13 Haz 2007 için arşiv

13
Haz
07

Abdullah Öcalan Gerceği

Yıllarca Abdullah Öcalan’ın en yakınında bulunan Şemdin Sakık, Öcalan’ın “hastalık numaraları”nı anlattığı mektubu ortaya çıktı. Öcalan’ın, hasta numarası yapıp yatağa girdiğini, militanların ise onun o halini sırayla gördüklerini ve bu durumdan hayli etkilendiklerini belirtiyor.

Yıllarca Abdullah Öcalan’ın en yakınında bulunan Şemdin Sakık, Öcalan’ın “hastalık numaraları”nı anlattığı mektubu ortaya çıktı. Öcalan’ın, hasta numarası yapıp yatağa girdiğini, militanların ise onun o halini sırayla gördüklerini ve bu durumdan hayli etkilendiklerini belirtiyor. Apo, bu taktiklerle militanları eylem için Türkiye’ye gönderiyor, Türkiye’deki militanlarını ise eyleme ateşliyor.
PKK’nın dağ kadrosunda 18 yıl görev yapan ve örgütte Apo’dan sonra “ikinci adam” konumuna kadar gelen Şemdin Sakık, Öcalan’ın zehirlendiği iddialarının “düzmece” olduğunu öne sürdü, “Örgütte bulunduğu dönemde de Apo’nun kendisinin zehirlenmek istendiğini sık sık belirttiğini” kaydetti.
PKK içindeki faaliyetleri nedeniyle “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” çarptırılan Şemdin Sakık, Abdullah Öcalan’ın taktikleri konusunda, “mektup arkadaşı” araştırmacı Tuncer Günay’a, imlginç değerlendirmelerde bulundu.
Şemdin Sakık’ın 25 Mart 2007 tarihli mektubunda, Abdullah Öcalan’ın izlediği taktiklerle ilgili olarak şu iddialarda bulundu:
ETKİLİ OLAMIYORDUK1994 baharında Şam’daydım. Yurtdışındaki militan gruplarının Türkiye’ye dönme, Türkiye’deki grupların ise eyleme başlama zamanıydı. Ama ne yapsak, militanların tümünü harekete geçirmekte tam başarılı olamıyorduk. Propagandalar, uyarılar, tehditler etkili olmuyordu.
BEN HASTAYIM
Bir gün Öcalan, haremliğinden çıkıp eğitim kampına geldi. Gelir gelmez “ben hastayım” deyip kendini yatağa attı. Bazen tam, bazen yarı tanrı gibi gördüğümüz Öcalan hasta düşmüştü. Ben yalnız şaşkın değil, aynı zamanda şoktaydım. İlk iş olarak yemeyi, içmeyi, uyumayı, hatta bir sandalyeye oturmayı kendime yasakladım. Üzüntümden bir şey yemiyordum. Bir put gibi kaldığı odanın kapısında ayakta duruyor, çağırdığında içeriye girip sağlığını soruyordum. Her soruşumda hastalığının daha da ağırlaştığını söylüyordu.

