Archive Page 124

19
Oca
11

GURURA YENİK DÜŞENLER…

“Küçük insanların büyük gururları vardır” demiş Voltaire.
Tarihimizin ibretle hatırlanacak olan çok hazin bir dönemine tanıklık ederken, gurur gibi bir zavallılığa yenik düşenlerin halleri insana acı veriyor.
Evrende hangi büyüklükte bir yer tuttuğunun, ne kadar süre ile o kalıbı taşıyacağının ve var olduğunu sandığı gücün geçiciliğinin farkında olmayıp da gururla hükmedenler bir tarafta.
Mağrurun acımasızlığından , zahmetsiz kazanımların kesilmesinden, hak edilmemiş ayrıcalıkların kaybedilmesinden korkan ve her türlü tehdide, hakarete onursuzca katlanarak susanlar ya da “padişahım çok yaşa” diyerek eğilenler diğer tarafta.
Bu eğer, sıradan insanların seçeneği olsa, “herkes kendisinden sorumlu der” geçersiniz.

Ne var ki; toplumun kaderine hükmedenlerin, kamuoyu oluşturulmasında etkili olanların, “tehlikeli cehaleti” besleyen, körükleyen bu zaafı, günümüzü de, geleceğimizi de karartıp, kaybettirerek bedel ödetiyor.

Bunların yakın dönemde örnekleri o kadar çok ki, katlanılır gibi değil !

Hemen akla geliverenler :

-Çalışma hayatında ün yapmış, büyük bir kulübün genel başkanlığına kadar yükselebilmiş birisi, tepkisizliğinden şikayet edilen bir toplumda, milyonların duygularına tercüman olan taraftarların protesto hakkını kullanmasına karşı çıkıyor, onlar adına özürler diliyor, cezalandırmaktan söz ediyor.

-İş adamları kulübünün başındaki hanımefendi, Irak’ın kuzeyindeki iş potansiyelinin kabarttığı iştah ile, iktidara ve Kürtlere yaranmak uğruna sonu belirsiz ve son derece tehlikeli bir açılımı destekliyor, ayrılıkçıları cesaretlendirecek görüşler ve davranışlar sergiliyor.

Okumaya devam edin ‘GURURA YENİK DÜŞENLER…’

19
Oca
11

AKP’nin yeni para birimi : Allah kuruşu !

Tayyip Erdoğan, “Allah kuruşu” diye bir tabiri ilk kullandığı zaman, “Acaba benim argo kültürümde bir eksiklik mi var?” diye şaşırmıştım. Zira, böyle bir ifadeyi daha önce hiç duymamıştım!
Galiba basında herkes benim gibi düşündü ki kimse konuyu ele almadı. Tayyip Erdoğan, “İslâm’ın şartlarını değiştirdim”  dese yandaş basın desteklemeye hazır olduğu için onlardan bir tepki beklememek gerekir ama o bünyede de çok değerli insanlar var.
***
* İlk olarak Tayyip Erdoğan, “Deniz Feneri olayıyla bir Allah kuruşu bizim partimizin kasasına girmemiştir” demişti! Almanya’daki dosyada ise önemli bir miktarda paranın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’na gönderildiğine dair bir belge bulunuyordu. Tutuklu sanıklardan biri, parayı Türkiye Başbakanı’na vermek üzere aldığını itiraf etmişti!
Paranın tsunamiden zarar görenlere gönderildiğine dair bazı açıklamalar oldu ama sonuçta  Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın adı kullanılarak para toplandığı ve bir kısmının cebe atıldığı belli oldu. Bu durumda yapılması gereken soruşturmanın önünü açmak ve gerçeklerin ortaya çıkarılmasını sağlamaktı.
İşte bu bilgiler Hürriyet gazetesinde yayınlandığı zaman Tayyip Bey, küplere binmiş ve Aydın Doğan’a “Sen de benden Hilton meselesinde yardım istemiştin. Sen bir yazarsan ben de bir açıklama yaparım. Bizi izlemeye devam edin” demişti! Daha sonra da Doğan Holding’e beş milyar dolar vergi cezası kesilmişti!
Deniz Feneri soruşturması ise uyutuldu!
* Wikileaks’in yayımladığı Amerikalı diplomatlara ait gizli belgelerde, İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı bulunduğu iddiası ortaya saçılınca da Erdoğan, “Benim İsviçre bankalarında bir Allah kuruşu param yok ki bunu ispat edeyim” demişti.
* Galatasaray’ın yeni stadyumunun açılışında, Erdoğan, seyircinin ıslıkları ile protesto edilince, “Şimdi birileri çıkıyor ’efendim Seyrantepe Stadı’nı burada filancanın, filancanın emeği vardır’ diyor. Seyrantepe Stadı’nın A’dan Z’ye yapımında Galatasaray’ın bir Allah kuruşu yoktur” diye konuştu.
Allah Allah! Yine Allah Kuruşu!
Allah Kuruşu; Allah Lirası, Allah Doları, Allah Centi, Allah Riyali..
Tövbe tövbe !

Okumaya devam edin ‘AKP’nin yeni para birimi : Allah kuruşu !’

19
Oca
11

Galatasaray’ın onuru ve “Arena”daki gazeteci(!) rezilliği

Biz sıradan vatandaşlar, o geceyi TV’den izlerken aynen şuna tanık olduk:
Galatasaray’a işletmeye verilmesi söz konusu Ak Parti ucubesi (yeri, ulaşımı, paldır küldür inşaatı ve de saçı bitmedik yetim hakkı ile harcaması ve de ben yaptım oldu zihniyeti..v.s)’nin açılışı naklen veriliyor..
Kanal D TV’den.. Haberler kesilmiş, haber saatinde futbol sahasının açılışı büyük bir iş gibi sunuluyor.. Maksat Tayyip’e yalakalık olsun!..(Biraz da yayıncı şirketin patronajının GS üzerinde planları olması.)
Açılışı kimden dinliyoruz.. Telaffuz özürlü Mehmet Ali Birand’dan!.. Tekliye tüklüye muhteşem (!) açılışı naklederken, “Sayın Başbakanın da stada girmek üzere olduğunu”, sesinden anlıyoruz ki yeni gelin heyecanında sunuyor! Başbakan’ın stada girişi ile yayına, stat yayın sistemini alıyor.. Hani tribünlerin Başbakan lehine yapacakları tezahürat(!) TV’den yansısın diye..
Sonrası şöyle..
Stat görevlisi, “Sayın Başbakanımız geldiler” der demez yoğun bir ıslıkla yuhalama başlıyor..
Biz ekran başında bu yuhalarla birlikte Mehmet Ali Birand’ın şu panik yansımasını duyuyoruz..
Stat ahalisi..  “Yuuuh..!”
M.A.Birand.. “Ay.. ay.. ay.. ay.. Islıklıyorlar!..”
Stat ahalisi..  “Yuuuhuhh!.”
M.A.Birand..  “Of.. oof.. oooff yuhalıyorlar..”
Stat ahalisi aynen devam..
M.A.Birand..  “Sesi alın, sesi alın.. Kapatın.. Off..!”
Habercibaşı haberi sansürlüyor!.. Şaşırmadınız değil mi!!?
Y-CHP’nin başı Tayyip’e çatarken basının susturulduğundan bahsediyor, basını cesarete davet ediyor.. Kılıçdaroğlu Bey, halvetinden onur duyduğu basın grubunun ne işle iştigal içinde olduğunu görüversin de kimlere rampaladığını anlasın önce…

