Arşiv Sayfası 4

10
Nov
09

Fidel : “50 yıldır sosyalizm sayesinde direnebildik”

Geçtiğimiz hafta ABD tarafından Küba’ya uygulanan ambargonun ellinci yılıydı. Bir diğer deyişle Küba’nın elli yıllık direnişinin yıldönümüydü.

Eisenhower’la ABD’nin elli yıl önce başlattığı süreç, resmi politika olarak bugüne kadar uygulanıyor. Hatta “değişim”le gelen Obama’nın da Küba politikası aynı…

Geçtiğimiz günlerde Obama’nın Küba politikasında birtakım yenilikler yapmaya başladığı, mevcut ablukanın gevşetilip ilerde tamamen ortadan kaldırılacağı bile iddia edilmişti. Özellikle Amerikancı medya ABD’nin Küba’ya yönelik uyguladığı seyahat ve iki ülke vatandaşlarının birbirlerine para gönderme kısıtlamalarının kaldırılması üzerine haberler yapmış ve bu konuda Küba’nın da adım atması gerektiğini Amerika’nın ağzından dile getirmişlerdi.

Onlara en iyi cevabı Fidel vermişti. “Biz sadaka istemiyoruz” diyerek ABD’ye karşı duruşlarından asla taviz vermeyeceklerini, Obama’yı da inandırıcı bulmadıklarını belirtmişti.

Geçtiğimiz hafta BM’de de ambargonun kaldırılması ile ilgili bir oylama yapıldı. BM’deki oylama yeni değil, on sekiz yıldır yapılıyor ve her seferinde Küba’ya uygulanan ABD ambargosunun kaldırılması kararı çıkıyor.

En son oylamada 187 destek oyu çıkarken, 3 karşı oy, 2 de çekimser oy çıktı.

On  sekiz  yıldır  oylama  tablosunda  Küba’ya  destek  olan  ülkelerin  sayısı  artarken,

ret  oyu  veren  ülkeler  hep  aynı :

ABD   ve   İsrail…

Bir de dönem dönem yanlarına aldıkları ve sömürgeleri olan birkaç ülke!

Okumaya devam edin ‘Fidel : “50 yıldır sosyalizm sayesinde direnebildik”’

10
Nov
09

Saddam’ı yargılayan hakim ödülünü aldı

Saddam HüseyinHakim: İsminizi söyler misiniz?

Saddam: Hüseyin el-Macit. Irak Devlet Başkanı.

Hakim: Mesleğiniz? Irak Cumhuriyeti’nin eski Devlet Başkanı mı?

Saddam: Ben hâlâ Irak Cumhuriyeti Devlet Başkanıyım ve Silahlı Kuvvetler’in Başkomutanıyım. Bu hâlâ benim resmi sıfatım ve görevimdir. Ben hâlâ Irak’ın Başkanıyım ve Genel Komutanıyım. Beni bu şekilde töhmet altında bırakmaya çalışmanız uygun oluyor mu? Bu işleminiz Anayasa’ya ve kanunlara muhaliftir.

Hakim: İkametgâhınız?

Saddam: Her Iraklının evi ikametgâhımdır.

Hakim: Annenizin adı?

Saddam: Sobha. Siz de kendinizi tanıtmak zorundasınız.

Hakim: Irak Mahkemesi Başyargıcıyım.

Saddam: Öyle mi. Mahkeme hangi yasayla kuruldu?

Hakim: Koalisyon güçlerinin aldığı kararla.

Saddam: O halde işgalcileri temsil eden bir Iraklısınız?

Hakim: Ben, Irak’ı temsil eden bir Iraklıyım.

Saddam: Şimdi anlaştık. O halde her Iraklının Irak yasalarına uyması gerektiğini teyit ediyorsunuz. Bu yasanın halkın iradesini yansıtması gerekmiyor mu?

Hakim: Kesinlikle öyle.

Saddam: O halde işgal güçlerinin aldığı karara uyarak çalışmamalısınız.

(Saddam Hüseyin’in Mahkeme Tutanaklarından)

Yargılama sırasında Saddam’ın ders verdiği bu hakim, mahkemenin sonunda Saddam hakkında idam kararı vererek emperyalist efendilerine karşı uşaklığın gereğini yapmıştı.

