<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>İşte Türkiye!</title>
	<atom:link href="http://skyturkvngenc.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com</link>
	<description>Türkiye'den çıkan ve Türk'ü arkadan vuranların maskesinin düştüğü yer!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Nov 2009 12:32:33 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='skyturkvngenc.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/3739a4569fd29c80424955a8509a936b?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>İşte Türkiye!</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Anlamak isteyenlere :  Dersim&#8217;de ne oldu, Atatürk ne yaptı ?</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/26/dersimde-ne-oldu-ataturk-ne-yapti/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/26/dersimde-ne-oldu-ataturk-ne-yapti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 12:06:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/?p=10364</guid>
		<description><![CDATA[







Dersim isyanıyla ilgili atılan en büyük yalan ise isyanın büyük bir katliamla bastırıldığıdır. Doğru, isyan çok sert bir şekilde, isyancılarla çarpışa çarpışa bastırılmıştır ancak iddia edildiği gibi bir katliam yoktur. PKK&#8217;lıların iddialarına göre toplam 90.000 insan öldürülmüş, 100.000 kişi ise sürülmüştür. Halbuki 1935 nüfus sayımına göre Tunceli&#8217;nin toplam nüfusu 101 bindir! Zorunlu göçe tabi tutulan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10364&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="30%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:right;">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://turksolu.org/261/foto/dersim-mahkeme.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="231" height="151" /></p>
<p style="text-align:right;"><strong>Dersim isyanıyla ilgili atılan en büyük yalan ise isyanın büyük bir katliamla bastırıldığıdır. Doğru, isyan çok sert bir şekilde, isyancılarla çarpışa çarpışa bastırılmıştır ancak iddia edildiği gibi bir katliam yoktur. PKK&#8217;lıların iddialarına göre toplam 90.000 insan öldürülmüş, 100.000 kişi ise sürülmüştür. Halbuki 1935 nüfus sayımına göre Tunceli&#8217;nin toplam nüfusu 101 bindir! Zorunlu göçe tabi tutulan insan sayısı ise yaklaşık 5 bindir.<br />
Zaten 1940 nüfus sayımında Tunceli&#8217;nin nüfusu 95 bindir.<br />
Resmi rakamlara göre, ilk Dersim harekâtında öldürülen isyancı sayıcı sadece 265&#8242;tir, şehit asker sayısı ise 29. Toplam idam edilen sayısı ise 7&#8242;dir! Bunlar da elebaşları olan aşiret reisleridir.<br />
İşte Atatürk iktidarının verdiği rakamlar.<br />
İsteyen Atatürk&#8217;e inansın, isteyen PKK&#8217;ya&#8230; Seçim serbest!</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Dersim  niye  isyan  etti ?</span></em></h3>
<p>Naşit Uluğ&#8217;un 1938&#8242;de basılmış “Tunceli Medeniyete Açılıyor” isimli kitabını okumadan Dersim isyanının niye çıktığı, Atatürk&#8217;ün bu isyanı bastırmaya neden bu kadar önem verdiği anlaşılamaz. Kitapta şu değerlendirme yapılıyor:</p>
<p><em>“Doğu illerimizdeki kötülüklerin başında memleketin emniyet ve asayişini tehdit eden hıyanet ve şekavet ocakları vardı. Halkı esir gibi kullanan derebeylik ve toprak ağalığının yanında, bunların daha korkuncu olarak aşiret sistemi geliyordu. Bu sistem, Kemalist rejim muvacehesinde fiili bir isyan ve itaatsizlikten farklı görünmüyordu.”</em></p>
<p>Gerçekten de doğu illerindeki aşiret yapısı, Atatürk&#8217;ün en çok mücadele ettiği düşmanlardan birisiydi. Yüzlerce yıldır, bölgede feodal bir baskı düzeni kurmuş olan Kürt aşiretleri en başından itibaren Atatürk&#8217;ün bu medeniyet projesine karşı çıktılar. Ve kendi gerici toplumsal yapılarını devam ettirmeye çalıştılar. Kurtuluş Savaşı&#8217;yla kovulmuş emperyalistler de Kürt aşiretlerinin bu gerici isyanlarını her seferinde destekledi.</p>
<p>1937 ve 1938&#8242;deki Dersim isyanları Atatürk dönemi Kürt isyanlarının en sonuncusudur. Tabii, Atatürk bu isyanları bugünkü AKP iktidarı gibi izlememiş, isyancılarla anlaşmamış, isyancıların ardındaki emperyalistlere teslim olmamış ve Türk milletini bölecek adımlara izin vermemişti. Dersim isyanı “açılımlar”la ve isyancıların bölücü emelleriyle uzlaşılarak değil, askeri bir harekâtla bastırıldı. Aynen Şeyh Sait ve Ağrı isyanı ve diğer Kürt isyanlarında yapıldığı gibi&#8230;</p>
<p>Bugün feryat figan eden Kürtçülerin derdi de işte budur. Türk devletinin PKK terörüne teslim olmasını ve bir Kürt devletine göz yummasını isteyenler, Atatürk&#8217;ün Dersim isyanını bastırmak için yaptıklarına tabii ki karşı çıkacaktır.</p>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Amaçları  Atatürk&#8217;e  saldırmak</span></em></h3>
<p>Dersim isyanıyla ilgili yürütülen Kürtçü propagandanın kökeninde derin bir Atatürk düşmanlığı yatıyor. Atatürk&#8217;e açıktan saldırmaya cesaret edemeyen Kürtçüler, <em>“Dersim&#8217;de katliam yaşandı”</em> yalanlarıyla bunu dolaylı yollardan gerçekleştirmeye çalışıyor.</p>
<p>Halbuki, Kürtçülerin iddiasının aksine Dersim isyanı bastırılırken bir “Kürt katliamı” kesinlikle yaşanmamıştır. Aşiretleri tasfiye eden, Doğu insanımızı sömüren derebeylik rejimini ortadan kaldıran Atatürk devrimlerine karşı direnen gericilerle mücadele edilmiştir, o kadar.</p>
<p>Dersim isyanı askeri bir harekâtla bastırılmıştır, ancak bu harekâtta iddia edildiği gibi büyük katliamlar falan yaşanmamıştır. Kürtçülerin “90 bin kişi öldürüldü, 100 bin kişi zorla göç ettirildi” iddiaları bir hayalden başka bir şey değildir. Yalnızca nüfus rakamlarına bakmak bile bu yalanı ortaya koymak için yeterlidir.</p>
<p>İsyan öncesi Tunceli nüfusu 1935 rakamlarına göre 100 bindir. İsyan sonrasındaki 1940 sayımındaysa 95 bindir. Aradaki 5 bin fark da isyan sonrası zorunlu göçe tabi tutulan aşiretlerin nüfusudur. Hangi aşiretten kaç kişinin zorunlu iskana tabi tutulduğu belgelerde de sabittir ve bunun toplamı da 3470&#8242;tir!</p>
<p>Üstelik, 1940 yılı sayımındaki 95 bin nüfus o dönem için çok büyük bir rakamdır. Tunceli&#8217;de bugün bile, 2008 rakamlarına göre, 87 bin kişinin yaşadığını düşünürsek, iddia edildiği gibi bir katliamın yaşanmadığı kolaylıkla ortaya çıkar.</p>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Atatürk  isyana  hazırlıklıydı</span></em></h3>
<p>Kürtçüler Dersim&#8217;de sistemli bir katliam yaşandığını iddia ediyor. Halbuki durum böyle değildir. Dersim isyanı için Kürt aşiretleri yıllarca hazırlık yapmış, Atatürk liderliğindeki Türk devleti de isyan başlayana kadar askeri hiçbir harekâta girişmemiştir. Kemalist iktidarın 30&#8242;lu yıllarda Tunceli&#8217;de yaptıklarını incelersek bu gerçeği görebiliriz.</p>
<p>1930&#8242;daki Ağrı isyanının bastırılmasının ardından Doğu Anadolu&#8217;daki gücüne büyük darbe vurulan Kürtçülüğün Dersim dışında tutunabilecek bir yeri kalmamıştı. Dersim&#8217;deki Kürt aşiretlerinin bir ayaklanmaya hazırlandığı daha 30&#8242;ların başlarında tespit edilmişti. Pek çok resmi raporun yanı sıra Başbakan İnönü ve Ekonomi Bakanı Bayar&#8217;ın Şark Raporları da, bu konuda uyarılarla doludur.</p>
<p>Atatürk de isyanı elleri kolları bağlı beklemez. 1935&#8242;te<em> “Tunceli Vilayetinin Kurulmasına İlişkin Kanun”</em> kabul edilir. O zamana kadar Dersim olarak bilinen yöreye Tunceli ismi verilir.</p>
<p>Ancak Atatürk Tunceli&#8217;de yalnızca askeri önlemler almaz, Tunceli&#8217;ye <em>“medeniyet”</em> götürülür. Yüzlerce yıldır şehir merkezlerinden kopuk yaşamış Tunceli köyleri yapılan yol ve köprülerle <em>“medeniyet”</em>le tanışır. Hastane yapılır, doktor götürülür. Okul yapılır, öğretmen götürülür. Mahkeme yapılır, adalet götürülür&#8230; Köylüyü baskı ve zulüm altında tutan aşiret reislerinin silahlarına el konulur&#8230; Tabii tüm bu <em>“medenileşme”</em> hareketi gerici Kürt aşiretlerinin direnişiyle karşılaşır.</p>
<p>Ve&#8230; 1937 yılının 21 Martında, yani bugün PKK&#8217;lıların da ayaklanma günü olarak kutladığı Nevruzda, Seyit Rıza liderliğindeki Abasan Aşireti, Harçik Köprüsü&#8217;nü yakarak isyanı başlatır. Aynı gece bir karakolumuzu basarak 33 askerimizi şehit ederler. 1920 Koçgiri isyanını liderlerinden ve Ağrı isyanına da katılmış Alişer ile Nuri Dersimi de isyancılar arasındadır.</p>
<p>Ertesi gün Pah Hükümet Konağı, ilçede yeni kurulmuş ilkokul ve hastane de ateşe verilir. İsyanın hedefi açıktır: Atatürk Cumhuriyeti&#8217;nin götürdüğü “medeniyet”in bütün simgeleri&#8230;</p>
<p>Tabii Atatürk, isyanın hemen bastırılmasını emreder. Ve dönemin Tunceli Valisi Korg. Abdullah Alpdoğan&#8217;ın komutasındaki 20 bin kişilik bir kuvvetle isyan bastırılır. Elebaşları idam edilir.</p>
<p><em>“Dersim Harekâtı”</em> olarak bilinen bu isyan bastırma operasyonu, bölgedeki aşiretlerin gücü tamamen kırılana kadar sürer. Aşiretlerin önde gelenleri, Tunceli dışına sürülür ve bölgede Cumhuriyet rejimi tam anlamıyla tesis edilir.</p>
<h2><em><span style="color:#ffffff;">Kürtçülerin  ve  Fethullahçıların  yalanlarını  belgelerle  </span></em></h2>
<h2><em><span style="color:#ffffff;">çürütüyoruz !</span></em></h2>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Varan 1 :  İsyanın  lideri  Seyit  Rıza  bir  tarikat  şeyhi  ve  aşiret reisiydi</span></em></h3>
<h4><em><span style="color:#ffffff;"><img src="http://turksolu.org/261/foto/seyit-riza.png" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="124" height="301" align="right" />Kendisine  solcuyum,  ilericiyim,  sosyalistim  diyen  bir insanın  </span></em></h4>
<h4><em><span style="color:#ffffff;">Dersim  isyanını  savunması  kadar  mantık  dışı  bir  şey  olamaz. </span></em></h4>
<h2><em><span style="color:#ffffff;">Çünkü  Dersim  isyanı  kesinlikle  bir  halk  </span></em></h2>
<h2><em><span style="color:#ffffff;">hareketi  ya  da  ilerici  bir  ayaklanma  </span></em></h2>
<h2><em><span style="color:#ffffff;">değildir.</span></em></h2>
<p>İsyanın lideri Seyit Rıza, Dersimli bir aşiret reisidir.</p>
<p> Ve Atatürk Dersim’deki aşiret yapısını ortadan kaldırmak istediği için ayaklanmıştır.</p>
<p>Seyit de zaten bir isim değil, Peygamber soyundan gelen Şeyh anlamında yerel bir dini ünvandır! Anlayacağınız, Dersim isyanı, bir derebeyinin, bir dini liderin, bir tarikat şeyhinin, bir aşiret reisinin Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanmasından başka bir şey değildir.</p>
<p> Bu anlamda Menemen ayaklanmasından hiçbir farkı yoktur.</p>
<p><span id="more-10364"></span></p>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Varan 2 :  İsyancılar  Fransız  işbirlikçisiydi</span></em></h3>
<p>Bütün diğer Kürt isyanları gibi Dersim isyanı da emperyalistlerin kışkırtma ve desteğiyle başlamıştır. Nasıl Şeyh Sait isyanı Musul-Kerkük meselesinin görüşüldüğü bir dönemde İngilizler için bir koz olduysa, Dersim isyanı da Hatay meselesinin tartışıldığı bir dö­nemde Fransızlar tarafından kullanılmıştır. Nitekim, isyancıların üzerinden Fransız ordusuna ait silahlar çıkmıştır. Elebaşlarından Nuri Dersimi de, isyan bastırılınca Fransız mandası altındaki Suriye’ye kaçmış ve Fransız Hükümeti’nin koruması altında yaşamıştır. Bugün “Dersim’de katliam yaşandı” yalanlarının da AB koruması altındaki sempozyumlarda dile getirilmesi bu nedenle bir tesadüf değilir.</p>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Varan 3 :  Seyit  Rıza  İngiltere’den  destek  istedi</span></em></h3>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="30%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:center;"><a href="http://turksolu.org/261/foto/seyit-riza-mektup-b.png"><img src="http://turksolu.org/261/foto/seyit-riza-muktup-k.png" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="170" height="226" /><br />
</a><a href="http://turksolu.org/261/foto/seyit-riza-mektup-b.png">Mektubu büyütmek için tıklayınız</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dersim isyanının lideri Seyit Rıza’nın isyan sırasında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 30 Temmuz 1937 tarihli şu mektup Kürt isyanlarının işbirlikçi karakterinin en açık delillerinden birisidir:</p>
<p><em>“Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına, </em></p>
<p><em>Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor. Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930’da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor. Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor. Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım. </em></p>
<p><em>Seyit Rıza Dersim Başkomutanı”</em></p>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Varan 4 :  Türk  komünistleri  ve  Komünist  Enternasyonal  de  isyana  karşı </span></em></h3>
<h3><em><span style="color:#ffffff;"> çıktı</span></em></h3>
<p><img src="http://turksolu.org/261/foto/komunist-enternasyonal.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="176" height="195" align="right" />O dönem Türkiye Komünist Partisi de Komünist Enternasyonal de Dersim isyanının feodal ve gerici bir ayaklanma olduğunu tespit etmişti:</p>
<p><em>“İki ayı aşkındır Ankara Hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Feodal unsurlar, Kemalist Parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır. Dersim, Türkiye&#8217;nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı. Öyle ki başka bir vilayetten hiçbir tüccar, Dersim&#8217;de iş yapmayı göze alamazdı. Devletin Dersim&#8217;de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplaması, bugüne kadar mümkün olmamıştır. Dersim’in hakim tabakaları, yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasa dışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir. (&#8230;) Amacı, göçebeliğe son verme ve aşiret reisleriyle (şeyhler, beyler, ağalar ve seyyitler) onların kiralık adamlarını Batı Anadolu’nun modernleşmiş vilayetlerine sürme hedefini güden bir reform planını zorla uygulamaktı. Bugün, Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz direnişiyle karşı karşıya bulunuyoruz. İsyanın arefesinde Tapu Kadastro İdaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı. Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin iktisadi temellerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti. İşte, özellikle bu önlem, isyana yol açan neden olmuştur.” </em></p>
<p>Komintern, 1925’teki Şeyh Sait isyanına da şu gerekçelerle karşı çıkmıştı: <em>“Mustafa Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye&#8217;nin demokratlaşması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır. Kemal’e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir.” </em></p>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Varan 5 :  İsyan  Atatürk’ün  baskılarından  değil,<br />
</span></em></h3>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Atatürk  döneminde  yapılan  köprü  ve  yollar  yüzünden  çıktı</span></em></h3>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="20%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:center;">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:center;"><img src="http://turksolu.org/261/foto/harcik-koprusu.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="193" height="130" /><br />
<strong>21 Mart 1937&#8242;de isyancılar tarafından yıkılan Harçik Köprüsü</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Dersim isyanı iddia edildiği gibi Atatürk Cumhuriyeti’nin Kürtlere yönelik baskıları yüzünden başlamamıştır.</p>
<p> Halka baskı yapmak bir yana, Atatürk, Dersim’deki aşiret yapısını dağıtarak Tunceli halkını özgürleştirmek için büyük çaba göstermekteydi.</p>
<p>Şehrin ismi bu yüzden Osmanlı dönemini çağrıştıran Dersim bırakılarak Tunceli olarak değiştirilmişti.</p>
<p> Bu nedenle bugün Tunceli ismine tahammül edemeyenlerin, Atatürk’ün Şapka Devrimine karşı çıkanlardan hiçbir farkı yoktur.</p>
<p>Çünkü Dersim ismi isyanın değil, halk üzerindeki feodal baskının simgesidir.</p>
<p>Tunceli ise o derebeylik baskısını kaldırmak isteyen Atatürk devrimciliğini simgeler.</p>
<p>Ancak çıkarları zedelenen aşiretler ve “seyit” denilen din adamları Atatürkçü devrimlere karşı çıktılar. Menemen’de yaşanan gerici isyanın bir benzeri böylece Dersim’de başlamış oldu. İsyancıların ilk hedefi de devletin binbir zorluk ve masrafla yaptığı köprüler oldu. Munzur etrafındaki iki dağlık bölgeyi birbirine bağlayan Harçik Köprüsü ilk hedefti. Gericiler, “medeniyet”in bir örneği sayılan köprüye bile tahammül edememişti!</p>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Özgür Erdem</span></em></h3>
<hr size="1" />
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="11"><img src="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sol.gif" alt="" width="11" height="27" /></td>
<td bgcolor="#eb1c23">
<div>Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R&#8230;</div>
</td>
<td width="11"><img src="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sag.gif" alt="" width="13" height="27" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="11"> </td>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff4d0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="7">
<div>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Dersimi Atatürk katleti diyorlar ama o zavali halki kendi cikarlari icin ayaklandiran   Ali ser in bir rus ajani oldugunu bilmiyorlar. ruslarla isbirligi yapmistir Carlik rusyasina gitmistir. önce kocgrili mazlumlari ayaklandirmis sonrada kacip dersime  siginmistir. Kaynak isterseniz nuri dersiminin  Kürdistan tarhinde dersim kitabina bakmaniz lazim kiskirticilari orada kendi kaynaklarindan daha iyi okumak mümkün.</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Cevat, İstanbul<br />
25 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></div>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">cok karmakarısık şeyler düşündüğüm bir günde bu yazı ilac gibi geldi tesekkurler türksolu birkez daha!!! ben kendi adima ataturke inaniyorum pkkya degil.</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Anonim, İstanbul<br />
25 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">bütün bu tartışmalar pkknın bir provokasyonu. bunu net bir şekilde anlatmak lazım.</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Yusuf, İstanbul<br />
24 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Bu gün de Ahmet Türk gibi aşiret reisi feodal döküntülerin sonu aynı olacaktır. Yazınız için özellikle günümüzde Türk&#8217;üm komünistim diyen bir insan olarak teşekkür ediyorum.</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Ethem Nejat, İstanbul<br />
24 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Memleketimze halkimiza bayragimiza sahip çikalim bu ùlkede Emperyalistlere ve vatan hayini bôlùcùlere meydan burakmiyalim ..<br />
TÜRK SOLU na çok tesekkur ediyorum</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Güney, Çorum<br />
24 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Sivasta,çorumda,kahramanmaraşta,gazi mahallesinde bizleri ateşe verenler şimdi bizi savunuyorlar gerçekten komik. ayrıca kim bölücülük yapıyorsa kim isyan çıkarıyorsa cezasını  atatürk yöntemleriyle çekmeli. bölücünün alevisi,sünnisi bilmem nesi olmaz bölücü adı üstünde bölücüdür.</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Barış, İstanbul<br />
23 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Tebrik ediyorum sizi.çok güzel bir yazı..</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Serpil Bulut, Sivas<br />
23 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">O günkü ağalık sistemi ve isyanlar ile bugünkü yapı ve sistem arasında hala benzerlikler bulunuyor.DTP nin başındaki zatlar hep doğu illerimizin toprak ağaları.Bu güne kadar ülkemizdeki sistem size oralarda bazı kolaylıklar ve imkanalr sağladı ama gün gelecek partimiz ile o vatanımızın ve kan akıttığımız toprakları bu zatların ellerinden teker teker alacağız ve layık oldukları yağlı urganlara hepsine selam verdireceğiz.Artık vatanın heryeri kıpırdanmaya başladı son örnek olarak İzmir ve bu iş batıdan başlayıp zaman içinde yayılıp çok güvendiğiniz illerinizde son bulacak ve buna hep beraber şahit olacağız ve katkıda bulunacağız. Türksolu na sevgilerim ile</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Emrullah, Manisa<br />
23 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Türksolu yine yaptı yapacağını ve dersim isyanıyla ilgili gerçekleri yine türk milletine sundu tesekkur ediyorum her seferki gibi bilgilendirdiniz beni</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Münir Aydın, Adana<br />
23 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Helal olsun size! gerçekler gün yüzüne çıkıyor!!!</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Ahmet, Ankara<br />
23 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><br />
<span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"> </span></span></strong></div>
<div><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"></span></span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ffffff;"><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Tarihimizi öğrenmemize bir neden olduğundan öymene teşekkür etmeli.dersim isyanı alevilere karşı yapılsa ilk karşı çıkan olurum.ancak bugünlerde yapılan yaygaralar açıkça gösteriyor ki alevileri aşağalayanlar onları yok sayanlar hernedense onların avukatlığına soyunmuşlardır.halkımız bunu asla dikkatinden kaçırmamalıdır.dün onları tekbir getirerek yakanlar bugün dersime ağıtlar yakıyorlar.dersim bir isyan ise ve askeri öldürmeyi göze aldılar ise yapılacak şey belliydi ve o yapılmıştır.tc nin başka bir seçeneği vardı o da peki isyanınız hayırlı olsun buyurun demekti.o ihaneti o zamanın yönetimi gösteremezdi.atatürk vardı çünkü tc nin arkasında.</span></strong></p>
<p style="text-align:right;"><strong><span style="color:#000000;">Kafkas Kartalı, Trabzon<br />
23 Kasım 2009</span></strong></p>
<div><span style="color:#000000;"> </span></div>
<div><span style="color:#000000;"> </span></div>
<div><span style="color:#000000;"> </span></div>
<div><span style="color:#000000;"></span></div>
<p><span style="color:#000000;"><br />
<hr size="1" /></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10364/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10364&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/26/dersimde-ne-oldu-ataturk-ne-yapti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/dersim-mahkeme.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/seyit-riza.png" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/seyit-riza-muktup-k.png" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/komunist-enternasyonal.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/harcik-koprusu.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sol.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sag.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Türk edebiyatında ruhumuzu bulacağız&#8230;</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/25/turk-edebiyatinda-ruhumuzu-bulacagiz/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/25/turk-edebiyatinda-ruhumuzu-bulacagiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 18:55:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/?p=10355</guid>
		<description><![CDATA[


Bir roman olarak “Uluğ Bey&#8217;in Hazinesi”ndeki kurgu Türk romancılığında onu bir başyapıt haline getirir. İyi ile kötünün, ilerici ile gericinin, bilim ile yobazlığın, devrimcilerle döneklerin, yoksul halk ile zenginlerin mücadelesi aynı anda iç içe bir bütünlük içinde sunulur. Tarihi bir olay büyük bir ideolojik hesaplaşma sahnesi olarak seçilir ve devrimci bir direniş çağrısına dönüştürülür.



