14
Haz
07

DANIŞTAY SALDIRISI-CİNAYETİ

FETHULLAHÇILAR CİNAYETİN ORGANİZATÖRÜ

.(EMNİYET İÇİNDEKİ FETHULLAHÇI KADROLAR)

Dogu Perincek ve Isci Partisi’nin aciklamalarindan derlenilen bolum:

Danıştay Soruşturmasını Saptıranların Başında Fethullah Sicilli Ramazan Akyürek Var !

http://www.doguperincek.gen.tr/20060525.html

 

  TERTİPÇİLERİ AÇIKLIYORUZ: VARAN 1  
Danıştay soruşturmasını saptıranların başında
Fethullah sicilli Ramazan Akyürek var
 
• Soruşturma ekibi, kamuoyunu, suçun merkezinde bulunan ABD’nin ve Cumhuriyet yıkıcısı iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönlendirme gayretindedir. Böylece Cumhuriyete, vatana ve millete karşı ağır suçların içine batmaktadır. Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır.


• Fotokopisini sunduğum sicilinde, “Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir” yazan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiriyor.


• Fethullahçı sicilli Ramazan Akyürek’i, Emniyet’in beyin merkezinin başına atayan Tayyip Erdoğan’dır. Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs 2006 günü Ankara’da MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı toplantıda “Ulusalcıların” üzerine gidilmesi talimatını vermiştir.


• Daha cinayetten altı saat sonra, ABD Büyükelçisi, emekli bir büyükelçimize, “Ulusalcıların” hedef alınacağını açıkça belirtti.


• Soruşturmanın ilk gününden beri SüperNATO güdümlü basına yalan haberler veriliyor. MİT kameralarıyla çekilmiş, en küçük benzerliği olmayan görüntüler, Mehmet Perinçek diye yayınlanıyor. Ulusal Haber diye ne idüğü belirsiz bir basın kuruluşu icat edilmiş, onun üzerinden Ulusal Kanal, İşçi Partisi, Doğu Perinçek, “Danıştay’a saldıran karanlık çete”nin içine konmuştur. Bütün bunlar, SüperNATO güdümlülerin suç kanıtları dosyasındadır.


• Milletimize söz veriyoruz. SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıranlar, Yüce Divan’da ve Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bugün (25 Mayıs 2006, Perşembe) İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay soruşturmasını saptıranların başında Fethullah sicilli Ramazan Akyürek’in olduğunu söyledi.

Perinçek açıklamasında şunları belirtti:

ABD DERİN DEVLETİ GÜDÜMÜNDEKİ SUÇ ORTAKLARI


Şu anda Danıştay’a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. Bu ekip, suça azmettiren merkezlerin üzerini örtmeye, böylece suçun aslî faillerini gizlemeye çalıştığı için, suça ortak olmuştur. Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan’ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. Soruşturma ekibi, kamuoyunu, suçun merkezinde bulunan ABD’nin ve Cumhuriyet yıkıcısı iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönlendirerek aynı zamanda Cumhuriyete, vatana ve millete karşı ağır suçların içine batmaktadır. Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. ABD’nin Derin Devleti faaliyettedir ve Türkiye’nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur.

MEHMET ALİ ŞAHİN’İN SÜRPRİZİ


Hatırlanacaktır, Danıştay soruşturmasıyla “bizzat ilgilendiğini” söyleyen Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Emniyet’le görüştükten sonra “Bir takım sürprizlere hazırlıklı olun” diye açıklama yapmıştı. Bu bir itiraftı. “Sürprizler” imal ediliyordu.

Ama şimdi size asıl sürprizi açıklıyorum.

SORUŞTURMANIN BAŞINDA FETHULLAH SİCİLLİ DAİRE BAŞKANI
Fotokopyasını verdiğim sicil raporunu okuyorum:
“Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir”

Rapor, 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından elyazısıyla yazılmış ve imzalanmıştır.

Bu sicil rapor, 59983 sicil numaralı Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek hakkındadır.
Sicil Amiri, İstanbul Valisi, Ramazan Akyürek için, “İrticai akımlara yakın” diyor, parantez açıp (Fethullah) diye irticanın adını da koyuyor ve “dikkat edilmelidir” notunu düşüyor.

Ve “dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilli daire başkanı, Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiriyor.

“Dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilliye, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi, yani beyni teslim ediliyor.

Ama bizzat başbakan koltuğunda oturan Tayip Erdoğan, Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergâhı’ndan olduğunu inkâr etmemektedir. Böyle başbakanın böyle istihbarat başkanı olur. Cumhuriyet, tarikatların ve cemaatlerin elinde çırpınmaktadır.

TAYYİP ERDOĞAN’IN YÖNLENDİRMESİ VE AĞIR SORUMLULUĞU


Fethullahçı olduğu siciline kaydedilen Ramazan Akyürek’i, Emniyet’in beyin merkezinin başına atayan Tayyip Erdoğan’dır.

Ve Danıştay soruşturmasını saptırma tertibini bizzat Tayyip Erdoğan yönlendirmiştir.

Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs 2006 günü Ankara’da MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Emniyet’in Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile yaptığı toplantıda “Ulusalcıların” üzerine gidilmesi talimatını verdiği bilinmektedir.

Daha cinayetten altı saat sonra, ABD Büyükelçisi’nin emekli bir büyükelçimize, “Ulusalcıların” hedef alınacağını açıkça belirttiğini de biliyoruz.

Bu yönlendirmelerle Danıştay’a saldırı soruşturması, soruşturma olmaktan çıkmış ve bir tertip faaliyetine dönüşmüştür.

BASINA SERVİS EDİLEN YALANLAR


Soruşturmanın ilk gününden beri SüperNATO güdümlü basına yalan haberler veriliyor. Ulusal Haber diye ne idüğü belirsiz bir basın kuruluşu icat edilmiş, onun üzerinden Ulusal Kanal, İşçi Partisi, Doğu Perinçek, “Danıştay’a saldıran karanlık çete”nin içine konmuştur.

SüperNATO güdümlü televizyon ve gazeteler, imal edilen yalanları robot gibi yayınlıyor. Bizimle ilgili sözde haberlerin hepsi uydurmadır. Burada zamanı almamak için son örneğini belirtelim.

Bir fotoğraf yayınlanıyor. Bugün Yeni Şafak’ta, dün Zaman ve Vatan’da. Aynı fotoğraf. Fotoğrafta Mehmet Perinçek diye gösterilen şahısın Mehmet Perinçek ile en küçük benzerliği yok. MİT kamerasıyla çekilen görüntü, İstanbul MİT merkezi tarafından gazetelere servis edilmiş ve bu gazeteler de görevlerini yerine getirmişlerdir.

BİZİM SUÇUMUZ


Mehmet Perinçek’in suçu nedir?
Yedi yıldır Rus ve Ermeni arşivlerine girmiş ve oralardan Ermeni soykırımı yalanının belgelerini bulmuş ve bu emperyalist yalanı yerle bir etmiştir. Bulduğu belgeler, çeşitli dillerden yedi kitap halinde yayınlanmaktadır ve tartışmayı bitirmiştir. Büyük suç!

İşçi Partisi ve Ulusal Kanal ne yapmaktadır? ABD emperyalizminin karşısında Türkiye’nin de ötesinde bölge çapında ve dünya çapında etkili bir mücadele yürütmektedirler.

BASINA YALAN BİLGİ SIZDIRMA MERKEZLERİ


Basındaki namuslu gazetecilerden aldığımız bilgilere göre, yalan haberler, MİT İstanbul Bölgesi Bilgi Toplama Merkezi’nden ve İstanbul Emniyeti Güvenlik Şubesi’nden basına servis yapılmaktadır.

Ancak basın hizmetleriyle ilgilenenler, bu kadar değil.

Basın operasyonunda, Tayip Erdoğan’ın Basın Danışmanı Akif Beki, tam yetkili olarak tayin edilmiştir ve kendisine sarf yetkisi de verilmiştir.

Başbakanın özel danışmanları Cüneyt Zapsu ve Egemen Bağış, bir karşı taarruz tertibi için görevlendirilmişlerdir.

Basın operasyonu için, 10 Milyon dolarlık bir fonun ayrıldığı öğrenilmiştir. Bu paranın ihale alanlardan sağlanması kararlaştırılmıştır. Bu para, bazı yayın kuruluşlarına ve meslek namusu olmayan gazeteci sıfatlı görevlilere yalan haber yazdırmak için kullanılmaktadır.

YARGILANACAKLAR


Milletimize İşçi Partisi kararlılığı ve aklıyla söz veriyoruz:

SüperNATO merkezlerinin emrinde, Danıştay saldırısını saptıranlar, Yüce Divan’da ve Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir.

İşçi Partisi, her zaman kanıtladığı gibi, bu tertipleri yerle bir edecek birikime sahiptir. Ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturmak artık bir vatan görevidir.

NOT: SİCİL ÖRNEĞİNİ “BASINDAN” BAĞLANTISI “BASINDA İŞÇİ PARTİSİ” BÖLÜMÜNDE GÖREBİLİRSİNİZ.

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=139

 İşçi Partisi Muğla İl Başkanı Yüksel Sarı

DANIŞTAY SALDIRISININ İÇ YÜZÜ
 
 Bütün milleti ayağa kaldıran Danıştay saldırısının iç yüzünü anlayabilmek için öncelikle 8 Nisan 2006 tarihli gazete başlıklarına bakmak gerekiyor. Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Cüneyt Zapsu Amerika’nın devlet başkanı yardımcısı Cheney ve bazı üst düzey Amerikalı yöneticilere “bizi delikten aşağı süpürmeyin, kullanabildiğiniz kadar kullanın” demiş. Dikkat ediniz, görüşme sınırlı sayıda kişi arasında yapıldığına ve bu sözleri söylediğini Zapsu kendisi açıklayamayacağına göre, bu haberi bizzat Amerikalı yetkililerin sızdırdığı son derece açıktır. O zaman şöyle bir soruyu sormak gerekir. Amerika ne yapmak istiyor?


Müslüman Irak halkının üzerine bombalar yağdıracağında Türkiye’de sahte İslamcı bir partinin Hükümet olması Amerikanın planıydı. O nedenle Tayyip Erdoğanları alladı, pulladı medya desteği ile milleti yanıltarak bunu başardı. Doğrusu Tayyip Erdoğan da kendilerine verilen her görevi yapabilmek için büyük çaba harcadı, Amerika’nın memuru gibi davrandı. Fakat bir yere kadar. Tayyip Erdoğan Hükümetine karşı büyük bir toplumsal refleks oluşmuştu, Türkiye halkı yüzde doksanlara varan Amerikan karşıtlığı ile dünyada birinci olmuştu. O nedenle Tayyip Erdoğanlar Amerika’nın yeni isteklerini yerine getirmekten aciz duruma düştü. Cumhuriyetin her kurumu ile kavgalı olmuşlardı. Tayyip Erdoğan’ın artık kendi isteklerini yerine getiremeyeceğini anlayan Amerika onu gözden çıkarmıştı. Bu nedenle Amerika da yapılan görüşme notlarını Türkiye’ye sızdırdı ve bir bakıma “İşte sizin yöneticileriniz bunlar” diyerek, Tayyip Erdoğanları gözden çıkardığını göstermiş, delikten aşağı süpürmüş oldu.


Irakta batağa saplanan Amerika, Büyük Ortadoğu projesini hayata geçirebilmek için Irak’ın kuzeyinde kurdurduğu kukla devleti Türkiye’nin içine kadar uzatabilmek ve böylece hem Türkiye’yi hem de İran’ı bölge gücü olmaktan çıkarmak istiyor. Bu nedenle Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek istiyor. Türkiye ve İran’ın sırt sırta verdiği durumda Irak’ta bir gün bile kalamayacağını, buna karşılık düşman olduklarında ise bölgede her istediğini rahatlıkla yapabileceğini çok iyi biliyor. Bu planında başarılı olabilmek için de Türkiye’de Tayyip Erdoğanların yerine bu defa sahte Atatürkçü ve sahte milliyetçi bir iktidar istiyor. Çünkü, ancak böyle bir hükümetin İran’a saldırı için uygun zemin yaratacağını, milliyetçi ve Atatürkçü kesimlerin refleksinin ortadan kalkacağını, Amerika karşıtı olan ulusalcı kesimlerin etkisiz hale geleceğini hesaplıyor.


Bu plan artık açık seçik biliniyor. Her gün gazete köşelerinde bu plandan söz ediliyor. Söz konusu hükümetin MHP-DYP-CHP koalisyonu olduğu belirtiliyor. Koalisyon adayları da bu konuma uygun davranıyor. Amerika’nın Ankara büyükelçisinin MHP genel merkezine çok sık ziyaretler yapması, Bahçeli’ye “sizi hep lider görmek istiyoruz” demesi dikkatlerden kaçmıyor. Bu durum MHP tabanında rahatsızlık yaratırken, bazı MHP’li yazarlar daha şimdiden CHP-MHP koalisyonu olmaz ama MHP-CHP koalisyonu olabilir diyor. DYP Genel başkanı Mehmet Ağar, Amerika’nın bu planları içinde yer alabileceğini ima ederken, CHP Genel başkanı Baykal da laiklik adına Bülent Arınç’a cevap verirken, hiç gerekmediği halde İran Cumhurbaşkanına sataşarak, aslında Amerika’ya “İran’a karşı planlarının içinde ben de yer almaya hazırım” demiş oluyor. Nitekim Baykal’ın partiyi sağa kaydıracağını söylemesi ile Muğla milletvekili Ali Arslan’ın öncelikle tek başına iktidarı düşündükleri ama bu olmazsa MHP ve DYP ile koalisyonun söz konusu olabileceğini söylemesi birbiri ile örtüşüyor. Cumhuriyet gazetesinin başını çektiği İran düşmanlığı ise planın hayata geçirilmesi için uygun zemin yaratmayı hedefliyor. Danıştay saldırısı, işte bu koşullarda gerçekleşiyor.


Danıştay saldırısının amaçlarını şöylece sıralayabiliriz;


1-AKP Hükümetini düşürmek: Nitekim Danıştay saldırısından sonra Tayyip Erdoğan Ankara’da kalamamış, Antalya’ya kaçmıştır. Artık Hükümet olsa da iktidar değildir. Her ne kadar Tayyip Erdoğan acele Amerika’ya gidip yalvarmak için randevu istese de artık bu süreci durduramayacaktır.