Ama Saddam idam sehpasında bile dik duruşunu korumuştu. Emperyalistleri sevindirecek hiçbir şey yapmadan.

Saddam sonrası Irak da onun idamını davulla zurnayla kutlayan işbirlikçi Kürt aşiretlerine teslim edilmişti.

Okumaya devam edin ‘Saddam’ı yargılayan hakim ödülünü aldı’

10
Nov
09

ABD’den Azerbaycan’a tehdit

AKP’nin Ermeni açılımıyla birlikte estirilen Azerbaycan düşmanlığına şimdi de ABD bizzat katıldı.

Cümle Amerikancının birden bire Türk Bayrağı aşkı ve şehitlere olan minnet duyguları şahlandı(!), Azerbaycan’daki şehitlikten indirilen Türk bayrağı için olan gürültüyü çıkardılar.

Daha dün umurlarında olmayan Türk Bayrağı birden kıymete binmiş, gazetelerde şehit haberlerinin yayınlanmasına karşı çıkarlarken, nasıl olduysa şehitlerimiz akıllarına gelmişti.

Tabii bu tezgah da bir ABD talimatıydı. Geleneksel Türk düşmanlığı ve Ermenicilik, şimdi Azeri düşmanlığı ile yapılıyordu.

Azerbaycan’daki muhalif Yeni Müsavat Partisi’ne ait resmi internet sitesinde yayınlanan habere göre ABD, Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili olarak Azerbaycan’a ültimatom vermiş. Habere göre, eğer Azerbaycan Dağlık Karabağ’a yönelik askeri bir operasyona girişirse, ABD bölgenin bağımsızlığını tanıyacakmış.

ABD tarafı ayrıca Azerbaycan’ın gizil bir savaş hazırlığı içinde olduğuna dair ellerinde bilgi olduğunu iddia etmiş.

Temel mesele ABD, Fransa ve Rusya gibi emperyalistlerin de karıştığı Ermenistan-Azerbaycan görüşmelerinde İlham Aliyev’in öne sürdüğü Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün Ermenistan tarafından kabul edilmemesi.

Bunun için Tayyip de üzerine düşen görevi yaparak Ermenistan’la bir protokol anlaşmasını imzaladı. Protokolün neye hizmet ettiği ise hemen ardından gelen toprak talebi, tazminat ve soykırımın kubulünün dillendirilmeye başlanmasıyla belli oldu.

Okumaya devam edin ‘ABD’den Azerbaycan’a tehdit’

09
Nov
09

“Hepsini Asacağız” sloganına Türk milletinden büyük destek

“Hepsini   Asacağız”  sloganının  yer  aldığı  önceki  sayımız  büyük  ilgi  gördü.

Dergimizin  reklamını  yapan  Vatan,  Milliyet,  Radikal,  Ntvmsnbc  gibi internet

sitelerine  de  teşekkür  borçluyuz.

Onların  da  katkılarıyla  internet  sitemizin  ziyaretçi  sayısı  4 – 5  katına  çıktı   ve

rekor  kırdı.

Binlerce  mesaj  aldık.  Yüzlerce  insan  gazetemizin  bürolarını arayarak

desteklerini  bildirdi.

Türk  milletine  teşekkür  ediyoruz.  Ve gazetemize  gelen  mesajların  ancak  küçük

bir  kısmını  burada  yayınlayabiliyoruz.  Tamamını  internet  sitemizden

okuyabilirsiniz.

Milletimize  candan  teşekkürler..!!!


Evet bu ülkede teröre karşı çıkan bir tek TÜRKSOLU kaldı. Ama TÜRKSOLU’nun gücü kararlılığı ve iradesinden geliyor. Çok korkuyorlar çünkü Atatürkçü Parti gelecek ve Türk’ün kaderi değişecek.

 

Deniz, İstanbul

Bir hakikati yüce Türk halkıyla paylaşmak istiyorum: Tarih tekerrürden ibarettir. Bunu herkes görecek! AKP’lilerin de sonu Menderes gibi olacak!

Bayram Kunek, İstanbul

Kürtçü teröre Atatürkçü çözüm. Başka yolu yok!