Uluğbey&#8217;in Hazinesi
Adil [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10355&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://turksolu.org/261/foto/ulugbeyin-hazinesi.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="151" height="217" /><span style="color:#ffffff;"><em><strong><span style="color:#ffffff;">Bir roman olarak “Uluğ Bey&#8217;in Hazinesi”ndeki kurgu Türk romancılığında onu bir başyapıt haline getirir. İyi ile kötünün, ilerici ile gericinin, bilim ile yobazlığın, devrimcilerle döneklerin, yoksul halk ile zenginlerin mücadelesi aynı anda iç içe bir bütünlük içinde sunulur. Tarihi bir olay büyük bir ideolojik hesaplaşma sahnesi olarak seçilir ve devrimci bir direniş çağrısına dönüştürülür.</span></strong></em></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3><span style="color:#999999;"><em><span style="color:#ffffff;">Uluğbey&#8217;in Hazinesi</span></em></span></h3>
<p><span style="color:#999999;">Adil Yakubov, bir Özbek Türkü ve 1926 yılında doğmuş. O dönemin Sovyetler Birliği&#8217;nde babası “milliyetçilik” suçlaması ile kurşuna dizildiğinde yıl 1944&#8242;müş. Buna karşın ve henüz 17 yaşındayken İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda gönüllü olarak Sovyet Ordusu&#8217;na katılmış ve görev yapmış. Ordudaki görevi sırasında ilk romanı “Akranlar”ı yazmış ama ona ün kazandıran ilk romanı “Mukaddes”tir.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Yakubov&#8217;un başyapıtı “Uluğ Bey&#8217;in Hazinesi” ise sadece Özbek dilinin değil tüm Türk dilinin en önemli romanı diyebiliriz. Günümüze kadar 25 dile çevrilen bu roman Yakubov&#8217;u da Türk Dünyasının yaşayan en büyük romancısı yapmaktadırş.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Uluğ Bey (1393-1449) Timur&#8217; un torunu ve Semerkand&#8217;ın hakimidir. Ama hükümdarlığı ile değil bilimadamlığı ile bilinir. Uluğ Bey dönemi, Türk tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Onun döneminde Semerkand dünya bilim ve kültürünün çekim merkezi olacaktır.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Uluğ Bey medresesinin girişinde<em> “İlim öğrenmek erkek-kız bütün Müslümanlara farzdır” </em>hadisi yazılıdır ve onun döneminde kız-erkek birlikte eğitim yapar. Aslında Atatürk&#8217;ten 500 yıl önce atılmış bir laik eğitim adımıdır bu.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Kurduğu rasathane ise dönemin en büyük gözlemevidir ve burada Uluğ Bey ünlü yıldız cetvellerini hazırlar. <em>“Uluğ Bey Ziyci” </em>olarak bilinen bu cetveller astronomi biliminde 400 yıl temel kaynak olarak okutulmuştur. Uluğ Bey&#8217;in gözlemlerinin bugünkü değerlere bile çok çok yakın olması onun dehasını ortaya koyar. Sadece astronomi değil matematikte de büyük bir alimdir.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Kurduğu medrese ve rasathanede iki önemli ismi daha görürüz. Birincisi Bursalı Kadızade-i Rumi&#8217;dir. Kadızade büyük bir bilgindir ama aynı zamanda Osmanlı vatandaşıdır ve Şeyh Bedreddin&#8217;in de hocasıdır. İkinci önemli isimse Uluğ Bey&#8217;in “manevi oğlu” Ali Kuşçu&#8217;dur. Ali Kuşçu daha sonra Semerkand&#8217;dan İstanbul&#8217;a gelecek ve Fatih Sultan Mehmet döneminde Fatih Medreselerinin hocalığını yapacaktır. Astronomi ve matematik alanında sadece döneminin değil sonraki çağların da en önemli isimlerinden biri olacaktır. Kopernik&#8217;ten önce güneş merkezli uzay sistemi yine Ali Kuşçu&#8217;nun çizimlerinde bulunacaktır!</span></p>
<p><span style="color:#999999;">“Uluğ Bey&#8217;in Hazinesi” Uluğ Bey ve dönemini anlatan ve tümüyle gerçeklere bağlı kalınarak yazılmış bir tarihi roman.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Bu romanda kendisini bilime adayan bir hükümdarı ve bilim ile din adamları arasındaki kavgayı görecek, Nakşibendî tarikatının hışmını üzerine çeken alim bir hükümdarla gerici güçlerin kavgasına şahit olacaksınız.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Ülkemizde de her dönem gericiliğin yayılmasına hizmet eden bu tarikatın kökleri dönemin Maveraünnehir&#8217;ine kadar uzanır. Bu romanda Nakşi Şeyhi Hoca Ahrar&#8217;ın kurduğu büyük sömürü çarkını, onun müritlerinin yobazlığını, devleti nasıl adım adım ellerline geçirdiklerini göreceksiniz. Okurken kendinizi 2002 Türkiyesi&#8217;ne koşar adım giderken bulacaksınız.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">İlericilerle gericiler arasındaki bu büyük mücadelede Uluğ Bey çağlar sonrasına bir hazine bırakmak zorundadırlar. Hazineyi saklama mücadelesinde Ali Kuşçu ile zindana atılacak, kellenizin üzerinde kılıç sallanırken “dünya dönüyor” diyecek, kimi zaman çok zorlanacak ve yılgınlığa kapılacak ama kendinizi hep direnmek zorunda hissedeceksiniz&#8230;</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Bir roman olarak “Uluğ Bey&#8217;in Hazinesi”ndeki kurgu Türk romancılığında onu bir başyapıt haline getirir. İyi ile kötünün, ilerici ile gericinin, bilim ile yobazlığın, devrimcilerle döneklerin, yoksul halk ile zenginlerin mücadelesi aynı anda iç içe bir bütünlük içinde sunulur. Tarihi bir olay büyük bir ideolojik hesaplaşma sahnesi olarak seçilir ve devrimci bir direniş çağrısına dönüştürülür.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Tüm bu ideolojik çerçevenin içinde aynı zamanda bir aile dramı işlenmekte, büyük bir aşk, büyük bir davanın yoldaşlığı ile iç içe geçmektedir. Tüm bu hikaye içinde özellikle psikolojik tahlilleri ile insanın içini okuyan yazar, abartısız bir şekilde Dostoyevski&#8217;nin “Suç ve Ceza”sı ile kıyaslanabilecek bir başarıyı yakalamaktadır.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">“Uluğ Bey&#8217;in Hazinesi” büyük bir hesaplaşmanın sarsıcı romanı.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Bu başyapıtı bir hazine gibi saklayacaksınız.</span></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="20%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:right;"><span style="color:#ffffff;"><img src="http://turksolu.org/261/foto/ibni-sina-kitap.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="151" height="217" /></span><span style="color:#ffffff;">“İbni <strong>Sina” romanı egemenlerle halk arasındaki çelişkileri temel alıyor ve burada eşitlikçi halk hareketlerinin övgüsünü yapıyor, bu mücadele içinde iki bilimadamının hem hayatta kalma ücadelelerini hem de bilimsel çalışmalarını anlatıyor. Bu anlatım içinde her iki bilimadamının da psikolojik tahlilleri ile hayat yolları arasındaki bağlantıları kurgulanırke, bu iki dehanın ruh dünyasına ışık tutuluyor.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color:#999999;">İbni Sina</span></p>
<p><span style="color:#999999;">“Köhne Dünya”da da tarihi konulara eğilen Adil Yakubov, iki büyük Türk bilgini İbni Sina ve Biruni&#8217;yi aynı romanda buluşturuyor.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Doktorların doktoru İbni Sina (980-1037) ile büyük astronomi dehası Biruni (973-1048) günümüzden 1.000 yıl önce bilimin ve aklın egemenliği için dönemin egemenleri ile büyük bir mücadeleye girişiyor ve köhne dünyanın temellerine bilimden bir balyozla vuruyorlar.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Gazneliler devletinin egemenlik alanını genişlettiği bir devirde aynı zamanda Türk bilimi de büyük bir atılım yaşayacaktır. Ebu Reyhan el Biruni daha sonra Birleşmiş Milletler tarafından <em>“Binyılın Bilimadamı”</em> ünvanına layık görülecektir.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Ülkemizde hak ettiği üne kavuşmasa da Biruni&#8217;nin bilim tarihi açısından büyük bir önemi vardır. Astronomi alanında uzmanlaşan Biruni dünyanın yuvarlak olduğunu Galile&#8217;den 1000 yıl önce keşfedecektir. Hatta daha da ileri gidecek ve dünyanın kendi çevresinde dönüp dönmediğini bir fizik problemi olarak ele alacaktır.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Dönemin bilim adamları gibi Biruni de tek yönlü değil çok yönlü bir bilimadamıdır. Aynı zamanda doktordur ve cerrahlık yapmıştır, eczacılığın kurucusudur, ileri bir matematikçidir. Ama bu fizik bilimlerin yanında sosyal bilimleri de başlatan isimlerdendir. “Hindistan Tarihi”ni kaleme alır ki bu hem bir tarih hem de coğrafya eseridir.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Hindistan&#8217;ın ünlü kurucusu Nehru da Biruni&#8217;nin “Hindistan Tarihi” içinde önemli bir değer olarak görüldüğünü şöyle anlatacaktı:</span></p>
<p><em><span style="color:#999999;">“Ben, sana Gazneli Mahmud&#8217;un yaptığı zulümlerden bahsettim. Fakat, henüz o dönemin başka büyük bir kişisinden bahsetmedim. Bu, El-Birûnî&#8217;dir. Sınırsız zulüm ve işkence devrinde hayatın kahrına maruz kalmasına rağmen, hakikat peşinde koşan büyük bir bilgin olarak yerini koruyacaktır&#8230;” </span></em></p>
<p><span style="color:#999999;">İbni Sina ise yalnızca doktorluğu ile bilinen bir bilimadamıdır ama aslında Ebu Ali İbni Sina da çok yönlü bir insandır. Felsefe çalışmaları son derece önemlidir ve İslam Felsefesi içinde kurucu bir rol üstlenmiştir. Bunun yanında matematikte önemli keşifleri vardır, tıpta ise gerçekten çağları aşan bir dehadır. İlaçla tedavi yöntemleri yanında cerrahlığı vardır ama çok daha önemlisi insan psikolojisini dikkate alarak önemli bir adım atar. Kendisinden 900 yıl sonra Freud&#8217;la gündeme gelecek psikanaliz kuramlarının bazılarını İbni Sina geliştirmiştir. “El Kanun” adlı kitabı Batı üniversitelerinde 400 yıl boyunca temel ders kitabı olarak okutulmuştur.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Yakubov&#8217;un bu eserinde kendileri Türk olduğu halde Türk sayılmayan bu iki Türk dehasını tanırken geçen bin yılda değişen pek bir şey olmadığını içten içe düşünecek ve “köhne dünya” gerçeği ile yüzyüze geleceksiniz.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">Bir roman olarak ise egemenlerle halk arasındaki çelişkileri temel alan ve burada eşitlikçi halk hareketlerinin övgüsünü yapan eser, bu mücadele içinde iki bilimadamının hem hayatta kalma mücadelelerini hem de bilimsel çalışmalarını anlatır. Bu anlatım içinde her iki bilimadamının da psikolojik tahlilleri ile hayat yolları arasındaki bağlantıları kurgularken, bu iki dehanın ruh dünyasına ışık tutar.</span></p>
<p><span style="color:#999999;">“Köhne Dünya” adıyla yayınlanan bu romanı “İbni Sina” adıyla Türkiye Türkçesinde yeniden basarken, Türk okurların kendi tarihlerindeki ileri geleneği tanımalarını amaçlıyoruz.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><span style="color:#999999;">İbni Sina ve Biruni&#8217;nin romanını severek okuyacaksınız</span>…</span></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="20%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><img src="http://turksolu.org/261/foto/mukaddes-kitap.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="151" height="217" /></span><span style="color:#c0c0c0;"><strong>“Mukaddes” tam anlamıyla sosyalist emekçiliğe bir övgü olarak görülebilir ama aslında sosyalizmin ötesinde bir adalet arayışının ve toplumsal vicdanın, yaşamın özü olduğu gerçeğini bizlere en çarpıcı şekilde gösterdiğini anlayacaksınız. Çok sıradan bir hikayenin sıradışı sonu ise romanın gücünün ortaya koyduğu gibi bizleri hayatın en yalın gerçeği ile yüzleşmek ve kendimizi sorgulamakla baş başa bırakıyor: Yakubov aşkın ve adaletin terazisini elimize veriyor ve bizi vicdanımızla baş başa bırakıyor</strong>.</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Mukaddes</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Mukaddes kısa bir roman ama kesinlikle bir başyapıt. Mukaddes, özünde bir aşk romanı ve bu yanıyla son derece sürükleyici. Kitabın erkek kahramanı Şerif, Mukaddes&#8217;i ilk gördüğünde içinde bir kaynama hissediyor ve “o an” aşık oluyor. Okurken aynı şekilde siz de Mukaddes&#8217;e aşık olacaksınız.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Bir okul sırasında yanınızda oturan genç kızın, onu daha önce hiç görmemenize, hakkında hiçbir şey -hatta adını bile- bilmemenize karşın nasıl olup da sizi bir anda kendisine aşık ettiğini çoğu delikanlı yaşamıştır ve romanı okurken belki de bu nedenle bir anda kendinizi aynı aşkın içinde bulacaksınız.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Fakat romanın odak noktası aşk gibi dursa da bu aşkın içinde geliştiği bir de toplumsal yapı ve kişisel seçim meselesi öne çıkıyor.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Şerif bir taraftan fabrikada işçidir ve üstelik örnek bir Sovyet işçisidir. Ailesi ise yine de çocuklarının okumasını, üniversiteye gitmesini ve mühendis olmasını istemektedir. Bu ise Şerif&#8217;i bir seçim yapmak zorunda bırakır; örnek bir emekçi mi olacaktır yoksa rahatı seçip aydın sınıfına mı katılacaktır?</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Okumakla çalışmak arasında gidip gelen Şerif aslında sosyalizmin işçi kalmakla aydın olmak arasındaki tercihinin de bir romanı. Fabrikadaki işçi arkadaşları için okumak burjuva özentiliğidir ve emeğe ihanettir. Okumak kolayı seçmektir. Aslında Şerif de böyle düşünmektedir ama bir taraftan da ailesinin isteklerini kırmaya çekinmektedir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Romanda dönemin sosyalist ideolojisi tartışılmaktadır ama bu tartışma sırasında kendinizi hiç de sosyalist olmayan ülkenizde bulacaksınız. Ailelerin “aman evladım oku da bizim gibi hayatın zorluklarını çekme” öğüdününse aslında nasıl büyük bir toplumsal trajedinin üzerini örttüğünü sorgulayacaksınız.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Yakubov&#8217;un eseri bu açılardan tam anlamıyla sosyalist emekçiliğe bir övgü olarak görülebilir ama aslında sosyalizmin ötesinde bir adalet arayışının ve toplumsal vicdanın, yaşamın özü olduğu gerçeğini bizlere en çarpıcı şekilde gösterdiğini anlayacaksınız.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"> </span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><span id="more-10355"></span></span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"> </span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"> </span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Çok sıradan bir hikayenin sıradışı sonu ise romanın gücünün ortaya koyduğu gibi bizleri hayatın en yalın gerçeği ile yüzleşmek ve kendimizi sorgulamakla baş başa bırakıyor: Yakubov aşkın ve adaletin terazisini elimize veriyor ve bizi vicdanımızla baş başa bırakıyor.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Romanı Türkiye Türkçesine Ahsen Batur&#8217;un özenli ve mükemmel çevirisi ile kazandırırken Mukaddes&#8217;i roman olarak seveceğinizi, bir genç kız olaraksa ona kesinlikle aşık olacağınıza eminiz.</span></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="20%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><img src="http://turksolu.org/261/foto/timurlu-kitap.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="151" height="217" /></span><span style="color:#c0c0c0;"><strong>“Son Timurlu”, Timur&#8217;un torunlarından Babür Şah&#8217;ı anlatmaktadır. Maveraünnehir&#8217;de padişah olan Babür, Timur&#8217;un torunudur. Aynı zamanda Timur&#8217;un bir diğer torunu Uluğ Bey&#8217;in akrabasıdır. Türkiye&#8217;de çok tanınmasa da özellikle Atatürk döneminde tarih kitaplarında kendisine geniş yer verilmiş ve şöyle denilmiştir: “Babür, Türk ve hatta cihan tarihinin hakikaten büyük ve mümtaz evlatlarındandır.”</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Son Timurlu</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Pirimkul Kadirov, Özbek edebiyatının ve tarihi romancılığın yaşayan en önemli isimlerindendir. 1928 yılında doğan Kadirov edebiyat ve filoloji eğitimi almış, 1950 yılında edebiyat dünyasına girmiştir. İlk romanı “Öğrenciler”dir, daha sonra “Kara Kızlar” adlı bir romanı ile dikkati çekecektir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Özellikle Babür&#8217;ü ve oğullarını anlattığı “Son Timurlu” ile büyük ün kazanır. Bu roman “Yıldızlı Günler” ve “Evladlar Divanı” olarak iki ayrı cilt halinde yayınlanır ve tarihi romancılıkta büyük bir zirve noktası olur. Yazarın bu eseri sinema ve tiyatroya da uyarlanır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">“Son Timurlu”, Timur&#8217;un torunlarından Babür Şah&#8217;ı (1483-1530) anlatmaktadır. Babür, henüz 13 yaşında babasının ani ölümü üzerine tahta çıkmak zorunda kalacak ve ölümüne kadar 40 yıl sürecek inanılmaz bir mücadele verecektir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Maveraünnehir&#8217;de padişah olan Babür, Timur&#8217;un torunudur. Aynı zamanda Timur&#8217;un bir diğer torunu Uluğ Bey&#8217;in akrabasıdır. Türkiye&#8217;de çok tanınmasa da özellikle Atatürk döneminde tarih kitaplarında kendisine geniş yer verilmiş ve şöyle denilmiştir: “Babür, Türk ve hatta cihan tarihinin hakikaten büyük ve mümtaz evlatlarındandır.”</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Babür, kendi adına bir imparatorluk bırakan bir devlet kurucusudur. 1500 yılı başlarında kurduğu devlet Babürlüler İmparatorluğu&#8217;na dönüşmüş, imparatorluk tüm Hindistan&#8217;da egemen olmuş ve 1871 yılında İngiliz sömürgecilerine karşı verdiği son büyük savaşta yıkılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndan sonra tarihin en uzun ömürlü Türk devletidir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Babür&#8217;ün ona asıl büyüklük kazandıran yanı inanılmaz mücadeleciliğidir. Her şeyini kaybettiği çocuk yaşlarından itibaren hayatı hep inanılmaz zorluklarla geçmiş ama hiç yıkılmamıştır. Büyük bir padişahken bir kalede kuşatılmış, 80 askeri ile yeniden bir imparatorluk kurabilmiştir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Babür&#8217;ün bu yılmaz gücü onun ruhunun derinliklerinde yatan bir güzellikten kaynaklanır. Daima iyiden, güzelden, haklıdan, halktan yana olan bir insandır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Büyük bir şairdir ama öyle sıradan şairlerden değildir, onun şiirleri ancak Fuzuli, Ali Şir Nevai gibi şairlerinkiyle kıyaslanabilir. Büyük bir Türkçecidir, Farsçayı reddeder ve Çağatay alfabesini oluşturur. Aynı zamanda bilimsel bir bakış açısına sahiptir, en önemli miras olarak Uluğ Bey&#8217;in rasathanesini görür. İslam&#8217;ın resim yasağına karşı ressamları destekler, sanatçıları koruması altına alır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">500 yıl önce yaşamıştır ama onun ilericilik anlayışı günümüzde bile hâlâ ileri kalmaktadır. Kendisi Müslüman bir devlet kurmuştur ama bu devlet tarihin ilk laik devletine, hem de daha 1500&#8242;lerde dönüşecektir. Gerçekten de Hindistan&#8217;da kurulan Babürlüler İmparatorluğu, tüm dinlerin ve milliyetlerin laik bir idare altında birlikte yaşadığı, günümüzde bile eşi olamayacak bir devlettir. Bu da Türklerin hümanizminin, laikliğinin, ilericiliğinin en büyük kanıtıdır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Babür&#8217;ün oğlu Hümayun ve torunu Ekber de Babür kanından büyük insanlardır. Ekber, Hint tarihinin bugün bile en büyük ismidir. Hâlâ filmleri yapılmakta, ibret veren hikayeleri anlatılmaktadır. Büyük bir imparator, büyük bir Aydınlanmacıdır. Çağdaşları daha din savaşları verirken o tüm dinleri tek çatı altında, tek bir mabedde toplamış, açıkça ateist bir padişahtır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Kadirov, Babür ve oğullarının 100 yıllık mücadelelerini anlatırken sizleri sıkça ağlatacak, oldukça sarsacak. İyilerle kötüler arasındaki savaşta iyilerin yanında saf tutarken, kötülerin kalleşlikleri karşısında şaşırıp kalacaksınız. Babür ailesinin kadınlarının büyüklüğüne hayran olacak, eşler arasındaki aşkın gücüne ise imreneceksiniz.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Ece Ayhan&#8217;ın ünlü şiirinden sonra Maveraünnehir bize hep Deniz Gezmiş&#8217;leri çağrıştıracaktı:</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:</span></p>
