu almayı onuruna yediremez; sakat ise sakatlığını bile saklar ama; bizim aslan gibi delikanlımız Ahmet Burak farklı düşünüyormuş…

Gitmiş; ben sakatım veya hastayım demiş ve raporunu almış.

Şimdi dikkat sevgili okurlarım:

Aydınlık Dergisi’nin haberleştirdiği bu olaydaki ayrıntılar önemli. Eğer kişi hasta ise; bunun tedavi edilebilir durumda olması, askerlik yapmayı kaldırmıyor. Yani kişi ancak tedavi edilemez bir hastalığa yakalandı ise askere alınmıyor.

Buradan soruyorum: Acaba Ahmet Burak; böyle kötü durumda mıdır? Hiç istemem; Allah Ahmet Burak’ı böyle çaresiz bir hastalıkla boğuşturmasın.

Askere gitmemenin ikinci yolu da şu: Asker adayı muayene sonucunda iş görme gücünün yüzde 60′ını kaybetmiş gözüküyorsa o da askere alınmaz.

Bunun anlamı şudur: Askere alınmayan insan; tedavi edilemez durumda ciddi bir sakatlığı bulunan kişidir.

Bunu da Ahmet Burak için asla dilemeyiz.

Zaten kendisi de aslan gibi bir delikanlıdır…

Sekiz sene önce otomobil kullanırken; Şişli’de ünlü şarkıcı Sevim Tanürek’e çarparak ölümüne sebep olmuştur. Bu da gösteriyor ki o otomobil kullanmaktadır ve yüzde 60 iş göremez durumda sakat birisi değildir. Gerçi kötü niyetliler; bu olayın altında çapanoğlu aradılar; Ahmet’i suçsuz çıkartan Adli Tıp uzmanı; şimdilerde Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nde genel müdür yardımcısı yapıldı ama ben bunu tamamen bir tesadüf kabul etmek istiyorum ve o kapıyı hiç açmıyorum.

Bugün Ahmet Burak Erdoğan, milyonlarca dolarlık iş kapasitesine sahip şirketleri yönetmektedir. Bir gemisine 4-5 milyon dolar civarında değer biçilmektedir. Böyle başarılı yeni sınıf işadamımızı kimse onulmaz hastalar veya sakatlar sınıfına sokamaz, kimse de ona o gözle bakmaz; bakamaz.

Öyleyse; Ahmet Burak neden sakat raporu almıştır?

Acaba askere alınırsa; Şırnak’ın Gabar Dağları’nda görev yapan jandarmanın yanına gönderileceğini mi düşündü?

Orada PKK’nin kurduğu ve uzaktan kumanda ile patlattığı bir mayına çarpacağından mı korktu?

Yok; o bütün bunları göze aldı da anası Emine Hanım mı karşı çıktı?

Emine Hanım; ‘İstemem; ben oğlumu o dağlarda PKK’ya yem yapamam!’ diyerek kocası Tayyip Bey’in yakasına yapışıp ağladı mı?

Yoksa, Ahmet gerçekten o kadar kötü durumda mı?

Bunu öğrenmek istiyoruz…

Çünkü o; başbakanın oğludur…

Benim bu sorularım; özel hayata müdahale değildir. Çünkü Yargıtay kararları ile kesinleşmiştir ki; siyasetçinin özel hayatı olamaz. Siyasetçi; bu alanı seçerken sorgulanmayı baştan kabul etmiş birisidir. Sayın Başbakan’ın muhalif yazarlara açtığı ve yargının reddetttiği davalarda bunun gerekçeleri uzun uzun anlatılmıştır.

Sayın Başbakan; lütfen sorularıma cevap verin… Cevap vermez iseniz; o çürük raporu hakkında; kafamızda ‘çürük rapor’ kuşkusu doğacak.

 

http://www.gunes.com/2007/05/26/yazarlar/y4.html

ERDOĞAN AİLESİNDE BİR BİLİNMEYEN DAHA

İlk Kurşun Dergisi

Mayıs 23 2007

Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kardeşlerinin aksine kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Ama daha önce, babası Belediye Başkanı’yken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek’e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu. Aydınlık dergisi bu haftaki sayısında Başbakan’ın oğlu Ahmet Burak’ın çürük raporuyla askere gitmediğini ortaya çıkardı. 