Fatih Özayaz, Van

Apo’yu asmadık, kesmedik, adama yaşam hakkını teslim ettirenler bugün kendi hapishanelerinde çatır çatır adi suçlardan yargılananları komik ötesi jüri oylamasından sonra asılıyor. Onların yaşam hakları yok mu ki, suçlularını asarlar? Bize de insan hakları talkımı yuttururlar. Midem bulanıyor artık AKP, PKK ve ABD-AB’den… Evet asalım hepsini.

Sema, Tekirdağ

Mükemmel bir yazı. Tepki gösterenlerin hepsi dinci, Kürtçü, Türk’e savaş açmış, Türk’ü teslim olmak istiyorlar. Türk’ün hakkını savunan herkesi de yok etmek istiyorlar. Bunu herkes bilsin ki, Türkiye Türklerindir ve böyle kalacak!

Mehmet, Konya

Eğer sizler de Deniz’lerin yolundan gider ve biz Türkiye insanlarını bu yönde inandırırsanız sizi iktidar yaparız ve yapacağız. Türk insanına ve Türkiye’nin antiemperyalist mücadele tarihine güvenin. Sizi yarı yolda bırakmayacağız.

Adem, İstanbul

Bu ülkede şanlı Türk bayrağından tahrik olan insanlar el üstünde ama onu korumaya kalkan, yüceltmeye kalkan insanlar hedef oluyor. Bunu da demokrasi diye yutturuyorlar. Dedelerimizin bayrak sevgisine, vatan sevgisine bak; bir de şimdiki insanların bayrak ve vatan sevgisine bak. Bunlar kimin için yapılıyor? Dört-beş liboş mutlu olsun diye, bazılarının rahatları bozulmasın diye.

Bu siteyi eleştirenler; Etrafınızda şehitlere saygı yürüşleri oluyor, gerçi sizin oralarda pek işiniz olmaz ama, bakın bakalım sizin kardeş bellediğiniz topluluklardan kimseler var mı ya da ellerinde Türk bayrakları var mı? Ama burada samimi olacaksınız, kardeşlik laflarında değil. Tabi ki yoklar. Zaten onlar hiç yoklar ve hiç bir zaman olmadılar ve olmayacaklar. Siz kendinizi kandırıyorsunuz ve etrafınızdakileri de kandırmaya çalışıyorsunuz. Ama artık size kimse inanmıyor ve sizin bu yaratmaya çalıştığınız kardeşlik yalanları tutmuyor.

Yukarıdaki yazı gayet açık. Bu toprakların bölücüsü varsa birleştiricisi de olacak. O da inşallah TÜRKSOLU sayesinde olacak. TÜRKSOLU’na katkıda bulunan abilerime kardeşlerime selamlar.

Emrullah, Manisa

Siyaset için yaşım erken ama, TÜRKSOLU görüşlerimi yansıtıyor. İyi ki varsınız! Gerçek Atatürkçüler ölmedi!

Emre Mert, Bursa

TÜRKSOLU, sağol!

Şimdiye kadar uyuyan çok vatan evladı vardı, sayenizde uyanıyorlar. Sizler muhalefetin yapamadığını yapıyorsunuz. İyi ki varsınız.

Şimdi gelelim, bayraklarımızı kapalım, Atatürk posterlerimizi kapalım ve tüm dünyaya gösterelim, biz hala bu vatanın sahipleriyiz. Kanımızın son damlasına kadar savaşacağız! Biz vatanımızı korumakla yükümlüyüz. Hem kendimize hem verilen yüz binlerce şehitlerimize, hem 7 bin yıllık tarihimize bunu borçluyuz. Sizden talimat bekliyoruz! İlk hedefi sizler belirleyeceksiniz. Bizler ileri diyeceğiz ve hücuma geçeceğiz.

Ne Mutlu Türk’üm Diyene!

İlk Hedef Apo’nun ve işbirlikcilerin idamıdır..!!!

Okumaya devam edin ‘“Hepsini Asacağız” sloganına Türk milletinden büyük destek’

09
Nov
09

Milletimizin tek vücut olması saldırganları korkuttu..!!!




Milliyet  ve  Vatan’a  yanıtı  kendi  okurları  verdi :

“ Helal   olsun   TÜRKSOLU ”

Vatan, Milliyet, Radikal ve Ntvmsnbc, internet sitelerinde TÜRKSOLU’na saldıran bir yayın yaptılar.