<p><em><span style="color:#c0c0c0;">-Maveraünnehir nereye dökülür? </span></em></p>
<p><em><span style="color:#c0c0c0;">En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: </span></em></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><em>-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!</em>dir</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Bu romanı okuduktan sonra ise Maveraünnehir&#8217;in nereden çıktığını öğreneceksiniz: Babürlülerin gözyaşlarından…</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Son Timurlu büyük mücadelelerin, büyük ideallerin, büyük insanların, büyük aşkların romanı.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Bu romanda insanlığınızı yeniden sorgulayacak ve kendi ruhunuzu bulacaksınız.</span></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="20%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><img src="http://turksolu.org/261/foto/nevai-kitap.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="151" height="217" /></span><span style="color:#c0c0c0;"><strong>Aybek&#8217;in Nevai romanı tüm bu dönemi, hem siyasi açıdan hem de kültürel açıdan çok iyi bir şekilde işlemektedir. Roman gücünü hem gerçekçiliğinden, hem yazarın ka­biliyetinden almaktadır ama Nevai&#8217;nin eşsiz kişiliği romanın gücüne güç katmaktadır. “Leyla ile Mecnun” ve “Ferhad ile Şirin”i Türkçe yazan ve yeniden yorumlayan Nevai&#8217;yi bu romanla tanıyacak, ona hayran olacak ve onunla gururlanacaksınız.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><strong>Nevai</strong></span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><strong>Musa Taşmuhammedov Aybek, Özbek edebiyatının en önemli romancılarından birisidir. 1905 yılında doğan Aybek 1922 yılından itibaren edebiyat dünyasında adını duyurmaya başlar. 1927 ile 1930 yılları arasında Leningrad Ziraat Fakültesi&#8217;nde okur, 1930-33 arasında ise siyasi iktisat dersleri verir. Edebiyata adımı şiirle olur, şiirlerinde Özbek şiirinin büyük üstadı Çolpan&#8217;ın etkisi büyüktür.</strong></span></p>
<p><strong>“<span style="color:#c0c0c0;">Nevai” adlı romanı 1944 yılında yayınlar ve tarihi romancılıkta bir çığır açar. “Nevai” ile 1946 yılında Stalin ödülünü alır. Bir diğer ünlü romanı “Kutlu Kan”dır. Aybek&#8217;in kadınlar ve sosyal mücadelelerdeki yerleri üzerine eserleri yazarın özgün bir yanıdır. “Dilber-Zamane Kızı”, “Bahtıgül ve Sağındık”, “Kızlar”, “Kahraman Kız” gibi eserlerinde mücadele eden kadınlara güzelleme vardır.</span></strong></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><strong>Çağdaşı pek çok edebiyatçı gibi Aybek de büyük bir baskı altında yaşar ama en azından öldürülmez! Bu bile o dönem için büyük bir şanstır. Bunda İkinci Dünya Savaşı döneminde Orta Asya Türklerinin faşizme karşı mücadeleye katılması için yazdığı eserlerin de büyük payı vardır elbette.</strong></span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><strong>Baştacı edildiği günler kısa sürmüştür ama ömrünün son on beş yılını büyük bir karalama kampanyasına göğüs gererek geçirmek zorunda kalır. Yine de yılmaz ve edebiyat geleneğini yeni kuşaklara aktarmak için didinir durur. 1967 yılında ise hayata gözlerini yumar.</strong></span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Aybek&#8217;in romanına adını veren Ali Şir Nevai (1441-1501) ise “Türk diline adını veren şair” olarak anılır. Gerçekten de Çağatay Türkçesi aynı zamanda Nevai Türkçesi olarak da adlandırılmaktadır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Orta Asya&#8217;dan Anadolu&#8217;ya kadar olan Türk coğrafyasında Farsçanın edebiyat dili olarak kullanılmasına ilk karşı çıkan isimdir. Türk dilinin Fars dilinden üstünlüğünü ispat etmek için bir lügat hazırlar, Türkçe divan yazar ve herkese de Türkçe yazmasını öğütler: <em>“Türk&#8217;ün bilgisiz zavallı gençleri kolay sanarak Farsça şiir söylemeye özeniyorlar. Bir insan etraflı ve iyi düşünse Türkçede bu kadar genişlik, incelik, derinlik dururken bu dilde şiir söylemenin daha mükemmel, daha beğenilir olacağını anlar.” </em></span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Yine kendi gençliğinden örneklerle Farsça özentisinin nedenlerini şu şekilde ortaya koyar:</span></p>
<p><em><span style="color:#c0c0c0;">“Gençliğimin ilk yıllarında şiire, edebiyata merak salmaya başlamıştım. Bu yolda bazı şeyler yazmaya çalışırken kendimi göreneklerden kurtaramadığım için Farsça yazıyordum. Biraz daha iyi düşünmeye başladığım çağda ulu Tanrı gönlüme güzellik ve incelik sevgisi doldurdu. Yaradılışım, bayağılıktan kaçınmayı, iyiyi ve güzeli sevmeyi buyurdu. O zaman ana dilim üzerine düşünmeye başladım. Türkçenin derinliklerine dalınca on sekiz bin alemden daha yüksek bir alem göründü. Bu alemin süsler, ziynetler içerisinde enginleşen göğü, dokuz gökten daha üstündü. Bu faziletler ve yücelikler hazinesinin incileri yıldızlardan daha parlaktı. Bu alemin bahçelerine daldım; gülleri güneşler gibiydi. Ama bu tılsımın yılanları pek korkunç, bu güllerin dikenleri pek yamandı. Bunları görünce düşündüm ve dedim ki ‘Demek ki bizim Türk sanatkarları bu korkulu, üzüntülü şeylerden çekindikleri için Türkçeyi bırakmışlar ve böyle geçip gitmişler.&#8217; Ben bu alemden vazgeçmedim, korkmadım, yılmadım; güçlükleri yendim, çetinliklerle savaştım, emekleri esirgemedim. Türkçenin engin alanlarında ilhamımın şahlanan atını koşturdum, sonsuz fezalarda hayalimin hırçın kuşunu havalandırdım, zevkim bu hazineden değer biçilmez, güç yetmez birçok inciler, pırlantalar aldı. Gönlüm bu bahçenin gizliliklerinde güzel kokularıyla cana can katan, göz görmedik çiçekler topladı.”</span></em></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Nevai&#8217;nin Türkçeciliği havada kalan bir slogan değildir. Hazırladığı “Muhakemetü-l Lügateyn” adlı eserinde sözcük sözcük Türk dilinin zenginliğini ortaya koyar. Bu eser Türk dili üzerine yapılan en erken dönem incelemedir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">500 yıl önce “Türkçe yazın” öğüdünü veren Nevai, büyük bir şair, dilbilimci ve aynı zamanda da devlet adamıdır. Hüseyin Baykara (1438-1506) döneminde onun hizmetinde bulunur. O dönemin Herat&#8217;ı tıpkı Semerkand gibi bir dünya kültür başkentidir. Nüfusu Londra&#8217;nın 5 katıdır ve büyük bir kültürel ortam bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Nevai o dönem hem kültürün hamisi olacaktır hem de halkın. Baykara&#8217;nın sarayında vezirliği sırasında yağmacı beylerle sürekli mücadele edecek ve halkı koruyan bu tavırları nedeniyle bir süre Herat&#8217;tan sürgüne bile gönderilecektir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">İnce ve sanatkar bir ruha sahiptir ama aynı zamanda cesareti ile de nam salmıştır. Tüm savaşçı beylerin korktuğu bir anda Nevai&#8217;yi bir kaleye en önde hücum ederken görecek, kılıcını kavrayarak tek başına düşmanın üzerine atılan bu yiğidin, bir taraftan da Türkçe&#8217;nin en güzel eserlerini vermek için sabahlara kadar kalem tuttuğunu göreceksiniz.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Aybek&#8217;in Nevai romanı tüm bu dönemi, hem siyasi açıdan hem de kültürel açıdan çok iyi bir şekilde işlemektedir. Roman gücünü hem gerçekçiliğinden, hem yazarın kabiliyetinden almaktadır ama Nevai&#8217;nin eşsiz kişiliği romanın gücüne güç katmaktadır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">“Leyla ile Mecnun” ve “Ferhad ile Şirin”i Türkçe yazan ve yeniden yorumlayan Nevai&#8217;yi bu romanla tanıyacak, ona hayran olacak ve onunla gururlanacaksınız.</span></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="20%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><img src="http://turksolu.org/261/foto/otgen-kunler-kitap.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="151" height="217" /></span><span style="color:#c0c0c0;">“<strong>Ötgen Künler” Türk Dünyası edebiyatında çok özel bir yer tutar. Türkistan romancılığının çıkış noktası olmasının dışında tam anlamıyla “ulusal kitap” özelliği kazanır. Roman yasaklanır, tüm nüshaları yok edilir, romanı bulunduranlar ise Sibirya&#8217;ya sürgüne gönderilir. Ama yine de gizli gizli çoğaltılır ve evlerde okunur. Baskıların en yoğun olduğu dönemlerde ise ezberlenir ve bu şekilde dilden dile dolaşır.</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Ötgen Künler</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Abdullah Kadiri, Özbek romancılığının kurucusu ve en büyük yazarlarından birisidir. 1894 yılında doğan Abdullah Kadiri ailesini şu şekilde anlatır: <em>“Başlangıçta zengin bir ailede mi fakir bir ailede mi doğduğumu fark etmedim. Fakat 7-8 yaşıma geldiğimde karnımın doymamasından, üstümdeki kıyafetlerin eskiliğinden, seksen yaşındaki bir ihtiyarın tarladaki emeğinin ancak bu kadarına yettiğini anladım.”</em></span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">12 yaşında çalışmaya başlar, bir yandan da okula gider. Okuldan mezun olmak ve Rusça öğrenmek fakir bir Türkistanlı aile çocuğu için tek kurtuluş yoludur ve Kadiri de bu kendini kurtaran “seçkinler” arasına girecektir. 1914 yılında gazeteciliğe başlar 1920&#8242;li yıllarda ise edebiyata.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">“Ötgen Künler” romanı bölümler halinde 1922-26 yılları arasında bir gazetede yayınlanır ve 1926 yılında ise kitap olarak çıkar. “Ötgen Künler”in yayınlanması Özbek edebiyatında yeni bir aşamadır ve ulusal edebiyat bu şekilde doğar. Gorki&#8217;nin büyük takdirlerini toplayan Kadiri <em>“Ben Marks ve Lenin&#8217;in hararetli bir şakirdiyim. Çünkü ben Lenin&#8217;den ruh aldım, Marks&#8217;tan ilhamlandım.” </em>dese de, Sovyet sistemi tarafından milliyetçilikle suçlanacak, önce hapse atılacak, eserleri yasaklanacak ve 1938&#8242;de kurşuna dizilecektir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">“Ötgen Künler” ise Türk Dünyası edebiyatında çok özel bir yer tutar. Türkistan romancılığının çıkış noktası olmasının dışında tam anlamıyla “ulusal kitap” özelliği kazanır. Roman yasaklanır, tüm nüshaları yok edilir, romanı bulunduranlar ise Sibirya&#8217;ya sürgüne gönderilir. Ama yine de gizli gizli çoğaltılır ve evlerde okunur. Baskıların en yoğun olduğu dönemlerde ise ezberlenir ve bu şekilde dilden dile dolaşır.</span></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="20%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<div style="text-align:center;"><strong>Adil Yakubov</strong><br />
<img src="http://turksolu.org/261/foto/kadirov.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="108" height="144" /><br />
<strong>Pirim Kadirov<br />
<img src="http://turksolu.org/261/foto/kadiri.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="109" height="96" /><br />
Abdullah Kadiri<br />
<img src="http://turksolu.org/261/foto/aybek.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="108" height="110" /><br />
Musa Aybek </strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color:#c0c0c0;">“Ötgen Künler” bir taraftan Çarlık Rusyası&#8217;nın hedefi olan Türkistan&#8217;ın düşüş romanıdır, diğer taraftan ise büyük bir aşk hikayesidir. Romanın baş kahramanları Gümüş ile Atabey&#8217;in aşkları “Leyla ile Mecnun” hikayesi gibi etkili olur. Modern dönemin bir aşk destanıdır ve aşkla birlikte evlilik, aile baskısı, kuma sorunu, kadın-erkek eşitliği, kıskançlık gibi güncel sorunlara da çağdaş bir bakış açısı sunar.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Roman aslında Türkiye tarihine de paralel bir dönemi anlatmaktadır. Rus emperyalizmi bir taraftan İstanbul sınırına kadar dayanırken aynı zamanda tüm Türkistan&#8217;ı da ele geçiriyordu. Böylesi bir dönem Türkiye&#8217;de tam da 1838 sonrası Tanzimat ve Meşrutiyet dönemini hatırlatır. Yine edebiyatta Cedit Hareketi ortaya çıkar. Ceditçilik Türkiye&#8217;ye özgü değil Türklere özgü bir akım olacaktır. Türkiye&#8217;de Namık Kemal&#8217;den Tevfik Fikret&#8217;e oradan Mehmet Emin Yurdakul&#8217;a uzanan bir akımın benzeri Türkistan&#8217;da da ortaya çıkar. Abdullah Kadiri de böylesi bir edebiyat kuşağının temsilcisidir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Kadiri&#8217;nin piyesleri ve hikayelerinde ilk başlarda köklü bir din eleştirisi göze çarpar. Genellikle üçkağıtçı din adamı tiplemesini işler. Bir taraftan da kadın özgürlüğü için eserler kaleme alır. Böylece kadın merkezli bir edebiyat akımı da doğacaktır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">“Ötgen Künler”de de aynı gelenek, görenek, din, kumalık gibi toplumsal konular ele alınır. Ama kitabı yasaklatan bu değil Rus sömürgeciliğinin gelişimini anlatmasıdır. Aslında romanda Rus sömürgeciliğinin Türkistan&#8217;a girişi anlatılırken Türkiye&#8217;ye İngiliz emperyalizminin girişini göreceksiniz. Ama daha da önemli bir benzerlik aydın kuşakların benzerliğidir: Türkiye&#8217;de “Batıya karşı Batıcılık” akımı nasıl geliştiyse, Türkistan&#8217;da da “Rusya&#8217;ya karşı Rusçuluk” diyebileceğimiz bir akım ortaya çıkar. Rusya hem sömürgeciliğin hem de ileriliğin temsilcisidir aydınların gözünde.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">“Ötgen Künler”in lirik yanı ise son derece güçlüdür. Atabey ile Gümüş&#8217;ün aşkları gerçekten de tüm halkı çok etkiler. Bu aşk, bir anlamda ulusal bir ruhun da inşa temeli olarak kavranacak ve “Ötgen Künler” ulusal bir direniş kitabı haline gelecektir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Shakespeare&#8217;in “Romeo ve Jülyet”, “Venedik Taciri”, “Othello” gibi piyeslerinden hiç de geri kalmayacak kadar güçlü bir eser olan “Ötgen Künler”i severek okuyacaksınız&#8230;</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"> </span></p>
<h3><span style="color:#c0c0c0;"><em><span style="color:#ffffff;">Gökçe FIRAT</span></em></span></h3>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10355/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10355&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/25/turk-edebiyatinda-ruhumuzu-bulacagiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/ulugbeyin-hazinesi.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/ibni-sina-kitap.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/mukaddes-kitap.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/timurlu-kitap.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/nevai-kitap.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/otgen-kunler-kitap.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/kadirov.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/kadiri.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/261/foto/aybek.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Bugün 24 Kasım &#8211; Öğretmenler Günü</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/24/bugun-24-kasim-ogretmenler-gunu/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/24/bugun-24-kasim-ogretmenler-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 17:11:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/?p=10349</guid>
		<description><![CDATA[
 Bugün  24 Kasım.  Öğretmenler  Günü.
Bugüne  kadar  PKK&#8217;nın  görevi  başında  şehit  ettiği  öğretmenlerimizin  sayısı   125&#8230;
Yalnız  öğretmenlerimiz  mi&#8230;
Yüzlerce  doktorumuz,  hemşiremiz,  mühendisimiz  de  bölücü  terörün  hedefi  oldu.
Sadece  ve  sadece  Türk  [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10349&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="/DOCUME~1/y/LOCALS~1/Temp/moz-screenshot.jpg" alt="" /><a href="http://skyturkvngenc.files.wordpress.com/2009/11/sehit-ogretmenler-k3.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-10348" title="sehit-ogretmenler-k3" src="http://skyturkvngenc.files.wordpress.com/2009/11/sehit-ogretmenler-k3.jpg?w=655&#038;h=403" alt="" width="655" height="403" /></a></p>
<h4><span style="color:#ffffff;"><em><span class="style108"> Bugün  24 Kasım.  Öğretmenler  Günü.<br />
Bugüne  kadar  PKK&#8217;nın  görevi  başında  şehit  ettiği  öğretmenlerimizin  sayısı   125&#8230;<br />
Yalnız  öğretmenlerimiz  mi&#8230;<br />
Yüzlerce  doktorumuz,  hemşiremiz,  mühendisimiz  de  bölücü  terörün  hedefi  oldu.<br />
Sadece  ve  sadece  Türk  oldukları  için&#8230;<br />
Bu  ırkçı  anlayışın  benzeri  anca  Hitler  dönemi  Nazi Almanyası&#8217;nda  görülebilir.<br />
PKK&#8217;nın  ırkçı  terörünü  lanetliyor  ve  şehit  öğretmenlerimizi  saygıyla  anıyoruz.</span></em></span></h4>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10349/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10349&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/24/bugun-24-kasim-ogretmenler-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="/DOCUME~1/y/LOCALS~1/Temp/moz-screenshot.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://skyturkvngenc.files.wordpress.com/2009/11/sehit-ogretmenler-k3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">sehit-ogretmenler-k3</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sevgili domuz gribi yardım et bize</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/23/sevgili-domuz-gribi-yardim-et-bize/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/23/sevgili-domuz-gribi-yardim-et-bize/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 11:48:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/?p=10343</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili virüs,
Sen beni tanımazsın, istersen önce sana kendimi tanıtayım.
