Archive Page 124

05
Şub
11

Son Osmanlı : Atatürk

Güneş   balçık   ilen   sıvanmaz   ey   dil
Bi-zeban   da   olsa   bellidir   kamil
Kendüden   gayruyu   beğenmez   ahil
Kendi   çalar   kendi   oynar   demişler

LEVNİ

———————————————————————

Şeriatçı,  ırkçı  ve  sözde  Atatürkçünün Türk  düşmanlığı

Macaristan Devlet Başkanı Pal Schmitt’in açıklamalarını Türk basını “inanılmaz” sözleriyle duyurdu:

“Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan Türkler için stratejik bir yer oldu.”

Tam da Kanuni tartışmaları sürerken yapılan bu açıklama kendi tarihimizle yüzleşmek açısından oldukça değerli.

Genelde bizim ülkemizde, bizim insanımıza, kendi tarihimizi beğendirmenin imkanı yoktur.

Kimi Osmanlı’yı sevmez onu Türk bulmaz, kimi İslam öncesi Türkleri beğenmez, kimi Mevlana’yı tutmaz, kimi Divan edebiyatını…

Sonuç olarak Türk’ü Türk’e beğendirmenin, benimsetmenin imkanı yoktur.

Bunun temelinde ise ülkemizde milliyetçiliğin yanlış kanallardan geliştirilmiş olması yatmaktadır.

Birinci kanal, İslamcı gelenektir ve bu gelenek genel olarak Türksüz bir Türk-İslam tarihi çizer kendi kafasında. Bu, öylesine bir algılamadır ki, sanırsınız ki Osmanlı bir İslam devletiydi ve bu devlette Türklük ve Türkçülük bulunamazdı.

Osmanlı’nın kozmopolit yapısı, çok kültürlülüğü ve hele hele yukarıda Macar devlet başkanının da andığı hoşgörüsü de devreye girince; İslamcı aydın sevinir: Görüyor musunuz Osmanlı Türkçü değildi!

Tam burada sapkın bir ırkçılık devreye girer. Bu akım, Osmanlı’yı zaten Türk’ten kabul etmez.

Ona göre ise Osmanlı Türk değildir, çünkü Türkçü olsaydı, “hoşgörü” değil, “soykırım” yapması gerekirdi. Yapmadığına göre, egemenlik kurduğu ülkelerin dillerini ve dinlerini değiştirmediğine göre, bu devlet Türkçü elbette olamazdı.

Irkçının başladığı yerden söze Atatürkçü girer ve başlar söylenmeye; Osmanlı Türk düşmanıydı, Anadolu’daki tüm Türkleri kesti.

Ve hemen bilindik bir “deyim”i söyler, biliyor musunuz Osmanlı’da Türk’e ne denirdi: Etrak-i bi-idrak!

Vay canına ne demekmiş o?

Yani bilinçsiz, idraksiz Türkler!

Batıcı entel tayfa ile ırkçı el ele verir ve devam ederler: Zaten Osmanlı’da Türkçe yasaktı, Osmanlılar Türklerden nefret ederdi, Osmanlı’da devleti Türkler değil devşirmeler yönetirdi, Osmanlı padişahları Farsça konuşurdu, Osmanlılar hiç kendilerine Türk demediler ki…

Bunlar, artık birer tekerlemeye dönüşen sözcükler.

Bu sözcüklere en güzel cevabı ise, Osmanlı’nın büyük aydınlarından ünlü minyatür sanatçısı ve şair Levni ne de güzel veriyor:

“Kendüden gayruyu beğenmez cahil!”

Evet günümüzün yarı aydını aslında tam bir cahildir ve bu cahil aydına Türk beğendirmenin imkanı yoktur.

Osmanlı’nın  Türkçesi

Ama Levni’nin yukarıdaki satırlarını bugün okuyabiliyorsak, anlayabiliyorsak, tam 300 yıl önceki şiirimizi anlayabiliyoruz demektir.

O zaman Osmanlıcanın Türkçeden başka bir dil olduğu cahil safsatası, kendiliğinden yerle bir olmaktadır. Görüldüğü gibi Osmanlıca denilen dil ile günümüz Türkçesi neredeyse birebir aynıdır.

Kaldı ki Osmanlı’nın kuruluşundan bugüne Osmanlı kanunnamelerini, tarihlerini, şiirlerini birer birer incelediğimizde de, bunların günümüzde bile anlaşılan metinler olduğunu anlarız.

Osmanlı, devletiyle halkıyla, Türkçe konuşurdu, istisnalar dışında da Türkçe yazardı.

Bu Türkçe günümüz Türkçesinden çok az farklılık gösterir ki o da o dönemin Türkmen şivesinin Osmanlı’da da kullanılmış olmasıdır.

Aslında Osmanlı’nın dilindeki bu Türkmen şivesi bile Osmanlı’nın kimlerin devleti olduğunu çok güzel göstermektedir.

Okumaya devam edin ‘Son Osmanlı : Atatürk’

05
Şub
11

MÜBAREK’İ BİTİREN ‘GERÇEK ERGENEKON’DU

Mizahi bir başlık attığımı düşünmeyin, şu anda tüm dünyalılar içinde sizlere en kısa şekilde şaşırtıcı bilgiler vereceğim, böyle istihbaratlı yazılar sevmem ama olsun, bazen uyarıcı olur..

Biliyorsunuz, Cemal Nasır sadece Mısır’ın değil Arap Dünyası’nın şahlanan aslanıydı, milliydi, sosyalistti.

Aşırı zenginliği makul sosyalist politikalarla sınırlandırmaya çalıştı, Mısır Tarihi’nin akışını değiştiren Assura barajını inşa etti, Tito, Nehru gibi bağlantısızlarla başka bir dünya kurmaya çalıştı, çağların değiştiremediği firavunlardan miras köle ruhlu yoksulluğu kökünden değiştirmeye çalıştı, Suriye ve Irak’ın Baas partileriyle Birleşik Arap Devleti’ni denedi, Sovyetler’le teknolojik ve silah anlamında çok sıkı ilişkilere girdi, ve İsrail’e ve Amerika’ya meydan okudu, işte burada duralım.

67 Arap İsrail savaşı sadece Nasır’ın mağlubiyeti değildi, tüm Arap dünyası öyle derin bir hayal kırıklığına kapıldı ki, savaşın ağır ezikliği milli-sosyalist karışımlı Baas yönetimlerinin bir nevi sonu oldu ve işte bu tarihten sonra İslamcı ideolojiler ön plana çıkmaya başladı.

Bu saate kadar İsrail ve Amerika milli-sosyalist Baas’ı parçalamak için İslamcılarla ortak çalışıyordu. İslamcılar’ın İran’daki Mısır’daki Filistin’deki bu utanç verici geçmişi hala ve bazen siyasi analizlerde hatıra gelir.

BAAS’IN  DÜŞMANLARI

İsrail’in İslami hareketleri Baas’a karşı nasıl gizlice desteklediğini anlatan onlarca kitap vitrinlerde, arayan bulur.

Baas’ın düşmanları üç çeşitti, biri İsrail-Amerika, ikincisi ve en tehlikesi İngilizler’in tayin ettiği Faruk’lar Faysallar soyu, Suud benzeri şeyhlik krallıklar, ve üçüncüsü hepsinden tehlikeli İslamcı hareketti.