Vatan’ın manşeti “Akıllara zarar slogan”, Milliyet’inki “Türk Solu’ndan kanlı urgan”, Radikal’inki “Akla ziyan slogan”, NTV’nin ise “Türk Solu’ndan tehlikeli çağrı”ydı. Ancak bu haberlere gelen yorumların büyük çoğunluğu TÜRKSOLU’nu kutluyor ve destekliyordu. O kadar ki, Vatan ilk 5-10 yorumdan sonra mesaj bölümünü kapattı ve yorumları sildi. TÜRKSOLU’nu “akıllara zarar” olmakla suçlayan bu sitelere soruyoruz: Bizi destekleyen kendi okurlarınız için de böyle manşet atabilir misiniz? Biz bir örnek verelim: “Milliyet okurundan akıllara zarar slogan!” Bu internet sitelerindeki okur yorumlarının bir kısmını aktarıyoruz:

Yanlış olan nedir?
Vatanını seven herkesin içinden geçenlere tercüman olmuşlar. Ne alakası var sağınan solunan önünen arkayınan. Helal olsun o başlığı atana. Her babayiğidin yazamayacağını yazmışlar.

Zorunuza mı gidiyor?
Teröristleri asmak zorunuza mı gidiyor?

İşte Türkiye’nin ihtiyacı bu
Türkiye Cumhuriyeti’nde idamın geri gelmesi gerekir. İnsan hakları dedikleri şey bizde farklı kullanılıyor. Suçlu isen hele de vatana ihanetse asılmalısın.

Okumaya devam edin ‘Milletimizin tek vücut olması saldırganları korkuttu..!!!’

09
Nov
09

Nefes — Vatan Sağolsun

Çok  önemli  bir  film :  “Nefes  /  Vatan  Sağolsun”

Nefes

Gerçekten de PKK’ya karşı özellikle 93 yıllarında verilen savaş; kendine özgü kurallarıyla o savaşın içerisinde yer alanlar için bambaşka ve olağanüstü zorluklar, korkular ya da fedakârlıklar içermişken ve başlı başına bir kurtuluş savaşı niteliğine bürünmüşken, acaba Türk halkı içerisinde kaç kişi bunun ayırdında olabilmiş veya oradaki kahramanların hissiyatını empatik bir şekilde içselleştirebilmiştir? İşte bu film; verdiği bu mesajlar ve çarpıcı sahneleriyle bu gerçekleri gündeme taşıması açısından çok önemlidir.

Yılın  en  dikkat çeken  filmi :  Nefes

Evet.  Bu  film  muhakkak  izlenmeli.

Hatta bir kere yetmez. Birkaç  kez  izlenmeli.

Neden izlenilmeli? Çünkü, toplumsal ve kültürel alanların vıcık vıcık Kürtçü, işbirlikçi ve küreseselci ürünlerin istilâsına uğradığı bir dönemde ulusalcı çizgideki böyle yapıtlara piyasalarda rastlayabilmek çok zor olduğu için bu tür üretilere dört elle sarılmak bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır da ondan izlenilmeli…

Bu film hamâsi anlamda “Vatan, millet, Sakarya!” edebiyatı bağlamında bir film değildir. Sinema teknikleri açısından da yetkin bir filmdir. Kurgu, çekim, oyuncu seçimi, senaryo, rol ve reji kalitesi çok başarılı noktalardadır. Hele mekân seçimi son derece isâbetli yapılmıştır. O mekân öyle bir mekândır ki, bir taraftan PKK’lı katillerle gerçekleştirilen savaşın nasıl olağanüstü zor doğa koşullarında yapıldığını gösterirken, diğer taraftan sadece bulutların, rüzgâr sesinin, soğuğun, erişilmez dağ zirvelerinin, boz kayalıkların ve kardelen çiçeklerinin şâhitliğindeki yalnızlık atmosferini de çok iyi yansıtmıştır. O mekân aynı zamanda, kimsesizlik ortamındaki savaş psikolojisinin insani korkularını körükleyen görsel boyutları da ortaya koymaktadır. Yine o mekânın vurguladığı diğer bir nokta; 93 yıllarında avantajlı duruma geçen PKK ile mücadelede karakol seçimlerinin yanlışlığıdır.

