Archive Page 124

03
Şub
11

TÜRKLER VE AVRUPALıLAR – ( 2 )

Bu gün yazı dizimizin bu bölümünde, sizlere Türklerle Avrupalılar arasındaki anlayış farkını ortaya koyacak en önemli Tarihsel olayları, 500 yıl kadar öncesine giderek sunmaya çalışacağız.

Osmanlı Sultanı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika üzerinde bir imparatorluğu yönettiği ve büyük sayıda Ermeni’yi İstanbul’a göç ettirip, İstanbul’da bir Ermeni patrikhanesi kurduğu (1463)’ten 40 yıl kadar sonrasını ele alıyoruz. O dönemde, Müslüman Emevileri yenerek İspanya’ya hâkim olan İspanyolların Dinsel Engizisyon mahkemesi vasıtasıyla bütün Müslümanları yok ettiği ve daha sonra Katolikler dışındaki diğer mezhep ve Yahudilere tam bir soykırım uyguladığını biliyoruz. Osmanlı Sultanı, 2. Beyazıt’ın, bu soykırımı önlemek için özel gemiler gönderip, özel izinler alarak yüz binlerce masum insanı, Engizisyon’un elinden kurtarıp, kendi ülkesinde ve kendi kuralları çerçevesinde özgürce yaşamaları ve ibadet etmelerine izin verdiğini de unutmuyoruz.

İşte bu olayların geçtiği 1490’lardan 15-20 yıl kadar sonra, Avrupa ülkeleri yeni bulunan bir kıtadan, nasıl yararlanacakları arayışları içinde bulunuyorlardı. Şimdi bu konudaki gelişmeleri pek derin incelemeye gerek duymadan, ansiklopedik bilgiler çerçevesinde izlemeye çalışacağız.

“Amerika’nın fethi sırasında yapılan kıyımdan Meksika’daki Çiçimekalar ya da Şili’deki Araukanlar gibi, her türlü asimilasyona karşı çıkan kabilelerin yok edilmesinden sonra, maden ocaklarındaki zorunlu çalışmadan kaynaklanan ölümler, mikrobik hastalıklar, korkunç salgınlara yol açar. Meksika yerlilerinin sayısının 1519’da on milyon kadar olduğu sanılmaktadır. 1650’de burada yalnızca bir buçuk milyon yerli kalmıştır. Tüm Güney Amerika için nüfus azalmasının (aynı süre içinde) yirmi milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Antil Adaları’nda yerliler hemen hemen tamamen yok olmuşlardır. Hıristiyanlaştırma çabası sömürgeleştirmeye eşlik eder; daha 1528 yılında 28 piskoposluk kurulmuştur… Bazı kabileler Hıristiyanlaştırılmaktan kurtulmak için ormanlara ve dağlara sığınırlar.” (1)

Okumaya devam edin ‘TÜRKLER VE AVRUPALıLAR – ( 2 )’

03
Şub
11

“Aynaya bak mübarek Başbakan”

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural Başbakan Erdoğan’ın dün partisinin Meclis grup toplantısında Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e yaptığı ‘halkın sesine kulak ver’ çağrısına tepki göstererek “Aynaya bak mübarek Başbakan” diye konuştu.

Vural AKP ile CHP arasında yaşanan ‘toplu açılış’ polemiğine “Tv’lerdeki programların açılışını da başbakan yapsın” sözleriyle katıldı.Vural muhalefeti ve yargıyı eleştiren Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın eleştirilerine “Gelsin AKP’den aday olsun, muhalefete dil uzatmasın” yanıtını verdi.

Vural Meclis’te, Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’la birlikte düzenlediği basın toplantısında, gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğan’ın dün partisinin Meclis grup toplantısında, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e yaptığı ‘Halkın sesine kulak ver’ çağrısını hatırlatan Vural, bölge ülkelerindeki gelişmeleri, “Kukla demokrasilerle Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor” şeklinde değerlendirdi.


“Aynaya bak mübarek Başbakan”

Lübnan’da Hariri’nin yanında olan Başbakan’ın Tunus ve Mısır’daki gelişmelere ancak ABD Başkanı Obama’nın telefonundan sonra sesini çıkardığını belirten Vural “Başbakan Mısır üzerinden demokrasi çağrıları yapıyor ama dön de ülkede bak. Başbakan yeni rol gayretkeşliğine soyundu” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın Ortadoğu’da krallardan üstün hizmet ödülleri aldığını ifade eden Vural, “Başbakan için kral öldü yaşasın kral. Ödüller alırken kimden aldığını bilmiyor muydu? O zaman Mısırlı, Tunuslu yok muydu? Ortadoğu’da Başbakan’ın özlem duyduğu başkanlık sistemi yıkılıyorsa bundan ders alması gereken Başbakan’dır. Türkiye giderek Ortadoğu sultanlarının yönettiği ülkelerle uyumlu hale getirilmek isteniyor. Meclis’e uymayan Recep Tayyip Erdoğan Meclisi kendine uydurmak istiyor, millete uymak yerine milleti kendine uydurmak istiyor.

Benim tarafımda olmayan bertaraf olur diyen Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık asma kesme yeri diyen Recep Tayyip Erdoğan, siyaset terziliği yapan başterzi Recep Tayyip Erdoğan. Hüsnü Mübarek’e halka kulak ver diyor. Halka kulak vermesi gereken kendisi. Başbakan’a sesleniyorum; aynada kimi görüyorsun, aynaya bak, Mübarek’e akıl verirken aynada kimi görüyorsun Mübarek Başbakan” diye konuştu.

“Mübarek üzerinden demokrasi havarisi kesildi”

Başarısız Devletler Endeksi’nde Türkiye’nin Mısır, Tunus, Ürdün gibi ülkelerle aynı kategoride olduğunu, Türkiye’nin kötü yönetildiğini ifade eden Vural “Mübarek üzerinden demokrasi havarisi kesilen başbakana aynaya bak deme hakkına sahibiz” dedi. Vural, Başbakan Erdoğan’ın iki partili sistemle, TBMM’yi Mübarek’in, Zeynel Abidin Bin Ali’nin Meclisi haline dönüştürmeye çalıştığını da savundu.