Hafız Esad’ın Hama’da Müslümanları topyekün yakarken bu katliamın kini taa 60’lı yıllarda İslamcılar’ın Amerikalılarla ilişkilerinde yatar ve Hafız Esad’ın hayatını okuduğunuzda genç bir subayken nasıl bir kin içinde yemin ettiğini görürsünüz, ve sonra Enver Sedat’ı aşırı İslamcılar’ın öldürdüğünü unutmayalım, ayrıntıda boğulmayıp geçelim.

1967 yılı   Arap  Savaşı’nın  en  çarpıcı  ve  savaş

tarihini  en  şaşırtan  sahnesi İsrail  askerlerinin

bir  gecede  Mısır  radarlarını  gizlice  sökmesidir..

Radarların  gizlice sökülmesiyle,  savaş  bir  nevi  Mısır’ın  hüsranı  oldu.

Hüsrandan  öte,  bu  Araplar’ın  tüm  dünyanın  gözünde

aşağılayıcı  bir  şekilde  rezil  olmasıydı.

İsrail  Mısır  toprakları  içine  nasıl  gizlice  sızabilir  ve  radarları  nasıl  sökebilir ?

Şimdi biraz geriye gidelim, Orta Asya’dan Türkiye’ye gelen ünlü tarihçimiz Zeki Veli Togan’lara kadar uzanalım. Naziler’le o yıllarda ilişki içindeydiler çünkü Sovyetler’i ancak Naziler yıkabilirdi ve Esir Türkler bu şekilde kurtarılabilirdi..

II. Dünya Savaşı’nda Berlin Amerikalılar tarafından ele geçirildiğinde henüz dünya sahnesinde görülmemiş CIA’yı dünya çapında bir istihbarat olarak şekilleyecek belgeler ele geçti.

Bu belgeler Naziler’in istihbarat raporlarıydı ve bu raporların büyükçe bölümü Orta Asya’da yani Sovyet rejimi içinde yaşayan Türk istihbaratının elemanlarıydı, Özbektiler, Kazaktılar, Türkmenistanlıydılar, Azerbaycanlıydılar..

İşte bugün konuştuğumuz Ergenekon örgütü gerçekte buydu, CIA çok geçmeden bu örgütü soğuk savaşın ünlü Gladyosu içinde bir figür olarak kullanmayı başardı, bu konulara dair bir çok kitap ortalıklarda, okursunuz, geçelim.

O  MÜHENDİSLER  TÜRKTÜ

İsrail’in radarları nasıl söktüğüne dönelim.

Okumaya devam edin ‘MÜBAREK’İ BİTİREN ‘GERÇEK ERGENEKON’DU’

05
Şub
11

Uyanın Kıdem Tazminatı Gidiyor…

Türkiye, sosyal adaletin bir türlü tesis edilemediği büyük bir ülke…

Adaletsizliğin her türlüsünün kol gezdiği Türkiye’de insanlarımız garip ve mazlum.

Memleketin kaymağını hep krema bir kesim yiyor. Büyük çoğunluk bu küçük azınlığın insafsızca götürdüğünü, şaşkınlık ve çaresizlik içinde izliyor.

İşsizliğin kol gezdiği Türkiye’de, sırf sosyal güvencesi olsun diye asgari ücretin altında 200 – 300 TL’ye çalışan nice insan var.

Kaçak çalışanları ise hiç saymıyorum bile.

Türkiye’nin zenginliğinin üstüne oturmuş küçük azınlık siyasal iktidarların gelişinde gidişinde önemli rol oynuyor. Sendikacılık ise hepten sararmış ve doğru dürüst işçinin hakkını arayan kalmamış. Zaten sosyal ve ekonomik sorunlar, ülkeyi baştanbaşa sarmış. Herkes ağır bir işsizlik ve hesapsız konut, araba ve banka kartlarının kredi tuzağında zor soluyor.

Şimdide bunlar yetmezmiş gibi çalışanın yani işçinin elinden kıdem ve ihbar tazminatları alınmaya çalışılıyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer “kıdem tazminatı”nı bir sorun olarak niteliyor. Evet, böyle bir sorun var. Ama bu sorun kaymağı yiyen azınlığın sorunu. Etini, kemiğini, iliğini sömürdüğünüz halkın, elindeki bir hakkı daha elinden alma sorunu.

Bakan Dinçer,2009 yılında yaklaşık 2,5 milyon insanın işini kaybettiğini buna karşılık ancak %8’inin kıdem tazminatını aldığını söylüyor.

Doğrudur, işverenlerin çoğu işi yargıya götürerek uzatmak ve ortalama en az iki yıl süren yargılama sonunda, işinin hakkı olan kıdem tazminatını ödemek istiyor. Para çıkacaksa cepten geç çıksın mantığıyla hareket ediyorlar. Yoksa çoğu ödeme güçlüğü içinde değiller.

Bakan Dinçer, işçinin hakkını arayacağı yerde, işverenlerin hakkını korumaya çalışıyor. Ve imkânsızlık içine sokulan işçiyi bu haktan vazgeçirmek için ikna metodunu deniyor. Çünkü kendisini iktidar yapan, çalışan emekçi kesim değildir.

Bakan Dinçer’in partisi AKP’nin iktidarının devamı için çalışan çaresiz hale getirilmek isteniyor. Tıpkı hisseleri elinden alınan Karabük’teki Kardemir işçileri gibi.

Kıdem ve ihbar tazminatı, çalışan kesim için önemli bir haktır. Bu hak sadece işçilere değil her türlü statüde çalışan emekçilere ve özellikle devlet memurlarına da tanınmalıdır. Ancak kamudan istifa yolu ile ayrılmış 657 sayılı yasaya tabi olanlara, emekli olduklarında Emekli Sandığından ikramiye ödenmesini bile Anayasa Mahkemesi’nin kararının hilafına kanun çıkartarak engellemeye çalışanlar, işçiye de kıdem ve ihbar tazminatını çok görmektedir.

Uyan işçi kardeşim uyan! Sahip olduğun hakları kaybetme. Halkın başına tebelleş olmuş bu vahşi kapitalistlere dur de. Yoksa evdeki bulgurdan, kıçtaki dondan bile edecekler, haberin olsun.

Özcan PEHLİVANOĞLU

www.trakyanethaber.com

04
Şub
11

MıSıR VE ŞÜPHE

BİLGİ  SAHİBİ  OLMADAN  FİKİR SAHİBİ  OLANLARA…

Öncelikle belirtmek isterimki Mısır’daki olaylarla ilgili Türkiye’de yapılan tartışmalar ülkemizin bölgedeki gerçek lider olduğunu gözler önüne seriyor. Ben nacizane bir gazeteci olarak tartışmaya genel yorumlar veya olgulara dayanan yorumlarla değil doğrudan olguları ve olgulardan doğan soruları gündeme taşıyarak katılmak istiyorum. Birkaç soruyu ve açıklamayı aktarmadan önce de “Mısır olayları Sorosçu ayaklanmadır” şeklinde bir tanımım olmadığının altını çizmek isterim. Benim yazdığım şey bir olguydu. Soros’tan destek alıp dünya çapında bir bölme aygıtı olan Sırp Otpor örgütünün gösterilerde yer aldığını fotoğrafıyla gündeme taşımış olmam eylemlerin Sorosçu olduğunu söylemem anlamına gelmez. Çünkü artık Otpor Soros’un kontrolünün çok ötesinde Sırbistan’da iktidar mevzilerinde oturup üyeleri uluslararası kuruluşlarda diplomat ve hatta bazı ülkelerde büyükelçi olmuş bir örgüttür. Aydınlık geleneğinde yetişen bir gazeteci olarak olaylara şüphe ile yaklaşmanın en doğrusu olduğunu düşünüyorum. Hiçbir yorum yapmadan kafamdaki soruları ve ortaya çıkan olguları maddeler halinde sıralamanın en doğru hareket olacağını düşünüyorum.