Filmde PKK ile savaşın çocuk oyuncağı olmadığı çok gerçekçi bir biçimde verilmiştir. Yüzbaşının filmin başında karakol komutanı Asteğmeni yatağından kaldırarak ve kasaturasını metal kaba vurarak savaşın gerçeklerini anlatması çok etkileyicidir. Çünkü, daha yoldayken saldırıya uğramışlar ve en sevdiği Astsubayını Kanas kurşunuyla kaybetmiş ve savaşın gerçek yüzüne çok kısa bir süre önce bir kez daha şâhit olmuştur. Yine aynı Yüzbaşının içtima sırasında, karakol mangasındaki askerlere askerliğin kurallarına uymadıkları takdirde başlarına ne geleceğini ailelerini de işin içerisine katarak kafalarına sokmaya çalışması, savaşın şaka olmadığının gösterilmesi açısından çok önemli sahnelerden biridir. Hele son çatışma sahneleriyle gözler önüne serilen silah cayırtıları, roket infilâklarıyla yangınları, gencecik ve tecrübesiz vatan evlatlarının hiç beklemedikleri anda karşılaştıkları âni saldırı ve savaşın gerçek yüzü karşısında girdikleri şoklar, uzuvlarının kopması da dâhil olmak üzere aldıkları yaralar, çatışmalar sırasında bir canlı bombanın karakola girerek intiharı ile birlikte ortalığın kan gölüne çevrilmesi ve o ortamdaki çılgınlık derecesindeki kaos, bu savaşın vehâmeti yanında onun bir atari oyunu olmadığı gerçeğini de çok etkileyici bir şekilde zihinlere ve vicdanlara kazımıştır. Bütün bu görsel anlatımlar “Nefes” filmiyle; gerek çekim teknikleri, gerek makyaj, gerek kurgu, gerek oyuncuların rol becerileri ve gerekse yönetmenin ustalığı açısından son derece başarılı şekilde beyazperdeye aktarılmıştır.

Asker,  kimin  için  savaşıyor  farkında  mıyız..?!!!

Evet! Gerçekten de PKK’ya karşı özellikle 93 yıllarında verilen savaş; kendine özgü kurallarıyla o savaşın içerisinde yer alanlar için bambaşka ve olağanüstü zorluklar, korkular ya da fedakârlıklar içermişken ve başlı başına bir Kurtuluş Savaşı niteliğine bürünmüşken, acaba Türk halkı içerisinde kaç kişi bunun ayırdında olabilmiş veya oradaki kahramanların hissiyatını empatik bir şekilde içselleştirebilmiştir? İşte bu film; verdiği bu mesajlar ve çarpıcı sahneleriyle bu gerçekleri gündeme taşıması açısından çok önemlidir.

Dedik ki, bu iç acıtıcı gerçeklerden Türkiye’de acaba kaç kişi haberdardı? İşte bu filmde bu da bir mesaj olarak sunuluyordu. Bir sahnede Asteğmenlerden biri İstanbul’daki kız arkadaşıyla telefonla konuşurken kız arkadaşı “bencilce” bir yaklaşımla Asteğmenin yanında olmamasından dolayı sıkıldığını, kendisinin dağlarda savaşmasının nedeninin kız arkadaşının huzur içinde evinde uyumasını sağladığı söyleminin artık kendisini doyurmadığını ve kendisini kesmediğini, o yüzden de ayrılabileceğini ifade ediyordu. Hatta bunun arkasından gelen sahnede Yüzbaşı diğer iki Asteğmenin de içinde olduğu grupla konuşurken, aynı Asteğmene önce kız arkadaşının nerede yaşadığını soruyordu. İstanbul yanıtını aldıktan sonra da ona karşı, o tür kızların kendini aldatabileceği çünkü, onların kendilerinden ve ihtiyaçlarından başka bir şey düşünmediklerini belirten bir söylemi oluyordu. Buradaki ana fikir; büyük şehir yaşam tarzının ve bu yaşam tarzını benimsemiş insanların “pragmatizmini” ve “egosantrizmini” dile getirmeye yönelik bir anlam üzerineydi. Yine PKK’ya karşı verilen savaşta medyanın duyarsızlığını ön plana çıkaran replik, Yüzbaşının içtima konuşmasında erlere yönelik söylediği “Oğlum, senin ölümünün medyadaki değeri 45 saniyelik bir görüntüdür.” cümlesinde yatıyordu. Bu cümlenin kafasında yer etmiş olduğu bir er; sahnelerden birinde arkadaşına, esprili bir şekilde; “Ben saat tuttum, şehidin televizyonda görünme süresi komutanın söylediği gibi 45 saniye değil, 56 saniyeymiş.” diyerek medya umursamazlığıyla ilgili mesaja kinâyeli bir yaklaşımla katkı vermiş oluyordu.