Adı : Ahmet Burak.
Baba Adı : Recep Tayyip.
Ana Adı : Emine.
Doğum Tarihi : 04.07.1979.
Medeni Hali : Evli(23.02.2001).
Askerlik Durumu : ÇÜRÜK…

Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın, aldığı çürük raporuyla askere gitmediği ortaya çıktı. Rize Güneysu Askerlik Şubesi’ne kayıtlı Ahmet Burak Erdoğan, 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden verilen raporla çürüğe ayrıldı.

Buraya kadar herşey normal görünüyor. Ancak çürük raporuyla ilgili ölçütler açısından Ahmet Burak Erdoğan’ın durumu biraz tartışmalı. Rapora göre, Ahmet Burak’ın hastalığı testis kanseri. Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri tedavi edilebilir bir rahatsızlık. O nedenle, ciddi bir kanser türü olarak görülmüyor. Burası önemli, çünkü çürük raporu, asker adayı açısından ancak iş görme gücünün yüzde 60’ını yitirmesi durumunda veriliyor. Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.

Aydınlık, bu bilgiye ulaşınca konuyu farklı kaynaklardan araştırdı. Bilgi doğruydu. Ancak Ahmet Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğüne dair herhangi bir bilgiye ise ulaşılamıyor. Aydınlık, konuyu Başbakan Erdoğan’a yazılı olarak sordu. 2 Mayıs 2007 tarihinde Aydınlık’ın sorularınaysa yanıt verilmemiş.

http://ilk-kursun.com/7762

ERDOĞAN AİLESİNDE BİR BİLİNMEYEN DAHA

22 Mayıs 2007

 

Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan, kardeşlerinin aksine kamuoyunda pek görünmüyor. Ahmet Burak, bundan bir yıl önce gazetelerde kurduğu denizcilik şirketi için aldığı 5 milyon dolarlık gemiyle gündeme geldi. Ama daha önce, babası Belediye Başkanı’yken ciddi bir vukuatla gazetelerde haber olmuştu. Sanatçı Sevim Tanürek’e çarpmış ve ölümüne neden olmuştu. Aydınlık dergisi bu haftaki sayısında Başbakan’ın oğlu Ahmet Burak’ın çürük raporuyla askere gitmediğini ortaya çıkardı.

Adı        : Ahmet Burak.
Baba Adı        : Recep Tayyip.
Ana Adı        : Emine.
Doğum Tarihi    : 04.07.1979.
Medeni Hali    : Evli(23.02.2001).
Askerlik Durumu    : ÇÜRÜK…

Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın, aldığı çürük raporuyla askere gitmediği ortaya çıktı. Rize Güneysu Askerlik Şubesi’ne kayıtlı Ahmet Burak Erdoğan, 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden verilen raporla çürüğe ayrıldı.

Buraya kadar herşey normal görünüyor. Ancak çürük raporuyla ilgili ölçütler açısından Ahmet Burak Erdoğan’ın durumu biraz tartışmalı. Rapora göre, Ahmet Burak’ın hastalığı testis kanseri. Uzman hekimlerin verdiği bilgiye göre, testis kanseri tedavi edilebilir bir rahatsızlık. O nedenle, ciddi bir kanser türü olarak görülmüyor. Burası önemli, çünkü çürük raporu, asker adayı açısından ancak iş görme gücünün yüzde 60’ını yitirmesi durumunda veriliyor. Tedavi edilebilir hastalıklardaysa durum farklı. Hastalığın tedavi edilmesinin ardından kişi, askere alınıyor.

Aydınlık, bu bilgiye ulaşınca konuyu farklı kaynaklardan araştırdı. Bilgi doğruydu. Ancak Ahmet Burak Erdoğan’ın testis kanseri tedavisi gördüğüne dair herhangi bir bilgiye ise ulaşılamıyor. Aydınlık, konuyu Başbakan Erdoğan’a yazılı olarak sordu. 2 Mayıs 2007 tarihinde Aydınlık’ın sorularınaysa yanıt verilmemiş.  