2-Laik kesimi harekete geçirerek, İran düşmanlığını en üst düzeye çıkarmak ve böylece İran saldırısı için zemin hazırlamak: Saldırıdan hemen sonra İran bağlantılarının ileri sürülmesi bunu doğrulamaktadır.


3- Ulusalcı kesimleri etkisiz hale getirmek: Saldırıdan önce ayrışma Amerikan taraftarlığı ve Amerikan karşıtlığı şeklinde iken saldırıdan sonra Laik –Dinci ayrışmasına dönüşmüştür. Amerika’ya karşı mevzilenme yerini, ülke içinde birbirimize karşı mevzilenmeye bırakmıştır.


4- MHP-DYP-CHP üçlüsünden oluşan Amerika güdümlü, sahte Kemalist ve sahte milliyetçi hükümetin koşullarını oluşturmak: Böylece bu partiler yaklaşan seçimlerde “AKP’ye karşı” diyerek daha kolay oy toplayabilecekler ve seçimlerden sonra da yine “AKP’ye karşı” diyerek aynı koalisyonda yer almalarını kendi tabanlarına kabul ettirebileceklerdir.


Saldırının gerçekleşmesinden hemen sonra yükselen toplumsal tepki AKP Hükümetini sarsmıştır. Hemen arkasından hükümet olanaklarını kullanarak, durumu kendi yararlarına çevirebilmek için soruşturmayı Cumhuriyet Savcısının elinden gasp edip, emniyet içindeki Fethullahçı ekibe teslim ederek, İşçi Partisi’ne, silahlı kuvvetlere ve ulusalcılara karşı müthiş bir yalan kampanyası başlatmışlar, bu amaçla bazı emekli subayların adını vererek halkı yanıltmaya çalışmışlardır. Planlanan koalisyonun adayları ise ulusalcılara yönelik saldırılar artarken, hiçbir refleks göstermemiş, sadece ileriye dönük hesapların gereği olarak, durumdan yararlanmaya ve yelken doldurmaya çalışmışlardır. Dağınık durumundaki ulusalcı kesimler ise örgütsüzlüğün bedelini ödemişler, kendilerine yönelik haksız saldırılara karşılık verememişler, ellerindeki bilgileri halka duyuracak bir yer bulamamışlardır. Birkaç gün süren bu saldırı karşısında ellerinde bilgi olan Genelkurmay İstihbaratı, Terörle Mücadele birimleri ve ulusalcı kesimler tek çare olarak ellerindeki bütün bilgileri İşçi Partisine sunarak vatan savunmasını İşçi Partisi’ne bırakmışlardır.


İşçi Partisi bir kez daha tarihteki rolünü üstlenmiştir. “Mademki savcılar soruşturamıyor, mademki bizzat saldırıyı yönlendirenler, soruşturmayı da yönlendiriyor, vuran da Fetullahçı, soruşturanda, o halde bu işi biz yapacağız, soruşturmanın merkezi İşçi Partisi olacak” diyen Doğu Perinçek ellerindeki bilgileri belgeleriyle açıklamıştır.


1- Danıştay’a yapılan saldırı Amerikanın Türkiye içindeki derin devleti olan Süper Nato’nun (Kontrgerilla ) saldırısıdır.
2- Genelkurmay İstihbaratı, Terörle Mücadele birimleri bir süreden beri saldırganı takip etmektedirler ve Danıştay’a yapılacak saldırıyı hükümete önceden bildirmişlerdir.


3- Hükümet saldırıyı önlemek görevini yerine getirmemiş, onun yerine saldırıyı kendi lehine çevirme yolunu izlemiştir. Bu amaçla soruşturmayı bir yetki gaspı ile Cumhuriyet Savcısının elinden alarak Emniyet İstihbarat Daire başkanı Ramazan Akyürek’e vermiştir.
4-Ramazan Akyürek, İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından “Emniyet içinde Fethullahçı hizip içindedir, dikkatle takip edilmelidir” diye fişlenen ve bu durum mahkeme kararı ile tescillenen bir kişidir.


5- Ramazan Akyürek yalnız değildir, aynı ekibin içinde yine Fethullahçı olan Emniyet Genel Müdürü Teşkilat Daire Başkan Yardımcısı İbrahim Selvi, 1.Hukuk müşaviri Osman Karakuş, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Gürcü ve Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu da vardır.


6- Danıştay’a silahlı saldırıda bulunan Alparslan Arslan ve sekiz arkadaşı Gonca Bahar isimli bir kadın aracılığı ile İsrail Gizli Servisi MOSSAD tarafından Bulgaristan’da eğitilmiştir.


7- Basın aracılığı ile halkın yanlış bilgilendirilmesi için 10 Milyon dolarlık fon ayrılmıştır. Bu paranın da ihalelere katılanlardan sağlanması kararlaştırılmıştır.


8- Daha kapsamlı bilgileri önümüzdeki günlerde vermeye devem edeceğiz. Milletimize İşçi Partisi kararlılığı ve aklıyla söz veriyoruz, milli hükümet kurulacak ve bunlar yargılanacaktır.


Doğu Perinçek’in açıklamalarıyla senaryo çökertilmiş oldu. Artık gazete sayfalarında “Düzmece senaryo çöktü” diye başlıklar atılıyor. Tutuklanan emekli subaylar serbest bırakıldı. Bomba yine Hükümetin elinde patladı.


Bütün bu gelişmelerden çıkaracağımız ortak sonuçlar şunlardır.


1-Amerika’nın Türkiye’yi İran ile tokuşturma planı başarıya ulaşmayacaktır. Nitekim cenaze töreninde “Mollalar Amerika’ya” diye slogan atan on binler, asıl düşmanın kim olduğunu bildiklerini ve kül yutmayacaklarını göstermişlerdir.


2- AKP Hükümeti gidicidir.


3- Amerika güdümlü sahte milliyetçi ve sahte Kemalist hükümet planı da tutmayacaktır. Çünkü Milliyetçilik ve Atatürkçülükle Amerikancılık bağdaşmaz. Bu nedenle milliyetçiliği ve Atatürkçülüğü Amerikanın emrine sunmak isteyenler başarılı olamayacaklardır. Milletimiz buna izin vermeyecektir.


4- Değişik siyasi partilere dağılmış ve bir kısmı da partisiz olan ulusalcı kesimler örgütsüzlüğün bedelini ağır ödemişlerdir. Kolayca saldırıya maruz kalabilecekleri ve kendilerini savunamayacakları görülmüştür. Onun için Amerikanın karargahına karşı, bir Türkiye karargahına ihtiyaç olduğu ve bu karargahın da ancak İşçi Partisi olabileceği bu olayla bir kez daha görülmüştür. İşçi Partisi’nin milletin öncülerini İşçi Partisi’nde toplanmaya çağırması ve 4 Haziran’da açıklanacak öncüler bildirisi şimdi daha anlamlı hale gelmiştir.


5- Milletimizin bu hain saldırılar karşısında gösterdiği bilinçli refleks taktire değerdir. Ancak süreç henüz bitmemiştir. Yeni saldırılar söz konusu olabilecektir. O nedenle milletçe duyarlı olmalıyız.


Bu kapsamda Muğla Barosunun gerçekleştirmiş olduğu büyük yürüyüşü coşku ile selamlıyor ve Baromuzu kutluyoruz. Ne var ki diğer şehirlerimizde olduğu gibi siyasi partilere ait bayraklar önde, arkada ise halk topluluğu olacak şeklinde yürüneceği siyasi partilerin ayrı ayrı katılmayacakları önceden duyurulduğu halde bu disipline uyulmamıştır. İşçi Partisi ve diğer siyasi partiler bu disipline uyarak halkın arasına karıştığı halde bir siyasi partimizin bu disiplini bozarak ayrı katılım göstermesi yanlıştır. Bu gibi yelken doldurmaya yönelik hafif tutumların birlik ve beraberliğimize zarar vereceği düşünülmelidir. Baromuz bu husustaki sorumluluğunu cesaretle kabullenmeli, daha çok Türkiye’yi ve hepimizi düşünen tutumları öne çıkarmalıyız.

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=155

 

  VARAN 3: İP Genel Başkan Yrd. Turan Özlü ve E.Tuğgeneral Servet Cömert açıkladılar  
İsim isim Danıştay saldırısı tertibini hazırlayan
üst düzey emniyet görevlileri
 
İşçi Partisi Genel Başkan yardımcısı Turan Özlü, bugün (27 Mayıs 2006) İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenledi. Özlü, Danıştay saldırısıyla ilgili olarak, Başbakan Erdoğan ve Mehmet Ali Şahin’in yönlendirmesiyle tertibi hazırlayan ve psikolojik savaşı yürüten Emniyet içindeki üst düzey görevlileri isim isim açıkladı.
Basın toplantısında E. Tuğg. Servet Cömert de hazır bulundu ve konu ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Yalancının mumu yatsıya kadar yandı ve yalanlar üzerine inşa edilen komplo birkaç gün içinde bütünüyle çöktü.


Emniyet içinde en üst düzey noktalara yerleştirilen Fethullahçı ekip, Tayyip Erdoğan ve Mehmet Ali Şahin’in yönlendirmesiyle Danıştay saldırısında psikolojik savaşı yürüten merkezi oluşturmuşlardır.

Bu durum artık bazı köşe yazarlarımız tarafından da ilan edilmektedir. Bugün Sayın Ertuğrul Özkök Hürriyet gazetesindeki köşesinde Hükümetin ve emrindeki Emniyet güçlerinin Danıştay suikastındaki rollerini açıkça yazmaktadır.

Hükümetin ve emniyet istihbaratının saldırıdan haberi olduğu bugün artık kanıtlarıyla ortaya çıkmış bulunuyor.


Artık anlaşılmıştır. Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile sözüm ona araştıranlar aynı merkezden yönetilmektedir.
Böylece, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “bizzat ilgilendiği” komplonun suç şebekesi de suçlarıyla birlikte ortalıkta kalıverdi.
Bu şebeke Emniyet içinde yuvalanmış Fethullahçılardır. Suça azmettiren merkezin üzerine örtmeye çalışmışlar, bir karartma ve şaşırtma faaliyeti içinde suçun asli faillerini gizlemişlerdir. Fethullah Cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdırlar. Türkiye’nin değil fakat ABD’nin “derin devleti”nin hizmetindedirler.
Herkes bilmelidir ki, Danıştay saldırısını saptıranlar Cumhuriyet mahkemelerinde kesinlikle yargılanacaklar ve işledikleri suçların cezalarını göreceklerdir.
Suçları bütünüyle açığa çıkmış bu isimler derhal görevden alınmalı ve yargılanmalıdır.
İşçi Partisi olarak soruşturmayı üstlendik. Artık soruşturmanın merkezi burasıdır, İşçi Partisidir. Komplocuların iddianamelerini hazırlıyoruz.

İŞTE İSİM İSİM EMNİYET İÇİNDEKİ FETHULLAHÇI HİZİP


Bir numaralı isim, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in sicil dosyasına İstanbul Valisi Erol Çakır’ın 15 Aralık 2001 tarihinde düştüğü notu önceki gün kamuoyuna açıkladık. Vali Erol Çakır’ın sicil notunda “Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir” kaydı bulunuyor.

İşte bu “dikkat edilmesi gereken” yani takip edilmesi gereken zat, en üst düzey takip merkezinin başına atanmış. Danıştay suikastını sözüm ona soruşturma görevi de bu Fethullahçılığı sicilli zata emanet edilmiş. Yangını çıkaranlara itfaiyeci görevi verilmiş.

Diğer isim Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanı İbrahim Selvi. Teşkilat içindeki bütün önemli atamalar Selvi tarafından yapılıyor. 2 Şubat 2004 tarihli Zaman gazetesinde “Emniyet, polise toplu konut müjdesi verdi” başlıklı haberde Selvi’nin reklamı yapılıyor.

İbrahim Selvi merkezde yalnız bırakılmamış. Fethullahçı kadrolaşmada çok kritik bir isim de Osman Karakuş. 1. Hukuk Müşaviri olarak görev yapan Karakuş Fethullahçıların örgüt içindeki hamisi olarak biliniyor.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Gülcü ile Teftiş Kurulu Başkanı Ali Kolat da ekibin tamamlayıcıları arasında.

Ramazan Akyürek, İbrahim Selvi ve Osman Karakuş, Polisin YAŞ’ı olarak bilinen ve Emniyetteki üst düzey terfi ve atamaların belirlendiği Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun, bulundukları makam gereği doğal üyeleri. Yani atama ve terfilerde söz sahibiler.

Bu isimlerin ardından Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu geliyor. Tuzcu, 1987 yılında Eğitim Daire Başkanıyken Fethullahçı örgütlenmenin temelini atan kişi olarak biliniyor. 10 Aralık 2003’te Konya Emniyet Müdürlüğü’ne atandı. Seydişehir Alüminyum’un özelleştirilmesine karşı direnen işçilerin eylemine müdahalesiyle öne çıktı.

Em. Tuğgeneral Servet Cömert ise konuşmasında özetle şunları söyledi:

Bir senaryo var ve bu senaryonun içinde umulmadık aktörler var.
O senaryoyu “Soruşturma aşamasında sürprizlere hazır olun” diyen Bakan biliyordu. Herhalde soruşturmanın “bilgisi dahilinde” olduğunu söyleyen Başbakan da biliyordu. Senaristler de, saldırının muhtemel sonuçlarını biliyordu.
Emekli askerlerin ve İşçi Partisi’nin hedef alınması, saldırının bir senaryo olduğunun başta gelen kanıtıdır.

Not: Tertip şebekesinin şemasını “BASINDA İŞÇİ PARTİSİ” bölümünde görebilirsiniz.

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=144

 

TERTİPÇİLERİ AÇIKLAMAYA DEVAM: VARAN 2  
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek:
Alparslan Arslan ekibi MOSSAD tarafından Bulgaristan’da eğitildi
 
 · Danıştay baskınını gerçekleştiren Alparslan Arslan ve ekibi, Bulgaristan’da faaliyet gösteren MOSSAD destekli Alpiras adlı firma tesislerinde özel eğitim gördüler. Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi’nin, Askeri İstihbarat’ın ve MİT’in elindeki bu bilgi, Fethullah tarikatının güvenliğini tehdit ettiği için değerlendirme dışı tutuluyor.