Okumaya devam edin ‘Nefes — Vatan Sağolsun’

09
Nov
09

Milletimizin Önlenemez Şahlanışı..!!!

protesto259

09
Nov
09

Tarih ve vatan satanın korkusu

Öner Yağcı

Bağımsızlığımızın yitirişimizin, dış borç bataklığına sürüklenişimizin, sömürgeleşme sürecine doludizgin girişimizin, Cumhuriyetimizin temelinden (kültürden) koparılışının, tüm ilkelerinin haraç mezat satılığa çıkarılıp elden çıkarılışının, kısacası Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan her şeyin kaybedilişinin ilk büyük adımlarının atıldığı dönemde, yurdumuzun onur anıtlarından Nâzım Hikmet:
“İnsan olan vatanını satar mı? / Suyun içip ekmeğini yediniz. / Dünyada vatandan aziz şey var mı? / Beyler bu vatana nasıl kıydınız?” diyor.

Bu dizeler, onun “Bu Vatana Nasıl Kıydılar?” adlı şiirinin giriş dörtlüğü…

Şiirin bir başka dörtlüğünde de şöyle diyor:

“Eli kolu zincirlere vurulmuş, / Vatan çırılçıplak yere serilmiş. / Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. / Beyler bu vatana nasıl kıydınız?”

Nâzım Hikmet, “Kore’de Ölen Bir Yedeksubayımızın Menderes’e Söyledikleri” adlı şiirinde de:

“Elleriniz itti beni ölüme… / Vıcık vıcık terli, tombul ellleriniz. / Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan / ve ben al kan içinde ölürken / çığlığımı duymamanız için / kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip… / Ama ben peşinizdeyim… / Ölüler otomobilden hızlı gider, / Kör gözlerim, kopuk ellerim, / kesik bacaklarımla peşinizdeyim. / Diyetimi istiyorum… / Göze göz, ele el, bacağa bacak / Diyetimi istiyorum, / alacağım da.” dizeleriyle Kore’ye asker gönderme kararını verenleri lanetliyor.

“Geçmişten ders almayanlar onu yeniden yaşamaya mahkûmdurlar.” diyor İspanyol halk ozanı Santayana.

“Ölmüş tüm kuşakların geleneği yaşayanların beynine büyük bir ağırlıkla yerleşmiştir.” diyor Karl Marks.

Bizde de “Tarih tekerrürden (yinelemelerden) ibarettir.” diye bir söz vardır ve devamını halk getirmiştir:

“Hiç ders alınsaydı tekerrür eder (yinelenir) miydi?”

Bugüne bakınca gördüğümüz tarihin benzer biçimde yinelenmesinden başka bir şey değil.

Okumaya devam edin ‘Tarih ve vatan satanın korkusu’

07
Nov
09

Üçüncü Dünya Savaşı Çıkar mı..?

Bugünlerde, zihinleri en fazla meşgul eden sorulardan biri bu! Acaba, durmadan artan küresel baskı bir Üçüncü Dünya Savaşına sebep olur mu? Bu soruya cevap aramaya çalışanların bir kısmı, çıkabileceğini, bir kısmı çıkmayacağını, bir kısmı ise, çıkmasına gerek olmadığını, zaten savaşın başladığını söylüyorlar. Bunları söyleyenlerin, elbette, kendilerine göre bir sürü, sebepleri ve gerekçeleri var.