APO YATAĞINDAN FIRLADI
Sanıyorum 3. gün dolmuştu ki “arkadaşlar benim hastalığımı nasıl karşıladılar” diye sordu. “Üzülmesinler, moralleri bozulmasın diye onlara söylemedik” dedim. Bu cevabım üzerine yatağından fırladı, “Bu ne vurdumduymazlık, bu ne küstahlık. Nasıl benim hastalığımı militanlarımdan gizlemeye kalkışıyorsun” diyerek bir yığın eleştiri yaptı. Gidip militanları toplamamı, hastalığı üzerine ders vermemi, başkanın başına bir şey gelirse başlarına nelerin geleceğini anlatmamı, bu hastalığın tek nedeninin militanların iyi savaşmamaları olduğunu anlatmamı istedi.
APO’YA AĞLIYORDUK: Apo’nun talimatı üzerine militanları topladım. Söylememi istediği her şeyi söylediğim gibi bütün yeteneğimi kullanarak duygusal bir ortam yarattım. Öyle ki militanların bir çoğu ağlamaya başladılar. Orada bulunan her militan, kendini suçlu hissetmeye “biz görevimizi yapmadığımız için başkan hasta oldu, başkan elden giderse halimiz ne olacak” demeye başladı.
ASMAYA HAZIRDIM
Özellikle ben öyle öfkeliydim ki Öcalan’ın hastalığına neden olduğumuza inandığım için içimden kendimi imha etmek geliyordu. Öcalan’ın yataktan kalkacağını bilsem, oracıkta kendimi asmaya hazırdım. Bütün militanlar da bu p***olojideydi.
YATAĞININ ÖNÜNDEN GEÇİRTTİ
Hastalığının 4. gününde Öcalan, yatağını iki kapılı bir odaya atılmasını, kendisi yataktayken orada bulunan militanların bir kapıdan girip, bir kapıdan çıkmaları koşuluyla kendini görmeye gelmelerini istedi. Bütün militanlar katafalkın önünden geçenler gibi, Öcalan’ın yatağının önünden geçirildiler. Her militan Öcalan’ı yatakta görünce duygusallık daha da arttı. Hepimiz derinden sarsılmış, kederlere boğulmuş, “ya başkanımıza bir şey olursa” diye tir tir titriyorduk. “Eğer, hepimizin ölümü Öcalan’ı kurtarır” diyen birisi çıksaydı, kendimle birlikte, orada bulunan herkesi feda etmeye hazırdım. Çünkü, “Apo hastaysa, Kürtler hastadır, Apo ölürse, Kürtler ölmüş demektir” sapıklığı içindeydim.
HERKES TÜRKİYE’YE
Apo’nun hastalığı etkisini hemen gösterdi. Birkaç gün içinde Türkiye’ye gelmek istemeyen tek kişi kalmadı. Hatta, bazıları intihar eylemi yapmak için izin verilmesini istediler.
HASTALIK NUMARASINI HEP YAPIYOR
Öcalan yerine, benim elden gideceğimi gören eski bir militan bir gün beni köşeye çekti, benden kızmayacağıma dair söz aldı. Ardından “Öcalan’ın hastalığı için çok üzülüyorsun, böyle giderse eriyip yok olacaksın. Ortada öyle üzülecek bir hastalık falan yoktur. Bu, başkanın bir tarzıdır. Hasta düşme, militanları motive etme taktiklerinden biridir. Zaten bu amaçla olduğu için hastalığını arkadaşlara bildirmediğin için sana ateş püskürdü. İnanmıyorsan sor-soruştur. Her baharda, okula gelip hasta düştüğünü, grupları Türkiye’ye gönderdikten sonra da yataktan çıktığını göreceksin” dedi. Araştırdım, tamamen doğru olduğunu gördüm. Zaten, bu olaydan sonra, onun hakkında farklı düşünmeye başladım.
TEK SİLAHI
Evet, yine bahar, yine yurtdışını militanların Türkiye’ye getirmek, içerdeki militanları eyleme kaldırmak üzere hareketlendirmek gerekiyor. Artık, çağrıların, propagandaların, tehditlerin, uyarıların bir etkisi kalmamış. Öcalan’ın elinde tek bir silah var. Oda, insanların duygularını sömürmektir. Bunu da ancak “beni zehirlediler” yalanını ortaya atarak yapabilir.
ZEHİRLENME YALANI
Zehirlenme yalanını ortaya atmasının bir diğer nedeni de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Öcalan’ın dosyasını yeniden ele almayı reddetmesi, daha önce verilen cezayı onaylaması ve hukuka uygun yargılandığına hükmetmesinden dolayı, Öcalan’ın gündemden düşmesidir. Geçmişte bu yolla gündemde kalmaya çalışan Öcalan, artık radyo-televizyon ve gazetelerde haber olmayacak, panellerde tartışılmayacaktır. Bu da, “gündemde kalma hastası” olan Öcalan için ölüm kadar korkunç bir gelişmedir.
ÖRGÜTTE TARTIŞMALAR
Şimdi ne mi olacak? Örgüt, “başkanımızı zehirlediler” diye ajitasyon yapacak, ateşli gençler, “başkanımızı zehirliyorlarsa biz niye duruyoruz” deyip sağa-sola saldırmaya kalkışacaklar, intihar eylemcileri çıkacak, en önemlisi de uzun bir süre örgüt içindeki tartışmalar, sorunlar dondurulacak, herkes kendini örgüte feda edecek, örgütte bu enerjiyi silahlı mücadeleyi geliştirmekte kullanacak.
SENARYO AYNI
Yani, mayıs ayının sonu itibariyle yine kan dökülecek, yine iki taraftan gençler ölecek, kan dökümü yaz ortalarına kadar sürecek. Sonra, yine Öcalan’ın “insanlığı” tutacak, “kan dursun” diye çağrıda bulunacak, yine sonbahar, yine kış gelecek. Bu senaryo hep sahnelenecek.
APO’NUN GERÇEK HASTALIĞI
Peki Abdullah Öcalan hasta değil mi? Olmaz olur mu? Hastadır. Onun yalancısıyım: “benim bedenim kaşınıyor, boğazım yanıyor, kulağıma bazı sesler geliyor, tansiyonum yükseliyor” diyordu. Bedenin kaşınması, tamamen banyosunun kirli kalması ve mantar üretmesinden kaynaklanıyor. Aynı sorunu ben de yaşadım. Özellikle kış mevsiminde göbeğime kadar kaşınıyordum. Sonra anladım ki banyom mantar üretiyor.
ONUN BOĞAZI
Sonra temizleyerek bu sorunu çözdüm. Sanırım, Öcalan son yıllarda kendisini öylesine bıraktı ki banyosunu temiz tutamadı. Kaşınma, bu mantarların sonucudur. Boğaz yanması ise şimdi ortaya çıkan bir hastalığı değildir. Şam’da olduğu yıllarda da aynı sorunu yaşıyordu. Onu, gördüğüm ilk yıllardan beri boğaz yanmasından şikayet ediyordu. Tansiyonun yükselmesi de normal. Çünkü, Şam’daki saray yaşamından, İmralı’daki hücre yaşamına düşmek kolay olmasa gerek.
Şemdin Sakık, mektubunun son bölümünde, artık resim yapmayı da bıraktığını, yeni bir kitap yazma çalışması içinde olduğunu da belirtiyor ve mektubuna son veriyor

13
Haz
07

ADD’NİN YASAK BİLDİRİSİ FETHULLAH’IN ZAMAN GAZETESİNE DÜŞTÜ

 Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi, 9 Haziran günü Diyarbakır’da yapılan “Birlik ve Kardeşlik” mitingine katılan dernek şube ve üyeleri hakkında inceleme bşlattı. ADD’nin internet sitesinde yayımlanan Genel Başkan Emekli Orgeneral Şener Eruygur imzalı duyuru, Fethullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen Zaman gazetesine düştü.