· MOSSAD’ın eğittiği ekibin Türkiye’de Gonca Bahar kimliğini taşıyan bir kadınla ilişkili oldukları ve hesaplarına 4 trilyon Lira para yatırıldığı da biliniyor.


· Emniyet Genel Müdürlüğü istihbarat değerlendirme verilerine göre, Danıştay baskınını gerçekleştiren suç örgütü hakkında izleme bilgileri var. Buna rağmen ne MİT, ne Emniyet, MOSSAD tarafından eğitilen SüperNATO’nun suç örgütüne karşı gerekli tedbirleri almadı ve saldırıyı önlemek için herhangi bir uygulamada bulunmadı.


· Danıştay’da silahlı bir eylem yapılacağı, olaydan önce Hükümete bildirildi. Hükümet, bu istihbarata rağmen, önleyici plan ve uygulama talimatı vermedi; olayların gerçekleşmesini bekledi.


· Bugün Hürriyet gazetesinde yayınlanan haberde de belirtildiği üzere, Emniyetteki sorgu ekibi, sorguladıkları Alparslan Arslan’ın önüne bir suç örgütü şeması koyuyorlar. Şema, iki örgütü hedef alıyor: İşçi Partisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri. Şema, SüperNATO ve MOSSAD’ın plan ve stratejisine göre yapılmış. Böylece Emniyet İstihbarat Dairesi’nin Fethullah sicilli Başkanı Ramazan Akyürek ve ekibinin bir sorgu ekibi değil, tertip ekibi olduğu, suç işlediği bir kez daha kanıtlandı.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bugün (26 Mayıs 2006, Cuma) İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay’a silahlı baskını yapan Alparslan Arslan ekibinin MOSSAD tarafından Bulgaristan’da eğitildiğini açıkladı.

Perinçek açıklamasında şunları belirtti:

ALPİRAS FİRMASI TESİSLERİNDEKİ EĞİTİM


Danıştay baskının gerçekleştiren Alparslan Arslan ve ekibi, Bulgaristan’da faaliyet gösteren MOSSAD destekli Alpiras adlı firma tesislerinde özel eğitim gördüler. Bu özel eğitime katılanlar, Fethullahçılar içinden seçilmiş, davranış bozukluğu olan, psikopat karakterde, çeşitli tertip ve silahlı eylemlerde kullanılmaya elverişli tipler. Yapılan eğitim, yalnız silah kullanmayı kapsamıyor; aynı zamanda kişilik yapıları da kullanılacak eylemlere göre robotlaştırılıyor.

GONCA BAHAR İLİŞKİSİ


MOSSAD’ın eğittiği ekibin Türkiye’de Gonca Bahar kimliğini taşıyan bir kadınla ilişkili oldukları ve hesaplarına 4 trilyon Lira para yatırıldığı da biliniyor.

Ayrıca MOSSAD’ın Alparslan Arslan ve arkadaşlarına sık sık kadın temin etikleri de saptandı. Bu yöntemin özellikle MOSSAD tarafından bu tür operasyonlarda kullanıldığı belirtiliyor.

ANKARA TERÖRLE MÜCADELE ŞUBESİ DEVRE DIŞI BIRAKILDI
Alparslan Aslan ve ekibinin Bulgaristan bağlantıları, Askeri İstihbarat, Ankara Eminiyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ve MİT tarafından saptanmıştır. Ancak Fethullah sicilli Ramazan Akyürek ekibinin yetki ve görev gaspıyla yürüttükleri soruşturmada, Ankara Terörle Mücadele Şubesi tümüyle devre dışı bırakılmıştır ve bulguları da bir kenara atılmıştır. Çünkü bu bulgular, SüperNATO güdümlü Fethullah tarikatının güvenliğiyle çelişmektedir.

EMNİYET İSTİHBARATI VE MİT İZLEDİĞİ HALDE ÖNLEMEDİ
Emniyet Genel Müdürlüğü istihbarat değerlendirme verilerine göre, Danıştay baskınını gerçekleştiren suç örgütü hakkında izleme bilgileri var. Buna rağmen ne MİT, ne Emniyet, MOSSAD tarafından eğitilen suç örgütüne karşı gerekli tedbirleri almadı ve saldırıyı önlemek için herhangi bir uygulamada bulunmadı.

DANIŞTAY EYLEMİ ÖNCEDEN HÜKÜMETE BİLDİRİLDİ
Danıştay’da silahlı bir eylem yapılacağı olaydan önce Hükümete bildirildi. Hükümet, bu istihbarata rağmen, önleyici plan ve uygulama talimatı vermedi; olayların gerçekleşmesini bekledi.

İKİ ÖNEMLİ EYLEM DAHA


Eldeki istihbarat verilerine göre, iki önemli eylemin daha planlandığı bilgisi var. Bu eylemlerin hangi devlet kuruluşlarını hedef alacağı da biliniyor; bu bilgi bizde de var.

RAMAZAN AKYÜREK’İN SUÇUNUN YENİ KANITLARI


Bugün Hürriyet gazetesinde yayınlanan haber, Emniyette kurulan sorgulama ekibinin yeni suç kanıtlarını ortaya koydu. Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ve ekibi, sorguladıkları Alparslan Arslan’ın önüne bir suç örgütü şeması koyuyorlar. Bu şemada Hürriyet’te de belirtildiği gibi Doğu Perinçek’in adı var. Şema, iki örgütü hedef alıyor: İşçi Partisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri. SüperNATO ve MOSSAD’ın Türkiye’de yıpratılmasını ve etkisiz hale getirilmesini saptadıkları siyasal ve askerî güç, İşçi Partisi ile Türk Ordusu. Bu nedenle şemada Doğu Perinçek’ten başka E. Tümg. Doğu Silahçıoğlu ve bazı emekli generallerin isimleri de var.

CUMUHURİYET BAŞSAVCILIĞI DEVREDIŞI BIRAKILDI


Tayip Erdoğan yönetimi, Ankara Başsavcılığı’nın yetki ve görevlerini gaspederek, soruşturmayı Emniyet içine yuvalandırdığı Fethullah kadrosuna yaptırmaktadır. Cumhuriyet yargısını devredışı bırakan bu uygulama da, bir suçtur.

SORUŞTURMAYI İŞÇİ PARTİSİ ÜSTLENDİ


Emniyette soruşturmayı saptırmakla görevlendirilmiş olan Fethullah sicilli Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek’in örtmeye çabaladığı gerçekleri kamuoyuna açıklamaya devam ediyoruz.

Halkımızın yüreği ferah olsun Danıştay soruşturmasını İşçi Partisi üstlenmiştir ve Cumhuriyet’imizi hedef alan bu suç, bütün boyutlarıyla aydınlatılacak ve suçlular Yüce Divan ve ceza mahkemeleri önüne çıkarılacaktır.

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=140

 

  Eski İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şb.Müdürü Adil Serdar Saçan  
Emniyetteki örgütün adı: F (Fethullah) tipi Yöneten: 

Ramazan Akyürek

 
Danıştaya yapılan saldırı sonrası yaşanan ‘kamuoyunu yönlendirme’ faaliyetini emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma örgütledi. Bu örgütlenmenin başında Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek bulunuyor.

İstihbarat Dairesi, Terör Dairesi, Kaçakçılık Dairesi ve Eğitim Dairesi’nde örgütlenmiş durumdalar ve illerin istihbarat teşkilatları bunların elinde. Teknik dinleme yapan polis birimleri tamamen bunların elinde. Dinlemeyi polis mi yapıyor, yoksa polis üniforması giymiş F tipi adam mı yapıyor? Bunu merak eden savcı varsa ben onları isim isim veririm.

Şemdinli’de savcı iddianameyi yazmadan önce, Meclis Araştırma Komisyonu’na İstihbarat Dairesi’nin Başkanı geliyor. Diyor ki, “hırsız içeride dışarıda aramaya gerek yok.” Onu alıyorlar onun yerine sicilinde “Fethullahçı” yazan birini atıyorlar. Adamlarda hiçbir değişiklik yok. Şemdinli iddianamesi, F Tipi örgütünün araştırmalarına göre yazıldı.

Devletin belirli kademeleri ele geçirilmiş. Bu örgütün başı, bir başka ülkenin istihbarat servisi ne derse onu yapıyor. O ülke, o örgüt vasıtasıyla bizim ülkemize operasyon yapıyor. Burada hem hükümete operasyon yapılıyor, hem de bize yani ulusalcı güçlere…

Aydınlık, 28 Mayıs 2006

Türkiye’de ilk Kaçakçılık ve Organize Suçlar Müdürlüğü 1998 yılında kuruldu. Müdürlüğün İstanbul’daki şubesinin kurucusu Adil Serdar Saçan. Saçan, 5 yıllık görev süresince Ömer Lütfi Topal cinayeti, Malki cinayeti, Korkmaz Yiğit, Albayraklar Holding, İGDAŞ, Akbil ve İSTAÇ gibi operasyonlarını yürüttü. AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte görevden alındı. Nedeni, Emniyetteki irticai kadrolaşmaya karşı olması.

Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Emcet Olcaytu, Dr. Adil Serdar Saçan’la İstanbul’da bürosunda konuştu.
AYDINLIK: Telefon görüşmemizde “Danıştay saldırısı sonrası yaşanan gelişmeleri Emniyet içindeki Fethullahçı yuvalanmanın organize ettiğini” söylediniz. Bu örgütlenmeyi ve bu olay içindeki rolünü anlatır mısınız?

A. SERDAR SAÇAN: Polis Koleji’ne 1978 yılında girdim. Birden Işık Evleri’ni buldum karşımda. Bu yıllar Polis Koleji’nin bu örgüt tarafından ele geçirilme dönemidir. Polis Akademisi’nden o dönem mezun ilk komiser yardımcıları -seçilmiş bir grup Polis Koleji’ne gelmişti. Şimdi kolejdeki örgütlenmeyi yapan bu kişilerin hepsi şu anda emniyet müdürü. Bunlardan birisi de şu anki İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek.

İKİ YIL İÇİNDE İL EMNİYET MÜDÜRÜ OLACAKLAR
Komiserler, Kolej’deki öğrencileri Işık Evleri’ne götürmeye başladılar. Bizim dönemimizden Işık Evi eğitimi almış birçok kişi var. Önümüzdeki 2 yıl içinde onlar il emniyet müdürü seviyesine çıkacaklar. Şu anda müdür yardımcısı durumundalar. O tarihten sonra Polis Koleji ve Polis Akademisi, daha sonra Polis Okulları bu F Tipi örgütlenmenin (Fethullah Gülen örgütlenmesi – Aydınlık’ın notu) eline geçti. Ve emniyet örgütünün yönetici kesiminin büyük bir bölümü, bunlardan oldu.

ÖZAL DÖNEMİNDE ÇIKAN ÖZEL YASA


1985 yılında, “Özel Sınıf” adı altında polis koleji değil, üniversiteyi bitirmiş olan kişileri de aldılar. Bir sene eğitip, 1986 yılında amir yaptılar. Atatürk, Polis Koleji’ni, Cumhuriyet’e bağlı bir polis teşkilatı yetişsin diye kurmuştu. Ama 1985 yılında. Özal döneminde bir yasa çıkarıldı. Böylece; örneğin İlahiyatı bitirmiş adam Polis Koleji’ne girmeden, sınavla Polis Akademisi’ne girdi. 8 ay eğitim görüp, Kolej ve Akademi mezunları gibi yetki sahibi oldular. Bunların büyük bir bölümü “F tipi”dir (Fethullah Tipi). Bunlar şu anda il emniyet müdür yardımcısı düzeyindeler. Önümüzdeki sene itibariyle birinci sınıf emniyet müdürü olacaklar. Emniyet örgütlenmesi içindeki üst yapılanmanın büyük bir bölümü şu anda ne yazık ki, örgütün kontrolüne geçti. Dolayısıyla emniyet birimleri de F tipi örgütlenmenin kontrolüne geçti.
Işık Evleri eğitiminden geçmiş emniyet müdürleri, imam emniyet müdürleri… Üzerlerinde resmi üniforma var ama üniformanın arkasında çok ciddi bir örgütlenmeye bağlı emniyet mensupları var.

“SAVCILARA İSİM VERİRİM”


AYDINLIK: Emniyet Genel Müdürü, Danıştay’a saldırı olayının arkasında, adı belli olmayan bir örgütün varlığından bahsediyor?
SAÇAN: Ben F Tipi örgütten bahsediyorum. İstihbarat Dairesi, Terör Dairesi, Kaçakçılık Dairesi ve Eğitim Dairesi’nde örgütlenmiş durumdalar ve illerin istihbarat teşkilatları bunların elinde. Teknik dinleme yapan polis birimleri tamamen bunların elinde. Dinlemeyi polis mi yapıyor, yoksa polis üniforması giymiş F tipi adam mı yapıyor? Bunu merak eden savcı varsa ben onları isim isim veririm.

F TİPİ ÖRGÜT SOKAKLARI İZLİYOR
Dinleme kapsamında MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) diye bir sistem kurdular. Bu sistem bütün sokakları izliyor. Yasal alt yapısı yok. Her yere bir kamera koydular ama her sokağa kamera koyan devlet Danıştay’a kamera koymayı unutmuş. MOBESE’yi kuran firma, bu sistemi kuran örgüt, biraz önce bahsetmiş olduğum grubun kontrolünde.

DANIŞTAY SALDIRISI VE ÖNCESİ
Son olayda Cumhuriyet’e doğrudan sıkılmış bir kurşun var. Atatürkçü olduğu, Cumhuriyetçi olduğu, laik olduğu kesin olan bir üst yargıya Cumhuriyet tarihinde ilk defa sıkılmış bir kurşun. Danıştay’a yapılan saldırı sonrası yaşanan “kamuoyunu yönlendirme” faaliyetini Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma örgütledi. Bu örgütlenmenin başında Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek bulunuyor.


Ancak son olaylar yaşanmadan önce Türkiye’de bir takım olaylar oldu. Bunlardan bazı örnekler vereceğim.


Bir terörle mücadele komiseri, 2001 veya 2002 senesinde Çağdaş Eğitim Vakfı’nda bir kaset buluyor. Önce sızıyor oraya güya komiser. Ve sonra arama yapılıyor vakıfta ve orada kaset bulunuyor. Kaseti bir dinliyorlar. Fethullan Gülen’le ilgili soruşturma yapmakta olan Nuh Mete Yüksel’in seks kaseti. Tesadüfe bakın şimdi. Kim yapıyor operasyonu? Devlet yapıyor ama; devlete sızma, üniforma giyme budur yani. Peşinden Nuh Mete Yüksel görevden alınıyor, sürülüyor.

