Bugünlerde, zihinleri en fazla meşgul eden sorulardan biri bu! Acaba, durmadan artan küresel baskı bir Üçüncü Dünya Savaşına sebep olur mu? Bu soruya cevap aramaya çalışanların bir kısmı, çıkabileceğini, bir kısmı çıkmayacağını, bir kısmı ise, çıkmasına gerek olmadığını, zaten savaşın başladığını söylüyorlar. Bunları söyleyenlerin, elbette, kendilerine göre bir sürü, sebepleri ve gerekçeleri var.
Biz de nacizane, savaşın başladığı görüşündeyiz. Üçüncü Dünya savaşı, küreselleşme faaliyetlerinin yoğunlaştığı, üçüncü dünya ülkelerine ya da milli devletlere yoğun baskıların gelmeye başladığı iki binli yılların başında başladı. Yalnız bu savaşın, daha önce dünyanın yaşadığı iki büyük Dünya Savaşından mahiyet olarak farklı yönleri var. Bundan önceki iki büyük savaşın sebebi aynıydı. Gelişmiş ve zengin ülkelerin, pazar kapma, sömürge paylaşma savaşı olarak niteleyebileceğimiz iki savaş da, ikiye bölünmüş zengin ve gelişmiş ülkelerin savaşıydı. Bu yüzden bu iki savaşa, literatürde “Paylaşım Savaşı” denmişti.
Bugün başladığını iddia ettiğimiz Üçüncü Dünya savaşı, diğer iki savaşım paylaşımcı özelliğini taşısa da, mahiyet olarak yani savaşan taraflar olarak iki savaştan da farklı bir özellik göstermektedir. Bu savaşta, dünyanın en zengin ve azgın ülkeleri bir tarafı oluştururken geri kalmış, henüz gelişmesini tamamlayamamış ya da tamamlamak üzere olan ülkeler diğer kampı oluşturmaktadır. Yani, daha açık bir ifade ile, bu savaş gelişmiş ülkeler ile gelişmemiş ülkeler, zengin ülkeler ile fakir ülkeler ya da Yahudi- Hıristiyan ülkeler ile Müslüman ve diğer dinlere mensup ülkeler arasında olmaktadır. Çok oransız olan bu kamplaşma, savaşın şeklini de değiştirmiş, öncelikle, gizli ya da açık yürütülen küreselleşmeye zorlayan taktikler yoğunluk kazanmış, zorla ya da rüşvetle, mevki vaadi ile iktidarlar değiştirilmeye çalışılmış, olmazsa bölgesel savaşlarla emperyalizmin yayılma alanı genişletilmesine ağırlık verilmiştir. Yani, diğer iki savaşta görülen, top yekün savaş stratejisi değiştirilmiştir.
Savunma da bulunan uluslar da savaş taktiklerini değiştirmişler, ülkelerini savunurken savunma hattını genel olarak bütün dünyaya yaymışlardır. Saldırganlar inlerinde vurulmaya başlanmış, ülkeleri savaş tehdidi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Kimilerinin terörist saldırılar dediği bu girişimler, aslında savunma stratejisi değişikliğinden kaynaklanan bir taktik olarak görülmelidir.
Daha önce yaşamış bulunduğumuz diğer iki büyük savaşa baktığımız zaman, genelde yakılıp yıkılan yerlerin, bugün bir kampı oluşturan emperyalist ülkelerin toprakları olduğunu görürsünüz. Lokal olarak belli birkaç bölgenin, Kafkasya ve Afrika’nın kuzeyi gibi, yakılıp yıkılması tezimizin doğru olmadığını göstermez. Çünkü; iki atom bombası Japonya’da patlamış, Londra yıllar boyu süren bombardımanlarla karşı karşıya kalmış, Almanya, hatta Avrupa’nın tamamı baştan başa yakılıp yıkılmıştır. Bu durum, zengin ve emperyalist ülkeleri, bu sorunun çözülmesi için çalışmalara itmiş, geliştirilen “Medeniyetlerin Çatışması”, “ Tarihin Sonu” Globalleşme ve Küreselleşme” gibi tezlerin hayata geçirilmesi sonucunda, savaşın şekli ve boyutları değiştirilmiştir. Böylece ortaya, yeni bir savaş stratejisi çıkmıştır. Özet olarak bu strateji, birbirleriyle savaşmadan, birbirlerinin ülkelerini yakıp yıkmadan paylaşımı öngörmektedir. Bu öngörü, belki de, dünyanın sonunu getirebilecek bir top yekün savaş tehdidini ortadan kaldırdığı gibi, işi daha kısa zamanda, daha kolay bir şekilde bitirebilme imkanını da getirmektedir.