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin, 9 Haziran günü Diyarbakır’da yapılan “Birlik ve Kardeşlik” Mitingine uyguladığı yasak Fethullah Gülen tarikatına yakınlığı ile bilinen Zaman gazetesine düştü.

ADD Genel Merkezi’nin, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’ni bozan Diyarbakır Mitingi’ne katılmamasını ve kaltılan şubeleri hakkında inceleme başlatmasını Fethullahçı basının haber yapması da oldukça anlamlı.

Derneğin internet sitesinden Genel Başkan Emekli Orgeneral Şener Eruygur imzalı duyuruda ise şöyle denildi:

“9 Haziran 2007 tarihinde Diyarbakır’da yapılan mitinge dernek olarak katılınmayacağı ancak üyelerimizden isteyenlerin kişisel olarak iştirak edebilecekleri bildirilmişti. Web sitesinde yayımlanan bu genelgeye karşın, bazı üyelerimizin, İstanbul şubelerinin katılım kararı aldığı ya da şube olarak katılacakları gibi beyanlarda bulundukları, bazı şubelerin de pankart açmak suretiyle mitinge katıldıkları belirlenmiştir. Dernek disiplinine aykırı hareket edenler hakkında Tüzük hükümleri doğrultusunda yapılacak inceleme sonucuna göre işlem yapılacağı doğaldır.”

13
Haz
07

İŞÇİ PARTİSİ’NİN TERÖR ÇÖZÜMÜ

 Teröre karşı güvenlik zirvesi bugün sadece Ankara’da toplanmadı. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de İstanbul’da teröre karşı yürütülecek aktif programı açıkladı.
“Terör, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir aracı ve Avrupa Birliği kapısına bağlanan Türkiye, orada terörle yönlendirilmekte ve parçalanmaya itilmektedir” diyen Perinçek, Milli Hükümet’in “Yurtta Barış Programı”nı açıkladı. İşte program…
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek partisinin İstanbul İl Merkezi’nde basın açıklaması yaparak İşçi Partisi’nin teröre çözüm olacak “Yurtta Barış Programı”nı açıkladı.

Doğu Perinçek, son Diyarbakır mitinginin, sıradan bir seçim mitingi olmadığını söyledi.

Perinçek şöyle konuştu; “Bu miting Yurtta Barış Programımızın bir uygulamasıdır.

Türkiye’de terörü bitirecek ve ülkeye barışı getirebilecek tek Parti, İşçi Partisi’dir. Diyarbakır’dan üç gün önce ABD’ye gösterilen bayrak, bunun işaretidir.

O mitingi bir tek İşçi Partisi yapabilirdi ve İşçi Partisi yapmıştır.”

TERÖRÜN NEDENİ VE ZEMİNİ

Terör, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir aracı olduğunu söyleyen Perinçek, “AB kapısına bağlanan Türkiye, orada terörle yönlendirilmekte ve parçalanmaya itilmektedir. ABD, İkinci İsrail devletini kurmuş ve bu devleti Kerkük, Telafer ve Diyarbakır’a doğru genişletme planını uygulamaktadır. ABD güdümünde ve AB kapısında teröre çare yoktur.
Terörün zemini ise, Türkiye’nin son 60 yılın Atlantik sistemi içinde oluşan, emperyalizme bağımlı, yarı Ortaçağlı toplumsal ve ekonomik yapısıdır. Üç sülük ekonomisinde teröre çözüm yoktur” dedi.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Milli Hükümet’in “Yurtta Barış Programı”nı da  açıkladı.

YURTTA BARIŞ PROGRAMI

1.DOĞRU FELSEFE, DOĞRU MİLLET KAVRAMI

Doğru felsefe, doğru millet kavramı: Bölücü terör belâsından kurtulmak için öncelikle doğru felsefe gerekir. Ülkemize hükmeden anlayışa göre, yurdumuzun güneydoğu bölgesi “başka bir coğrafya”dır ve orada yaşayan insanlarımız “başka bir sosyolojik yapıda”dır. Bu görüş, PKK’nın görüşüyle aynıdır.
Türk kavramını bir etnik gruba, bir ırka indirgeyen zihniyet, Kürt yurttaşlarımızı kucaklayamamakta, onları itmektedir. İşçi Partisi, bölücülüğe temel olan bu anlayışı, öncelikle devlet katından ve zamanla toplumdan temizleyecek, Türk milletini tarihsel temeline oturtacaktır. Türk milleti, bir etnik grup veya ırk değildir. Atatürk’ün 1930 yılında Medeni Bilgiler kitabında tanımladığı üzere, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Türk milletinin tarihsel kökleri, binlerce yıllık bir imparatorluklar geleneğine, kıtalararası ticaret yolları üzerindeki egemenliğe ve Türk dilinin gücüne dayanır. Türk kavmi, bu temelde oluşan birlikte yaşama kültürünün farklı etnik grupları harmanlamasından kuvvet alarak, çağdaş bir devrimle, Atatürk Devrimiyle meydana gelmiştir.

İşçi Partisi, bu tarihsel gerçeğe dayanarak, milleti bu gerçek temelinde birleştirecek, her etnik kökenden yurttaşımızı öz kardeş, tek millet anlayışı temelinde birleştirecek ve terörün ırkçı zeminini temizleyecektir.

2. ABD GÜDÜMÜNDEN VE AB KAPISINDAN KURTULMAK

ABD güdümünden ve AB kapısından kurtulmak: Türkiye, terörü bitirmek için ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı konumlanmak ve AB aday üyeliğinden derhal çekilmek zorundadır. Irak’ı işgal ederek bölen ABD, oradan Türkiye’ye terör ihraç etmektedir. ABD ile ittifak, bugün teröre kucak açmak anlamına gelmektedir. Öte yandan AB’ye üye olma programı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin tasfiye edilmekte olduğu kanısını perçinlemekte ve Türkiye’yi öncelikle yurttaşlarımızın zihninde bölmektedir. Milletimizin ve özellikle milletimizin ayrılmaz parçası olan Kürt yurttaşlarımızın beklentileri, Washington ve Brüksel’e yönlendirilmiştir; Türkiye Cumhuriyeti bir umut olmaktan çıkarılmaktadır. Oysa Millî Devlet, özgürleşme ve zenginleşmenin biricik ve biricik siyasal çerçevesi ve aracıdır. Bu nedenlerle Türkiye, varlığını korumak ve millî hedeflerine yönelebilmek için, gecikmeksizin AB üyelik talebini geri çekmeli, Aday Üyelik Protokolü’nü feshetmelidir.

3. HALKI KAZANMAK

Türkiyemizin her bölgesinde ve özellikle Güneydoğu’da yaşayan yurttaşlarımızı kazanmak, terörü bitirmenin en temel şartıdır. Halkı kazanan savaşı kazanır.

İşçi Partisi, iktidara gelir gelmez, Yurtta Barış Programı gereği, binlerce gönüllüyü seferber ederek, Güneydoğu bölgemizde en uzak dağın başındaki mezraya kadar bir Aydınlanma Seferberliği yürütecektir. Bu seferberlikte, halka talepleri sorulacak, halk kucaklanacak ve bölücülüğün ve terörün nelere mal olacağı anlatılacaktır.

4. DEVLETİN YAPTIRIM GÜCÜ KARARLI OLARAK UYGULANACAK

AB üyeliği adı altında Türkiye’nin milli devletini dağıtma planına teslim olan ve ABD güdümlü Üç Sülük Ekonomisi’yle zenginleşen iktidar sahipleri, bölücü teröre karşı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başarısının karşısındadırlar. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki görevleri gereği ABD’nin kuklası olan İkinci İsrail devletinin yöneticileriyle işbirliği halinde, Türk Ordusu’nun yenilgisi planlarına hizmet etmektedirler. Bu iktidar devrilecektir. İşçi Partisi’nin kuracağı Milli Hükümet, dış ve iç kaynaklı bölücü şiddete karşı devletin yaptırım gücünü, bütün olanakları seferber ederek ve kararlı olarak uygulayacaktır. Teröre aman verilmeyecektir.

5. TERÖRE VE BÖLÜNMEYE ÖZGÜRLÜK SAĞLAYAN DÜZENLEMELER, BU ARADA İKİZ İHANET YASASI KALDIRILACAK

Geldiğimiz aşamada Kürt sorunu, demokratik haklar açısından esas olarak çözülmüştür. Kürt dili üzerindeki yasak ve baskılar kaldırılmıştır. Kürtçe öğrenim kurumları açılabilmekte, Kürt kültür kurumları faaliyet gösterebilmektedir. Televizyonlardan Kürtçe yayınların önü açılmış, Kürtçe gazete ve dergiler yayınlanmaktadır.
AB kapısında Türkiyemize “İnsan hakları” yaftası altında teröre özgürlük hukuku dayatılmıştır. 2001 yılında DSP-MHP-ANAP Hükümeti’nin Bakanlar Kurulu kararıyla kabul ettiği ve 2003 yılında AKP ve CHP oylarıyla yasalaştırılan İkiz İhanet Yasası derhal kaldırılacaktır. Teröre ve bölücülüğe özgürlük sağlayan düzenlemeler değiştirilecek, terörün kararlılıkla tasfiyesi için gerekli hukuki düzenlemeler getirilecektir. Etnik grup, din ve mezhep temelinde siyasal örgütlenme yasağı kararlı olarak uygulanacaktır. Bağımsızlık ve barış içinde yaşamak, en büyük insan hakkıdır.

6. BÖLGELER ARASI DENGESİZLİKLER GİDERİLECEK, HERKESE İŞ, KÖYLÜYE TOPRAK VE UCUZ GİRDİ, ÇARŞILARA ŞENLİK

Güneydoğu Anadolumuzun yarı Ortaçağ’lı ekonomik yapısı ve yoksulluk, terör bataklığını oluşturuyor. AB kapısında uygulanan Üç Sülük Ekonomisi, işsizliği ve yoksulluğu ağırlaştırdı. Güneydoğu insanımıza iş ve aş sağlamak için, kamu yatırımı şarttır. Türkiye’yi bütünleştirmek için, kamu ekonomisi şarttır. Güneydoğu’daki ağalık ve şeyhlik düzeni tasfiye edilecek, köklü bir toprak reformuyla hazine toprakları, mayınlı araziler, aşiret ve ağa toprakları köylüye dağıtılacaktır. 1934 tarihli 2510 sayılı İskân Kanunu’nun topraksız ve yoksul köylüyü destekleyen hükümleri uygulanacaktır. Kooperatifleşme yoluyla çağdaş ve verimli tarım geliştirilecek, köylü özgürleştirilecek ve zenginleştirilecektir. Ucuz mazot, ucuz gübre, ucuz tarım ilacı ve tohumluk, faizsiz kredi ile köylü desteklenecektir.