YÜKSEK YARGIYA SALDIRININ MERKEZİ DE AYNI
Peşinden tekniğe dayalı bir istihbarat operasyonu daha. Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya olayı. Yöntemi bildiğim için söylüyorum. Özkaya laiklikle ilgili bir konuşma yapıyor, laikliği başka tarif eden grup bunu beğenmiyor. Ve Eraslan Özkaya birden bire Alaaddin Çakıcı ile ilişkilendiriliveriyor. Soruşturma yapılınca adamın suçsuzluğu ortaya çıkıyor ama daha evraklar adliyeye gitmeden basında çarşaf çarşaf yazıyor. Burada da operasyonu yapan istihbarat ve kaçakçılık daireleri.


Danıştaya silahlı saldırı yapıldı. Fakat yüksek yargıya yapılan silahsız saldırılar daha önemli. Yüksey yargıya Yargıtay Başkanı’nın şahsında saldırı yapıldı.


Hemen devamında AKP’nin bir milletvekili (TBMM Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu Başkanı Hüsrev Kutlu – Aydınlık’ın notu) diyor ki “yargıya güvenmiyoruz”. Akabinde Kaçakçılık, İstihbarat Daire Başkanlıkları “Neşter” diye bir operasyon başlatıyorlar. Yargıtay’a otomatik tüfekle saldırı gibi bir olay. “Yargıtay’ın yargıçları, rüşvet aldı” diye telefon görüşmeleri yayınlanıyor. Yüksek yargıçlar karalanıyor. Yargıtay Genel Sekreterliği topa tutuluyor. Sonuçta hepsi beraat ediyor.

BDDK OPERASYONU
Bunun peşenden BDDK Başkanı Engin Akçakoca ele alındı. Adamın evinin yanında bir depo bulunuyor. Evraklar bulunuyor ihbar gelmiş falan filan. Adam “lanet olsun” dedi gitti. Hedef gösteriliyor. Polis hazır. Polis dediğim, bizim Türkiye Cumhuriyeti polisi değil.

FERHAT SARIKAYA IŞIK EVLERİNE GİTMİŞ Mİ? ARAŞTIRILSIN
Devam ediyorum… Van 100. Yıl Üniversitesi meselesi. Orada hedef kim? Üniversiteler. Neden Çete’ye sokuldu orada rektör. Çünkü o tarihteki mevzuata göre telefonları dinlemek için çete mensubu olması lazım. Hemen İstihbarat Dairesi ve malum örgüt faaliyete başladı. Daha enteresan bir şey. Rektör Aşkın’ın avukatı (TBB eski başkanı Teoman Evren-Aydınlık’ın notu) Ankara’da, şimdiki Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok’la birlikte aynı büroyu kullanıyor. Bu büroya giriliyor, talan ediliyor. Bu da yüksek teknik kullanabilecek kişiler tarafından yapılabilecek bir arama. Ondan sonra da Şemdinli olayı meydana geliyor. Burada da askere kurşun sıkılıyor. Herkes bu savcı yetkisini aştı falan filan dedi. Peki bu savcı kim? Son olayda Muzaffer Tekin’in dedesine kadar araştırıyorsun. Bu savcıyı araştırdılar mı? Bu savcı ışık evlerine hiç gitmiş mi acaba? Şemdinli’de bir güç gösterisi var. TSK’nın en üst düzeydeki paşası çetecilikle suçlanıyor. Bu güce kim sahip Türkiye’de.
Dikkat edin. Şemdinli’de savcı iddianameyi yazmadan önce, Meclis Araştırma Komisyonu’na İstihbarat Dairesi’nin Başkanı geliyor. Diyor ki, “hırsız içeride dışarıda aramaya gerek yok” Onu alıyorlar onun yerine sicilinde “Fethullahçı” yazan birini atıyorlar. Adamlarda hiçbir değişiklik yok. Şemdinli iddianamesi, F Tipi örgütünün araştırmalarına göre yazıldı.

SAVCI İSTANBUL POLİSİ HAKKINDA SORUŞTURMA AÇMALI


AYDINLIK: Son soruşturmada da Bakan Mehmet Ali Şahin, “Süprizlere hazır olun” dedi.

SAÇAN: Somut olay şu. Cumhuriyet Gazetesi üç defa bombalandı. Birinci bombalamada, tamam, polis olarak bu eylemi yersiniz. İkinciyi yemezsin, gazetenin önünde tedbirini alırsın. Bu olay örneğin Zaman Gazetesi’ne olsaydı, ikinci eylem yapılabilir miydi? İddia ediyorum yapılamazdı. Neden oraya bir izleme aracı atmıyorsunuz. Üçüncüyü de attılar. Ekipler orada duruyor, adamlar yürüyüp gitti. Aynı adamlar Danıştay’da Cumhuriyet’in hâkimini katletti. Ondan sonra polis çıkıp “biz başarılıyız” diyor. Aynı yerde üç olay oluyorsa bir kere bu görevlilerin yakasından tutacaksın. Hiç soruşturma açıldı mı bunlar hakkında? Aksine ödüller veriliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın bu konuda soruşturma açması lazım. En azından “görevi ihmal” var burada. Ondan sonra Ankara adamı yakalayınca İstanbul polisi, “Ben bu adamları vermem, bu adamlar Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba attı” diyor. Ankara’daki eylem olmasaydı sen yakalayamıyordun ki bunu. Bence o adam oraya yakalanmak için gitti zaten. Bu ya görevi ihmaldir, ya da acemilik sebebiyle ölüme sebebiyettir. Bir komplo varsa komplo buradan başlıyor.

İSTİHBARAT DAİRESİ’NİN OLANAKLARINI KULLANIYORLAR

AYDINLIK: Komplo, Fethullahçı yuvalanmadan sağlanan imkânlarla mı yapılıyor?

SAÇAN: Tabii tabii. İstihbarat dairesi, kaçakçılık dairesi. Dikkat edin hepsi tekniğe dayalı. Telefon görüşmeleri… Eraslan Özkaya telefonla görüşmüş, bir avukatın bürosunda Nuh Mete Yüksel’le ilgili kaset çekiliyor. Planlı…
Danıştay saldırısı öncesi de Başbakan, “Danıştay 2. Daire’nin kararı şöyle böyle” dedi saldırı oldu. Polis Yargıtay’a operasyon yaptı.

BASIN İŞİN PSİKOLOJİK HAREKATINI YAPIYOR


AYDINLIK: Basın, polisten gelen bilgileri sorgulamadan bunun peşinde koşturup gidiyor. Muzaffer Tekin bağlantısı diye bir şey ortaya atıldı. Basının bilgi yetersizliğinden mi?

SAÇAN: Basın ne veriliyorsa onu yazıyor. O merkez aynı zamanda bu işin psikolojik harekâtını da yapıyor. Onlar ne verirse basın da onu yazıyor.

AYDINLIK: Tüm bunları kim planlıyor?

SAÇAN: Şemdinli olayıyla bu iki olaya baktığınızda bu olaydan zarar görenlerden biri kabul etsek de etmesek de hükümet. İkincisi, ulusalcı olan bir yargıç öldü, ulusalcı olan bir grup zarar gördü. Bir de askere bağladılar işi. Bu iki gücü “İstediğim an kafa kafaya tokuştururum” diyen üçüncü bir güç çıkıyor ortaya. Bu üçüncü gücü destekleyen yer neresi? Biraz evvel bahsettiğim devlete sızmış olan, “biz X imamına bağlıyız” diyen grup. Bunlar taşeron. Planlayan kim peki? İran meselesinde hem hükümet hem ordu bir merkezin verdiği işi yapmadılar veya geciktiriyorlar. Devletin belirli kademeleri ele geçirilmiş. Bu örgütün başı, bir başka ülkenin istihbarat servisi ne derse onu yapıyor. O ülke, o örgüt vasıtasıyla bizim ülkemize operasyon yapıyor. Burada hem hükümete operasyon yapılıyor, hem de bize yani ulusalcı güçlere…


O güç diyor ki, “siz biz ne dersek yapmak zorundasınız. Yapmadığınız zaman biz artık sizin ülkenizde Danıştay’ı basacak güçteyiz. Yarın kafamızı bozarsanız Milli Güvenlik Kurulunu da basarız” diyor adam yani.

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=149

 

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek  
VARAN 7 : Ramazan Akyürek’in Fethullah sicili
Mahkeme kararıyla belgeli
 
Zaman gazetesinde dün çıkan “Eski vali Erol Çakır, Perinçek’i yalanladı” başlıklı haberin yalan olduğu mahkeme kararıyla belgelidir. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek hakkında Vali Erol Çakır’ın kendi elyazısıyla işlediği sicilin belgesi, yalnız İstanbul Valiliği Arşivi’nde değil, Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesi’nde görülmüş olan 2001/919 Esas, 2003/82 sayılı dosyada da bulunmaktadır. Mahkeme, bu belgeye dayanarak verdiği 17.12.2003 tarihli kararında, İstanbul Valisi Erol Çakır’ın 2001 yılında, Ramazan Akyürek hakkında şu sicili yazdığını saptıyor: “Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir”

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bugün (14 Haziran 2006, Çarşamba) İP İstanbul İl Merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek, Danıştay soruşturmasını saptıranların başında bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in Fethullahçı sicilinin mahkeme kararıyla belgeli olduğunu açıkladı ve basın mensuplarına Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesi’nin 2001/919 Esas ve 2003/82 sayılı, 17.12.2003 tarihli kararının örneklerini verdi.

Perinçek özetle şunları belirtti:

MAHKEME DOSYASINDAKİ BELGE VE MAHKEME KARARI
ZAMAN GAZETESİNDEKİ HABERİN YALAN OLDUĞUNU KANITLIYOR

Zaman gazetesinde dün (13 Haziran 2006) çıkan “Eski vali Erol Çakır, Perinçek’i yalanladı” başlıklı haberin yalan olduğu mahkeme kararıyla belgelidir.

ANKA Ajansı’nın kaynak gösterildiği haberde, Vali Erol Çakır’ın kendi eliyle yazdığı sicilden haberi olmadığı belirtiliyor. Oysa bu sicil belgesi, yalnız İstanbul Valiliği Arşivi’nde değil, Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesi’nde görülmüş olan bir davanın dosyasında da bulunmaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’e 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından verilen sicilde, aynen şöyle yazmaktadır:

“Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullah) yakın. Dikkat edilmelidir”

Ankara Asliye 24. Hukuk Mahkemesi, 2001/919 Esas, 2003/82 sayılı, 17.12.2003 tarihli kararında, Vali Erol Çakır’ın verdiği sicil aynen yer alıyor ve Mahkeme kararı bu sicil notuna dayanılarak veriliyor.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN FETHULLAH SİCİLLİ
HÂLÂ İSTİHBARATIN BAŞINDA

Ve “dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilli daire başkanı, Danıştay cinayeti soruşturmasını yönlendirmeye devam ediyor.

“Dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilliye, Türk Emniyetinin istihbarat dairesi, yani beyni teslim edilmiştir.

SORUŞTURMAYI SAPTIRMA VE KARARTMA EKİBİ

Danıştay’a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmüştür. Bu ekip, suça azmettiren merkezlerin üzerini örtmeye, böylece suçun aslî faillerini gizlemeye çalıştığı için, suça ortak olmuştur. Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip ekibine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan’ın işlediği suçu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yıkmak için yalan haber imal etmiş ve basına servis yapmıştır. Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmektedirler. ABD’nin Derin Devleti faaliyettedir.

BASINA SERVİS EDİLEN YALANLAR

Soruşturmanın ilk gününden beri SüperNATO güdümlü basına yalan haberler veriliyor. Ulusal Haber diye ne idüğü belirsiz bir basın kuruluşu icat edilmiş, onun üzerinden Ulusal Kanal, İşçi Partisi, Doğu Perinçek, “Danıştay’a saldıran karanlık çete”nin merkezine konmuştur. Artık kamuoyunda alay konusu olan uydurma haberler, MİT İstanbul Bölgesi Bilgi Toplama Merkezi’nden ve İstanbul Emniyeti Güvenlik Şubesi’nden basına servis yapılmıştır.

Uydurma habercilik öyle düzeye varmıştır ki, oğlum Mehmet Perinçek’le ilgisi olmayan fotoğraflar, Mehmet Perinçek diye basına servis edilmiş ve bu fotoğrafları yayınlayan Zaman, Vatan ve Yeni Şafak gazeteleri yalan haberlerini hâlâ düzeltmemişlerdir.

Fotoğrafta Mehmet Perinçek diye gösterilen şahısın Mehmet Perinçek ile en küçük benzerliği yoktur. MİT kamerasıyla çekilen görüntü, İstanbul MİT Merkezi tarafından gazetelere iletilmiş ve bu gazeteler de amirleri tarafından verilen psikolojik savaş görevlerini yerine getirmişlerdir. ABD’nin psikolojik savaş kurallarına göre, düşman diye tanımlanan “ulusal” güçleri yalan haberle yıpratmak caizdir.

BASINA YALAN HABER SERVİSİ YAPANLAR VE
FETHULLAHÇI KADRO EMNİYETTEN VE DEVLET DAİRELERİNDEN TEMİZLENECEK

Emniyet’teki Fethullahçı kadro, Türk Emniyeti’nin içine yuvalandıkları mevzilerden temizleneceklerdir.

SüperNATO’nun astüst ilişkileri içinde basına yalan haber servisi yapmayı, devlet görevleriyle karıştıranlar da, hukukun emrettiği cezalara çarptırılacaklardır.

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=175

 

  Doğu Perinçek’in Aydınlık Dergisi’ndeki başyazısı  
Cumhuriyet hükümetinin inşası
 
Şemdinli’den başladılar; Diyarbakır’da Türkiye’nin kepenklerini kırdılar; Danıştay’da yargının, ODTÜ’de üniversitelerin.


Dizi devam ediyor. Ertuğrul Özkök’ün yazdığına göre, “en derin komplo daha sırada” imiş.
Operasyonun arkasındaki gücün ABD olduğu apaçıktır. MOSSAD, bölgemizde hep iş ortağıdır ve bu tür operasyonlara İsrail devletinin çıkarlarını da katar.