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=4694&Itemid=4

Şehit Anası :Senin oğlun çürük, benimki toprakta

26.05.2007

 

Şırnak’ta mayın patlaması sonucu şehit olan Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu İzmir’de toprağa verildi. Törende Başbakan Recep Tayyip Erdoğan protesto edildi

 

ŞIRNAK’ın Güçlükonak İlçesi yakınlarında terör örgütü PKK’nın yola döşediği mayını uzaktan kumandayla patlaması sonucu şehit olan Piyade Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu, İzmir’de düzenlenen törenle toprağa verildi. Törene katılanlar, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı alkışlarken, namaza kısa süre kala gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kalabalığa girdiği anda da ‘Yuh’ sesleri yükseldi. Türk bayrağı taşıyan vatandaşlar, ‘Başbakan istifa’ sloganı attı.

Ailesi İzmir’in Bayraklı Semtinde oturan Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu’nun Türk bayrağına sarılı tabutu, tören için ikindi namazı öncesi Karşıyaka Bostanlı’daki Beşiklioğlu Camii’ne getirildi. Törenden önce acılı baba Recep Dayıoğlu, anne Zeynep Dayıoğlu ve eşi Şengül Dayıoğlu tabuta son kez sarılıp gözyaşı döktü. Şehit Uzman Çavuş Dayıoğlu’nun henüz 7 aylık kızı Azra da sürekli ağlarken, acı tablo yürekleri dağladı.

…

Tören alanına ikindi namazına kısa süre kala Başbakan Erdoğan, yanında Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’le geldi. Başbakan kalabalığa girdiği anda da ‘Yuh’ sesleri yükseldi. Türk bayrağı taşıyan vatandaşlar, ‘Başbakan istifa’ sloganı attı. Başbakan Erdoğan şehit ailesinin yanına gidip başsağlığı diledi. Bu sırada şehit uzman çavuşun eşi Şengül Dayıoğlu, “Bu terör ne zaman son bulacak? Kaç çocuk babasız kalacak?’’ dedi. Başbakan Erdoğan acılı aileyi teselli ettikten sonra ikindi namazı için camiye girdi. Bu arada elleriyle bozkurt işareti yapan ülkücü grup, ‘Hepimiz askeriz, PKK’ya yeteriz’, ‘Bu asker yatmadı vatanını satmadı’, ‘Türkiye’nin imamı Amerikan papazı’ sloganlarını attı, vatandaş da bunlara alkışla destek verdi.

Kalabalık arasında çok sayıda şehit ve gazi yakını da dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ise namaz başladığı sırada camiye geldi. Bu sırada kalabalıktan alkış yükseldi, ‘şehitler ölmez, vatan bölünmez’ sloganı atıldı. Cumhurbaşkanı Sezer de Dayıoğlu Ailesi’nin yanına giderek baba, anne ve acılı eşe başsağlığı diledi. Cumhurbaşkanı Sezer, 7 aylık Azra’nın yanaklarını okşadı. Cumhurbaşkanı Sezer, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve kuvvet komutanları, ikindi namazının kılınmasını kendileri için hazırlanan güneşliğin altında bekledi.

Oğlunun şehit olduğu öğrenilen bir kadın da Başbakan Erdoğan önünden geçerken, “Senin oğlun çürük, benim oğlum toprakta yatıyor’’ diye bağırdı. Bu sözlerin ardından da ‘Yuh’ sesleri yükseldi. Yakalarında AKP rozeti olan gençler de ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ diye slogan atarak protestoları bastırmaya çalıştı. ‘Yuh’ diye bağıran gruba kalabalıktan başka bir grup da ‘Yuh’un Allahı’ diye destek verdi. Daha sonra cenaze top arabasına konuldu. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Orgeneral Büyükanıt ve kuvvet komutanları hep birlikte yürüdü. Bu sırada 7 aylık Azra’nın çığlıkları hiç durmadı. Törene katılanlar minik kızın bu haline bakıp gözyaşı döktü. Anne Şengül Dayıoğlu, kızını, “Bak babamız gidiyor, bak’’ diyerek susturmaya çalıştı. Tören süresinde Başbakan Erdoğan yükselen protestolara hiç tepki vermedi. Başbakan Erdoğan’ın tören süresince Cumhurbaşkanı Sezer ve komutanlarla göz göze gelmemesi dikkat çekti.

Şehit Uzman çavuş daha sonra Kadifekale Hava Şehitliği’nde toprağa verildi.