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/aynaya-bak-mubarek-basbakan/

03
Şub
11

Gençlik, Bursa Nutku için Meydana İniyor…

5 Şubat Cumartesi günü,15:00 – 16:00 saatleri arasında Atatürkçü Düşünce Derneği Gençlik Kolları ve Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Örgütleri olarak Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda yapılacak basın açıklamasından sonra amaç edindiğimiz Bursa Nutku’nu hep birlikte okumaya sizleri de davet ediyoruz.

http://www.addbakirkoygenclik.org/?p=1709

İletişim:
Umut Gürel GÜRLER : 0507 768 39 42
Ali Remzi GEMALMAZ: 0536 891 65 56
Erdem CAN: 0536 402 11 43

Adres: Zuhuratbaba mah. Zuhuratbaba cad No:13 D: 2 Bakırköy
İlçe binası TEL: (212) 570 29 22

ADD BAKIRKÖY GENÇLİK KOLU

03
Şub
11

DEV PANEL: Banu AVAR – Erdal SARıZEYBEK 5 ŞUBAT’ta KADıKÖY’de

02
Şub
11

Cemal Nasır’sız ayaklanmaya, “Halk Devrimi” denir mi ?

Ağzı  olan  konuşuyor..

Elini ensesine atan masabaşında yazıyor : “Mısır’da halk devrimi”, “Baskıcı rejimlerin sonu geliyor.”, “İsrail Mübarek’i destekliyor, demek ki Mısır’da devrim oluyor.”, kusura bakmasınlar ama en ahmakçası da “Mısır’da yaşanan devrim dalgası Türkiye’yi bile etkileyecek ve baskıcı politikaları yüzünden Tayyip Erdoğan’da devrilecek” fikri.

Hangi  devrim  dalgası ?

Mısır’da  devrim  mi  oluyor  yoksa  “kendimize  AKP’yi  örnek  alıyoruz”  diyenler  mi  iktidar  oluyor ?

AKP’den  ders  almak  için  Türkiye’ye  giden  uçaktan  Mısır  istihbaratı  tarafından  indirilen  müslüman  kardeşler  iktidar  mı  oluyor ?

Sırbistan, Ukrayna ve Gürcistan’da faaliyet gösteren Soros Çocukları Otpor’un amblemlerini taşıyan 6 Nisan örgütü mü halk devrimi yapıyor.

Ne yani AKP bir halk devrimi miydi, Yugoslavya’nın parçalanması bir halk devrimi miydi, Ukrayna’nın NATO’ya bağlanması projesi, Gürcistan’ın parçalanması bir halk devrimi mi, Mısır’da Nobel ödüllü adamı Devlet Başkanı yapmak halk devrimi mi ?

Hadi  yapmayın  n’olur  ya,  yapmayın…

 

HALK  CUMHURİYET  MİTİNGLERİNDEYDİ

Halk devrim yaparsa, kendisini bağımsız yapan lidere, bayrağa ve kurtuluş savaşına sahip çıkar.

Halk harekete geçince sözde değil özde bayrak taşır, herkesin elinde ülkesinin bağımsızlık bayrağı olur, herkes devrimci liderine sahip çıkar O’nun fikirlerini savunur.

Evet böyle mitinglere halk mitingi denir ama halk devrimi için sadece mitingilerde toplanmak da yetmez, program gerekir, devrimci kadrolar iktidara taşınmalıdır.

Evet ya bizim Cumhuriyet Mitinglerimizde halk vardı, devrimciydi, devrimin bayrağını ve devrimin liderinin resimlerini taşıyordu ama devrimci programını oluşturamadığı için “devrim” i yapamadı.

Okumaya devam edin ‘Cemal Nasır’sız ayaklanmaya, “Halk Devrimi” denir mi ?’

01
Şub
11

İLGİNÇ TESADÜF !

Mısır ve İslam dünyasındaki haberleri bizimkiler alenen çarpıtıyor.

Onlara göre Mısır ve Hüsnü Mübarek çökerse ampul takımı ve Tayyip Erdoğan’ın yıldızı parlayacakmış.

Yesinler mantığınızı.

O uzman kalemler İslam dünyası ve Arap âlemini tanımadıklarını, cehaletlerini kanıtladılar.

Araplar, aynı bizimkiler gibi sokakta ne kadar yaşa varol deseler bile kemiklerine kadar Osmanlı’ya duydukları nefret dolular ve Türkleri de sevmezler.

Çıkarları için yaşa varol derler ama öyle kandırdılar bugüne kadar ampul takımını.
Bu yüzden Erdoğan’ın İslam dünyasının parlayan yıldızı olması, Arapların onu kabullendikleri anlamına gelmez.

Ama Mısır olayı aslında Amerika’ya yaltaklananlara ders olması lazım gelen bir dizi gerçekleri yansıtır.

Hem Tunus hem de Mısır lideri, ABD’nin uzun süreli hizmetkârlarıydı.

Yaklaşık ikisi de 30 yıl hizmet ettiler efendilerine.

Hatırlarsanız ABD, bir dizi işlerini bu iki ülke üzerinden yürütmüştü.

Bu  liderlerin  yolsuzluklara  bulaşmış  olması,  herkese

dürüstlük  dersi  veren  ABD’yi  bugüne  kadar  hiç

rahatsız  etmedi.
 

Ne zaman ki bu liderler bir süredir işine yaramadı işte o zaman bunları değiştirip yerlerine yeni adamların getirilmesi kararlaştırıldı.

Bu hazırlanan yeni liderlerin koyu dinci veya dinsiz olması, halkını ezmesi veya soyması Washington’un hiç de umurunda değil, ABD’ye ne kadar biat edecekleri verilen emirleri ne kadar uygulamaya koyacakları önemli.

Bu  kadar  basit…

Okumaya devam edin ‘İLGİNÇ TESADÜF !’

01
Şub
11

CIA’nın Bidon Kafa Devrimi (!)

Tiranlar,  onlarca  yıldır  koltuktalar…

Dahası,  Haçlı  tarafından  atandıkları  koltukları  kendilerine  hanedan  var  sayıp,

çocuklarına  bırakma  niyetindeler !..

Ama  koltuğun  asıl  sahibi  bunu  istemiyor !..