AT DEĞİŞTİRME OPERASYONU


ABD’nin at değiştirme kararı verdiği gözüküyor. Bu saptamaya itiraz eden yazılara rastladım. Deniyor ki, ABD Tayip Erdoğan’lardan vazgeçmiş değildir. Bütün bunlar, Tayip Erdoğan’lara daha ağır yükler vurmanın hazırlıkları olarak tanımlanıyor.


TÜSİAD çevrelerine Ertuğrul Özkök’lere ve genel olarak Aydın Doğan medyasına bakılırsa, ABD politikası yansır. Tayip Erdoğan’ın boynuna ilmik geçirildiği görülüyor.


ABD, Tayyip’lerden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Çünkü bu yönetim, artık ne Ordu’ya, ne yargıya, ne de üniversitelere hükmedebiliyor. Hükmedemeyen hükümet, hele İran’la cepheleşmeler döneminde hiç kimse için hükümet değildir.


TERTİBİN HEDEFLERİ


ABD açısından bu at değiştirme döneminde, iki kurum hedef tahtasındadır: Türk Silahlı Kuvvetleri hizaya getirilmelidir. İşçi Partisi ise bastırılmalıdır.


Tertipler o kadar geri zekâların yapımı ki, amacı ortaya koymak için araştırma ve incelemeye bile gerek kalmıyor. Soruşturma dosyaları, mizah tarihine geçecektir. Geçen hafta Fikret Otyam ağabeyin yazısını okuyanlardan, kasıklarını tedavi ettirenler oldu.


Sorguda İşçi Partisi ve Doğu Perinçek bağlantısı imal etmek için gösterilen gayretler, artık tutanaklara da geçmiştir. Sorguda Alparslan Arslan’a ısrarla “Suikast emrini Doğu Perinçek’ten mi aldın” sorusu yöneltiliyor. “Israrla^sözcüğü, Sayın Saygı Öztürk’ün Hürriyet ve Gözcü’de çıkan haberinde bulunuyor.
Soruşturma görev ve yetkisi, yasalarla belirlenmiş savcılıkların elinden gasp edilirse, böyle olur. Böyle iktidarın böyle soruşturmacıları olur. Yasadışı iktidarların soruşturmacıları da yasadışıdır.


ODTÜ’DE MÜDAHALE ETMEYECEKSİN EMRİNİ VEREN MAKAM KİM


Geçiyoruz ODTÜ’ye, orada da bir kamu faciası yaşandı. Türkiye, yeni bir Danıştay tertibinden kurtarılmıştır. Öncü Gençlik üyeleri ve Atatürkçü gençler, uyanık ve disiplinli davranışlarıyla suçu önlediler. Yüzlerine sol maskesi takılan Alparslan Arslan’lar yarım dakikada amfiden ve üç dakikada binadan çıkardılar.


Jandarma araya girince, salondan sopalarını ve kimliklerini bırakarak kaçan bu kahramanlar cesaret bulmuşlardır. Çünkü jandarma tam üç saat, orada onların binaya taş atma eylemlerinin güvenliğini sağlamıştır. Amaç ne olursa olsun, yapılan budur.


Kamu güvenliğini sağlamakla görevli olanların, suçu seyretme yetkisi var mıdır? Jandarma Alay Komutanı, “Bana müdahale emri verilmiyor” diyor. Bir güvenlik amiri, iki adım, evet iki adım önünde taşlar atılırken, sopalar sallanırken, cana ve mala tecavüz edilirken, emir ve yetki istemez. Suçu önlemek onun görevidir. Suçluyu yakalamak, onun görevidir. Suçüstü durumu vardır.


Müdahale etmeyeceksiniz diye emir veren makam kimdir? Jandarma Ankara Valilik makamından emir alır. Emir, hangi kamu yöneticisinden gelmiştir, ona emreden kimdir? Bunların açığa çıkarılması, tertibin açığa çıkarılmasıdır.


Üniversite de, zavallı duruma düşürülmüştür. Aciz ve kurumu savunma kararlılığından yoksunluk, bugün kamu yönetiminin neredeyse genel hastalığıdır. Hukuk, otorite, disiplin, bütün bunlar liberalizmin mabetlerinde kurban edilmektedir. ODTÜ yönetimi o korku tapınağının dışına çıkma iradesi gösteremiyorsa, istisna olmak istemiyor demektir.


MİT MÜSTEŞARLIĞI NOTER GÖREVİ YAPIYORSA


Ancak Danıştay tertibinde, MİT bağlantılarını bütün çıplaklığı ve kanıtlarıyla ortaya koymuş bulunuyoruz.
Boynuna “Kilit adam” fermanı asılan Muzaffer Tekin’i teslim olmamaya ikna eden ve onu kuşatıp denetim altına alan Ertaç Giray, M. Zekeriya Öztürk ve İsmail Paker’in üçünün de MİT bağlantılı olması, bir rastlantı mıdır? Ertaç Giray ile Gonca Bahar ilişkisi, araştırmayı MOSSAD ve Bulgaristan’daki CIA-MOSSAD eğitimine götürür.


MİT, Zekeriya Öztürk’e kendi bünyesinde, İstanbul MİT Bölge Başkanlığı’nda hangi eğitimin verildiğini ve üç buçuk saat hangi bantların doldurulduğunu araştırmayacak mıdır?


MİT Müsteşarı için, “noterdir o” değerlendirmeleri duyuyoruz. Noterlik gerçekten seçkin ve saygın bir meslektir. Ama MİT Müsteşarlarının noter olması, yasada kendilerine verilmeyen başka görevler yaptıkları anlamına gelir. O zaman, MİT’in tertibin içindeki üçlü ile bağlantılarını hangi makam araştıracaktır?


EMNİYET GENEL MÜDÜRÜ VE EMNİYET İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANI
GÖREVDEN NASIL ALINCAK


MİT bağlantılı elamanlar, Fethullah sicilli Emniyet istihbaratçıları, ABD tezgâhlarında el ele vermişler, Cumhuriyet’e karşı büyük suçu işliyorlar.


Peki bunlara kumanda eden zincir nerelere uzanmaktadır?


Emniyet Genel Müdürü, daha soruşturmanın ilk günlerinde, suç örgütünü bütünüyle ortaya çıkarttıklarını söyledi. Bu açıklama, yaşanan fiyaskodan sonra tertibi onaylamaktan başka bir anlam taşımıyor.
Tertibin aydınlatılması için, öncelikle Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner’in ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Fethullah sicilli Ramazan Akyürek’in istifa etmeleri veya görevlerinden alınmaları gerekiyor.


CUMHURİYET MAKAMI ARANIYOR


Onları görevden alacak Cumhuriyet makamı nerede?


Şu an kamu makamları, Tayip Erdoğan’ı kurtarma tertipleriyle iştigal ediyorlar.
Bugün hükümet görevini yapan kurum, İşçi Partisi’dir. Bismil’de ve Çat’ta, Türkiye’nin bütünlüğü görevini yapıyor. Lozan’da ve Berlin’de Cumhuriyet’in Dışişleri Bakanlığı görevlerini yaptı. Şemdinli, Diyarbakır, Danıştay, ODTÜ ve Atabey’ler sürecinde de Cumhuriyet’in güvenlik görevini yerine getiriyor.
İşçi Partisi, Cumhuriyet iktidarının görevlerini yaparak, Cumhuriyet iktidarını inşa ediyor.
Bütün iktidarlar böyle kurulmuştur

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=161

“Tayyip ananı da al git”

Gökçe Fırat

Tayyip Ananı da Al Git!

 

Kader yılına doğru

AKP iktidarı Şemdinli’den sonra ikinci büyük tertibini de gerçekleştirdi: Danıştay’a baskın!..

Ve yine Şemdinli’de olduğu gibi suçu Ordu’nun ve ulusal güçlerin üzerine yıkmaya çalıştı.

Şemdinli’den sonra Danıştay tertibini anlayabilmek için Türkiye’nin siyasal gündemini biraz daha ayrıntılı analiz etmeye çalışalım. Çünkü tertip ancak bu çerçeve içinde tüm çıplaklığıyla görülebilecektir.

Önümüzdeki bir yıl Türkiye’nin tüm kaderini ve belki de geleceğini belirleyecek bir dönem olacak.

Şu üç önemli tarihi alt alta yazalım:

1- 30 Ağustos 2006:
Ordu komuta kademesinde değişiklik ve yeni Genel Kurmay Başkanı’nın belirlenmesi

2- Nisan/Mayıs 2007:
Cumhurbaşkanlığı seçimi

3- Kasım 2007:
Seçim

Görüldüğü gibi önümüzdeki bir yıl içinde yeni Ordu Komutanı, yeni Cumhurbaşkanı ve yeni hükümet belirlenecektir.

Böylesi bir siyasal tabloya çok önemli bir etkeni daha ilave edelim; ABD’nin İran’a saldırı hazırlıkları ve bu saldırı hazırlıkları içinde Türkiye’ye biçtiği rol.

AKP köşeye sıkıştı

Sıkışan AKP şu noktaları aşmak zorundadır.

1-) 30 Ağustos’tan önce Ordu’yu pasifize etmek zorundadır. Öylesine bir ortam yaratmalıdır ki Yaşar Büyükanıt’ın Genel Kurmay Başkanlığını engellesin.

Çünkü Yaşar Büyükanıt’ın Genel Kurmay Başkanlığı ile birlikte PKK’ya karşı inisiyatif Ordu’ya geçecek, PKK’ya yönelik büyük temizlik harekâtı ile birlikte AKP de zemin kaybedecektir.

Özellikle AKP’nin ABD desteği bitecektir. Böylesi bir siyasal tabloda Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını zorlaması düşünülemez.

Bu nedenle AKP kurmayları 30 Ağustos’tan önce böylesi bir girişime engel olmanın yolunu araştırmaktadır.

2-) İkinci önemli tehdit Cumhurbaşkanı Sezer’in tavrıdır. Sezer’in tavırlarından ürken AKP kurmayları Sezer’in çevresini boşaltmak ve onu köşesine çekilmeye zorlamak istemektedirler.

Burada özellikle son dönem gelişen İlhan Selçuk-Sezer görüşmesi AKP’lileri tedirgin etmektedir.

Ancak onları tedirgin eden sadece Sezer’in sürece el koyması değildir. Aynı zamanda Cumhuriyet ekibinin de içinde bulunduğu bir “darbe” kokusu almıştır AKP’liler. Böylesi bir oluşumu da bertaraf etmek istemektedirler.

3-) AKP kurmayları aynı zamanda CHP’nin artan ve doğru bir mevziye doğru kayan muhalefetini kesmek istemektedirler. Çünkü böylesi bir muhalefeti sürdüren CHP önemli ölçüde etkin olabilecektir.

Kaldı ki CHP’nin sine-i milet tartışmalarında önemli bir nokta AKP içindeki muhalefettir. AKP liderleri kendi milletvekillerini toplamış ve onları CHP’nin sızdırmaya çalışacağı virüse karşı uyarmıştır.

Çünkü CHP sistemi kilitlerse ya da sine-i millete dönerse CHP’yi takip edecek 82 AKP’li vekil bulunmaktadır.

4-) Demirel siyasete hazırlanmaktadır. Demirel’i bu girişimden vazgeçirmek gerekmektedir.

İlk defa AKP bu kadar köşeye sıkışmıştır.

Bu süreçte AKP’nin arkasında bir AB ya da ABD motivasyonu da yoktur. Bugüne kadar kendi tabanını ya da geniş kitleleri “AB sürecini baltalamayalım” ya da “ABD’yle ortaklığı bozmayalım” argümanları ile ikna eden AKP artık bu şansı da bulamamaktadır.

AKP’nin önündeki üç seçenek

İşte bu sıkışma noktalarını alt alta koyan AKP kurmayları bir karar vermek zorundadır.

Verilecek karar üç şıklıdır.

1-) AKP, Cumhuriyet rejimi ile zıtlaşmayı bırakacaktır.

Özellikle türban konusunda geri adım atacaktır. Ancak bu da yeterli değildir Tayyip Erdoğan’ın yerine başka birini Cumhurbaşkanlığına göndermeyi de kabullenecektir.

AKP’liler tarafından bu formül “teslimiyet” formülü olarak görülmektedir. Fehmi Koru gibi bazı akıl hocaları ve Ahmet Taşgetiren gibi bazı deneyimli isimler AKP liderliğini rejimi daha fazla zorlamaması konusunda uyurmaktadırlar.

Ancak hakim olan anlayış AKP merkezindeki küçük bir grubundur. Bu grup “teslimiyet” seçeneğini düşünmemektedir.

2-) İkinci seçenek AKP’nin teslim olmak yerine “rest çekmesi” ve erken bir seçimle halk desteğinin kendi arkasında olduğunu göstermesidir.

AKP açısından bu seçenek oldukça öne çıkmıştır. Ancak olası bir seçimde istenilen oranda oyu alamamak da vardır. Bu nedenle erken seçim resti çekilecek olsa bile seçimdeki olası muhalifleri güçsüz düşürmek, tasfiye etmek gerekmektedir.

3-) Üçüncü seçenek ise AKP’nin “zorlama”sıdır.

Rejim karşısında geri adım atmamak ve benim arkamda halk oyu var demek. Ama böylesi bir stratejinin sonunun istikrarsızlık, kriz ve en sonunda darbeye kadar gidebileceği görülmektedir.

Tertip ekibi

İşte Danıştay tertibi böylesi bir analiz içinde yerine oturabilir.

AKP açısından en muhtemel ve en az zararla atlatılacak seçenek ikinci şıktır.

Danıştay tertibi de bu ikinci şıktaki muhalefeti engellemek için yapılmıştır.

Tertibi düzenleyenler doğrudan Başbakanlık’ta üstlenmiş Tayip Erdoğan’a tesir eden danışman kadrosudur.

Bu kadronun başını Cüneyt Zapsu-Ömer Dinçer Kürt-İslamcı grubu çekmektedir.

Destekçilerinden öne çıkan bir diğer isim Şeyh Said’in torunu Dengir Mir Fırat’tır.

Tertibe alet olan ve bu şıkkı seçen önemli isimlerin başında İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu gelmektedir.

Cemil Çiçek de destekçilerdendir.

Danıştay tertibini düzenleyen bu ekibe dikkat çekmek isteriz.

Bu ekip AKP içindeki radikal Kürt-İslamcı ekiptir.

Normal bir işleyişte tasfiye edileceklerini bilmektedirler.