Okumaya devam edin ‘Galatasaray’ın onuru ve “Arena”daki gazeteci(!) rezilliği’

19
Oca
11

Küresel Rüyanın Sonu

ABD’de başlayan ekonomik bunalımın, 2008 yılı Eylül ayında büyük şirketlerin iflaslarını açıklamasıyla somut, elle tutulur, gözle görülür hale gelmesi beklenmeyen bir gelişme değildi.

Ancak, küreselleşmeye methiyeler düzen liberal ve neo liberallerin sesinin çok çıkması, gerçekleri gizliyor, örtüyor, perdeliyordu.

Kimi kafası karışık “özgürlükçü, sivil toplumcu, AB’ci ve liberal solcuların” da (nasıl bir şeyse şu liberal sol) bu küreselleşme korosuna katılması da işe George Soros turuncusu bir renk katıyordu.

Gerçek solcuların, gerçek yurtseverlerin, gerçek ulusalcıların, gerçek Cumhuriyetçilerin uyarıları sansürleniyor, küreselleşmeye eleştirel bakan namuslu bilim insanları ve aydınların sesleri kısılıyor, her yerde piyasanın erdemleri anlatılıyordu.

OECD’nin gelir dağılımı eşitsizliği sıralamasında ilk üç sırayı Meksika, Türkiye ve ABD’nin paylaşması tesadüf değildi.

Ama bu acı gerçek haberlerde fazla öne çıkarılmıyordu.

Dönem, küreselleşmeyi öven, “açık toplum” diyen isimlerin, Karl Popper, Alvin- Heidi Toffler gibi düşünürlerin dönemiydi. ABD’ye göçen Avusturyalı bir iktisatçı olan Friedrich Von Hayek’in 1944’te yayınladığı ve yeni liberalizmin ilkelerini ortaya koyduğu “Kölelik Yolu” (Liberte Yayınları, Ankara, 1999) adlı kitabı yeniden güncellik kazanmıştı.

Hayek’le birlikte, “Kapitalizm ve Özgürlük” kitabıyla ünlenen Milton Freidman ve genel olarak Chicago Ekolü öne çıkarken, özgürlüğün gelişmesi için sıfır müdahale, sıfır kamu mülkiyeti söylemleri havada uçuyordu.

Küresel vaizlere göre; devletin hak tanımasına gerek yoktu, zayıf insanlara hayır kurumlarının sahip çıkması gerekirdi.

Devletin görevi girişimcinin önünü açmak, işini kolaylaştırmaktı.

Hızını alamayan kimileri ise sosyal devlet anlayışına “Tanrı’nın iradesine müdahale ettiği, eşit olmayan canlılar olan insanlar arasında eşitliği sağlamaya çalıştığı için” karşı çıkıyorlardı.

Küreselleşmenin avantajlarından yararlanan Çin ve Hindistan gibi birkaç ülke dışında, süreç ağırlıklı olarak gelişmiş, Batılı, zengin, kapitalist ülkelerin lehine işliyordu.

Külfetini ise yoksullar, mazlumlar, ezilenler, sömürülenler sırtlıyordu.

Gerek ülkeler arasında, gerekse ülkelerin kendi içinde varsıl- yoksul, servet- sefalet uçurumu derinleşmekteydi.

Zengin daha da zenginleşirken, yoksullar iyice yoksullaşıyordu.

Eşitsizlik kökleşiyor, adaletsizlik kurumsallaşıyordu.

Devleti küçültmeyi “özgürlük” sanan liberaller ve onların müttefiki “özgürlükçü sol” gidişatı göremiyordu.

Okumaya devam edin ‘Küresel Rüyanın Sonu’

19
Oca
11

Galatasaraylılar halkın sesi oldu !

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Galatasaray taraftarının Başbakan Erdoğan’a gösterdiği tepkiyi değerlendirdi: Arena’daki protesto, Türk halkının da hislerine, öfkesine tercüman olmuştur.


Erdoğan protesto edilmişti

Arena’nın olaylı açılışnda Galatasaraylı taraftarlar Tayyip Erdoğan’a ıslıklarla tepki göstermişti.

Hislere tercüman oldular
Arena Stadı’ndaki protestoyu değerlendiren MHP’li Mehmet Şandır, “Stadyum açılışında Başbakan Erdoğan’ı yuhalayan Galatasaray seyircisi, Türk halkının hislerine, öfkesine tercüman olmuştur” dedi
Haber: Fatih ERBOZ
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, genel seçim çalışmaları için gittiği Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde MHP İlçe Teşkilatını ziyaret ederek partililerle buluştu. Mehmet Şandır, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Türk Telekom Arena’nın açılışında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik protestodan üzüntü duyduklarını söyledi. Başbakan Erdoğan’ın protesto edilmesinin hoş olmadığını, ülkeye yakışmadığını belirten Şandır, Erdoğan’ın yaşananlar için Galatasaray seyircisini suçlamak yerine, üzerine düşünmesi gerektiğini savundu. “Eğer 8 yıl sonra bir stadyum açılışında 10 binlerce kişi Başbakan ve AKP hükümetini, bakanlarını, iktidarı yuhalıyorlarsa, burada demek ki bir sonuç vardır” diyen Şandır, sözlerini şöyle sürdürdü :

Okumaya devam edin ‘Galatasaraylılar halkın sesi oldu !’

19
Oca
11

ÖVÜNMEK GİBİ OLMASIN, BEN GALATASARAY’LIYIM !..

