Archive for the 'Uncategorized' Category



11
Şub
09

Manifestom II – Yiğit Bulut

* Siyasetçi, “finansal entelektüel” zümre eksikliğinden faydalanarak “sıcak paranın yarattığı” kısa süreli “cenneti” siyasi rantını maksimize etmek için kullanıyor. Yine “arada kalan yerli halk”!

* “Ekonomi IMF’ye”, “dış siyaset Avrupa Birliği ve Amerika’ya endekslenmiş”!

* IMF ile o milletin menfaatlerini korumak adına pazarlık etmesi gereken bakan bile aynı zamanda İngiliz!

Okumaya devam edin ‘Manifestom II – Yiğit Bulut’

11
Şub
09

Yargıtay kararı Ergenekon iddianamesini zora sokar – Can Ataklı

Bir süredir Ergenekon davasının giderek çaptan düşürülebileceğini, tek dava yerine birkaç dava açılabileceğini yazıyorum. Çünkü bu soruşturma başından beri elmalarla armutları aynı kefede toplama gayretiyle yürütülüyor. Ama geçen zaman içinde bazı kişi ve ilişkileri bir araya koymak giderek zorlaşıyor. Bu görüşümü anlatırken yapılan son uygulamalarla AKP’ye yakın kimi siyasetçi ve gazetecilerin sanki bağımsız düşünceleriymiş gibi yazdıklarını da dile getirmeye çalıştım.

Okumaya devam edin ‘Yargıtay kararı Ergenekon iddianamesini zora sokar – Can Ataklı’

10
Şub
09

Şikeyi Beraber Yapmadık Mı? – Politik Goller

Politikanın tarihi doğal olarak futbolun tarihinden çok daha eskidir.Her ne kadar demokrasi ve seçimler yeni sayılacak kavramlar olsa da yöneticiler üzerine sohbetler veya eleştiriler daha eskilere dayanır.

Okumaya devam edin ‘Şikeyi Beraber Yapmadık Mı? – Politik Goller’

10
Şub
09

Avrasyacılık, Sorosçuluk ve Ergenekon! – Arslan Bulut

Can Ataklı, Fehmi Koru’nun “Ergenekon soruşturmasına 5 Kasım 2007’de ABD Başkanı Bush ile Tayyip Erdoğan görüşmesinde karar verildi” iddiasına başından beri ihtimal vermediğini, ancak şu anda görünen manzaranın bunu doğruladığını yazdı:
“Darbeydi, çeteydi gibi suçlamalar belli ki bu işin kamuflajı.

Okumaya devam edin ‘Avrasyacılık, Sorosçuluk ve Ergenekon! – Arslan Bulut’

10
Şub
09

Nostalji Demokratları – Hulki Cevizoğlu

Aslında bunlara “hayali demokratlar” da denebilir.
Ya da, “sahte demokratlar.”
AKP, iktidara geldiği tarihten (3 Kasım 2002) bu yana, aksini söylese de, büyük bir hınç ile yoluna devam ediyor.
Kendi yarattığı medya da yangına benzin dökerek destekliyor.
AKP, iktidarının ilk zamanlarında bir süre sessiz kalmıştı. Çünkü, atacağı adımları destekleyecek medyasını henüz oluşturmamıştı.

10
Şub
09

Vurgun var, aldıran yok mu?! – Behiç Kılıç

Türkiye, işini bilen uyanık (vicdansız) için çok kolay para kazanılan bir ülke!..
Hele siyasi-ticari gücün varsa ve de su başlarını tutmuşsan!..
Bir tarafta kan gövdeyi götürecek, çökmüş bir sosyal hayat, yoksulluk, inanılmaz umutsuzluk, beri yanda vurgunla müthiş bir zenginliği yakalama şansı!.. Duvarları delebilene dur durak yok!..

Okumaya devam edin ‘Vurgun var, aldıran yok mu?! – Behiç Kılıç’

10
Şub
09

F Tipi Ergenekon – İlhan Selçuk

Ergenekon…

İyice mostrası ortaya çıktı..

Türkiye’de artık F tipi geçerli..