Ben bir Türk&#8217;üm.
Atalarım, dedelerim, ninelerim binlerce yıl yaşamışlar yeryüzünün dört bucağında: Orta Asya&#8217;dan Avrupa içlerine kadar ayak basmadığımız yer kalmamış.
Büyük salgınlar soyuma pek zarar verememiş. Genelde temiz bir soy olduğumuz için midir bilemem ama ne öyle büyük veba salgınları ne de başka tür salgınlar fazla etkili olabilmiş.
Ama [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10343&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Sevgili virüs,</p>
<p>Sen beni tanımazsın, istersen önce sana kendimi tanıtayım.</p>
<p>Ben bir Türk&#8217;üm.</p>
<p>Atalarım, dedelerim, ninelerim binlerce yıl yaşamışlar yeryüzünün dört bucağında: Orta Asya&#8217;dan Avrupa içlerine kadar ayak basmadığımız yer kalmamış.</p>
<p>Büyük salgınlar soyuma pek zarar verememiş. Genelde temiz bir soy olduğumuz için midir bilemem ama ne öyle büyük veba salgınları ne de başka tür salgınlar fazla etkili olabilmiş.</p>
<p>Ama soyumu kurutan başka mikroplar çıkmış.</p>
<p>En büyük mikrop elbette Batının kendisi.</p>
<p>Atalarım bu mikropla karşılaştıktan sonra kitleler halinde kırılmaya başlamış.</p>
<p>Balkanlar&#8217;da, Rumeli&#8217;de tam 5 milyon Türk soykırımla yok edilmiş.</p>
<p>Kafkaslar&#8217;da Ermenilerin, Rusların kırıp geçirdiği Türk&#8217;ün sayısı da 1 milyonun üzerinde.</p>
<p>Orta Asya&#8217;da Stalin gelmiş ve kırmış yüz binlerce atamı.</p>
<p>Arap yarımadasında yine yüz binlerce soydaşımız yok edilmiş.</p>
<p>Bunca mikrop tarafından yok edile edile Anadolu&#8217;da ancak tutunabilmişiz ki, “hasta adam” diye saldırmış bu defa da Batılı mikroplar ve öldürmeye kalkmışlar beni.</p>
<p>Sonra bir mucize olmuş sanki.</p>
<p>Büyük bir Türk çıkmış ve kurtarmış soyumu.</p>
<p>O&#8217;na bu nedenle Atatürk deriz biz.</p>
<p>Bu büyük “doktor”un Batılı mikroplara karşı tek aşısı varmış, milliyetçilik.</p>
<p>Türk&#8217;e kendisine güvenmeyi öğretmiş; <em>“Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”</em> demiş.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Hakikaten de Türk&#8217;ü kendi kanı kurtarmış.</p>
<p>Kurtarmış ama yine de Batılı mikrop Anadolu&#8217;da kökten yok edilememiş.</p>
<p>Batılılar gidince bu mikrop bazı Türk görünüşlü insanların vücuduna yerleşmiş.</p>
<p>Bunlar tıpkı Batılılar gibi Türk&#8217;e düşman olmuşlar ve Türk&#8217;ü yok etmek için uğraşmışlar.</p>
<p>Bu virüse yani Batıcılık virüsüne biz genelde daha siyasi bir isim veririz; “vatan hainliği” deriz.</p>
<p>Sen belki bilmezsin ama bu virüs senden bin kat daha tehlikelidir.</p>
<p>Senin gücün sınırlıdır ama bu hainlik virüsü Türk&#8217;ü hep yok etmiştir.</p>
<p><span id="more-10343"></span></p>
<p>&#8230;</p>
<p>Son 7 yıldır ise ülkemiz sanki karantinada.</p>
<p>Ama öyle koruma karantinası değil.</p>
<p>Burada bizler toplama kampında gibiyiz.</p>
<p>Hani Hitler&#8217;in toplama kampları gibi.</p>
<p>Bu kampta biz Türkler açlığa terk edilmiş durumdayız, halk olarak gittikçe fakirleşiyoruz ama kimilerine göre bu teğet geçmekmiş.</p>
<p>Sonra bin yıldır yaşadığımız bu ülkeyi bile bize çok görüyorlar.</p>
<p>Diyorlar ki siz işgalcisiniz, barbarsınız; sizi bu ülkeden atacağız.</p>
<p>Yani bu toplama kampında ya yok edileceğiz ya da buradan, yani yurdumuzdan sürüleceğiz.</p>
<p>“Zaten yaşamıyorsunuz sürünüyorsunuz” dersen doğrudur ama beterin de beteri var yine.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Anlayacağın zordayız ve yardım istiyoruz.</p>
<p>Yardımı senden istememin nedenine gelince&#8230;</p>
<p>İçimizdeki bazı mikroplar o kadar etkili yerlere yerleştiler, yapıştılar ki onları oralardan atacak gücümüz yok.</p>
<p>Halkımız kendi kanını emen asıl mikroplardan değil de nedense senden korkuyor.</p>
<p>Sana karşı aşılar üretiliyor, büyük kampanyalar düzenleniyor.</p>
<p>İçimizde bazı insanları senin öldürdüğünü biliyorum.</p>
<p>Biliyorum ama yine de senin gibi öldürücü bir virüsün kapısını çalıyorum.</p>
<p>Sakın yanlış anlama “iti ite kırdırmak” gibi bir politika değil bu, çünkü senin bir itliğini görmedim.</p>
<p>İstersen “dinsizin hakkından imansız gelirmiş” diyelim buna.</p>
<p>Bir diktatörümüz var adını belki duydun belki duymadın.</p>
<p>Zaten adının da çok önemi yok.</p>
<p>Şu dünyada kapladığı yer ancak bir mikrop kadar alanı bulur.</p>
<p>Şimdi bu despot senden hiç korkmuyor.</p>
<p>Asla domuz gribi aşısı olmam diyor.</p>
<p>Ben bunu duyunca sevindim, acaba bu milletin başaramadığını sen yapar mısın diye düşündüm.</p>
<p>Ne dersin?</p>
<p>Bize yardım eder misin?</p>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Gökçe Fırat<br />
</span></em></h3>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10343/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10343&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/23/sevgili-domuz-gribi-yardim-et-bize/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yavuz Hırsız&#8221;lar</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/23/yavuz-hirsizlar/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/23/yavuz-hirsizlar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 11:44:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/?p=10339</guid>
		<description><![CDATA[
Kimi amaçlı işlem ve soruşturmaların öngörülen olumsuz sonuçları gibi değişik adlarla gündeme gelen açılımın sonuçları da yarar getirmeyecektir. Kürt milliyetçiliğine soyunan ilkel ırkçılarla ilerici ve demokrat görünmek için destek veren sözde aydınların birleşen amaçları Türkiye Cumhuriyeti karşıtlığıdır. Osmanlı döneminden bu yana lâik Atatürk Cumhuriyetine karşı çıkan aymaz ardıllarla lâikliğin anlam ve amacını kavrayamayan Arap milliyetçisi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10339&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.turksolu.org/resimler/ozden-kose-yeni.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="150" height="184" align="right" /></p>
<p>Kimi amaçlı işlem ve soruşturmaların öngörülen olumsuz sonuçları gibi değişik adlarla gündeme gelen açılımın sonuçları da yarar getirmeyecektir. Kürt milliyetçiliğine soyunan ilkel ırkçılarla ilerici ve demokrat görünmek için destek veren sözde aydınların birleşen amaçları Türkiye Cumhuriyeti karşıtlığıdır. Osmanlı döneminden bu yana lâik Atatürk Cumhuriyetine karşı çıkan aymaz ardıllarla lâikliğin anlam ve amacını kavrayamayan Arap milliyetçisi ümmetçilerin AB ve ABD güvencesiyle iktidar hoşgörüsü içinde sürdürdükleri çabalar karşılaşılan tehlikelerin belirtileridir. Yeni ordu kurmaktan, yeni yargı organları oluşturmaya, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kadrolarıyla Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yapısının değişmesi umuduna uzanan çarpık önerilerin dillendirildiği günümüzde imza tartışmaları, dinleme aykırılıkları, Dersim suçlamalarıyla toplum yanıltılmakta, iktidarın nedeni ve öncüsü olduğu kötü durumlar unutturulmaya, gündem değişiklikleriyle halka yeni ağırlıklar yüklenmeye çalışılmaktadır. Hamas&#8217;ı, El Kaide&#8217;yi, Hizbullah&#8217;ı, Hizbut-Tahrir&#8217;i, İBDA-C&#8217;yi, Kaplancı&#8217;ları, ve aynı doğrultudaki dinci yasadışı örgütlerin yaptığı kıyımları urnutmuş görünüp <em>“Müslümanlar soykırım yapmaz”</em> genellemesiyle Sudan&#8217;ın El-Beşir&#8217;ini de savunan günümüz Başbakanı&#8217;nın CHP Genel Başkan Yardımcılarından Onur Öymen&#8217;i kınayıp hukukdışı dinlemeleri savunması kendinden beklenen, alışılmış yanlışlıklarıdır.</p>
<p>Adalet Bakanı, İstanbul Hâkimevi&#8217;nde destekçileri gazetecilerin çoğunlukta olduğu basın ilgilileriyle buluşup kendini savunmak için olayları çarpıtarak yorumlamış, değerlendirmiş, hukukdışı dinleme ve izlemelerle partisinin kurduğu iktidarın yapıp yaptırdıklarını uygun göstermeye çalışmıştır. Olası dâva-dâvalar için önyargılı saldırılar hemen başlamıştır. Tehditler savrulmakta, kamuoyu korkutulmaktadır.</p>
<p>Hukuku, adaleti saymak ve savunmak başka, yanlışlık ve yanılgıları amaçlı bir biçimde yorumlayıp desteklemek başkadır. Kimi ekran ve mikrofon başına geçip geçirilenlerle kimi üniversitelerde yuvalanıp çöreklenen rejim karşıtlarının birlikte sürdürdükleri yıkım çabaları yargıya saygısızlığın ve saldırının tiksindirici örnekleriyle büyümektedir. Çelişkileri ve aykırılıkları açık soruşturma ve kovuşturmaları savunmak, yurtsever Atatürkçülerin karanlıkta kalmasını uygun bulmak, devlete darbeden cezalandırılanları alkışlamak, bölücü ve yıkıcı çabaları demokratik haklar kapsamında değerlendirmek, yarınlara ilişkin umut kırıcı olayları doğal karşılayarak soygun, rüşvet, silâhlı kuvvetler, yargı, üniversite düşmanlıklarını desteklemek, Atatürk&#8217;ü ve Atatürkçülükle Atatürkçüleri karalayıp suçlamak, isyan bastırma zorunluluğunu “katliam” nitelemesiyle kınayarak ayaklananları kutsamak, cumhuriyeti kötü yönetenleri bırakıp cumhuriyeti kötülemek, inkâr ve ihanet örnekleriyle sıralanmaktadır. Ümmetçilerle bölücülerin birlikteliği, açılımdaki sakatlıkların üstünü örtme çalışmaları, AB dayatmalarına dayanamayan iktidar zaafları düşündürücüdür. Güneydoğulu seçmenin oylarını almak için verilen ödünlerle küçülüp kararanlar Kürtçülerin asıl amaçlarının ayırdına varamayan zavallılardır. Açılımların doyurmadığı Kürtçüler daha fazlasını isteyerek saldırılarını, dış destek destek sağlama çabalarını artıracaklardır. “Yarası olan gocunur” sözünü anımsatan alınganlıkla Onur Öymen&#8217;in yerinde sözlerini Alevicilik Kürtçülük açılımlarına hız ve haklılık verdirmek, kendilerine yönelik suçlamalardan kurtulmak için fırsat sayıp abartan, tersine çeviren çevreler, iktidar, yandaşları ve Kürtçü dayanışmasıyla çıkarcı sözde aydın, sözde demokrat desteği tüm çirkinliğiyle sırıtmaktadır. Sağduyulu, gerçekçi ve yansız gazetecilerin dışındaki gösterici, yanlı, bağımlı, şakşakçı yazarların yaklaşımları gerçeği açıklamaktadır. İktidar kesimi saldırıdadır. İktidarcı yandaşlar abuk sabuk yazılarla yangına körükle gitmektedir.</p>
<p><span id="more-10339"></span></p>
<p>Yeni partiler yoldadır. Kanımızca ülke ve toplum gerçekleriyle “insan krizi”ni yadsıyarak sonuç alınamaz. Kürtçülük açılımlarını destekleyen, şeyhlerin varlığını, 15 bin kişilik düğünlerini uygun bulup yapılması gereken atılımlara değinmeyen kurucular hiçbir umut veremez. Oyunlarla tarihsel gerçekleri saptıranların, kendilerini sorumluluktan kurtarmak için hukukdışı dinlemelerin sorumlusu olarak yargıyı gösterenlerin (elbet ilgili yargı yetkilileri de sorumludur) olay ve oluşumlardan kimlerin sevindiğini görmek istemeyenlerin aymazlığı sakıncayı ağırlaştırmaktadır. İç ve dış yeni açılım istekleri, İmralı uygulamaları gündeme sokulmaktadır.</p>
<p>Domuz gribi söylemleri, Başbakanın Parti Grubu&#8217;ndaki konuşmasında Sağlık Bakanı&#8217;na eleştirisiyle başlayan ikilemli değerlendirmesi duraksamalara neden olmuştur. Bir okur <em>“Bu kadar domuz varken yarar gelmez aşıdan / Bizim aymazlığımız kötüleri taşıtan”</em> diyerek olaylara güldürüyle yaklaşımını iletti. Sağlık sorunları, ekonomi sorunları, Engelliler Şûrası&#8217;nda Başbakan&#8217;ın korumalarının orantısız, aşırı, gereksiz ve sert davranışları, soygun, rüşvet, hırsızlık, saldırı, tâciz vd. olaylar gözardı edilmekte, iktidar güvencesiyle yapıldığı kuşkusuz dinleme ve izlemeleri önlemek için yararsızlıkları açık cezaları artırma hazırlıklarından söz edilmektedir. Sahte belgelerin, kâğıt parçalarının izlenip doyrucu sonuçların kamuoyuna açıklanması yerine değişik açıklamalarla zaman geçirilmekte, kurumlar yıpranmakta, görevliler ve kişiler karalanmaktadır.</p>
<p>Kamu kurum ve kuruluşlarındaki partizanlık ve kadrolaşma, dışardan kuşatma, içerden çökertme çabaları sürmektedir. Giderek bozulan ekonomik koşullarla yurttaşların geçim güçlüğü iktidarı ilgilendirmemekte, kendi gemilerinin yüzmesini yeterli bulup memur ve emeklileri gülünç sayılacak eklerle susturmaya çalışmaktadırlar.</p>
<p>Amaçlı açılımın 10 Kasım&#8217;da TBMM&#8217;de görüşülmesindeki direnme iyi niyet yoksunluğunun kanıtıdır. 10 Kasım ağlama günü değil, anma ve yaşatma günüdür. Elbet tatil değildir, elbet çalışılacaktır. Ama değerbilirlik ve saygı, Atatürk&#8217;ün yaptıklarının karşıtı çalışmaları O&#8217;nun çabalarına eş tutarak bunları 10 Kasım&#8217;da görüşmeye engel olmalı idi. Durum, AKP&#8217;nin amacını ve doğrultusunu bir kez daha ortaya koymuştur. Kürtçülere arka çıkarak Atatürk&#8217;ü ve dönemini suçlamakta yarışanlar artmıştır. Arınç&#8217;ın açılımları da böyledir.</p>
<p>Kitaplar</p>
<p>Okurlarımıza önermeyi yararlı bulduğumuz kitaplara yer vermeyi görev sayıyoruz. Prof. Dr. Neclâ Arat&#8217;ın (CHP İstanbul Milletvekili) Cumhuriyet Yayınları&#8217;ndan çıkan “Geldikleri Gibi Giderler” adlı yeni yapıtı yayılmacı ve sömürgeci dış güçlerle aramızdaki işbirlikçilerin yaptıklarını ve yapacaklarını anlatarak Atatürkçülerin yapması gerekenleri vurgulamaktadır.</p>
<p>Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen&#8217;in “Zamanı Durduran Saat” adlı yapıtıyla Emekli Korgeneral Nevzat Bölügiray&#8217;ın “Geçmişten Geleceğe” adlı yapıtları anılarla, belgelerle kanıtlanan yaşam deneyimlerini aktarmaktadır. Anlamlı yaşam örnekleri yol göstericidir. İçtenlikle salık veriyoruz.</p>
<h3><em><span style="color:#ffffff;">Yekta Güngör Özden<br />
</span></em></h3>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10339/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10339&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/23/yavuz-hirsizlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.turksolu.org/resimler/ozden-kose-yeni.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Anadolu’ya göçenlerin acılı ataları</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/22/anadolu%e2%80%99ya-gocenlerin-acili-atalari/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/22/anadolu%e2%80%99ya-gocenlerin-acili-atalari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 15:40:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/22/anadolu%e2%80%99ya-gocenlerin-acili-atalari/</guid>
		<description><![CDATA[Elinizdeki yayının 255 sayılı olanına, kendini küçük nedenlerden ötürü başkasından çok farklı saymanın, giderek bu farkları abartmanın, dahası öne çıkarmanın, ünlü Sigmund Freud’a göre, ruhsal bir hastalık olduğunu belirtmiş ve bunun kimi toplumsal kümelerde de görüldüğünü anlatmaya çalışmıştım. Amacım güney-doğu Anadolu’ya ilişkin sözde “açılım”a bakarak “demokrasi adına biz de isteriz” diyen ufak ufak kümelerin birkaç [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10337&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:#c0c0c0;">Elinizdeki yayının 255 sayılı olanına, kendini küçük nedenlerden ötürü <span class="yazarbaslik"><img src="http://turksolu.org/resimler/ataov_kose.jpg" border="1" alt="Prof. Dr. Türkkaya Ataöv" hspace="5" vspace="5" width="150" height="225" align="right" /></span>başkasından çok farklı saymanın, giderek bu farkları abartmanın, dahası öne çıkarmanın, ünlü Sigmund Freud’a göre, ruhsal bir hastalık olduğunu belirtmiş ve bunun kimi toplumsal kümelerde de görüldüğünü anlatmaya çalışmıştım. Amacım güney-doğu Anadolu’ya ilişkin sözde “açılım”a bakarak “demokrasi adına biz de isteriz” diyen ufak ufak kümelerin birkaç kurnazına biraz kafa yoracak ciddi bir “dur ve düşün!” uyarısı yapmaktı. O yazıya yalnızca ruhbilimsel kimi görüşleri sığdırabildim.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Şimdi sıra kimi tarih gerçeklerine geldi. “Biz de isteriz!” diyenlerin dedelerinin Balkanlar, Kırım ve Kafkasya’da nelerle karşı karşıya kalıp, Anadolu’ya ve Trakya’ya niçin, ne zaman, nerelerden ve nasıl geldiklerini ve o zamanki devletin en güvenli ve en verimli yerlerine neden yerleştirildiklerini anımsamakta çok yarar var. Ola ki bu soruların doğru yanıtlarını bu insanların torunları unutmuşlardır. Öte yandan, görülmemiş acılarla dolu olayları bir yazıya sığdırmak da olanaksız.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Yaklaşık yirmi beş yıl önce, bu konuda uzunca (47 sayfa) bir dergi yazısı hazırlamıştım. Kimi bilgilerle dipnotlarını elden geçirmek için dışarıda iyi bir kütüphaneye, örneğin Londra’da Dışişleri Bakanlığı belgeliğine gitmeyi tasarladım. Bu düşü gerçekleştirmeden Prof. Justin McCarthy “Ölüm ve Sürgün” konulu 350 sayfalık çalışmasının henüz basılmamış ilk hazırlığını bana verdi. Kapsamlı, kılı kırk yaran bilimsel bir yapıttı. Bu kitabın okunmasını öneririm. Basılmamış kendi kısa araştırmam bugün de elimde.</span></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="30%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:center;"><span style="color:#c0c0c0;"><img src="http://turksolu.org/260/foto/yunan-mezalimi.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="241" height="145" /><br />
<span style="color:#ffffff;"><strong>1821 Yunan İsyanı’nı sonrası yaşanan Yunan mezalimini tasvir eden bir resim</strong></span></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Balkanlar’dan Kafkasya’ya koca bir Türk dünyasının kırpılmasına, oraların insanlarının kıyılmalarına ve kaçırılmalarına ilişkin olarak Osmanlı devletinin son yüzyılında bilinmesi gereken önemli gerçekler var. Çoğu Türk ve tümü Müslüman olmak üzere, çok geniş bir coğrafyada milyonlarca insanımız öldürüldü ve milyonlarcası da göçe zorlandı. Bu gerçekler dünya tarihinin en büyük kıyım ve kaçış olaylarıdır. Avrupa Birliği denen Hıristiyan bağnazlar, kapitalist çıkarcılar ve cahil dayatmacıların sözcülerine anımsatmalıyız ki, en azından Avrupa tarihi Türklere yapılanlara geniş yer vermeden anlatılamaz. Avrupa’da ve ABD’nde ders kitaplarına bu konuyu sokarlarsa, pek yerinde bir “demokratik açılım” yapmış olurlar. Onlar da bizden artık öğrenmeli ki, Avrupa’nın yakın geçmişi hiç de onların bildikleri ve yaymak istedikleri gibi değildir. 1821 Yunan başkaldırmasından başlayarak eşsiz Mustafa Kemâl önderliğindeki kurtuluşçu Türk ordularının 1922’de İzmir’e girmesiyle sonuçlanan bu tam 101 yıllık uzun süre Türkler için ‘cehennem acılarıyla’ dolu çok uzun bir süredir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Bir Osmanlı gölü olan Karadeniz’in çatısı Kırım’da ve o yarımadanın geniş üst-topraklarında yüzyıllardır yaşayan Türkî kökenli Tatarlar Osmanlı korumasından çıkıp sözde bağımsız olunca hemen yanı başlarındaki Rus genişlemesinin hedefi olacaklarını anladıklarından, Türk egemenliğindeki daha güvenli topraklara daha İkinci Katerina yıllarından bu yana sığınmağa başladılar. Yunan başkaldırması sırasında Batı Avrupa Yunan hayranıydı. İngiliz ozanı P. S. Shelley (1792-1822) der ki: <em>“Tümümüz Yunanlıyız; yasalarımızın, yazınımızın, dinimizin, sanatlarımızın kökleri Yunanistan’dadır.”</em> Bu yargı baştan sona yanlış. Batı yasalarının kökleri Yunanistan’da değil, Roma kaynaklarındadır. Batı şiirinde Yunan’a göndermeler varsa da, düzyazısında en ufak bir ilişki görülmez. Batı’daki dinin kökleri Orta Doğu’da Filistin ve yöresinde, daha çok İbrani birikimindedir. Sanat üstündeki etkiler de çeşitlidir. Günümüzde en önce gelen niteliği emperyalizm olan Batı uygarlığı değişik yerlerden ve değişik yıllarda gelen etkilerle oluştu.</span></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="30%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align:right;"><span style="color:#c0c0c0;"><img src="http://turksolu.org/260/foto/trenler.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="224" height="168" /><br />
<strong><span style="color:#ffffff;">Beş milyondan biraz fazlası yurdunu, konutunu, toprağını, işini, geçmişini,<br />
ölülerini, hattâ atalarının gömütlüklerini bile geride bırakarak, artık yalnız kendi yaşamlarını uzatabilmek için, bulabilenler ilkel arabalarla ya da tren vagonlarının üstlerine tırmanarak, gerisi yürüyerek kendilerini Osmanlı devletinin daha güvenli bölgelerine attılar.</span></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Ne var ki, Batı Avrupa ve ABD kendini Yunan’a bağlar. 1821’de ayaklanan Yunanlılar da Mora Yarımadasının kuzeyinde çoğunlukta değildiler. Yunanlılar 1830’da Londra Antlaşmasıyla bağımsız oldular, ama ne somut bir Yunan ulusu vardı, ne de Meriç Irmağı ağzıyla Ege Denizi arasındaki Enez ilçesine dayanan bir Yunan toprağı. Aşamalarla ve önlerinde Yunan olmayanları ortadan kaldıra kaldıra bugünkü sınırlarına ulaştılar. “Etnik temizlik” denen uygulamayı başlatan onlardır. Başta Türk, ama tüm Müslüman köy, kasaba ve kentlerinde kıyıma girişip hem öldürdükleri, hem kaçırdıklarıyla çoğunluğa ulaşan onlardır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Balkanlar’da Bulgarlar ve Sırplar da aynı yönlemi (taktiği) yinelediler. Oysa, sonra Bulgar başkenti olan Sofya’da bile Türkler onların bağımsızlık tarihi olan 1878’de çoğunluktaydılar. Birinci Balkan Savaşı sonunda Bulgarlar Edirne’ye bile girmişlerdi. Edirne bir Bulgar kenti midir? Sırplar da aynı yolu izlediler. Temelde Slav olan ama Müslüman Bosnalılar ve İllirya kökenli ama Müslüman Arnavutlar da ortak düşmanlarımızdan kaçıp Anadolu’ya geldiler. İstiklâl Marşımızın ozanı Mehmet Âkif Ersoy da, kendi atalarının bir kalıtı olarak, Arnavut kökenliydi. Balkanlar’da Arnavutluk’un 1912’de bağımsız olmasına karşı çıkan ve bu konuda şiiri de olan Mehmet Âkif’in bugün Arnavutça televizyon istemesi düşünülebilir mi? Budunsal yönden İllirya kökenli olan Arnavutlara da sınırlarımızı açmasaydık, 1876’da İstanbul’da doğan Mehmet Âkif diye bir yurttaşımız olacak mıydı? Kafkasya’daki Türkler ve Müslümanlar da, daha doğrusu onlar içinde kıyımdan kurtulabilmiş olanlar, Hıristiyanlaşmamak ve Ruslaşmamak için, kapağı Anadolu’ya attılar. Bunların içinde Karaçay, Balkar, Karakalpak, Nogay, Kumuk, Ahıska ve Azeri, giderek Orta Asya’dan Özbek, Türkmen, Kırgız ve Kazak olan Türkler, bunlara ek olarak Abhaz, Çeçen ve Çerkez örneği Türk olmayan Müslümanlar da vardı. Öldürülenler oralarda kaldı, kaçabilenler göçmen oldu ve Anadolu’ya yerleştiler.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">1821’den başlayarak, Balkan, Kırım ve Kafkas tarihi bu yönleriyle bir Müslüman kıyımı ve göçü tarihidir. Bu geniş toprakların geçmişi bu iki gerçek gereği gibi incelenmeden anlatılamaz. Türklerin ve komşu Müslümanların acılı tarihi diye bir kıyım ve göç konusu vardır. Bosna’nın Batı sınırlarından doğuya doğru Balkanlar, Karadeniz çevresinin bütünü ve güney Kafkaslar’ın önemli bölümü Osmanlı’nın parçalarıydı. Buraları Orta Asya, Güney Sibirya ve Batı Çin topraklarıyla birleştirirseniz, çok geniş bir Türk ve Müslüman dünyası ortaya çıkıyordu. Ama Osmanlı kalıtından elimizde Anadolu, Doğu Trakya ve güney-doğu Kafkasya’nın en alt ucunun bir bölümü kalmıştı – o da Kurtuluş Savaşı sayesinde. Bunların dışındaki eski topraklardan geriye, bugünkü Yunanistan’da Batı Trakya’da, Makedonya’da Üsküp ve yakın çevresinde, Sırbistan’da Arnavutlarla karışık olarak Kosova’da, Bulgaristan’ın güney-doğusunda ve Romanya’da Köstence ve çevresinde ve daha kuzeyde Moldova’da kimi Türk kümeleri kaldı. Kırım Tatarları bir tek kişi kalmamacasına 1944’de anayurtlarından sürüldüler. Kafkasya’da Ermenistan’da Türk kalmadı. Oysa, günümüz Ermenistan başkenti Erivan’da nüfusun ezici çoğunluğu da Azeriydi.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"><span id="more-10337"></span></span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">1821-1922 yılları arasında eski topraklarımızda öldürülen insanlarımız beş milyonun biraz üstündedir. Bu sayıya Yunan, Bulgar, Rus ve benzerlerinin kıydıklarıyla göç sırasında yaşamlarını yitirenler dahildir. Gene beş milyondan biraz fazlası yurdunu, konutunu, toprağını, işini, geçmişini, ölülerini, hattâ atalarının gömütlüklerini bile geride bırakarak, artık yalnız kendi yaşamlarını uzatabilmek için, bulabilenler ilkel arabalarla ya da tren vagonlarının üstlerine tırmanarak, gerisi yürüyerek kendilerini Osmanlı devletinin daha güvenli bölgelerine attılar. Trene doluşmağa çalışanları Bulgarlar giysilerine değin soyduklarından güvenli istasyona ulaştıklarında çoğunun çırılçıplak (evet, tam anlamıyla çırılçıplak) ama kaskatı donmuş olduklarını İngiliz belgeleri bile yazar. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşında, Plevne Gazisi Osman Paşa’nın ordusu bu demiryolunu (siviller kaçabilsinler diye) asker ve silâh gönderimi için kullanamadığından, yenilginin bir nedeni de budur.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Kırım Tatarları önce Romanya’ya, sonra daha güneye, sonra birçoğu Eskişehir dolaylarına yerleştiler. Balkanlılar yolda çeşitli duraklarda bir süre kalarak başkent İstanbul’a ulaştılar. Özellikle savaşlardan sonra başkent sokakları yeni yerleşim bölgelerine yollanmayı bekleyen bu perişan ve kalabalık insan kümeleriyle ve onların ilkel araçları ve sıska hayvanlarıyla dolup taşıyordu. Bu tanımı zor güçlüklere dayanabilmiş olanlar o yılların padişahlarının adlarından türetilen Aziziye, Hamidiye ve Reşadiye denen köylere ve başka adlar verilen çevrelere yerleştirildiler. Günümüzde kimi ülkelerde özel bakanlıkları bile kurulan böylesine geniş çaplı ve sonu gelmez görünen art arda “iskân” olayının, hele olanakları gitgide daralan Osmanlı devletini ne denli hazırlıksız yakaladığı kolayca kestirilmelidir. Onlara gene de en verimli (ve günümüzde deniz kıyılı “turistik”) yerlerde diledikleri gibi ekip biçecekleri geniş topraklar karşılıksız verildi.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Bu göçmenlerin torunlarından kimileri şimdi o toprakları bölüp bölüştürerek yabancılara satıyorlar ve Anadolu’da yeryüzünün en güzel cennetlerinde Hollanda, Alman ve İngiliz mahalleleri oluşuyor, kimi yerlerde bu yabancılar uzun erimli düşünerek çocukları için okullar açma peşindeler. Kuzey Kutbundaki buz dağlarında erimeler hızlanıp deniz düzeyi yükseldikçe alçak Hollanda ovalarını sular basar basmaz, Anadolu’da bu gidişle küçükleri için özel okullu, büyükleri için özel kulüplü ve hem burada hem anayurtlarında tümüne yetecek ürünü yetiştiren bahçeli-çiftlikli “mini Hollandalar” oluşur ve biz Türklerin oradan geçip gitmeleri için (AB ölçülerinde “demokratik açılım”ın koşulu olarak) “özel izin” de gerekebilir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">İstanbul’un bir köşesinde, Beykoz ya da Ümraniye’den Şile’ye giden yolun üstünde “Polonezköy” diye bir yer var. Siyasal nedenlerle 1842’de Türkiye’ye sığınmış olan 15-20 Polonyalı için kurulmuştu. İçlerinden ünlü Adam Mickiewicz (sonra adı Mehmed Sadık Paşa’ya değişen yurttaşı Çaykovski gibi) Müslüman olup Osmanlı uyruğuna geçmişti. Tanınmış Macar bestecisi Franz List ve Fransız romancısı Gustave Flaubert’in de uğrayıp gördükleri Polonezköy’den Polonya kökenliler 1970’lerde çıkıp gitmeselerdi, belki yakında onlar da Anayasadaki değişmez maddenin değişmesini, Leh dilinde televizyon ve sözde AB ölçülerinde yeni haklar isterlerdi.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Çocukluğumda Balkanlar’dan gelenler kimi küçüklerini bakabilecek Türk ailelerine bırakırlardı. Gelibolu’da bizim evin kapısı da çalınıp “bunlara bakın!” diye üç ufak Balkan Türkü kız (Gülsüm, Gülter, Fatma), ayrı ayrı zamanlarda, evlâtlık gibi ailemize bırakılmıştı. Bunlar kendilerini kurtarabilmiş olanlardı. Ben onlarla aynı evde büyüdüm. Bunlardan birincisini, kız büyüyünce, bir polis istedi, onunla evlendirildi. Ama göçler yıllar sonra yinelendi. Bulgaristan’dan 1980’lerdeki son Türk göçünde aileler yanlarına ancak yaklaşık yirmi kilo alabilmişlerdi.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Balkan, Kırım, Kafkas ve Anadolu tarihinin bu kıyım ve göçler zinciri dışta bırakılarak yazılamayacağını söyledim. İkinci olarak, geride kalan halkların, örneğin Yunanlıların, Bulgarların ve Ermenilerin milliyetçiliği tarihi de bu konunun dışında anlatılamaz, çünkü bu yeni devletlerin budunsal ve dinsel birliği o topraklar üstündeki yüzlerce yıllık Türklerin ve benzer Müslümanların acımasızca öldürülmeleri ve göçe zorlanmalarıyla oluşmuştur. Bu iki olaya da kendi orduları ve diplomasileriyle destek olan Avrupalı büyük devletler her ne kadar bu eylemlerini “Batı ekininin uygarlaştırıcı görevi” gibi ileri sürmüşlerse de, yaptıkları bizlerden milyonlarca insanın ölümüne ve bir o kadarının da kaçmasına temel hazırlamak ve uygarlıkla bağdaşmayan bu tavırları sonra da unutturmağa çalışmaktır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Onun yerine, yabancı tarih, giderek ders kitapları “Yunan, Bulgar ya da Ermenilerin kıyımı” biçiminde sundukları olaylara tek yanlı olarak yer vermekte, yalnızca bu yorumu derinleştirmekte ve yaymaktadırlar. Türklerin neredeyse kendilerini koruma hakları bile yoktur. Osmanlı ordusu Bulgaristan’da Batak bölgesinde Bulgarların kan dökümüne tepki olarak İstanbul’dan yola çıkarsa ya da Merzifon’daki Amerikan dinyayıcılarının açtıkları okulda iki Ermeni görevli bir yere bomba koydukları için karakola götürülürlerse, bunların haberleri Londra’da basılan “Times” günlüğüne hemen yansır, ama aynı günlüğün sayfalarına 11 milyon Türk’ün ve Müslümanın başına gelenlere ilişkin haberler için boşuna bakarsınız.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Tarihi böyle yazmaya çalışmak eksik, yanıltıcı ve yanlıştır, ama bu tek yanlı sunuş yerleşmiş bir “gelenek” konumundadır. Hattâ, bu “geleneğe” karşı çıkmak bir tür “saptırma”dır; başka bir deyişle, yerleşmiş olduğu için “doğru” bilinen kanıları değiştirme girişimidir. Ama bize dayatılan görüşlerin ve yorumların yetersiz, dengesiz ve gerçekleri yansıtmayan türden olup olmadıklarına karar vermek tarihçinin görevidir. Her şeyin, bu arada tarih anlatımının da, düzeltilmesi gerek.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">1821 Yunan başkaldırmasını anlatan Batı kitaplarının birçoğunu elden geçirdim. Türk ya da Müslüman kıyımının ve göçünün sözünü genelde etmiyorlar. Bir istisna 1895’te Paris’te basılan Alfred Lémaitre’un şu başlıklı kitabıdır: “Müslümanlar ve Hıristiyanlar: Yunan Bağımsızlık Savaşından Notlar”. Bulgar başkaldırmasını incelediğini söyleyen yabancı yayınlar da öldürülen ve kaçırılan Türklerin sözünü genelde etmiyor. Bunun da istisnası Richard Millman’ın “Güneydoğu Avrupa Dergisi”nde Nisan 1980’de basılan (s. 218-231) özellikle şu başlıktaki yazısıdır: “Bulgar Kıyımına Yeniden Bakış”. Bulgaristan deyince bu ülkenin göçmeni olan Bilâl Şimşir’in değerli yayınları var. Ancak, Osmanlı Müslümanlarının öldürülüşlerine ve göçlerine ilişkin genel bilgilerini toplayan önemli yabancı kaynak (sözünü yukarıda da ettiğim) McCarthy’nin çalışmasıdır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Dışarıdan Rusya ve Avusturya-Macaristan İmparatorlukları’nın bölücü, yayılmacı ve emperyalist siyasetleri ve içeriden de özellikle Balkan halklarının milliyetçilik adına yaptıklarıyla karşı karşıya kalan Osmanlı devleti için bu kıyımlar ve göçler zinciri göz ardı edilemez bir olaydır, kendi tarihimizin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu eski yurttaşlarımıza ne denli sahip çıktığımızın dillere destan kanıtıdır. Kıyım-göç ikilisi Türklerin adam akıllı zayıfladığı, gün geçtikçe güçten düştüğü, kaynaklarının hızla kuruduğu ve devletin yaşamını uzatabilmek için yapısal değişiklikler denediği, ama öte yandan sıralanan Rus-Trablus-Balkan-Birinci Dünya ve nihayet Kurtuluş Savaşları için para, araç-gereç, asker ve destek aradığı çorak yıllara rastlamıştır. Gerçekten, İlber Ortaylı’nın, bir kitabının başlığına koyduğu gibi, imparatorluğun “en uzun yüzyılıdır”.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Bir yandan kendi halkını öldürülmekten korumaya kısıtlı olanaklarıyla çabalarken, dört-bir yandan dalga dalga akan göçmen kitlelerine toprak, barınak ve iş bulma yollarını araştırmaya koyulmuş, gerçekten çok özverili davranmıştır. Bu nedenledir ki, bugünkü T.C. sınırları içinde Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Hırvadistan, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Romanya, Kosova, Makedonya, Kırım, Ukrayna, Rusya, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Çeçenistan, Çerkezistan, hattâ Trablusgarp’tan gelen Müslüman halkların çocukları ve torunları yaşamaktadır. Son sözü edilen ve bugün Libya denen ülkeyi İtalyanlar işgâl edince, oranın halkından da Anadolu’ya göç olmuş ve onların anayurdu 1952’de bağımsız olunca burada Mülkiye’de okuttuğumuz Libya kökenli bir vali Tripoli’ye dönüp başbakan, Harp Okulu mezunu binbaşı Genel Kurmay Başkanı ve Dışişleri Bakanlığımızdaki bir diplomat da gene orada bakan olmuştu.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Günümüz Türkiyesi’nde Libyalısından Çerkezine (bunların ataları) budunsal olarak Türk sayılmadılarsa, önce araştırılacak konu bu insanların Anadolu’da ve Trakya’da buluşmalarının nedenini araştırmak ve ondan gerekli dersleri çıkarmaktır. Amerika’ya göçenlerin tümüne “American” diyorlar da, kendi istekleriyle gelen, burada koşulsuz karşılanan, topraklarımızda bir cennet bulan ve ellerindeki kendi torunlarına kalmış bulunan Türkiye’dekiler “Türk” değil mi? Kaliforniya bütçesini de batıran Alman Schwarzenegger katıksız “Amerikalı” oluyor da, Mustafa Kemâl’i koruma görevini kendiliklerinden üstlenen bunca yılın Doğu Karadenizlileri “Pontus kanı” araştırma konusu nasıl olabiliyorlar? Batı’daki karar-vericilerle onlara koşut yayınlar yapan yazarların neyi nasıl gizlediklerini ve söz konusu göçmenlerin atalarına cehennem ezinci yaşatanların bu kez Türkiye için ne tasarladıklarını görmekte herkes için yarar var. “Üç-buçuk kasaba”dan özerk ya da bağımsız devlet olmaz, ama bu yoldaki adımlar yabancıya su, petrol, maden, liman, tatil köyleri, marinalar, toprak ürünleri, işçi, otel, bar ve her türlü hizmetçi kazandırır.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;">Savsaklanan bir konuya genel çizgileriyle dokunduğum kanısındayım. Günümüz Anadolu halkının atalarının çektiklerini ve onlara bizim nasıl kucak açtığımızı daha iyi öğrenebilmek için, ayrıntılara ileride başka yazılarla inmek gerekebilir.</span></p>
<p><span style="color:#c0c0c0;"> </span></p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em><span style="color:#ffffff;">Prof. Dr.Türkkaya ATAÖV</span></em></span></h3>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10337/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10337&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/22/anadolu%e2%80%99ya-gocenlerin-acili-atalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://turksolu.org/resimler/ataov_kose.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Prof. Dr. Türkkaya Ataöv</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://turksolu.org/260/foto/yunan-mezalimi.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/260/foto/trenler.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Verimli Hilal’de Türk egemenliği</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/21/verimli-hilal%e2%80%99de-turk-egemenligi/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/21/verimli-hilal%e2%80%99de-turk-egemenligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 13:37:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/?p=10328</guid>
		<description><![CDATA[
Verimli  Hilal  coğrafyası
Tarihsel olarak medeniyetin ilk ortaya çıktığı Mısır ve Mezopotamya Verimli Hilal’in önemli kanatlarını oluşturmaktadır. Bu anlamda Filistin, Şam, Halep, Antep ve Maraş gibi Türkiye ve Suriye’yi içine alan kanat verimli Hilal’in batı kanadını oluşturmaktadır. Urfa, Diyarbakır, Mardin, Musul ve Bağdat şehirlerinin girişi de Verimli Hilal’in doğu kanadını oluşturmaktadır. Uygarlığın çıktığı Mezopotamya bölgesi Verimli [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10328&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://turksolu.org/resimler/sener_kose_ufak.jpg" border="1" alt="Prof. Dr. Şener Üşümezsoy" hspace="5" vspace="5" width="150" height="203" align="right" /></p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Verimli  Hilal  coğrafyası</em></span></h3>
<p>Tarihsel olarak medeniyetin ilk ortaya çıktığı Mısır ve Mezopotamya Verimli Hilal’in önemli kanatlarını oluşturmaktadır. Bu anlamda Filistin, Şam, Halep, Antep ve Maraş gibi Türkiye ve Suriye’yi içine alan kanat verimli Hilal’in batı kanadını oluşturmaktadır. Urfa, Diyarbakır, Mardin, Musul ve Bağdat şehirlerinin girişi de Verimli Hilal’in doğu kanadını oluşturmaktadır. Uygarlığın çıktığı Mezopotamya bölgesi Verimli Hilal’in doğu kanadını oluşturmaktadır. Bu doğu kanat Dicle ve Fırat nehirlerinin Bağdat’a uzanmasıyla Basra Körfezi’ne ulaşırken, kuzey kesimini ise Fırat ve Dicle ırmaklarının doğduğu Doğu Anadolu Bölgesi oluşturur.</p>
<p>Bu bölge Erzurum ve Van’la Mezopotamya’ya ulaşırken, batıda Malatya, Elazığ ve Adıyaman bölgesinden Urfa, Maraş ve Antep kuşağına varır. Bu bölgedeki etnojenez günümüzde en çok çarpıtılan tarihsel kayıtları içermektedir.</p>
<p>Bu kayıtlarda 9. yüzyıldan başlayan Türkmen akınları ile Anadolu’dan önceki Türk egemenliğine rastlanır. Nedense Türk tarihini öğretirken İran’da Büyük Selçuklular, Anadolu’da Rum Selçukluları veya Anadolu Selçukluları öne çıkmaktadır. Oysa Verimli Hilal’in önemli coğrafi bölgeleri Şam, Diyar-ı Bekir, Irak-ı Acem ve Irak-ı Arap bölgeleri de Türk egemenliğinin en erken geliştiği bölgelerdir. Irak-ı Acem’in yani Basra Körfezi’nin doğu kıyısından kuzeye doğru uzanan bölge, Azerbaycan’ı ve Doğu Anadolu’yu içine alarak Erzurum ve Erzincan’a kadar uzanan bölgedir.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="40%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<div style="text-align:center;"><a href="http://turksolu.org/260/foto/selcuklu-harita-b.png"><img src="http://turksolu.org/260/foto/selcuklu-harita-k.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="300" height="191" /><br />
<strong>Haritayı büyütmet için tıklayınız</strong></a><strong> </strong></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Verimli  Hilal’de  Türk  akınları</em></span></h3>
<p>Bu bölgenin Türk egemenliğine girişi Oğuz Kağan Destanı’nda, Oğuz Kağan’ın fetihleri döneminde modern tarihi aydınlatacak şekilde ele alınmıştır.</p>
<p>Hunlar, Kafkasya’nın kuzeyinden Derbent Geçidi yoluyla Ağran bölgesine (Azerbaycan) Ogur, Sarı Gur, Utigur isimli kabileler olarak girmiş ve buradan Doğu Anadolu yoluyla Şam’a yani Verimli Hilal’in Akdeniz kıyısına ve Diyar-ı Bekir bölgesine akınlar gerçekleştirmişlerdir. Bu akınlar Irak-ı Acem dediğimiz Kuzeybatı İran üzerinden devam ederek Türkistan’a doğru yönelmiştir. Bunlar tarihsel kayıtlara Ak Hunlar ve Kızıl Hunlar ismiyle geçmiştir. Bu kayıtları Ermeni tarihçiler Alban Tarihi olarak kayda almışlardır. Ortaçağ dönemindeki etnik oluşum ise Selçukluların İran’da Gaznelileri yenmelerinden önce başlayan bir Türk akını tarihidir.</p>
<p>Abbasi halifelerinin emrindeki Türk paralı askerlerin dışında ilk Türk akınları Balkaş Türkmenlerinin Azerbaycan bölgesindeki Revandi Emirliği’ne destek vermek için gelen Türkmenlerle başlamıştır. Diğer taraftan Alparslan’ın Anadolu’daki Malazgirt Meydan Muharebesi’nden çok önce, Tuğrul Şah zamanında, Türkmen kabileleri İbrahim Yinal önderliğinde Azerbaycan ve İran’a girmişlerdir.</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Verimli  Hilal’de           Selçuklu  egemenliği</em></span></h3>
<p>Azerbaycan’dan Erzurum-Erzincan yolu boyunca uzanan Türkmen akınları Çağrı Bey ve oğlu Yakuti Bey’in yönetiminde gelişmiş ve bunların emrindeki bir bey olan Saltuk Bey daha sonra Saltukoğulları ile tarihte göreceğimiz beyliği kurarak bu akınları sürdürmüştür. Yakuti Bey’le birlikte Horasan, Salari, Diyarbakır ve Urfa bölgesini fethederek bu bölgeye girmişlerdir.</p>
<p>Sultan Tuğrul’a tabi olan Diyarbakır Mervanoğulları beyi Nasır’ın egemenliğindeki Amed’e Roma komutanlarının akını sürecinde Diyarbakır’ı Rumlara karşı bu Türkmen beyleri savunmuştur.</p>
<p><span id="more-10328"></span></p>
<p>Alparslan döneminden önce Türkmen komutanları Kurlu, Atsız ve Söklü Beyler o dönemde Fatımiler’in elinde olan Şam bölgesine akınlar düzenlemişlerdir. Bu akınlar sonucunda Halep Emirliği ve Mirdasioğulları’nın beyi Nasır, Atsız ve diğer Türkmen beyleriyle paralı askerler olarak işbirliğine girmiştir. Bu işbirliği sayesinde Nasır Mirdasi Beyliği’ni Halep Emiri olarak rakibi Sabık’a karşı korumuştur. Mirdasi Beyliği daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz gibi Halep Arap Emirliği’dir ve Kilapoğlu Kabilesi’ne dayanmaktadır. Alparslan dönemi Türkmenleri öncesinde Halep Emirliği ile işbirliği yapan Karahanlı Türklerinden Hanoğlu Harun, Mirdasi Beyi Atiye’yi destekleyerek Mirdasi Beyi’nin kardeşi Mahmut’a karşı iktidarını koruyabilmiştir. Hanoğlu Harun’un daha sonra Mahmut ile işbirliği yapmasıyla, Mirdasi Beyliği Mahmut’un eline geçmiştir.</p>
<p>Alparslan döneminin önemli emirlerinden Afşin ve Sundak, Malatya üzerinden Amonoslar’a ve Kuzey Suriye’ye girerek Halep’e ulaşmıştır. Halep’te Emir Kurlu Bey başkanlığındaki güçlerle Fatımiler’e karşı savaşmış ve Antakya’daki Hıristiyan beyliklere karşı mücadele etmiştir. Atsız, Fatımiler’le savaşmak üzere Kahire’ye baskın yapmış, Kahire’deki savaşta başarısız olarak geri çekilmiştir. Bunun üzerine Melikşah, kardeşi Emir Tutuş’u bu bölgeye atamıştır. Emir Tutuş Suriye Selçuklu Devleti’nin kurucusudur. Atsız, Selçuklu hanedanından olmadığı için büyük bir olasılıkla Tutuş, Atsız’ı yok etmek için gönderilmiştir ve Atsız yayının kemendiyle Türk usulüne göre boğularak öldürülmüştür.</p>
<p>Atsız döneminde, daha önceki yazımızda da bahsettiğimiz gibi Selçuklu’ya tabi Musul Emiri Müslim Mervanoğlu kökenlidir ve Mirdasi Emiri olarak Selçuklu’ya bağlı Türkler sayesinde iktidara gelmiştir. Bu iki Arap emirliği Selçuklu’ya tabi olduğu halde bağımsızlık yoluna gitme noktasında Tutuş tarafından yok edilmiştir. Bu şekilde önce Sabık sonra Müslim’in temsil ettiği Musul ve Halep Emirlikleri bütünüyle Türkmen beylerinin eline geçmiştir.</p>
<p>Emir Artuk Bey Diyarbakır, Amed ve Mardin’deki Mervanoğulları’nı iktidardan indirerek buraları fethetmiş ve bu aileleri sonlandırmıştır. Halep Beyliği’nin başına Alparslan’ın emirlerinden Porsuki Aksungur gelmiştir. Bu Türkmen emiri Türkmen kabileleriyle Halep’e bütünüyle egemen olmuştur.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="20%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://turksolu.org/260/foto/selcuklu-tarihi.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="151" height="220" /></p>
<p style="text-align:right;"><strong>Görüldüğü gibi İran ve Anadolu’da                    Selçuklu Devleti’nden çok daha önce<br />
Verimli Hilal dediğimiz coğrafi                    bölgede Hunlar döneminde başlayan bir Türkleşme süreci söz konusudur.                    Alparslan’ın Anadolu’ya girişi ile<br />
tanımlanan Malazgirt Savaşı’ndan çok önce de Şam, Mısır, Filistin,<br />
Diyarbekir, Azerbaycan ve Erzurum bölgesinde Türkmenler yoğun olarak<br />
yerleşmeye başlamışlardır.<br />
Erdoğan Merçil’in yanda resmi görülen kitabı “Selçuklu Devletleri Tarihi” Verimli Hilal’de Türk egemenliğinin tarihini anlatır.</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Verimli  Hilal’i  Haçlılara  karşı   Türkler  savundu</p>
<p>Haçlılarla yapılan savaşta başta Artuk Bey ve onun oğlu İlgazi Artuki önemli kahramanlıklar göstermiştir. Görüldüğü gibi Türkmen beyleri Bozan Bey ve Aksungur Porsuki Haçlılardan ve Romalılardan yani Frenklerden ve Rumlardan Urfa, Antakya, Halep ve Musul’u alarak Verimli Hilal’de Türk egemenliğini gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Bu bölgelerdeki egemenlik yapısı sadece Selçuklu’ya tabi beylikler biçiminde değil, Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı duran bağımsız Türkmen beylikleri şeklindedir.</p>
<p>Bu Türkmen beylikleri gücünü Türkmen ulusları ve obalarından almaktadır. Bir başka ifadeyle bahsettiğimiz Şam bölgesi ve onun Anadolu’daki devamı Antep, Maraş, Urfa Adıyaman, Diyarbakır ve onun devamı olan Musul, Sincan, Mardin ve güneyde de Halep, Türkmen kabilelerinin yurtları olarak Türkmen egemenliğine girmiştir.</p>
<p>Aksungur’un ölümünden sonrası için iki görüş vardır. Bir görüş Şerefhan’ın da belirttiği Aksungur’un oğlu İmadeddin Zengi’nin Halep emirliğine geçmesidir. Diğer bir görüş ise Aksunguroğulları küçük olduğu için İmadeddin Zengi, Melikşah tarafından Halep emirliğine atanmıştır. İmadeddin Zengi Türk olup Abbasi Devleti’ndeki Türk komutanların soyundan gelmektedir. Ve Halep’e atanmadan önce Sincan Emiri olarak Selçuklu Devleti’nin hizmetindedir. İmaddeddin Zengi’nin ölümü sonrası Haçlılarla yapılan savaşlarda Urfa Kontluğu ve Antakya İmadeddin Zengi tarafından tekrar fethedilmiştir.</p>
<p>Bu anlamda Haçlılarla yapılan savaşlarda Selçuklular’dan beri Tutuş ve Atsız döneminden beri yapılan savaşlarda Suriye ve Irak Selçukluları çok önemli bir görevi ifa etmişlerdir. İmadeddin Zengi’nin ölümü sonrası yerine Nureddin Zengi geçmiştir. Nurettin Zengi de bu savaşı sürdürürken kendisine Şeddadi bölgesinden köle olarak gelen Nurettin ve Esadettin isimli iki kardeş Zengi’nin ordusunda görev almıştır.</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Selahattin  Eyyubi  ve  Eyyubiler</em></span></h3>
<p>Bu kardeşlerin yerine daha sonra Nurettin’in oğlu Selahattin geçmiştir. Selahattin, Haçlılarla olan mücadelesinde destek vermek üzere Nurettin Zengi tarafından Mısır’a gönderilmiştir. Mısır Halifesi El Adid’ın hizmetine giren Selahattin, Halife Adid’den el Melik el Nasır ünvanı almış ve Mısır’da Halife Adid’in hizmetinde egemen olmuştur.</p>
<p>Şerefhan’ın anlattığı bir diyalogda Selahattin’in yeğenlerinden biri <em>“Nurettin Zengi’ye karşı koyalım, ondan bağımsız olalım”</em> gibi bir söyleme girmiş; çünkü Nurettin Zengi’nin, egemenliğinde olan Selahattin’in ordusuna yeni bir komutan atayarak, Selahattin’i görevinden alacağı söylentisi ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bunun üzerine Nurettin’e karşı duralım diye konuşan Selahattin’in kuzenini amcası azarlamış, <em>“Biz Nurettin’</em><em>in kullarıyız. Nurettin Mısır’a gelirse gider önünde secde dururuz, kılıcımızı veririz. İsterse kellemizi alır, isterse bizi görevimizde bırakır.” </em>demiştir. Bunu daha sonra Selahattin’e şöyle açıklamıştır:</p>
<p>“Eğer Zengi kendisine başkaldırdığını duyarsa üzerine büyük bir orduyla gelir ve seni siler.”</p>
<p>O yüzden ona itaat ettiklerini belirterek üzerlerine gelmesini engellemek için bu konuşmayı yaptığını vurgular. Nurettin’in ölümünden sonra Selahattin Mısır’daki Fatımi halifelerinin emrindeki köle Türkmen ve Kıpçak askerlerini komuta ederek Haçlılarla savaşmıştır. Haçlılara karşı yapılan bu savaşlar Selahattin’in yönetimde olduğu dönemde (1172-1190) İmadeddin ve Nurettin Zengi’nin tabanını oluşturan Türkmen güçleri ve Mısır’ın Kıpçak Türklerine dayanan ordusuyla yapılmıştır.</p>
<p>Selahattin’in ölümü sonrası Mısır’da yerine oğlu El Aziz geçmiştir. Şam ve kuzeydeyse Selahattin’in kardeşi Melik el Adil ve oğlu Melik Eşref geçmiştir. Melik Adil ve Melik Eşref döneminde Şam, Halep ve Diyarbakır bölgesi Selahattin’in kardeşleri tarafından yönetilmiştir. Bu hanedan Eyyubi Hanedanı olarak bilinmektedir.</p>
<p>Eyyubiler Kürt devleti olarak sunulmaktadır. Gerçekte ise Selahattin Eyyubi’nin babası ve amcası Şeddadi Emirliği’nden kaçarak gelen iki köledir. Ve yönettiği ordular Porsuk Aksungur’un Suriye Aksungurları ordularıdır. Keza kendisi de Aksungur’un oğlu ve torunu Nurettin Zengi’nin komutanı olarak Mısır’a gitmiştir. Mutlak egemenlik Nurettin Zengi’de ve onun Türkmen ordusundadır.</p>
<p>Mısır’da Frenklerle yapılan savaş nedeniyle zayıflamış Fatımi iktidarında iktidar olan Selahattin, Zengiler bölgesinde 20 yıl iktidar olduktan sonra kardeşlerinin iktidarı söz konusu olmuştur. Mısır ordusundaki Kıpçak ve Türkmen güçlerinin komutanı olan Ayberk tüm Eyyubi ailesinin fertlerini kılıçtan geçirerek iktidara gelmiştir. Memlüklüler tarafından sonlandırılan bu iktidar, Eyyübi ailesi, yani Selahattin Eyyubi’nin amcası ve babasına dayanan ve Selahattin Eyyubi’nin oğullarıyla sonlanan kısa bir süreçtir.</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>İlhanlı  akınları  ve  beylikler</em></span></h3>
<p>Memlükler, Kıpçak Türklerinin ve Türkmenlerin oluşturduğu bir ordudur. Ve bu ordu İlhanlılar’ın İran ve Anadolu’yu fethinden sonra Mısır’a doğru ilerleyişlerini Suriye’de durduran dönemin en itibarlı askeri gücüdür. Bu gücün komutanları ve askerleri Kıpçak Türkleridir ve ünlü komutanlarının adı Baybars’tır. Baybars döneminde Memlüklüler Şam, Halep, Antep, Maraş ve Adana’yı kendilerine bağlı tutarak buradaki Şam ve Halep Türkmenlerinde İslami ağırlıklı kültürel bir yapı kurmuşlardır.</p>
<p>Diğer taraftan daha önceki yazımızda da bahsettiğimiz Artuklu Beyliği, Ahlat Beyliği ve Saltuk Beyliği gibi beylikler ve Türkmen komutanları İlhanlılar döneminde iktidardan indirilmiştir. Diyarbakır bölgesinde egemen olan Sutaylar bölgeyi 1350 yılına kadar kesintisiz yüz yıl yönetmişlerdir. Diyar-ı Bekir ve Diyar-ı Rebia’nın doğusunda ve kuzeyinde yer alan Doğu Anadolu ve Irak-ı Acem bölgesi ise İlhanlılar tarafından fethedilmiş ve onların dağılması sonrası bölgede Çobanlılar ismiyle bilinen Sunduz kabileleri egemen olmuştur.</p>
<p>Sunduz kabilelerinin Anadolu’daki egemenliği Anadolu İlhanlıları olarak tanımlanabilir. Sunduz Çoban’ın oğlu Timurtaş, Anadolu’nun ünlü İlhanlı valisidir. Timurtaş’ın valisi olarak göreve gelen Eretna Beyliği, Erzurum ve Tokat yörelerinde egemenliğini sürdürmüştür. Celayirliler ise Musul, Bağdat ve İran bölgesinde egemen olmuşlardır. Türkmen iktidarından sonra gelen bu Tatar egemenliği esasen daha sonra Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenleri dediğimiz kabileleri taşımaktadır. Bu kabileler tüm Azerbaycan, Irak-ı Acem, Doğu Anadolu ve Irak-ı Arap bölgelerinde egemen olmuşlardır. Bu bölgenin batısında ise aktör güç olarak Kıpçak ve Çerkez Memlüklüleri Şam, Halep, Antep, Maraş ve Adana bölgelerinde egemenliğini sürdürmüşlerdir. Dulkadiroğlu Türkmen Beyliği de Memlüklülere tabidir.</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Verimli  Hilal’de                 Alparslan  öncesi  Türk  yerleşimi</em></span></h3>
<p>Akkoyunlular ve Karakoyunlular’ın Şah İsmail’e tabi olmaları sonrası Verimli Hilal’de, Şam bölgesi hariç, Safeviler egemen olmuştur. Türkmen iktidarı olan Safeviler’in bölgedeki Türk etnojenezini Şii olarak sürdürmesi Şam Türkmenleri ve Karamanoğlu Türkmenleri ile Doğu Anadolu, Azerbaycan, Diyar-ı Bekir, Musul ve Bağdat Türkmenleri arasında dinsel bir kopuş yaratmıştır.</p>
<p>Görüldüğü gibi İran ve Anadolu’da Selçuklu Devleti’nden çok daha önce Verimli Hilal dediğimiz coğrafi bölgede Hunlar döneminde başlayan bir Türkleşme süreci söz konusudur. Alparslan’</p>
<p>ın Anadolu’ya girişi ile tanımlanan Malazgirt Savaşı’ndan çok önce de Şam, Mısır, Filistin, Diyarbekir, Azerbaycan ve Erzurum bölgesinde Türkmenler yoğun olarak yerleşmeye başlamışlardır. Mardin Beyi olarak tanıdığımız Emir Artuk, Tuğrul Şah döneminde İstanbul-Kadıköy ve Ege kıyılarına kadar uzanan Türkmen akınlarını gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Yani Roma döneminde, Türkmenlerin Alparslan’dan çok daha önce gerek Anadolu’ya gerekse Mısır-Filistin bölgesine doğru akınlarıyla beraber yerleşmeleri söz konusu olmuştur.</p>
<p>Bu süreçte göçer kabileler toprağa yerleşerek ve yerleştikleri bölgede bağımsız feodal beyleriyle devletleşerek etnik tarihlerini köklendirmişlerdir. Halep, Musul, Aksungur Beyliği, Artuk Bey’in Mardin ve Diyarbakır Beyliği ve Saltuk Bey’in Erzurum Beyliği buradaki Türkmen kabilelerin aynı zamanda kalelere yerleşerek feodal yapılar oluşturduğu dönemleri temsil etmektedir.</p>
<p>Bunların en önemlilerinden biri olan Aksunguriler Türkmen kökenlerini örtülerek Zengiler olarak tarihe kaydedilmektedir. Oysa Zengiler Aksunguri Türkmenlerinin yönetiminde olan Türkmenlerdir. Bunlara köle olarak biat eden Selahattin’in babası ve amcası yalnızca bir aile olma ötesine geçemezken Eyüp adını alan bu ailenin bir Kürt hanedanı gibi yorumlanması söz konusudur.</p>
<p>Kaba hatlarıyla tanımladığımız gibi Nurettin Zengi’nin bir komutanı olan Selahattin, Zengi’ye bağlı olarak Mısır’da iktidar olmuştur. Şerefhan’ın anlattığı hikayede de vurgulandığı gibi Zengi bu dönemde de Selahattin’in mutlak boyun eğdiği otoritedir. Zengi yaşadığı sürece Selahattin’in bir bağımsızlığı olamamıştır. Selahattin’in Mısır’a gittiği ve Zengi tarafından gönderildiği dönemde Selahattin’in ordusunu Aksungur Türkmenleri oluşturmaktadır.</p>
<p>Selahattin’in ölümünden sonra da tüm yeğenlerini ve kardeşini kılıçtan geçiren Türkmenlerin komutanı Ayberk’tir. Ayberk’ten sonra Baybars, Memlükler’in ünlü komutanı olmuştur.</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Memlükler’in  Türk  temeli</em></span></h3>
<p>Mısır (Bahriler) Memlüklüleri askeri olarak Türkmenlerdir ve Kıpçak Türkleridir. Suriye Selçukluları diye isimlendirilen Şam ve Halep Türkmenleri Memlük ordusunun askeri temelini oluşturur. Dulkadiroğlu Türkmenleri de bu Kıpçak Türk ordusuna tabi Türkmenlerdir. Anadolu’da ve tarihte ilk kez bir Tatar ordusunu yenen Baybars yine Kıpçak kökenli bir komutandır.</p>
<p>İlhanlılar’ın Anadolu’da yenilmesi kuzeydeki Hülagü’nün amcasının oğlu Berke’nin Mısır Kıpçaklarıyla işbirliği sayesinde olmuştur.</p>
<p>Memlükler, Yavuz Sultan Selim’in önce Şah İsmail’i sonra Tomanbay ve Kansu Gavri’yi yenerek Mısır’da egemen olmasına kadar Mısır’ın mutlak hakimi olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Sultan Selim’in Mısır’ı fethinden sonra ise Memlük komutanlar Osmanlı’ya tabi olarak iktidarlarını Napolyon’a kadar sürdürmüşlerdir.</p>
<p>Kısaca özetlersek Verimli Hilal’de bugün Türk kimliğinden bahsetmek beyin yıkama sonucu tarihin unutturulmasıyla mümkün görülmemektedir. Oysa tarihi dikkatli etüt ettiğimizde Türk etnik kimliği Verimli Hilal’in batı kanadında da doğu kanadında da sürüp gitmektedir.</p>
<p>Gerek Suriye ve Irak gerekse Mısır’daki Türk kimliğine karşı yapılan tüm saldırılara rağmen buradaki Türk kimliği silinememiştir. Arap kimliği ortaya çıkmamıştır. Arap kimliği ancak İslamiyet sayesinde Türk kimliğinin örtülmesiyle ön plana çıkarılmıştır.</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Prof. Dr. Şener Üşümezsoy</em></span></h3>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10328/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10328&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/21/verimli-hilal%e2%80%99de-turk-egemenligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://turksolu.org/resimler/sener_kose_ufak.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Prof. Dr. Şener Üşümezsoy</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://turksolu.org/260/foto/selcuklu-harita-k.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/260/foto/selcuklu-tarihi.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İhanet Acılımını Protesto Edelim..!!!</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/21/ihanet-acilimi/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/21/ihanet-acilimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 09:53:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/?p=10318</guid>
		<description><![CDATA[
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10318&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="/DOCUME%7E1/bursa/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot-8.jpg" alt="" /><a href="http://skyturkvngenc.files.wordpress.com/2009/11/yuruyus2.gif"><img class="alignnone size-full wp-image-10326" title="yuruyus" src="http://skyturkvngenc.files.wordpress.com/2009/11/yuruyus2.gif?w=655&#038;h=216" alt="" width="655" height="216" /></a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10318/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10318&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/21/ihanet-acilimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="/DOCUME%7E1/bursa/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot-8.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://skyturkvngenc.files.wordpress.com/2009/11/yuruyus2.gif" medium="image">
			<media:title type="html">yuruyus</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İdam insanlık suçu mudur ?</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/19/idam-insanlik-sucu-mudur/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/19/idam-insanlik-sucu-mudur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 21:16:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/?p=10303</guid>
		<description><![CDATA[







&#160;
Bu saldırıda, insanlığa ilişkin hiçbir şey bulamazsınız. Yargılama yoktur, sorgulama yoktur, o genç kıza sorulan bir şey yoktur, onun fikri alınmamıştır. Tek suçu orada, o otobüste olmaktır! Asıl insanlık suçu onu öldürmeye teşebbüs etmek, ömrünün sonuna kadar yüzünde taşıyacağı yanık izlerine mahkum etmek, belki de tedavisi mümkün olmayan bir travmaya yol açmaktır ve bizi asıl [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10303&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="30%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://turksolu.org/260/foto/molotof-saldiri.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="240" height="192" />
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align:right;"><strong>Bu saldırıda, insanlığa ilişkin hiçbir şey bulamazsınız. Yargılama yoktur, sorgulama yoktur, o genç kıza sorulan bir şey yoktur, onun fikri alınmamıştır. Tek suçu orada, o otobüste olmaktır! Asıl insanlık suçu onu öldürmeye teşebbüs etmek, ömrünün sonuna kadar yüzünde taşıyacağı yanık izlerine mahkum etmek, belki de tedavisi mümkün olmayan bir travmaya yol açmaktır ve bizi asıl ürküten tüylerimizi diken diken eden budur. Bu, sadece son şadıklarımızdan bir örnektir, binlercesinden biri&#8230; Daha önce de buna penzer pek çok saldırı, pek çok insanlık suçu yaşanmıştı. 2006’nın Nisan ayında biri 24, diğeri 18 yaşında iki kız kardeş Esenler’de PKK’lıların yaktığı otobüsün içinde kalarak hayatını yitirmişti. 2007’de Gazi mahallesinde iki ayrı otobüse düzenlenen saldırıda pek çok masum insan yaralanmıştı.</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>“Ölen  askere  mi  hümanist  olacağız </em></span></h3>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em> öldüren  katile  mi ?”</em></span></h3>
<p>Önceki hafta binlerce Türk, ellerinde <em>“Dağa çıkanı da, çıkartanı da, indireni de, Hepsini asacağız”</em> dövizleriyle İstiklal Caddesi’nde TÜRKSOLU öncülüğünde yürümüştü.</p>
<p>Malum “barışsever” çevre önce bundan, sonra da bu sloganı gazetemizin kapağına taşımamızdan son derece rahatsız olmuştu.</p>
<p>“Ürküten pankart” başlıkları atarak, ne kadar dehşete düştükleri üzerine, bu sloganın ne kadar da “faşizan” ve “ırkçı” olduğu üzerine günlerce konuştular, yazdılar.</p>
<p>Elbette bu karalama kampanyasına cevabı, önce yürüyüşü alkışlarıyla destekleyen sıradan vatandaş, sonrasında internet sitelerinden TÜRKSOLU’nu savunan tepkili Türkler, sonrasında da internet sitemizden başyazarımız Gökçe Fırat’ın “Günümüzün en hümanist sloganı: Hepsini Asacağız!” başlıklı yazısıyla vermişti.</p>
<p>Gökçe Fırat <em>“Hümanizm, merhamet, affedicilik, barış gibi sloganların içeriğini iyi tanımlamak gerekir. Yurttaşının yaşam hakkını korumak bir devletin varlık nedenidir. Ortada bir katil çetesi, terör örgütü varsa ve bunlar terörle yani silahla senin vatandaşlarını öldürüyorsa hümanizmi kime göstereceksin?”</em> diye soruyordu.</p>
<p>Evet hümanizmi kime göstereceğiz?</p>
<p><em>“Ölen askere mi hümanist olacağız, öldüren katile mi?”</em></p>
<p>Ne yazık ki, bizim ülkemizde tüm işbirlikçi güçler birleşmiş, tüm sözde solcular birleşmiş ve hatta tüm milliyetçi geçinen sahtekârlar birleşmiş öldüren katile hümanizm göstermenin derdine düşmüşler!</p>
<p>Bu slogandan ürkmelerinin, tüylerinin diken diken olmasının nedeni de budur.</p>
<p>Bu zamana kadar PKK’nın gerçekleştirdiği bir terör eyleminden ürkmeyenler, masum insanlara yönelik katliamlarından ürkmeyenler, teröristlerin meclise girip içimizde rahatça dolaşmasından ürkmeyenler ne olmuştur da bir pankarttan bu kadar ürkmüşlerdir?</p>
<p>Söyleyelim bir gün bu işin kendilerine de döneceğinden korkuyorlar, o kadar&#8230;</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>İdam  insanlık  suçu  mudur ?</em></span></h3>
<p><em>“İdam insanlık suçudur”</em> edebiyatı yapılıyor.</p>
<p>Oysa idam yalnızca bir suçun hukuki yollarla verilen cezasıdır.</p>
<p>Öyle bir cezadır ki, sorgulayarak, yargılayarak, inceleyerek, tanıkları, sanıkları dinleyerek verilen cezasıdır.</p>
<p>Bilerek adam öldürmenin, isteyerek bir insanın yaşama hakkını elinden almanın cezası da, elbette kendi yaşam hakkının elinden alınması olmalıdır.</p>
<p>Kaldı ki, ortada yaşama hakkı elinden alınmış binlerce kadın, çocuk, asker, polis varken ve Apo bunların ölüm emrini veren, bunları öldüren sorumlu iken onun hayatı neden bu kadar değerli olmaktadır?</p>
<p>Teröristler hiç savunmasız masumları öldürürken ortada bir insanlık suçu yoktur da, onları öldüreni asmak mı insanlık suçudur?</p>
<p>Şimdi bir hafta öncesine dönelim, 9 Kasım Pazartesi gününe&#8230;</p>
<p>İstanbul Küçük Çekmece’de 6 PKK’lı terörist, bir İETT otobüsüne molotof kokteyli ile saldırıda bulunuyor.</p>
<p>Özgür bir ülke ya Türkiye, PKK’lı yeri gelir slogan atar, yeri gelir bayrak yakar, yeri gelir dağa çıkar, yeri gelir saldırır ve öldürür ya, o gün de “özgürce” molotof kokteyli ile otobüs yakmaktadır.</p>
<p>Sonucunda otobüsten inmek üzere olan 16 yaşındaki bir genç kız feci şekilde yanar, anasının babasının gözü önünde can çekişir, ağır yaralı olarak hâlâ tedavi altındadır&#8230;</p>
<p>Medyamız bunda “ürkecek” hiçbir şey bulamamış olacaktır ki, öyle çok da yer vermez.</p>
<p>Ne de olsa PKK öldürme hakkını kullanmaya çalışmıştır ve ortada herhangi bir insanlık suçu yoktur onlara göre.</p>
<p>Bu saldırıda, insanlığa ilişkin hiçbir şey bulamazsınız.</p>
<p>Yargılama yoktur, sorgulama yoktur, o genç kıza sorulan bir şey yoktur, onun fikri alınmamıştır.</p>
<p>Tek suçu orada, o otobüste olmaktır!</p>
<p>Asıl insanlık suçu onu öldürmeye teşebbüs etmek, ömrünün sonuna kadar yüzünde taşıyacağı yanık izlerine mahkum etmek, belki de tedavisi mümkün olmayan bir travmaya yol açmaktır ve bizi asıl ürküten tüylerimizi diken diken eden budur.</p>
<p>Bu, sadece son yaşadıklarımızdan bir örnektir, binlercesinden biri&#8230;</p>
<p>Daha önce de buna benzer pek çok saldırı, pek çok insanlık suçu yaşanmıştı. 2006’nın Nisan ayında biri 24, diğeri 18 yaşında iki kız kardeş Esenler’de PKK’lıların yaktığı otobüsün içinde kalarak hayatını yitirmişti.</p>
<p>2007’de Gazi mahallesinde iki ayrı otobüse düzenlenen saldırıda pek çok masum insan yaralanmıştı.</p>
<p>Ve bu saldırıları düzenleyenler sadece “öldürme haklarını” kullanmıştır o kadar.</p>
<p>Ve bu “hak” PKK’nın kendi kendine tanıdığı, cezası da ölüm olmayan bir haktır.</p>
<p>Mavi Çarşı saldırganları hâlâ yaşıyor, Güngören’deki patlamayı gerçekleştirenler de öyle&#8230;</p>
<p>Bu terör saldırılarını gerçekleştirenleri idam etmek istemek ise faşistlik, ırkçılık, insanlık dışı ilan ediliyor ülkemizde ne yazık ki. Bu saldırılarda ölenlerin yaşama hakkından ise kimse söz etmiyor.</p>
<p>1984’ten bu yana, çatışmada öldürülen, pusu kurularak öldürülen askerimizi, görevi başında katledilen öğretmenimizi, doktorumuzu, onların ailelerini savunmak, onları katledenlerin cezasını istemek birilerini dehşete düşüren bir insanlık suçu haline getiriliyor. PKK’</p>
<p>nın tüm eylemleri sonuna kadar ırkçı iken, öldürdükleri insanların tek suçu Türk olmak iken, onları yargılayıp idam etmek istemek ırkçılık haline getirilmiştir!</p>
<p>Oysa terörle mücadelenin başka bir yöntemi yoktur.</p>
<p>Bir terörist, ucunda idam olmayacağını bildiği sürece öldürmeye acımasızca devam eder.</p>
<p>Kaldı ki, onların öldürmesinde bir sınır yoktur.</p>
<p>Yaptırımı yoktur çünkü.</p>
<p><span id="more-10303"></span></p>
<p>Teröristbaşı Apo, öldürme emrini veren Apo, af kapsamında salıverilecek olduktan sonra, yani öldürerek başarılı olduğunu gördükten sonra bu canilerin artık öldürmemek için hiçbir nedeni kalmamıştır.</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>“İnsanlığa”  çifte  standart</em></span></h3>
<p>Ancak “insanlık suçu, insanlık suçu!” diye kendini yırtan “barışseverler” aynı zamanda çok büyük bir çifte standart uygulamaktadırlar.</p>
<p>Apo asılmasın diye cansiperane onu savunanlar güya idama karşı oldukları için tepki vermektedirler ancak Saddam idam edilirken sevinç çığlıkları atmışlardır.</p>
<p>Saddam, Amerikalı emperyalistlere meydan okuyarak, son ana kadar direnerek, üstelik kendisini sorgulayan hakime haddini bildirerek, dimdik ayakta durarak asılmıştır ama bugün idama karşı olduğunu söyleyenler, karşı çıkmak şöyle dursun Saddam’ın asılışını keyifle izlemişlerdir.</p>
<p>İnternet sitelerinde hâlâ Saddam’ın idamının sansürsüz görüntülerinin reklamı yapılır da TÜRKSOLU’nun pankartından ürken gazetelerin bir tanesinin bile internet sitesinde bunun bir insanlık suçu olduğuna dair tek bir haber yoktur.</p>
<p>Amerikan silahlarıyla Türk katleden Apo’yu savunmak, onun yaşama hakkını savunmak dururken Saddam’ın idamı umurlarında bile olmamıştır çünkü.</p>
<p>Apo’yu savunmak öylesine içlerine işlemiştir ki, Apo’nun idamını istemek “akıllara zarar bir istek” tir. TÜRKSOLU’nu cellat olarak görür ve korkarlar; pankartı taşıyan gençleri ve çocukları intikam hırsıyla dolu caniler olarak görürler, ürkerler.</p>
<p>Ama bizce garip olan bunca zamandır ürkütücü bulmadıkları gerçeklerdir.</p>
<p>Bizim çocuklarımızdan ürkenler neden polise taş atan, bayrak yakan çocukları kandırılmış masumlar olarak göstermişlerdir bu zamana kadar?</p>
<p>Ya da yürüyüşümüzdeki şehit anaları örneğin&#8230; Onlardan ürkeceklerine, Apo posterleri ellerinde halay çeken kadınlardan ürkselerdi ya. O kadınların yetiştirdiği çocuklardan korksalardı ya. Molotof kokteyli ile nereden, hangi otobüs durağından, hangi meydandan, hangi çarşıdan çıkacağı belli olmayan ve her an Türk öldürmeye yeminli bu teröristlerden korksalardı ya.</p>
<p>Yine başa dönüyoruz. “Ölen askere mi hümanist olacağız öldüren katile mi?”</p>
<p>Öldüren katile hümanist olmayı görev bilenler, PKK’dan değil Türk’ten korktular ve ne yazık ki, sesleri çok çıkıyor. Bir avuçlar ama en çok onlar bağırıyor. Onlar Apo’nun da, PKK’lı teröristlerin de, milletvekillerinin de PKK’lı yazar çizer takımının da sözcüsü olmuşlar.</p>
<p>Artık bıçak kemiğe dayanmıştır ve PKK’lı teröristlerin affedileceğini, teröristin isteklerinin kabul edileceğini gören Türk milleti susmayabilir, sokağa inebilir ve “Hepsini Asacağız” diyebilir. Asıl korktukları bu.</p>
<p>Yoksa “idam insanlık suçudur” edebiyatı başlı başına kandırmaca.</p>
<p>Ne yani Mussolini asılmasa mıydı? Hitler ölümü hak etmiyor muydu yani? Çifte standart burada da devreye giriyor. Mussolini asılsın ama Apo’yu asmak hümanizme aykırı. Apo, Mussolini’den daha mı az suçlu?</p>
<p>Amerika’da daha geçtiğimiz hafta 30 kişiyi öldüren katil idam edildi, kimseden ses çıkmadı. Amerika idam ettiği zaman insanlık suçu değildir, Türkler idam etmek istediğinde kıyamet kopar.</p>
<p>Propaganda merkezi PKK’dır anlayacağınız. Yani “idam insanlık suçudur” propagandasını başlatan PKK’nın kendisidir. İdamın kaldırılmasının bu ülkede tek bir nedeni vardır, Apo’yu asmamak!</p>
<p>Asmak dendiğinde ödleri kopuyor. PKK’lılar ölümden korkan tipler değil, başka bir deyişle PKK, kendi Kürt örgütlenmesi içinde herhangi bir Kürdün hayatını düşünen bir yapıya da sahip değil. Apo’nun asılmaması demek onun affedilmesi ve amaca ulaşılması demek bu kadar basit. Yani mesele Apo’nun değil PKK’nın yaşaması!</p>
<p>Kısaca ortada hümanizmaya dair bir şey yoktur, yanlış propagandayı bitirsinler.</p>
<p><em>“Hepsini Asacağız”</em> sloganından korkması gereken bir tek PKK’dır ve korkmakta da haklıdır.</p>
<p>Bu ülkeye Mustafa Kemal adaleti gerekiyor. “Bazı kellelerin” gitmesi gerektiğinde gittiğini gördük. Şeyh Sait ayaklanmasının, Dersim ayaklanmasının suçluları nasıl cezasız kalmadıysa, PKK’lıların cezasını vermek de o denli meşrudur.</p>
<p>Atatürk’ten daha hümanist olduklarını iddia etmek de kimsenin haddine değildir.</p>
<p>Atatürk’ten işbirlikçiler korktu, hainler korktu, gericiler, ayaklananlar korktu, cumhuriyet düşmanları korktu.</p>
<p>Siz de Türk milletinden ve bizden o nedenle korkuyorsunuz, hepsi bu&#8230;</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Serap Yeşiltuna</em></span></h3>
<hr size="1" />
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="11"><img src="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sol.gif" alt="" width="11" height="27" /></td>
<td bgcolor="#eb1c23">
<div>Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R&#8230;</div>
</td>
<td width="11"><img src="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sag.gif" alt="" width="13" height="27" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="11"></td>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff4d0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="7">
<div>
<p><span style="color:#000000;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><strong>Ağzına sağlık</strong></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><strong><strong> Murat Önal, Giresun<br />
</strong>17 Kasım 2009</strong></span></p>
<hr size="1" /><span style="color:#000000;"><strong>Tarihin hiçbir döneminde devletine,halkına ve bireylerin yaşam haklarına karşı işlenmiş kıyımcı eylemler karşılıksız kalmamıştır.Bu karşılığı toplum (devlet)belirler.Bundada devletin varoluş belgesine yazdıkları ile fertlerinin yaşam haklarına verdiği güvencenin temel değerleri geçerlidir.bunları kasden ihlal etmek,devletin var oluş gerekçelerine zorla müdahale etmek o kurum için hoş görü ile kaşılanacak bir durum değildir.Zaten buna yeltenenler yaşamını risk etmiş sayılırlar.Ve aldıkları riski ödemeleri normaldir.Baksanıza ne diyorlar!..bedeli ne olursa olsun&#8230;. onlara bu bedeli ödetecek,hesabı soracak bir ulus gün sayıyor.</strong></span><span style="color:#000000;"><strong><strong> Güneş, Edirne<br />
</strong>17 Kasım 2009</strong></span><br />
<hr size="1" /><span style="color:#000000;"><strong>şimdi o korkakları Atamızın kurup bize emanet ettiği bütün kalelere bekçi olarak gönderdiler ve onlar da en bildikleri şey olan &#8220;rövanş&#8221; almak için Cumhuriyete ait olan her eseri, her somut gerçeği &#8220;utanmadan&#8221; satıyorlar.<br />
bizde halâ   seyirci pozisyonumuzu değiştiremiyoruz.</strong></span><span style="color:#000000;"><strong><strong> Serpico Remiz, Antalya<br />
</strong>16 Kasım 2009</strong></span><br />
<hr size="1" /><span style="color:#000000;"><strong>Sevgili Serap.Eline,diline,kalemine en  önemlisi yüreğine sağlık.</strong></span><span style="color:#000000;"><strong><strong> FK, İstanbul<br />
</strong>16 Kasım 2009</strong></span><br />
<hr size="1" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
<td width="11"></td>
</tr>
<tr valign="top">
<td width="11" height="11"><img src="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sol_alt.gif" alt="" width="11" height="11" /></td>
<td height="11"><img src="http://turksolu.org/252/foto/giris/bosluk.gif" alt="" width="493" height="11" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10303/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10303&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/19/idam-insanlik-sucu-mudur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://turksolu.org/260/foto/molotof-saldiri.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sol.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sag.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sol_alt.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/252/foto/giris/bosluk.gif" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>AKP’nin dış politika ekseni :  ABD sözcülüğü</title>
		<link>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/19/akp%e2%80%99nin-dis-politika-ekseni-abd-sozculugu/</link>
		<comments>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/19/akp%e2%80%99nin-dis-politika-ekseni-abd-sozculugu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 20:57:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>skyturkvngenc</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://skyturkvngenc.wordpress.com/?p=10289</guid>
		<description><![CDATA[








&#160;
Tayyip eskiden Şaron’la görüşürdü. Şimdi Ahmedinejad’la görüşüyor. Değişen bir şey mi var? Tabii ki yok. Tayyip , dün Şaron’a giderken taşıdığı kimliği İran’a giderken de bırakmadı: Amerikancılık..