Şemdinli tertibini de aynı ekip gerçekleştirmişti. Şemdinli’de planları alt üst olduktan sonra Cumhuriyet rejiminin bu isimleri de görevden alacağını çok iyi bilmektedirler.

Bu nedenle AKP açısından bile büyük bir kumar olan tertip stratejisini uygulamaktadırlar. Bu marjinal grup Başbakanı da tümüyle etkisi ve denetimi altına almıştır.

Başbakanın Cumhurbaşkanlığı hırsı, kavgacı yapısı ve iktidardan düşme korkusu onu bu ekibin güdümüne iyice sokmaktadır.

Tertipçilerin hedefleri

Peki bu tertip etibinin Danıştay Saldırısı ile gerçekleştirmek istediği nedir?

Saldırının hemen ardından Başbakan Yardımcılarından Mehmet Ali Şahin’in “sürprizlere hazır olun” açıklaması ve Başbakan’ın “Bu komplonun içinde Deniz Baykal da var” açıklaması olayın planlı bir tertip olduğunu gözler önüne sermektedir.

Burada tertipçiler “bir taşla birkaç kuş” vurma peşindedirler.

Bu hedefleri şöylece sıralayabiliriz:

1-) 30 Ağustos öncesinde Ordu’nun prestijini sarsmak ve soruşturmayı tıpkı Şemdinli’de olduğu gibi komuta kademesi ile ilişkilendirmek.

2-) AKP tertip heyeti Muzaffer Tekin üstünden ordu ve siyaset yapılanmasına şu şekilde uzanmayı hedeflemiştir. Burada sanıldığı gibi asıl hedef ulusalcılar değil, Cumhuriyet, Demirel, Baykal ve Sezer’dir.

Tertipçiler Muzaffer Tekin üzerinden Doğu Silahçıoğlu’na ulaşmayı hedeflemişlerdir. Böylelikle Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Cumhuriyet’in önemli yönlendiricilerinden olan Doğu Silahçıoğlu’na saldırarak hem Cumhuriyet gazetesi vurulacak, hem Sezer pasifize edilecek, hem Demirel kenarda tutulacak, hem de Deniz Baykal’a sessiz dur uyarısı yapılacaktır.

Burada kilit isim Muzaffer Tekin değil Doğu Silahçıoğlu’dur. Doğu Silahçıoğlu üzerinden Demirel, CHP ve Cumhurbaşkanına uzanan büyük bir komplo kurulmuştur.

3-) Fakat tertip bununla sınırlı değildir. Emniyet İstihbaratı ve MİT soruşturmanın mevcut ordu komuta kademesine ulaştırılması için de hazırlık yapmıştır.

Burada ise muhtemel bağlantılar Aytaç Yalman üzerinden Yaşar Büyükanıt olacaktır.

4-) Muzaffer Tekin ismi hedef alınarak aynı zamanda ulusalcılara bir komplo kurulmuştur.

Ordunun doğal destekçisi olarak görülen ve AKP’nin yıkılışında etkin rol almak isteyen ulusalcı kesimler hep birlikte tutuklanacak ve seçim sürecinde hapiste tutulacaktı.

5-) Burada TÜRKSOLU’nun hedef olarak en baş köşeye oturtulması ise TÜRKSOLU’nun artan etkisi nedeniyledir.

Son dönem tüm önerileri ses getiren, ses getirmenin ötesinde uygulanmaya başlanan TÜRKSOLU da tecrit edilmek istenmiştir.

Ancak tertipçiler bu hedeflerinde başarılı olamamışlardır.

Tertipçiler Başbakanı ipe gönderecek!

Başarısızlığın en önemli nedeni tertipçilerin çok geniş bir hedef belirlemesidir. Bu kadar çok ve birbirinden bağımsız hareket eden, hatta bir kısmı birbirini suçlayan kesimlerin aynı komploda harcanması tertipçilerin kör derecesinde telaşlı davrandığını göstermektedir.

Bunun dışında tertipçiler Türkiye’nin siyasal gelişme çizgisini de okuyamamaktadırlar.

Nitekim cenazelerden sonra çıkan tablo Türkiye’nin gerçek tablosudur.

Bir yanda Cumhuriyeti savunan başta Ordu, Cumhurbaşkanı, Yargı kurumları, CHP ve ulusal güçler bulunmakta, diğer yanda ise cenazede yuhalanan bir AKP.

Bu tabloyu AKP kendisi yaratmıştır.

Bu tabloyu bir komplo kurarak, sorumluluğu ulusal güçlere yıkarak değiştiremezler.

Nitekim tüm komplo teorilerine ve basının muazzam desteğine karşın Cumhuriyetçi güçler tereddüde dahi kapılmamıştır.

Tertipçiler sormaz ama aklı başında olan AKP’liler şu soruyu soracaktır: Bu tertiple AKP; Ordu, Cumhurbaşkanı, Yargı ve muhalefet karşısında daha güç bir duruma düşmüştür.

Ve Başbakan’ın tavrı göstermektedir ki bu yolda devam edecektir.

Cumhuriyetle ve kurumlarıyla kavga ederek bir yere varılamayacağını Menderes’ten öğrenmesi gereken Başbakan kendi idam fermanını yazmaktadır.

Bu gidişle sonu ip olacaktır.

AKP’nin bu gidişi hayra alamet değildir.

Uyarması bizden…

http://www.turksolu.net/108/basyazi108.htm

***

Adım adım Danıştay Tertibi

Kapak

 

Danıştay saldırısında en önemli pay yıllardır süren Şeriatçı yapılanmadadır. Ülkemizde Vakit gibi laik kişi ve kurumları hedef gösteren ve buna karşın hâlâ basın özgürlüğünün ardına saklanabilen Şeriatçı gazeteler oldukça, bu gazeteden etkilenerek laik kişi ve kurumlara yönelik saldırılara girişecek Şeriatçı militanlar da bulunacaktır. Danıştay’a saldıran Alparslan Arslan da bunlardan biridir. Arslan bu saldırı sırasında Vakit’e bakarak eylemi gerçekleştirdiğini itiraf etmiştir. Fakat buna karşın soruşturma saptırılmış, saldırıyı sanki ulusalcılar yapmış gibi bir hava estirilmiştir. Soruşturmada katil Alparslan Arslan unutulmuştur. Oysa katilin kimliği apaçıktır: Şeriatçı ve ülkücüdür.

Danıştay saldırısını Başbakan ulusalcıların üzerine yıkmaya çalışsa da baş sorumlu kendisidir. Daha saldırıdan üç gün önce Danıştay aleyhinde açıklama yapmıştır. Bu açıklamada “Danıştay’daki engelleri aşacağız ya da bizi anlayanla yürüyeceğiz.” demiştir. Cinayetten sonra soruyoruz Başbakan’a, Danıştay’daki engelleri böyle mi aşacaksınız? İnsanları öldürüp yerlerine sizi anlayacakların mı gelmesini istiyorsunuz?
Cenaze töreninde halkın “katil Başbakan” sloganları atmasının arkasında bu gerçek vardır. Halk, azmettirici olarak Başbakan’ı görmektedir. Gerçekten de Danıştay tertibinde Başbakan sadece tertipçilerle birlikte hareket ederek suç işlememiştir, aynı zamanda katilin bu saldırıyı yapması için uygun ortamı da sağlamış, açıklamaları ile cinayete davetiye çıkarmıştır.

Başbakanlıktaki tertip ekibinin tertip için düğmeye basmasını etkileyen önemli siyasal gelişmeler oldu.

Cumhurbaşkanı Sezer’in Meclis’i feshetmesi, CHP’nin sine-i millete dönüşü tartışılırken aynı zamanda Başbakan milletvekillerini CHP’nin sokmaya çalıştığı virüse karşı uyarıyordu.

AKP tertipçileri erken seçim öncesi parti kadrolarını sağlam tutmak, tabanı bir arada tutmak ve sanal bir ulusalcı düşmanla motive etmek, rakiplerini yıpratarak erken seçime güçlü girmek için düğmeye bastılar.

Danıştaya saldırı ile aynı zamanda laiklik temelli çıkışları da komplo içinde eriterek susturmayı planladılar. Tertip AKP’ye karşı yapılmamıştı, tertibi AKP laik tepkiyi komploculukla suçlamak ve erken seçim öncesi rakiplerini tasfiye etmek için yaptı!

Danıştay saldırısının hemen ardından düzenlenen cenaze töreni halkın AKP iktidarına karşı biriken öfkesinin dışavurumu oldu. On binlerce yurttaş sokaklara döküldü. Türkiye tarihinde ilk kez “katil başbakan” sloganları atıldı. AKP’li bakanlara pet şişelerle saldırıldı. Bir vatandaş çantası ile Başbakan Yardımcısı Gül’ün kafasına vurdu.

Bu gösteri Menderes’in sonunu hazırlayan “555K” gösterisini anımsattı. Ankara sokakları 27 Mayıs öncesini yaşadı. Tüm siyasetçiler yuhalanırken askerler alkışlanıyordu.

Başbakan başına gelecekleri bilircesine cenazeye katılmadı. Asker-polis şehit cenazelerine
katılmamasıyla tanınan Şeriatçı Başbakan gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koyuyordu.

Ankara’da düzenlenen gösterilerden sonra Genel Kurmay Başkanı Özkök sert bir çıkış yaptı ve halkın gösterilerine devam etmesini istedi. Böylelikle AKP’liler iyice zor duruma düştüler.

Başbakan ertesi gün Özkök’ü emekliye sevk etmekle tehdit etti.

Ancak buna karşın Ordu komuta kademesi geri adım atmadı.

AKP iktidarının sadece halk, Yargı, Cumhurbaşkanı tarafından değil Ordu tarafından da istenilmediği böylece anlaşılmış oldu.

Danıştay saldırısına halkın ve Ordu’nun gösterdiği tepki AKP kurmayları içinde 27 Mayıs korkusunu bir kez daha gündeme getirdi. O andan itibaren Başbakan tertipçilerle birlikte harekete geçti.
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin daha ilk gün yaptığı açıklamada sürprizlere hazır olun diyordu. Halk için belki sürpriz olacaktı ama hükümetin bildiği bir şeyler vardı galiba. Bu kadar çabuk bilinecek bir şey olamazdı. Katil daha sorguya bile alınmamıştı. Demek ki hükümet tertipten haberdardı.
Hemen ertesi gün Başbakan CHP lideri Baykal’ı da komplonun içinde olmakla suçladı. Böylelikle tertipçilerin sivil hedefleri de ortaya çıkıyordu.
Son dönemlerde AKP’liler ve AKP yandaşı medya Baykal’ı Kızılelmacılıkla suçluyorlardı. Nitekim son tertipte Deniz Baykal bu çıkışlarının bedelini ödeyecekti. Ulusalcılara yıkılacak cinayet en son halkada Baykal’la da birleştirilecek ve CHP’yi köşeye sıkıştıran AKP erken seçime gidecekti.
Erken seçim öncesi önemli bir hazırlık ise ANAP, MHP, BBP, DYP ve SP’nin de AKP yandaşı koalisyona dahil edilmesiydi. Nitekim ulusalcıların, hatta Susurlukçuların üzerine yıkılmak istenen
tertipte ne hikmetse MHP, DYP ve BBP hiç suçlanmadı. Suçlanmadıkları gibi, bu parti liderleri AKP’ye doğrudan destek verdiler. Böylece türban altındaki tertipçi ittifak ortaya serilmiş oldu.
Hatta darbeye karşı yaptıkları açıklamalar yetmiyormuş gibi ANAP ve DYP; CHP sine-i millete dönerse, buna katılmayacağını açıkladı. Anlaşılan sağcı muhalefet AKP yerine CHP’ye muhalefet etmekle görevlendirilmişti.
Tüm bu komplo teorilerine karşın CHP sağlam durarak ve komployu önemsemeyerek büyük bir görev yaptı. AKP’nin korkutmaya çalıştığı CHP komplo teorilerine prim vermeyerek halkın da genel görüşünü seslendirdi.

Danıştay’a saldırı, tertibin basın ayağının nasıl çalıştığını ve hangi
merkezlerden yönlendirildiğini de ortaya koydu.
Saldırının ertesi günü gazeteler “Laikliğe Saldırı” manşeti ile çıktı. Hatta Radikal “Türk-İslam Sentezci Saldırı” değerlendirmesi yaptı.
Fakat Hükümet’in komplo teorileri ve Emniyet içindeki Fethullahçı hücrenin Zaman üzerinden basına yaptığı servis her şeyi değiştirdi.
Bir gün önce saldırganı Türk-İslam Sentezci gören Radikal birden Kızılelmacıları hedef aldı. Fethullah’ın Samanyolu TV’sinin yaptığı yayınlarla Kızılelma’dan Susurluk’a kadar gelindi. En son Hürriyet bile Susurluk manşeti attı.
Peki bu nasıl soruşturmaydı böyle?
Ortada katil vardı. Cinayeti üstlenmişti, kimliği ise Şeriatçı ve ülkücüydü.
Buna rağmen katili yönlendiren birilerinin bulunması gerekiyordu. O isim ise Muzaffer Tekin oldu.
Peki Muzaffer Tekin’le katil Alparslan Arslan’ın bir irtibatı var mıydı?
Gazetelerin ilk gün yazdıkları bilgilere göre cinayet öncesi ve sonrasında defalarca görüşmüşlerdi. Peki bu bilgileri kim veriyordu? Soruşturmanın gizli olması gerekmez miydi? Anlaşılan soruşturmada bulunan birileri basına bilgi sızdırıyordu.
Ancak bu bilgiler tümüyle gerçekdışı ve kamuoyunu manipüle etmek içindi.
Nitekim soruşturma ilerledikçe Muzaffer Tekin’in Alparslan Arslan’la sadece 2005 yılında iki görüşmesi olduğu ortaya çıktı!
Ancak Fethullahçı servis elemanları için yalanın sınırı yoktu.
Katilin üzerinden ve evinde yapılan aramada sadece Vakit gazetesi çıkmıştı.
Ancak Muzaffer Tekin’in evinde TÜRKSOLU ciltleri ve İleri dergileri
bulununca üçüncü gün katilin evini tekrar arattırıp o evde de TÜRKSOLU ciltleri buldurtuverdiler!
Oysa böyle bir şey de yoktu ortada.
Hatta basın çapraz sorgudan haber geçmeye bile başlamıştı. Muzaffer Tekin’in üç subayla birlikte çapraz sorguya alındığını heyecan içinde
yazıyordu Bugün Gazetesi. Ama o haberin çıktığı gün bile Muzaffer Tekin sorguda değil hastanedeydi!
Anlayacağınız yalanın inandırıcı olmasının bile önemi kalmamıştı basın için.
Fakat yalanlarla kamuoyunu yönlendirebileceklerini düşünüyorlardı, hatta böylelikle yargı üzerine tesir edeceklerdi. Savcı açıkça baskı altına alınıyordu. Soruşturma Adliye’de değil İçişleri Bakanlığı’nda yürütülüyordu. Yürütme yargının yerini almıştı.
Ancak AKP’nin unuttuğu bir şey vardı, öncelikle Muzaffer Tekin’le saldırgan arasında bir irtibat kurabilmek için hukuki bir delil yoktu, delilsiz suç yıkmak içinse savcı ve hakimlerin Ferhat Sarıkaya’nın akibetini göze alacak kadar Fethullahçı olmaları gerekiyordu.
Fakat Abdullah Gül bile Muzaffer Tekin’in çete olarak suçlandığı haberini yalanladığı bir ortamda bu olamazdı. Hükümet çete başı ilan etmişti Muzaffer Tekin’i ama ertesi gün sözlerini geri çekmişti.
Hükümet geri çekilince bu
tertibin boşa çıkarıldığı ortaya çıkmıştı hemen hemen. Basın bir iki gün daha oyalanabilirdi ama AKP liderleri bir şey tutturamayacaklarını anlamışlardı.
Şemdinli’den sonra ikinci
tertipleri de başarısız olmaya mahkumdu. Tertip sırasında sol basın da Fethullah’ın ve Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanmanın güdümüne girdi. Örneğin Birgün gazetesi hükümetin en önemli destekçisiydi.
Evrensel gazetesi de MİT ve polisle işbirliği halinde Şemdinli’deki rolünü devam ettirdi.
PKK’nın gazetesi Gündem ise olaylara çok sevinmişti. Onlar da Emniyet ve MİT’le birlikte Ordu’ya savaş açtılar.