1- Mısır’daki olaylar neden Tunus olaylarının hemen ardından yoğun CNN ve BBC propagandası altında başladı.

2- Olaylar neden Mısır yönetiminin Çin ile ticaretinin üç yılda 3 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkmasının ve Rusya ile Mısır arasında yapılan 10 enerji anlaşmasının hemen ardından çıktı?

3- 6 Nisan gençlik örgütü neden 2008 yılından itibaren ABD’nin yakın takibi altındaydı?

4- Üçüncü Yugoslavya’yı bölen, Gürcistan’ı bölen, Ukrayna’yı istikrarsız bir ülke haline getiren Otpor’un amblemleri Mısır’daki gösterilerde nasıl yer alıyor? Sırplarla,Bosna savaşı sırasında Boşnaklara açık destek veren müslüman kardeşler örgütünü aynı eylemde birleştiren güç nedir?

5- CNN Mısır olaylarında neden açık biçimde göstericileri destekliyor ve göstericiler neden CNN muhabirlerinin korumalığını yapıyor. Mısır yönetimi neden CNN ve BBC ile Amerikancı Arap kanallarının muhabirlerini göz altına aldı ve sınır dışı edebileceğini açıkladı?

6- Müslüman Kardeşler Örgütü her fırsatta “ılımlı islamı” desteklediğini söylerken ve kendilerine Tayyip Erdoğan’ı örnek aldıklarını belirtirken gelişmelere halk devrimi demek ne kadar doğru?

7- ABD, AB ve Tayyip Erdoğan neden aynı tondan konuşuyor ve Mübarek’i “immedetly” yani acil olarak görevi bırakmaya çağırıyor?

8- Mısır Dışişleri Bakanlığı ABD, AB ve Erdoğan’ı neden bu kadar sert biçimde kınadı?

9- Rusya ve Çin neden Mübarek’in görevi bırakması gerektiği yönünde hiçbir açıklama yapmadı?

10-Rusya’da Putin’in partisinin bazı milletvekilleri neden “Mübarek’in görevi bırakması daha büyük kaosa yol açar” şekilnde bir açıklama yaptılar? (http://turkish.ruvr.ru/2011/02/03/42629220.html)

Okumaya devam edin ‘MıSıR VE ŞÜPHE’

04
Şub
11

Mısır’daki olaylarla Erdoğan seçimi garantiledi mi ?

رجب طيب أردوغان، والولايات المتحدة والاتحاد الأوروبي والمصالح

الإسرائيلية في العالم العربي من حصان طروادة.

الامر بهذه البساطة…

1) İran’ın nükleer güce erişmesi ve Irak işgali sonrasında Orta Doğu’da yaşanan hiçbir şey tesadüf değildir.

2) Yine tesadüf olmayan WikiLeaks sızıntısı ile de ortaya çıkmıştır ki ABD bölgedeki diktatör müttefiklerinin radikal İslâma zemin hazırladıklarını düşünmektedir.
3) Öyle olduğu için de müttefik ülke halkını kaybetmemek ve o ülke rejimlerinin İran’a dönüşmesini engellemek için düğmeye basmıştır.

4) Gerek Tunus gerek Mısır ve gerek Ürdün’de başlayan son kalkışmalar İslâmcı bir başkaldırı değil, demokrasi talebidir ve ardında Batı istihbarat örgütleri vardır.

5) Buradaki proje, kitleleri radikal İslâmın kucağına atmadan ılımlı İslâm anlayışı ve yapay bir demokrasi ile İran etkisinden uzak tutmaktır.
6) Mısır’da son olarak uç veren Mübarek karşıtları ile yandaşlarının çatışması ise Ordunun müdahalesine zemin yaratmak içindir.

7) ABD ve Batı, Mısır’ı kendi halinde yani kontrolsüz bırakmayacak ve askere yaptıracağı darbe ile yeni bir rejimin temellerini attıracaktır.
8) Keza Tunus,Ürdün ve Yemen’de yaşananlarla Suudi Arabistan’dan alınan istihbaratlar da bölgede radikal İslâmın zemin kazandığını teyid ettiğinden buralarda da bir dizi adımlar ardı ardına gelecektir.
9) ABD ve Batı’nın Arap âlemine sunduğu rol model ise AKP’nin ılımlı İslâm ile Tayyip Erdoğan’dır.
10) Hem ABD, hem Batı ve hem İsrail Tayyip Erdoğan’ın Arap Dünyasında fenomen olmasına açıktan destek sunmuştur.
11) İsrail ile Türkiye arasındaki malum gerginlik yapay yani danışıklıdır ve tamamen Erdoğan’ı Arap kamuoyunda kahraman yapmaya endekslidir.

12) Tayyip Erdoğan, ABD, AB ve İsrail çıkarlarının bölgedeki Truva atıdır.
13) Orta Doğu İran’ın nükleer güce ulaşması ve Çin’in direkt ilgi alanına girmesi ile Küresel Emperyalist Devlet tarafından yeniden inşa ediliyor.
14) Bu inşa sürecinin adı Büyük Orta Doğudur ve bu projenin Eş Başkanlarından biri de bizzat kendi ifadesi ile Recep Tayyip Erdoğan’dır.
15) Evet bölgede görülen isyan ve kalkışmalar kesinlikle ABD-AB ve İsrail’in düğmeye basmasının sonucudur.
16) Mısır ve diğer Arap ülkeleri yine AKP benzeri ılımlı İslâm ve demokratik yapılanmalarla Batı bloğuna bağlı kalmaya devam edecektir.

17) Tunus ve Mısır’da yaşananlar tartışmasız olarak BOP’un model ülkesi Türkiye ile onu yöneten AKP ve Tayyip Erdoğan’a hizmet ediyor.

18) Ortaya çıkan son tablodan hareketle AKP’nin en az bir dönem daha iktidarda kalması adına 2011 Haziran’ındaki seçimi kazanması için ABD, İsrail ve AB’nin ağırlık koyacağı mutlaktır.
19) ABD için ölçü ülkelerdeki rejimlerin şekli değil, kısa, orta ve uzun vadedeki çıkarlarıdır.ABD çıkarı için dün Şah Pehlevi’yi nasıl sırtından attı ise bugün de Mübarek’i atmakta zerre tereddüt etmeyecektir.Keza günü gelince yani onlara göre posası çıkınca Tayyip Erdoğan da süpürülecektir.Nitekim Erdoğan bu olguyu iyi bildiği içindir ki ABD’deki malum mahfillere ısrarla, “Beni süpürmeyin, kullanın” yakarışında bulunmaktadır.Ama bugün için Erdoğan emperyalizmin bölge projeleri bağlamında bilinçli olarak yarattığı bir fenomendir ve ondan bir süre daha yararlanacaktır…

Hülasâ Erdoğan’a Küresel Devletin desteği sürüyor, dolayısı ile Haziran’daki seçimde göndermek zor olacaktır!