İç  politikada  ABD’ye  bağımlı  AKP

dış  politikada  göz  boyuyor
Bir yandan Kürt açılımı, bir yandan Ermeni açılımı derken, dış politikada da önemli gelişmeler yaşanmaya başladı. Ve Şeriatçı “yandaş medya” yaygarayı kopardı: [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10289&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="30%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://turksolu.org/260/foto/tayyip-saron.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="183" height="145" /><br />
<img src="http://turksolu.org/260/foto/tayyip-ahmedinecad.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="181" height="233" />
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align:right;"><strong>Tayyip eskiden Şaron’la görüşürdü. Şimdi Ahmedinejad’la görüşüyor. Değişen bir şey mi var? Tabii ki yok. Tayyip , dün Şaron’a giderken taşıdığı kimliği İran’a giderken de bırakmadı: Amerikancılık..</strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>İç  politikada  ABD’ye  bağımlı  AKP<br />
</em></span></h3>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>dış  politikada  göz  boyuyor</em></span></h3>
<p>Bir yandan Kürt açılımı, bir yandan Ermeni açılımı derken, dış politikada da önemli gelişmeler yaşanmaya başladı. Ve Şeriatçı “yandaş medya” yaygarayı kopardı: <em>“Türkiye yüzünü Doğuya dönüyor.” </em></p>
<p>Gerçekte neler olduğunu anlatmadan önce bir iki hatırlatma yapalım.</p>
<p>Türkiye gibi “bağımlı” ülkeler dış politika tercihlerini kendileri belirlemez. Zaten “bağımlılığın” göstergelerinden biridir bu. Ama bağımlı yapının önemli iki göstergesi daha vardır. Ekonomi ve iç politika.</p>
<p>Türkiye’de de AKP iktidarı ilginç bir taktik izliyor. Ekonomi ve iç politikada atılan her Amerikancı adım sonrası sözde bir <em>“bağımsız dış politika” </em>adımıyla şov yapılıyor. Anlayacağınız AKP tribünlere oynuyor.</p>
<p>Ekonomisi bu kadar dışa bağımlı, iç politikada tamamen Obama’nın direktifleriyle hareket eden bir iktidarın dış politikada bağımsız olması mümkün değildir.</p>
<p>Öyleyse AKP niye İsrail’e çatıyor? Niye İran’a kadar gidip destek oluyor? Niye Tayyip ve Gül ardı ardına açıklamalarla Batıya kafa tutuyor?</p>
<p>Bunun nedenini anlamak için 25 Ekim’e dönmek gerekir. 25 Ekim 2009 Türk milletinin AKP’nin Kürt açılımına karşı tepkilerini gösterdiği, Türkiye’nin dört bir yanında ayağa kalktığı bir gün olmuştu. Üstelik hiçbir partinin örgütlemediği tamamen kendiliğinden eylemlerle&#8230;</p>
<p>Bu AKP açısından sıkıntılı bir durum. Kürt açılımı görüşmeleri sırasında Arınç da şu yorumu yapmadı mı: <em>“Bu iktidarı risk atacak bir proje olarak görülse bile bu ülke için buna ihtiyacımız var. Neye mal olursa olsun.”</em></p>
<p>Anlayacağınız AKP, bırakın Türkiye’nin çıkarlarını, kendi parti çıkarlarını bile düşünebilecek bir durumda değil. ABD’nin direktiflerini “neye mal olursa olsun” uygulamak zorunda.</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>ABD,  AKP’yi  mi  devirecek</em></span></h3>
<p><em>“AKP Batıya kafa tutmaya başladı”</em> propagandası iki koldan birden yürüyor. Birinci kol tabii ki yandaş medya. Böylece Kürt ve Ermeni açılımları nedeniyle tepki duymaya başlayan AKP tabanının ağzına bir parmak bal çalmış oluyor.</p>
<p>Bu yayın çizgisi anlaşılabilir bir şey. Ancak ilginç olan diğer kol. Türkiye’de AKP’ye muhalif olmasıyla tanınan çevrelerin tümü de AKP’nin İsrail ve ABD’yle arasının bozulduğu yorumları yapmaya başladı. Ve bunu sevinç çığlıklarıyla dile getiriyorlar.</p>
<p>Onların derdi de ortada. ABD ve İsrail AKP’nin ipini çeksin de Türkiye AKP’den kurtulsun!</p>
<p>Böylece ortaya şöyle bir manzara çıkıyor, yandaşından muhalifine bütün Türk basını AKP?ile Batı dünyasının bir problem yaşadığından bahsediyor. Televizyonlara bakıyoruz, Gül bir İran’da bir Pakistan’da. Tayyip bir İsrail’e kafa tutuyor, bir AB’ye rest çekiyor.</p>
<p>Peki olabilir mi gerçekten? Obama’nın TBMM’de dikte ettiği tüm açılımları bir bir uygulayan AKP, dış politikada Batıya kafa tutabilir mi?</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>AKP  İran’da  ABD’nin  sözcüsü</em></span></h3>
<p>Örneğin Gül ve Tayyip’in İran ziyaretlerini ele alalım.</p>
<p>ABD’nin ilk saldırı hedefinin İran olduğunu sokaktaki çocuk bile biliyor. İran’ın Chavez başta olmak üzere ABD karşıtı ülkelerle kurmaya başladığı ilişkiler de ortada.</p>
<p>Şeriatçı basının iddia ettiği gibi AKP, ABD’ye bile kafa tutup İran’la ilişkilerini geliştiriyorsa, o zaman Chavez’i de beklememiz gerekir Türkiye’ye.</p>
<p>Madem Tayyip ABD’ye kafa tutuyor ve Türkiye’nin çıkarları ABD’yle çatıştığında Türkiye tarafında durmaktan çekinmiyor, buyursun Chavez’i de davet etsin Türkiye’ye.</p>
<p>Ya da kendi gitsin Venezüella’ya.</p>
<p>Yapar mı?</p>
<p>Yapamaz tabii ki.</p>
<p><span id="more-10289"></span></p>
<p>Peki İran’a niye gidiyor?</p>
<p>AKP’nin amacını doğru tespit etmek lazım.</p>
<p>ABD’nin İran aleyhindeki en büyük söylemini bir hatırlayalım: Nükleer santralleri uluslararası denetime açması ve gizlice nükleer silah üretmeye bir son vermesi.</p>
<p>Obama da Hillary de İran’ı bu konuda defalarca uyardı. Aksi takdirde saldırı tehdidinde bulundu</p>
<p>Ama işin ilginci, “yandaş medya”nın İran’a giderek Batıya kafa tuttuğunu iddia ettiği Gül de birebir aynı şeyleri söylüyor:</p>
<p><em>“Türkiye nükleer silahlara karşı. Komşumda da bölgemde de istemem. İran’ı da uyarıyoruz. Nükleerle oynamak tehlikelidir. İran Atom Enerjisi Ajansı’nın üyesi. Tam bir şeffaflık içinde ajansın denetimlerine açık olmalı. Bu konuda kuşkular var. İran bu kuşkuları gidermeli.” </em></p>
<p>Şu açıklamanın Amerikancı mıdır, yoksa ABD’ye kafa tutan İran yanlısı mıdır Allah aşkına!</p>
<p>Üstelik Gül, İran’ı Irak’ın sonunu yaşamakla tehdit ediyor:</p>
<p><em>“Irak’ta da nükleer silah yoktu, kimyasal silah da yoktu. Ama Saddam nükleer silah varmış pozu verdi. Bunu bilmiyor muydu Irak’ı vuranlar. Biliyorlardı. Ama onlar da oynadılar. Kendilerine mazeret çıkardılar. Onun için nükleerle oynamak tehlikelidir.” </em></p>
<p>Anlayacağınız Gül’ün amacı aslında İran’a destek değil, ABD’nin tehditlerini iletmekten başka bir şey değil.</p>
<p>Halbuki, İran taraftarıysan, Batıya kafa tutuyorsan, söylemen gereken şey çok açık: “İran da nükleer silahlara sahip olabilir. Bundan doğal bir şey olamaz. İran nükleer tesisleri denetime açmak zorunda değildir.”</p>
<p>Ama Gül böyle demiyor, şu şekilde tehdit ediyor:<em> “Nükleer tesisleri araştırmaya açın. Yoksa ABD sizi vurur.”</em></p>
<p>Dikkat edin, ABD ne hakla İran’ı vurabilir demiyor. ABD’nin istediklerini yapın yoksa sonunuz Saddam gibi olur diyor.</p>
<p>Bu mu bağımsızlıkçılık? Bu mu ABD’ye kafa tutma?</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Peki ya  Pakistan ?</em></span></h3>
<p>Tayyip’in Pakistan ziyareti de Türkiye’nin “yeni eksen” oluşturduğu tartışmalarını katmerlendirdi.</p>
<p>Peki gerçekte öyle mi?</p>
<p>İran ve Pakistan’la aynı dönemde görüşmüş olmak bile AKP’nin dış politika ekseninin aslında ne kadar Amerikancı olduğunu göstermek için yeterli.</p>
<p>Pakistan, nükleer silahlara sahip olan tek Müslüman ülke. Bu ülkede iktidarın Amerikan karşıtlarına geçmesi, Pakistan’ın elindeki nükleer teknolojiyi İran ya da Filistin’le paylaşması ABD’nin en büyük korkusu.</p>
<p>Pakistan’ın hali hazırdaki Cumhurbaşkanı Zerdari Amerikancı. Ve son günlerde zor bir dönemden geçiyor. Pakistan’daki Amerikan karşıtı hareketler gittikçe güçleniyor. Taliban’ın Afganistan’da ABD’ye karşı kazandığı yeni zaferler Pakistan’daki bu Amerikan karşıtı havanın artmasını sağlıyor.</p>
<p>O kadar ki, geçtiğimiz günlerde, Hillary Clinton’un Pakistan ziyareti sırasında yapılan bir canlı bomba eyleminde 100’den fazla kişi hayatını yitirmişti.</p>
<p>Ancak ABD, Pakistan’daki etkisini kaybetmek niyetinde değil. Bu yüzden son bir aydır pek çok üst düzey Amerikalı yetkili bu ülkeye peş peşe ziyaretler yaptı. Bunlardan biri bahsettiğimiz gibi Dışişleri Bakanı Hillary’ydi. Diğerleri ise Irak işgalinden tanıdığımız General Petreaus ve 2004 Başkanlık seçimlerinde Bush’un karşısında Demokratların adayı olan John Kerry.</p>
<p>Türkiye’den de Genel Kurmay Başkanı Başbuğ geçtiğimiz haftalarda Pakistan’a bir ziyaret gerçekleştirmişti.</p>
<p>Bu açıdan, Tayyip’in Pakistan gezisinin amacını ortaya koymak zor değil. Hele hele şu açıklamasından  sonra: <em>“Terör ve aşırılıkla mücadelede yalnız değilsiniz.”</em></p>
<p>Tayyip’in “Terör” ve “aşırılık”tan kastı Pakistan açısından Amerikan karşıtı dinci örgütler ve Taliban. Tabii Türkiye’de bunun muadili PKK falan değil. Biliyorsunuz, AKP’li savcılara göre Ergenekon da bir terör örgütü. Sanırız Tayyip burada Ergenekon tertibini kastediyor. Yoksa Türkiye’de PKK “terör”üne karşı ya da bölücü düşüncenin “aşırılığı”na karşı bir mücadele verildiği falan yok.</p>
<p>Anlayacağınız Tayyip, Pakistan’daki Amerikancı iktidara destek verme amacında. Yani öyle, ABD’ye kafa tutan bağımsızlıkçı bir duruş falan yok!</p>
<p>Zaten kendi ülke sınırları içinde bütün Amerikan karşıtlarını hapse atan bir iktidarın dünya çapında Amerikan karşıtı bir poza bürünmesi pek olası değil&#8230;</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Sudan  Devle t Başkanı  El-Beşir,           Şeriatçı olduğu için destekleniyor</em></span></h3>
<p>İslam Konferans Örgütü’nün toplantısı için Türkiye’ye gelmesi beklenen Sudan Devlet Başkanı El-Beşir, yoğun eleştirilerin ardından gelmekten vazgeçti.</p>
<p>Ve Tayyip, El-Beşir’e destek çıktı:</p>
<p><em>“Darfur’da soykırım tespiti yapmadık”</em></p>
<p>Neymiş efendim, Sudan’a gittiğinde yaptığı incelemelerde Darfur’da soykırıma ilişkin herhangi bir kanıtla karşılaşmamış.</p>
<p>Tabii El-Beşir de cesetleri yıllarca saklayacaktı; Tayyip geldiğinde görsün diye!</p>
<p>Ancak mesele burada El-Beşir’in soykırımcı olup olmadığı değil. Mesele, Tayyip’in El-Beşir’e neden destek çıktığı.</p>
<p>Örneğin, Tayyip, El-Beşir’i soykırım suçlamasıyla yargılamaya hazırlanan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bir tepki göstermiyor. Halbuki, UCM’de görülecek Sudan davası Türkiye’yi de son derece yakından ilgilendiriyor. Tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş bir etnik boğazlaşma yaşandığı için El-Beşir’in UCM tarafından cezalandırılması kaçınılmaz. Dünya çapında kimsenin tepki göstermeyeceği bir sonuç olacağı için El-Beşir sanık oluyor.</p>
<p>Ancak, El-Beşir davası bir başlangıç olacak. Peşi sıra, UCM, emperyalizmin direnen bağımsızlıkçı lider ve ülkeleri yargıladığı bir silaha dönüşecek. Tabii bu ülkeler arasında Türkiye de var. Ermeni meselesinin, hatta sözde Pontus soykırımının ve Kıbrıs Barış Harekatı’nın da UCM gündemine getireleceğinden emin olabilirsiniz. Tabii bir de PKK’yla mücadele eden komutanların&#8230;</p>
<p>Tayyip gerçekten de Türkiye’yi düşünüyorsa, Fethullahçı basının iddia ettiği gibi dış politikada bir “Türkiye ekseni” kurmaya niyetliyse, öncelikle UCM gibi bir mahkemenin varlığına karşı çıkmalıdır.</p>
<p>Ancak bunu yapmıyor, günü kurtaran beylik laflarla El-Beşir’e sahip çıkıyor. Ama bu sahip çıkmanın temel nedeni El-Beşir’in emperyalist yargının tehdidi altında olması falan değil. Şeriatçı bir lider olduğu için el üstünde tutuluyor.</p>
<p>Bilindiği gibi, Sudan Şeriatçı bir ülke. Başörtüsü takmadığı için kırbaçlanan kadınlarla ilgili haberleri sürekli okuyoruz.</p>
<p>El-Beşir, Türkiye’ye daha önce geldiğinde, Atatürk’ün Çankaya Köşkü’nde ağırlanan ilk Şeriatçı lider olmuştu. El-Beşir’in Tayyip’ler için anlam ve önemi işte buradan geliyor&#8230;</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Kimse  merak  etmesin :           AKP’yi  biz  devireceğiz</em></span></h3>
<p>Yandaş medyanın yaygarasına kimse inanmasın. AKP’nin Türkiye’ye yeni bir eksen belirlediği falan yok. Türkiye’nin ekseni hâlâ ABD tarafından belirleniyor. AKP, ABD’nin verdiği direktifler doğrultusunda faaliyetlerine devam ediyor.</p>
<p>Obama’nın TBMM’de yaptığı konuşmayı kimse unutmasın. Obama o gün ne istediyse bir bir gerçekleşiyor&#8230; Kürt açılımı başladı, Ermenistan’la anlaşıldı. Fener Rum Patrikhanesi ve Heybeliada Ruhban Okulu konusunda bile adımlar atıldı.</p>
<p>Üstelik tüm bunlar AKP’nin kendi tabanı da dahil bütün Türk milletinin tepkileri göze alınarak gerçekleşiyor.</p>
<p>İç politikada ekseni ABD tarafından belirlenen bir iktidarın dış politikada o eksenin dışına çıkmasını kimse beklemesin.</p>
<p>AKP günü kurtarmaya bakıyor. Söylemde AB’ye rest çekiyor, iç işlerimize karışamazlar diyor. Ama AB bugün kokorecimize bile karışmıyor mu? AB istedi diye 8 yıldır bütün kanunları alt üst eden, bir gecede 15 yasa birden çıkaran AKP değil miydi?</p>
<p>AKP, söylemde İsrail’e çatıyor ama İsrail’le gelmiş geçmiş en büyük ticaretleri yine AKP gerçekleştiriyor.</p>
<p>Söylemde yüzümüzü Doğuya döndük diyor ama İran ve Pakistan’da ABD’nin sözcülüğünden başka bir şey yapılmıyor.</p>
<p>Amaç ortada, tabanın gözünü boyamak. Boyamak ki, şu ABD’nin en önemli projesi olan Kürdistan uzamasın. Kürt açılımı bütün hızıyla devam etsin.</p>
<p>Atatürkçüye düşen görev de bu noktada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Yandaş basının gazına gelip, AKP’nin Batıyla arası bozuldu, İsrail ve ABD tepkili, bunları devirecek diye beklentiye girenleri kendi hayalleriyle baş başa bırakıyoruz. Kürt açılımını tam da ABD’nin istediği hız ve fütursuzluklta devam ettiren AKP kadar hiçbir iktidar memnun edemez Batıyı.</p>
<p>AKP’nin devrilmesini isteyenler, artık kıblelerini ABD’den uzaklaştırmalı.</p>
<p>ABD’nin ve İsrail’in tepkilerine değil, sokaktaki Türk milletinin haykırışlarına bakın.</p>
<p>AKP’yi ABD ya da İsrail değil, Kürt  ve Ermeni açılımına karşı çıkan Türk milleti devirecek.</p>
<p>İsrail Dışişleri Bakanı değil, Türk bayrağı elinden zorla alınan şehit anası devirecek AKP’yi&#8230;</p>
<p>AB Komiserleri değil, elindeki Azeri bayrağı stada sokulmayan ve çöpe atılanlar devirecek&#8230;</p>
<p>ABD’li stratejisyenler değil, protesto eyleminde takma bacağını çıkararak gözyaşları içinde haykıran Güneydoğu Gazisi devirecek&#8230;</p>
<h3><span style="color:#ffffff;"><em>Özgür Erdem</em></span></h3>
<hr size="1" />
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="11"><img src="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sol.gif" alt="" width="11" height="27" /></td>
<td bgcolor="#eb1c23">
<div>Y A Z I    H A K K I N D A K İ    G Ö R Ü Ş L E R&#8230;</div>
</td>
<td width="11"><img src="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sag.gif" alt="" width="13" height="27" /></td>
</tr>
<tr>
<td width="11"></td>
<td>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bgcolor="#fff4d0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="7">
<div>
<p><span style="color:#000000;"><strong>Biz bu yola ba koyduk artık . Türkiye nin bolşevikleri yola devam emperyalizmi bu topraklardan atan ve ecdadımız yolumuzu aydınlatıyor.</strong></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><strong>Hasan Kabacılı, İstanbul<br />
18 Kasım 2009</strong></span></p>
<hr size="1" /><span style="color:#000000;"><strong>AKP devrilsin diye amerikadan hayır bekleyenlere yazıklar olsun yazara   katılıyorum akpnin abdye karsı cıktıgı falan yok</strong></span><span style="color:#000000;"><strong>Musa, Kayseri<br />
16 Kasım 200</strong></span></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/skyturkvngenc.wordpress.com/10289/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=skyturkvngenc.wordpress.com&blog=1212785&post=10289&subd=skyturkvngenc&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://skyturkvngenc.wordpress.com/2009/11/19/akp%e2%80%99nin-dis-politika-ekseni-abd-sozculugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">skyturkvngenc</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://turksolu.org/260/foto/tayyip-saron.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/260/foto/tayyip-ahmedinecad.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sol.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://turksolu.org/252/foto/giris/arsiv_sag.gif" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>