Ben garip bir hatunum. Diğer kadınlara pek benzemem. Takı takmam, makyaj yapmam.
Örneğin 864 rakımlı tepeye zorla aşılanan gülü (!) hiç sevmem. Ama yol kenarında, tarlalarda açan ekin çiçeklerini, papatyaları, gelincikleri, mor menevşeleri kısacası tüm kır çiçekleri tutkumdur benim.

Gençliğimden bu yana futbolun hastasıyım. Anlayarak, zevk alarak seyrederim maçları..

Övünmek gibi olmasın, Galatasaray’lıyım.

Galatasaray Lisesi’nin kapısından içeri girdiğiniz zaman sizi sade, fakat görkemli bir anıt karşılamaktadır.

Bu anıtın hemen yanında “Önce vatan ” diyen, Bağımsız Savaşı’mızda vatana katılan, GS’li şehitlerin fotoğrafları ve isimleri sıralanmaktadır.

Salonun giriş kapısının sağ tarafında ise 1910 Osmanlı hudut haritası yer almaktadır.

” Galatasaray’ın kahraman evlatları 500 yıllık vatan topraklarını kurtarmak için şehit düştü.”

Okumaya devam edin ‘ÖVÜNMEK GİBİ OLMASIN, BEN GALATASARAY’LIYIM !..’

18
Oca
11

CHP – Bursa’da neler oluyor ?

CHP Bursa’da neler oluyor ?

Gürhan Akdoğan CHP Bursa İl Başkanı. Son yerel seçimlerde CHP’nin oylarını %30 arttıran teşkilatın başındaki bir isim. CHP yöneticilerinin, ‘genel seçimlerde aday olacaklar istifa etsin’ çağrısına, ‘İstifa etmeyeceğim, aday değilim’ yanıtıyla görevinin başında kaldı. İşte bu karardan sonra Bursa’da ilginç gelişmeler yaşandı.

Bursa’nın 17 ilçesinin 7′sinden, ‘Şahin Gencal’ı il başkanı olarak görmek istiyoruz’ şeklinde imza alındı.

Yani, ilçe örgütleri üzerinde baskı kurularak CHP Bursa İl Başkanı Gürhan Akdoğan istifa ettirilmek istendi.

Etik olarak yanlış bu baskıyı Sena Kaleli’nin yaptığı yönünde güçlü bilgilere ulaşınca CHP Bursa İl Başkanı Gürhan Akdoğan’ı aradım.

Akdoğan bu iddialara hayır demedi.

CHP’li başkan şöyle konuştu, ‘Sayın Genel Başkanımızın sözlerine güvenerek istifa etmedim. Milletvekili adayı olmadığıma göre istifamı gerektiren bir şey yok ama maalesef genel merkezden bazı yöneticiler beni düşürmek için çaba içindeler. Bu tutumu yadırgıyorum’ dedi.

Sevgili Kılıçdaroğlu’nun Bursa’da olanlardan yeterince haberinin olmadığını düşünüyorum.

Orada ilginç gelişmeler olabilir !

Talat ATİLLA

“GÜNEŞ”  GAZETESİ

18
Oca
11

ŞEYTAN Ayrıntıda GİZLİDİR ! (Kırık Bir Not-2-)

Her zaman dediğim gibi, Kemalizm; Atatürkçülük adı altında sulandırılmıştır.

Bazı koca kafaların kafası almasa da durum tamamen bundan ibarettir.

Atatürk başka bir şeydir, Atatürkçülük başka, Kemalizm başka…

Her Atatürk’ü seven Atatürkçü olabilir; ama Kemalist değildir!

Neden diyecek olursanız; birincisi, Atatürkçülük, Kemalizm’in anaokuludur; dolayısıyla ideolojiye çok hâkim olunmadan kişi Atatürkçü olarak kendisini ifade edebilir.

Ne bileyim; ‘’çok yakışıklı adamdı’’ ya da ‘’çok iyi giyinirdi’’ tarzında yaklaşımlarla Atatürk’e yakınlık duyabilir.

Şayet çok dindar değilse, laiklik ilkesi bağlamında kendisini ifade edebilir.

İkincisi, kişi Türklüğüyle çok övünen biriyse ‘’ne mutlu Türk’üm diyene’’ cümlesinden hareketle O’na yakınlık duyabilir.

Yani her zaman dediğim gibi; Atatürkçülük kişiye dair sevgiyi, Kemalizm ise o kişinin ideolojisini temsil eder.

Bu ince ayrımı koymak ve yığınları Kemalizm ideolojisinde buluşturmak bazılarının işine gelmemektedir.

Bakın şimdi, daha önceleri defalarca izah etmeme rağmen bazı koca kafaların anlamakta zorluk çektiği bir şeyi şekilsel açıdan ele alacağım; yani öylece sunacağım iyice inceleyiniz:

Atatürk(çülük)! Fetullah(çılık)! Nur(culuk)! Süleyman(cılık)! mıdır doğru olan! Yoksa…

Kemalizm !   Sosyalizm !   Komünizm ! midir doğru olan  !

Birinci satırda yer alan ve sonuna cılık-culuk eki alanların hepsi düşünce sistemi değil; sadece birer akımdır.

Oysa Kemalizm başlı başına bir düşünce sistemidir ve öyle ki; teorisi altı ok, pratiği ise Türkiye Cumhuriyeti’dir!..

Şimdi ve her zaman olduğu gibi bazı aklı evveller çıkıp ‘’efendim kelimelerin üzerinde bu kadar durmayın, siz kelimeye ne anlam yüklerseniz o kelime onu temsil eder’’ tarzında yorum yapabilirler, serbesttirler; zaten bizim işimiz onlarla değil! Ben onların hikâyesini ‘’Dinci yobaz, laik yobaz’’ isimli yazımda anlattım, o yazıyı bulup okusunlar aynaya bakmış gibi olurlar!

Daha basit anlatmak gerekirse; PKK’lıların ve sempatizanlarının her yer ve ortamda davalarını nasıl savunduklarını izliyorsunuzdur sanırım.

Üç beş çapulcu filan da değiller !

Adamlar davalarına inanmış; kadın erkek, çoluk-çocuk, kafa-göz meydanlardalar…

Hani bizim Atatürkçüler nerede ?

KCK davası görüleceği zaman sokaklar savaş alanına dönüyor, peki bizim Atatürkçülerden kaçı protesto için Silivri’de !