Sözün  özü ;  son  kullanma  tarihi  gelen  Tiranlar,  yer -

lerine  konulacak  yeni  işbirlikçilere  fırsat  yaratmak

için  temizleniyor !..

Daha  önce  atandıkları  ABD  tarafından !..

İpleri  de  kendi  halklarına  çektiriliyor !..

Bizim  yerli  işbirlikçi  pezevenklerin  götleri  de  bu

yüzden  tutuştu…

Bu  kadar  basiiiit…

—————————————————————————————————————————————————————————————————————

Demokrat Obama, “Mısır’ın geleceğini halk belirleyecek” demiş..

Beyaz Saray “halkçıdır” bilindiği gibi!..

Orta Doğu şalak mallak sallanıyor, keramet kimin?!.

Tersten dalalım ve “CIA’nın kerametinden sual olunmaz” diyelim..

Petrol ve strateji alanlarındaki Tiranların paçası tutuşmuş vaziyette.

Sayalım…

Tunus-Bin Ali. Mısır-Mübarek.

Ürdün-Abdullah.

Libya-Kaddafi. Fas-Mehmet.

Yemen-Salih.

Filistin-Abbas.

Cezayir-Buteflika.

Suudi-Abdullah…

Kim bu muhteremler ?

Petrolden zıkkımlanan tiranlar…

Perişan halklarının üzerinde hanedanlaşan bu zevat, gücünü kimden alıyor ?

ABD’den..!

Ülkenin doğal kaynaklarını Batı’ya peşkeş çekip kendi halklarının üzerinde istibdat eden bu zorbaların gücü nereden ?

Haçlı imparatorların sağladığı korumadan (Kaddafi falan yanıltmasın, geldiği nokta budur)…

Eeee olan biten nedir ?

Okumaya devam edin ‘CIA’nın Bidon Kafa Devrimi (!)’

01
Şub
11

Özel jetleriyle kaçacak olanlar !

Lübnan’daki Sur şehrinin kraliçesi Elishar, Romalılardan kaçarak adamları ile birlikte Tunus’a sığınır.

Dönemin Tunus kralından bir öküz postu kadar yer ister.

Kral, bu teklifi kabul edince Elishar, öküz postunu mümkün olduğu kadar ince bir iplik haline getirerek, bu iplikle sınırlarını çizdiği bir araziyi işgal eder ve M.Ö. 814 yılında, Kartaca devletini kurar.

***

Peki  ABD  2800  yıl  sonra  Tunus’ta  nasıl  örgütlendi ?

Banu Avar’ın tespitlerine göre “1990’lardan beri Tunus’un kılcal damarlarına yerleşmiş Batılı örgütler, öncelikle eğitim sendikalarını denetleyip dönüştürmüşlerdi.

İnsan hakları ‘aktivistleri’ Tunus’un her yanındaydı. Halkın sokağa dökülmesinde Batı denetimindeki sendikalar büyük rol oynadı.

Halkın öfke ve isyanı belli kurumlarca denetlendi ve yönlendirildi.

Tunus, 2002’de Bush tarafından başlatılan ‘Orta Doğu İşbirliği Girişimi’nin bölgesel ofislerinden birine ev sahipliği yapıyor.

Diğer ofisler Lübnan, Mısır ve Filistin’de bulunuyor.

Yemen ve Bahreyn, Girişim’e katılıyor. ABD, 2002’den beri ’Girişim’ vasıtasıyla, ekonomi, eğitim, kadın hakları, politik özgürlükler ve özellikle politik İslam konularında çeşitli kurumları fonlamaktadır.”

***
ABD, daha önce de Yugoslavya, Gürcistan, Ukrayna, Beyaz Rusya, Kırgızistan, Kazakistan, Azerbaycan, Ukrayna gibi ülkelerde öküz postu kadar bir yer edindikten sonra, o postu örümcek ipliği kadar incelterek bu ülkelerin yarım aydınları ve markacı gençleri arasında birer ağ kurmuştu.

Bazılarında başarılı oldu. Bu örümcek ağlarının nasıl kurulduğunu, Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında adlı eserinde ayrıntılarıyla anlatır.

Örümcek ağlarının kuruluşunda, işbirlikçiler arasında, sadece siyasiler değil, generaller ve işadamları da vardır.

Fakat Mısır’daki isyanın altıncı gününde, bugüne kadar, gerçekte Amerikan istihbaratının kurduğu güdümlü toplum kuruluşlarına yardımcı olan ülkenin en varlıklı kişileri, 19 özel jetle, Kahire havaalanından kaçtı.

Kaçanlar arasında Telekom patronu Necib Sawiri ve oteller kralı Hüseyin Salim de var.

ABD, onları da sattı.

Okumaya devam edin ‘Özel jetleriyle kaçacak olanlar !’

01
Şub
11

İzmir’de Sarızeybek Fırtınası

ADD Narlıdere’nin ve ardından ADD Urla şubesinin düzenlediği Erdal Sarızeybek etkinliğinden İlk Kurşun gazetesi olarak sayın Sarızeybek’in konuk olduğu ve çok yoğun ilgi ile karşılaşılan söyleşilerde ulusal sorunlarımızın herbirine değinen Sarızeybek etkinliğinden edindiğimiz bilgileri ve fotoğrafları İlk Kurşun okuyucuları ile paylaşıyoruz:

-”ADD HEDEFTE”
-‘’MHP ÜZERİNDE OYUNLAR OYNANIYOR, 2 PARTİLİ DÜZEN İSTENİYOR’’
-‘’PKK’NIN ARKASINDA AB,ABD,İSRAİL VAR’’
-‘’MOLLA MUSTAFA BARZANİ İSRAİL AJANIDIR’’
‘’TERÖRLE OLAN HESABIMIZ ÇOK AĞIR BİR HESAP’’

Bize kimse televizyonlara çıkıp terörle olan hesabımızı anlatmıyor !

Benim 32 yılım terör ile mücadele içinde geçti.

Terörle mücadele sırasında bugüne kadar 6500 insanımız can vermiş.

Terör yüzünden 2 milyon insan yerinden yurdundan göç etmiş.

En önemlisi 300 milyoar dolarımız bu hain saldırılarla mücadele için harcanmış,aktarılmış.

Bu çok ağır bir hesaptır !

Terörle mücadelemiz çok ağır bir hesaptır !

Bu hesabı vermeyenler,yarın öbür gün bunun altında kalırlar !

 

Okumaya devam edin ‘İzmir’de Sarızeybek Fırtınası’

01
Şub
11

Banu AVAR ve Eren ERDEM ‘BENGÜTÜRK TV’de

2  Şubat  2011  Çarşamba,  saat  21:00  –  24:00

Banu AVAR ve Eren ERDEM Bengütürk TV’de Özcan PEHLİVANOĞLU’nun

konukları  olacaklar..

Konu :  “İSLAM  VE  KAPİTALİZM  İLİŞKİSİNDE  MISIR  VE  TUNUS

OLAYLARI”…

BENGÜTÜRK  TV  Yayın  Frekansları :

D – SMART  175. Kanal

TURKSAT  3A UYDUSU

Frekans : 12015

Sembol : 27500

Polarizasyon : H – Yatay

Fec : 5/6


01
Şub
11

DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ İÇİN KAMUOYUNA DUYURU : ÇOK GEÇ OLMADAN.!!!

Biz,  aşağıda  imzası  olan  barolar,  demokrasi  için  bu  duyuruyu,  çok  geç

olmadan,  duyarlı  kamuoyu  ile  paylaşıyoruz :

1. 12 Eylül 2010 “referandum”unda Anayasa’da yapılan değişikliklerle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) siyasal iktidarın doğrudan ve dolaylı etkisine açık şekilde yapılandırılmıştır.

2. Ne yazık ki bu “referandum” öncesinde halkımız Anayasa değişikliklerinin içeriği ve gerçek amacı konusunda bilgilendirilmemiş veya yanlış bilgilendirilmiştir.

3. Sivil toplumu oluşturan hiçbir kesimle uzlaşılmadan alelacele yapılan bu Anayasa değişikliği sonrasında, HSYK, adeta Adalet Bakanlığı’nın bir dairesi haline getirilmiştir. Bundan sonra Yargıtay ve Danıştay da yürütme organına bağımlı kılınmak istenmektedir. Nitekim HSYK kısa bir süre içinde yaptığı tasarruflarla bu kuşkuları doğrulamış ve güven kaybına neden olmuştur.

4. Siyasi iktidar, 2007 yılında hazırladığı yasa tasarısıyla Yargıtay’ın üye sayısının 150 ile sınırlandırılmasını öngörmüştür. Bugün ise HSYK’nın siyasi iktidara doğrudan veya dolaylı şekilde bağımlı hale getirilmek suretiyle yeniden yapılandırılmasından sonra, Yargıtay’ın üye sayısı 250’den, 387’ye, Danıştay’ın üye sayısı 95′ten 151’e çıkarılmak istenmektedir.

5. HSYK’nın açıklandığı şekilde yeniden yapılandırılmasından sonra, bu iki yüksek mahkemenin üye sayısının bir anda, daha önce Cumhuriyet tarihinde görülmemiş şekilde arttırılmak istenmesinin nedeni, siyasi iktidara bağımlı bir yüksek yargı yaratmaktır.

6. Bilindiği üzere Yargıtay ve Danıştay’a üye seçimi, siyasi iktidara bağımlı hale getirilmiş bu HSYK tarafından yapılacaktır.

7. Yargıtay ve Danıştay’ın üye sayısının artırılmasına gerekçe olarak gösterilen iş yükünün sebebinin, öncelikle, ilk derece mahkemelerindeki ve soruşturma evresindeki yapısal sorunlar olduğu açıktır. Buna rağmen kamuoyu, yanlış bilgilendirilmekte ve yüksek mahkemelerin üye ve daire sayısının artırılmasının tek çözüm olduğuna inandırılmak istenmektedir. Oysa yapılmak istenen, Yargıtay ve Danıştay’ı, iş yükü bahane edilerek, yürütme organına bağımlı hale getirmektir. Yüksek yargının yürütme organına bağımlı kılınması sonucunda, demokrasinin vazgeçilmez şartı olan kuvvetler ayrılığı ortadan kalkacaktır.

8. Yargıtay’ın yeniden yapılandırılmasında siyasi iktidarın niyetini en açık şekilde ortaya koyan düzenleme, yeni üyelerin atanması ile birlikte Birinci Başkanlık Kurulu’nun kendiliğinden lağvedilmesinin öngörülmesidir.

Okumaya devam edin ‘DEMOKRASİ VE HUKUK DEVLETİ İÇİN KAMUOYUNA DUYURU : ÇOK GEÇ OLMADAN.!!!’

01
Şub
11

OTPOR Çocukları Mısır’da

Mısır’daki olayların perde arkası oldukça karmaşık.

Genel kanı olayların kimin tarafından yönlendirildiğinin bilinmemesi yada olayları çıkaran güçlerin yeterince örgütlü olmaması yüzünden karmaşanın hakim olduğu yönünde.

Ancak bir fotoğraf karesi ve Wikileaks’in ortaya koyduğu Amerikan kriptoları bugün kü olaylarla batı arasında açık bağlantılar olduğu ve özellikle ABD’nin Mısır olaylarını baş örgütleyicisi 6 Nisan Gençlik Hareketi’ni 2008′den beri yakın takibe aldığını ortaya koyuyor.

TİŞÖRTE  BAK  HİZAYA  GEL

Fotoğrafa dikkatli bakın…

Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna gibi ülkelerde Amerikan desteğiyle Amerikancı rejimler oluşturmayı hedefleyen Sırp kökenli karşı devrim örgütü Otpor’un amblemi.

Peki amblem kimin üstünde ?

Mısır’daki 6 Nisan Gençlik Hareketi’nin üyelerinin üstünde.

Otpor Sırbistan’da doğdu ama hızla yayıldı.

Bu fotoğraf Sırbistan’ın Vest gazetesinde yayınlandı.

Fotoğrafın altında “Mısır’da Otpor etkisi” başlığı yazıyordu.

Mısır’daki olaylarda Amerika’dan açık destek alıp Amerikancı rejimler oluşturmak isteyen Otpor’un da rol aldığı bu fotoğrafla açıkça ortaya çıkıyor.

Kahire’yi zorda bırakan olayların önce Facebook üzerinden örgütlenip 87 bin üyeye ulaşan 6 Nisan Gençlik Hareketi’nin öncülüğünde çıkması Otpor bağlantısıyla birlikte ele alınınca olaylardaki batı parmağının bir kısmını deşifre ediyor.

Üstelik Sırp gazeteleri Alo ve Vest 6 Nisancıların Otpor tarafından eğitildiğini de yazıyor.

Zaten Mısırlı gençlerin Otpor amblemi taşıyan tişörtler giymesi de yeterince açıklayıcı.

AHANDA  WİKİLEAKS

Mısır’daki olaylar Wikileaks belgelerinde de yer almış.

Okumaya devam edin ‘OTPOR Çocukları Mısır’da’

31
Oca
11

HAKSIZLIĞA BOYUN EĞDİKÇE YENİLERİ GELECEKTİR !

Dünyada; küresel ısınmanın neden olduğu doğal âfetlerden, sosyal ve siyasal huzursuzluklara kadar, bir çok belâ ülkeleri tehdit etmekte, yakın çevremizdeki yangın, adım adım bize de yaklaşmaktadır.

Her ülkenin bu gibi olağanüstü durumlarda öncelikle güvenebileceği örgütlü gücü silâhlı kuvvetleri olması gerekirken,tarihin asla affetmeyeceği bir plânla Silâhlı Kuvvetlerimiz sırtından hançerlenmiştir.

Çuval  geçirmekten,  Kozmik  oda  tecavüzüne :

Doğruluğu kuşkulu günlüklerden yola çıkarak Ergenekon gibi özel seçilmiş bir isimle yargı yolunu açmaktan, rutin bir plân seminerinden darbe plânı üretip terfi ve tayin sistemini alt üst etmeye: Kuvvet Komutanlarına suikast girişimi, terör örgütü üyeliği, casusluk, fuhuş gibi aşağılayıcı suçlamalardan, “bana bağlı memursun” gibi tahrik edici söylemlere kadar, birçok senaryo, Silâhlı Kuvvetlere karşı maksatlı olarak haince kurgulanmış ve uygulanmıştır.

Peki  bu  senaryo  karşısında  Komuta  kademesi  ne  yapmıştır ?

Devlet ciddiyetiyle, fakat şeytanca plânları göremeden “Hukuka saygılıyız.Sabırla yargılanmaların sonucunu bekleyeceğiz” demiştir.
Ve bu kalleşçe saldırı karşısında asker; korumakla yükümlü olduğu vatanında devleti tarafından düşmanca saldırıya uğrayıp kendini koruyamaz duruma düşmüş bir görüntü vermeye başlamıştır.

Vatandaşlar nezdinde de, yalan ve iftiralara inananlar, “acaba doğru mu?” diye kuşkuyla bakanlar , inanmasa da askerin kendini savunamamasına kızanlar şeklinde, birbirinden farklı fakat aleyhte kanılar oluşması önlenememiştir.

Peki ne yapılsaydı ?

Okumaya devam edin ‘HAKSIZLIĞA BOYUN EĞDİKÇE YENİLERİ GELECEKTİR !’

31
Oca
11

Araplar İçin Örnek Türkiye mi ? Yoksa…

Arap  dünyasında,  “Avrupa  benzeri  bir  demokrasi  gelişmeye  başlarsa”  ulusal  çıkarlar

ön  planda  tutulacağı  için  bölgenin  yeniden  yapılandırılması,  Batı  açısından  imkânsız

hale  gelecektir.

Bu  nedenle  Batı  için  ideal  olan,  Arap  ülkelerinin  “açık  ülkeler   haline  getirilip

kontrol  edilebilmeleridir.”

Mısır  başta  olmak  üzere,  “reform  taleplerini”  bu  yönde  yapacaklardır.

Bizim  yerli  “stratejist”  fikir  fahişelerinin  ahkâm  kesmelerine  bakmayın…

Onlar  bağlı  bulundukları  köpek  kulübelerinin  SOROS’bu  evlâdı  olmanın  gereğini

yapmaktalar…

Bu  kadar  basit…

————————————————————————————————————————————————————————————–

- Tunus, Mısır, Lübnan, Yemen ve Ürdün’de “rejime ve iktidara karşı” gösteriler ve ayaklanmalar,

- Arap (ve Müslüman) dünyasında büyük toplumsal hareketlenmeler,

- Kökeninde “baskı rejimleri, diktatörler” ve onların sürdürdüğü azgelişmişlik var.

- Gelir bölümü bozuk; insanların çoğunluğu sağlık, eğitim, konut, besin konusunda ilkel bir yaşam sürdürüyor. Buna karşı “varlıklı bir iktidar azınlığı” her şeye sahip. İşsizler ordusu ile zenginler azınlığı toplumsal dokuyu oluşturuyor. Ama yan yana yaşamaları imkânsız.

- Bu iletişim çağında, “sürdürülmesi olanaksız bir düzen”; baskı, fakirlik ve gerilik patlamalara yol açmak zorunda, aynen bir volkanın patlaması gibi. Ancak doğada volkan patladıktan sonra “kendi koşullarını da beraberinde hazırlıyor”; fiziki, kimyasal ve biyolojik yeniden yapılanmayı sağlıyor.

- Ama toplumsal olaylar farklı; “doğa mühendisliği gibi bir toplum mühendisliği yok.” Çünkü insanın aklı var; kendi toplumsal koşullarını yeniden yaratıyor. Doğadaki girdi çıktı ilişkisinden (ve determinizmden) çok farklı.

Arap dünyasında başlayan ve Müslüman dünyası başta olmak üzere diğer azgelişmiş ülkelere de sıçraması olası bir süreç ile karşı karşıyayız.

Ortadoğu’nun  özelliği

Arap dünyası hep sömürge olarak kalmış ve bağımlılıktan hiçbir zaman kurtulamamış. Fas’tan Mısır’a, Ürdün’den Körfez ülkelerine kadar sahip olduğu özellikler şunlar:

- İngiltere’nin, Fransa’nın, Osmanlı’nın ve diğerlerinin “himayesi altında yaşamışlar”. Sonra bunlara Amerika eklenmiş.

- Demokrasi hiçbir zaman gerçek anlamda gelişmemiş. Çünkü bunu sağlayacak iç dinamikler ve kurumlaşmalar oluşamamış.

- Çoğunda feodal yapı değişmeden sürmüş; din ve feodal yapı bütünleştirilmiş. Şeyhlikler, sultanlıklar, krallıklar ve benzerleri, “günün şartlarına uydurularak devam etmiş”.

- Bölgede Türkiye ve İran dışında demokrasi girişimleri ciddi şekilde uygulanamamış; Türkiye’de Atatürk devrimleri ile birlikte elde edilen bağımsızlık sonucu Avrupa benzeri demokratik girişimler başlatılabilmiş. İran’da ise çok kısa Musaddık döneminin adeta bir kerelik denemesi görülmüş; petrol yüzünden, petrol şirketleri bunun gelişmesine izin vermemiş. Önce “şahlık düzeni” getirilmiş; buna tepki olarak da mollalar iktidara gelerek bir İslam Cumhuriyeti oluşturmuşlar.

Koskoca Müslüman dünyasında Batı tipi demokrasiye ve çağdaş değerlere “tek yakın ülke” olarak Türkiye’nin gösterilmesi zaten her şeyi anlatıyor.

İş  nereye  gider ?

- Arap dünyasında galiba “cin şişeden çıktı”, artık yığımlı olarak süreceğe benzer.

- Diktatörlere ve baskı rejimine karşı;

- Fakirliğe, sefalete, işsizliğe, “kısacası azgelişmişliğe karşı çağdaş değerlere ve demokrasiye ulaşma talepleri ile yüz yüzeyiz”.

Ancak  ortada  ilginç  bir  çelişki  var :

Meydanlarda  başkaldıranlar  kimlerdir;  sendikalar  mı,

çiftçiler  mi,  asker  mi ?

——— Hiçbirisi..!!!!! ———

Askerleri bir kenara bırakırsak; zaten diğer kesimlerde böyle bir kurumsallaşma yok.

Olsaydı,  Arap  dünyasında  gerçek  demokrasi  yeşermeye  çoktan  başlardı.

- İslami  örgütlerin  Mısır  olaylarında  boy  gösterdiği  anlaşılıyor.

“Müslüman  Kardeşler”  taraf  olduğunu  ifade  etti.

Meydanın  kime  kalacağı  besbelli…

- Onun dışında, ortada “anonim halkı” görüyoruz.

Hatta yağmacılar da halkın bir parçası olmuşlar.

Okumaya devam edin ‘Araplar İçin Örnek Türkiye mi ? Yoksa…’

31
Oca
11

SALTANAT HUKUKU

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylaması sonucunda Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapıları siyasi iktidarın isteği doğrultusunda yeniden şekillendirildi. 11 Aralık 2010 tarihinde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde HSYK’nın kuruluşu, teşkilatı, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esaslarının düzenlenmesi amacıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası kabul edilmiştir. 11 Ocak 2011 tarihinde Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa Tasarısı, Bakanlar Kurulu tarafından TBMM’ye gönderilmiştir.

24 Ocak 2011 tarihinde Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan ve 2797 sayılı Yargıtay Yasası, 2575 sayılı Danıştay Yasası, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Yasası, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Yasası, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri hakkındaki yasalarda değişiklik yapılmasını içeren, “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”, Bakanlar Kurulu tarafından TBMM’ye gönderilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa Tasarısı, TBMM Anayasa Komisyonu’nda, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ise, TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülmektedir. Komisyonlarda görüşmeler tamamlandıktan ve kabul edildikten sonra, her iki tasarı da yasalaşmak üzere TBMM’nin gündemine gelecektir.

Siyasi iktidar, çok aceleci davranarak, adeta yangından mal kaçırır gibi, hazırladıkları tasarıların ivedilikle yasalaşması için çalışmalar yapmaktadır. Bu yüzden komisyonlarda siyasi iktidar tarafından, tasarı üzerinde milletvekillerinin konuşmaları beş dakika ile sınırlanmış ve verecekleri önergelere kısıtlama getirilmiştir. Amaç tasarıların üzerinde fazla görüşülme yapılmadan, kendi istedikleri biçimle yasalaşmasını sağlamaktır.

Okumaya devam edin ‘SALTANAT HUKUKU’

31
Oca
11

Eşkıya kim tartışması !

CHP Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ile TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu’nun CHP’li üyelerinden oluşan 10 milletvekili yüksek yargıda yapılacak değişikliklere tepki olarak yayımladıkları bildiride halkı anayasal ve meşru zemin içinde direnmeye ve muhalefete çağırdı.

Bildiride “Türkiye’de, devlet yönetiminde, ‘Benim memurum, benim müsteşarım, benim bakanım’ döneminden sonra, ‘Benim yargıcım’ dönemi yeni HSYK yapılanmasıyla birlikte Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tasarısıyla birlikte hayata geçirilmek istenilmektedir” denildi.

Tayyip Erdoğan, bu bildiride imzası bulunanlara “Eşkıya mısınız siz?” diye seslendi!

Oysa istenen, meşru direniş idi !

***

Eğer diktatörlüğe karşı çıkmak, eşkıyalık ise Genişletilmiş Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin eş başkanı Tayyip Erdoğan’a göre Tunus ve Mısır’da sokak gösterileri yapan insanlar eşkıya oluyor!
Aynı projenin aslî başkanı Obama ise Tunus ve Mısır halkının sokak hareketlerini “barışçıl gösteriler” diye yorumluyor ve şiddetle bastırılmaması gerektiğini söylüyor.
Yine CHP Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli’nin “Komisyonda yaşananları kabul etmemiz mümkün değil. Hükümet yargıdan intikam almak istiyor. Dün yaşananlar sanki dağ başında yaşandı. Kaba güç, sayısal çoğunluklarına güvenerek her şeye muktedir olduklarına inanan bir güç. Anayasa ve İçtüzüğü dinlemeyenlere de parlamento hukukunda eşkıya diyorlar. Biz CHP olarak eşkıyaya karşı geldik” sözlerine bakılırsa, eşkıyalık konusu biraz karışık!
Ama biz yine de Rizeli Sandıkçı Şükrü gibi “eşkıya, dünyaya hükümdar olmaz” diyelim.