Biz de nacizane, savaşın başladığı görüşündeyiz. Üçüncü Dünya savaşı, küreselleşme faaliyetlerinin yoğunlaştığı, üçüncü dünya ülkelerine ya da milli devletlere yoğun baskıların gelmeye başladığı iki binli yılların başında başladı. Yalnız bu savaşın, daha önce dünyanın yaşadığı iki büyük Dünya Savaşından mahiyet olarak farklı yönleri var. Bundan önceki iki büyük savaşın sebebi aynıydı. Gelişmiş ve zengin ülkelerin, pazar kapma, sömürge paylaşma savaşı olarak niteleyebileceğimiz iki savaş da, ikiye bölünmüş zengin ve gelişmiş ülkelerin savaşıydı. Bu yüzden bu iki savaşa, literatürde “Paylaşım Savaşı” denmişti.

Bugün başladığını iddia ettiğimiz Üçüncü Dünya savaşı, diğer iki savaşım paylaşımcı özelliğini taşısa da, mahiyet olarak yani savaşan taraflar olarak iki savaştan da farklı bir özellik göstermektedir. Bu savaşta, dünyanın en zengin ve azgın ülkeleri bir tarafı oluştururken geri kalmış, henüz gelişmesini tamamlayamamış ya da tamamlamak üzere olan ülkeler diğer kampı oluşturmaktadır. Yani, daha açık bir ifade ile, bu savaş gelişmiş ülkeler ile gelişmemiş ülkeler, zengin ülkeler ile fakir ülkeler ya da Yahudi- Hıristiyan ülkeler ile Müslüman ve diğer dinlere mensup ülkeler arasında olmaktadır. Çok oransız olan bu kamplaşma, savaşın şeklini de değiştirmiş, öncelikle, gizli ya da açık yürütülen küreselleşmeye zorlayan taktikler yoğunluk kazanmış, zorla ya da rüşvetle, mevki vaadi ile iktidarlar değiştirilmeye çalışılmış, olmazsa bölgesel savaşlarla emperyalizmin yayılma alanı genişletilmesine ağırlık verilmiştir. Yani, diğer iki savaşta görülen, top yekün savaş stratejisi değiştirilmiştir.

Savunma da bulunan uluslar da savaş taktiklerini değiştirmişler, ülkelerini savunurken savunma hattını genel olarak bütün dünyaya yaymışlardır. Saldırganlar inlerinde vurulmaya başlanmış, ülkeleri savaş tehdidi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Kimilerinin terörist saldırılar dediği bu girişimler, aslında savunma stratejisi değişikliğinden kaynaklanan bir taktik olarak görülmelidir.

Daha önce yaşamış bulunduğumuz diğer iki büyük savaşa baktığımız zaman, genelde yakılıp yıkılan yerlerin, bugün bir kampı oluşturan emperyalist ülkelerin toprakları olduğunu görürsünüz. Lokal olarak belli birkaç bölgenin, Kafkasya ve Afrika’nın kuzeyi gibi, yakılıp yıkılması tezimizin doğru olmadığını göstermez. Çünkü; iki atom bombası Japonya’da patlamış, Londra yıllar boyu süren bombardımanlarla karşı karşıya kalmış, Almanya, hatta Avrupa’nın tamamı baştan başa yakılıp yıkılmıştır. Bu durum, zengin ve emperyalist ülkeleri, bu sorunun çözülmesi için çalışmalara itmiş, geliştirilen “Medeniyetlerin Çatışması”, “ Tarihin Sonu” Globalleşme ve Küreselleşme” gibi tezlerin hayata geçirilmesi sonucunda, savaşın şekli ve boyutları değiştirilmiştir. Böylece ortaya, yeni bir savaş stratejisi çıkmıştır. Özet olarak bu strateji, birbirleriyle savaşmadan, birbirlerinin ülkelerini yakıp yıkmadan paylaşımı öngörmektedir. Bu öngörü, belki de, dünyanın sonunu getirebilecek bir top yekün savaş tehdidini ortadan kaldırdığı gibi, işi daha kısa zamanda, daha kolay bir şekilde bitirebilme imkanını da getirmektedir.

Geliştirilen bu savaş stratejisinin ideolojisi “Küreselleşme”dir. Küreselleşme, emperyalist güçlerin geliştirdikleri, yeni sömürgeciliğin de ideolojisidir. Bu ideoloji sayesinde, emperyalist güçler kendi aralarında birleşerek dünyayı paylaşmışlar, üçüncü dünya ülkelerine yaşama şansı bırakmamışlardır.