7. IRAK’IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ

1991 sonrası süreçte Irak’ın toprak bütünlüğünün Türkiye için hayati önemi anlaşılmıştır. Irak’ın toprak bütünlüğü Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür. Irak halkı ve bölge ülkeleriyle işbirliği yapılarak, Irak’ın toprak bütünlüğü sağlanacaktır.

8. BÖLGE ÜLKELERİYLE İTTİFAK GELİŞTİRİLECEK

Türkiyemizin ve bölge ülkelerinin bağımsızlığı, egemenliği, bütünlüğü ve barış amacıyla Irak halkı başta olmak üzere İran, Suriye ve Azerbaycan ile ittifak kurulacak ve geliştirilecektir. Bu ülkelerle güvenlik dahil her alanda işbirliği yapılacak, gümrüklerin kaldırılmasından bir Ortadoğu Devletler Birliği’ne uzanan kapsamlı bir beraberliğin koşulları adım adım yaratılacaktır.

9. AVRASYA İTTİFAKI

ABD’nin tek kutuplu dünya amacıyla izlediği savaş, bölücülük, yıkıcılık politikasına ve bu yöndeki tertip, uygulama ve kışkırtmalarına karşı, Türkiye, İran, Rusya, Orta Asya Cumhuriyetleri, Hindistan ve Çin Halk Cumhuriyeti ekseninde oluşan Avrasya ülkelerinin dayanışmasını, Irak’a barış ve birliğin ötesinde, dünya barışının en geniş cephesi olarak görüyor ve destekliyoruz.

13
Haz
07

Türkiye’yi birleştiren iktidar olur!

Doğu Perinçek’in Aydınlık’taki başyazısı:
Ankara’nın yolu Diyarbakır’dan geçer
 
AB projesi bir parçalanma projesidir ve iflas etmiştir. Bugün geçerli olan iktidar formülü şudur: Türkiye’yi birleştiren iktidar olur. Başka deyişle: Ankara’nın yolu Diyarbakır’dan geçer.

ŞU ANDA ABD DİYARBAKIR’I GÖZETLİYOR

Şu anda ABD’nin bütün uzay araçları, Diyarbakır’ı gözetliyor. Yalnız Washington’un değil, bütün Dünyanın gözü, şu sıra Diyarbakır’dadır. Yedi iklimden bakanlar, en büyük al bayrağın Diyarbakır burçlarından dalgalandığını görüyorlar. Mesele, bayrağın boyutları değildir. Bayrağı büyük yapan, dalgalandığı burçtur.

WASHİNGTON, TEL AVİV VE BRÜKSEL’E
BAYRAK GÖSTERİYORUZ

Diyarbakır’ın surlarından halkımıza sesleniyoruz:

Yurttaşlarım dalgalandırın al bayraklarımızı!

Washington’a bayrak gösterin!

Tel Aviv’e bayrak gösterin!

Brüksel’e bayrak gösterin!

Bayrak gösterilmiştir. Büyüyen gözlerle bayrağı görmüşlerdir. Gözleri korkudan kocaman olmuştur.

ARTIK ABD TÜRKİYE’DEN KORKUYOR

Bugün Diyarbakır, dünyanın odağıdır. ABD, Kerkük-Telafer-Diyarbakır üçgenini, kendi şeytan üçgeni haline getirmek gayretinde. Büyük Ortadoğu Projesi’nin odağı, işte bu üçgendir. ABD, oraya yerleşebilseydi, stratejik hedefine ulaşmak için en önemli mevziyi ele geçirmiş olacaktı. Bunu başaramadı, başaramayacak. ABD, Irak’ta yenildi; İran’a ve Suriye’ye diş geçiremedi ve şimdi en büyük yenilgiyi Diyarbakır’da yaşıyor.

HALK HAREKETİ BÜTÜN MİLLETİ DİYARBAKIR’DA KUCAKLADI

9 Haziran 2007 günü Diyarbakır İstasyon meydanından Diyarbakır esnafının, Batman’lı işçinin, Bismil’li köylünün, Şırnak’lı kamyoncunun ellerinde yükselen ayyıldızlı al bayrağımız, ABD’yi korkutmuştur. Artık ABD Türkiye’den korkuyor. Çünkü Türkü ve Kürdüyle tekmil milletimiz ayağa kalkmıştır. Tandoğan, Çağlayan ve Gündoğdu’dan Diyarbakır kalesinde burçlara çıkan bu büyük halk hareketi, bütün milleti birleştirmiştir.

BÜYÜK MİLLETİN BÜYÜK GELENEĞİ

Bakınız milyonlarca insanımızın Tandoğan’dan Diyarbakır’a uzanan o görkemli çağlayışında herkes, büyük bir özenle, hasretle ve sevgiyle Kürdümüzü incitecek tek söz söylememiş, Kürdümüzü bağrına basmıştır. Bu, büyük bir gelenektir; muazzam bir tarih mirasıdır; olağanüstü bir bilinç birikimidir. Bu mirasta Anadolu ve Trakyamızda yaşayan her yurttaşımızın payı vardır.

İşte büyük millet böyle olunur. Büyük millet, ırk değildir; etnik grup değildir. Büyük millet, dünyanın her yerinde büyük kucaklaşmanın, büyük kaynaşmanın ürünüdür. Büyük kültür, büyük kucaklaşmalarla yaratılır. İşte Türk ve İslam uygarlıkları, işte Çin, Hint, Fars, Arap, Rus, İspanyol, Fransız ve Alman uygarlıkları: Hepsi büyük kucaklaşma ve kaynaşmalarla olmuştur.

İMPARATORLUK VE DEVRİM MAYASI

Türk milleti, binlerce yıllık kaynaşmaların ürünüdür. Anadolu ve Orta Asya’dan gelen köklerimizden filizlenen imparatorluklar, hep o kaynaşmalarla yaratılmış ve yeni yeni halkları bağrına almıştır. Sumerler, Hurriler, Mittaniler, Hititler, Hunlar, Göktürkler, Hazarlar, Uygurlar, Karahanlılar, Altınordu, Selçuklu ve Osmanlılar’dan 21.yüzyıla uzanan kaynaşmalar tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla çağdaş bir millet yaratmıştır. Büyük imparatorluklar örgütleme kültürü, ticaret yollarına egemenlik ve Türkçenin büyük gücü, bugünkü Türk milletinin mayasını oluşturmuştur. Büyük imparatorluklar kurmak, birlikte yaşama kültürünün temelidir. Ticaret yollarını denetlemek de başka türlü olmaz. Türkçe ise, o ticaret yollarına bağlanan halkların ortak dili olmuştur.

BÜYÜK IRMAĞIN SUYU

Kürdümüz, milletimizin ayrılmaz parçasıdır. Türkiye’de kim hangi etnik soydandır, artık bunu belirlemek zordur. Ama “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı”nın bir millet oluşturduğu, tarihin kararıdır. Anadolu’da yaşayan soylar, binlerce yıllık bir süreçte birbirine karışmış, büyük bir millet olmuşlardır. Nasıl ırmağa karışan derelerin suyunu, artık birbirinden ayırmak mümkün değilse, bu büyük milleti de yeniden soylara bölmek imkansızdır. Türkiye halkının soyu, ırmağın suyu gibidir.

O nedenle Diyarbakır’daki kucaklaşma, binlerce yıllık kucaklaşmanın mühürüdür. Toprağın altında kucak kucağa yatan şehitlerin etnik kökenlerini araştırmak ne kadar aptalca bir iş ise, bugün bu büyük milleti soy kökenlerine ayırmak o kadar saçmadır ve o kodar boşunadır.

TILSIMLI OLAY

“Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.” Diyarbakır’da Edirne’li Siirtli’ye, Rize’li Mardin’liye, İzmir’li Batman’lıya, Mersin’li Şırnak’lıya kavuşmuştur. Hepsi sarılmıştır birbirine. İşte tılsımlı olay budur.

Türk ve Kürdün özkardeş ve tek millet olarak birleşmesi, her türden ayrılıkçılığın ve terörün zeminini ortadan kaldırmaktadır. Halkı kazanan, savaşı kazanır.

AB PROJESİNİN İFLASI

ABD ve AB güdümlü yöneticiler, “AB yolu Diyarbakır’dan geçer” diyorlardı. Onların programı, AB’nin istediği gibi Türkiye’yi ve Türk milletini bölerek, AB kapısına bağlanmışlığı sürdürmektir. Çünkü Türkiye’nin kanını emen Üç Sülük, hakimiyetini ancak ABD güdümünde ve AB kapısında devam ettirebilir. Bütün korkuları, Türkiye’nin Batı güdümünden kurtulması ve yeniden Kemalist Devrim rotasına girmesidir.

AB projesi bir parçalanma projesidir ve iflas etmiştir. Bugün geçerli olan iktidar formülü şudur: Türkiye’yi birleştiren iktidar olur. Başka deyişle: Ankara’nın yolu Diyarbakır’dan geçer.

İKTİDAR YOLU

Ülkemizi 1980’lerden beri yönetenler, Batı’nın Türkiye’yi AB kapısında parçalama planlarına teslim olarak ikitidarlarını sürdürme gayretinde oldular. Merkez sağı da, merkez solu da, AKP’si de, hepsinin yaptığı budur. Ancak artık o devrin sonu gelmiştir: Artık Diyarbakır’dan Brüksel’e gidilmiyor; Diyarbakır-Brüksel yolu kapalıdır. Diyarbakır’dan Ankara’ya gidiliyor. Ankara’nın yolu Diyarbakır’dan geçiyor.

İşçi Partisi, vatan savunmasının başındadır; milleti birleştiriyor; terörün zeminini kaldırıyor; yurda barış getiriyor; bu nedenle iktidar yolundadır.

Türkiye’yi bölenlerin iktidarı yıkılmaktadır.

Türkiye’yi birleştiren iktidar olur.

Aydınlık, Başyazı, 10 Haziran 2007

13
Haz
07

Diyarbakır Birlik ve Kardeşlik Mitingi onbinlerin katılımıyla yapıldı

DİYARBAKIR, TÜRKİYE’Yİ BİRLEŞTİRDİ!
 
Türkiye dün (9 Haziran 2007) tarihi günlerinden birini yaşadı. Diyarbakır, Türkiye’yi buluşturdu. Cumhuriyet mitinglerinin ardından en anlamlı miting bugün Diyarbakır’da gerçekleşti.

İşçi Partisi’nin öncülüğünde düzenlenen, sendikaların ve kitle örgütlerinin de destek verdiği mitingte tek bir slogan hakimdi: “Türk kürt kardeştir Amerika kalleştir”. Mardin’den, Bingöl’den, Muş’tan, Diyarbakır’dan ve Türkiye’nin dört bir yanından katılımın olduğu mitinge kardeşlik halayı çekildi, ABD’ye “Bizi bölemezsin” mesajı verildi.

Miting alanına “Başbakan Perinçek” sloganları ile giren İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Diyarbakırlıları Kürtçe selamladı. Perinçek, “ABD’yi Türkiye’yi bölen haritasına gömeceğiz” sözünü verdi.

Büyük kucaklaşma bugün Diyarbakır’da gerçekleşti. İşçi Partisi’nin öncülüğünde düzenlenen Birlik ve Kardeşlik mitingi davul zurnalarla halk oyunlarıyla başladı.
Bismil’in Cumhuriyet köylüleri, Harzo’nun Tercil köylüleri, Çınar’ın Yaprakbaşı ve Kervanpınar köylüleri “Yaşasın Cumhuriyet, Yıkılsın Ağalık” pankartıyla mitingin en önünde yeraldılar. Sadece Diyarbakır’dan değil, Mardin, Bingöl, Siirt ve Batman’dan da gelen köylülerde miting alanında yerlerini aldılar. Köylülerin bayramlık kıyafetleriyle gelmesi dikkat çekti.

Mitingde ilk konuşmayı Diyarbakır’ın Bismil İlçesi Cumhuriyet köyü önderi Muhsin Vural yaptı. Vural konuşmasında Cumhuriyet köyünün ağalığa karşı verdği toprak mücadelesini anlatarak “buradan tüm dünya”ya bayrak gösteriyoruz” dedi. Birlik ve Kardeşlik mitinginde ABD’ye, AB’ye ve BOP eşbaşkanlarına “Bizi kimse bölemez” mesajı verildi.

Köylü önderi Muhsin Vural’ın ardından Türk-İş 7. Bölge Temsilcisi Bahri Karakoç söz aldı. Karakoç konuşmasında birlik ve kardeşliğe vurgu yaparak şöyle konuştu; “yüzyıllardan beri bu coğrafya’da yaşıyoruz kız aldık kız verdik kimse bizi ayıramaz”

Siirt’ten mitinge katılan işçi önderlerinden Bahattin Işık’ta yaptığı konuşmada, “BOP kardeşliği değil, Türk kürt kardeşliği inancımız bayrağımız herşeyimiz bir” dedi.
Dünya’ya birlik beraberliğimizi gösteriyoruz diyen Akut Başkanı Nasuh Mahruki şunları söyledi. ” AKUT cumhuriyetine bağlılığını Tandoğan’da, Çağlayan’da gösterdi. Şimdi Diyarbakır’dan da gösteriyoruz. bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”

E. Hava Korgeneral, İP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Müjdeci konuşmasında “ABD ve AB’nin oyununu bozacağız” dedi.

Daha sonra İP Genel Başkanı Doğu Perinçek konuşma yaptı.

Perinçek’in ardından sahneye çıkan sanatçı Kadir Demirel, katılımcıları türküleriyle coşturdu.

Mitingde atılan sloganlarsa şöyle:
Birlik, Barış, Kardeşlik!Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız Türkiye!
Millete Birlik, Vatana Bütünlük, Köylüye Toprak!
Diyarbakır BOP’un değil, Türkiye’nin Yıldızı!
Amerika Irak’tan Defol!
Türk Kürt Kardeştir, Amerika Kalleştir!
Diyarbakır’ımızı Kucaklıyoruz, Yaraları Saracağız!
Edirne’den Diyarbakır’a Bin Selam!
Yaşasın Cumhuriyet, Yıkılsın Ağalık!
“Cehennemde tek Kürt kalsa, Türkün Cennet’e girmeye hakkı yoktur”

13
Haz
07

Teröristlerin taktik değişikliği

Güneydoğu Anadolu’da son günlerde artan terör olaylarında, PKK’nın mayınları büyük rol oynuyor. Güvenlik uzmanlarına göre, İkinci Körfez Savaşı’ndan sonra taktik değiştiren örgüt, daha çok, Irak’ta direnişçiler, Lübnan’da Hizbullah ve Afganistan’da da Taliban’ın başvurduğu yöntemi kullanıyor.

Terör örgütü artık toprağa gömülen klasik kara mayınları yerine, yol kenarına yerleştirilen ve cep telefonu ya da telsizle harekete geçebilen uzaktan kumandalı patlayıcılar kullanıyor.

Güvenlik ve Strateji Uzmanı Nihat Ali Özcan’a göre bu gelişme ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra başladı.
      “Yol kenarı bombası” olarak bilinen uzaktan kumandalı patlayıcılar, yaygın olarak Irak’taki direnişçiler tarafından kullanılmaya başlandı.
      “Ev yapımı patlayıcı aygıtlar” olarak da nitelenen, koşullara ve eldeki malzemelere bağlı olarak üretilen patlayıcıların, klasik mayınlar gibi toprak altına gömülmeleri gerekmiyor.
      Kamufle edilerek yol kenarına bırakılan patlayıcılar, cep telefonu veya telsiz frekansıyla çalışan bir düzenek sayesinde uzaktan kumandayla patlatılıyor.
      Irak’taki direnişçiler bu şekilde 2003 yılından bu yana bin 467 Amerikan askerini öldürdü.
      Uzaktan kumandalı patlayıcılarla mücadele için ABD büyük harcamalar yapıyor. Devriye araçlarına sinyal karıştırıcılar yerleştiriyor, ancak bütünüyle önleyemiyor.

13
Haz
07

Cudi’de kaç PKK’lı var?

Türkiye’de bir askeri darbe olsa… Sıkıyönetim ilan edilse, PKK çok mutlu olur. Çünkü PKK’nın büyüdüğü zeminlerdir bunlar. PKK, Kürtlere hak verildikçe zemin kaybeder.

Kürt ulusalcılarla Türk ulusalcılar birbirini destekliyor. Ülkede terör dönemine geri dönülmesini isteyenler, ‘Kürt meselesinin sadece silahla çözülebileceğini, demokratikleşmenin çözüm olmayacağını, AB üyeliğinin yanlış olduğunu, Türkiye’nin dışa kapanması gerektiğini, Batı demokrasisinin ülkeyi böleceğini’ söylüyorlar.’

***
‘… Daha önce Türkiye’nin karşısında bir PKK vardı. Yani birkaç bin adam vardı. Ama şimdi bu açıklamalar sonucunda, Türkiye’nin karşısında AB, ABD, Barzani, Talabani, Bağdat var, tüm dünya var. Siz bir devletin, hem ülkenizde terörü desteklediğini söyleyip, hem de onunla müttefik olamazsınız. Eğer bu kadar açık meydan okuyarak, ABD’nin ve AB’nin terörü desteklediğini söylerseniz, karşılığını alırsınız. PKK’nın eline öylesine etkili bir silah verirler ki, öyle bilgiler aktarırlar ki, siz Irak’ın kuzeyine girdiğiniz anda 300 askerinizi kaybedersiniz. Hatta Barzani’nin adamları ve İsrail’in oradaki istihbarat görevlileri, size PKK kılığında öyle zararlar verirler ki, şaşkınlığa uğrarsınız.’

***
‘PKK’nın orduyla mücadelede hiçbir sorunu yok. Bir örnek vereyim. Gabar Dağı’nın adı çok geçiyor. Bu dağda şu anda 35 PKK teröristi var. Bu resmi rakamdır. Bunlar dağda dolaşıyorlar, arada bir de uzun namlulu silahlarıyla kayanın arkasına geçip kurşun atıyorlar ve bir eri öldürüyorlar. Peki biz bu dağın etrafında kaç kişi bulunduruyoruz biliyor musunuz? Dağın etrafında 10 bin kadar askerimiz var bizim. Cudi Dağı’na gelelim… Orada da 100 civarında PKK teröristi var. Oysa bir dağa hakim olmak için binlerce insana ihtiyacınız yok. O dağa işini iyi yapan, komando eğitimi almış, SAT türü 35-100 James Bond gönderirsiniz, işi bitirirsiniz. Ama gönderilmiyor.’

***
‘Sınırlarımız delik deşik demek yanıltıcı olmaz. Zaten Genelkurmay Başkanı da, iki-üç yıl önce, kara kuvvetleri komutanıyken, ‘Sınırlarımızdan 2 bin terörist girdi. Terör eylemleri artacak’ demişti. Sınırlarımızın korunmasında büyük problem var. Sınırdaki coğrafi zorluklar gerekçe gösterilemez. Çünkü sınırda bazı yerler var ki, yerel halk da, bürokratlar da oraya ‘koridor’ diyor. Hiçbir engelle karşılaşılmadan herkes istediği gibi girip çıkıyor. Ankara’daki bir büyükelçi bana ‘Bizim uydular tespit ediyor. İran sınırından şu anda yüzlerce terörist girdi. Irak sınırından da binlerce girdi. Sizinkiler niye müsaade ediyor? Niye bunlar rahatlıkla girebiliyor’ diye sormuştu.’

***
‘Doğu ve G. Doğu’daki karakollarda, Ankara’da bir orduevinin güvenliği kadar bile güvenlik yok. Üç ay askerlik yapmış birini siz profesyonel bir teröristin karşısına çıkarırsanız, güvenlik nasıl olabilir? Pülümür’deki baskın gösterdi. Karakola gelen ekmek cipine ne parola soruyorlar, ne de güvenlik kontrolü yapıyorlar. İki teröristten biri ölüyor, diğeri kaçıp gidiyor.’

***
Bir de şehit cenazelerini bazı siyasi gruplar domine ediyorlar açıkçası. Bu tür açıklamalar olmasın, iş tersine dönmesin diye bilinçli yapılan bazı işler de var şehit cenazelerinde. Biri çıkıyor slogan atıyor ve o slogan herkesi sarmaya başlıyor.

…Türk ordusu içinde terör eğitimi almış subay sayısı yok denecek kadar azdır. Ama Türkiye’de ‘Asker eleştirilmez’ diye bir gelenek, adap var. Eleştirdiğiniz zaman asker düşmanı etiketi alıyorsunuz. Oysa toplumda askerlere bu kadar destek varken, insanlara bu kadar şüpheyle yaklaşmak, artık paranoya seviyesine geldi.’

***
Bunlar ne ?

Uluslararası Araştırmalar Kurumu (USAK)’ın Başkanı Doçent Sedat Laçiner’in yorumları..

Dünkü Radikal’de Neşe Düzel sormuş, Doç. Laçiner cevaplamış..

Tek sesliliğe doğru hızlıca yelken açtığımız şu günlerde dikkati çekecek önemli tespitleri var genç bilim adamının.




İstatistikler

  • 2.317.586 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2007
P S Ç P C C P
    Tem »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

En fazla oylananlar