Okumaya devam edin ‘Eşkıya kim tartışması !’

31
Oca
11

BAŞıBOZUK

Başıbozuk terimi Osmanlı’dan gelmedir.
“Düzensiz birlik askerleri” anlamında kullanılmıştır.
Şu günlerde, sosyal demokrat düşüncede olanların; ülkenin gericiliğe, bölücülüğe ve diktatörlüğe doğru sürüklenmesine, islam cumhuriyetine dönüşmesine karşı en büyük engel ve rehber olarak gördüğü CHP’de de bir başıbozukluk sergilenmektedir.

Hem de, çok hayati önemdeki seçimlere beş ay kadar süre kalmışken.
Hem de, halkın daha çok umuda, daha çok güven duyacağı atılımlara gereksinimi varken.
Hem de, akil insanlar, en büyük muhalif güç etrafında birleşme çağrıları yapmaya başlamışken.
Bakın şu olanlara.
Sayın KILIÇDAROĞLU diyor ki;” Siyasetle uğraşmadıkları sürece tarikatlere saygı duyuyorum.”

Yardımcılarından Umut ORAN da aynı doğrultuda;“Ben tarikat ve cemaatlerin olmamasını da doğru bulmuyorum” dedi.
MYK’ nın yeni bir üyesi de FETO’nun saygınlığını dillendirdi ilk adımında.

AKP’nin demokrasi ve ılımlı islam anlayışına karşı, din sömürüsüne karşı duran bir partinin söylemi bu mu olmalı?
Türkiye gerçeğini yaşamıyor muyuz ?

Siyasete ve ticarete el atmayan tarikat var mı?

AKP’ye bir bakınız, tarikat bağlantısı olmayan kaç bakan veya milletvekili var ?
Özellikle doğu ve güneydoğudan, tarikat oluru almadan meclise girmek olası mı?
İstanbul’un göbeğinde koca bir ilçe, bir tarikata teslim edilmiş değil midir ?

Saygı ile anılan FETO, bir cemaat lideri değil mi ?

Seçimleri ve referandumu doğrudan etkilemedi mi? RTE de kendisine teşekkürlerini sunmadı mı ?
Aklın ve bilmin öncü olması gereken toplumu, hala, orta çağ gelenekleri ve anlayışı ile mi ileriye taşıyacağız ?

Okumaya devam edin ‘BAŞıBOZUK’

31
Oca
11

İnsan Gibi Direnmezsek, Koyun Gibi Debeleniriz…

Direnme hakkına eşkıyalık diyor eşbaşkan, bu hakkı kullanacaklara da eşkıya..
Eşkıya direnmez; saldırır, yol keser, soyar; onun diğer bir adı da hayduttur..
Hangi akıl direnme hakkına eşkıyalık diyebilir?.

Şöyle bir haber hiç duydunuz mu, ya da romanlarda okudunuz mu ?..
Eşkıya direnme hakkını kullanarak üç gün yol kesmedi..

Hukuk,  direnme  hakkını  soyan  eşkıyaya  değil,

soyulan  kervancıya  vermiştir..

Bu kadar  basit…

Yalnızca insanlara verilmiş bir hak değildir bu, bütün canlıların direnme hakkı vardır..

Canını korumaya çalışan hayvanın da, cumhuriyetini koruyan insanın da..

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, bu konuda bizlere verilmiş yazılı bir emirdir..

Bu hak; hem doğaya uygundur, hem de hukuka..

Tehlike çok büyük ve çok yaklaşmış olmalı ki, direnme hakkı konuşulur oldu.

Sözü edilen bu direnmede fazla bir şeyde yok: Sanki vurulan tokata karşı yere oturma durumu var, tokatı karşılama bile yok..

Bu kadar köpürmeleri bir adım sonrasını görmelerinden olmalı..

Saldırılar acımasızca devam ederse, direnmenin ikinci aşaması olan savunma, yasal savunma durumuna geçilir ki; saldırıları püskürten, zorbaları kaçırtan bu aşamadır..

Silivri ve Hasdal’a bakınca birinci aşamanın çoktan geçildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz..

Zorbaların direnme hakkı yoktur..

Sığınma hakkı vardır, başka zorbaların yanına..

Kim direnene eşkıya diyorsa büyük yalancıdır.

Kurbanlık koyunun bile direnme hakkı vardır, kasabın değil..

Koyun o hakkı anayasadan değil doğal hukuktan alır..

Kurbanlık koyunun gözünü bağlayıp, boynuna ip geçirilince birinci aşama başlar,

bunu melemesinden anlarız; insanların da meydanlara inmesinden..

İki ayağına birden bağlanacak ipi görünce ikinci aşama olan

savunma aşamasına geçer; ayaklarını direr, yere çöker; direnir, tos vurur..

Parlayan koca bıçağı gördüğünde iş işten geçmiştir artık..

İnsan değil ki koyun, anlasın; bak biz anladık!..

Bize gelince: Gözümüzü televizyon ve gazetelerle bağladılar; hem de besmele çekerek..

Boynumuza ipi HSYK ve Anayasa Mahkemesi’ni siyasallaştırarak geçirdiler..

Yargıtay ve Danıştay’ın ele geçirilmesi iki ayağımızın birden bağlanması olacak ki

direnme hakkından söz edilmeye başlandı.

Kasabın kıçında sakladığı bıçak koyunun değil cumhuriyetin boğazına vurulacak..

Ayağımızı bağlayacak ipi de kasabın kıçında sakladığı bıçağı da sonunda gördük..

Burası aslında direnme hakkının savunma aşaması olmalıydı ya, neyse!..

Direnme hakkını kullanmayan insan, koyun gibi debelenir..

Direnmezsek debeleniriz..

Bu kadar !..

Hilmi KAYIHAN

http://www.ilk-kursun.com/2011/01/insan-gibi-direnmezsek-koyun-gibi-debeleniriz/


31
Oca
11

Faşizmin Sonu Yoktur

Dünyaca ünlü yazar Aleksandr Soljenitsin, “Şiddet ancak yalanla gizlenebilir, yalan ise ancak şiddetle sürdürülebilir.

Kim ki şiddeti bir yöntem olarak benimser, ister istemez yalanı ilke edinir” diyor.

Bugün Türkiye’de yaşananlara bakınca Soljenitsin’in bu sözünün üstüne söz koymak o kadar zor ki.

İki cümlede bugünkü Türkiye’yi ne de güzel tanımlamış.

Alman düşünür William Caar, “Hitler” adlı kitabında İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın başına gelenleri irdelerken, “Almanya’nın felaketi tek başına Hitler değildir.

Alman felaketinin sorumlusu, bir Hitler yaratan ve kendi kaderini onun ellerine kendi isteğiyle teslim eden Alman halkıdır” demektedir.

Bir Tayyip Erdoğan gözü dönmüşlüğünü ve çılgınlığını yaşadığımız şu son günlerde, 12 Haziran seçikine de 4 aya yakın bir süre kalmışken Aleksandr Soljenitsin’in ve William Caar’ın söylediklerini parti farkı gözetmeksizin, bütün bir ulus olarak bir daha okumalıyız, üzerinde uzun uzun düşünmeliyiz ve Türkiye için gerekli çıkarımları yapmalıyız diye düşünüyorum. Arnavutluk’ta, Tunus, Yemen ve Mısır’da meydana gelen son olaylar ve yaşananlar da bizlere bir ders vermelidir.

Tarihin hiçbir döneminde ve dünyanın hiçbir ülkesinde diktatörlüğe yeltenenler halkı korkutarak, sindirerek, dalkavuklarının da desteğiyle bütün güçleri ellerine geçirseler ve diktatörlüklerini ilan etseler de uzun ömürlü olmuyorlar.

Bunun en son örneğini Tunus’ta, Mısır’da gördük. Tunus diktatörü, yanına aldığı 5 ton altınla Arabistan’a, Mısır diktatörünün geleceğin Mısır Devlet Başkanı gözüyle bakılan oğlu da henüz miktarı belirlenemeyen ama bazı söylentilere göre 40 ton altını da alarak İngiltere’ye kaçtı.

Bakın diktatörlerin ne polisinin, ne askerinin gücü onları kurtarmaya yetmedi.

Mısır’ın faşist diktatörü Mubarek, polisine ve askerine, diktatörlüğüne karşı çıkanları vurmaları talimatını gözünü kırpmadan, en küçük bir acıma hissi duymadan vermiş olmasına rağmen halk, ağır bedeller ödeyerek de olsa diktatörlükleri deviriyor.

Oysa diktatörlüğe, faşizme daha başında karşı çıksalardı ve geçit vermemiş olsalardı bugün bu bedelleri ödemek zorunda kalmayacaklardı.

Mısır’da,  Tunus’ta,  Yemen’de  yapılan  yolsuzluklar,  kanunsuzluklar  belki

Türkiye’dekinin  binde  biri  bile  değildir.

Buna rağmen nihayet halk patladı, diktatörleri, faşistleri koltuğundan etti, ülkeden kaçmalarına sebep oldu.

Mısır’da sanayici ve iş adamları da ülkeden kaçmaya başlamışlar. Canlarını kurtarmaya çalışıyorlar.

Bu durum da bizdeki sanayici ve iş adamlarımıza bir ders olmalı.

Hiç kimse, bizde böyle şeyler olmaz demesin.

Okumaya devam edin ‘Faşizmin Sonu Yoktur’

30
Oca
11

“KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ” DİYE DİYE TÜRKİYE’Yİ BİTİRDİLER…

Batı, 17. Ve 18. Yüzyılda Aydınlanma devrimiyle Ortaçağa son verdi. Boş inancın yerine aklı, bilimi öne çıkardı. Toplumun sosyal, ekonomik ve siyasal yapısında köklü değişiklikler yaparak, sanayi düzenine geçti.

Batı’nın bu çağdaş gelişimi karşısında gerileyen, güç yitiren Osmanlı, çözümü, Batı’ya öykünmekte, “Batılılaşma” hareketinde aradı. Avrupa’da gerçekleştirilen bazı yüzeysel yenilikleri ülkemize taşıyarak, uygarlaşacağını sandı.

İlerleme savaşında “Avrupalılaşma”yı tek hedef haline getirdi. “Batı sevdası” her şeyin önüne geçti. Aydınlar ve devlet adamları “Batılılaşma” hastalığına yakalandılar. “Frengistan” ürünlerini kullanmak, yabancılar gibi giyinmek, yabancılar gibi konuşmak moda oldu. Sarık ve külahı fesle, şalvar ve fistanı setre pantolonla değiştirince uygarlaştıklarını sandılar. Sanayileşme, üretim, devrim onların umurunda bile değildi.

Günümüzde olduğu gibi o yıllarda da devlet adamları işe orduyu yok etmekle başladılar. “Yenilik yapıyoruz, batının askeri teknolojisini ülkemize getiriyoruz” diye ortada ne ordu, ne kullanılabilecek silah bıraktılar. Ordunun girdisini, çıktısını, yedek parçasını, teknolojisini Batı’ya bağladılar. Çok güvendikleri, dost bildikleri Fransa ve İngiltere ülkemizi parçalamak üzere topraklarımıza girdiklerinde Osmanlı’nın ne karşı koyacak gücü ne de ordusu kalmıştı.

Batıya bağımlılık dönemi Tanzimat’la başladı. Bu dönemle birlikte sömürgeleşme, Batı’nın isteklerine boyun eğme, uyduculuk politikaları ön plana geçti. Politikacılar ve aydınlar giderek ucu Sevr’e uzanan bir mandacı anlayışın savunuculuk görevini üstlendiler. Yabancı devletlerin avukatlığına soyundular. Öyle ki, Keçecizade Fuat Paşa:

“Babıâli’yi (Osmanlı Hükümetini) İngiltere’nin dostluğundan mahrum görmektense, birkaç vilayetimizi elden çıkmış görmek daha iyidir” diyebilecek kadar ihanet bataklığına saplanmıştı.

Okumaya devam edin ‘“KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ” DİYE DİYE TÜRKİYE’Yİ BİTİRDİLER…’




İstatistikler

  • 1,895,683 Tıklama

Ağustos 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Tem    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 37 takipçiye katılın