14
Haz
07

FETHULLAH EMNİYET’İ ELE GEÇİRDİ

“Nurcuların en büyük grubu olan Fethullah Gülen Tarikatı’nın, Emniyet Genel Müdürlüğü içinde  nasıl örgütlendiği, bir rapor halinde devletin üst düzey yetkililerine sunuldu. İşçi Partisine ulaştırılan Raporda, polis içindeki Fethullahçı örgütlenme ayrıntılı bir biçimde ele alınıyor. Cemaatin, 28 Şubat sürecinden sonra aldığı önlemler de Raporda belirtiliyor. …Raporda, Fethullahçıların Emniyet içinde Genel Müdürlük bünyesindeki Daire Başkanlıkları, Polis Akademisi, Polis Koleji ve Polis Okulları ile özel statülü illerde önemli şube müdürlüklerinde faaliyet gösterdikleri ifade ediliyor. Fethullahçılar, amirler ve polis memurları olarak, iki ayrı grupta örgütleniyor. Örgütlenmenin başında bulunan kişi, ‘imam’ diye adlandırılıyor. ‘İmam’lar, en kıdemli ve yetenekli kişiler arasından seçiliyor. Raporda şunlar kaydediliyor: ‘Amirler ve memurlar, kesinlikle birbirini tanımamakta, herkes imamı bilmekte ve onun direktiflerini yerine getirmektedir. Bu imamlar, bölge imamlarına, onlar da merkezde kurulu bir sivil kurula bağlı olarak faaliyet göstermektedirler. İmamlardan gelen emirler, Hoca Efendi’den geldiği kabul edilerek mutlaka yerine getiriliyor. Kısacası Emniyet Teşkilatı’nın personel alımından atanmasına, branşlaştırılmasından eğitimine, kurs görmesinden yurt dışına gitmesine, istihbarattan teröre kadar, bir çok konuda fiili karar verme bu üst sivil grup tarafından gerçekleştirilmektedir’. Polis örgütü içindeki örgütlenmede, cemaatin tüm bireyleri, gizliliğe düzenli bir biçimde uyuyorlar. Üst grup tarafından gelen tedbirler ve kararlar, kademeli olarak alt gruplara iletiliyor. Kararların uygulanıp uygulanmadığı ‘imam’lar tarafından kontrol ediliyor.

Raporda, MGK tarafından kabul edilen 28 Şubat 1997 kararlarından sonra cemaatin ‘tedbir ve parola sistemini’ değiştirdiği kaydediliyor ve alınan önlemler sıralanıyor. Bu önlemlerin başında, ‘işyerinde ve oturulan çevrede laik ve Atatürkçü bir hava’ yaratılması geliyor.

Raporda şunlar belirtiliyor: ‘Hoca Efendi cemaatinin elemanları, ‘Şu an sırtınızda yumurta küfesi taşıyorsunuz. Yanlış bir hareketiniz geri dönülmeyecek hatalara sebebiyet verecektir. Sizler, Hitler’in tankları gibisiniz. Hitler, Rusya’ya doğru ilerlerken, karşısına çıkan bataklıkları aşmak için tankları bataklıklara saplayıp, kendilerini feda ederek arkadan gelenlere yol açmaları gibi, sizler de bu tür fedakârlıklar yaparak, sizden sonra geleceklere ortam hazırlayacak ve cemaatin teşkilatı ele geçirmesini sağlayacaksınız’ parolasıyla hizmet etmektedirler’. Raporda, Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanlığı personelinin yüzde 95’inin Fethullah cemaatine mensup olduğu ifade ediliyor. Personel Dairesi; atama, uzmanlaşma, ödül, ceza vb. gibi, tüm işlemlerin yapıldığı birim. ‘Teşkilatın tüm ataması, imamların bağlı bulunduğu sivil grup tarafından önceden teşkilat dışında planlanmakta ve daire bünyesindeki elemanları tarafından da bu kararlar icra edilmektedir. Yani teşkilatı öyle bir hale getirdiler ki, dışarıda olup teşkilatı bilmeyen sivil grup, Emniyet teşkilatını yönetmekte ve yönlendirmektedir. Şu an sadece Emniyet Müdürlerinin tayinlerine karışamamaktadır’. Personel Daire Başkanlığı’nı ele geçirmenin yarattığı olanaklar, zaman zaman siyasi ve idari baskıyla birleşiyor. ‘Personel Daire Başkanlığı’nda, ünvanlara göre boş kadrolar tutulmaktadır. Bu kadrolar gizlidir. Daire, uygun gördüğü kişileri bu kadrolara atar. Cemaat elemanları bu kadroları ellerinde tuttuklarından, boşalan önemli kadrolar olduğunda hemen sivil gruba intikal ettirerek, kendi elemanlarının bu kadrolara atanması için siyasi ve idari baskı kurularak, gerektiğinde bakana dahi  ulaşılarak atamaların yapılması sağlanıyor. Merkez Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun yaptığı rütbe terfileri dahi aynı gün, yine bilgisayar bürosundaki görevliler tarafından diskete kaydedilip sivil gruba veriliyor ve yeni stratejiler belirlenerek kendi tarafından terfi edip edemeyenlerin durumu değerlendiriliyor. Eğer yine kendi elemanlarından terfi edemeyen varsa, siyasi baskı mekanizmaları harekete geçirilerek  rütbe listesi onaya girmeden terfiler sağlanıyor’. Personel Daire Başkanı Zeki Urgancıoğlu 1998 yılı atamalarını bizzat yürütünce, cemaatin tezgâhı bozuldu. Urgancıoğlu’nun ayağı kaydırıldı. Raporda olayın gelişimi şöyle anlatılıyor: ‘Yapılan tüm atamalar, daire bünyesinde bilgisayar bürosunda kurulu bulunan ve Komiser M.D ve Komiser M.K.’nın kontrolünde bulunan network sistemi ile yukarıdan tamamen görülmekte ve yapılan tüm atamalar diskete kaydedilerek, akşamları bu sivil gruba gönderilmekte idi. Planlamadan iki-üç gün sonra yapılan planlamalar, cemaatin tüm planlamalarını bozduğundan, siyasi baskı kurularak, İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu’na çeşitli bahaneler uydurularak, başkanın görevden alınması sağlandı’. Personel Dairesi’nde yoğunlaşma, aynı zamanda, 2000’li yıllara yönelik bir yatırım. Rapor, geleceğin lider kadrosunun oluşturulduğuna dikkat çekiyor. Bu bakımdan, Fethullahçılar, cemaat mensuplarının önünü açacak ‘kadrosuzluktan emekli yasası’nın bir an önce çıkmasını istiyorlar. Rapor, bu konuda şunları yazıyor: ‘Cemaatin en büyük sıkıntısı, müdür sınıfında yüzde 25 civarında personeli bulunmaktadır. Ve nihai kararlar bu müdürler tarafından verilmektedir. Fakat müdür sınıfı kadrolarının dolu olması sebebiyle aşağıda, yüzde 85’ini bu cemaatin oluşturduğu, komiser yardımcısından emniyet amirine kadar olan rütbelerde bir yığılma meydana gelecektir. Bunu aşmak için de bir an önce askeriyedeki gibi kadrosuzluk nedeniyle emekliliğin gündeme gelmesi gerekmektedir. Bu kanun çıkartılırsa üst kademelerdeki emniyet müdürleri emekli edilerek yerine alttan gelen bu elemanların geçmesi hedeflenmektedir. APK Daire Başkanlığı ve Personel Daire Başkanlığı olarak burada bulunan Hoca Efendi cemaati elemanları tüm gayretlerini bu tasarıya vermektedir’. Polis Akademisi ve Polis Kolejine giriş de, cemaatin kontrolü altında. Ancak Rapora göre, son 4-5 yıldır bir sıkıntı yaşanıyor. Bu okullara çoğunlukla şehit çocukları alınıyor. Fethullahçılar, kendilerine fazla çekemedikleri bu çocukların akademiye girişini önlemek için yönetmeliği değiştirmeye çalışıyorlar. Akademiye değil, polis okullarına  alınsın, diyorlar’. Fethullahçılar, öbür birimlerden kendi elemanlarına ait olumsuz bir yazı geldiğinde, bu tür işlemleri yumuşatarak, ‘elemanlara ve hizmete zarar gelmeyecek bir hale getirip’ işleme koyuyorlar. 1996-1997 yılında Polis Akademisi’nde irticai faaliyette bulundukları için isimleri Genel Müdürlük’e iletilen 9 kişinin tayinleri, gene önemli merkezlere yapıldı. Raporda, buna örnek olarak şu isimler veriliyor: ‘R.Y. Başkomiser Eğitim Daire Başkanlığı, Y.A. Komiser TEM Daire Başkanlığı, M.A. Komiser Personel Daire Başkanlığı, E.D. Komiser Personel Daire Başkanlığı (Komiser M.A. şimdi Şark Atama Büro Amiri olarak görev yapmaktadır’. Emniyet içindeki cemaat mensuplarının ana faaliyetlerinden biri de, önemli birimlerden gelecek personel talebini, o sırada pasif görevlerde bulunan elemanlarıyla karşılamak. Buna örnek olarak, 1996 yılında Elazığ Polis Okulu’na yapılan atamalar gösteriliyor. Raporda, atamalardan pek çok örnek veriliyor. Cemaat elemanlarının adları sayılıyor.

1997 yılına kadar polis okullarındaki kura çekimine yalnızca Personel Daire Başkanlığı’nda görevli personel gönderilirken, bu yıldan başlayarak, Hoca’nın elemanları gönderiliyor. Bu kişiler, kura çekiminde kendi elemanlarına yardımcı oluyorlar. Ayrıca okullardaki gelişmeler hakkında bilgi topluyorlar. Rapor, Fethullahçıların, örgütü genişletme açısından da bu durumdan yararlandıklarını saptıyor.

‘Ayrıca tüm teşkilat bünyesinde peşine düştükleri, yani zeki ve kabiliyetli görüp kendilerine eleman yapabilmek için ilgilendikleri personele, istediği yere tayin ve istediği branşta çalışma gibi menfaatler gösterilerek, bu tür elemanların kendilerine katılmaları sağlanmakta, kendi işlerine mani olan personeli de tayin ettirerek kendi elemanlarına serbest çalışma alanı oluşturulmaktadır’. Raporda, Emniyet teşkilatında iyi bir yere gelebilmek ve istediği alanda çalışabilmek için, çok sayıda personelin ‘Hoca Efendi cemaatine’ katılmaya zorlandığı ifade ediliyor.

Genel nakil ve Doğu ve Güneydoğu’ya gönderilecek personelin planlanmasından ve atamalardan yaklaşık iki ay önce, ‘tüm teşkilattaki elemanlara, birimlerdeki problemli ve engel teşkil eden’ isimler soruluyor. Bu araştırma; Aleviler, solcular ve başka cemaatler esas alınarak yapılıyor.