Bugün küreselleşme ideolojisinin başı ABD’dir. ABD bütün kurumları (Pentagon, CİA, IMF, Dünya Bankası, Dolar) ve diğer yandaş ve destek ülke ve kurumlar ile (AB, Japonya, Rusya ve Çin, Dünya Ticaret Örgütü, OPEC, G-8 ler, BM, Sivil Toplum Kuruluşları) küreselleşme olgusunun yaygınlaştırılması çalışmaları içerisindedir. ABD ve ortakları, küreselleşme olgusunu, diğer ülkelerde ya güzellikle ya da zorla hayata geçirme uğraşı içerisindedirler. Yoğun propaganda, ekonomik sıkıştırmalar, askeri baskılar bu sürecin her zaman kullanılan araçlarıdır. Bu devlet ve kurumların ihraç etmeye çalıştıkları küreselleşme ülküsünün sloganları ise, “Demokrasi ve İnsan Hakları”dır. Bu iki önemli değer, onların elinde sadece kullandıkları bir argümandan ibarettir. Gerçekte, onların istediği ne demokrasi, ne de insanların insan gibi yaşamasıdır. Irak’a getirdikleri demokrasiye bakarak niyetlerini kolayca anlamak mümkündür. Eğer, söylediklerini istemiş olsalardı, o ül-keyi rahat bırakır, zenginliklerine göz dikmezlerdi.

Bu küresel suç örgütü, milliyetçiliğin, milli ve moral değerlerin, ulusal devletlerin baş düşmanıdır. Ulusal devlet sözüne bile tahammülleri yoktur. Çünkü; ulusal devletleri sömürmek, isteklerini hayata geçirmek be-del isteyen bir uğraşı gerektirir. Bütün bu ol-gular, açık olarak dünya üzerinde bir savaşın, açık ya da gizli sürdüğünün göstergeleridir. Bu savaş, sadece savaş alanlarında karşılıklı orduların vuruşması şeklinde değildir. Savaşan taraflar bütün güçlerini kullanarak savaşı kazanma, karşı tarafı pasifize etme çabası içindedirler. Birden bire ortaya çıkan ekonomik dar boğazlar, dile, dine, kültürel ve moral değerlere yöneltilen saldırılar, tarihi, coğrafyayı , yurt, millet sevgisini dışlama çabaları, eğitimi milli çizgisinden uzaklaştırma işlemleri, sanatı ve yaşayış tarzını seviyesizleştirme savaşın bütün alanlarda tüm hızıyla sürdüğünün kesin kanıtlarıdır. Tüm bunlar, bizim ülkemizde de olduğuna göre, biz de bu savaşın içindeyiz demektir. Bu durumda, savaş kurallarının mutlak surette işletilmesi gerekmektedir.

Küresel  Suç  Örgütünün  Çalışmaları

Günümüz dünyasının çeşitli bölgelerinden çekilen fotoğrafları birleştirdiğimiz zaman, emperyalizmin, küresel sömürgecilik dönemi içerisine girdiğine tanık olmaktayız.

Artık, bölgesel ve kişisel sömürü dönemi sona ermiştir.

Dünya kapitalist sistemi, tekelci sermayenin dünya hakimiyetini sürekli kılmak için, dünya düzenini yeniden yapılandırarak emperyalist güçlerin, sömürü, kontrol ve hakimiyet bölgelerini yeniden belirlemiştir.

Okumaya devam edin ‘Üçüncü Dünya Savaşı Çıkar mı..?’

06
Nov
09

Zam furyası “bekleniyor”…!!!

Bir  zamanlar  “bir  lokma  –  bir  hırka”  diyen  şimdinin  gözüdoymaz

kocabaş  haramzade  kravatlı  domuzlarımıza  ithaf  olunur…

Tabii  bunlara  inanıp  da  oy  veren  saf  öküz  sürülerimize  de…

( Biyolojik  öküzlerden  özür  dileyerek…)


Hayale,  düşe,


Doğa  ötesine  karnım  tok.


Cine,  periye,  tanrıya,  iblise  karnım  tok.


Adam  gibi  yaşadım  şu  dünyada  diyebilsem  bir  gün,


Gerisine  karnım  tok.


A.Behramoğlu




İstatistikler

  • 449,602 Tıklama

 

Kasım 2009
M T W T F S S
« Oct    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30