 

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7008491&tarih=2007-05-26

Çözüm hükümeti AKP

 

Mehmet Çelebi

27.05.2007

 

…

Başbakanın oğlunun “askerlik sorunu” vardı. 3 milyon dolar vermiş çocuk gemi almış, 15 ay askere gitsin “yan gelip yatsın da gemi çürüsün mü?” yazık değil mi gemiye. Bu sorunu da “çürük” alarak çözdüler. (AKP her şeyi vererek çözdü, bir tek bu konuyu, alarak çözdü)


Başbakanın oğlunun ne işi var askerde, öyle ya “Kelleler” gitsin askere.

…

http://www.ortadogugazetesi.net/makale_goster.asp?yazid=28&id=3023

.

25.05.2007

“Asıl çürük raporunu milletimiz verecektir”

 

MHP Adana İl eski Başkanı ve milletvekili aday adayı Yılmaz Tankut, Başbakan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın ‘çürük’ raporu alarak askere gitmemesine tepki gösterdi:

 Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Adana il eski Başkanı ve 23. dönem milletvekili aday adayı Yılmaz Tankut, AKP Genel Başkanı Başbakan Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu armatör Ahmet Burak Erdoğan’ın ‘çürük’ raporu alarak askere gitmemesine tepki gösterdi.

Geçtiğimiz günlerde yüzde 50 pay ile sahibi olduğu MB Denizcilik’in 4.5 milyon dolara ilk gemisini almasından sonra  ‘armatör’ sıfatı da kazanan ve kamuoyunda geniş şekilde tartışılan Ahmet Burak Erdoğan’ın sıradan biri olmadığını belirten Yılmaz Tankut “Ahmet Burak Erdoğan, ülkeyi yöneten bir Başbakan’ın oğludur. Bu bakımdan çok kötü bir örnek olmuştur. Bunun toplum üzerindeki psikolojik etkisi ağır olacaktır.” dedi.
Tankut, “Teröre verilen cesaretle, emperyalizme teslimiyetle, halkımızı yoksulluğa ve yolsuzluğa mahkumiyetle en kötü bir örnek olan Başbakan Erdoğan’ın oğlunun da vatani hizmetten kaçınmasına şaşırmış değiliz. ABD’ye, AB’ye hizmette kusur etmeyen ama halka efelenenler serin mavi sularda dümene geçerken, vatan nöbetini de kendi tabirleri ile garip gurebaya yüklemişlerdir” diye konuştu.
Vatani görevinin en kutsal bir görev olduğunu belirten Yılmaz Tankut, “Oğul Erdoğan’ın gerçekten vatani görevini yapamayacak kadar çürük olup olmadığı bir kez daha araştırılmalıdır. Şayet rapor doğru değil ise, her gün birer beşer gencecik bedenleri toprağa veren bu millet, bu çürük zihniyeti affetmeyecektir. Asıl çürük raporunu da asil milletimiz 22 Temmuz’da verecektir. Bu böyle biline” dedi.

http://www.yeniadana.net/web/HaberDetay.aspx?id=12446

Aslan asker Burak!

Melih AŞIK

24 Mayıs 2007

 

…

Başbakan Erdoğan’ın büyük oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın çürük raporu alarak askere gitmediği ortaya çıktı. Ahmet Burak’ın testis kanseri olduğu söyleniyordu.

Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nin eski baştabibi E. Tuğamiral Vehbi Alpman Milliyet’e yaptığı açıklamada “Teşhisin kanserle alakası yok” dedi. Ama çürük raporunun neye dayanarak verildiğini açıklamadı. Bu tür raporların neye dayanarak verildiği konusunda yaygın bir kanı vardır. O yüzden Ahmet Burak Erdoğan askeri hastanede yeniden muayeneden geçirilmeli, TSK da kuşku altında kalmaktan kurtarılmalıdır.

…

http://www.milliyet.com.tr/2007/05/24/yazar/asik.html

AKP PRENSLERİNİN EMRİNDE

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

30 Mayıs 2007

…

‘Demokrasiyi korumak, geliştirmek için’ AKP’ye girdiğini söyleyen Ertuğrul Günay’a da Haluk Özdalga’ya inanmıyorum. ‘Demokrasi bizim için amaç değil, araçtır!’ diyen AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile mi demokrasiyi koruyacaklar…

AKP’ye bunlar; dürüst, temiz politika yapmak için mi gittiler? AKP’de bunlar yolsuzlukları mı önleyecekler?

Önce Başbakan Erdoğan’ın oğlu Burak ile ilgilensinler… Prens Burak’ın, çürük raporu almasına karşılık bu genç yaşta milyonlarca dolara nasıl hükmettiğini öğrensinler. 

Sonra İçişleri Bakanı’mızın yetenekli oğlu Murat Aksu’nun İstanbul’daki yüksek başarısını incelesinler. Bunun için müteahhitlerle görüşüp Murat Bey’in moloz işinden bile iyi para kazanmasını bilen bir yetenek olduğunu keşfetsinler. 

Sonra da Maliye Bakanı Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan’ın civciv ve yumurta üzerin’den nasıl zengin edildiğini keşfetsinler.

Yetmiyorsa eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım’ın aldığı trilyonluk teşvikleri nasıl hak ettiğini tahkik edip, kendileri de bu yolda adımlar atsınlar.

Gerçek ortadadır: Ertuğrul Günay ve Haluk Özdalga, işte AKP’nin bu hızlı ve çok akıllı çocukları hakkında oluşan yolsuzluk söylentilerini göğüslemek üzere, AKP saflarına katıldılar.

Bu kahramanlık mücadelelerinde onlara başarılar diliyorum.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da onları alınlarından öpecektir.

…

http://www.gunes.com/2007/05/30/yazarlar/y4.html

***

YOBAZ BÖYLEDİR

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

12 Haziran 2007

Asker düşmanlığı, bunların kromozomlarına işlenmiştir. Hükümet’in basındaki bir numaralı destekçileri Fethullahçı taifeden söz ediyorum. Efendileri, onlara; ‘Sezdirmeden sistemin kılcal damarlarına kadar sızın!’ emrini verdi; onlar da sızdılar… Polisteler, adliyedeler, milli eğitimdeler, müşavirlikteler, her yerdeler… Ve basındalar… Star’ı onlara sattılar. Bugün onların oldu. Zaman Gazetesi ise bunların Kabesi… 

İşaret, Amerika’da oturan Fethullah’tan oraya geliyor. Bunlara Yeni Şafak’ı ve küfürcü-şantajcı Vakit Gazetesi’ni de ekleyin. Basındaki Fethullahçı tosuncuklar, askeri kötülemek için çok ince numaralar çekerler. Bunlardan birisi, ‘Güneydoğuda erler savaşıyor, subaylar kaçıyor!’ anlamına gelen yazı döşenmiş. Sanki o erler oraya, kendi kafalarına göre pikniğe gidiyorlar da…

Bu yobazcık, bunca subayımız şehit olmuşken onları görmezden gelir… Yobazcıklar; ‘Yahu bu güneydoğuya hep sıradan insanlaırn çocukları gidiyor; neden zenginlerin çocukları; neden başbakanların çocukları gitmiyor?’ diye asla sormaz; soramaz.

Hele hele; ehliyet alabilen oğluna çürük raporu alan ve onu askerden kaçıran bir başbakana bu yobazcıklar asla söz edemezler…

Sonra da Allah’tan, Kuran’dan söz ederek sıradan insanları kandırırlar. Allah, kimseyi bunların durumuna düşürmesin.

…

http://www.gunes.com/2007/06/12/yazarlar/y4.html

 

Vurulduk ey anam!

GÜNEŞ

Rıza Zelyut

08 Haziran 2007

 

Şu dünyanın haline bakar mısınız:
Bir tarafta, koltuk kapmak için ölümüne yarış var.
Öbür tarafta, ölümüne vatan görevi yapanlar.
Bir tarafta mülküne mülk, parasına para katmak için siyasette öldürücü yarış.
Öbür tarafta görev uğruna su gibi ölüme akış.
Bu ölenlerin babası zengin değildi.
Onlar, Kasımpaşa Deniz Hastanesi’ne başvurup da çürük raporu almadılar.
Askerden kaçmak için kendilerini de yaralamadılar.
Davul zurna çalarak…
Halaylar çekerek…
Omuzlarda taşınarak…
Havalara fırlatılarak…
Şölenlerle askere gittiler.
Ve şehit oldular…
Adlarını biliyorsunuz… İlhan, Mustafa, Eraslan, Burhan, Erdem, Eyüp, Emrah idiler…
Yirmili yaşlarda, su gibi genç, gelecek için hayaller kuran can idiler.
Sıradan insanların sıradan çocukları…
Yüreklerinde vatan sevgisi, gözlerinde bayrak çizgisi…
Tunceli’de yemek yerken kafalarında el bombası patlatıldı… Sonra da makineli tüfekle tarandılar…
İt takımı, insan takımına baskın yapmıştı…
Binlerce askerimize yedisi daha eklendi…
Dağ başında görev yaparken ölüme gittiler.
Onlar, yan gelip yatmıyordu… Vatanı bekliyorlardı…
Siz İstanbul’da gece kulüplerinde dans ederken, onlar sizin için can veriyordu.
Siz, onların koruduğu vatanı parsellere ayırıp satarken onlar o parseller uğruna canlarını sebil ediyorlardı.
Daha önceki binlerce gencimizin yaptığı gibi…
***
Katiller; Kürtçülük adına cinayet işliyor… Onlar yaparlar…
Ya buna karşı çıkması gerekenler? Ya, ‘Genelkurmay, Başbakana bağlıdır!’ diye iplerin kendi ellerinde olduğunu söyleyenler?
Onlar neredeler?
Onlar neden bu askere sahip çıkmazlar?
Onlar, ‘Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!’ derken, kendi çocuklarına çürük raporu alanlardır.
Benim oğlum gitmesin, seninki gitsin; ölürse de ölsün…
İşte bu mantık vurdu bizim çocuklarımızı…

‘Türkiye’de Kürt sorunu vardır!’ diyerek bölücü terörün sırtını okşayanlar vurdu mehmetçiklerimizi…
2004 yılına kadar tek kurşun atamayan terörist takımının önünü açanlar vurdu çocuklarımızı…
Bölücü teröre destek verenleri Dışişleri Konutu’nda ağırlayanlar bu cinayete ortak oldular.
Silahı kullananlara değil, o silahı kullandıranlara bakın…
Türk ordusunun elini kolunu bağlamaya çalışanlara bakın.
Bölücü faşist terörü besleyen Barzani- Talabani takımına tek söz edemeyen yöneticilerimize bakın…
O zaman terörist takımının neden azdıklarını anlarsınız…
Dedim ya; oğluna çürük raporu alamayanlar ağlayacak; çürük rapor alanlar da nutuk atmaya devam edecekler.
Ey analar, ey babalar!
Siz, çocuklarınızın canını alanlardan hesap sormayacak mısınız?

http://www.gunes.com/2007/06/08/yazarlar/y4.html

BAŞBAKAN AÇIKLAMALI

Emin ÇÖLAŞAN

12 Haziran 2007

 

BAŞBAKAN’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan askere gitmemek için çürük raporu almış. Bu raporlar askeri hastaneler tarafından verilir. Ancak, yıllardan beri bazı çeteler türemiştir, para karşılığında sahte veya gerçek çürük raporu verirler. Güvenlik güçleri birkaç gün önce yeni bir çeteyi ortaya çıkardı.

Bazı çürük raporlarının ise para ödenmeden, hatır gönülle verildiği söylenir!

Bir başbakan oğlunun böyle bir rapor almış olması çok önemlidir. Raporu ne zaman aldığını bilmiyoruz.

Hangi rahatsızlığı nedeniyle olduğunu ise hiç bilmiyoruz!

Bu durumda Recep Tayyip Bey’e düşen görev, oğlunun raporuna ilişkin bütün bilgi ve belgeleri kamuoyuna açıklamaktır.

Gerekirse onu GATA’da yeniden Heyet’e sokmak ve (eğer sakıncalı ise rahatsızlığının gizlenmesi koşuluyla) yeni bir “askerlik yapamaz” raporu alıp şom ağızlıları susturmaktır!

Oğlunun gerçek sağlık sorunu olabilir. Bu sorun askere gitmesine engel de oluşturabilir. Bu durumda hepimize düşen görev, oğluna ve aileye “Geçmiş olsun” dileklerimizi iletmektir.