Okumaya devam edin ‘F Tipi Ergenekon – İlhan Selçuk’

10
Şub
09

Antisemitizm- Deniz SOM

TÜRKİYE’DE antisemitizm yani Yahudi düşmanlığı var mı? Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e Erdoğanlık yaparak fatih unvanı kazanıp İslam âlemine halife adayı olan RTE kusura bakmasın ama sayesinde Türkiye’de antisemitizm almış başını gidiyor. Alanya’da yayımlanan yerel gazete Yeni Alanya’da, Şükrü Boz adında bir “ulema” kendisine verilen köşeden aklına estikçe Yahudilere hakaret yağdırıyor:


Okumaya devam edin ‘Antisemitizm- Deniz SOM’

10
Şub
09

Kel Başa Şimşir Tarak! – Cüneyt Arcayürek

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon’u yedi ay dört duvar arasında yaşatanların hesaplarını allak bullak eden mahkeme kararı.. bir hukuk skandalı…

Yasaya aykırı yardımlar… Yüksek Seçim Kurulu kararına karşın hâlâ devam eden seçim rüşveti…


Okumaya devam edin ‘Kel Başa Şimşir Tarak! – Cüneyt Arcayürek’

10
Şub
09

Batı’yı Korkutan, ‘Erdoğan’ın Erbakanlaşma Riski’ – Erol Manisalı

Bazı çevreler Davos’u bir trafik kazası gibi göstermek istiyorlar. Oysa Davos olayı, “Türkiye’nin içindeki çarpıklıkların ve küresel çatışmaların yarattığı bir sonuçtur”.

Okumaya devam edin ‘Batı’yı Korkutan, ‘Erdoğan’ın Erbakanlaşma Riski’ – Erol Manisalı’

10
Şub
09

KARA PROPAGANDA VE KEMALİSTLER – Sebahattin Kaptanoğlu

Bir otomobil lastiği ile mayolu ya da yarı çıplak güzel bir kadın arasında ne gibi bir ilişki olabilir? Bir düşünün bakalım, yanıt verebilecek misiniz? İpucu vereyim size:Yakın zamanlara değin otomobil lastiği reklamlarında böyle bir kadın figürü de kullanılırdı.


Okumaya devam edin ‘KARA PROPAGANDA VE KEMALİSTLER – Sebahattin Kaptanoğlu’

10
Şub
09

Yahudi madalyasının zinciri – Doğu Perinçek

O itilen kakılan kimse, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı’dır. O panel yöneticisi de, ona BOP Eşbaşkanı’na yapılacak muameleyi reva görmüştür.
Başbakansız kalan bir millet, BOP Eşbaşkanı’nın aşağılandıktan sonraki o öfkesinde bir teselli bulmaktadır.

Okumaya devam edin ‘Yahudi madalyasının zinciri – Doğu Perinçek’

09
Şub
09

Amerika’yı Krizden Kurtaracak Acele Komünistler Aranıyor

Dünya, ekonomik krizin çözümü telaşında. Başta Amerikalılar. Çalışma birimleri kurulur, raporlar hazırlanır… Bay Brown, Bay Smith ve Bay John, çalışma birimlerinden birisini oluştururlar…

Okumaya devam edin ‘Amerika’yı Krizden Kurtaracak Acele Komünistler Aranıyor’

09
Şub
09

En kahraman başbakan bizim başbakan

Emperyalistlerin toplantısı Davos’ta bizim gibi ezilen bir ülkenin ne işi var?

Tuhaf bir milletiz doğrusu… Ya da zorla tuhaflaştırılmış bir millet miyiz acaba? Ben ikinci şıkka inanıyorum. Çünkü, yüz elli yıldır, her gün bir değerimizi yok ettiler, bir yerlerimizi törpülediler, bizi bizden çaldılar. Öyle şeyler yaptılar ki, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayamaz hale getirdiler, aklımızı aldılar, bizi istedikleri kalıba soktular. Yani, bizi, zorla tuhaf bir millet haline getirdiler. Bugün, gerçekten çok tuhaf bir milletiz. Ağlanacak halimize gülüyoruz, skandallardan kahramanlar yaratıyoruz…

Okumaya devam edin ‘En kahraman başbakan bizim başbakan’

09
Şub
09

One minute Tayyip one minute

One minute, one minute…!!!

Memleketi sahipsiz mi sandın…???

Ben cambazlık yaparım bu millet yutar mı sandın?

Herkes enayi ben akıllıyım mı sandın?

Okumaya devam edin ‘One minute Tayyip one minute’

09
Şub
09

Sağcılar cambaz Solcular delikanlı olur

Aman Allahım neler oluyor! Tayyip Erdoğan’ın konuştuğu mitingde “Kahrolsun İsrail” sloganları atılıyor…

Bir dakika, bir dakika…

“Tayyip’i hiç sevmem, ama bu yaptığıyla gurur duydum” demeden önce şu soruları bir yanıtlayın:

Peki bizzat İsrail’e gidip Şaron’la samimi pozlar veren kimdi? Tayyip!

Okumaya devam edin ‘Sağcılar cambaz Solcular delikanlı olur’

09
Şub
09

Türkiye’nin Sevr’i Kürdistan Arapların Sevr’i İsrail!

Türkiye’nin Sevr’i: Kürdistan

Filistin davasını, İsrail’in 1948’de resmen kurulmasının ardından geçen altmış yıl sonunda değerlendirecek olursak, bir adım dahi ileriye gidilemediği söylenebilir. Hatta Arafat sonrası dönem ve Hamas’ın iktidarı almasıyla birlikte ciddi bir geri dönüş ve çözümsüzlük hali daha da belirginleşiyor.

Okumaya devam edin ‘Türkiye’nin Sevr’i Kürdistan Arapların Sevr’i İsrail!’

09
Şub
09

Nasır olmak kim Tayyip kim..!!!

Araft ve NasırŞaron ve Tayyip

Bir tarafta Şaron’la elde silah savaşan Nasır gibi devrimciler, solcular, milliyetçiler kalır, diğer tarafta da Şaron’la dost olan, Arafat’ın ölümünü fırsat olarak niteleyen, Yahudi lobisinden “Davut Boynuzu” alan Tayyip gibi işbirlikçiler, sağcılar ve Şeriatçılar kalır.

Tayyip’in  “Yahudi Cesareti”ne 

alkış  tutmak

İsrail, Gazze katliamına başladığından beri bıkmadan, usanmadan tekrar ettiğimiz bir gerçek var. Ortadoğu’da ne kadar sağcı rejim varsa bunlar son tahlilde ABD emperyalizmine ve İsrail’e sıkı sıkıya bağlıdırlar. Bunların ayakta kalabilmelerinin tek koşulu da Batılı efendileriyle kurdukları bu bağdır. Bu nedenle de AKP ve Tayyip başta olmak üzere Ortadoğu’nun tüm işbirlikçileri ve sağcıları açısından Filistin; ancak iç politikada, Müslüman halkın duyarlılığı karşısında tecrit olmamak için üzerinde demagoji yapılacak bir mesele olmanın ötesine geçmez, geçemez. Önceki hafta, Davos’ta yaşananları yine aynı antiemperyalizm denen mihenk taşının yardımıyla açıkladık ve Tayyip Erdoğan’ın “Yahudi Cesareti”ne ışık tuttuk. Tayyip’in yaptığı şey artık kabak tadı veren sağcı demagojinin sürmesinden başka bir şey değildi. Ancak bir taraftan şunu da tespit etmek gerekir ki buradaki demagoji, AKP faşizminin ülke içinde uyguladığı demagojinin de bir devamıdır.

AKP faşizmi yükselirken, genel olarak kitle desteğine oynayan tüm faşist akımların yaptığı gibi ülkedeki sermayenin bir kesimine tüm tepkiyi yönlendiren ve bunun üzerinden halkın kapitalizme tepkisini istediği gibi kanalize eden bir demagoji uygulamıştı. Aslında AKP’nin kurduğu düzen önceki dönemlerden daha da liberal, kapitalist bir ekonomik sistem yaratmaktan başka bir şey yapmadı ama kazananlar bunların kendi yeşil renkli sermayesi oldu. AKP’nin İsrail karşıtlığına oynaması da bir anlamda bu yaşananların bir benzeridir. Halk, İsrail’e ve yaptıklarına doğal olarak karşıdır. Bir taraftan da Türk halkının dünyanın en ABD karşıtı halkı olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu noktada ABD emperyalizmi İsrail aracılığıyla Ortadoğu’da planlarını uygularken, katliam yaparken AKP için İsrail’e tavır alıyor görünmek, ABD emperyalizminin işin esas aktörü olduğunu insanların gözlerinden gizlemenin ve kendi Amerikancılığını örtmenin kolay yoludur.

Faşist çok konuşur, çok bağırır ancak tüm bu lafazanlığın altından her zaman emperyalizm ve kapitalizm çıkar. Bu anlamda Tayyip’in Davos çıkışını alkışlamak aslında tam da AKP faşizminin bu taktik çıkışını kolaylaştırmak demektir. Ancak Türkiye’de muhalefetin ve “sol”un içinde bulunduğu ideolojik-politik körlüğün de yardımıyla AKP istediği planı rahatça uyguluyor. Apaçık gerçekler öyle bir hale geliyor ki bu kara rejimi, faşizmini ve işbirlikçiliğini tekrar tekrar deşifre etmek bir görev halini alıyor.

Davos olayının ardından Cengiz Çandar’ın kuyuya attığı taşı ve tüm basının bu kuyuya düşmesi, bazı gerçekleri yeniden ele almayı gerektiriyor. Çandar, Tayyip’e “Yeni Nasır” yakıştırması yaparak en olmayacak şeyi başardı! Ama önce Tayyip’i aklama çabasının nasıl trajikomik bir çuvallamaya dönüştüğünü görelim…

Tayyip’e  “Yeni  Nasır”  yakıştırması  ve  işbirlikçi  çuvallama

Bilindiği gibi Çandar’ın antiemperyalizm ve Filistin sicili pek de iyi değildir. Çandar, 68’lerde Filistin’e gidenler arasındaydı. Ancak, ne hikmetse Filistin’i terk etmesinin hemen ertesi günü aynı kampta kaldığı devrimci arkadaşları İsrail baskınında öldürüldü, o kurtuldu… Kurtulunca, daha bir hırsla antiemperyalist ve İsrail karşıtı olması gerekirken, o ABD ve İsrail yandaşı bir liboşluğu tercih etti. Şimdilerde de bilindiği gibi AKP’nin emrinde Batıcılığa devam ediyor. Davos olayının ardından “artık kimsesiz Arap halklarının kimsesiz olmadığını, Tayyip’in yeni bir Nasır olarak ortaya çıktığını” iddia etmek de Çandar’a düştü. Çandar, bunu öyle bir saray dalkavuğu edasıyla yaptı ki belki Tayyip’in kendisi bile Çandar’ın aşağıdaki satırlarını okuyunca “Ben neymişim de haberim yokmuş?” demiştir: “Bugüne dek, hiçbir lider, İsrail’in üstelik tarihi bir şahsiyeti olan Cumhurbaşkanı’na tüm dünyanın gözleri önünde ‘Sizin insanları nasıl öldürdüğünü çok iyi biliriz’ diye haykırarak, BM Genel Sekreteri ve Arap Birliği Genel Sekreteri’nin önünde kağıtlarını toplayarak, uzun boyu gösterişli görüntüsü ile hem de Davos gibi dünya egemenlerinin forumunda podyumu, öfke –vakar karışımı bir halde terk ettiğine tanık olmamıştı”. Bu boy pos övgülü, pehlivan tefrikası tadındaki satırlar, entel Radikal gazetesinde farklı bir hava yaratmış olsa gerek… Geriye kalan tüm Batıcı basınımız da bu yazılanların üzerinden fikir yürütmeye çalıştı durdu bir hafta boyunca.

Ertuğrul Özkök, yazıyı çok beğenmişti ama madem Tayyip artık “yeni Nasır” olmuştu o zaman Filistinlilere söz geçirip, İsrail’le savaşmamalarını sağlamalıydı. Ertuğrul yine pragmatik bakmaya çalışıyordu olaya. Taraf gazetesinin polis yazarları Önder Aytaç-Emrullah Uslu ikilisi de Arap halklarına Tayyip’e sığınma çağrısı yaparak olaya katıldılar. Ancak Tayyip’le Nasır arasında kurulmaya çalışılan benzerlik öyle büyük boyutlu bir çuvallamayı içeriyordu ki bizim basınımızın ve “aydınlarımız”ın fikir düzeyinin ne kadar içler acısı olduğunu bir kez daha görmüş olduk.

Nasır gibi; İsrail’le savaşarak ömrünü geçirmiş, Mısır’da saltanatı devirip Cumhuriyet kurmuş, ABD ile çatışmış, İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin askeri müdahalesiyle karşı karşıya kalmış, laik, milliyetçi, solcu ve asker kökenli bir devrimciyle Tayyip’i karşılaştırmak o kadar abestir ki bu benzetmenin Tayyip’in de tepkisini çekeceğinden ve Çandar başta olmak üzere tüm şakşakçılarını da fırçalayacağından korkulur. Bir tek Nazlı Ilıcak, belki biraz ansiklopedi karıştırarak bazı yanlışlarla da olsa Nasır’ın solcu ve devrimci olduğunu öğrenip, denge tutturan bir yazı yazmaya çalıştığı için Tayyip’in gazabından kendini kurtarabilir. Yoksa Nasır’ın yaptıklarına yakından bakıldığında basınımızın sağcılarına acı acı gülmekten kendimizi alamıyoruz.

Biraz  da  tarih…

Nasır  kimdir  neler  yapmıştır ?

Bunu iyi anlamak için Mısır’ın İngiliz sömürgesi olduğu günlere kadar gitmek gerekir.

II. Dünya Savaşı’nın ardından tam Dünya Ulusal Kurtuluş savaşlarının yarattığı fırtınayla sallanırken Mısır’da göstermelik bir bağımsızlık ve saltanat vardı. Ancak Mısır halkı İngilizlere duyduğu tepkiyi her geçen gün daha da sert biçimlerde ortaya koyuyordu ve işbirlikçi Kral Faruk artık halkı dizginleyemiyordu. 1936 yılında Kral ve İngilizler arasında yapılan anlaşmaya göre Mısır görünürde bağımsız olan ama sokakların İngiliz askerlerinin denetiminde olduğu bir ülkeydi. Gelişen Arap milliyetçiliğinin en önemli talebi İngiliz askerlerinin ülkeyi terk etmesiydi. 1948 yılında yeni kurulan İsrail’le Arap devletleri arasında çıkan savaş milliyetçi tepkiyi daha da büyüttü. 1950 yılında milliyetçiliğe de göz kırpan ama orta yolculuğu aşamayan Vafd partisi Mısır’da iktidara geldi. Ancak İngilizler ve Kral; Vafd’a bile dayanamadılar ve başbakanı görevden aldılar. Ardından da halkın ve milliyetçilerin üzerine kan dökme politikasıyla gidildi.

Mısır ordusunun genç subaylarından biri olan Cemal Abdülnasır o yıllarda Sudan’da görevdeydi. Arap-İsrail savaşını da yaşamış olmasının etkisiyle; kimin halkının düşmanı olduğunu ve Kralın işbirlikçiliğini çok iyi biliyordu.

Nasır ve arkadaşlarının kurduğu Hür Subaylar örgütü 1952 yılında krallığa karşı harekete geçme kararı aldı. 26 Temmuz 1952’de devrimci subayların komutasındaki birlikler sarayı kuşattılar ve Faruk tahttan feragat etmek zorunda kaldı. General Necip, hareketin görünen lideriydi ama kısa sürede Nasır devrimci tavrıyla ön plana çıktı. Devrimciler ilk iş olarak köhnemiş düzenden kurtulmanın yollarını aradılar. 1952 yılı Mısır’da sömürünün önemli bir boyutun oluşturan büyük toprak sahipliğine karşı mücadeleyle geçti. Eylül ayında toprak devrimine gidildi. Böylelikle Ortaçağ kalıntısı ve emperyalizmin önemli kâr kaynağı toprak rejimi tasfiye edildi. 1953 yılında saltanat kaldırıldı. 1954’te de Nasır devlet başkanı oldu. Artık Arap dünyasında ve Ortadoğu’da Nasır ve devrimci Mısır vardı.

Nasır :   Milliyetçi  ve  sosyalist

Nasır’ın en önemli özelliği Arap milliyetçiliğini, kendine özgü bir sosyalizm uygulamasıyla birleştirmesiydi. Ezilen dünyanın tüm Ulusal Kurtuluşçuları gibi o da milliyetçi ve solcuydu. Bu iki özellik de emperyalizmin tepkisini çekmesi için yeterli neden oluşturuyordu. Nasır’ın Mısır’ı devrimci ve antiemperyalist bir ülke durumuna getirmesiyle, Ortadoğu’da eli zayıflayan emperyalizm Bağdat Paktı projesini geliştirecekti. 24 Şubat 1955’te kurulan bu Amerikancı paktın en önemli destekçisi İran Şahı’yla birlikte, Türkiye’de sağcı diktatörlüğünü kuran DP oldu. Bağdat Paktı’nın önemli amaçlarından biri de Nasır’ı tecrit etmekti. Buna karşı Nasır’ın tavrı Arap milliyetçiliğini, Arap birliği vurgusu da yaparak daha da yükseltmek oldu. Kahire’den yayın yapan Arapların Sesi Radyosu Nasır’ın konuşmalarıyla tüm Arap halklarını emperyalizme ve İsrail’e karşı birleşmeye çağırıyordu. Bu ses aynı zamanda işbirlikçi Arap rejimlerinin de korkulu rüyası olacaktı.

Nasır kısa sürede tüm Arap dünyasının tanıdığı ve sevdiği bir lider haline gelmişti. Artık Arap milliyetçiliği önemli bir akımdı ve ülkesinin sınırlarını da aşan bir şekilde liderliğini Nasır yürütüyordu. Nasır, bu milliyetçi politikasını, sosyalist atılımlarla da destekleyecekti. Arap Sosyalist Birliği’nin ülkenin en etkin partisi olmasının yanında uygulanan kamucu, devletçi ekonomi de Üçüncü Dünya solunun en güzel örneğini veriyordu. 1966 yılına kadar geçen zaman içinde ülkedeki büyük işletmelerin tamamı devletleştirilmişti. Milliyetçiliğin ve sosyalizmin bu birliğinden, Suriye ile gerçekleştirilen Birleşik Arap Cumhuriyeti deneyimi çıkmıştı. Uygulanacak bir antiemperyalist politikanın kıtasal birlik boyutu, birleşme stratejisi de Nasır’la dünya devrimcilerinin gündemine yeniden gelmişti.

Bandung,  antiemperyalizm  ve  Filistin

Bunların yanısıra Nasır’ı Nasır yapan iki önemli şey de Bandung Konferansı sürecindeki etkisi ve Filistin mücadelesine verdiği destek oldu. ABD ve diğer emperyalistlerin dünya çapında giriştiği milliyetçileri ve solu ezme kampanyasının karşısında ezilenlerin birliğini kurma fikri Üçüncü Dünya’nın temel meselelerinden biri olmuştu. Sovyetler Birliği’nin de ayrı bir emperyalist kutup olarak davranmaya başlamasıyla beraber ezilen dünyanın milliyetçileri ve sosyalistleri açısından bu daha merkezi önemde bir sorun haline geldi. 1955 yılında Endonezya’nın Bandung kentinde toplanan konferans bu süreci başlatacaktı. Tito, Çu En Lay, Nehru gibi Üçüncü Dünya liderlerinden biri de artık Nasır’dı. Birkaç yıl sonra aralarına Castro ve Che de katılacaktı.

Mısır en kalabalık ekiple konferansa katılan ülke oldu. Nasır, İsrail’in ajan ülke olduğunu vurgulayarak konferansa katılımını engelledi. Bunun yanı sıra Filistin meselesini Bandung’un baş tartışma konularından biri haline getirdi ve BM’nin Filistin için aldığı kararı konferansta kabul ettirdi. Ancak, Nasır’ın tavrı sadece Filistin’le de sınırlı değildi. Cezayir Kurtuluş Savaşı’na da destek veren Nasır artık Fransa’nın da hedefindeydi. Nasır, Ortadoğu merkez olmak üzere çok geniş bir antiemperyalist mücadele çerçevesi çiziyordu. Kenya, Somali, Gine gibi kurtuluş savaşı veren ülkelerin örgütleri kısa sürede Kahire bürolarını açtılar. Artık Mısır, Afrika ve Arap halklarının mücadelesinin üssü durumuna gelmişti.

Emperyalizmin Nasır düşmanlığı da adım adım ilerliyordu. 1956 yılında Nasır, emperyalizme en stratejik darbeyi vurdu: Süveyş Kanalı millileştirilmişti. Devrimin dördüncü yılıydı. ABD, İngiltere ve Fransa; Mısır’ın bu çıkışı karşısında müdahale kararı aldılar. İngiltere ve Fransa’nın planı İsrail aracılığıyla Mısır’ı dize getirmekti. Kısa süre içinde; yıllar sonra Tayyip Erdoğan’ın dostu olacak Ariel Şaron komutasındaki İsrail ordusu Mısır’a saldırdı. Şaron, Süveyş’e doğru ilerlerken İngiliz ve Fransız uçakları da Mısır kentlerini bombalıyordu. Ortadoğu’da emperyalist-siyonist müdahaleye destek olan en önemli güçse yine DP ve Menderes iktidarı oldu. Türkiye’nin sağcı güçleri o yıllarda da Şaron’un yanındaydı… Bağlantısızların dünya kamuoyunu ayağa kaldırması sonucunda emperyalistler durmak zorunda kaldı. Nasır, saldırıdan politik zaferle çıkmıştı. Emperyalizmin her istediğini yapamayacağını kanıtlayan kişilerden biri de Nasır oldu. Nasır artık tüm Araplar için bir kahraman olmuştu.

Filistin Kurtuluş Örgütü kurulurken en çok çaba sarf eden Nasır olmuştu. Yaser Arafat, Nasır’ın her zaman Filistin’in gerçek dostu olduğunu vurgulayacaktı. Daha sonradan FHKC’ye dönüşecek olan Arap Milli Hareketi ve lideri George Habaş da açıkça Nasır taraftarı bir örgüt olarak Filistin davasının sahiplerinden biri olarak ortaya o yıllarda ortaya çıktı.

Kısacası, Ortadoğu’da 1960’lara kadar geçen süreçte Nasır antiemperyalizmin ve Filistin davasının önderi olarak parlarken, Tayyip’in siyasal ataları olan Menderes ise Amerikancılığın önde gelen isme olarak ortaya çıkıyordu. Aynen Tayyip’in Türk askerini Afganistan’a, Lübnan’a NATO çıkarları için göndermesi gibi Menderes de Kore’nin dışında Irak ve Suriye’ye de yapılması planlanan Amerikancı müdahalelerin aktörü olarak öne çıkıyordu.

Şaron’la  savaşanlar,   Şaron’la dost  olanlar

ABD ve İsrail dostluğu, daha doğrusu uşaklığı, sağcıların, Şeriatçıların genlerine kadar işlemiştir. Yapılan hiçbir demagojinin örtemeyeceği gerçekler önümüzde duruyor. Bugün Nasır’a benzetilmeye çalışılarak halkın gözünde aklanan Tayyip ve AKP yaptıklarından tek başına sorumlu değil. Bu onların tarihinde var. Tarihe Beyrut Kasabı olarak geçecek kadar gaddar ve faşist olan Şaron, kriter olarak alınırsa Ortadoğu ve Filistin denklemi çok kolay bir hale gelir. Bir tarafta Şaron’la elde silah savaşan Nasır gibi devrimciler, solcular, milliyetçiler kalır, diğer tarafta da Şaron’la dost olan, Arafat’ın ölümünü fırsat olarak niteleyen, Yahudi lobisinden “Davut Boynuzu” alan Tayyip gibi işbirlikçiler, sağcılar ve Şeriatçılar kalır.

Cengiz Çandar gibi Tayyip’i aklamanın peşinde komik duruma düşenlere de bu gerçekler ışığında söylenecek tek söz kalıyor:

El  insaf !

Kaya  ATABERK

http://www.turksolu.org/223/ataberk223.htm

09
Şub
09

Müneccimlik Değil,-Emre Kongar

‘Görünen Köy…’

2002 seçimlerinden sonra “Şimdi Ne Olacak” başlıklı yedi yazı yazmışım; bugünleri anlatan…

16 Aralık 2002 tarihindeki altıncı yazımda, yani altı yıl önce şöyle demişim:
Okumaya devam edin ‘Müneccimlik Değil,-Emre Kongar’

09
Şub
09

Tayyip beyi hapse girmekten kurtaran Cihan Kamer aslında kim?

Gübrede KDV var mı?
Var…
Yüzde kaç ?
18…
Kefen bezinde var mı?
Var…

Okumaya devam edin ‘Tayyip beyi hapse girmekten kurtaran Cihan Kamer aslında kim?’




İstatistikler

  • 1,857,633 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Nisan 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Arşivler


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 36 takipçiye katılın