BAKIŞIN  BÖYLESİ

Mısır’da  olan  demokrasi,  Türkiye’deki  eşkıyalık !
Başbakan ve şürekâsına göre Mısır’da isyan edip sokağa dökülen halk demokrasi mücahidi ama Türkiye’de yumurta atan gençler, hak arayan işçi-memur-esnaf, paralı eğitime karşı çıkan öğrenci eşkıya…

Evet Tayyip Erdoğan ile yandaşları hadiseye aynen böyle bakıyor…

Bırakın pankart açma ya da yürüyüş yapmayı, stadyumda iktidarı ıslıklayanlar bile bu ülkede artık terörist yaftasını yiyor…

Sorarım  size  böyle  bir  ülke  Büyük  Orta  Doğu  Projesinde  nasıl  model  olabilir ?

Görüyorsunuz  BOP  denilen  şey  aslında  bir  demokrasi

projesi  değil,  emperyalizmin  bölgeyi  demokrasi

ambalajı  ile  yeniden  dizayn  etme  aracıdır…

Bu  kadar  basit  bir  şeyi  de  anlayın  artık,  a.q.larım…

Tersi olsaydı model denilen Türkiye’de sadece pankart açtı diye bir öğrenci için 14 yıl hapis istenir miydi ?
YANLIŞ  DEĞERLENDİRME

MİT,  Tayyip  bey’in  propaganda  ajansı mı ?

Kıyamet alâmeti bu olsa gerektir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin istihbarat örgütü MİT, bir siyasi partiye yani AKP’ye payanda olarak ona âdeta propaganda ajanslığı hizmetini veriyor.

Evet diktatörlüklerle bile olmayan şeyler AKP’nin yönettiği Türkiye’de oluyor ve devletin en önemli ve ciddi kurumu MİT parti militanlığına soyundu.

Nasıl mı ?..

Okumaya devam edin ‘Mısır’daki olaylarla Erdoğan seçimi garantiledi mi ?’

03
Şub
11

Banu Avar : “Ben Atatürk’üm !”

Banu Avar bu Pazar günü Almanya’da konferans verdi.
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin diğer Türk dernek ve kuruluşlarıyla dayanışarak düzenlediği bir toplantıydı bu. Konusu:

‘Emperyalizmin Kıskacında Türkiye’

Banu Avar’ı nasıl anlatmalı bilemiyorum… Nasrettin Hoca’nın o ünlü fıkrasındaki gibi desek: „Bilenler bilmeyenlere anlatsın!“
Banu Avar’ın o inanılmaz insan sıcaklığını, alçak gönüllülüğünü nasıl tarif etsem… Hele o topluma hitap ederkenki büyümesini, kürsülere sığamamasını, sanki bir anda dev gibi oluvermesini, herkesi etkisi altına alarak kendini ilgiyle, coşkuyla dinletmesini, açık ve duru Türkçesini, tavrını, çalışma ve mücadele azmini… Korkusuzluğunu… Neyi, nasıl anlatsam…

Banu Avar, ülkemizin deyim yerindeyse sırat köprüsünden geçtiği bu günlerde halkımıza aslında halkımızın çoktan beri düşündüklerini, bildiklerini, tahmin ettiklerini evirip çevirmeden dosdoğru söylüyor.

Dinleyince, „Evet, aynen böyle olmalı, ben de bunu böyle düşünüyordum. Şimdi araştırmacı bir gazetecimizin ağzından duydum…Öyle böyle bir gazetecinin değil, Uğur Mumcu gibi bir gazetecinin ağzından…Türkiye’yi gönlünde taşıyan, vatan millet sevgisiyle dolu, gerçek Atatürkçü bir kadın gazeteciden duydum!“ diyorsunuz…

Hem içiniz ferahlıyor, tıpkı benim düşündüklerim gibi derken, hem alt üst oluyorsunuz, doğruymuş demek, ülkemiz korkunç bir düzenin içindeymiş, diye üzülüyorsunuz…

Türkiye’yi hiç durmadan geziyor Banu Avar.

Tıpkı Erdal Sarızeybek albayımız gibi…

Köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir geziyor…

Çağrılan yere gidiyor. Çağrılmayan yere de gidiyor.

Kendisini sokmadıkları üniversitelerin kapısında gençlerle konuşuyor.

Orada toplananlara anlatıyor bildiklerini, ayaküstü olur mu demeden.

Okumaya devam edin ‘Banu Avar : “Ben Atatürk’üm !”’

03
Şub
11

TÜRKLER VE AVRUPALıLAR – ( 2 )

Bu gün yazı dizimizin bu bölümünde, sizlere Türklerle Avrupalılar arasındaki anlayış farkını ortaya koyacak en önemli Tarihsel olayları, 500 yıl kadar öncesine giderek sunmaya çalışacağız.

Osmanlı Sultanı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika üzerinde bir imparatorluğu yönettiği ve büyük sayıda Ermeni’yi İstanbul’a göç ettirip, İstanbul’da bir Ermeni patrikhanesi kurduğu (1463)’ten 40 yıl kadar sonrasını ele alıyoruz. O dönemde, Müslüman Emevileri yenerek İspanya’ya hâkim olan İspanyolların Dinsel Engizisyon mahkemesi vasıtasıyla bütün Müslümanları yok ettiği ve daha sonra Katolikler dışındaki diğer mezhep ve Yahudilere tam bir soykırım uyguladığını biliyoruz. Osmanlı Sultanı, 2. Beyazıt’ın, bu soykırımı önlemek için özel gemiler gönderip, özel izinler alarak yüz binlerce masum insanı, Engizisyon’un elinden kurtarıp, kendi ülkesinde ve kendi kuralları çerçevesinde özgürce yaşamaları ve ibadet etmelerine izin verdiğini de unutmuyoruz.

İşte bu olayların geçtiği 1490’lardan 15-20 yıl kadar sonra, Avrupa ülkeleri yeni bulunan bir kıtadan, nasıl yararlanacakları arayışları içinde bulunuyorlardı. Şimdi bu konudaki gelişmeleri pek derin incelemeye gerek duymadan, ansiklopedik bilgiler çerçevesinde izlemeye çalışacağız.

“Amerika’nın fethi sırasında yapılan kıyımdan Meksika’daki Çiçimekalar ya da Şili’deki Araukanlar gibi, her türlü asimilasyona karşı çıkan kabilelerin yok edilmesinden sonra, maden ocaklarındaki zorunlu çalışmadan kaynaklanan ölümler, mikrobik hastalıklar, korkunç salgınlara yol açar. Meksika yerlilerinin sayısının 1519’da on milyon kadar olduğu sanılmaktadır. 1650’de burada yalnızca bir buçuk milyon yerli kalmıştır. Tüm Güney Amerika için nüfus azalmasının (aynı süre içinde) yirmi milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Antil Adaları’nda yerliler hemen hemen tamamen yok olmuşlardır. Hıristiyanlaştırma çabası sömürgeleştirmeye eşlik eder; daha 1528 yılında 28 piskoposluk kurulmuştur… Bazı kabileler Hıristiyanlaştırılmaktan kurtulmak için ormanlara ve dağlara sığınırlar.” (1)

Okumaya devam edin ‘TÜRKLER VE AVRUPALıLAR – ( 2 )’

03
Şub
11

“Aynaya bak mübarek Başbakan”

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural Başbakan Erdoğan’ın dün partisinin Meclis grup toplantısında Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e yaptığı ‘halkın sesine kulak ver’ çağrısına tepki göstererek “Aynaya bak mübarek Başbakan” diye konuştu.

Vural AKP ile CHP arasında yaşanan ‘toplu açılış’ polemiğine “Tv’lerdeki programların açılışını da başbakan yapsın” sözleriyle katıldı.Vural muhalefeti ve yargıyı eleştiren Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın eleştirilerine “Gelsin AKP’den aday olsun, muhalefete dil uzatmasın” yanıtını verdi.

Vural Meclis’te, Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’la birlikte düzenlediği basın toplantısında, gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğan’ın dün partisinin Meclis grup toplantısında, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e yaptığı ‘Halkın sesine kulak ver’ çağrısını hatırlatan Vural, bölge ülkelerindeki gelişmeleri, “Kukla demokrasilerle Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor” şeklinde değerlendirdi.


“Aynaya bak mübarek Başbakan”

Lübnan’da Hariri’nin yanında olan Başbakan’ın Tunus ve Mısır’daki gelişmelere ancak ABD Başkanı Obama’nın telefonundan sonra sesini çıkardığını belirten Vural “Başbakan Mısır üzerinden demokrasi çağrıları yapıyor ama dön de ülkede bak. Başbakan yeni rol gayretkeşliğine soyundu” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın Ortadoğu’da krallardan üstün hizmet ödülleri aldığını ifade eden Vural, “Başbakan için kral öldü yaşasın kral. Ödüller alırken kimden aldığını bilmiyor muydu? O zaman Mısırlı, Tunuslu yok muydu? Ortadoğu’da Başbakan’ın özlem duyduğu başkanlık sistemi yıkılıyorsa bundan ders alması gereken Başbakan’dır. Türkiye giderek Ortadoğu sultanlarının yönettiği ülkelerle uyumlu hale getirilmek isteniyor. Meclis’e uymayan Recep Tayyip Erdoğan Meclisi kendine uydurmak istiyor, millete uymak yerine milleti kendine uydurmak istiyor.

Benim tarafımda olmayan bertaraf olur diyen Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık asma kesme yeri diyen Recep Tayyip Erdoğan, siyaset terziliği yapan başterzi Recep Tayyip Erdoğan. Hüsnü Mübarek’e halka kulak ver diyor. Halka kulak vermesi gereken kendisi. Başbakan’a sesleniyorum; aynada kimi görüyorsun, aynaya bak, Mübarek’e akıl verirken aynada kimi görüyorsun Mübarek Başbakan” diye konuştu.

“Mübarek üzerinden demokrasi havarisi kesildi”

Başarısız Devletler Endeksi’nde Türkiye’nin Mısır, Tunus, Ürdün gibi ülkelerle aynı kategoride olduğunu, Türkiye’nin kötü yönetildiğini ifade eden Vural “Mübarek üzerinden demokrasi havarisi kesilen başbakana aynaya bak deme hakkına sahibiz” dedi. Vural, Başbakan Erdoğan’ın iki partili sistemle, TBMM’yi Mübarek’in, Zeynel Abidin Bin Ali’nin Meclisi haline dönüştürmeye çalıştığını da savundu.

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/aynaya-bak-mubarek-basbakan/

03
Şub
11

Gençlik, Bursa Nutku için Meydana İniyor…

5 Şubat Cumartesi günü,15:00 – 16:00 saatleri arasında Atatürkçü Düşünce Derneği Gençlik Kolları ve Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Örgütleri olarak Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda yapılacak basın açıklamasından sonra amaç edindiğimiz Bursa Nutku’nu hep birlikte okumaya sizleri de davet ediyoruz.

http://www.addbakirkoygenclik.org/?p=1709

İletişim:
Umut Gürel GÜRLER : 0507 768 39 42
Ali Remzi GEMALMAZ: 0536 891 65 56
Erdem CAN: 0536 402 11 43

Adres: Zuhuratbaba mah. Zuhuratbaba cad No:13 D: 2 Bakırköy
İlçe binası TEL: (212) 570 29 22

ADD BAKIRKÖY GENÇLİK KOLU

03
Şub
11

DEV PANEL: Banu AVAR – Erdal SARıZEYBEK 5 ŞUBAT’ta KADıKÖY’de

02
Şub
11

Cemal Nasır’sız ayaklanmaya, “Halk Devrimi” denir mi ?

Ağzı  olan  konuşuyor..

Elini ensesine atan masabaşında yazıyor : “Mısır’da halk devrimi”, “Baskıcı rejimlerin sonu geliyor.”, “İsrail Mübarek’i destekliyor, demek ki Mısır’da devrim oluyor.”, kusura bakmasınlar ama en ahmakçası da “Mısır’da yaşanan devrim dalgası Türkiye’yi bile etkileyecek ve baskıcı politikaları yüzünden Tayyip Erdoğan’da devrilecek” fikri.

Hangi  devrim  dalgası ?

Mısır’da  devrim  mi  oluyor  yoksa  “kendimize  AKP’yi  örnek  alıyoruz”  diyenler  mi  iktidar  oluyor ?

AKP’den  ders  almak  için  Türkiye’ye  giden  uçaktan  Mısır  istihbaratı  tarafından  indirilen  müslüman  kardeşler  iktidar  mı  oluyor ?

Sırbistan, Ukrayna ve Gürcistan’da faaliyet gösteren Soros Çocukları Otpor’un amblemlerini taşıyan 6 Nisan örgütü mü halk devrimi yapıyor.

Ne yani AKP bir halk devrimi miydi, Yugoslavya’nın parçalanması bir halk devrimi miydi, Ukrayna’nın NATO’ya bağlanması projesi, Gürcistan’ın parçalanması bir halk devrimi mi, Mısır’da Nobel ödüllü adamı Devlet Başkanı yapmak halk devrimi mi ?

Hadi  yapmayın  n’olur  ya,  yapmayın…

 

HALK  CUMHURİYET  MİTİNGLERİNDEYDİ

Halk devrim yaparsa, kendisini bağımsız yapan lidere, bayrağa ve kurtuluş savaşına sahip çıkar.

Halk harekete geçince sözde değil özde bayrak taşır, herkesin elinde ülkesinin bağımsızlık bayrağı olur, herkes devrimci liderine sahip çıkar O’nun fikirlerini savunur.

Evet böyle mitinglere halk mitingi denir ama halk devrimi için sadece mitingilerde toplanmak da yetmez, program gerekir, devrimci kadrolar iktidara taşınmalıdır.

Evet ya bizim Cumhuriyet Mitinglerimizde halk vardı, devrimciydi, devrimin bayrağını ve devrimin liderinin resimlerini taşıyordu ama devrimci programını oluşturamadığı için “devrim” i yapamadı.

Okumaya devam edin ‘Cemal Nasır’sız ayaklanmaya, “Halk Devrimi” denir mi ?’

01
Şub
11

İLGİNÇ TESADÜF !

Mısır ve İslam dünyasındaki haberleri bizimkiler alenen çarpıtıyor.

Onlara göre Mısır ve Hüsnü Mübarek çökerse ampul takımı ve Tayyip Erdoğan’ın yıldızı parlayacakmış.

Yesinler mantığınızı.

O uzman kalemler İslam dünyası ve Arap âlemini tanımadıklarını, cehaletlerini kanıtladılar.

Araplar, aynı bizimkiler gibi sokakta ne kadar yaşa varol deseler bile kemiklerine kadar Osmanlı’ya duydukları nefret dolular ve Türkleri de sevmezler.

Çıkarları için yaşa varol derler ama öyle kandırdılar bugüne kadar ampul takımını.
Bu yüzden Erdoğan’ın İslam dünyasının parlayan yıldızı olması, Arapların onu kabullendikleri anlamına gelmez.

Ama Mısır olayı aslında Amerika’ya yaltaklananlara ders olması lazım gelen bir dizi gerçekleri yansıtır.

Hem Tunus hem de Mısır lideri, ABD’nin uzun süreli hizmetkârlarıydı.

Yaklaşık ikisi de 30 yıl hizmet ettiler efendilerine.

Hatırlarsanız ABD, bir dizi işlerini bu iki ülke üzerinden yürütmüştü.

Bu  liderlerin  yolsuzluklara  bulaşmış  olması,  herkese

dürüstlük  dersi  veren  ABD’yi  bugüne  kadar  hiç

rahatsız  etmedi.
 

Ne zaman ki bu liderler bir süredir işine yaramadı işte o zaman bunları değiştirip yerlerine yeni adamların getirilmesi kararlaştırıldı.

Bu hazırlanan yeni liderlerin koyu dinci veya dinsiz olması, halkını ezmesi veya soyması Washington’un hiç de umurunda değil, ABD’ye ne kadar biat edecekleri verilen emirleri ne kadar uygulamaya koyacakları önemli.

Bu  kadar  basit…

Okumaya devam edin ‘İLGİNÇ TESADÜF !’

01
Şub
11

CIA’nın Bidon Kafa Devrimi (!)

Tiranlar,  onlarca  yıldır  koltuktalar…

Dahası,  Haçlı  tarafından  atandıkları  koltukları  kendilerine  hanedan  var  sayıp,

çocuklarına  bırakma  niyetindeler !..

Ama  koltuğun  asıl  sahibi  bunu  istemiyor !..

Sözün  özü ;  son  kullanma  tarihi  gelen  Tiranlar,  yer -

lerine  konulacak  yeni  işbirlikçilere  fırsat  yaratmak

için  temizleniyor !..

Daha  önce  atandıkları  ABD  tarafından !..

İpleri  de  kendi  halklarına  çektiriliyor !..

Bizim  yerli  işbirlikçi  pezevenklerin  götleri  de  bu

yüzden  tutuştu…

Bu  kadar  basiiiit…

—————————————————————————————————————————————————————————————————————

Demokrat Obama, “Mısır’ın geleceğini halk belirleyecek” demiş..

Beyaz Saray “halkçıdır” bilindiği gibi!..

Orta Doğu şalak mallak sallanıyor, keramet kimin?!.

Tersten dalalım ve “CIA’nın kerametinden sual olunmaz” diyelim..

Petrol ve strateji alanlarındaki Tiranların paçası tutuşmuş vaziyette.

Sayalım…

Tunus-Bin Ali. Mısır-Mübarek.

Ürdün-Abdullah.

Libya-Kaddafi. Fas-Mehmet.

Yemen-Salih.

Filistin-Abbas.

Cezayir-Buteflika.

Suudi-Abdullah…

Kim bu muhteremler ?

Petrolden zıkkımlanan tiranlar…

Perişan halklarının üzerinde hanedanlaşan bu zevat, gücünü kimden alıyor ?

ABD’den..!

Ülkenin doğal kaynaklarını Batı’ya peşkeş çekip kendi halklarının üzerinde istibdat eden bu zorbaların gücü nereden ?

Haçlı imparatorların sağladığı korumadan (Kaddafi falan yanıltmasın, geldiği nokta budur)…

Eeee olan biten nedir ?

Okumaya devam edin ‘CIA’nın Bidon Kafa Devrimi (!)’

01
Şub
11

Özel jetleriyle kaçacak olanlar !

Lübnan’daki Sur şehrinin kraliçesi Elishar, Romalılardan kaçarak adamları ile birlikte Tunus’a sığınır.

Dönemin Tunus kralından bir öküz postu kadar yer ister.

Kral, bu teklifi kabul edince Elishar, öküz postunu mümkün olduğu kadar ince bir iplik haline getirerek, bu iplikle sınırlarını çizdiği bir araziyi işgal eder ve M.Ö. 814 yılında, Kartaca devletini kurar.

***

Peki  ABD  2800  yıl  sonra  Tunus’ta  nasıl  örgütlendi ?

Banu Avar’ın tespitlerine göre “1990’lardan beri Tunus’un kılcal damarlarına yerleşmiş Batılı örgütler, öncelikle eğitim sendikalarını denetleyip dönüştürmüşlerdi.

İnsan hakları ‘aktivistleri’ Tunus’un her yanındaydı. Halkın sokağa dökülmesinde Batı denetimindeki sendikalar büyük rol oynadı.

Halkın öfke ve isyanı belli kurumlarca denetlendi ve yönlendirildi.

Tunus, 2002’de Bush tarafından başlatılan ‘Orta Doğu İşbirliği Girişimi’nin bölgesel ofislerinden birine ev sahipliği yapıyor.

Diğer ofisler Lübnan, Mısır ve Filistin’de bulunuyor.

Yemen ve Bahreyn, Girişim’e katılıyor. ABD, 2002’den beri ’Girişim’ vasıtasıyla, ekonomi, eğitim, kadın hakları, politik özgürlükler ve özellikle politik İslam konularında çeşitli kurumları fonlamaktadır.”

***
ABD, daha önce de Yugoslavya, Gürcistan, Ukrayna, Beyaz Rusya, Kırgızistan, Kazakistan, Azerbaycan, Ukrayna gibi ülkelerde öküz postu kadar bir yer edindikten sonra, o postu örümcek ipliği kadar incelterek bu ülkelerin yarım aydınları ve markacı gençleri arasında birer ağ kurmuştu.

Bazılarında başarılı oldu. Bu örümcek ağlarının nasıl kurulduğunu, Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında adlı eserinde ayrıntılarıyla anlatır.

Örümcek ağlarının kuruluşunda, işbirlikçiler arasında, sadece siyasiler değil, generaller ve işadamları da vardır.

Fakat Mısır’daki isyanın altıncı gününde, bugüne kadar, gerçekte Amerikan istihbaratının kurduğu güdümlü toplum kuruluşlarına yardımcı olan ülkenin en varlıklı kişileri, 19 özel jetle, Kahire havaalanından kaçtı.

Kaçanlar arasında Telekom patronu Necib Sawiri ve oteller kralı Hüseyin Salim de var.

ABD, onları da sattı.

Okumaya devam edin ‘Özel jetleriyle kaçacak olanlar !’

01
Şub
11

İzmir’de Sarızeybek Fırtınası

ADD Narlıdere’nin ve ardından ADD Urla şubesinin düzenlediği Erdal Sarızeybek etkinliğinden İlk Kurşun gazetesi olarak sayın Sarızeybek’in konuk olduğu ve çok yoğun ilgi ile karşılaşılan söyleşilerde ulusal sorunlarımızın herbirine değinen Sarızeybek etkinliğinden edindiğimiz bilgileri ve fotoğrafları İlk Kurşun okuyucuları ile paylaşıyoruz:

-”ADD HEDEFTE”
-‘’MHP ÜZERİNDE OYUNLAR OYNANIYOR, 2 PARTİLİ DÜZEN İSTENİYOR’’
-‘’PKK’NIN ARKASINDA AB,ABD,İSRAİL VAR’’
-‘’MOLLA MUSTAFA BARZANİ İSRAİL AJANIDIR’’
‘’TERÖRLE OLAN HESABIMIZ ÇOK AĞIR BİR HESAP’’

Bize kimse televizyonlara çıkıp terörle olan hesabımızı anlatmıyor !

Benim 32 yılım terör ile mücadele içinde geçti.

Terörle mücadele sırasında bugüne kadar 6500 insanımız can vermiş.

Terör yüzünden 2 milyon insan yerinden yurdundan göç etmiş.

En önemlisi 300 milyoar dolarımız bu hain saldırılarla mücadele için harcanmış,aktarılmış.

Bu çok ağır bir hesaptır !

Terörle mücadelemiz çok ağır bir hesaptır !

Bu hesabı vermeyenler,yarın öbür gün bunun altında kalırlar !

 

Okumaya devam edin ‘İzmir’de Sarızeybek Fırtınası’

01
Şub
11

Banu AVAR ve Eren ERDEM ‘BENGÜTÜRK TV’de

2  Şubat  2011  Çarşamba,  saat  21:00  –  24:00

Banu AVAR ve Eren ERDEM Bengütürk TV’de Özcan PEHLİVANOĞLU’nun

konukları  olacaklar..

Konu :  “İSLAM  VE  KAPİTALİZM  İLİŞKİSİNDE  MISIR  VE  TUNUS

OLAYLARI”…

BENGÜTÜRK  TV  Yayın  Frekansları :

D – SMART  175. Kanal

TURKSAT  3A UYDUSU

Frekans : 12015

Sembol : 27500

Polarizasyon : H – Yatay

Fec : 5/6


01
Şub
11

DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ İÇİN KAMUOYUNA DUYURU : ÇOK GEÇ OLMADAN.!!!

Biz,  aşağıda  imzası  olan  barolar,  demokrasi  için  bu  duyuruyu,  çok  geç

olmadan,  duyarlı  kamuoyu  ile  paylaşıyoruz :

1. 12 Eylül 2010 “referandum”unda Anayasa’da yapılan değişikliklerle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) siyasal iktidarın doğrudan ve dolaylı etkisine açık şekilde yapılandırılmıştır.

2. Ne yazık ki bu “referandum” öncesinde halkımız Anayasa değişikliklerinin içeriği ve gerçek amacı konusunda bilgilendirilmemiş veya yanlış bilgilendirilmiştir.

3. Sivil toplumu oluşturan hiçbir kesimle uzlaşılmadan alelacele yapılan bu Anayasa değişikliği sonrasında, HSYK, adeta Adalet Bakanlığı’nın bir dairesi haline getirilmiştir. Bundan sonra Yargıtay ve Danıştay da yürütme organına bağımlı kılınmak istenmektedir. Nitekim HSYK kısa bir süre içinde yaptığı tasarruflarla bu kuşkuları doğrulamış ve güven kaybına neden olmuştur.

4. Siyasi iktidar, 2007 yılında hazırladığı yasa tasarısıyla Yargıtay’ın üye sayısının 150 ile sınırlandırılmasını öngörmüştür. Bugün ise HSYK’nın siyasi iktidara doğrudan veya dolaylı şekilde bağımlı hale getirilmek suretiyle yeniden yapılandırılmasından sonra, Yargıtay’ın üye sayısı 250’den, 387’ye, Danıştay’ın üye sayısı 95′ten 151’e çıkarılmak istenmektedir.

5. HSYK’nın açıklandığı şekilde yeniden yapılandırılmasından sonra, bu iki yüksek mahkemenin üye sayısının bir anda, daha önce Cumhuriyet tarihinde görülmemiş şekilde arttırılmak istenmesinin nedeni, siyasi iktidara bağımlı bir yüksek yargı yaratmaktır.

6. Bilindiği üzere Yargıtay ve Danıştay’a üye seçimi, siyasi iktidara bağımlı hale getirilmiş bu HSYK tarafından yapılacaktır.

7. Yargıtay ve Danıştay’ın üye sayısının artırılmasına gerekçe olarak gösterilen iş yükünün sebebinin, öncelikle, ilk derece mahkemelerindeki ve soruşturma evresindeki yapısal sorunlar olduğu açıktır. Buna rağmen kamuoyu, yanlış bilgilendirilmekte ve yüksek mahkemelerin üye ve daire sayısının artırılmasının tek çözüm olduğuna inandırılmak istenmektedir. Oysa yapılmak istenen, Yargıtay ve Danıştay’ı, iş yükü bahane edilerek, yürütme organına bağımlı hale getirmektir. Yüksek yargının yürütme organına bağımlı kılınması sonucunda, demokrasinin vazgeçilmez şartı olan kuvvetler ayrılığı ortadan kalkacaktır.

8. Yargıtay’ın yeniden yapılandırılmasında siyasi iktidarın niyetini en açık şekilde ortaya koyan düzenleme, yeni üyelerin atanması ile birlikte Birinci Başkanlık Kurulu’nun kendiliğinden lağvedilmesinin öngörülmesidir.

Okumaya devam edin ‘DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ İÇİN KAMUOYUNA DUYURU : ÇOK GEÇ OLMADAN.!!!’

01
Şub
11

OTPOR Çocukları Mısır’da

Mısır’daki olayların perde arkası oldukça karmaşık.

Genel kanı olayların kimin tarafından yönlendirildiğinin bilinmemesi yada olayları çıkaran güçlerin yeterince örgütlü olmaması yüzünden karmaşanın hakim olduğu yönünde.

Ancak bir fotoğraf karesi ve Wikileaks’in ortaya koyduğu Amerikan kriptoları bugün kü olaylarla batı arasında açık bağlantılar olduğu ve özellikle ABD’nin Mısır olaylarını baş örgütleyicisi 6 Nisan Gençlik Hareketi’ni 2008′den beri yakın takibe aldığını ortaya koyuyor.

TİŞÖRTE  BAK  HİZAYA  GEL

Fotoğrafa dikkatli bakın…

Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna gibi ülkelerde Amerikan desteğiyle Amerikancı rejimler oluşturmayı hedefleyen Sırp kökenli karşı devrim örgütü Otpor’un amblemi.

Peki amblem kimin üstünde ?

Mısır’daki 6 Nisan Gençlik Hareketi’nin üyelerinin üstünde.

Otpor Sırbistan’da doğdu ama hızla yayıldı.

Bu fotoğraf Sırbistan’ın Vest gazetesinde yayınlandı.

Fotoğrafın altında “Mısır’da Otpor etkisi” başlığı yazıyordu.

Mısır’daki olaylarda Amerika’dan açık destek alıp Amerikancı rejimler oluşturmak isteyen Otpor’un da rol aldığı bu fotoğrafla açıkça ortaya çıkıyor.

Kahire’yi zorda bırakan olayların önce Facebook üzerinden örgütlenip 87 bin üyeye ulaşan 6 Nisan Gençlik Hareketi’nin öncülüğünde çıkması Otpor bağlantısıyla birlikte ele alınınca olaylardaki batı parmağının bir kısmını deşifre ediyor.

Üstelik Sırp gazeteleri Alo ve Vest 6 Nisancıların Otpor tarafından eğitildiğini de yazıyor.

Zaten Mısırlı gençlerin Otpor amblemi taşıyan tişörtler giymesi de yeterince açıklayıcı.

AHANDA  WİKİLEAKS

Mısır’daki olaylar Wikileaks belgelerinde de yer almış.

Okumaya devam edin ‘OTPOR Çocukları Mısır’da’

31
Oca
11

HAKSIZLIĞA BOYUN EĞDİKÇE YENİLERİ GELECEKTİR !

Dünyada; küresel ısınmanın neden olduğu doğal âfetlerden, sosyal ve siyasal huzursuzluklara kadar, bir çok belâ ülkeleri tehdit etmekte, yakın çevremizdeki yangın, adım adım bize de yaklaşmaktadır.

Her ülkenin bu gibi olağanüstü durumlarda öncelikle güvenebileceği örgütlü gücü silâhlı kuvvetleri olması gerekirken,tarihin asla affetmeyeceği bir plânla Silâhlı Kuvvetlerimiz sırtından hançerlenmiştir.

Çuval  geçirmekten,  Kozmik  oda  tecavüzüne :

Doğruluğu kuşkulu günlüklerden yola çıkarak Ergenekon gibi özel seçilmiş bir isimle yargı yolunu açmaktan, rutin bir plân seminerinden darbe plânı üretip terfi ve tayin sistemini alt üst etmeye: Kuvvet Komutanlarına suikast girişimi, terör örgütü üyeliği, casusluk, fuhuş gibi aşağılayıcı suçlamalardan, “bana bağlı memursun” gibi tahrik edici söylemlere kadar, birçok senaryo, Silâhlı Kuvvetlere karşı maksatlı olarak haince kurgulanmış ve uygulanmıştır.

Peki  bu  senaryo  karşısında  Komuta  kademesi  ne  yapmıştır ?

Devlet ciddiyetiyle, fakat şeytanca plânları göremeden “Hukuka saygılıyız.Sabırla yargılanmaların sonucunu bekleyeceğiz” demiştir.
Ve bu kalleşçe saldırı karşısında asker; korumakla yükümlü olduğu vatanında devleti tarafından düşmanca saldırıya uğrayıp kendini koruyamaz duruma düşmüş bir görüntü vermeye başlamıştır.

Vatandaşlar nezdinde de, yalan ve iftiralara inananlar, “acaba doğru mu?” diye kuşkuyla bakanlar , inanmasa da askerin kendini savunamamasına kızanlar şeklinde, birbirinden farklı fakat aleyhte kanılar oluşması önlenememiştir.

Peki ne yapılsaydı ?

Okumaya devam edin ‘HAKSIZLIĞA BOYUN EĞDİKÇE YENİLERİ GELECEKTİR !’

31
Oca
11

Araplar İçin Örnek Türkiye mi ? Yoksa…

Arap  dünyasında,  “Avrupa  benzeri  bir  demokrasi  gelişmeye  başlarsa”  ulusal  çıkarlar

ön  planda  tutulacağı  için  bölgenin  yeniden  yapılandırılması,  Batı  açısından  imkânsız

hale  gelecektir.

Bu  nedenle  Batı  için  ideal  olan,  Arap  ülkelerinin  “açık  ülkeler   haline  getirilip

kontrol  edilebilmeleridir.”

Mısır  başta  olmak  üzere,  “reform  taleplerini”  bu  yönde  yapacaklardır.

Bizim  yerli  “stratejist”  fikir  fahişelerinin  ahkâm  kesmelerine  bakmayın…

Onlar  bağlı  bulundukları  köpek  kulübelerinin  SOROS’bu  evlâdı  olmanın  gereğini

yapmaktalar…

Bu  kadar  basit…

————————————————————————————————————————————————————————————–

- Tunus, Mısır, Lübnan, Yemen ve Ürdün’de “rejime ve iktidara karşı” gösteriler ve ayaklanmalar,

- Arap (ve Müslüman) dünyasında büyük toplumsal hareketlenmeler,

- Kökeninde “baskı rejimleri, diktatörler” ve onların sürdürdüğü azgelişmişlik var.

- Gelir bölümü bozuk; insanların çoğunluğu sağlık, eğitim, konut, besin konusunda ilkel bir yaşam sürdürüyor. Buna karşı “varlıklı bir iktidar azınlığı” her şeye sahip. İşsizler ordusu ile zenginler azınlığı toplumsal dokuyu oluşturuyor. Ama yan yana yaşamaları imkânsız.

- Bu iletişim çağında, “sürdürülmesi olanaksız bir düzen”; baskı, fakirlik ve gerilik patlamalara yol açmak zorunda, aynen bir volkanın patlaması gibi. Ancak doğada volkan patladıktan sonra “kendi koşullarını da beraberinde hazırlıyor”; fiziki, kimyasal ve biyolojik yeniden yapılanmayı sağlıyor.

- Ama toplumsal olaylar farklı; “doğa mühendisliği gibi bir toplum mühendisliği yok.” Çünkü insanın aklı var; kendi toplumsal koşullarını yeniden yaratıyor. Doğadaki girdi çıktı ilişkisinden (ve determinizmden) çok farklı.

Arap dünyasında başlayan ve Müslüman dünyası başta olmak üzere diğer azgelişmiş ülkelere de sıçraması olası bir süreç ile karşı karşıyayız.

Ortadoğu’nun  özelliği

Arap dünyası hep sömürge olarak kalmış ve bağımlılıktan hiçbir zaman kurtulamamış. Fas’tan Mısır’a, Ürdün’den Körfez ülkelerine kadar sahip olduğu özellikler şunlar:

- İngiltere’nin, Fransa’nın, Osmanlı’nın ve diğerlerinin “himayesi altında yaşamışlar”. Sonra bunlara Amerika eklenmiş.

- Demokrasi hiçbir zaman gerçek anlamda gelişmemiş. Çünkü bunu sağlayacak iç dinamikler ve kurumlaşmalar oluşamamış.

- Çoğunda feodal yapı değişmeden sürmüş; din ve feodal yapı bütünleştirilmiş. Şeyhlikler, sultanlıklar, krallıklar ve benzerleri, “günün şartlarına uydurularak devam etmiş”.

- Bölgede Türkiye ve İran dışında demokrasi girişimleri ciddi şekilde uygulanamamış; Türkiye’de Atatürk devrimleri ile birlikte elde edilen bağımsızlık sonucu Avrupa benzeri demokratik girişimler başlatılabilmiş. İran’da ise çok kısa Musaddık döneminin adeta bir kerelik denemesi görülmüş; petrol yüzünden, petrol şirketleri bunun gelişmesine izin vermemiş. Önce “şahlık düzeni” getirilmiş; buna tepki olarak da mollalar iktidara gelerek bir İslam Cumhuriyeti oluşturmuşlar.

Koskoca Müslüman dünyasında Batı tipi demokrasiye ve çağdaş değerlere “tek yakın ülke” olarak Türkiye’nin gösterilmesi zaten her şeyi anlatıyor.

İş  nereye  gider ?

- Arap dünyasında galiba “cin şişeden çıktı”, artık yığımlı olarak süreceğe benzer.

- Diktatörlere ve baskı rejimine karşı;

- Fakirliğe, sefalete, işsizliğe, “kısacası azgelişmişliğe karşı çağdaş değerlere ve demokrasiye ulaşma talepleri ile yüz yüzeyiz”.

Ancak  ortada  ilginç  bir  çelişki  var :

Meydanlarda  başkaldıranlar  kimlerdir;  sendikalar  mı,

çiftçiler  mi,  asker  mi ?

——— Hiçbirisi..!!!!! ———

Askerleri bir kenara bırakırsak; zaten diğer kesimlerde böyle bir kurumsallaşma yok.

Olsaydı,  Arap  dünyasında  gerçek  demokrasi  yeşermeye  çoktan  başlardı.

- İslami  örgütlerin  Mısır  olaylarında  boy  gösterdiği  anlaşılıyor.

“Müslüman  Kardeşler”  taraf  olduğunu  ifade  etti.

Meydanın  kime  kalacağı  besbelli…

- Onun dışında, ortada “anonim halkı” görüyoruz.

Hatta yağmacılar da halkın bir parçası olmuşlar.

Okumaya devam edin ‘Araplar İçin Örnek Türkiye mi ? Yoksa…’




İstatistikler

  • 1,901,828 Tıklama

Eylül 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 37 takipçiye katılın