Okumaya devam edin ‘ŞEYTAN Ayrıntıda GİZLİDİR ! (Kırık Bir Not-2-)’

18
Oca
11

Şaşı Bakış !…

Osmanlı münevverleri, özellikle Tanzimat’tan sonra (1839) Batı’da olanları izlemiş ve gelişmelerden etkilenmiştir.

Ancak, sebep sonuç ilişlisi bağlamında kendi ülkelerinin çözümlemelerini yapmak yerine tercüme reçetelerle sorunları gidermeye çalışmışlardır.

Bu şaşı bakış ve duruş bizim aydınımızın 150 yıllı aşan bir zaafıdır.

Türk Devrim sürecinde bu zaafı gören, ülke ve dünya şartlarından yola çıkarak hareket eden tek lider, Mustafa Kemal Paşa olmuştur.

Az zamanda çok işler başarmasının şifresi bu görüşte, saklıdır.

Bu gerçeği sabit kalemle not edip sürdürelim yazımızı…

Konumuz değişim…

Emperyalizm, devrimci kavramların içlerini boşaltıp onları kendi çıkarlarına göre yeniden kurgulayarak dolaşıma sürmektedir.

Bize düşen, dışarıdan bakınca kıpkırmızı elma şekerinin içini kemiren kurdu görebilmektir.

DNA’sıyla oynanmış GDO’lu tüm ürünler ölümcül kanserin tetikçisi olacaktır.

Anadolu’nun bilgece sözlerinden biri burada hatırlanmalıdır :   “Vitrine bakma tereğe bak”…

Diyalektiğin birinci şartı, “Her şey değişir” anlayışıdır.

Doğada ve toplumda her şey değişir.

İşte doğayı ve toplumu ileri süreçlere taşıyan “Her şey değişir” saptaması emperyalizm tarafından dönüştürülerek kendisine hizmet edecek hale getirilmektedir.

Her şey değiştirilir…

Demokratik kitle örgütleri bazıları, son otuz yılda “Sivil Toplum Kuruluşu” olarak dönüştürülüp değiştirilmiştir.

NGO’laştırılan ve teslimiyet bayrağını göndere çeken yapılar…

Sokakta  bir  kamera  gezdirerek  sorsak,  toplumun

büyük  bir  çoğunluğunun  hemen  hiç  bilmediği

bir  anlatımdır  NGO…

( Osman…  Lütfen…)

NGO…   NON  -  GOVERNMENTAL  ORGANİZATİON…

Yani  Hükümet  Dışı  Organizasyonlar…

Türkçedeki  ifadesiyle  Sivil  Toplum  Örgütleri…

ABD kaynaklı SOROS ve Rockefeller Vakfı’ndan nemalanan GDO şırınga edilerek genleri değiştirilmiş, Figen Özen’in kulakları çınlasın, “Büyük Abi”nin hizmetkârı, zararlı sivil kuruluşlar… Bu kuruluşların bir kısmı da Alman Vakıfları’ndan beslenmektedir. Bunların sivilliği görüntüdedir ne yazık ki, çünkü yaldızlarını kazırsanız üstlerinde emperyalizmin forması vardır.

NGO’laşmış  STK’lar  emperyalizm  tarafından  kendilerine  öğretilen

ezber doğrultusunda  çalışırlar.

(Bi  de  utanmadan  ezber  bozmaktan  bahsederler  bu  emperyalist  statüko  uşşakları…

Pardon – yanlış  söyledim :  Utanmak,  bu  fikir  fahişeliği  yapan  orrospu  çocuklarının

DNA’larında  yoktur…)

Tam anlamıyla NGO’ların yan kuruluşuna dönüştürülen STK’lar;

a) Yerel kültürlerin yaşatılmasını,

b) Alt kültür kimliklerinin siyasallaştırılmasını,

c) Misyoner faaliyetlerine karşı toplumsal tepkiyi törpüleyerek sürecin hızlanmasını,

c) Etnik karşıtlıkların belirginleştirilerek ayrıştırılmasını görev kabul etmişlerdir.

Vitrine baktığımızda pek şirin, pek de sevimli görünen bu uğraşın tereğinde veya mutfağında emperyalizmin ulus devletleri parçalayarak federal devletçiklere bölme ve yönetme planı yatmaktadır.

Okumaya devam edin ‘Şaşı Bakış !…’

17
Oca
11

Fiyakası Bozuldu !

Halkı  çok  iyi  anladığını,  halktan  biri  olduğunu,

muhalefetin  ise  en  büyük  eksiğinin  halktan  habersiz

olmaları  olduğunu  tekrarlayıp  duran  RTE,   neden  bu

duruma düştü ?

TT Arena Stadının açılışında yaşanan protestolara, RTE iki gündür cevap vermeye çalışıyor.

Bu duruma bir cevap verilir mi bilmiyorum, ama Recep Tayyip Erdoğan cevap vermeye çalışıyor. Sanki cevap verilebilirmiş gibi.

Halkı çok iyi anladığını, halktan biri olduğunu, muhalefetin en büyük eksiğinin halktan habersiz olmaları olduğunu tekrarlayıp duran RTE, neden bu duruma düştü ?

Kendisi de eski bir futbolcu değil miydi ?

Dinleme cihazları mı çalışmıyordu ?

Haber alma ve istihbarat birimleri mi uyumuştu ?

Galatasaylıları tenzih ettiğine göre, yoksa oradaki seyirciler, Türkiye’nin dışından mı getirilmişti ?

Ergenekon tertip etmiş olamaz mıydı ?

Darbeciler işe karışmış olamazlar mıydı ?

İşte tam sırası “ Allah kimseyi bu duruma düşürmesin” diyecektim ki, aslında bu duruma düşürenin, kendisi olduğunu bilmek gerektiğini düşündüm.

Bir hafta önce bir kamuoyu anketi yayınlandı.

Bu anket; bugün seçim olsa AKP %47 ile gelir anketlerine benzemiyordu. Bu anket, Türk Halkının Amerika’yı nasıl tehdit olarak algıladığını %67 ile beyan eden bir anketti.

Türk halkı Amerika’yı ülkesi için bir numaralı tehdit olarak görecek, Ülkenin başbakanı Amerikan projelerinin yürütülmesinde Eşbaşkanlık görevi üslenecek.

Bu görevi yerine getirmek için kendi ordusu yargısı ile savaşacak. Amerikan silahlarını Türk yurduna yerleştirecek. Türk aydınlarını, siyasi parti başkanlarını, generallerini Silivri’ye tıktım diye övünecek.

Sonra da, statta gerçekle yüz yüze gelince, şaşkına döneceksin.

Sen  Türk  halkını  tanımıyorsun.

Onun  dininden  olmayı  o  olmak  sanıyorsun.

Senin onunla tek ortak yanın, aynı dinden olmaktan başka bir şey değil.

Bu halkın dininden başka değerleri de var. İşte Arena stadında olanlar onlardı.

Halk Amerikalıyı sevmez.

Kendini tehdit edenler ile oturup kalkanlardan pek hoşlanmaz.

Halk kendisine bağırılmasından hoşlanmaz.

Halkı anlamak gerçekten zor zanaattır.


Faşizmin  yüksek  sesle  inlediği  Türkiye’de,

TT  Arena  Stadyumundan  gelen  bu  ses,

faşizmin  fiyakasını  bozan  bir  sestir.

Bülent ESİNOĞLU

16
Oca
11

GAFLET ve DELALETİN DE ÖTESİNDE !.. – (4)

Sizinle birlikte çıktığmız” İkiz Sözleşmeler”in ülkemizin geleceğini karartan yolculuğuna devam ediyoruz. Ancak sözleşmelerin ilgili maddelerini incelemeden önce, Güneydoğu’nun maden haritasına üstünkörü de olsa, bir göz atmanın yerinde olacağını düşündüm.

Bakalım  hangi  madenler  varmış  bu  Güneydoğu’muzda…

Bingöl  ve  çevresinde  geniş  jeotermal  alanlar..

Kulp,  Siirt  ve  Bitlis’te  zengin  altın  yatakları..

Adıyaman, Bingöl’de  zengin  demir  ve  uçsuz, bucaksız  fosfat  yatakları..

Siirt – Madenköy’de  bakırlı  pirit..

Pötürge – Çelikhan’da bakır, Hakkari de krom,  Bitlis’te ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm geleceğini değiştirecek zenginlikte madenlerin var olduğunu görmekteyiz.

Şimdi sıkı durun,size uydudan alınan verilere göre Ortadoğu’daki petrol kaynağının nerede olduğunu söyleyeceğim.

Hani Sn. Başbakan’ın ‘‘İzak gelecek, Ahmet , Mehmet, Ayşe, Fatma çalışacak ” dediği Suriye sınırındaki mayınlı arazi var ya, işte tam orada uydu verilerine göre bir petrol denizi varmış.

Şimdi size bu bilgileri aktarmamın ana nedeni olan ”İkiz Yasalar”a gelelim ve 1.Madde’nin  2.Bendi’ni birlikte okuyalım.

2.Bent-” Bütün halklar..kendi doğal zenginlik ve doğal kaynaklarından özgürce yararlanabilirler.Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiçbir şekilde yoksun bırakılamaz.”

2. Madde’ye geçmeden önce-ki bu madde yaşamsal bir önem taşımaktadır.-Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in Batman petrollerinin kullanım hakkının ”kendilerinde olduğunu” söylediğini hatırlamamız gerekmektedir.

Baydemir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kafa tutmanın gücünü,altına AKP Hükümeti’nin ”ŞERH” koymadığı aşağıdaki maddeden almaktadır.’

‘Madde1-Bent/2-Bu sözleşmeye taraf olan her devlet,münferiden (ayrı olarak,kendi başına) ve ekonomik ve teknik plan başta olmak üzere yardım ve işbirliği yoluyla, mevcut kaynakların azamisini kullanarak, bilhassa yasal düzenleme suretiyle alınacak tedbirleri de içerecek şekilde her türlü uygun yöntem vasıtasıyla, bu Sözleşme’de tanınan hakların tam olarak kullanılmasını aşamalı olarak sağlamak amacıyla tedbirler almayı taahhüt eder.”

Ayrıca Sözleşme’nin 25.Maddesi’nde ise aynen şöyle denilmektedir.

Madde/25′de”Halkların kendi zenginliklerini ve doğal kaynaklarını tam olarak ve serbestçe kullanım hakkı zayıflatılamaz,”

Türk  ulusundan  emperyal  tuzaklar  ve  çok  uluslu

şirketlerle  yapılan  anlaşmalar  gereği  çıkaramadığı  ve

işletemediği  tüm  doğal  kaynaklarını, küresel  işgalin

kuklalarına  teslim  etmeleri  istenmektedir.

Ve  siz  kandırılmış  kardeşlerim…

İşte  bu  yüzden,  açlığı  ve  yoksulluğu  kader  olarak

benimseyen  % 46′lık  mazoşist  sürüden  ayrılma

zamanınız  geldi  de  geçiyor  artık…

Bu maddelerle ulusal ekonomide olması gereken ama 1939′da ABD, Fransa ve İngiltere ile yapılan Ticari Antlaşmalar’ın ardından ve devam eden hükümetlerin elinde delik,deşik edilen milli ekonominin bütünlüğünün, musalla taşına taşınması hedeflenmiştir.

Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu maddelerin altına da ”çekince” koymamıştır.Sınırları Misak-ı Milli ile çizilmiş Türk yurdu, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile Türk Milleti’nindir.Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1938 de ifade ettiği düşünce aslında tüm dünya devletlerinin değişmez mantığı olmalıdır.

”Milletler yerleştikleri toprakların gerçek sahibidirler.Ancak o topraklarda insanlığın da temsilcisi olarak bulunurlar. Oradaki kaynaklardan faydalanırken, bütün insanlığı da faydalandırmakla yükümlüdürler.”

Yukarıda saydığımız ,sözleşmelerin tüm maddeleri,Türk ulusunun öz malı olan değerlerin bölgelere göre parçalara bölünmesini amaçlamaktadır. Böylelikle yerel ve etnik çıkarlar öne çıkarılacak, Türk milletinin ekonomik kazanımları yok edilecektir.

Okumaya devam edin ‘GAFLET ve DELALETİN DE ÖTESİNDE !.. – (4)’

16
Oca
11

Görkemli Suskunluk !

Kitlesel direniş, kitlesel eylemlere dönüşmedikçe yörüngesini şaşıran toplumsal, hukuksal, siyasal rejimin akıbetini kestirmek için müneccim olmaya gerek yok.

Çağdaş demokrasi her alanda darbe üstüne darbe yiyor.

İster yargı, ister eğitim, ister alkol tüketimi ile bağlantılı olsun RTE iktidarı bu konulardan birini önce ortaya atıyor, tartışma açıyor ve sonuçta yine bildiğini okuyor.

Anayasadaki son değişikliği halka yutturmak isterken yargı erkini daha çağdaş bir düzene getirmeyi vaat etmemiş miydi?

12 Eylül referandumundan dört ay sonra anayasa değişikliğini nasıl kullanacağı ortaya çıktı.

***

Kafasındaki çarpık yargı anlayışı ilk meyvelerini verdi. Anayasa Mahkemesi’nin çalışma düzenini değiştirmeyi ve Yargıtay’ı yargı bağımsızlığının simgesi olmaktan çıkaracak yasal düzenlemeleri piyasaya sürdü.

Örneğin Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun RTE için hangi açıdan gerekli olduğunu yine RTE açıkladı.

Okumaya devam edin ‘Görkemli Suskunluk !’

16
Oca
11

AĞZI OLAN KONUŞUYOR..!!!

“Ağzı  olan  konuşuyor”  dedi  bu  gün  ‘pek  sayın’…

Hiç bu kadar haklı olmamıştı…

Doğrudur…

Heykele “ucube”…

Diziye “kaldırın”…

İçkiye “yasak”

Silaha “serbest”

Emekliye “geber”

Şehide “kelle”

Köylüye “anan…”

Aydın’a “Ergenekoncu”…

Kürt’e “iki dil”

Türk’e “Silivri’ye gir…”

Hizbullah’a “tahliye”

TSK’ye “tasfiye”

Gerçekten de ağzı olan konuşmuş memlekette…

Konuşamayanlar ne yapmış peki ?

Islık çalmış, yuhalamış…

Okumaya devam edin ‘AĞZI OLAN KONUŞUYOR..!!!’

15
Oca
11

Aksırıncaya ve tıksırıncaya kadar küfür yediler…

Ve  halâ  doymadılar…

Ammaaa…   Az  kaldı…

Gözlerini sadece toprağın doyurmasına bırakmayacağız.

Ona  göre….

CİMBOMLULARDAN  AKP’YE  BÜYÜK  TEPKİ… Gal’ATA’saray…

GS  TARAFTARI  TELEKOM  ARENA  STADI  AÇILIŞINDA  AKP’YE  BÜYÜK  TEPKİ  GÖSTERDİ……

Yanlış  anlama  Başbakanım..!!!

Ortam  protesto  ettiriyor…

Galatasaray’ın yeni stadı Türk Telekom Arena’nın açılışına katılan Başbakan Erdoğan, protestoyla karşılaştı.

Erdoğan ve beraberindeki bakanlar protestolar nedeniyle stattan ayrıldı.

TOKİ BAŞKANININ BAŞBAKANA ÖVGÜLERLE DOLU KONUŞMASI İSE ISLIK VE YUHALAMALARDAN ANLAŞILAMADI, KANAL D KONUŞMAYI YAYINLAMAK YERİNE FRAGMAN KOYMAK ZORUNDA KALDI..

Statta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Erdoğan’ın ismi okunduğunda ıslıklar ve protestolar nedeniyle Mehmet Ali Birand “Eyvah “dedi ve rejiden statın sesi kısıldı

…Galatasaray’ın yeni stadı Türk Telekom Arena’nın açılışına katılan Başbakan Erdoğan, protestoyla karşılaştı.

Erdoğan ve beraberindeki bakanlar protestolar nedeniyle stattan ayrıldı.

VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

ÖNERİ HABER:
ALİ SAMİ YEN:İlk Türk romancısının oğlu, Bektaşi, GS Kurucusu

15
Oca
11

MİLLİ GÜÇLER, ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMDE AKP’Yİ ALAŞAĞI EDEBİLİRLER, AMA…

Önce şu gerçeği belirleyelim: Türkiye, AKP demek değildir, AKP de Türkiye demek değildir.

Yani, AKP’nin bugünkü güçlü, eski deyişle muktedir görüntüsü karşısında kimse karamsarlığa, çaresizliğe düşmemelidir. Cesaretini ve mücadele azmini yitirmemeli, direnişini sürdürmelidir. Çünkü Türkiye, Ortadoğu’da son kaledir. Türkiye teslim olursa, BOP’ un ve BOP Eşbaşkanlarının önünde hiçbir engel kalmayacaktır.

AKP, hiçbir ülkede eşine rastlanmayan çarpık bir seçim sistemi ve yüzde 10 barajı ile yasamada, yürütmede söz sahibi olmuştur.

Ama gerçekte o, Türkiye’de azınlıktadır ve halkın büyük bir kesimi ona karşıdır, muhaliftir. Bunu unutmamak gerekir.

Son zamanlarda sergilediği yanlış, adaletsiz, haksız politik çizgisiyle de giderek daha da küçülmekte, oy yitirmektedir. Anketler bu durumu tüm çıplaklığı ile ortaya koymaya başlamıştır.

Kürtlerin büyük bir kesimi de dâhil olmak üzere sağduyulu, yurtsever vatandaşların çoğu, AKP’nin bugünkü uygulamalarından memnun değildir. Politik çizgisini, gidişini kaygıyla izlemektedirler.

Zaten Kürtlerin büyük bir bölümünün de ayrılma, ayrı bir devlet kurma gibi bir düşüncesi yoktur.

Vatan Gazetesinde yayınlanan bir ankete göre Kürtlerin yüzde 79’u Türkiye Cumhuriyeti bayrağı altında ve sınırları içerisinde yaşamak istiyor. Sadece yüzde 9’luk bir kesim ayrı bir devlet olmanın peşinde. Geniş bir halk kitlesi PKK’nın ve Öcalan’ın terörist eylemlerinden rahatsızlık duyuyor.

AKP’yi üstün konuma getiren en büyük güç, arkasındaki ABD emperyalizmi, uyguladığı sadaka ekonomisi, din ticareti, sınırsız maddi varlığıdır. Dağıttığı nohutlarla, unlarla, şekerlerle, kömürlerle yoksul kesimin oyunu almakta, iktidar olmaktadır.

Okumaya devam edin ‘MİLLİ GÜÇLER, ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMDE AKP’Yİ ALAŞAĞI EDEBİLİRLER, AMA…’

13
Oca
11

CHP kendi ipini çekiyor

Bugünkü AKP İktidarından bunalan ve ülkenin tehlikede olduğunu düşünen insanların, yıllardır “ısrarla umut bağlamak” istediği CHP’de sürekli anlamsız işler oluyor.
Yakın zamanda yaşananları yeniden gündeme getirmek istemiyorum.
Anlayamadığım, şu andaki bir gelişme.
CHP yönetimi (Genel Sekreter Bihlun Tamaylıgil) yaptığı açıklamada, milletvekili olmak isteyen il başkanlarının 10 Ocak’a kadar istifalarını vermelerini istemişti.
81 ilin yarıdan fazlasının il başkanı milletvekili olmak umuduyla istifa etti.
İlk bakışta normal gözüken bu durum, CHP’nin kendi ipini çekmesi anlamına geliyor.

İnşallah yanılırım.

CHP  kendisini  tasfiye  mi  ediyor ?

Bakınız, tek tek gidelim.
Niçin örgüt temsilcilerinin istifası isteniyor ?
Bu, niçin başka partilerde ve bugüne değin CHP’de yoktu ?
Eğer amaç, bir kişinin iki işi birden yapmaması, herkese mümkün olduğunca görev verebilmek ise, buna inanmak zor.
Çünkü..
Bir seçim döneminde en büyük güç olan il başkanlarına diyorsunuz ki, “Seni milletvekili yapmamı istiyorsan istifa et!”
Diyelim ki adam istifa etti, ne olacak? Bu kişilerin milletvekili aday listesine gireceği kesin değil ki…
Yeni il başkanı olarak atadığın adama da -zımnen- diyorsun ki, “Sen artık il başkanısın, milletvekilliğini unut.”
Peki bu adam artık niçin çalışsın?

Her politikacının gönlünde ve hedefinde milletvekili olmak yok mudur? Bu da doğal değil midir? Adamın hedefi yoksa, niçin parti örgütü içinde aktif çalışsın?
Diyelim ki, 42 ilin başkanı değişti, şimdi bu yeni gelen adamlar (kadınlar), seçim öncesi çalışır mı?
Hadi ben bilemedim de siz bildiniz!..
Yeni il başkanları da, milletvekili olma hedefi olmadan “başkalarını” milletvekili yapmak için cansiperâne çalıştı.

Kılıçdaroğlu,  Gorbaçov  olmamalıdır…

Peki, mevcut il başkanlarının hem görevinde kalarak çalışması; hem de isteniyorsa milletvekili listesine girmesinde ne sakınca var ki ?

Eğer – bilemediğimiz -  bir  sakınca  var  ise,  o  zaman

genel  merkez  yönetimi  niçin  istifa  etmiyor ?

Onlar,  bu  seçimde  aday  olmayacak  mı ?

Eğer MYK üyeleri ve hatta genel başkan, hem görevinde kalıp, hem de milletvekili adayı olabiliyorsa, il başkanlarının suçu ne ?..

“Yok efendim, bu düzenlemeler bizim tüzüğümüzde var” diyorsanız, o tüzüğü siz yapmadınız m ?

Son kongrede bu antidemokratik ve umut kırıcı tüzük maddesini niçin değiştirmediniz ?..

Okumaya devam edin ‘CHP kendi ipini çekiyor’

13
Oca
11

UCUBE

Harem marem yoktu…

Oraya topladıkları sülün gibi kızlar padişahlarımızın dünya ahret bacısıydı!

*
Şaka bir yana, ecdatmış haremmiş filan değildir sorun… Ahali bunlara oy verince, vezir, aynı ahali bunların beğenmediği diziyi seyredince, rezil… Budur.
*
Heykel de değildir sorun.
*
O heykeli diken kim ?
AKP’li belediye başkanı.
Sonra n’aaptı o başkan ?
CHP’ye geçti.
CHP’ye geçince n’ooldu?
*
SİT’tir oldu !
*
AKP’liyken, anıt.
CHP’ye geçince, ucube.
*
AKP’li Bursa’da alkışlanan Kusturica’ya, CHP’li Antalya’da kusulması gibi !
*
(Detaya girersek… Ermeni açılımı, işin rengini değiştirdi, Kars’ta MHP güçleniyor. Kars’a vaat edilen lojistik köy projesinin Erzurum’a kaydırılması ise, tuzu biberi oldu. Ermenistan’a şirin görünmek için apar topar dikilen Barış Anıtı’nın aniden ucube ilan edilmesi, o anıtın dikildiği alanın şehit kanlarıyla sulandığının hatırlanması, sit alanı hikâyesi, sebebi budur… Sanki Çanakkale şehit kanlarıyla sulanmadı ve sanki Çanakkale’de anıt yok.)
*
Sanattan manattan anlamaz bunlar.
Kafalarını taktıkları yer başkadır.
*
Efes Pilsen mesela… Avrupa’da kupa kazanan ilk Türk takımı oldu, anıtı dikildi. Göğe uzanan iki el üstünde yarısı kesilmiş basketbol topu figürüydü. “Kadeh bu” diye söküldü.
*
Sonra ne oldu?
Ders alıp, şerbet üretimine başlamadı…

Spora tiyatroya müziğe sinemaya festivallere arkeolojiye destek olmaya, her sene 30 milyon dolar harcamaya devam etti.
Okumaya devam edin ‘UCUBE’

13
Oca
11

Türk Milleti’nin tasfiyesi seçimden önce başladı

22 Kasım 2010’da yazdığım “Demokrasi ve Milli Birlik Mücadelesi” başlıklı yazıma şöyle başlamıştım: “12 Haziran 2011’de gerçekleşecek seçimlerde Türk milliyetçileri açısından iktidar partisine ve CHP’ye karşı sürdürülecek olan mücadelenin özünü, demokrasinin yeniden tesisi ve milli birliğin savunulması oluşturmaktadır.

Bu seçim bir kader seçimidir.

Bir Türk milliyetçisini tarih bugüne kadar yaptıklarından daha çok 12 Haziran 2011 seçimleri öncesi/sırasında nerede durduğu ile yargılayacaktır.”

12 Haziran seçimleri gerçekleşmeden AKP’nin sürdürmekte olduğu milli-üniter devletin tasfiyesi ve anti demokratik bir nizamın tesisi süreci hızlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkilerini düzenleyen AKP Hükümeti tarafından hazırlanan yasa taslağı, bu sürecin bariz örneklerinden birisidir.

Yasa taslağında Anayasa Mahkemesi üyelerinin yeminlerinden “Türk Milleti” ve “Türk evlatları” kavramları çıkarılmıştır.

Öyle ya, bu Anayasa Mahkemesi üyeleri de zaten Polonya’da görev yapacaklardır.

Türk Milleti demeye ne gerek vardır ?

AKP böylece eğer 12 Haziran 2011 seçimlerini kazanır ise hazırlayacağı (aslında hazırladığı, ancak Türk Milleti ile paylaşmaya cesaret edemediği anayasa taslağı) Anayasa’dan da “Türk Milleti” kavramını çıkaracağını teyit etmiş olmuştur.

Bu hususta şüphesi olan, “bunu da yapmazlar!” diyen dostlarımız var ise her halde bir kez daha düşünürler.

Okumaya devam edin ‘Türk Milleti’nin tasfiyesi seçimden önce başladı’

13
Oca
11

Apo da CIA devşirmesi !..

ABD Dışişleri Bakanlığı gizli belgelerini açıklayacağını duyurarak günlerdir dünya kamuoyunu meşgul eden WikiLeaks İnternet Sitesi, Türkiye’yi de ilgilendiriyor..
Bu “derin” sitede “ABD/PKK” ilişkileri de mevcut..
Aslında ABD’nin PKK’yı desteklediği gün gibi aşikar..! Bu konuda Türkiye’nin elinde pek çok belge var..
Dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Doğan Güreş, 1992 yılında ABD ile terör örgütünün bağını ortaya koymuştu. PKK’ya malzeme taşıyan ABD helikopterlerinden bahseden bizzat Doğan Paşa olmuştu.. Çekiç Güç uçaklarına, helikopterlerine dikkatleri çekmişti…
Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, PKK’ya başlangıçta Avrupa ülkelerinin, komşu ülkelerin ve Amerika’nın yardım etti-ğini bilmeyenin olmadığını ve bununla ilgili devletin arşivinde yüzlerce belge bulunduğunu söylüyor.. Tantan’ın sözleri.. “Türkiye neden PKK ile mücadele edemiyor, sebebi belli. Neden 2003 yılında NATO bütün terör örgütlerini güncelleştirirken, PKK’nın güncelleştirilmesi ve Türkiye’nin PKK’nın terör örgütleri listesine alınması isteğine olumsuz cevap vermiştir. Bunların tartışılması lazım.”
Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen de, dönemin ABD  Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “Orta Doğu’da 32 ülkenin sınırlarını değiştireceğiz” ve “Yeni bir Orta Doğu lazım” şeklinde beyanlarını hatırlattı. Eslen, Amerikalı Yarbay Ralph Peterson’un, Özgür Kürdistan şeklinde ifade ettiği büyük bir Kürdistan’ın çizildiği ve Türkiye’den de çok büyük bir toprak parçasının alındığı haritanın da o dönem çıktığının altını çizdi. Nejat Eslen, PKK terör örgütü için “Özgürlük savaşçısı” ifadesinin kullanılmasını da Amerika’nın onlara mesaj içerikli bir desteği olarak yorumladı…

Bütün bu hatırlatmadan sonra “Apo-CIA” bağlantısına gelelim..

Önce şunu belirtelim.

Söz konusu internet sitesindeki belgelerde 1979 yılında ABD’nin PKK desteğinden söz ediliyor..

Bu tarih, PKK’nın piyasaya sürülüş tarihi…

Yani bölücü terörün çekirdeği ABD patentli demektir..

Abdullah Öcalan’ın öyküsünde de “derin filizlenmeler” mevcut..

Kendisi üniversite içerisinde, 12 Mart kökenli cuntanın haber elemanı..

Yani “derin devletin kuşu”..

Sonra.. ?

Bir ihbarı ile dönemin ABD Büyükelçisine karşı yapılacak güçlü bir gösteriye engel oluyor..

O zaman ABD’lilerin dikkatini çekiyor..

Okumaya devam edin ‘Apo da CIA devşirmesi !..’

13
Oca
11

Yargıyı federal sisteme hazırlama operasyonu

Hisseli harikalar kumpanyasında, yeni bir numara daha devreye sokuldu.

Kamuoyuna ‘Recep Affı’ olarak yansıyan son düzenlemenin ardından ortaya çıkan çarpık tabloyu fırsat bilen AKP iktidarı, başlattığı geniş çaplı ‘yıpratma’ve ‘karalama’ kampanyası ile yargıya ‘son darbeyi’ indirmeye hazırlanıyor.

Hükümetin izleyeceği yol haritası, Çankaya’nın şu cümleleri ile özetlenebilir :
- “Yargıda artık köklü bir reform yapılmasının zamanı gelmiştir.”
Peki, tam sekiz yıl boyunca yüksek yargı makamlarının çığlıklarına kulaklarını tıkayan hükümette, neden birden bire ‘yargının iş yükünü hafifletme’sevdası depreşiverdi.
Yapılmak istenen, gerçekten ‘adaletin tecelli etmesine’katkıda bulunmak mıdır?
Seçim öncesinde ‘yeni bir gerilimi’ tetikleyip, ‘oya tahvil etmek’ midir ?
Adamlarına ‘yeni kadrolar’ açmak mıdır ?
Yoksa işin içinde ‘başka bir iş’mi var ?

***
Planı, biraz daha yukarıdan, yani ‘üniter yapı’ çerçevesinden okumak gerekiyor.
Bilindiği üzere, tepkiler yüzünden, bugüne kadar ‘zoraki’ bir şekilde tozlu raflarda bekletilen ‘Yerel Yönetimler’reform tasarısı ve ‘Kamu Yönetimi’reform tasarısı, seçimlerin ardından hemen Meclis’e indirilecek.
Türkiye önce Bölgesel Kalkınma Ajansları projesi kapsamında, ‘ekonomik bölgelere’ bölünecek. Yetkileri artırılacak olan Belediye Meclisleri ve İl Genel Meclisleri, daha sonra tek çatı altında birleştirilerek ‘yerel parlamentolara’ dönüştürülecek.
Bu parlamentolar, bölgesel planda her türlü ‘kanun çıkarma’ yetkisine sahip olacak.
‘Merkezi’ yürütmenin yetkileri, aşamalı olarak ‘yerel’ yönetimlere devredilecek.
‘Vergi koymak’ dahil, birçok idari işlem yerel yönetimler tarafından yapılacak.

***

‘Yasama’ ve ‘yürütme’ üzerine işlemler, ‘fırına verilecek’ kıvama gelmiş bulunuyor.
Geriye kalıyor ‘yargı’.
Koparılan son fırtına, ‘üniter devlet’ yapısının olmazsa olmazlarından birisi olan ‘tek yargı sistemini’ katledip, yargıyı ‘federatif sisteme’ adapte etmeye yönelik ‘kamuoyunu hazırlama’ operasyonundan başka bir şey değildir.
Okumaya devam edin ‘Yargıyı federal sisteme hazırlama operasyonu’




İstatistikler

  • 1,856,406 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Nisan 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Arşivler


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 36 takipçiye katılın