Peki tüm bu olaylara TÜRKSOLU nasıl dahil oldu derseniz?

Hatırlarsanız Şemdinli tertibi ortaya çıktığı zaman “Tertipçiler astsubayın arabasına bari TÜRKSOLU da koysalardı” demiştik.

Anlaşılan Fethullahçı istihbaratçılar gazetemizi iyi okuyorlar ki bu defa TÜRKSOLU çıktı. Hem de gazete olarak bile değil, 3 cilt halinde!

Bu da gayet normal, her Atatürkçü ve milliyetçi insan gibi Muzaffer Tekin de TÜRKSOLU okuru. Bizim merak ettiğimiz 4. cildimiz de çıkmıştı o neden yok?

Peki bir gazetenin suç unsuru olarak gösterilmesi hangi ideolojide var?

Türkiye 12 Eylül döneminde gazete ve kitapların silah ve bombalarla birlikte suçlu muamelesi gördüğü bir dönemi yaşamıştı. Bugün anlaşılan Tayyip iktidarı ve medyası 12 Eylül faşizmini diriltmiştir. Adamlara hak vermemek de elde değil, TÜRKSOLU bugün AKP için her bombadan daha tesirlidir!

Ama Tayyip Bey’e öneririz bir de Bakanlarının evinde arama yaptırsın! Bakalım Bakanlar Kurulu’ndan kaç cilt TÜRKSOLU çıkacak!

http://www.turksolu.org/108/danistay108.htm

BİR ÇETE ARANIYOR

Milli Çözüm Dergisi

Yazar Erdoğan PİŞKİN   

 

“Küresel çete”ye (Siyonist sermaye hakimiyetine) teslim olmuş AKP iktidarı, Danıştay saldırısının arkasından aradığı çeteyi bir türlü bulamıyor!… Her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyor. AKP’nin bu alık tavırları Hz. Mevlana’nın nefsi emareye işaret ederek: “Düşman kendi odasında ve hanımının koynunda bulunuyor. Zavallı ahmak, silahını almış, dışarıda ve bahçe kapısında düşman arıyor!” benzetmesini hatırlatıyor.

 Başbakanın bilgiçlik edasıyla açıkladığı gibi, Danıştay’a yapılan saldırının arkasından bir ihanet çetesi çıktı. Ama bir gün bile geçmeden bu çetenin çatısı yıkıldı.

Başbakanın kehaneti çıkmıştı ama ortada küçük bir soru işareti kal­mıştı! Çete neredeydi? Lideri kimdi? Gözler tabii hemen Emniyet’te sorgulanan eski subay Muzaffer Tekin’e çevrilmişti. Basın kullanıl­mış, Muzaffer Tekin bir kuşku yumağı ve çete lide­ri kisvesine sokulmuştu. Birtakım fotoğraflarla işin ucu emekli subaylara ve orduya uzatılmıştı… Lider bulunmuştu! Ama bu lide­rin Danıştay baskınıyla ilgi­si kurulamıyordu. Tekin 4 gün Emniyet’te tu­tuldu. Gazetelere birtakım fotoğraflar dağıtıla­rak kafalar karıştırıldı. Sonunda beklenen ol­du.

Tekin serbest bırakıldı. Danıştay bas­kınını saptırmak ve azmettirici koltuğuna bir “ulusalcı çete” oturtmak girişimi şimdilik başa­rılı olmadı. Oysa bu yolda nasıl da yoğun çaba harcanmıştı. Örneğin Hürriyet’te Saygı Öztürk şu haberi yapmıştı:

“Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mü­cadele Şubesi’ndeki sorguda Alparslan Arslan’a ‘örgüt şeması’ gösterildi. İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, bazı emekli su­bayların da isimlerinin, fotoğraflarının yer aldı­ğı şema hakkında Arslan’a, ‘Bunlardan hangisiyle berabersin?’ sorusunu yöneltti. Fotoğrafları inceleyen Arslan, ‘Hiçbiriyle beraber değilim. Eyleme kendim karar verdim’ karşılı­ğını verdi… “Eylemi Müslüman Türk gencinin refleksiyle yaptım” şeklinde yanıtladı.

Vuran da fethullahçı, sorgulayan da! Nasıl oluyor?

Danıştay saldırısını sorgulayan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in Fethullahcılık sicili bulunduğu biliniyor. Saldırının tetikçisi Alparslan Aslan’ın ailesinin Fethullahçı olduğu söyleniyor. Ayrıca, mezun olduğu Marmara Hukuk Fakültesi’nden Arslan’ı tanıyanlar da onun Fethullahçı olduğunu anlatıyor. Bu durum Danıştay saldırısının ilginç bir yönünü ortaya koyuyor. Saldırıyı gerçekleştiren tetikçi Fethullahçı. Saldırıyı sorgulayan ve aslında tertibin merkezinde olduğu anlaşılan Emniyet İstihbaratı’nın başı da Fethullahçı.

2006 Sonu-2007 Başı vizyona girecek bir “film” mi çekiliyor?

Bu rapor, PINR Report adıyla çeşitli ülke analizleri­nin yer aldığı ağırlıklı olarak Amerikan kaynaklı bir siteden. Raporun, yayınlanış tarihi 17 Mayıs idi. Ya­ni, Danıştay’a karşı girişilen alçak saldırıyla aynı gün. Sonuç kısmında şöyle deniliyor: “Türkiye’nin AB’ye katılma girişiminin çöküşü, Erdoğan hü­kümeti üzerinde Türkiye’nin laik seçkinlerinden gelen siyasi harareti çok büyük ölçüde arttıra­caktır. Bu hararet, Mayıs 2007’de cumhurbaşkanlığının el değiştirmesi yaklaştıkça, daha da artacaktır. Türkiye’nin laik seçkinleri AKP’nin atadığı bir İslamcıyı ülkenin yeni cumhurbaş­kanı olarak kabul edeceğe benzemiyorlar. Türk askeri bunu engellemek için siyasi müdahalede bulunmayı oldukça gerekli ve uygun görebilir. Müdahale, Erdoğan hükümetinin 2006 sonu ya da 2007 başlarında çöküşünü provoke edebilir.” (22.5.2006 / Cengiz Candar / Bugün)

 

Oysa Cengiz Çandar’ın da bağlı olduğu lobilerden vahiy alan Hoca: “Türkiye’de 28 Şubat’ı aratacak gelişmeler yaşanacak” kehanetini ortaya atmıştı.

Ve bu zat Nuriye Akman’la yaptığı röportajında:

Bana göre İslam dünyası diye bir dünya yok. Müslümanların yaşadığı yerler var. O da kültür Müslümanlığı, İslam’ı kendi düşüncelerine göre yeniden inşa etmiş Müslümanlar var. İnsanın, inandığı şeylere doğru inanması, doğru inandığı şeyleri de doğru uygulaması lazım. Müslümanlığa sahip çıkması lazım. İslam dünyası dediğimiz coğrafyada bu anlayışta, bu felsefede toplumların var olduğu söylenemez.

Müslümanların dünya muvazenesine katkıda bulunacaklarına şu anda ihtimal vermiyorum. İdarecilerde de o mantığı göremiyorum. İslam dünyası, şimdilerde belli ölçüde aydınlanma olsa da çok cahil. Ferdi Müslümanlık var. Dört başı mamur Müslümanların var olduğunu şahsen görmüyorum. Başkalarıyla münasebet içinde olabilecek ve aynı zamanda bir birlik teşkil edebilecek, müşterek problemlerini halledebilecek, kainatı yorumlayacak, kainatı çok iyi okuyacak, geleceği çok iyi okuyacak, gelecek adına projeler üretebilecek Müslümanların olmadığı bir dünyaya ben İslam dünyası demiyorum. (Gurbette F.Gülen. Nuriye Akman, 6. baskı sh.21)

Sözleriyle:

a) İslam dünyası gerçeğini ve Müslümanların güç potansiyelini yok sayarak, Amerika’ya yaranmaya ve yamanmaya,

b) Müslümanlara ümitsizlik ve çaresizlik aşılayarak, siyonist emperyalizme mahkum ve mecbur bırakmaya,

c) Erbakan Hoca’nın artık zafere yaklaşan tarihi girişimlerini ve D-8 gibi projelerini küçümseyip kötüleyerek, şeytani cephenin işini kolaylaştırmaya çalışmıştı.

d) Asla gerçekleri yansıtmayan ve hele bir İslami cemaat liderine hiç yakışmayan bu karamsar ve karalayıcı sözler; kendi kendilerini de inkar anlamındaydı.

Fethullah Gülen’in başındaki hareketi, “Mehdiyet ve Mesihiyet” hizmeti sayanlar, acaba bu itiraf ve iftiraları nasıl karşılamıştı?

 
Saldırganın Fethullahçı Olduğu Söyleniyor

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği Genel Başkanı Taner Ünal, Danıştay’a yapılan saldırı ile ilgili olarak “ilginç” açıklamalarda bulundu..

“Danıştay’da yapılan menfur saldırıyı yapan şahıs ailecek Fetullahcıdır” diyen Ünal şöyle dedi:

Bu olay Fetullahçı ekip – Pentagon – CIA – Nato Güçleri tarafından ortaklaşa yürütülen bir provakasyondur.

Pentagon’da hazırlanan bir takım planlar sanki emniyetten alınan bilgilermiş gibi kamuoyuna aktarmakta diğer basın kuruluşları ise bu aldıkları bilgilerin doğruluğuna inanarak yayın ve yorum yapmaktadırlar.

Ortada bir yılan vardır ve bu yılanın kuyruğu nerede bir Vatansever – Milli – Milliyetçi – Ulusalcı kişi veya kurum varsa ona değmektedir.

Menfur saldırıyı yapan katilin ilişkileri Ülkücü Hareketten Ulusal solculara oradan Vatansever kuvvetlere kadar oldukça geniş bir yelpaze içerisinde nerede vatan millet sevgisiyle bir şeyler yapmaya çalışan kurum veya kuruluş varsa onunla irtibatlandırılmaya çalışılmıştır.

Bu saldırının sebebi:

PENTAGON CIA VE NATO GÜÇLERİ TARAFINDAN MALUM HOCAEFENDİ EKİBİNE SİYASETEN YOL AÇILMASIDIR” diyordu.

Alparslan Arslan’ı MOSSAD Bulgaristan’da eğitiyor!

Genelkurmay’a yakın bir kaynağın Ankara Terörle Mücadele elemanlarının belirttiğine göre, MOSSAD’a bağlı çalışan ve Gonca Bahar adına bir kimliği de bulunan kadının, Alparslan Aslan ve arkadaşlarından oluşan sekiz kişilik ekibi Bulgaristan’da eğittiği biliniyor. Bu özel eğitim, MOSSAD destekli Alpira adlı şirketin Bulgaristan’daki tesislerinde veriliyor.

Genelkurmay’a yakın bir kaynaktan Aydınlık’a ulaşan bilgiye göre, Al­parslan Arslan’ın Süper NATO’yla olan bağlantısı MOS­SAD üzerinden kuruldu. Bu ger­çek Ankara Terörle Mücadele Şubesi tarafından da tesbit edil­di. MOSSAD’a bağlı çalışan “Gonca Bahar” adına bir kimli­ği de bulunan kadının, Alpars­lan Arslan ve arkadaşlarından oluşan sekiz kişilik ekibi Bulga­ristan’da eğittiği belirtiliyor. Bu özel eğitim, MOSSAD destekli Alpra adlı şirketin Bulgaris­tan’daki tesislerinde verildi. Bu durum, Alparslan Arslan’ın ba­şından beri üzerinde durulan Bulgaristan bağlantısını da açık­lıyor.

“BULGAR HOCA” KİMDİR?

Bulgaristan’la ilgili diğer bir nokta da, Alparslan Arslan’ın Bulgar kökenli bir kişiyle olan ilişkisi. Tetikçinin babası, olay­dan hemen sonra yaptığı açıkla­mada, oğlunun bir Bulgar ile ta­nıştıktan sonra hayatının değiş­tiğini söylemişti. Tabii tek başı­na “bir Bulgar” ifadesi pek bir anlam taşımıyor. Ancak daha sonra söz konusu Bulgar’ın la­kabının “Bulgar Hoca” olduğu ortaya çıktı.