Her gün şehit cenazelerinin kaldırıldığı şu ortamda Başbakan bu olaya mutlaka açıklık getirmeli, aksi takdirde sonucuna katlanmayı göze almalıdır…

Çünkü bu sorun hep belleklerde çakılı kalacak ve kendisini ezecektir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6691349.asp?yazarid=5&gid=61

O, ŞİMDİ RAPORLU

logo

Sabahattin ÖNKİBAR

12 Haziran 2007

Kocatepe’de “Tayyip oğlunu askere gönder” sloganı

Şırnak’ta PKK mayınıyla şehit düşen Binbaşı Ramazan Armutçuoğlu’nun cenazesi dün Ankara Kocatepe Camiinden kaldırıldı. Hüzünlü törende yankılanan bir slogan AKP’yi seçim sürecinde de vuracağa benziyor. Tören boyunca “AKP dışarı, hükümet dışarı” diye tempo tutan katılımcılar bir ara “Tayyip oğlunu askere gönder” diyerek Başbakan’ın askerliğini rapor alarak yapmayan oğlunu hedef aldı… Kuşkusuz Erdoğan’ın büyük oğlu Burak’ın askere gitmemesinde bir gerekçe elbette vardır. Ancak kamuoyu merakını gidermek için bu gerekçenin ayrıntıları ile açıklanması gerekiyor. Öyle ya vatan evlatları bir bir toprağa düşerken Başbakan’ın oğlunun hangi gerekçe ile halk deyimi ile çürüğe çıktığının net olarak bilinmesi gerekiyor. Başbakan kendisine ve oğluna yönelik bu taarruzları engellemek istiyorsa derhal bir basın toplantısı yapmalı ve oğlunun raporlarını bir bir sunmalıdır. Aksi halde spekülasyonların önünü alamayacaktır.



http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazarlar/selahattinonkibar/listelerin-galibi-kim.html

AKP dünyasında kelle (Şehitler) paniği!…

logo

Sabahattin ÖNKİBAR

14 Haziran 2007

Öcalan’a Sayın diye hitap edip şehitlerimiz için kelle nitelemesinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan şimdi de şehit cenazelerinde hissiyatını dışarı vuranları terbiyesizlikle itham ediyor ve korku salıyor.
Neymiş efendim cenazede bunlar olmazmış.
Ne olmuş cenazede!
Hükümet ve üyeleri protesto edilmiş. Bunu yapanlar için araştırma başlatılacakmış.
Yahu bu bir cenaze merasimi, birkaç genç acıyla söylenmemesi gerekeni söylemiş olabilir. Bu şiddet ve celal bir devlete ve başkanına yakışır mı?
Evet Başbakan işi gücü bıraktı, Kocatepe ve Manisa’daki cenaze merasimlerinde kim hangi lafı etti diye kameraları tarattırıyor?
Korkarım Abdüllatif Şener’in elini sıkıp diğer bakanların yüzüne bile bakmayan şehit binbaşımızın eşleri için de soruşturma başlatacaklar.
Yahu hani siz demokrasi sevdalısıydınız, hani söz etme hürriyetine sonuna kadar taraftınız. Hani bu mesajı veren afişleri caddelere astırıyordunuz!
Hem yapılan neticede cenazedeki bir dışa vurum değil midir?
Ermeni Hrant Dink’in cenazesinde yapılanları övüp arşa çıkarırken, Kocatepe ve Manisa’daki mini ve münferit bir kaç protestoyu niçin sineye çekemiyorsunuz?
Demokrasinin sizin için tramvay olduğunu bu tahammülsüzlüğünüzle bir kez daha kanıtladınız.
Şu söylenene bakın.
Yapılanlar psikolojik harekatmış.
Türkiye’nin Başbakanı olarak Türk Milliyetçilerine karşı, günler ve haftalarca kafatascı diye kampanya yapmak psikolojik harekat değil, ama cami de birkaç gencin acı içinde attığı slogan psikolojik harekat öyle mi?
İnsanlar acı içinde, kocasını, babasını, evladını vatan adına toprağa veriyor, ülkenin Başbakan’ı bu acıya ortak olacağına buna psikolojik harekat diyor.
Peki bütün bunları niye mi yapıyor?
Paniktedir de ondan… Hem öyle bir paniktedir ki bütün yoldaşlarını harekete geçirip seferberlik ilan ediyor ve dezenformasyona başvuruyor.
Asıl korkusu birkaç gün sonra başlayacak olan terörü telin m