Geliştirilen bu savaş stratejisinin ideolojisi “Küreselleşme”dir. Küreselleşme, emperyalist güçlerin geliştirdikleri, yeni sömürgeciliğin de ideolojisidir. Bu ideoloji sayesinde, emperyalist güçler kendi aralarında birleşerek dünyayı paylaşmışlar, üçüncü dünya ülkelerine yaşama şansı bırakmamışlardır.
Bugün küreselleşme ideolojisinin başı ABD’dir. ABD bütün kurumları (Pentagon, CİA, IMF, Dünya Bankası, Dolar) ve diğer yandaş ve destek ülke ve kurumlar ile (AB, Japonya, Rusya ve Çin, Dünya Ticaret Örgütü, OPEC, G-8 ler, BM, Sivil Toplum Kuruluşları) küreselleşme olgusunun yaygınlaştırılması çalışmaları içerisindedir. ABD ve ortakları, küreselleşme olgusunu, diğer ülkelerde ya güzellikle ya da zorla hayata geçirme uğraşı içerisindedirler. Yoğun propaganda, ekonomik sıkıştırmalar, askeri baskılar bu sürecin her zaman kullanılan araçlarıdır. Bu devlet ve kurumların ihraç etmeye çalıştıkları küreselleşme ülküsünün sloganları ise, “Demokrasi ve İnsan Hakları”dır. Bu iki önemli değer, onların elinde sadece kullandıkları bir argümandan ibarettir. Gerçekte, onların istediği ne demokrasi, ne de insanların insan gibi yaşamasıdır. Irak’a getirdikleri demokrasiye bakarak niyetlerini kolayca anlamak mümkündür. Eğer, söylediklerini istemiş olsalardı, o ül-keyi rahat bırakır, zenginliklerine göz dikmezlerdi.
Bu küresel suç örgütü, milliyetçiliğin, milli ve moral değerlerin, ulusal devletlerin baş düşmanıdır. Ulusal devlet sözüne bile tahammülleri yoktur. Çünkü; ulusal devletleri sömürmek, isteklerini hayata geçirmek be-del isteyen bir uğraşı gerektirir. Bütün bu ol-gular, açık olarak dünya üzerinde bir savaşın, açık ya da gizli sürdüğünün göstergeleridir. Bu savaş, sadece savaş alanlarında karşılıklı orduların vuruşması şeklinde değildir. Savaşan taraflar bütün güçlerini kullanarak savaşı kazanma, karşı tarafı pasifize etme çabası içindedirler. Birden bire ortaya çıkan ekonomik dar boğazlar, dile, dine, kültürel ve moral değerlere yöneltilen saldırılar, tarihi, coğrafyayı , yurt, millet sevgisini dışlama çabaları, eğitimi milli çizgisinden uzaklaştırma işlemleri, sanatı ve yaşayış tarzını seviyesizleştirme savaşın bütün alanlarda tüm hızıyla sürdüğünün kesin kanıtlarıdır. Tüm bunlar, bizim ülkemizde de olduğuna göre, biz de bu savaşın içindeyiz demektir. Bu durumda, savaş kurallarının mutlak surette işletilmesi gerekmektedir.
Küresel Suç Örgütünün Çalışmaları
Günümüz dünyasının çeşitli bölgelerinden çekilen fotoğrafları birleştirdiğimiz zaman, emperyalizmin, küresel sömürgecilik dönemi içerisine girdiğine tanık olmaktayız.
Artık, bölgesel ve kişisel sömürü dönemi sona ermiştir.
Dünya kapitalist sistemi, tekelci sermayenin dünya hakimiyetini sürekli kılmak için, dünya düzenini yeniden yapılandırarak emperyalist güçlerin, sömürü, kontrol ve hakimiyet bölgelerini yeniden belirlemiştir.
Okumaya devam edin ‘Üçüncü Dünya Savaşı Çıkar mı..?’
Son Yorumlar