Ancak “Bulgar Hoca” la­kaplı istihbaratçının Bulgaristan istihbaratından atıldığı belirtili­yor. Adı Jelyo Penev olan Bulgar istihbaratçı ara sıra Türkiye’ye gelen ve Rusya’ya girmesi yasak olan bir kişi.

Penev, 2001 yılında Bulgar askeri istihbaratından atıldı. Atılma nedeni; Bulgar gizli ser­visinin Rus gizli servisiyle birlik­te 1998 yılında yaptığı ortak bir araştırmanın bilgilerini satmak. Kısa bir süre yargılandıktan sonra delil yetersizliğinden ser­best bırakılınca, İngiltere’ye gi­diyor. Bazı Rus kaynaklar, Jelyo Penev’in MI-6’ya çalıştığını, söz konusu bilgileri İngiltere’ye sat­tığını belirtiyor.

Jeljo Penev’in Türk asıllı bir sevgilisi var. Penev çok iyi dere­cede İngilizce, Arnavutça, Türk­çe ve Rusça biliyor. Bir dönem Kosova’da bulunmuş. Türki­ye’yi ara sıra ziyaret ediyor. Pe­nev, 2003 yılında Rusya Federasyonu’nun Inguşetya bölgesi­ne gitmiş. 3 aya yakın bir zaman kalmış. Vize ihlali nedeniyle sı­nır dışı edilmiş.

Bulgar Hoca lakabı ise ol­dukça dikkat çekici. Rus kay­naklara göre “Bulgar Hoca” lakabı, Jelyo Penev’e Hıristiyan olmasına rağmen Müslümanlar­la yakın ilişki kurması nedeniyle verildi.

 
Fethullahçı Yapılanma Organize Suç Örgütü Gibi Çalışıyor

Şu anda Danıştay’a saldırıyı araştıran polis ekibi, bir soruşturma ekibi olarak değil, soruşturmayı karartma ve saptırma ekibi olarak faaliyet yürütmektedir. Bu ekip, suça azmettiren merkezlerin üzerini örtmeye, böylece suçun aslî faillerini giz­lemeye çalıştığı için, suça ortak olmuştur. Soruşturma ekibinin kendisi bir tertip eki­bine dönüşmüştür ve suçlu konumundadır. Bu ekip, Alparslan Arslan’ın işlediği suça iştirakin ötesinde yeni suçlar da işlemektedir. Su­çu emperyalizme karşı mücadele eden ulusal güçlerin üzerine yık­mak için yalan haber imal etmekte ve basına servis yapmaktadır. Soruşturma ekibi, kamuoyunu, suçun merke­zinde bulunan ABD’nin ve Cumhuriyet yıkıcı­sı iktidar sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yönlendirerek aynı zamanda Cumhuriyete, vatana ve millete karşı ağır suçların içine bat­maktadır.

Bu ekip, Fethullah cemaati üzerinden SüperNATO bağlantılıdır. Dolayısıyla Danıştay yargıçlarına kurşun sıkanlar ile suçu sözümona araştıranlar, aynı merkezden yönetilmek­tedirler. Yani polis açıklamalarındaki ifadesiy­le “Organize suç örgütü.”

ABD’nin Derin Devleti faaliyettedir ve Tür­kiye’nin söylendiği gibi bir Derin Devleti yoktur.

Soruşturmanın başında fethullah sicilli daire başkanı bulunuyor!

İşte bir sicil raporu:

“Emniyetteki hizipleşme içinde irticai akımlara (Fethullahcılara) yakın. Dikkat edilmelidir”

Rapor, 2001 yılında İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından el yazısıyla yazılmış ve imzalanmıştır.

Bu sicil rapor, 59983 sicil numaralı Emniyet istihbarat Daire Baş­kanı Ramazan Akyürek hakkındadır.

Sicil raporu öyle kasalarda falan değil, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyalarında..!

Sicil Amiri öyle sıradan bir şef veya müdür değil, İstanbul Valisi Ramazan Akyürek’in “Emniyetteki hizipleşmenin içinde” bulundu­ğu, yani örgütlü olduğu, görev sorumluluğu taşıyan Cumhuriyet valisince sicile yazılmış ve imzalanmış.

Sicilinde Ramazan Akyürek’in örgütü de saptanmış: “irticai akımdan” ve parantez içinde (Fethullah) diye adı belirtilmiş. Ve “dikkat edilmelidir” notu düşülmüş.

Anlaşılan sicildeki bu “dikkat edilmeli” notu, Ramazan Akyürek’i, Emniyet istihbarat Daire Başkanlığı’na yükseltmiş.

Dikkat edilmesi gereken adam, şimdi herkese dikkat eden ma­kamda.

Ve “dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilli daire başkanı, Da­nıştay cinayeti soruşturmasını yönlendiriyor.

“Dikkat edilmesi” gereken Fethullah sicilliye, Türk Emniyeti’nin istihbarat dairesi, yani beyni teslim ediliyor.”

Soruyoruz: “Fethullahçı” emniyet yetkilileri Danıştay cinayetini ne kadar ciddi araştırıyor?

Emniyet istihbaratının Muzaffer Tekin fotoğrafları üzerinden kamuoyuna yapılan servis sürerken; Danıştay saldırısının arkasında iki ana odağa doğru gidiliyor:

Bir tarafta Fethullahçı olarak adlandırılan odakların,

Öbür tarafta Masonik yapıların ve MOSSAD bağlantılarının pis kokuları yayılıyor!

Danıştaydaki saldırı öncesinde bozulacağı tutan kameralar ve kayıt sistemi ile ilgili Oyak Güvenlik’in apaçık teknik bir yalan söylemesi de ayrı bir anlam taşıyor.

Bu anlamı güçlendiren somut done ise;

Soruşturmayı yürüten Emniyet ekibinin bizzat merkezinde yer alıyor.

Evet, Emniyet İstihbarat Müdürü Ramazan Akyürek kimden yürekleniyor?

Belgenin tarihi: 16 Temmuz 2001

Konu: Asya finans

Belgenin Yollandığı Yer: DGM Cumhuriyet Savcılığı

Şunları yazıyor:

“Asya Finans isimli kurumun halka yüksek faiz karşılığı krediler verdiği ve geri ödemeleri temin etmek için silahlı çete oluşturmak suretiyle zor kullanma ve tehdit yolu ile para tahsilatı yaptıkları bildirilmiştir.”

Asya Finans’ın para tahsilatı için çete kurduğunun tespit edildiğini belirten resmi bir belge bulunuyor.

Bu resmi belge sonucunda İstanbul DGM sözkonusu çetenin tespitine yönelik bir çalışma grubu kurulmasına karar veriyor.

Sonra mı ne oluyor?

Gelin yine 10 Temmuz 2002 tarihli resmi bir belgeden okuyalım:

Fethullah Gülen grubunun Emniyet içerisindeki etkinliği: özellikle İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Daire Başkanlığı’nın teknik takip birimlerinde odaklanmaktadır.

 

Bu nedenle ilgili birimlerden habersiz dinleme ve izleme faaliyetlerinde bulunulması başlangıçta planlanmış ancak 30.10.2001 tarihli ekte sunulan talimatnamenin 8. maddesinin “h” ve “ı” bendlerine göre bu birimlerden habersiz, yargı kararı da olsa teknik takip ya da izleme yapılması imkansız hale getirilmiştir.

Bu talimatnamenin de esasen bu grubun girişimleri ile çıkartıldığı kanaati tarafımızda mevcuttur.”

Yani: Fethullahçı olarak bilinen Asya Finans’la bağlantılı çalıştığı belirtilen bir çeteye yönelik istihbarat çalışmasının;

Emniyet içindeki Fethullahçı odaklar tarafından engellendiğine dair resmi bir şikayetle karşı karşıyayız.

Daha da vahimi;

Asya Finans’la bağlantılı çalıştığı belirtilen bu çetenin; aslında “Fethullahçı” Emniyetçilerin başında bulunduğu 12 kişilik bir çekirdek olarak işe başladığı yolundaki somut iddialar bulunuyor.

Sanırız Ramazan Akyürek; bir istihbaratçı olarak, meşhur Şahinler Grubu’nun başındaki ismi çok iyi biliyor.

Muzaffer Tekin’i resmin ortasına oturtup; kartvizit ve telefon dedektifliği üzerinden, Alparslan Arslan’la ilişkilendiren ve buradan yola çıkarak devasa bir çeteyi ortaya çıkarma başarısı gösteren (!) Emniyetin bir gün;

Alparslan Arslan’ın, Maslak’ta sürekli görüştüğü Nurcu şeyh bağlantısı üzerinden Fethullah Gülen’i de resme dahil etmesi de imkan dahilindedir.

2001 yılında hakkında istihbarat çalışması yapılması engellenen ve aralarında Fethullah Gülen’in İstanbul III. imamı Ahmat Karabey’in de olduğu ekibin resmi belgelerdeki tanımı ile finansal sorumlusunun Asya Finans’ın ortakları arasında olduğu da ortaya konabilir.

 
Sonra da emniyet orada da durmayıp;

Danıştay’ın iptal ettiği liman ihalelerinden, enerji ve özelleştirme ihalelerine kadar birçok davanın dökümünü yapıp; bu iptallerle önleri kesilen küresel ve yerli baronların kesişme noktasında:

Fethullah’a yakın sermaye odaklarıyla, masonik sermaye odaklarının olduğunu tespit edebilir!

Zaman Gazetesinde yer alan;

“Muzaffer Tekin’in Rus sevgilisi olduğu” yolundaki çarpıtmalar bile aleyhinize dönebilir!

Böylece Danıştay cinayeti sadece Türkiye’deki değil, diğer ülkelerdeki melun çeteleri temizlemek için de bir vesile olabilir.

AKP’nin iktidar olduğu gün, derhal görevden aldığı Kaçak­çılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürü Dr. Adil Serdar Saçan, Emniyet içerisindeki Fethullahçı örgütlenmeyi 1978 yılında Polis Kolejinden itibaren takip ettiğini söylüyor. Geçen ay “Birharf Yayıncılık” tarafından yayımlanan “Küresel ve Yerel Mafia Kıskacındaki Türkiye” isimli kitabında, “polis teşkilatındaki F tipi” olarak adlandırdığı Fethullahçı örgütlen­meyi, somut olaylarla anlatıyor.

Faaliyetleri Yasal Zemine Dayanmıyor

4422 sayılı yasada yapılan değişikliklerden sonra, günümüz­de polis teşkilatınca “teknik takip” yapılmasının yasal zemini­nin belli olmadığına dikkat çeken “eski” polis müdürü Saçan, bu tespitinden hareketle; “her türlü teknik takip ve izleme” işle­rinin bütünüyle “F tipi örgüt” tarafından yürütüldüğünü söylü­yor. Saçan’a göre; “F tipi örgüt, bu ayrıcalığı elinde bulundur­duğu için, teşkilat içerisinde dokunulmaz hale geldi, iktidar, bir kişiyi ya da kurumu hedef aldığında, F tipi örgüt de iktidarın amacına uygun malzeme üretimine başlıyor. Uzağa gitmeye ge­rek yok. Bu yılın olaylarını hatırlayın: Van Yüzüncü Yıl Üniver­sitesi Rektörünün tutuklanması, Şemdinli iddianamesinde Kara Kuvvetleri Komutanına çamur atılması ve son olarak Danış­tay’a saldırı olayında soruşturmanın saptırılması söyledikleri­min kanıtıdır” diyor.

Takvime bakmak yeterli

Dr. Adil Serdar Saçan’ın saptamalarını doğrulayan çok sayı­da olay var. Dergimizin kapak dosyasının “kahraman”ı ve Fethullahçılığı mahkemeden tescilli Ramazan Akyürek’e, AKP’nin iktidara gelmesinden sonra, Emniyet’in İstihbarat Daire Başkanlığı’na atanma sözü verilmiş. Bunun belgesi de Trabzon’da yerel bir gazetede (Taka Gazetesi’nin 6 Haziran 2005 tarihli nüshasında) yayımlanmış. Fethullahçı Akyürek konusunda dik­kat çeken ikinci nokta, Cumhuriyet Gazetesi’ne ilk bomba atıl­dığı sırada, 5 Mayıs 2006 günü; Akyürek’in “tayin kararnamesi”nin hazırlanmış olması. Üçüncü nokta ise tayin kararnamesi­nin çıkması ile; Alparslan Aslan’ın Danıştay’a silahlı saldırısını yaptığı tarih arasında 9 gün gibi kısa bir süre olması.

SüperNATO’nun Taşeronları!

Aydınlık’a başka bir kaynaktan ulaşan bilgi ise, Alpaslan As­lan’ın, 5-6 yıldır; AKP’ye çok yakın bir kişinin himayesinde ol­duğuna ilişkin. Bu ilişki polis tarafından bilindiği halde, Akyü­rek’in ve SüperNATO’nun taşeronluğunu da üstlenen emniyet içerisindeki Fethullahçı örgütün, asker kesim ile bağlantı iddi­alarını sürekli gündemde tutması, medya sayesinde sağlanıyor. Medyanın, saptırma çabalarını yoğun biçimde desteklemesinin arkasında, emniyet içerisindeki bu örgütün, “teknik takip ve dinleme” faaliyetlerini elinde tutmasının büyük rolü olduğu da akla geliyor.

Milli Güvenlik Kurulunu da Basarlar mı?

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 12 Nisan 2006 günü, Harp Akademileri Komutanlığında yaptığı konuşmada, “irticai kadrolaşma”ya önemle vurgu yapmış ve AKP’yi uyarmıştı. Bu uyarıya karşı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, adeta “alaycı” bir üslupla “Cumhurbaşkanı, buna ilişkin belgeleri bize gönderirse, gereğini yaparız” demişti. Aca­ba, Dr. Adil Serdar Saçan’ın (gerek görüşmemizde, gerekse “Küresel ve Yerel Mafia Kıskacındaki Türkiye” isimli kitabında somut olaylara dayanarak) işaret ettiği, SüperNATO’nun taşe­ronluğunu yapan “F tipi” örgüt, yasal mı görülüyor? Bu “irticai-haçlı” örgütlenmelerin dağıtılması için, A. Serdar Saçan’ın değindiği gibi, Milli Güvenlik Kurulu’nun baskına uğratılması “falan” mı bekleniyor?


0 Responses to “DANIŞTAY SALDIRISI-CİNAYETİ”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2,203,609 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2007
P S Ç P C C P
    Tem »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: