Archive Page 124

07
Şub
11

Sonuncu Franco’nun düşüşü


İspanya’da 1931 yılında devrilen monarşinin ardından kurulan cumhuriyetten beş yıl sonra yaşanan faşist darbe ve beraberindeki iç savaş, faşizmin yükselişi konusunda en az Almanya ve İtalya örnekleri kadar öğretici.

Monarşinin ortadan kaldırılması sonrası solcular ve liberaller tarafından kurulan culhuriyete “La Nina Bonita” yani “güzel kız” adı verilmiş, ancak yeni cumhuriyet, monraşinin yıkılışının ardından kendinden bekleneni verememişti.

1936 yılında yapılan genel seçimlerin sonunda 4 milyon oy alan solcuların oluşturduğu “Halk Cephesi”nin hemen ardında da az bir oy farkıyla sağcı blok “Milli Cephe” geliyordu. Yapılan son seçimlerin sonucunu, İspanya Cumhurbaşkanı Azana “güneş ya da gölge” olarak niteliyordu. Gerçekten de seçimler, ülkeyi birkaç ay sonra yaşanacak savaşın iki tarafının açık göstergesi olmuştu.

Sol-liberal hükümetin işbaşına gelmesiyle bilidik faşist taktikler uygulanmaya başladı. Özellikle İspanya’da büyük gücü olan kilise, yeni hükümet işbaşına gelir gelmez kilise yangınlarının, suikastlerin ve yağmanın arttığı propagandasına başlamıştı. Aynı şekilde ordu içinde de cumhuriyete karşı hareketler belirmeye başlamış ve cumhuriyet ilk darbe girişimini birinci yılını doldurmadan yaşamıştı. İspanyol Fası’nda görev yapan General Sanjurjio’nun Ağustos 1932 tarinli girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış, “Güzel Kız” tarafından bağışlanmıştı.

Cumhuriyetçiler, cumhuriyete karşı yürütülen faşist örgütlenmeyi baştan hafife almışlar ve ileride yaşanacak olaylara zemin hazırlamışlardı.

Hatta 1934’taki genel grevde solcuların üzerine orduyu gönderen aynı hükümet, grevi bastırma görevini İspanyol Fası’nda görev yapan ve adı henüz hiçbir yerde duyulmamış olan General Fransisco Franco’ya vermişti. Grevi bastıran Franco, bu başarısıyla özellikle sağcılar arasında bir yıldız haline gelmişti. Franco, 1936 seçimlerinin ardından Başbakan yardımcısına solcuları iktidarı almadan birkaç saat içinde ezme fikrini öne sürmüş ve yerine İspanyol Falanjistlerinin kuracağı bir hükümet önermişti.

Ancak önerisi Başbakan Yardımcısı tarafından reddedilmişti. Franco’nun yaptığı bu önerisinden de ders almayan hükümet, onu İspanya’dan uzaklaştırıp Kanarya Adaları Valiliği görevini vermekten başka bir önlem almamıştı. Çok değil bir kaç ay sonra, İspanya’dan uzaklaştırdığı bu adam, bir İngiliz uçağıyla önce Fas’a ardından da İspanya’ya faşist darbenin lideri olarak gelecek ve neredeyse kırk yıl İspanya’yı demir yumrukla yönetecekti.

Okumaya devam edin ‘Sonuncu Franco’nun düşüşü’

07
Şub
11

ABD eski Büyükelçisi Wilson’un ağzından “Kürt istilası”

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, Atlanta’da İstanbul Center tarafından düzenlenen konferansta Türkiye odaklı bir konuşma yaptı.

Türkiye’de görev yaptığı süre boyunca edendiği izlenimlerle, Türkiye-ABD ilişkilerinin 30-40 yıl önceki halini karşılaştırdığında büyük farklılıklar yaşandığından bahseden Wilson, “Hayal kırıklıklarına rağmen Türkiye, ABD’nin önceliği” yorumunu yaptı.

Wilson’un ABD-Türkiye ilişkileri açısından 30-40 yıl öncesine göre değiştiğini belirttiği şeyleri özellikle Tayyip’in Davos’tan sonraki sürecinde izleyebiliriz. Bu anlamda Ross Wilson’un yaptığı bu açıklama, özellikle Mavi Marmara olayından sonra İsrail karşıtlığına soyunan Tayyip örneği, son zamanlarda popülerleşen eksen kayması tartışmaları ve AKP’nin Osmanlı coğrafyasında abi rolü üstlenmesi gibi olaylarla da doğrudan bağlantılı.

Türkiye’nin bir değişimden geçtiğini ve bu değişimin ABD tarafından tam olarak anlaşılamadığını belirten eski büyükelçi, aslında “hayal krıklıklarına rağmen” yorumunu yaptığı ilişkilerle ilgili olarak Türkiye’nin işbirlikçi iktidarlarının ABD’den kopamayacağının altını çiziyor.

“Hayal kırıklıklarına rağmen, ABD’nin önceliği” olarak nitelediği Türkiye’de 30-40 yıl öncesine göre yaşanan değişimin ABD tarafından nasıl görüldüğüne ilişkin ipuçları veriyor.

“İki ülke ilişkilerinin seyrinde vuku bulan tüm hayal kırıklıklarına, taktiksel ve hatta bazı zamanlarda stratejik görüş farklılıklarına rağmen Türkiye ABD’nin üst düzey dış politika önceliklerinin hemen hemen tamamında yer almaktadır.”

Ross Wilson’un ABD-Türkiye ilişkileriyle ilgili olarak verdiği ince mesajların ardından önemli bir Türkiye tespiti geldi.

Wilson, son elli yılda yaşanan bir göç olgusundan bahsediyor. Ancak 1950’li yıllarda DP’nin iktidara gelmesiyle birlikte yaşanan köyden kente göç olgusundan daha başka bir noktaya işaret ediyor. Wilson, yaşanan göçün nüfus hareketliliğinin dışında, göç edenlerin kendi kültürlerini de yerleştikleri yeni yerlere taşıdıklarını ve bazı kentlerin yapısını bile değiştirdiklerini belirtiyor.

Bu ise TÜRKSOLU’nda bundan beş yıl önceki Kürt İstilası tezlerinin bir tekrarı…

Güneydoğu merkezli olmak üzere Türkiye’nin kıyı şeritlerine ve büyük sanayi merkezlerine yapılan planlı bir Kürt göçü, göçün yoğun olarak yapıldığı kentlerin dokusunu birkaç yıl içinde değiştiriyor.

Mersin örneği bunun en bariz örneklerinden birisi ve sonuçları bakımından da bu göçün planlı olduğunu gösteriyor.

Okumaya devam edin ‘ABD eski Büyükelçisi Wilson’un ağzından “Kürt istilası”’

07
Şub
11

İsyan’cıya Kelimeler…

İnsanlık  umuyorum  ki  bu  isyan  ile  coşarken,  biraz  durup  tefekkür  eder  ve  bu  kadim  geleneğin,  bu

ibadetin  nasıl  bu  kadar  vahim  noktalara  gidebileceğini  düşünür…

Adem   ve   Şeytan

Ancak  her  şeyi  kaybettikten  sonra

her  şeyi  yapabilecek  kadar  özgür  olursun…

Tyler Durden

“Banka soymak değil, banka kurmak suçtur” demiş Bakunin.

Ve insan, kendisine şırınga edilen paradigmanın altında ezilmişliği ile teslim olduğu yalanlarca kuşatılmış, yasak ağacın kölesi…

Kuran’ı tersinden okuyan avanelerin masallarıyla mesakinleşmiş bedenlerin, şarabın hürmetine raksı budur. Miskin/Mesakin, Kuran’da birçok yerde geçer. Anlamı; sakinleştirilmiş, uysallaştırılmış, afyonlanmış demektir…

(NÛR suresi 22. ayet) Sizin lütuf ve imkân sahibi olanlarınız; akrabaya, çaresizlere, Allah yolunda hicret edenlere birşey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, hoş görsünler. Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah Gafûf’dur, Rahîm’dir.

Kuran bizlere yaklaşık 15 yerde bağırıyor. “Miskinlere el uzatın…”

Peki  bu  el  nasıl  uzatılacak  dersiniz ?

İnsanlığın aydınlanışını zamanın ellerine bırakmak zulümdür. Curt Goetz’in şu muhteşem tespitine katılmamak mümkün değil ; Zaman büyük bir öğretmendir ve bütün öğrencilerini öldürür…

Miskinler, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlardır. Ve Kuran’a göre bir miskine yardım etmenin yolu, onu zincirlerinden kurtarmaktır(Bkz. Beled Suresi)…

Bugünün miskinleri, Kapitalizmin reel politikalarına entegre olmuş, sakinleştirilmiş, hakkını arayamaz hale getirilmiş, yeryüzü nimetlerinin tamamının ancak belli zümrelere ait olduğuna inandırılmış, bankalara, tefecilere borçlandırılmış ve tepki göstermemesi için mistik yalanlar ile uyutulmuş olanlardır…

Ve  bugünün  firavunları,  miskinleştiren ;  üsttekilerdir.

Banka soyguncularını tv de seyrederken, ‘’Allah belalarını versin bu haydutların’’ diyen dedelerimizin, o bankayı kuran ‘’elit amcaları gördüğünde saygıyla ayağa kalkması’’; mutlak anlamda miskinleşmenin alameti farikasıdır.

Ve Hırsız’ın elini bilekten kesme mantığının pratisyenleri, hırsız ararken boşa enerji sarf etmekteler…

Okumaya devam edin ‘İsyan’cıya Kelimeler…’

06
Şub
11

BURSA NUTKU ÜZERİNE

ATATÜRK'ÜN  BURSA  NUTKU

1933  yılının  Şubat  ayında,  Bursa’da  Ulu Cami’de  Türkçe  okunan  ezana  karşı  bazı  irticacı  kişilerin  başlattığı  saldırı,  Bursa  Valiliği  önünde  protesto  gösterilerine  dönüşmüştü.

Olay  hemen  kısa sürede  önlenerek,  gerekli  tedbirler  alınmıştı.

İzmir’de  yurt  gezisinde  bulunan  Mustafa  Kemal  Atatürk,  bu  haberi  alır  almaz  hemen  Bursa’ya  gelerek,  incelemelerde  bulunmuştur.

Türkçe olarak okunan ezana karşı yapılan saldırı, Atatürk’ü çileden çıkarmış ve devrimleri korumak için, gençlere ne yapmaları gerektiğini anlatmıştır.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, 5 Şubat 1933 tarihinde, tıpkı bugünleri görmüşçesine, Bursa Nutku’nda gençlere öğütlerde bulunmuştur.

Eğer Bursa Nutku’nu iyice özümsersek, Atatürk için şunları demek abartılı olmaz:

Başında bulunduğu devletin bile bazı zamanlarda yanlış tutumlar içinde olabileceğini düşünebilen, gelecekte ülkeyi yönetecek iktidarlardan kuşkulanabilen, ama cumhuriyeti emanet ettiği gençliğe koşulsuz güvenen ve ülke sorunlarının çözümünde gençliği hep en önde gören bir devrimcidir. Tarihte Bursa Nutku’ndaki gibi sözleri söyleyebilen başka bir devrimci lider yoktur. İşte olağanüstü devrimci Atatürk, üstün öngörüleri sayesinde hem gelecek iktidarlar, hem de gençlik konusunda yanılmamıştır.

Gençlik, bugün Atatürk’ün tam bağımsızlık yolunda ilerlemeye devam edecektir. Gençlik, bugün her zamankinden daha çok emperyalizme karşı duracaktır. Gençlik, bugün Kemalist ilke ve devrimlere çok sıkı sarılacaktır. Laik ve demokratik cumhuriyetimiz ile tüm ulusal değerlerimizin aşağılandığı bu günlerde, gençlik yeni bir ulusal kurtuluş savaşı için yakılacak meşalenin ateşleyicisi olacaktır.

9 Eylül 1919 gecesinde Sivas Kongresi’nde Tıbbiyeli Hikmet; “mandayı kabul edemeyiz; eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar şiddetle ret ederiz ve kınarız.” sözleriyle Mustafa Kemal’in büyük övgüsünü kazanmıştı. Bu sözler ve eylemler gençliğin ulusal kurtuluş savaşına verdikleri katkıları anlatmaktadır.

Yeryüzünde ilk kez emperyalizmin yenilebileceğini kanıtlayan Atatürk, kurduğu cumhuriyeti gençlere emanet etmiştir. Gençler, rejime ve devrimlere sahip çıkarak, gericiliğe karşı, irticaya karşı ve emperyalizme karşı devrimci ruhlarıyla savaş açmışlardır. Bu savaşı Atatürk’ün gençleri mutlaka kazanacaktır.

Ülkemizin düşmanı Pentagon’dur, ABD’dir, AB’dir, kısaca emperyalizmdir.

Atatürk’ün gençleri bunu çok iyi bilmeli ve ona göre tavır almak zorunluluğundadırlar.

İşte bu zorunluluk, günümüz koşullarında Bursa Nutku’nun önemi çok daha anlamlı kılmaktadır.

Emperyalizm, Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığının ve aydınlığının karşısında duramayacaktır.

Okumaya devam edin ‘BURSA NUTKU ÜZERİNE’

05
Şub
11

Tuncay ÖZKAN : Geliyoruz..!!!

GÜNÜN  SORUSU :

Üç  yıla  yakın  bir  süredir,  hem  de  neyle  suçlandığınızı  bile  bilmeden

özgürlüğünüzden  yoksun  bırakılsaydınız  siz  ne  hissederdiniz ?

Ergenekon sanıklarından Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan, önümüzdeki genel seçimlerde aday olacak mı?

Tuncay Özkan, günlerdir yanıtı aranan bu soruya 28 Ocak’ta bana hitaben yazdığı mektupla net bir yanıt verdi…

İşte  o mektup :

“Sevgili Mustafa,

Esir tutulduğumuz bu mezarlıktan olup bitenleri hayretle izliyorum. Ne acı ki, ‘dost’lar ile düşmanlar, kıskançlık ve kin noktasında beni şaşkınlıkta bırakan bir dayanışma içinde. Yaşadığımız şeyin adı faşizmdir! Ama faşizmi bir kenara bırakmışlar; ‘Tuncay Özkan ile Mustafa Balbay zindandan çıkmasınlar’ diye kendilerini parçalıyorlar.

Çünkü onlar da biliyor ki; Özkan ile Balbay çıkarsa, bu yalan düzenini başlarına yıkarlar. Oyun bozulur!

Madem ‘herkes’ Ergenekon uzmanı ve Tuncay ile Mustafa’nın zindandan çıkartılmasından korkuyorlar; onlara meydan okuyorum. Her kim bu Ergenekon yalanlarının uzmanıyım diyorsa; hodri meydan! Çıksın karşıma… Önce benden başlayalım! Sonra kimi, hangi delili, hangi belgeyi ele alacaksak buyursunlar belirlesinler! Bana; hangi eylemle, hangi delille, hangi belgeyle, hangi suçla üç yıldır zindanda tutulduğumu söylesinler.

Ben ve Balbay; iki ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 300 yıl ağır hapis cezasıyla yargılanıyoruz. Mahkeme tam iki yıldır, ‘Tuncay Özkan’a iddianameden delilleri, belgeleri gösterin, bildirin’ dedi; ama savcılık bildirmiyor.

Aksine Ergenekon savcıları, ‘Tuncay Özkan’a suçunu söyleyemezsiniz’ diyorlar mahkemeye… Ben sıkıştırınca da ‘Suçunu en iyi sanığın kendisi bilir’ diyorlar.
Hukukları bu kadar!

Ama elimi, kolumu, ağzımı bağlayıp; mezarlığa koyup, esir tutup, arkamdan yalan, iftira, cehalet ve vicdansızca saldırmak kolay… Kin ve kıskançlıkla saldırmak kolay!

Buradan sesleniyorum; hodri meydan! Arkamdan konuşmak namertliktir. Haydi gelin karşıma… ‘Balbay ile Özkan, bir gün dahi dışarıya çıkmasın’ diyenler; haydi buyurun!

Bir gün elbet bu mezarlıktan çıkacağız. O gün yalanlarını yutmak zorunda kalacaklar. Rezil olacaklar. Çatlasalar da patlasalar da; elbet çıkacağız! Zulüm, yalan ve iftira ile kurdukları bu zalim dönemi başlarına yıkacağız.

Okumaya devam edin ‘Tuncay ÖZKAN : Geliyoruz..!!!’

05
Şub
11

CHP SEÇMENİ AYAĞA KALKTı : ÖN SEÇİM İSTİYORUZ….

CHP’NİN   MİLYONLARCA  SEÇMENİNDEN  ÖNSEÇİM  ÇAĞRISI…

KILIÇDAROĞLU SÖZ VERMİŞTİ, SÖZÜNÜ TUTMALI…

CHP’nin ve Türkiye’nin kaderi 1-2-kişinin eline bırakılmamalı…

BİNLERCE İLETİ DOLAŞIYOR, CHP GENEL MERKEZİNİN TELEFONLARI KİLİTLENMİŞ DURUMDA…

CHP GENEL MERKEZİ, MYK ÜYELERİ,E-POSTA VE TELEFON YAĞMURUNA TUTULUYOR…CHP’DE MİLLETVEKİLİ SEÇİMİNDE ADİL BİR ÖLÇÜT BELİRLENEMEMESİ DURUMUNDA SEÇİME ÇOK AZ BİR ZAMAN KALMIŞKEN CHP’DE BÜYÜK BİR DEPREM YARATABİLİR, ANCAK TABANIN İRADESİNİN ORTAYA ÇIKARACAĞI SONUÇ, KÜSKÜNLER ORDUSUNU ÖNLEMENİN DE EN AKILCI YOLU OLARAK GÖZÜKÜYOR, PARTİDEKİ EKSEN KAYMASI KORKUSUNU DA BÜYÜK ÖLÇÜDE GİDERECEK UYGULAMA ÖNSEÇİM…

CHP’nin ve Türkiye’nin kaderi 1-2-kişinin eline bırakılmamalı…

İNTERNETTE  BİNLERCE  İLETİ  DOLAŞIYOR,  İŞTE  O  METİNLERDEN  BİRİ :

CHP GENEL BAŞKANLIĞINA,
CHP’nin, milletvekili adaylarını belirleme yöntemi ile ilgili çok değişik duyumlar almaktayız.
Oysa CHP Genel Başkanı, Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkanlık koltuğuna oturduğundan bu yana “ön seçim” sözü vermektedir.

Bizlerin, verilen bu söz karşısında CHP Genel Başkanı’ndan, önümüzdeki seçim için aday olacak CHP milletvekillerinin belirlenmesi konusunda beklentimiz ve isteğimiz de bu yöndedir.

Sayın Kılıçdaroğlu yurt içi gezilerinde de “ön seçim” sözünü sürekli olarak yenilemiştir. Avrupa siyasilerinin bu yöndeki sorularına da; “2011’deki seçimlerde milletvekillerimizi ön seçimle belirleyeceğiz” yanıtını vermiştir.

Oysa, üzüntü içerisinde izlemekteyiz ki, parti içerisinde bir “ön seçim” tartışması mevcuttur. Bazı İl Başkanlarınız, “ön seçim” kararı alınmaması durumunda istifa edeceklerini açıklamışlardır.

Okuduklarımızdan, duyduklarımızdan anlaşılan şudur ki; CHP’de İl ve İlçe Başkanları da “ön seçim” istemektedirler. Hatta CHP’nin 12 İlçe Başkanı ortak bir açıklama yaparak 2011 Genel Seçimleri öncesinde milletvekili adaylarının belirlenmesi için “ön seçim” yapılması talebinde bulunmuşlardır. Bu açıkça, göstermektedir ki, partinin bütünlüğünü sağlayan yönetim birimleri ve partinin birer parçası olan diğer tüm partililer, kısaca parti içerisinde canla başla çalışan tüm CHP’liler “ön seçim” olması konusunda hem fikirlerdir.

Bu yöndeki kararı Genel Merkeze ileten CHP’liler, bu tür bir belirlemenin başarı odaklı bir sürecin başlangıç noktası olacağı görüşünü savunmaktadırlar.

Sayın Kılıçdaroğlu, örgüt genelinde milletvekili adaylarının ön seçimle belirleneceğini açıklamaktadır. Ancak bazı büyük şehirlerin adaylarının merkez yoklaması ile belirleneceği söylentisi dolaşmaktadır. Bu durumda, milletvekili listesinin belirlenmesinde, Kılıçdaroğlu ve Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’in belirleyici olacağı ortadadır.

Okumaya devam edin ‘CHP SEÇMENİ AYAĞA KALKTı : ÖN SEÇİM İSTİYORUZ….’

05
Şub
11

İhaleler Çıkmalı, Maçlar Şikeli, Seçimler Hileli Olacak..

İlk kez doğru bir laf etmişlerdi, yerden göğe kadar haklı bir laf: Direnme hakkı..
Şimdi kıvırıyorlar; biz seçim demek istedik, sandık dedik..
Mahalle mahalle, sokak sokak sandığa sahip çıkacaklarını söylemek istemişler..

Hadi canım sende!…
Direnmenin son aşamasına girdik; ıslıklamanın ötesine, savunma aşamasına geçtik…

…….

Futbolda örnek verelim:

Yan hakemler referandumla teslim alındı, torba yasayla da orta hakemi alacaklar..

Bu arenada muhalefet partilerinin zaferle çıkması olası değil..

Bir eli de bizim kalecinin cebindeyken..

Aklı başında hiçbir muhalif takım bu hakemlerin yönettiği maça çıkmaz..

Çıkıyorsa, biliniz ki; bu maç şikelidir..

……

Sözü edilen direnme hakkı: Islıklama olmalı..

Bu da maçı kabul ettiğimiz anlamına gelir ki; ıslıklama sonucu değiştirmez..

Ya saha terk edilecek ya da sahaya inilecek..

……

İkinci bir örnek:

Devletin sahibi millettir, yani malın (çiftliğin diyelim) sahibidir; hükümet devletin kiracısıdır..

Partiler dört yılda bir bu millete teklif verir, en iyi teklifi veren kiracımız olur, hükümet olur..

Hükümetle mal sahibi arasındaki kira sözleşmesi anayasamızdır..

Bu anayasaya göre çiftliği yönetir, bir anlaşmazlık olursa yargıya gidilir..

…..

Onbir’e on’un verdiği karar gibi kötü niyetliyse kiracımız,

mal sahibini öldürüp devlet olmak istiyorsa..

Yapacağı en ölümcül vuruş; yargıyı ele geçirmek; torbayı başımıza geçirmek..

Mal sahibi siz olsanız bu art niyetli kiracıyı nasıl çıkarırsınız, kime şikayet edersiniz?..

İşte bütün mesele bu: Hükümetin devlet olması; kiracının mal sahibi olması..

Bir devletin doğması diğerinin ölmesi demektir.. Cinayet işlenecek yani, savaş..

O zaman şu kural devreye girer; Devletler savaşla kurulur, savaşla yıkılır..

Devletin bekçileri ıslık çalmaz..

Sıkıyorsa; hesap bu!..

…..

Başka bir örnek:

İhaleye giren bir firmanız var diyelim.

Sizin ki de içinde olmak üzere üç firma teklif verme (baraj) hakkı aldı.

Fakat sekiz yıldır ihaleyi alan firma, ihale ve muayene komisyonunu ayarlamış.

Bu komisyonda o firma dışında hiç kimse ihaleyi alamaz, ancak çıkma alır; 90-100 vekil gibi..

İhale komisyonunu yasama sayın, muayeneyi yargı, yürütme zaten teklif veren firma olacak..

Bu durumda; teklif veren firma, teklif alan (devlet) olmuş demektir ki, bu kabul edilemez.

Bu komisyonun yaptığı ihaleye girilmez..

İhaleye girip çıkmayı cebine koyanlar, vekalet veren milleti satmış demektir..

…….

Diyeceğimiz: İhaleler çıkmalı, maçlar şikeli, seçimler hileli olacaktır; zarlar civalı..

Bu alçaklığı görenler Silivri’de tutsak..

Devrim dışında bir çıkış yok..

Islıklamanın çok ötesine geçtiler…

Ellerine verdiğimiz bağlama tef oldu..

Hilmi KAYIHAN

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/ihaleler-cikmali-maclar-sikeli-secimler-hileli-olacak/

05
Şub
11

Uğur MUMCU – MOSSAD – BARZANİ

Uğur Mumcu – MOSSAD-BARZANİ, Cumhuriyet, 7 Ocak 1993
(Açık İstihbarat: Uğur Mumcu’nun katledilmesinden bir hafta önce yazdığı yazıyı, hala terörle mücadelede İsrail’e ziyaret etmekten medet umanların dikkatine sunuyoruz.)
********************************************************
Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor.
Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir.
MOSSAD, İsrail’in gizli istihbarat örgütüdür.
Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı?
Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi.
Kimse bu ilişkiye, “Hayır olmadı” diyemiyor.
CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu.
MOSSAD’ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney’de yayınlanan
“Israel’s Secret Wars-A History of Israel’s Intelligence Services”
adlı kitapta sergileniyor.
Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington’daki Brooking Enstitüsü’nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış.
Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor.
Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor.
Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra, MOSSAD’ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sh.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan el-Heykel’in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak’tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor.
1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor.
1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması’ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından “Kürdistan Demokratik Partisi”ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor.
Barzani’nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor.
Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dışişleri eski bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor.
MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail’in Tahran’daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor.
Nimrodi’nin üstlendiği görev ilginç:
Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani’nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sh. 328-329)
Kitapta, MOSSAD’dan Kürtler’e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sh.328)

70′li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu ?

Kitaba göre sürüyor.

“Körfez Savaşı” sırasında Irak’ın attığı Scud füzelerinin Tel-Aviv’e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. ( sh.521)

Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, şimdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor.

MOSSAD, Barzani’ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor.

Kitapta, Mesud Barzani’nin İsrail’e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor.

Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyor ki daha da sürecek…

Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek…

İlgi belli…

İlişki de belli…

Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve

MOSSAD’ın Kürtler arasında?

Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi ?
Okumaya devam edin ‘Uğur MUMCU – MOSSAD – BARZANİ’

05
Şub
11

AKP iktidarında Türkiye kendi kendine yetebilir mi ?

Ülke  bölünüyor,  sözde  laikler  içki  yasağıyla  uğraşıyor

Bölünme hızlandıkça dezenformasyon da büyük bir hız kazandı.

Bunu sadece iktidar partisi yapmıyor.

Muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri de gönüllü katkı veriyor.

Kirli olmayan hiç bır şey kalmadı.

Güneydoğu’da Kürdistan özerkliği istenirken, gündemdeki en önemli konu içkinin yasaklanmaya başlaması.

Sözde laikler, büyük bir korkuya ve telaşa düşerken, ülkenin bölünmesi onları fazla ilgilendirmemektedir.

Ülke bölünürken ekonominin ne kadar iyi olduğu yalanları her tarafı kaplıyor.

İşsizlik binde şu kadar azalmış, ne büyük başarıymış.

Euro ve dolar yıl ortasına doğru değer kaybedecekmiş.

Cari açığı da biraz kontrol edebilirsek bundan iyisi can sağlığıymış… vs. vs.

Bir sürü laf kalabalığı içinde süreç gözlerden kaçırılmaktadır.

Kapitalizmin  ekonomik  oyunları

Referandumdan sonra TÜSİAD’la barışan başbakan, bir toplantıda artık bizim de bir araba yapmamız gerektiğini söyleyerek Mustafa Koç’u yönlendiriyor.

Efendim Çin sıkışık durumdaki Volvo’ya talip olmuşmuş, biz de dışarıya açılabilirmişiz, kendi otomobilimizi yapabilirmişiz.

Kulağa ne kadar hoş geliyor. İstediğin kadar konuşabilirsin, nasıl olsa kimse anlamıyor.

Bizim özel sektörümüzün 500 milyar dolardan fazla borcu var dışarıya.

Nasıl yapacak arabayı ?

Gerçi bu borçlar günün birinde bizim, yani halkın, üzerine kalacak ama yine de özel sektörümüzün öyle bir niyeti yok.

Et ithal edildi diye Koç grubu besicilikten çekildi, araba mı yapacak ?

2000’den önce emperyalizm tarafından sömürge ülkelerine dayatılan, yüksek enflasyonist bir piyasaydı.

Böylece yüksek faiz, yüksek döviz, değersiz yerli para kıskacında mazlumlar inanılmaz şekilde sömürüldü.

Böylece yoksullar gerekli girdileri almak için çok büyük paralar ödediler.

Ödemeye de devam ediyorlar.

Piyasanın krize girmemesi için de sürekli sıcak para talep ettiler.

Bu neyi getirdi: Sürekli borçlanmayı.

Son on yıl Cumhuriyet tarihimizin en hızlı ve en çok borçlanılan dönemi oldu.

Bu borcun 600 milyar doların üstünde olduğu söylenmektedir.

Amerika da borçlu bir ülke.

Üstelik dünyanın en borçlu ülkesi.

Aynı zamanda da dünyanın en fazla cari açık veren ülkesi.

Ama bunlar Amerika’nın hiç umurunda değil.

Bastığı karşılıksız dolarları har vurup harman savurmaktadır.

Okumaya devam edin ‘AKP iktidarında Türkiye kendi kendine yetebilir mi ?’

05
Şub
11

KÜRT TARİHİ NASIL UYDURULDU ?

Konferans :   KÜRT  TARİHİ  NASIL UYDURULDU ?

Konuşmacı :  Ulusal Parti Genel Başkanı  Gökçe Fırat ÇULHAOĞLU

ADANA

Tarih: 5 Şubat 2011 Cumartesi Saat: 14.00

Yer: Ulusal Parti Adana İl Merkezi
Cemalpaşa Mah. Toros Cad. No:39 Ziya Apt. K:5 D:11 Seyhan/ADANA

Tel: (0322) 456 29 40

MERSİN

Tarih: 6 Şubat 2011 Pazar Saat: 14.00

Yer: Ulusal Parti Mersin İl Merkezi
Kiremithane Mah. Silifke Cad. No:221 Tunç Apt. K:2 D:2 Akdeniz/MERSİN

Tel: (0324) 239 33 66

05
Şub
11

Son Osmanlı : Atatürk

Güneş   balçık   ilen   sıvanmaz   ey   dil
Bi-zeban   da   olsa   bellidir   kamil
Kendüden   gayruyu   beğenmez   ahil
Kendi   çalar   kendi   oynar   demişler

LEVNİ

———————————————————————

Şeriatçı,  ırkçı  ve  sözde  Atatürkçünün Türk  düşmanlığı

Macaristan Devlet Başkanı Pal Schmitt’in açıklamalarını Türk basını “inanılmaz” sözleriyle duyurdu:

“Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan Türkler için stratejik bir yer oldu.”

Tam da Kanuni tartışmaları sürerken yapılan bu açıklama kendi tarihimizle yüzleşmek açısından oldukça değerli.

Genelde bizim ülkemizde, bizim insanımıza, kendi tarihimizi beğendirmenin imkanı yoktur.

Kimi Osmanlı’yı sevmez onu Türk bulmaz, kimi İslam öncesi Türkleri beğenmez, kimi Mevlana’yı tutmaz, kimi Divan edebiyatını…

Sonuç olarak Türk’ü Türk’e beğendirmenin, benimsetmenin imkanı yoktur.

Bunun temelinde ise ülkemizde milliyetçiliğin yanlış kanallardan geliştirilmiş olması yatmaktadır.

Birinci kanal, İslamcı gelenektir ve bu gelenek genel olarak Türksüz bir Türk-İslam tarihi çizer kendi kafasında. Bu, öylesine bir algılamadır ki, sanırsınız ki Osmanlı bir İslam devletiydi ve bu devlette Türklük ve Türkçülük bulunamazdı.

Osmanlı’nın kozmopolit yapısı, çok kültürlülüğü ve hele hele yukarıda Macar devlet başkanının da andığı hoşgörüsü de devreye girince; İslamcı aydın sevinir: Görüyor musunuz Osmanlı Türkçü değildi!

Tam burada sapkın bir ırkçılık devreye girer. Bu akım, Osmanlı’yı zaten Türk’ten kabul etmez.

Ona göre ise Osmanlı Türk değildir, çünkü Türkçü olsaydı, “hoşgörü” değil, “soykırım” yapması gerekirdi. Yapmadığına göre, egemenlik kurduğu ülkelerin dillerini ve dinlerini değiştirmediğine göre, bu devlet Türkçü elbette olamazdı.

Irkçının başladığı yerden söze Atatürkçü girer ve başlar söylenmeye; Osmanlı Türk düşmanıydı, Anadolu’daki tüm Türkleri kesti.

Ve hemen bilindik bir “deyim”i söyler, biliyor musunuz Osmanlı’da Türk’e ne denirdi: Etrak-i bi-idrak!

Vay canına ne demekmiş o?

Yani bilinçsiz, idraksiz Türkler!

Batıcı entel tayfa ile ırkçı el ele verir ve devam ederler: Zaten Osmanlı’da Türkçe yasaktı, Osmanlılar Türklerden nefret ederdi, Osmanlı’da devleti Türkler değil devşirmeler yönetirdi, Osmanlı padişahları Farsça konuşurdu, Osmanlılar hiç kendilerine Türk demediler ki…

Bunlar, artık birer tekerlemeye dönüşen sözcükler.

Bu sözcüklere en güzel cevabı ise, Osmanlı’nın büyük aydınlarından ünlü minyatür sanatçısı ve şair Levni ne de güzel veriyor:

“Kendüden gayruyu beğenmez cahil!”

Evet günümüzün yarı aydını aslında tam bir cahildir ve bu cahil aydına Türk beğendirmenin imkanı yoktur.

Osmanlı’nın  Türkçesi

Ama Levni’nin yukarıdaki satırlarını bugün okuyabiliyorsak, anlayabiliyorsak, tam 300 yıl önceki şiirimizi anlayabiliyoruz demektir.

O zaman Osmanlıcanın Türkçeden başka bir dil olduğu cahil safsatası, kendiliğinden yerle bir olmaktadır. Görüldüğü gibi Osmanlıca denilen dil ile günümüz Türkçesi neredeyse birebir aynıdır.

Kaldı ki Osmanlı’nın kuruluşundan bugüne Osmanlı kanunnamelerini, tarihlerini, şiirlerini birer birer incelediğimizde de, bunların günümüzde bile anlaşılan metinler olduğunu anlarız.

Osmanlı, devletiyle halkıyla, Türkçe konuşurdu, istisnalar dışında da Türkçe yazardı.

Bu Türkçe günümüz Türkçesinden çok az farklılık gösterir ki o da o dönemin Türkmen şivesinin Osmanlı’da da kullanılmış olmasıdır.

Aslında Osmanlı’nın dilindeki bu Türkmen şivesi bile Osmanlı’nın kimlerin devleti olduğunu çok güzel göstermektedir.

Okumaya devam edin ‘Son Osmanlı : Atatürk’

05
Şub
11

MÜBAREK’İ BİTİREN ‘GERÇEK ERGENEKON’DU

Mizahi bir başlık attığımı düşünmeyin, şu anda tüm dünyalılar içinde sizlere en kısa şekilde şaşırtıcı bilgiler vereceğim, böyle istihbaratlı yazılar sevmem ama olsun, bazen uyarıcı olur..

Biliyorsunuz, Cemal Nasır sadece Mısır’ın değil Arap Dünyası’nın şahlanan aslanıydı, milliydi, sosyalistti.

Aşırı zenginliği makul sosyalist politikalarla sınırlandırmaya çalıştı, Mısır Tarihi’nin akışını değiştiren Assura barajını inşa etti, Tito, Nehru gibi bağlantısızlarla başka bir dünya kurmaya çalıştı, çağların değiştiremediği firavunlardan miras köle ruhlu yoksulluğu kökünden değiştirmeye çalıştı, Suriye ve Irak’ın Baas partileriyle Birleşik Arap Devleti’ni denedi, Sovyetler’le teknolojik ve silah anlamında çok sıkı ilişkilere girdi, ve İsrail’e ve Amerika’ya meydan okudu, işte burada duralım.

67 Arap İsrail savaşı sadece Nasır’ın mağlubiyeti değildi, tüm Arap dünyası öyle derin bir hayal kırıklığına kapıldı ki, savaşın ağır ezikliği milli-sosyalist karışımlı Baas yönetimlerinin bir nevi sonu oldu ve işte bu tarihten sonra İslamcı ideolojiler ön plana çıkmaya başladı.

Bu saate kadar İsrail ve Amerika milli-sosyalist Baas’ı parçalamak için İslamcılarla ortak çalışıyordu. İslamcılar’ın İran’daki Mısır’daki Filistin’deki bu utanç verici geçmişi hala ve bazen siyasi analizlerde hatıra gelir.

BAAS’IN  DÜŞMANLARI

İsrail’in İslami hareketleri Baas’a karşı nasıl gizlice desteklediğini anlatan onlarca kitap vitrinlerde, arayan bulur.

Baas’ın düşmanları üç çeşitti, biri İsrail-Amerika, ikincisi ve en tehlikesi İngilizler’in tayin ettiği Faruk’lar Faysallar soyu, Suud benzeri şeyhlik krallıklar, ve üçüncüsü hepsinden tehlikeli İslamcı hareketti.

Hafız Esad’ın Hama’da Müslümanları topyekün yakarken bu katliamın kini taa 60’lı yıllarda İslamcılar’ın Amerikalılarla ilişkilerinde yatar ve Hafız Esad’ın hayatını okuduğunuzda genç bir subayken nasıl bir kin içinde yemin ettiğini görürsünüz, ve sonra Enver Sedat’ı aşırı İslamcılar’ın öldürdüğünü unutmayalım, ayrıntıda boğulmayıp geçelim.

1967 yılı   Arap  Savaşı’nın  en  çarpıcı  ve  savaş

tarihini  en  şaşırtan  sahnesi İsrail  askerlerinin

bir  gecede  Mısır  radarlarını  gizlice  sökmesidir..

Radarların  gizlice sökülmesiyle,  savaş  bir  nevi  Mısır’ın  hüsranı  oldu.

Hüsrandan  öte,  bu  Araplar’ın  tüm  dünyanın  gözünde

aşağılayıcı  bir  şekilde  rezil  olmasıydı.

İsrail  Mısır  toprakları  içine  nasıl  gizlice  sızabilir  ve  radarları  nasıl  sökebilir ?

Şimdi biraz geriye gidelim, Orta Asya’dan Türkiye’ye gelen ünlü tarihçimiz Zeki Veli Togan’lara kadar uzanalım. Naziler’le o yıllarda ilişki içindeydiler çünkü Sovyetler’i ancak Naziler yıkabilirdi ve Esir Türkler bu şekilde kurtarılabilirdi..

II. Dünya Savaşı’nda Berlin Amerikalılar tarafından ele geçirildiğinde henüz dünya sahnesinde görülmemiş CIA’yı dünya çapında bir istihbarat olarak şekilleyecek belgeler ele geçti.

Bu belgeler Naziler’in istihbarat raporlarıydı ve bu raporların büyükçe bölümü Orta Asya’da yani Sovyet rejimi içinde yaşayan Türk istihbaratının elemanlarıydı, Özbektiler, Kazaktılar, Türkmenistanlıydılar, Azerbaycanlıydılar..

İşte bugün konuştuğumuz Ergenekon örgütü gerçekte buydu, CIA çok geçmeden bu örgütü soğuk savaşın ünlü Gladyosu içinde bir figür olarak kullanmayı başardı, bu konulara dair bir çok kitap ortalıklarda, okursunuz, geçelim.

O  MÜHENDİSLER  TÜRKTÜ

İsrail’in radarları nasıl söktüğüne dönelim.

Okumaya devam edin ‘MÜBAREK’İ BİTİREN ‘GERÇEK ERGENEKON’DU’

05
Şub
11

Uyanın Kıdem Tazminatı Gidiyor…

Türkiye, sosyal adaletin bir türlü tesis edilemediği büyük bir ülke…

Adaletsizliğin her türlüsünün kol gezdiği Türkiye’de insanlarımız garip ve mazlum.

Memleketin kaymağını hep krema bir kesim yiyor. Büyük çoğunluk bu küçük azınlığın insafsızca götürdüğünü, şaşkınlık ve çaresizlik içinde izliyor.

İşsizliğin kol gezdiği Türkiye’de, sırf sosyal güvencesi olsun diye asgari ücretin altında 200 – 300 TL’ye çalışan nice insan var.

Kaçak çalışanları ise hiç saymıyorum bile.

Türkiye’nin zenginliğinin üstüne oturmuş küçük azınlık siyasal iktidarların gelişinde gidişinde önemli rol oynuyor. Sendikacılık ise hepten sararmış ve doğru dürüst işçinin hakkını arayan kalmamış. Zaten sosyal ve ekonomik sorunlar, ülkeyi baştanbaşa sarmış. Herkes ağır bir işsizlik ve hesapsız konut, araba ve banka kartlarının kredi tuzağında zor soluyor.

Şimdide bunlar yetmezmiş gibi çalışanın yani işçinin elinden kıdem ve ihbar tazminatları alınmaya çalışılıyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer “kıdem tazminatı”nı bir sorun olarak niteliyor. Evet, böyle bir sorun var. Ama bu sorun kaymağı yiyen azınlığın sorunu. Etini, kemiğini, iliğini sömürdüğünüz halkın, elindeki bir hakkı daha elinden alma sorunu.

Bakan Dinçer,2009 yılında yaklaşık 2,5 milyon insanın işini kaybettiğini buna karşılık ancak %8’inin kıdem tazminatını aldığını söylüyor.

Doğrudur, işverenlerin çoğu işi yargıya götürerek uzatmak ve ortalama en az iki yıl süren yargılama sonunda, işinin hakkı olan kıdem tazminatını ödemek istiyor. Para çıkacaksa cepten geç çıksın mantığıyla hareket ediyorlar. Yoksa çoğu ödeme güçlüğü içinde değiller.

Bakan Dinçer, işçinin hakkını arayacağı yerde, işverenlerin hakkını korumaya çalışıyor. Ve imkânsızlık içine sokulan işçiyi bu haktan vazgeçirmek için ikna metodunu deniyor. Çünkü kendisini iktidar yapan, çalışan emekçi kesim değildir.

Bakan Dinçer’in partisi AKP’nin iktidarının devamı için çalışan çaresiz hale getirilmek isteniyor. Tıpkı hisseleri elinden alınan Karabük’teki Kardemir işçileri gibi.

Kıdem ve ihbar tazminatı, çalışan kesim için önemli bir haktır. Bu hak sadece işçilere değil her türlü statüde çalışan emekçilere ve özellikle devlet memurlarına da tanınmalıdır. Ancak kamudan istifa yolu ile ayrılmış 657 sayılı yasaya tabi olanlara, emekli olduklarında Emekli Sandığından ikramiye ödenmesini bile Anayasa Mahkemesi’nin kararının hilafına kanun çıkartarak engellemeye çalışanlar, işçiye de kıdem ve ihbar tazminatını çok görmektedir.

Uyan işçi kardeşim uyan! Sahip olduğun hakları kaybetme. Halkın başına tebelleş olmuş bu vahşi kapitalistlere dur de. Yoksa evdeki bulgurdan, kıçtaki dondan bile edecekler, haberin olsun.

Özcan PEHLİVANOĞLU

www.trakyanethaber.com

04
Şub
11

MıSıR VE ŞÜPHE

BİLGİ  SAHİBİ  OLMADAN  FİKİR SAHİBİ  OLANLARA…

Öncelikle belirtmek isterimki Mısır’daki olaylarla ilgili Türkiye’de yapılan tartışmalar ülkemizin bölgedeki gerçek lider olduğunu gözler önüne seriyor. Ben nacizane bir gazeteci olarak tartışmaya genel yorumlar veya olgulara dayanan yorumlarla değil doğrudan olguları ve olgulardan doğan soruları gündeme taşıyarak katılmak istiyorum. Birkaç soruyu ve açıklamayı aktarmadan önce de “Mısır olayları Sorosçu ayaklanmadır” şeklinde bir tanımım olmadığının altını çizmek isterim. Benim yazdığım şey bir olguydu. Soros’tan destek alıp dünya çapında bir bölme aygıtı olan Sırp Otpor örgütünün gösterilerde yer aldığını fotoğrafıyla gündeme taşımış olmam eylemlerin Sorosçu olduğunu söylemem anlamına gelmez. Çünkü artık Otpor Soros’un kontrolünün çok ötesinde Sırbistan’da iktidar mevzilerinde oturup üyeleri uluslararası kuruluşlarda diplomat ve hatta bazı ülkelerde büyükelçi olmuş bir örgüttür. Aydınlık geleneğinde yetişen bir gazeteci olarak olaylara şüphe ile yaklaşmanın en doğrusu olduğunu düşünüyorum. Hiçbir yorum yapmadan kafamdaki soruları ve ortaya çıkan olguları maddeler halinde sıralamanın en doğru hareket olacağını düşünüyorum.

1- Mısır’daki olaylar neden Tunus olaylarının hemen ardından yoğun CNN ve BBC propagandası altında başladı.

2- Olaylar neden Mısır yönetiminin Çin ile ticaretinin üç yılda 3 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkmasının ve Rusya ile Mısır arasında yapılan 10 enerji anlaşmasının hemen ardından çıktı?

3- 6 Nisan gençlik örgütü neden 2008 yılından itibaren ABD’nin yakın takibi altındaydı?

4- Üçüncü Yugoslavya’yı bölen, Gürcistan’ı bölen, Ukrayna’yı istikrarsız bir ülke haline getiren Otpor’un amblemleri Mısır’daki gösterilerde nasıl yer alıyor? Sırplarla,Bosna savaşı sırasında Boşnaklara açık destek veren müslüman kardeşler örgütünü aynı eylemde birleştiren güç nedir?

5- CNN Mısır olaylarında neden açık biçimde göstericileri destekliyor ve göstericiler neden CNN muhabirlerinin korumalığını yapıyor. Mısır yönetimi neden CNN ve BBC ile Amerikancı Arap kanallarının muhabirlerini göz altına aldı ve sınır dışı edebileceğini açıkladı?

6- Müslüman Kardeşler Örgütü her fırsatta “ılımlı islamı” desteklediğini söylerken ve kendilerine Tayyip Erdoğan’ı örnek aldıklarını belirtirken gelişmelere halk devrimi demek ne kadar doğru?

7- ABD, AB ve Tayyip Erdoğan neden aynı tondan konuşuyor ve Mübarek’i “immedetly” yani acil olarak görevi bırakmaya çağırıyor?

8- Mısır Dışişleri Bakanlığı ABD, AB ve Erdoğan’ı neden bu kadar sert biçimde kınadı?

9- Rusya ve Çin neden Mübarek’in görevi bırakması gerektiği yönünde hiçbir açıklama yapmadı?

10-Rusya’da Putin’in partisinin bazı milletvekilleri neden “Mübarek’in görevi bırakması daha büyük kaosa yol açar” şekilnde bir açıklama yaptılar? (http://turkish.ruvr.ru/2011/02/03/42629220.html)

Okumaya devam edin ‘MıSıR VE ŞÜPHE’

04
Şub
11

Mısır’daki olaylarla Erdoğan seçimi garantiledi mi ?

رجب طيب أردوغان، والولايات المتحدة والاتحاد الأوروبي والمصالح

الإسرائيلية في العالم العربي من حصان طروادة.

الامر بهذه البساطة…

1) İran’ın nükleer güce erişmesi ve Irak işgali sonrasında Orta Doğu’da yaşanan hiçbir şey tesadüf değildir.

2) Yine tesadüf olmayan WikiLeaks sızıntısı ile de ortaya çıkmıştır ki ABD bölgedeki diktatör müttefiklerinin radikal İslâma zemin hazırladıklarını düşünmektedir.
3) Öyle olduğu için de müttefik ülke halkını kaybetmemek ve o ülke rejimlerinin İran’a dönüşmesini engellemek için düğmeye basmıştır.

4) Gerek Tunus gerek Mısır ve gerek Ürdün’de başlayan son kalkışmalar İslâmcı bir başkaldırı değil, demokrasi talebidir ve ardında Batı istihbarat örgütleri vardır.

5) Buradaki proje, kitleleri radikal İslâmın kucağına atmadan ılımlı İslâm anlayışı ve yapay bir demokrasi ile İran etkisinden uzak tutmaktır.
6) Mısır’da son olarak uç veren Mübarek karşıtları ile yandaşlarının çatışması ise Ordunun müdahalesine zemin yaratmak içindir.

7) ABD ve Batı, Mısır’ı kendi halinde yani kontrolsüz bırakmayacak ve askere yaptıracağı darbe ile yeni bir rejimin temellerini attıracaktır.
8) Keza Tunus,Ürdün ve Yemen’de yaşananlarla Suudi Arabistan’dan alınan istihbaratlar da bölgede radikal İslâmın zemin kazandığını teyid ettiğinden buralarda da bir dizi adımlar ardı ardına gelecektir.
9) ABD ve Batı’nın Arap âlemine sunduğu rol model ise AKP’nin ılımlı İslâm ile Tayyip Erdoğan’dır.
10) Hem ABD, hem Batı ve hem İsrail Tayyip Erdoğan’ın Arap Dünyasında fenomen olmasına açıktan destek sunmuştur.
11) İsrail ile Türkiye arasındaki malum gerginlik yapay yani danışıklıdır ve tamamen Erdoğan’ı Arap kamuoyunda kahraman yapmaya endekslidir.

12) Tayyip Erdoğan, ABD, AB ve İsrail çıkarlarının bölgedeki Truva atıdır.
13) Orta Doğu İran’ın nükleer güce ulaşması ve Çin’in direkt ilgi alanına girmesi ile Küresel Emperyalist Devlet tarafından yeniden inşa ediliyor.
14) Bu inşa sürecinin adı Büyük Orta Doğudur ve bu projenin Eş Başkanlarından biri de bizzat kendi ifadesi ile Recep Tayyip Erdoğan’dır.
15) Evet bölgede görülen isyan ve kalkışmalar kesinlikle ABD-AB ve İsrail’in düğmeye basmasının sonucudur.
16) Mısır ve diğer Arap ülkeleri yine AKP benzeri ılımlı İslâm ve demokratik yapılanmalarla Batı bloğuna bağlı kalmaya devam edecektir.

17) Tunus ve Mısır’da yaşananlar tartışmasız olarak BOP’un model ülkesi Türkiye ile onu yöneten AKP ve Tayyip Erdoğan’a hizmet ediyor.

18) Ortaya çıkan son tablodan hareketle AKP’nin en az bir dönem daha iktidarda kalması adına 2011 Haziran’ındaki seçimi kazanması için ABD, İsrail ve AB’nin ağırlık koyacağı mutlaktır.
19) ABD için ölçü ülkelerdeki rejimlerin şekli değil, kısa, orta ve uzun vadedeki çıkarlarıdır.ABD çıkarı için dün Şah Pehlevi’yi nasıl sırtından attı ise bugün de Mübarek’i atmakta zerre tereddüt etmeyecektir.Keza günü gelince yani onlara göre posası çıkınca Tayyip Erdoğan da süpürülecektir.Nitekim Erdoğan bu olguyu iyi bildiği içindir ki ABD’deki malum mahfillere ısrarla, “Beni süpürmeyin, kullanın” yakarışında bulunmaktadır.Ama bugün için Erdoğan emperyalizmin bölge projeleri bağlamında bilinçli olarak yarattığı bir fenomendir ve ondan bir süre daha yararlanacaktır…

Hülasâ Erdoğan’a Küresel Devletin desteği sürüyor, dolayısı ile Haziran’daki seçimde göndermek zor olacaktır!

BAKIŞIN  BÖYLESİ

Mısır’da  olan  demokrasi,  Türkiye’deki  eşkıyalık !
Başbakan ve şürekâsına göre Mısır’da isyan edip sokağa dökülen halk demokrasi mücahidi ama Türkiye’de yumurta atan gençler, hak arayan işçi-memur-esnaf, paralı eğitime karşı çıkan öğrenci eşkıya…

Evet Tayyip Erdoğan ile yandaşları hadiseye aynen böyle bakıyor…

Bırakın pankart açma ya da yürüyüş yapmayı, stadyumda iktidarı ıslıklayanlar bile bu ülkede artık terörist yaftasını yiyor…

Sorarım  size  böyle  bir  ülke  Büyük  Orta  Doğu  Projesinde  nasıl  model  olabilir ?

Görüyorsunuz  BOP  denilen  şey  aslında  bir  demokrasi

projesi  değil,  emperyalizmin  bölgeyi  demokrasi

ambalajı  ile  yeniden  dizayn  etme  aracıdır…

Bu  kadar  basit  bir  şeyi  de  anlayın  artık,  a.q.larım…

Tersi olsaydı model denilen Türkiye’de sadece pankart açtı diye bir öğrenci için 14 yıl hapis istenir miydi ?
YANLIŞ  DEĞERLENDİRME

MİT,  Tayyip  bey’in  propaganda  ajansı mı ?

Kıyamet alâmeti bu olsa gerektir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin istihbarat örgütü MİT, bir siyasi partiye yani AKP’ye payanda olarak ona âdeta propaganda ajanslığı hizmetini veriyor.

Evet diktatörlüklerle bile olmayan şeyler AKP’nin yönettiği Türkiye’de oluyor ve devletin en önemli ve ciddi kurumu MİT parti militanlığına soyundu.

Nasıl mı ?..

Okumaya devam edin ‘Mısır’daki olaylarla Erdoğan seçimi garantiledi mi ?’

03
Şub
11

Banu Avar : “Ben Atatürk’üm !”

Banu Avar bu Pazar günü Almanya’da konferans verdi.
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin diğer Türk dernek ve kuruluşlarıyla dayanışarak düzenlediği bir toplantıydı bu. Konusu:

‘Emperyalizmin Kıskacında Türkiye’

Banu Avar’ı nasıl anlatmalı bilemiyorum… Nasrettin Hoca’nın o ünlü fıkrasındaki gibi desek: „Bilenler bilmeyenlere anlatsın!“
Banu Avar’ın o inanılmaz insan sıcaklığını, alçak gönüllülüğünü nasıl tarif etsem… Hele o topluma hitap ederkenki büyümesini, kürsülere sığamamasını, sanki bir anda dev gibi oluvermesini, herkesi etkisi altına alarak kendini ilgiyle, coşkuyla dinletmesini, açık ve duru Türkçesini, tavrını, çalışma ve mücadele azmini… Korkusuzluğunu… Neyi, nasıl anlatsam…

Banu Avar, ülkemizin deyim yerindeyse sırat köprüsünden geçtiği bu günlerde halkımıza aslında halkımızın çoktan beri düşündüklerini, bildiklerini, tahmin ettiklerini evirip çevirmeden dosdoğru söylüyor.

Dinleyince, „Evet, aynen böyle olmalı, ben de bunu böyle düşünüyordum. Şimdi araştırmacı bir gazetecimizin ağzından duydum…Öyle böyle bir gazetecinin değil, Uğur Mumcu gibi bir gazetecinin ağzından…Türkiye’yi gönlünde taşıyan, vatan millet sevgisiyle dolu, gerçek Atatürkçü bir kadın gazeteciden duydum!“ diyorsunuz…

Hem içiniz ferahlıyor, tıpkı benim düşündüklerim gibi derken, hem alt üst oluyorsunuz, doğruymuş demek, ülkemiz korkunç bir düzenin içindeymiş, diye üzülüyorsunuz…

Türkiye’yi hiç durmadan geziyor Banu Avar.

Tıpkı Erdal Sarızeybek albayımız gibi…

Köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir geziyor…

Çağrılan yere gidiyor. Çağrılmayan yere de gidiyor.

Kendisini sokmadıkları üniversitelerin kapısında gençlerle konuşuyor.

Orada toplananlara anlatıyor bildiklerini, ayaküstü olur mu demeden.

Okumaya devam edin ‘Banu Avar : “Ben Atatürk’üm !”’

03
Şub
11

TÜRKLER VE AVRUPALıLAR – ( 2 )

Bu gün yazı dizimizin bu bölümünde, sizlere Türklerle Avrupalılar arasındaki anlayış farkını ortaya koyacak en önemli Tarihsel olayları, 500 yıl kadar öncesine giderek sunmaya çalışacağız.

Osmanlı Sultanı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika üzerinde bir imparatorluğu yönettiği ve büyük sayıda Ermeni’yi İstanbul’a göç ettirip, İstanbul’da bir Ermeni patrikhanesi kurduğu (1463)’ten 40 yıl kadar sonrasını ele alıyoruz. O dönemde, Müslüman Emevileri yenerek İspanya’ya hâkim olan İspanyolların Dinsel Engizisyon mahkemesi vasıtasıyla bütün Müslümanları yok ettiği ve daha sonra Katolikler dışındaki diğer mezhep ve Yahudilere tam bir soykırım uyguladığını biliyoruz. Osmanlı Sultanı, 2. Beyazıt’ın, bu soykırımı önlemek için özel gemiler gönderip, özel izinler alarak yüz binlerce masum insanı, Engizisyon’un elinden kurtarıp, kendi ülkesinde ve kendi kuralları çerçevesinde özgürce yaşamaları ve ibadet etmelerine izin verdiğini de unutmuyoruz.

İşte bu olayların geçtiği 1490’lardan 15-20 yıl kadar sonra, Avrupa ülkeleri yeni bulunan bir kıtadan, nasıl yararlanacakları arayışları içinde bulunuyorlardı. Şimdi bu konudaki gelişmeleri pek derin incelemeye gerek duymadan, ansiklopedik bilgiler çerçevesinde izlemeye çalışacağız.

“Amerika’nın fethi sırasında yapılan kıyımdan Meksika’daki Çiçimekalar ya da Şili’deki Araukanlar gibi, her türlü asimilasyona karşı çıkan kabilelerin yok edilmesinden sonra, maden ocaklarındaki zorunlu çalışmadan kaynaklanan ölümler, mikrobik hastalıklar, korkunç salgınlara yol açar. Meksika yerlilerinin sayısının 1519’da on milyon kadar olduğu sanılmaktadır. 1650’de burada yalnızca bir buçuk milyon yerli kalmıştır. Tüm Güney Amerika için nüfus azalmasının (aynı süre içinde) yirmi milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Antil Adaları’nda yerliler hemen hemen tamamen yok olmuşlardır. Hıristiyanlaştırma çabası sömürgeleştirmeye eşlik eder; daha 1528 yılında 28 piskoposluk kurulmuştur… Bazı kabileler Hıristiyanlaştırılmaktan kurtulmak için ormanlara ve dağlara sığınırlar.” (1)

Okumaya devam edin ‘TÜRKLER VE AVRUPALıLAR – ( 2 )’

03
Şub
11

“Aynaya bak mübarek Başbakan”

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural Başbakan Erdoğan’ın dün partisinin Meclis grup toplantısında Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e yaptığı ‘halkın sesine kulak ver’ çağrısına tepki göstererek “Aynaya bak mübarek Başbakan” diye konuştu.

Vural AKP ile CHP arasında yaşanan ‘toplu açılış’ polemiğine “Tv’lerdeki programların açılışını da başbakan yapsın” sözleriyle katıldı.Vural muhalefeti ve yargıyı eleştiren Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın eleştirilerine “Gelsin AKP’den aday olsun, muhalefete dil uzatmasın” yanıtını verdi.

Vural Meclis’te, Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’la birlikte düzenlediği basın toplantısında, gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğan’ın dün partisinin Meclis grup toplantısında, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e yaptığı ‘Halkın sesine kulak ver’ çağrısını hatırlatan Vural, bölge ülkelerindeki gelişmeleri, “Kukla demokrasilerle Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor” şeklinde değerlendirdi.


“Aynaya bak mübarek Başbakan”

Lübnan’da Hariri’nin yanında olan Başbakan’ın Tunus ve Mısır’daki gelişmelere ancak ABD Başkanı Obama’nın telefonundan sonra sesini çıkardığını belirten Vural “Başbakan Mısır üzerinden demokrasi çağrıları yapıyor ama dön de ülkede bak. Başbakan yeni rol gayretkeşliğine soyundu” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın Ortadoğu’da krallardan üstün hizmet ödülleri aldığını ifade eden Vural, “Başbakan için kral öldü yaşasın kral. Ödüller alırken kimden aldığını bilmiyor muydu? O zaman Mısırlı, Tunuslu yok muydu? Ortadoğu’da Başbakan’ın özlem duyduğu başkanlık sistemi yıkılıyorsa bundan ders alması gereken Başbakan’dır. Türkiye giderek Ortadoğu sultanlarının yönettiği ülkelerle uyumlu hale getirilmek isteniyor. Meclis’e uymayan Recep Tayyip Erdoğan Meclisi kendine uydurmak istiyor, millete uymak yerine milleti kendine uydurmak istiyor.

Benim tarafımda olmayan bertaraf olur diyen Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık asma kesme yeri diyen Recep Tayyip Erdoğan, siyaset terziliği yapan başterzi Recep Tayyip Erdoğan. Hüsnü Mübarek’e halka kulak ver diyor. Halka kulak vermesi gereken kendisi. Başbakan’a sesleniyorum; aynada kimi görüyorsun, aynaya bak, Mübarek’e akıl verirken aynada kimi görüyorsun Mübarek Başbakan” diye konuştu.

“Mübarek üzerinden demokrasi havarisi kesildi”

Başarısız Devletler Endeksi’nde Türkiye’nin Mısır, Tunus, Ürdün gibi ülkelerle aynı kategoride olduğunu, Türkiye’nin kötü yönetildiğini ifade eden Vural “Mübarek üzerinden demokrasi havarisi kesilen başbakana aynaya bak deme hakkına sahibiz” dedi. Vural, Başbakan Erdoğan’ın iki partili sistemle, TBMM’yi Mübarek’in, Zeynel Abidin Bin Ali’nin Meclisi haline dönüştürmeye çalıştığını da savundu.

http://www.ilk-kursun.com/2011/02/aynaya-bak-mubarek-basbakan/

03
Şub
11

Gençlik, Bursa Nutku için Meydana İniyor…

5 Şubat Cumartesi günü,15:00 – 16:00 saatleri arasında Atatürkçü Düşünce Derneği Gençlik Kolları ve Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Örgütleri olarak Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda yapılacak basın açıklamasından sonra amaç edindiğimiz Bursa Nutku’nu hep birlikte okumaya sizleri de davet ediyoruz.

http://www.addbakirkoygenclik.org/?p=1709

İletişim:
Umut Gürel GÜRLER : 0507 768 39 42
Ali Remzi GEMALMAZ: 0536 891 65 56
Erdem CAN: 0536 402 11 43

Adres: Zuhuratbaba mah. Zuhuratbaba cad No:13 D: 2 Bakırköy
İlçe binası TEL: (212) 570 29 22

ADD BAKIRKÖY GENÇLİK KOLU

03
Şub
11

DEV PANEL: Banu AVAR – Erdal SARıZEYBEK 5 ŞUBAT’ta KADıKÖY’de




İstatistikler

  • 1,927,568 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Aralık 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 41 takipçiye katılın