İsimlerin saptanmasından sonraki aşama Raporda şöyle anlatılıyor: ‘Bu toplanan isimlerde öncelikle gönderilmesi gerekenler tespit edilip bunların tayini ile dışarıda kalan, önemsiz birimlerde çalışan veya Akademi’den mezun olacak Komiser Yardımcısı elemanlarına yer açılıyor. Kendilerinden olmayan personelin birimleri ipka teklifinde bulunsa dahi ipkalarını işleme koymayıp sorulduğunda, ‘sehven yazılmamış veyahut daire başkanı kabul etmedi’ gibi mazeretlerle iş geçiştiriliyor’.

Bu formülün tam olarak uygulandığı 1997 ve 1998 yıllarında, Genel Müdürlük Daire Başkanlıkları, Polis Akademisi ve Polis Koleji’ndeki örgütlenme tamamlanıyor.

Rapor’a göre, Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenme, son iki yıl içinde doruğa ulaştı. Cemaat, bu durumu korumak için, kendilerine karşı çıkan amirler hakkında, kendine bağlı yayın organlarında üretilmiş ‘haberler’ yazdırarak, bu kişileri yıpratmaya çalışıyor. Raporda cemaatin, Emniyet Teşkilatı içindeki her gelişmeden anında haberdar olduğu örneklerle anlatılıyor.

‘Bu cemaat, Emniyet Genel Müdür Yardımcıları, Genel Müdür Özel Kalem başta olmak üzere birçok yere eleman yerleştirmişlerdir. Bu yazının İçişleri Bakanlığı’nda herhangi bir birime gönderilmesi halinde, aynı dakikada haberleri olacak ve yeni stratejiler tayin edeceklerdir’.

‘Emniyet Teşkilatı ve Başbakanlık bünyesinde oluşturulan Sivil Çalışma Grubu’na gelen tüm ihbarlardan haberleri olduğundan, buraya gelen ihbarları asılsız yapabilmek için, illerde irtica ile alâkası olmayan, içki içen ve gayri meşru ilişkileri olan personelin, irticai faaliyetlerde bulunuyorlar diyerek ihbar edilmeleri istenmiştir. Böylece bu grupları yanlış  yönlendirmektedirler.

‘Son olarak Sivil Çalışma Grubu’ndan gelen 40 civarında irticai faaliyette bulunan emniyet mensubunun yazısı, işlemler şubesinde soruşturma bürosuna geldi. Tabi yine burada görevli Hoca Efendi talebesi büro amiri Komiser D.O. var. Bu liste aynı gün fotokopi ile çoğaltılarak sivil birimlerine gönderildi. İçlerinde elemanları olanlar uyarılarak taktik geliştirmeye başladılar’. 28 Şubat kararlarından sonra özellikle parola sistemini değiştiren cemaat, şu önlemler başvurdu. 1. Evlerde bulunan Risale-i Nur Külliyatları kaldırılacak. Herkes, bu eserleri sivil olan akrabalarının yanına götürecek. 2. Evlerden Hoca Efendi’nin kaleme almış olduğu eserler kaldırılacak. Kur’an-ı Kerim’den başka hiçbir dini kitap kalmayacak. 3. Evlerin giriş kısmına, hatta dış kapı açıldığında görülebilecek yerlere Atatürk’ün fotoğrafları asılacak. Odalarda 10. Yıl Nutku ve İstiklal Marşı duvarlara asılacak. 4. Evlerde görünür kısımlarda, Nutuk gibi kitaplar bulundurulacak. 5. İşyerine giderken Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler alınıp götürülecek ve işyerinde herkesin görebileceği yerlere bu gazeteler konulacak. 6. Zaman gazetesi, Sızıntı ve Aksiyon gibi dergilere başka isimler altında abone olunacak. Dergi ve gazete ücretleri yatırılacak. Fakat genellikle ev adresi verilmeyecek. Bu yayınlar  evde bulunmayacak. 7. Telefonlar MİT tarafından dinlendiğinden telefonlarda kesinlikle dini konuşmalar yapılmayacak. Selam verilmeyecek. Hatta hayırlı sabahlar bile denilmeyecek. İyi günler, günaydın türü konuşmalar yapılacak. 8. Telefonda hizmetler hakkında konuşma yapılmayacak. Hiçbir elemanın ismi zikredilmeyecek. Adres verilmeyecek. Sohbet yapılacak evler hakkında konuşulmayacak. 9. Eğer herhangi bir yerde buluşma olacak ise telefonlarda kodlu konuşulacak. Mesela: ‘Bu akşam maçı nerede seyrediyoruz?’. ‘Bu akşam bizde okey oynayalım mı? Gelirken şu isimleri de çağır’ gibi.

10. Cuma namazına 3 hafta üst üste gidilmeyebilir. Bu nedenle birimlerde bulunan elemanlar 3 gruba ayrılacak. Her hafta bir grup gizlice Cuma namazına gidecek. Diğer kalan iki grup birimlerinde kalacak. Birim amirlerinin gözleri önünde bulunarak dikkat çekilmeyecek. Hatta mümkünse Cuma namazı vaktinde Polis Evi’nde birim amirleri de davet edilerek yemekler tertip ediilecek. Kurum içinde bulunan halı sahalarda yine birim amirleriyle maç yapılacak.

11. Kesinlikle hiçbir vakit namazı işyerinde kılınmayacak. Cem edilecek. Yatsı namazında evde topluca kılınacak. 12. Çöp kutularından boş bira kutuları ve içki şişeleri toplanacak. Evdeki çöpler dışarı konduğunda, bu şişe ve kutulardan birkaç tanesi çöpün görünen kısımlarına konacak. 13. İşyerinde  kendi cemaatimizden başka bir grubun ya da cemaatin elemanlarının başı derde girdiğinde, kesinlikle yardım edilmeyecek. Hatta görmemezlikten gelinecek. 14. İşyerinde lehimizde ve aleyhimizde cereyan edilecek tüm konular, anında bağlı olunan imama bildirilecek. 15. Önceden hanımlarının başları açık olup, sonradan kapananlar, eşlerinin başlarını açacak. Eşinin başını açan her eleman, eşiyle beraber birim amirlerinin görebileceği yerlere gidecek. Meselâ; polis evine yemeğe veya Bayramda bayramlaşmaya. 16. Önceden hanımlarının başları kapalı olsa dahi, önemli yerlerde çalışanlar mutlaka eşlerinin başını açacak. 17. Akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri hafta sonunda dershanelere gönderilmeyecek (Dershane, Hoca Efendi cemaatinin dini evleri). Tüm öğrencilerle pastane ve lokal gibi yerlerde buluşulacak. 18. Tüm akademi, kolej ve polis okulu öğrencileri, mutlaka bilgisayar kursuna gidecek.

19. Kurban bayramlarında hiçbir eleman kurban kesmeyecek. Deri toplama işine girmeyecek. Fakat tam bir kurban parası imama verilecek ve bu  para hizmete aktarılacak. Hizmetten bu elemanlara sadece bir but gönderilecek. Böylece deri toplama işi olmayacak. Herkes kurban kesmiş olacak. Çevreye de kurban kesmedik, denecek.

20. İşyerinde ve çevrede laiklik ve Atatürkçülüğü öven konuşmalara iştirak edilecek. Dini öven konuşmaların olduğu gruplardan uzak durulacak. 21. Son alınan duyumlarda MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çalışan tüm amir sınıfı personelin adreslerini tespit etmiş ve bu amirlerin evlerine giderek bir adres sorma bahanesi ile kapılar çalınıp, hanımlarının kapalı olup olmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle evlerde kadınlar başı açık duracak ve kapı çalındığında başlar açık olarak kapılar açılacaktır” (164).

4.12.    TÜRKİYE’Yİ SARSAN BELGE

“Ülkemizi sarsan 28 Şubat 1997 sürecinde gündemi oluşturan irticai hareketlerle ilişkin devletin ilgili birimleri tarafından hazırlanan ve bir örneği gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığı’na gönderilen ‘şok liste’yi star ele geçirdi.

Devletin en üst kademelerinde ciddi tartışmalara neden olan ve kamuoyunun aylardır ortaya çıkmasını beklediği ‘olay belge’de Emniyet teşkilatındaki irticai faaliyetlere karışanların isim listesi yer alıyor. Listede il emniyet müdürlerinden Türkiye’nin dört bir yanındaki polis memurlarına kadar pek çok ismin gün gün istihbarat bilgileri bulunuyor.

Listede aralarında il emniyet müdürlerinin yanısıra değişik rütbelerdeki emniyet mensuplarının da isimleri yer alıyor. Devletin ilgili birimleri tarafından ‘gereği yapılmak üzere’ gönderilen listedeki isimlerin bir kısmı için ‘gereği’ yapılıp aktif görevden kızağa çekildiği ortaya çıktı. Star’ın araştırmasına göre, kızağa çekilenler arasında il emniyet müdürleri de bulunuyor. Listede yer alan Emniyet Müdür yardımcılarından birisi de irticai faaliyetleri nedeniyle açığa alındı. Listede ismi geçen il emniyet müdür yardımcılarından birisi de son çıkarılan kararnameyle ‘Polis Okulu’na verildi. Devletin ilgili birimleri tarafından yapılan çalışmalar sonucu belirlenen listede 87 isim yer aldı. Ancak aradan geçen süre içinde listeye yeni isimler de eklendi. Böylece Emniyet’te irticai faaliyetlerle ilgili olarak yer alanların sayısı son düzenlemelerle birlikte 110’a çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün üst düzeydeki bir yetkilisi, ‘Bu kişiler yakın takip altında. Ancak bizim de bilmediğimiz bazı gelişmeler yaşanıyor. Listede yer alan bazı müdürler görevden alınırken, birisi de daha önemli göreve getirildi’ dediler. İsimleri ‘irticai faaliyetlerde bulunduğu ihbar edilen emniyet genel müdürlüğü personeli’ listesinde yer alan bazı görevlilerin polis memurluğu sınav komisyonlarında da yer aldıkları dikkati çekti. Personelin önemli bir kısmının Emniyet’in istihbarat, eğitim ünitelerinde görevli oldukları belirlendi” (165). 4.13.   FETHULLAHÇILAR ÖRGÜTLENİYOR “Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde olluşturulan İstihbarat Dairesi’nde içten içe sürdürülen bir örgütlenme 1989’da tamamlanmıştı. Gümüş yüzük takan, ütülü pantolan giymekten kaçınan bir ekip, o güne dek fazla önemsenmeyen birimi tümüyle ele geçirmişti. Fethullah Gülen’e yakınlığıyla da tanınan polislerin arkasındaki siyasi gücün, dönemin İçişleri Bakanlarından Abdülkadir Aksu olduğu öne sürülüyordu. Ancak İstihbarat Dairesi, kadrolaşmasını tamamladıktan sonra ‘mobilize’ olarak çalışmaya başladı. Yani Türkiye’nin her kentine uzanıyor, teknik imkânlarıyla tüm polis örgütünün üzerinde yer alıyordu.

O güne dek önemsenmeyen birim, bir anda ilgi odağı haline gelmişti. ‘Polisteki Fethullahçılar’ diye adlandırılan grup, bir araya gelip etkili bir güce dönüşmüştü. İki yıl sonra kurulan DYP-SHP hükûmeti döneminde İstihbarat Daire Başkanlığı büyük tırpan yemesine karşın, çekirdek kadro yeni atandıkları yerlerde de birbiriyle bağını sürdürmeyi başardı.

Halen Adana Polis Okulu’nda görev yapan dönemin İstihbarat Dairesi üst düzey yöneticisi, bugün Emniyet’teki tarikatçı örgütlenmenin de temelini atan kişi olarak biliniyor.

Polis’te yaşanan son kavganın temelindeki nedenlerden biri olarak gösterilen ‘Fethullah Raporu’nun böylesine gürültü koparmasına, 80’li yılların sonunda başlayan kadrolaşmanın bugünlere kadar ayakta kalmasının yol açtığı ise polis örgütü için bir sır değil” (166).

4.14.   EMNİYETTE GÜLEN PARMAĞI “Telekulak operasyonuyla yeniden gündeme gelen ‘Emniyetteki Fethullah Gülen örgütlenmesi’ 1992 yılında Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nca hazırlanan iki ayrı fezlekede yer aldı. Soruşturma çerçevesinde adı geçen 102 kişi arasında Fethullah Gülen’in yanısıra, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Özel Kalem Müdürü Yunus Çetinkaya’nın da yer aldığı öğrenildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nce hazırlanan Fethullah Gülen’le ilgili raporun ardından ‘telekulak’ krizinin doğması ve raporu hazırlayanların görevden alınmasıyla ilgili gelişmeler üzerine, Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican’a ‘çok gizli’ ibareli 7 sayfalık bir mektup gönderdi. Görevden alınmaların haksız olduğunu belirten Saral, ‘zamanlamanın ise  konuya değişik boyutlar kazandırdığını’ savundu. İstihbarat Daire Başkanlığı’na Gülen grubu hakkında çalışma başlatılmasıyla ilgili yazı yazıldıktan sonra bazı garipliklerin gündeme geldiğini belirten Saral, şunları söyledi: ‘Bu yazıyı takip eden günlerden sonra Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğü bilgisayarlarında garip müdahalelerle karşılaşılmış, ilgili (f) yazıdan sonra müdahaleler, veri tabanına ulaşma, hatta silmeler şeklinde olmuştur (Ek: 11). İlgi (g)  yazı yazıldığı gün de anılan personelimizin görevden alınması gündeme gelmiştir. İlgi (a) yazı ekinde belirtilen listelerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İstihbarat Daire Başkanlığı Bilgi İşlem ve hassas birimlerinde görevli bazı personelin hedef olduğu anlaşılmıştır. Bundan da vahim olanı, 1992 yılında anılan örgüte karşı yürütülen çalışmayla ilgili (h) evrakta geçen ve DGM’ye sevkedilen şahıslardan birisinin İstihbarat Daire Başkanlığı Özel Kalem Amiri olarak görevine devam etmesi, nasıl bir dirençle karşı karşıya bulunulduğunu göstermektedir. Hal böyle iken Fethullah Gülen ve ‘Işık Tarikatı’ mensuplarına yönelik bir tedbir alınması gerekirken, bu konuda çalışmayı yürüten sorumluları görevden almanın izahının yapılabileceğinde zorlanacağımız kanaatindeyim’. Saral’ın ‘Fethullahçıların emniyetteki gücünü’ belirtmek amacıyla gündeme getirdiği soruşturma, 1992’de Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından yapıldı. Soruşturma sonunda Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Özel Kalem Müdürü Yusuf Çetinkaya ile Fethullah Gülen’in de aralarında bulunduğu 102 kişi hakkında DGM’ye suç duyurusunda bulunuldu.

Emniyet Müdürlüğü tarafından DGM’ye gönderilen fezlekede, 1991’de Polis Akademisi öğrencisi Rafet Yılmaz’ın 1991’de son sınıftayken disiplin puanlarının düşmesi gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldığı, Yılmaz’ın ise idari mahkemeye başvurarak puanlarının düşmesine dayanılarak değil, ‘illegal olarak faaliyet gösteren dinci bir gruba katılmaması’ nedeniyle uzaklaştırıldığını iddia etmesi üzerine soruşturmanın başlatıldığı belirtildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Teftiş Kurulu Başkanlığı, 28.2.1992 günlü yazısıyla gönderdiği fezlekesinde 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 1’nci maddesinde belirtilen ‘Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürecek eylemlerinden dolayı’ aralarında Fethullah Gülen’in de bulunduğu 102 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu. Ankara DGM Savcılığı’nın açtığı 1992/256 hazırlık sayılı soruşturması sonucunda takipsizlik kararı verildi. Kararda şöyle denildi: ‘Polis Akademisi’nde ekserisi öğretim görevlisi veya emniiyet mensubu olan sanıklara isnat olunan suç, Atatürk milliyetçiliğini zayıflatacak; Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri savunmak suretiyle devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurma çalışmalarıdır. Kişilerin dinsel amaç ve yasal sınırlar içinde kalmak kaydı ile istedikleri faaliyette bulunmaları yasaların teminatı altındadır. Buna karşın yapılan çalışmalar devletin temel düzenini değiştirip mevcut sistemi dini esasa uydurmak amacına yönelik olursa, laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi, hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla cemiyet tesisi teşkili suçu, TCK’nın 163. maddesinde hükme bağlanmış iken, bu madde 3713 Sayılı Kanun’un 23. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır. Bu nedenle ortada suç yoktur’.

Savcılık, ‘yukarıda açıklanan sebepler tahtında sanıklar hakkında atılı laikliğe aykırı olarak devletin sosyal veya ekonomik veya siyasi, hukuki temel düzenini kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla çalışmalarda bulunmak suçundan’ sanıklar hakkında 14.10.1992 tarihinde takipsizlik kararı verdi.

Bu karardan yaklaşık 6 yıl sonra Ankara DGM Savcılığı’nın aynı konuyla ilgili ikinci bir takipsizlik kararı gündeme geldi. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü ‘Fethullah Hoca’nın Talebeleri’ adlı örgütle ilgili 28.09.1992 tarihli bir yazı daha gönderilmesi üzerine yeniden ikinci bir soruşturma açıldı. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ali Kalkan imzalı yazı eki fezlekede, ‘Örgütün tüm yurt sathında çeşitli görünümler altında kurulu bulunan vakıf ve evlerde ailelerinin izni ile yetiştirilen zeki, çalışkan öğrencilerin meslek okullarına yerleştirilme planında polis kolejlerinin de payını aldığı’ belirtildi.

Fezlekede, ‘Polis kolejlerine geldiklerinde hiyerarşik sıra içinde sınıf, dönem ve okul imamları ve kadrolarının denetiminde görüşleri doğrultusunda eğitilmektedirler. Cumartesi ve Pazar günleri öğrenciler, sınıf imamlarının belirlediği adreslerde 5-6 saatlik bir eğitim çalışmasına katılmaktadırlar’ denildi. Fezlekede adı geçen kişilerin 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 1. maddesinde yer alan ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda belirtilen cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Türk devletinin ve cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek’ suçunu işlediği vurgulandı. Fezlekede ayrıca bu kişilerin ‘görevlerini yerine getirirken siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, emniyet mensupları arasında bu yolla ayrım yapıcı davranışlarda bulunmak’ suçunu da işledikleri bildirildi.

Fezlekede, Polis Akademisi öğretim görevlileri Prof.Dr. Ali Şafak, Doç.Dr. İsmail Yılmaz Toprak, Doç.Dr. Remzi Fındıklı, Yard.Doç.Dr. Ahmet Karaaslan, Yard.Doç.Dr. Ahmet Eyicil, okutmanlar Rıfkı Yılmaz, E. İbrahim Oktan, Bilal Coşkun, Emniyet Amiri Adem Türer ile aralarında Yunus Çetinkaya’nın da bulunduğu emniyet teşkilatının çeşitli kademelerinde yer alan 90 polis memuru ve Başbakanlık görevlisi Cihan Yamakoğlu, Atatürk Anadolu Lisesi din dersi öğretmeni Kemmalettin Özdemir ile Fethullah Gülen isimleri yer aldı. Yazıda öğrencilerin bağlantılı oldukları kişiler ve gittikleri adresler de tek tek belirtildi.

Bu yazıdaki suçla ilgili karar ise 6 yıl sonra verildi. 20 Mart 1998 tarihinde DGM tarafından verilen takipsizlik kararında şöyle denildi: ‘Sanıklara isnat olunan suçun Atatürk milliyetçiliğini zayıflatacak, Atatürk ilkelerine ters düşecek görüşleri savunmak suretiyle devletin siyasi ve hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara uydurmak olduğu, laikliğe aykırı olarak devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi, hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini inanç ve esaslara uydurmak amacıyla cemiyet tesisi teşkili suçunun TCK’nın 163. maddesinde düzenlenmiş olduğu, bu maddenin 3713 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunduğu gerekçesi ile Başsavcılığımızın 14.10.1992 gün ve 1992/256 esas, 1992/137 karar sayılı takipsizlik kararı verildiği, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nın sanıklarla ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca soruşturma yapılmadan önce Teftiş Kurulu Başkanlığı’na  hitaben yazdığı 10 Mart 1992 günlü ve 1992/79 sayılı yazıları üzerine, sanıklar hakkında şeriat düzeni getirmeyi amaçlayan ‘illegal Fethullah Hoca’nın Talebeleri’ adlı örgüt kurmak ve bu örgüte üye olmak suçlarından yeniden inceleme ve soruşturma açıldığı; bugüne kadar yapılan araştırmalardan 3713 sayılı Kanun’un 1. maddesinde taraf edildiği şekilde şeriat düzenini getirmeyi amaçlayan’illegal Fethullah Hoca’nın Talebeleri’ adını taşıyan bir örgütün varlığına ve sanıkların böyle bir örgüt kurdukları ve bu örgüte üye olduklarına dair ve sanıklar hakkında kamu davasının açılmasını haklı gösterecek delil bulunmadığından … kamu adına takipsizlik verilmesine…” (167). 4.15. EMNİYETTE ÇİFTE SKANDAL “Yıllardır Emniyet’te gizli bir örgütlenme yürüten Fethullah Hoca ile ilgili kim çalışma yapıyorsa yanıyor. Son çalışmayı yürüten gruba, telekulak  damgası  vurulurken, İstihbarat Dairesi içinde bu çalışmayı yürüten Başkan Yardımcısı’na  da kaset sızdırdığı suçlaması yapıldı. Star, iki dosyayı da açıyor. Emniyet’in hazırladığı ‘Fethullah Hoca Raporu’nu gün ışığına çıkaran ve kamuoyunda ‘Fethullah Gülen tartışmasını’ başlatan Star’a Fethullahçı kesimden tepkiler yağıyor.

Emniyet içinde büyük bir güç odağı haline gelen Fethullahçı grupların, daha önce hazırlanan ‘Fethullahçı Emniyet Mensupları Listesi’ni ‘Yok’ ettikleri ortaya çıktı.

Fethullahçılarla ilgili çalışma yürüten personelin ise atılan ‘İftiralar’ sonucu birer birer pasif görevlere çekilmesi dikkat çekti. Ankara Emniyeti’nde Fethullahçı gruplarla ilgili çalışmayı yürütenler ‘telefonları dinliyor’ gerekçesiyle açığa alınırken, aynı konuda çalışma yürüten Başkomiserlerden Mehmet Çorum Sinop’a, Aydın Ergül Ardahan’a, Aydın Batu Giresun’a, Mehmet Aslan Osmaniye’ye geçici görevli gönderildi.

Fethullahçı kadrolaşma konusunda çalışma yapan personelden sorumlu İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Adem Demir ise, Türkbank’ın satışıyla ilgili olarak işadamı Korkmaz Yiğit ile Baba Alaattin Çakıcı arasındaki telefon konuşmaları kasetini CHP’li Fikri Sağlar’a sızdırdığı bilgisinin dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’a bildirilmesi üzerinene bu görevden alındı.

Demir, Star’a ‘hiçbir ilgim  olmamasına rağmen kaset olayı benim üzerime yıkıldı. Ne zaman ‘bu sümüklü hocanın peşinden gidiyorsunuz?’ sözü ağzımdan çıktı, ondan sonra olanlar oldu, dedi. Emniyet içinde ‘Fethullahçı kadrolaşma’ ile ilgili olarak 1992 yılında başlatılan soruşturma kapsamında, Emniyet içindeki ‘Fethullahçı kadro’larla ilgili olarak hazırlanan listenin kayıp olduğu ortaya çıktı. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün çalışması sırasında aranan liste, ne Ankara Emniyeti’nde ne de İstihbarat Dairesi’nde bulunabildi. Uzun süren bir çalışma sonucu hazırlanan listenin izine Ankara DGM’de rastlanıldı. Arşivden çıkarılan dosya güncelleştirildi.  Üst makamlara sunulan dosyada, İstihbarat Dairesi tarafından ‘incelenmesi’ için Ankara Emniyeti’ne gönderilenler üzerinde yapılan çalışma ile 1992 yılındaki listenin de bulunduğu, ayrıca üzerinde çalışma yapılanlarla ilgili de ‘önbilgi’ verildiği öğrenildi. Fethullahçılarla ilgili 1992  yılında soruşturmayı yürüten Polis Başmüfettişleri Dr. Nihat Dündar ile İzzet Sezgin Şenel’i yıldırmak için de soruşturma aşamasında ciddi komplolara girişildiği ortaya çıktı. Müfettişlerin soruşturma raporunu ‘yanlı’ hazırladıkları gerekçesiyle haklarında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğu, daha sonra soruşturmayı yapan müfettişlerle ilgili soruşturma açıldığı ve bu soruşturma sonucu iki müfettişin ‘tarafsız’ bir biçimde dosyayı hazırladıkları yolunda rapor düzenlendi.

Emniyet arşivinde bulunamayan listede yer alanların bir kısmının halen etkili görevlerde bulunduğu bildirildi. Bunlar arasında Prof.Dr. Ali Şafak’ın Refahyol Hükûmeti döneminde Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevine getirildiği bildirildi. Listede yer alan Salih Tuzcu’nun halen Şanlıurfa Emniyet Müdürü, Adem Türer’in Yozgat Emniyet Müdür Yardımcılığı, Mustafa Bağrıaçık’ın Fransa’da emniyet irtibat görevlisi olduğu, Maksut Kartal’ın Terör Şubesi’nde grup amiri, Mustafa Çil’in Asayiş Şubesi’nde, Yunus Çetinkaya’nın ise İstihbarat Dairesi’nde özel kalemde görevli olduğu öğrenildi.

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün İstihbarat Dairesi’ne gönderdiği yazıda Fethullahçı 6 kişinin kilit görevlerde bulunduğuna dikkat çekildiği bildirildi.

Ünlü istihbaratçılardan Adem Demir de Fethullahçı grubun komplolarının kurbanı oldu…. İstihbarat Dairesi’ndeki Fethullahçı gruplarla ilgili çalışma yaptığı bir dönemde, ‘kaset sızdırılması’ ile ilgili olarak görevinden alınan Adem Demir’in, görevinden niçin alındığına ilişkin yazısının gerekçesinde ise bu belirtilmedi…. Demir’in uzaklaştırılmasıyla 20 bin personeli bulunan İstihbarat Dairesi içindeki Fethullahçı gruplara yönelik çalışma da yarım kaldı” (168).

4.16.   CEMAATLER EMNİYETİ KUŞATTI “İstihbarat birimlerince hazırlanarak Başbakanlık Takip Kurulu’na (BTK) gönderilen raporlarda irticai faaliyetlerin polisten gördüğü destek sıralandı. İrtica yanlılarının hemen hemen tüm illerde örgütlendiği belirtilirken, Atatürkçü kadroların baskı altına alınarak sindirilmek istendiği örneklerle anlatıldı. FP Milletvekili Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde yerleştirilen kadroların da köktendincileri korumaya yönelik çalışmaları raporda kaydedildi. BTK’ye gönderilen raporlarda ülke genelinde irticai faaliyetlere yer verildi. BTK’ye gelen bilgiler, Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (UTKK)  aracılığıyla ilgili bakanlıklara gönderildi ve yapılan işlemler hakkında bilgi istendi. İstihbarat kaynaklarının 1997 ve 1998 yıllarındaki saptamalarına göre örnek gösterilen ilginç olaylar şöyle: Ankara: Polis Akademisi’ne Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanı olduğu 1987-1988 yılları arasında yerleştirilen 42 öğretim üyesinin tamamının burslu olarak İngiltere’de master ve doktora programlarına gönderildiği, bunların yaklaşık 30’unun İngiltere’de kalış sürelerini 1-3 yıl uzatmayı başarmalarına rağmen eğitim programlarını tamamlayamadıkları, YÖK sisteminde süresi içinde programı tamamlayamayanların kurum ile ilişkisi kesilmesine rağmen bu şahısların ömür boyu aynı kadroda kalacak şekilde ataması yapıldığı öğrenilmiştir. Bu şahısların yasalara uygun olarak üç yıl süreli sözleşmeli  personel  statüsüne alınmasına karar verilmiş olmakla birlikte, bu husus kendilerine, anlaşılamayan nedenlerle hâlâ tebliğ edilmemiştir. Sözkonusu kişilerin arasında Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe’yi aklayan Prof.Dr. Ali Şafak, Yard.Doç.Dr. Vahit Bıçak ve öğretim üyesi Mesut Bedri Eryılmaz da vardır. Manisa: Emniyet Müdürü K.İ., Fethullah Gülen taraftarlarınca düzenlenen toplantılara katılmaktadır. İl Emniyet Müdürlüğü’nde Şube Müdürü  A.T.’nin, bu görevinde Fethullah Gülen’in propagandasını yapmak maksadıyla bir kısım polisleri haftanın belirli günlerinde topladığı, İlim Yayma Vakfı’na destek sağladığı, adı geçen müdürün son atamalarda terfi ettirilerek emniyet müdür yardımcılığına getirildiği bilgisi alınmıştır” (169). 4.17.   FETHULLAHÇILIK DEVLET ELİYLE DEVLETİN GÖZÜNDEN KAÇIRILIYOR “Telekulak skandalı nedeniyle Ankara Emniyet Müdürlüğü görevinden açığa alınarak hakkında dava açılan Cevdet Saral, hedef olmalarının gerekçesini, ‘Fethullahçıları devlet eliyle koruma amacı’ olarak açıkladı. Fethullahçıların ‘normal bir dinsel cemaat görünümüne sokulmak ve irticaya karşı laiklik taraftarı gibi’ gösterilmek istendiğine işaret eden Saral, Gülen grubunun örgütlenmesinin yatay ve dikey şekilde olduğu, yapılanmanın ‘açık faaliyet’ ancak ‘hedefin gizlilik’ taşıdığı sonucuna varıldığını bildirdi. … Saral, eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’un, 1992 yılında Fethullahçı oldukları gerekçesiyle soruşturulan bazı personelin istihbarat kadrosuna alınma nedenlerini ‘takipsizlik’ kararına dayandırdığını belirterek şöyle dedi: Bu anlayış sahibine, acaba Dev-Yol, Dev-Sol, PKK, Hizbullah, İBDA-C gibi organizasyonlarda soruşturmaya muhatap olmuş, ancak sonuçta beraat veya takipsizlik kararı almış personel için de geçerli midir, geçerli ise istihbarat kadrolarında böyle görevliler de bulunmakta mıdır, diye sormak gerekir’. Saral, kendilerine suç atılması konusunda ise, Fethullahçılık uğruna istihbarat sisteminin deşifre edildiğini savunarak şöyle konuştu: ‘1993 yılından bu yana tehdit niteliğinden çıkarılarak normal bir dinsel cemaat görünümüne sokulan  ve irticaya karşı laiklik taraftarı gibi gösterilerek devlet eliyle devletin gözünden kaçırılmış bir olguyu, ‘nasıl olur da siz tekrar tehdit ve tehlike haline dönüştürürsünüz’ şeklindeki bir anlayışın sonucu, ‘bu çalışmayı yapan kişiler imha olur’ tehdidini de içeren satanist bir yaklaşım, devletin en önemli bilgi derleme kaynağını deşifre etmenin ne yazık ki vesilesi olmuştur’. ‘Cumhuriyet düşmanı Fethullahçılık yanlılarını devlet eliyle korumak adına hedef yapıldıklarını ve bunu kamuoyuna anlatamadıklarını vurgulayan Saral, ‘Kin ve garez duyguları ile Cumhuriyete yönelik en sinsi ve karanlık emelli, masum maskeli, meş’um (uğursuz) karaktere kurban edilmek istendiğimiz açıkça anlaşılmıştır’ görüşünü dile getirdi. Telekulak davasında Saral ile birlikte yargılanan yardımcısı Osman Ak da savunmasında, dinleme iddiasının 1 Ocak 1997-6 Haziran 1999 tarihlerini içerdiğini belirterek, kendisinin 26 Eylül 1997’de, Zafer Aktaş’ın kendisinden bir ay sonra, Ersan Dalman’ın Nisan 1998’de bu görevlere atandığını bildirdi. Ak, kendilerinden önce görev yapan eski istihbarattan sorumlu Müdür Yardımcısı Mehmet Gümüş, İstihbarat Daire Başkanı Ömer Yılmaz, Şube Müdürvekili Sadettin İzkan ve o dönemde Ankara Emniyet Müdürü olan Mehmet Cebe’ye hiçbir suçlama yöneltilmediğini kaydetti. Eski Ankara İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Zafer Aktaş, müfettiş raporlarında, bilgisayar çıktılarında ilk dinleme tarihinin 30.12.1899 ve son dinleme tarihinin 30.12.1889 olarak geçtiğini belirterek, ‘O tarihlerde ne Ankara Emniyet Müdürlüğü vardı, ne de biz vardık. Bu hata ise ve bilgisayardan kaynaklandığı iddia edilecekse, BİLGİSAYAR TEKNOLOJİSİ GEREĞİ TARİH YAZIMI OTOMATİK OLDUĞUNDAN MÜMKÜN DEĞİLDİR’ dedi” (170). 4.18.   SAVAŞ BALTALARI “… Osman Ak ve arkadaşlarına, Emniyet içinde Fethullah Gülen grubu ile ilişkili olan personelin belirlenmesi görevi verildi. Bu konuda çok ayrıntılı rapor hazırlandı. Fethullah Gülen ile ilgili suç duyurusu 21 Nisan’da Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapıldı. Bazı suçların affını öngören tasarı 18 Nisandan önce işlenmiş suçları kapsamasına rağmen, bu daha sonra 23 Nisan’a uzatıldı. Yani Fethullah Hoca peşinen yırttı. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, yardımcısı Osman Ak ve gizli çalışmayı yürüten diğer görevliler 8 Haziranda görevden alındı. Rastlantıya bakın, Fethullah Gülen’e devlet tarafından verilen koruma görevlisi Başkomiserin Amerika’daki görev süresi de 12 Haziran’da bir ay uzatıldı. Bakıyorsunuz bir yandan Fethullah Gülen grubu ile ilgili çok gizli çalışmalar yürütülüyor, araştırmalar yapılıyor, bir yandan da devletin Amerika’da bile Fethullah Gülen’i koruduğu ortaya çıkıyor. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibini ‘yok etmek’ için ciddi bir planın uygulamaya konulduğu ortaya çıkıyor. Emniyet örgütüne de açık açık ‘Fethullah Hoca’ya uzanan eller kırılır’ mesajı veriliyor olsa gerek” (171). 4.19.   VALİYE ÇİRKİN TUZAK “Vali Çakır, Emniyet Müdürü’ne sordu: ‘Sayın Abanoz, bu memurların (3055 emniyet mensubu-N.H.)  yerine bir gecede adam nasıl bulacaksınız?’ Abanoz yanıtladı: ‘Genç fidan gibi çocuklar bulduk. Hepsi göreve hazır, bekliyorlar’. Bu fidanlardan neden sadece Abanoz’un haberi oluyor da devletin diğer makamları habersiz? Bunlar hangi fidanlıkta serpilmiş, hangi dönemlerde polis okullarından mezun olmuşlar? Sakın bunların arasına Fethullah’ın coplarından karışan olmasın? Vali Çakır bu operasyonu durdurdu. Şimdi bu karşı koyuşunun bedelini ödüyor. Emniyet Müdürü ile İçişleri Bakanlığı bu karşı çıkışı nedeniyle Erol Çakır’ın valilikten alınmasını istiyor. Bu konuda İçişleri Bakanlığı müfettişleri soruşturma üstüne soruşturma yapıyorlar. Vali gitsin bu operasyon gerçekleşsin diye. Peki ama bu kadro operasyonuyla gelecek olan kişiler kim olabilir? Emniyet içinde Fethullah Gülen’in kadro harekatını bilmeyen kaldı mı? Ben araştırınca gördüm ki, Fethullah Gülen ve adamları emniyette özellikle üst düzey yöneticiler ile telefon dinlemede etkili olan istihbarat birimlerini ele geçirmek için inanılmaz bir çabanın içindeler. Ankara’da ve İstanbul’da bu çaba öylesine güçlü ki Fethullahçılar etkiledikleri bazı işadamları ve Nakşibendi tarikatının önde gelenleri ile kafa kafaya vermişler, İstanbul’daki operasyonun gerçekleşmesi için çabalıyorlar. Çünkü İstanbul’u ele geçiren Türkiye’de istediğini yapabilir diye düşünüyorlar. Acaba bu büyük operasyonda Fethullah parmağı, Nakşi arzusu, işadamı tutkusu var mı? Şu bulmaca gibi konuşan İçişleri Bakanımız dile gelse de anlatsa bütün bu olayları bir aydınlansak, bu işlerin içinde ne var? Bu tayin ne anlama geliyor? Biliyorsunuz SadettinTantan, Fethullah Gülen’i sıkı takibe almak için Türkiye’den kaçtıktan sonra Amerika’dayken yanına laik Türkiye Cumhuriyeti’nin polisini koruma olarak verdi! Sonra iş ayyuka çıkınca o korumayı getirip İstanbul’da yakın arkadaşı bir işadamına bir süre koruma olarak tahsis etti. Şimdi nerededir o ünlü koruma polisi bilmem. Bu işlerin son ayağı emniyet teşkilatı ile ilgili yeni yasa görüşmeleri sırasında ortaya çıktı.

… Sadettin Tantan bu işle ilgili olarak istifa tehdidinde bile bulundu. Ama sökmedi. Yakın dostu Hüsamettin Özkan devreye girip Tantan’ı ikna etti. Tantan bu ek maddeye milletvekillerinden imza isterken, liderlerin izni varmış gibi davranmış. Oysa liderlerin bu durumdan haberi olmadığı haberi çıktı. Peki ama bunca kavga neden? Hukuk neden bir kenara bırakılıyor? Telefonlar dinleniyor, internet izleniyor, daha ne yapacaklar? Ülkeyi, polisi, valilik müessesesini ele geçirmek amaçlı bu atakların arkasında kim var?” (172).

4.20.   VALİ’NİN GAZABI “İstanbul Valisi Erol Çakır, Kazım Abanoz’un emniyet müdürü olduğu dönemde, İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından bazı telefonların dinlendiği iddiaları üzerine soruşturma başlatılmasını istedi. Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’a da iletilen bu olay, kadrolar değişinceye kadar hiç gündeme gelmedi. Ancak, İçişleri Bakanlığı’na Rüştü Kazım Yücelen’in getirilmesi ve Kazım Abanoz’un istifası sonrasında Hasan Özdemir’in yeniden İstanbul Emniyet Müdürü olmasıyla birlikte, ikinci ‘telekulak’ skandalı olarak nitelenen olayın dosyası bir kez daha açıldı. Vali Erol Çakır, atama ve görev yeri değişikliği yetkilerini devrettiği Müdür Hasan Özdemir’e, ‘yasadışı telefon dinleyenlerle ilgili soruşturma tamamlansın’ talimatını verdi. Valinin emriyle harekete geçen İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, İçişleri Bakanlığı’ndan 2 müfettiş çağırdı ve soruşturma başlattı. Müfettişler, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün tüm şube ve birimleri üzerinde yürüttükleri incelemeler sonucunda telefonları, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde oluşturulan ve Müdür Sami Uslu tarafından  yönlendirildiği ileri sürülen 14 kişilik ekibin dinlediğini, dökümlerin tamamının bu şubedeki bilgisayarlarda olduğunu belirledi. Ankara DGM’ye verilen ‘Fethullahçılar’ listesinde isimlerinin bulunduğu öne sürülen bu ekibin, izin almadan ‘bizzat’ yaptığı takip ve dinlemelerin dışında, başka emniyet birimlerine de yasadışı takip, izleme ve işlem yapma talimatı gönderdiği anlaşıldı. Telefonları dinlenen kişiler arasında emniyet müdür yardımcılarının, şube müdürlerinin ve emniyet teşkilatından birçok kişinin bulunduğu; bazı ünlü işadamları hakkında da izleme yapma ve bilgi toplama istemiyle hazırlanmış bilgi formları olduğu ortaya çıktı” (173).

SONSÖZ Yukarıda rastgele seçilmiş haber ve yazı örnekleri, normal bir hukuk devletinde Cumhuriyet Savcıları için başlıbaşına “suç duyurusu” niteliği taşımaktadır. Ülkemizde ise, gerek bu haber ve yazılar, gerekse devletin ilgili birimlerince hazırlanan resmi raporlar ve soruşturma evrakları çerçevesinde konuya bakıldığında,  Cumhuriyet ve Basın Savcılarının, Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T.’nın, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, Yükseköğretim Kurulu’nun ve Üniversitelerin, T.B.M.M.  ve de tüm organlarıyla Hükûmet’in,  üzerlerine düşen görevin sorumluluklarını gereğince yerine getirmedikleri gözlemlenmektedir. Bu yüzden, devlet güvenliğinin zaafa uğraması pahasına, basit çıkar hesaplarına ya da  makamından olma-düşman kazanma korkusuna dayalı ilgisizlik,  sorumsuzluk,  vurdumduymazlık, fırsatçılık, yandaşlık ve işbirlikçilik gibi tüm olumsuzlukların oluşturduğu bataklık zemin, devletin stratejik kurum ve kuruluşları içindeki fethullahçı fidanların (!) adeta ormana dönüşmesine yolaçmıştır. Elinizdeki bu çalışmayı sürdürdüğüm son bir yılı aşkın süre içinde karşılaştığım sıradışı olaylar, duyumlar, saptadığım hususlar, fethullahçı tehlikenin sadece Emniyet içindeki boyutunu bile ortaya  çıkarmakta ne denli geciktiğimin işaretleri olarak değerlendirilebilinir:

· Bu çalışmamda yardımcı olan yurtsever  emniyet mensuplarına  ayrı ayrı tesekkür ediyorum. Keza, eskiden cemaatle ilişkisi olup da,  bir şekilde yolunu ayıran ve bilgi-belge yardımını gönüllü olarak yapan emniyet mensuplarını da saygı ile anıyorum. Bu arada, “pişman” görüntüsü altında, “İmamlar Klasörü”ndeki belgeleri getiren ve gerçek kimliğini ortaya koymaktan, yüzyüze konuşmaktan kaçınan ajan provokatörlerin, kullandıkları telefon numaralarından, genellikle İstanbul- Üsküdar’dan K. Holding  üzerinden gönderildiklerini de saptadım. Hocaefendilerinin A.B.D.’ne kaçmasından sonra cemaatin ekonomik, eğitsel, örgütsel, istihbari anlamda yönetimini elde tutan, hocaefendinin (!) ilk öğrencilerinden M.Ö. gibi vekillerin,  mevcut statükodan akılalmaz avantajlar sağladığını; hayatlarında görmeyecekleri kadar maddi-manevi güç elde ettiklerini; özel istihbarat örgütünün servis hizmetini, kimi siyasal partilerin liderlerine, özellikle de Türkiye’de şaibeli her ihaleye, doğalgaza, ülkenin koşulsuz AB’ye pazarlanmasına, Alman devletinin “iş takipçiliğine” adları karışan biraderlere sunduklarını; hocefendinin (!) körükörüne savunuculuğunu yapan Başbakan Bülent Ecevit’in, yeni oluşumlar yoluyla arkadan vurulmasına, büyük bir vefasızlıkla çanak tuttuklarını ve bunu klasik şark kurnazlığıyla, “yüksek politika” olarak cemaate aktardıklarını, yakından öğrenme fırsatı buldum.  Türkiye’deki cemaati yönetip yönlendirenlerin, Fethullah Gülen’in Türkiye’ye dönmesinden, büyük zarar görecek olmaları  nedeniyle, cemaate -sınırlı zarar verme riskini göze alarak- “hasım”ların geri dönmeyi önleyecek çalışmalarına  elaltından, her türlü lojistik destek vermeye hazır olduklarını gözlemledim. Fethullahçılar arasında, hocaefendinin (!) nasılsa bir daha Türkiye’ye dönemez varsayımından hareketle  başlatılan varislik çekişmesinde, dolayısıyla sessiz  post kavgasında, hocaefendinin (!) söylemlerinin, yazdıklarının ya da Risale-i Nur içeriklerinin değil, herhangi bir örgütte görülebilecek her türlü ihtirasın, ihanetin, kandırmanın, sömürmenin ve adam harcamanın burada da geçerli olduğunu; mistizmin yerini çoktan vahşi kapitalizmin katı kurallarına terkettiğini keyifle izledim. M.Ö. ve yardımcıları, düzenlerini sadece ekonomik gelir üzerine tesis etmişler. Diğer müritler de bu halleriyle bir saadet zincirinin halkalarını oluşturmuşlar. Bu durumdan hoşnut olmayan, hocaefendinin (!) bir an önce Türkiye’ye getirilmesinin sağlanması için radikal mücadele başlatılmasından yana olanlar da var, ki bunların esas ağırlığını fethullahçı istihbaratçılar oluşturuyor. Bu grubun mücadelede silaha ve teröre bulaşma ya da taşeron kullanma riski her zaman için sözkonusu. Bunların yapacakları bir hata, verecekleri bir açık, zaten takiyye ile idare edilen cemaatin sonu olacak ve saadet zinciri kendiliğinden parçalanacaktır.  Paranın girdiği yerden idealin, hem de uğruna can verilecek idealin gittiği varsayımı dikkate alındığında, Cumhuriyetimizin gelmiş geçmiş en tehlikeli şeriatçı yapılanmasının dağıtılmasının hiç de zor olmadığına kanaat getirdim. Yeter ki, siyasal erk bunu samimiyetle istesin, geçmişte olduğu gibi istiyor görünmesin…

· Bu çalışmayı sürdürürken, telefonlarımın dinlendiğini, bilgisayarıma girilerek e-postalarımın ve dosyalarımın kopyalandığını ve izlendiğime bir kere daha emin oldum. Bu nedenle, önlem olarak, internet bağlantısı olmayan ikinci bir bilgisayar edindim ve kullandım. Bu arada, telefon, e-posta ya da posta kutusuna not yoluyla gerçekleştirilen tehditlerin sayısında da bir önceki yıla göre önemli artış gözlemledim. Tehditlerle ilgili olarak Valilik’ten “koruma” isteminde bulunmayı ise anlaşılır nedenlerden dolayı hiç düşünmedim. Dikkat çekici olan bir başka husus,  Fethullahçı istihbaratçıların telefon dinleme yoluyla elde ettikleri ses kayıtlarını analiz-ayıklama eğitimi almadıkları ya da “yemlenme” riskini dikkate almadan aceleci davrandıkları, verdikleri anlık tepkilerden ortaya çıktı. Bu süreçte, benim de tedbirsizlikten kaynaklanan kayda değer bazı kişisel  hatalarım da sözkonusu oldu: Telefonda karşılıklı bilgi ve belge alışverişi taahhüdünde bulunarak randevulaştığım bir kişiye,  buluşma yerini ve saatini bu görüşme sırasında alenen söyleme hatasında bulundum. Randevu öncesinde, Fakültenin otoparkına bıraktığım otomobilimin alarmının çalışmadığını farkettim. Otomobili  kontrol ettiğimde, bagajda duran iki deri çanta ile maddi değer ifade eden alışveriş çantalarına dokunulmaksızın, içinde araştırma ile ilgili belgeler, ses ve görüntü kasetleri ile CD’lerin bulunduğu alelade iki plastik poşetin gaspedildiğini  farkettim. Devlet içine sızmış “köstebek”leri araştıran bir akademisyen olarak, semt karakoluna ya da Hırsızlık Bürosu’na başvurmanın ne anlama geldiğini ve geleceğini en iyi algılayan dikkatli bir yurttaş olarak, “Fethullah’ın Copları” kitabının yazarı, gazeteci Zübeyir Kındıra’nın yaptığını yapmadım, akıbetini paylaşmadım. Onun otomobilinin -kitabının hazırlık evresinde- soyulması üzerinden  geçen yıllar zarfında, faillerin yakalanamamış olmasına da zaten hiç şaşırmamıştım…

· İnanıyorum ki, Devletin istihbarat birimlerine sızmış, kadrolaşmış fethullahçı unsurların temizlenmesi, kesinlikle zor değildir. Bunun için önce, Ulusal Güvenlik Konseptinde değişiklik yapılması ve  dış istihbarat servisleriyle ilişkileri çerçevesinde, fethullahçıların kontr-espiyonaj kapsamına dahil edilmesi gerekmektedir. Ardından da, siyasal erkin tam desteğini arkasına alan bir planlı istihbarat operasyonu gerçekleştirmek yeterlidir. Burada önemli olan, bu planlı istihbarat operasyonunu hangi kadroların yürüteceğidir? Bugüne kadar Emniyet, MİT gibi kurumlarda, fethullahçı kadrolaşmayı sadece seyredenlerle ya da mücadele ediyor gibi görünenlerle bu operasyonun gerçekleştirilemeyeceği ortadadır. Korkaklarla, kişiliksizlerle, Cumhuriyet’in değerlerine sahip olmayanlarla, hukuka saygılı devlet militanlığına soyunmayanlarla, kaçak güreşenlerle, rüşvetçilerle ve komisyoncularla, Atatürk ilke ve devrimlerine ölümüne bağlılığını önceden kanıtlamayanlarla, halk deyimiyle “biraderlerin kuklalığını” yapanlarla, iç ve dış tehdit odakları hakkında örgütsel alt yapısı bulunmayanlarla  sözkonusu planlı istihbarat operasyonu yürütülemez. Yürütülse de amacına ulaşamaz. Gazeteci Saygı Öztürk’ün dediği gibi: “Fethullah Gülen grubuyla ilgili operasyonu bu saatten sonra emniyet  camiasında kolay kolay kimse yapamaz. Çünkü kimin eli dokunuyorsa yanıyor. Bu konuda çalışma yapan grup tasfiye edildi. Bu hem Ankara Emniyet Müdürlüğü, hem de genel müdürlük bünyesinde yaşandı. Bu olayın iki boyutu var. Ya derinlemesine soruşturmak ya da soruşturmayarak ört-bas etmek olacaktır. Eğer derinlemesine bir soruşturma yaptırılmak isteniyorsa, dağıtılan ekip takviye edilerek yeniden göreve getirilmeli ve soruşturma kaldığı yerden devam ettirilmeli”. En akıllıca yol, bu operasyonu, fethullahçılardan doğrudan zarar gören ama pes etmeyerek mücadelesini yürüten Cevdet Saral, Osman Ak gibi Emniyet Müdürlerinin sorumluluk ve yönetiminde takviye edilmiş bir ekiple başlatmak ve sonuna kadar götürmektir. Başka yolu yok!.. · Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, iç güvenlikle ilgili olarak -Jandarma Genel Komutanlığı dışında- operasyonel bir güce maalesef sahip bulunmamaktadır. Ne zaman Cumhurbaşkanlığı ve MİT Müsteşarlığı, sivillere geçmiştir, iç güvenliğimizdeki zaaflar da bu dönemlerde ortaya çıkmıştır.  Cumhurbaşkanı’nın ve MİT Müsteşarı’nın teamüllere uygun olarak mutlaka asker kökenli olmasının, demokratikleşmeye hiçbir engeli bulunmamaktadır. T.S.K. içinden yabancı ülkelerin “etki ajanı” devşirmesi kolay değildir; bu durum, ulusal güvenliğimizin güvencesini oluşturmaktadır. Türkiye, bu güvenceden mahrum olmanın birtakım sancılarını yaşamaktadır. Örneğin, MGK Genel Sekreteri, Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T. ile, Fethullah Gülen’den, Mesut Yılmaz’dan, Alaattin Çakıcı’dan, Sadettin Tantan’dan, Dr. Rudolf Schmidt’den, Henri  Barkey’den çok daha fazla ilgilidir, ilgilenmek ve takip etmek zorundadır. T.S.K.’nin Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T. üzerinde koordinasyonu sağlaması, iç politikaya karışması anlamına gelmemektedir. Asıl, politikacıların, şeyhlerin ve politikacı bağlantılı mafya babalarının ellerini bu iki kurumdan çekmesi gerekmektedir. Bu denge günümüzde bozulmuştur, siyasilere ödün vermeksizin bu dengeyi yeniden kurmak, T.S.K.’nin asli görevidir. Durumdan vazife çıkarmanın sanatını bilen T.S.K., istihbarat birimlerindeki gelişmelere seyirci kalmamalıdır…

· Fethullahçılar, cemaate ait en az 25 milyar dolarlık mal varlığı, milyarlarca dolarlık ciro, yüzmilyonlarca dolarlık himmet geliri ile, hemen herkesi ve herşeyi satın alabilecek dev bir organizasyona dönüşmüştür. Yurt içindeki üniversiteleri, liseleri, ilköğretim okulları, dersaneleri, hastaneleri, poliklinikleri, yurtları, ışıkevleri, vakıfları, dernekleri, hemen her alanda faaliyet gösteren şirketleri, fabrikaları, pazarlamacıları,  devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapan onbinlerce öğretim elemanı, alternatif silahlı kuvvetleri (emniyetçi müritler), kamu görevlileri ile fethullahçılar, organize bir suç örgütü halinde çalışmaktadır. Yurt dışındaki güçleri, en az yurt içindeki güçleri ölçüsündedir. Son yaşadığımız iki ekonomik krizde, Alman Bankalarının dahli kadar, fethullahçıların dahli de bulunmaktadır. A.B.D.’nde Fethullah Gülen’e yakın olabilmek için binlerce fethullahçı işverenin, “yeşil kart”tan kurasız faydalanabilmek için kişi başına en az 3.000.000  $ para transferi gerçekleştirdikleri; Kanada’ya yapılan transferlerin ise çok daha fazla meblağlara ulaştığı duyumları alınmaktadır. Türkiye’de fabrikalar sökülmekte, Balkan ülkelerine, Orta Asya Cumhuriyetleri’ne, Azerbaycan’a ve Rusya Federasyonu’na bağlı Özerk Cumhuriyetlerine; ayrıca da cemaatin okullarının bulunduğu tüm ülkelere götürülmektedir. Fabrikalarla birlikte sermaye götürülmesi, Türk ekonomisine önemli darbe vurmuştur. Hiçbir devlet kurumu, bu konu ile ilgilenmemektedir. CIA, MI6 ve BND gibi batılı istihbarat servisleri ile işbirliği örnekleri sergileyen, taşeronluk yapan  fethullahçıların özde  yurtsever, milliyetçi-alperen olduklarını iddia etmek mümkün değildir. Türk Devletine, laik hukuk sistemine büyük kin duymakta ve her fırsatta bu kinin gereğini yerine getirmektedirler. İşte, bu dev organizasyonla mücadelede, sayıca bir elin parmaklarını geçmeyen Cumhuriyet aydını ve birkaç sivil toplum örgütü, savunmasız ve korunmasız konumdadırlar. Bunları koruyacak, destekleyecek, güç eşitliği sağlayacak bir devlet desteği de maalesef sözkonusu değildir. Mumcu, Üçok, Aksoy, Kışlalı gibi yitirilen aydınlardan sonra, bunların da çekilmesiyle, meydan yani kamuoyu, fethullahçıların eline kalacaktır. T.S.K.’nin bu durumu değerlendirmesi, ama geç olmadan değerlendirmesi gerekmektedir. Niye T.S.K. diyenlere, yoksa Mesut Yılmaz mı, sorusuyla karşılık vermek yerinde olacaktır.

Sizler, bu satırları okuduğunuzda, eminim ki, hakkımda bugüne kadar açılmış yüzmilyarlarca liralık manevi tazminat davalarına, yenileri  eklenecektir. Her zaman olduğu gibi kimi siyasiler devreye girerek Üniversite Rektörü’nü hakkımda yasal işlem yapmaya zorlayacaktır. Tehditler ve hakaretler hız kesmeyecek, aileme de yönelecektir. Peşpeşe gıyabımda kesilen trafik cezaları gelecektir. Gelen duyumlara göre, Emniyet ve M.İ.T. bünyesinde, gerektiğinde aleyhimde kullanılmak üzere dezenformasyon çalışmaları kapsamında  olumsuz bilgi notları ve olumsuz dosyalar  hazırlanmıştır. Telefonlarım bir şekilde dinlenmeye devam edecektir. Büyük bir olasılıkla, hakkımda imzalı-imzasız suç duyurusu yapılacak; T.B.M.M.’de aleyhimde soru önergeleri verilecek; bütün bunları dikkate alan savcılık evimde arama yaptıracak; en azından “İçişleri Bakanlığı’nı ya da Emniyet güçlerini tahkir ve tezyiften” veya hiç ilgisiz bir iftira ile hakkımda Ağır Ceza Mahkemesi’nde ya da  DGM’de dava açılacaktır. Halen, İzmir, Ankara, Burhaniye, İstanbul gibi merkezlerde yürüyen davalara, yurdun farklı yerlerinde açılacak yeni davalar da eklenince, maddi-manevi  darbenin yanısıra, mücadeleye zaman yetiştirememe gibi bir durum da ortaya çıkacaktır. Sonuçta, belki de ödeyemediğim tazminat hükümlerinden dolayı evime haciz gelecektir. Almanlardan fethullahçılara, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken  tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!..

DİPNOTLAR :

1. Bu rapor, “Cumhuriyet Tarihi’nin En Büyük İhanet Odağı: TÜM YÖNLERİYLE FETHULLAHÇILAR” başlıklı ve yaklaşık 1000 sayfadan oluşan bir kitap çalışmasının girizgâhı, sunumu olma özelliğini taşımaktadır. Sözkonusu kitapta, Fethullahçıların yurtiçi ve dışındaki tüm faaliyetleri, CIA, MI6 ve BND ilişkileri, yurtiçi ve yurtdışı örgüt (vakıf, dernek, şirket, dersane, okul, yurt vb.) adres ve telefonları, yayınları, işbirlikleri, şûra-istişâre  üyeleri ve ülke-bölge imamları, kamp programları ve beyin yıkama yöntemleri, itirafçıların kaset çözümleri, özgün belgeleriyle verilecek; yorum yaşayan ve gelecek nesillere bırakılacaktır. Tarafımdan yaklaşık beş yıldır çalışmaları sürdürülen ve son rötuşları yapılan bu kitapla, Türkiye’de fethullahçılarla ilgili bilinmeyen hiçbir husus kalmayacaktır.

2. Fethullah Gülen, Küçük Dünyam, s. 106. 3. Emniyet Genel Müdürü Kemal Önal’ın T.B.M.M. İnsan Hakları Komisyonu içinde oluşturulan “yasadışı telefon dinleme”yi araştırma alt komisyonuna verdiği resmi bilgiye göre: “Mafya tabir edilen suç çetelerinin açıktan geçen telefon hatlarına veya sokak başlarında bulunan telefon kutularına veya apartman girişlerinde bulunan kutulara müdahale ederek hedef aldıkları şahıs veya özellikle ticari firmaları dinleyebilecekleri; bu yolla elde ettikleri bilgileri ticari alanda haksız rekabet veya menfaat temin etmek için kullanabildikleri gibi şahıslara yönelik şantaj amaçlı olarak da kullandıkları, nitekim basına yansıyan karşılıklı telefon görüşmelerinin kayıtlarının bu yolla veya benzeri yollarla elde edildiği … Mafyanın ‘böcek’ adı verilen cihazlarla da dinleme gerçekleştirdiği” kaydedilmiştir. 4. Özel Arşiv, Kutu: 1, Kaset: 5. 5. Özel Arşiv, Kutu: 1, Kaset: 2. Kasedin çözümü için bkz. Zübeyir Kındıra, Fethullah’ın Copları, (İstanbul: Su Yayını, 2001), s. 167. 6. Özel Arşiv, Kutu: 3, Kaset: 7. Kasedin çözümü için bkz. Ergün Poyraz, Fethullah’ın Gerçek Yüzü, (İstanbul: Otopsi Yayını, 2000), s. 62. Ergün Poyraz’ın bu kitabı, bugüne kadar fethullahçılar hakkında yapılmış en özgün ve mükemmel çalışmadır ve ağırlıklı olarak kaset çözümlerini içermektedir. 7. Fethullah Gülen, İnancın Gölgesinde, C. 2, s. 234. 8. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 3, s. 69. 9. Özel Arşiv, Kutu: 3, Kaset: 3. 10. Haz. Nuh Mete Yüksel, Fethullah Gülen Örgütü Hakkında İddianame, s.58. 11. Özel Arşiv, Kutu: 1, Kaset: 8. 12. Özel Arşiv, Kutu: 1, Kaset: 3. 13. Özel Arşiv, Kutu:1, Kaset: 7. 14. Özel Arşiv, Deşifre Metin, K.1,D.1. 15. Özel Arşiv, Kutu: 3, Kaset: 2. 16. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 1, s. 119. 17. Fethullah Gülen, a.g.e. , s. 125. 18. Fethullah Gülen, Küçük Dünyam, s. 121. 19. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 1, s. 28. 20. Fethullah Gülen, İnancın Gölgesinde, C. 2, s. 174. 21. Fethullah Gülen, Prizma, C. 1, s. 25. 22. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 2, s. 141-42. 23. Fethullah Gülen, a.g.e., s. 142. 24. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 1, s. 113-14. 25. T.C. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, Haz. Nuh Mete Yüksel (Ankara D.G.M. Cumhuriyet Savcısı, Fethullah Gülen Örgütü Hakkında İDDİANAME (Hazırlık No. 1999/420). 26. Dr. Necip Hablemitoğlu, “Etki Ajanları-Nüfuz Casusları ve Fethullahçılar Raporu”, Yeni Hayat, Ağustos 2000, 70: 13-29.

27. Basında yer alan haber ve yazı dizilerinin dışında, Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara Emniyet Müdürlüğü, M.İ.T., Batı Çalışma Grubu, Jandarma Gen. Kom., Müfettiş Raporları, Soruşturma Belgeleri ve Yazışmaları gibi binlerce sayfalık belge, bu konuda çalışma yapacak araştırmacıların hizmetine açıktır. Ankara D.G.M. Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından hazırlanan İddianamede, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün Fethullah Gülen ve örgütü hakkındaki 21 Nisan 1999 tarihli raporu; Emniyet Genel Müdürlüğü’nün raporu; Genel Kurmay Başkanlığı’nın raporu ve belgeler; Jandarma Genel Komutanlığı’nın raporu ve belgeler; Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Fethullah Gülen’in şirketleri, okulları, dersaneleri, vakıfları ile ilgili tespitleri; Yurtdışındaki Nurculuk faaliyetleri ile ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yazısı ve ekindeki evrak gösterilmiş; M.İ.T.’in raporları deliller arasında kaydedilmemiştir (ek deliller arasında yer verilme olasılığı da sözkonusudur).

28. “Fethullahçı Kuşatma” (Manşet), Cumhuriyet, 13 Kasım 2001 29. Özel Arşiv, Kutu: 1, Kaset: 9. 30. Lynne Emily Webb, İftiranın Değişmeyen Mantığı, (İstanbul: Feza Yay., 2000), s. 126-27. 31. Webb, a.g.e., s. 136-42.

32. Uygulamada, zorunlu haller dışında Bakanlara bile yurtdışı gezilerinde koruma verilmemektedir. Özellikle yüksek bürokratların bile, dış gezilerde yanlarına koruma almaları sözkonusu değildir. Fethullah Gülen’e koruma tahsisi, bu bağlamda son derecede anlamlı ve dikkat çekicidir. Gülen’in koruması, halen Malatya’da görevini sürdürmektedir.

33. İstihbarat Bülteni, No. 70, Temmuz 1998, s. 164-70. 34. Bülten’de, STV için sadece şu bilgiyle yetinilmektedir: “Ulusal düzeyde yayın yapan ve F. GÜLEN grubuna yakın şahıslar tarafından kurulan Samanyolu Televizyonu (STV) muhafazakâr bir yayın politikası izlemektedir”. Aynı şekilde, yine basın ve halkla ilişkiler açısından anahtar konumundaki “Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı” için de, istihbaratçı duyarlılığı (!), titizliği (!) ve de araştırmacılığı (!) ile ulaştığı anlaşılan şu bilgi  demeti (!) verilmektedir: 19.01.1994 yılında Ankara İlinde F. GÜLEN Grubuna mensup şahıslar tarafından kurulmuştur”.  Bkz. İstihbarat Bülteni, s. 170. 35. M.A. Soydan, Devlet, Medya ve Siyaset Üçgeninde Fethullah Gülen Olayı, (İstanbul: Birey Yay.), s. 107-108; “Aksiyon’da Telekulak Skandalı Münasebetiyle”, http://www.m-fgulen.org/hayat/article.php?id=1941&pageno=4 36. T.C. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, Haz. Nuh Mete Yüksel (Ankara D.G.M. Cumhuriyet Savcısı, Fethullah Gülen Örgütü Hakkında İDDİANAME (Hazırlık No. 1999/420), s. 78-79. 37. Emniyet Müdürü Osman Ak hakkında, dönemin İçişleri Bakanlık Müsteşarı Saim Çotur’un Başkanlığındaki  Yüksek Disiplin Kurulu tarafından yürütülen idari soruşturmanın iddiası, taraflı, düşündürücü ve de talihsiz isnatlara dayandırılmıştır: “Türkiye genelinde bir çok ilde görevli çok sayıda Emniyet Mensubu hakkında Fethullahçılar diye (Işık Tarikatı Mensubu) rapor tanzim edilerek kin ve gareze binaen aslı olmayan ilişkileri rapora geçerek sanki bir suç ilişkisi içerisindelermiş gibi göstererek cürüm (iftira) atfında bulunulduğu, hazırlanan raporun gerçekle alâkası olmadığı, iftiradan öteye gitmediği, raporun istihbarat mevzuatına uygun olmadığı, istihbarat usul ve metodlarının kullanılmadığı hususunda; İstihbarattan sorumlu Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görevli olduğunuz sırada, bahse konu raporu hazırladığınız, bu suretle yetki ve nüfuzunu kendisine ve başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanmak,, kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek suçlarını işlediğiniz iddia edilmektedir. Bu husustaki savunmanızı veriniz”. Osman Ak, 21 sayfalık yazılı savunmasında, tüm iddiaları yanıtlarken, “çıkar” suçlamasına karşı şu ifadeyle işbirlikçi zihniyete eleştiri getirmiştir: “Emniyet Teşkilâtı içerisindeki Fethullah Gülen örgütlenmesi, ilk kez 1999 yılında deşifre edilmiş bir olay değildir. Varlığı, 1992 yılında Devlet arşivlerinde mevcut olan soruşturmalar kapsamında tescillidir. Bu itibarla kin ve garez duyguları içerisinde çalışma yapıldığı tespit ve suçlaması, arşivlerdeki mevcut bilgi ve Fethullah Gülen’in kamuya yansıyan beyanlarıyla çelişmektedir. RAPORUN DÜZENLENMESİNDE İDDİADA KAST EDİLEN ANLAMDA OLMASA DA, MENFAATİM OLDUĞU DOĞRUDUR. BU MENFAAT LAİK, DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİN VAR OLMASINDAN KAYNAKLANMAKTADIR. ‘BAŞKALARINA ÇIKAR SAĞLAMA’ TABİRİNDEN NE ANLAŞILACAĞI MUALLAKTADIR. BU YAZIŞMALAR DEVLETİN YETKİLİ MAKAMLARINA İLETİLMİŞTİR. DEVLETE İLETİLEN RAPORDA ÇIKARI OLAN VARSA, O DA DEVLETİN KENDİSİDİR. AYRICA ‘DOST’ SAĞLAMAKTAN KASIT, DEVLETE DOST OLMAK İSE, BU DOĞRUDUR. BU İDDİALARDA BULUNANLARIN HANGİ ÇIKAR İÇİN, NE AMAÇLA, NASIL DAVRANDIĞINI AYRINTILI OLARAK AÇIKLAMASI GEREKİR. TARAFIMA YÖNELTİLEN VE HİÇBİR HUKUKİ MESNEDİ OLMAYAN SUÇLAMALAR AĞIR VE MESNETSİZDİR. MÜFETTİŞLERİN YAPTIĞI BU SORUŞTURMA, TAMAMEN YANLI VE SORUŞTURMAYI YAPANLARIN SORUŞTURULMASINI GEREKTİRECEK İÇERİKTEDİR”. Bkz. Özel Arşiv, K. 5, D.2. 38. Özel Arşiv, Kutu: 2, Kaset: 2. Deşifre metni için bkz.  Ergün Poyraz, Fethullah’ın Gerçek Yüzü, (İstanbul: Otopsi Yayını, 2000), s. 221.

39. Fethullah Gülen’in bu doğrultudaki söylemleri hakkında derli toplu bilgi için bkz. Dr. Necip Hablemitoğlu, “Fethullahçılar ve  Hizbullahçılar”, İlk Hedef (Türkiye Gaziler Vakfı), Nisan 2002, No. 7, s. 34-40.

40. Ergün Poyraz, a.g.e., s. 223. 41. Özel Arşiv, Kutu: 2, Kaset: 2. 42. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla, C. 1, s. 124. 43. Fethullah Gülen, Prizma, C.1, s. 35. 44. Ankara Emniyet Müdürlüğü, 16 Nisan 1999 Tarihli Fethullah Gülen Raporu, 2. Bölüm, s. 36. 45. Adıgeçen Rapor, 2. Bölüm, s. 39-40. 46. Adıgeçen Rapor, 1. Bölüm, s. 6-7. 47. Adıgeçen Rapor, 2. Bölüm, s. 42-43. 48. Özel Arşiv, K. 11, D. 1. 49. Zübeyr Kındıra, Fethullah’ın Copları, (İstanbul: Su Yayını, 2001), s. 15-16. 50. Dr. Necip Hablemitoğlu, “Etki Ajanları-Nüfuz Casusları ve Fethullahçılar Raporu”, Yeni Hayat, Ağustos 2000, 70: 17-21. Yukarıdaki rapor nedeniyle şahsım aleyhine 25 milyer TL. manevi tazminat davası açan ve İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmama önayak olan Sadettin Tantan’ın İçişleri Bakanı olarak olur verdiği 12.06.2002 tarih ve B.05.1.EGM.0.71.01.02 sayılı yazının –ki bu yazı Tantan’ın siyasal kimliği hakkında çok ciddi ipuçları vermekte ve yurttaşlar hareketinden kimleri kastettiğini hissettirmektedir- metin kısmı aynen şöyledir: “İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde koruma altında bulundurulan, tedavi görmek üzere ABD’ye giden ve halen tedavisi devam eden emekli vaiz Fetullah Gülen’in, şu an yakın korumasında bulundurulan İstanbul Emniyet Müdürlüğü emrinde görevli 128058 sicil sayılı Başkomiser Ahmet AKGÜN adı geçene yakın koruma olarak refakat etmek üzere 03.05.1999 tarihli Başkanlık Onayına istinaden 04 Mayıs-04 Haziran 1999 tarihleri arasında ABD’ye gönderilmişti. Ancak, ABD’de bulunan Fetullah GÜLEN’in tedavisinin uzadığı bildirildiğinden, adı geçen koruma görevlisi personelimizin görev süresinin, tüm masrafları korunan şahıs tarafından karşılanmak üzere, 04 Haziran 1999 tarihinden itibaren bir ay uzatılması hususunu tensiplerinize arz ederim”. Yazıdan da anlaşılacağı üzere, hocaefendiye (!) tahsis edilen –hem de Başkomiser rütbesinde- korumanın görevlendirildiği günün ertesinde ABD’ne gitmesi, “elden takip”  ve birtakım siyasal ilişkilerin en üst düzeyde gerçekleştirilmesi ile açıklanabilir. Bu yaptırım gücüne Türkiye’de kaç kişi sahiptir? 51. M.İ.T. Fethullah Gülen Raporu, s. 12-15. 52. Ankara Emniyet Müdürlüğü, 16 Nisan 1999 Tarihli Fethullah Gülen Raporu, 2. Bölüm, s. 36. 53. Mehmet Eymür’ün C.I.A. kontrol ve güdümündeki internet sitesi için bkz. http://www.atin.org M.İ.T. ya da Emniyet Genel Müdürlüğü, mevcut “hack” birimlerine rağmen, bu siteyi anlaşılamayan bir nedenden dolayı “hack”lamamaktadırlar. Eymür, sitesinde, son dönemlerdeki siyasal olay ve skandalları, dezenformasyon amaçlı fabrikasyon yöntemiyle ve A.B.D. unsurunu tamamiyle devre dışı bırakarak yorumlarken; bilgisiz ama meraklı okuyucu kitlesine ulaşmayı hedeflemektedir. Eymür, yazdıklarını tersinden okumak ve değerlendirmek kaydıyla, birtakım ilişkiler örgüsünün anlaşılmasına da yardımcı olmaktadır.

54. Eymür, Türkiye’ye dönecek mi? Eymür, 33 yıl boyunca çalıştığı devletinin vefasızlığından olsa gerek, Türkiye’ye dönmek niyetinde değil. En azından şimdiki kadrolar yerlerinde kaldıkça Eymür Türkiye’ye dönmeyecek. O artık biricik kızı ve eşiyle Yeni Dünya’da kurdukları yeni yaşama alışmaya çalışıyor”. İlgi çekici yazı için bkz. Aydoğan Vatandaş, “Eymür’le Bir Washington Sabahı”, Zaman, 1.7.2001.

55. Jandarma Genel Komutanlığı 23’ncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı-Şırnak-, Hizbullah Terör Örgütü ve Diğer İrticai Faaliyetler, Eylül 1999, s. 20.

56 Zamanlama ve içerik açısından dikkat çeken yazı, 24.4.2001 tarihinde, 11.011.03.252/9622-14695 sayı ile İçişleri Bakanlığı’na gönderilmiştir. Tezgâhın TBMM’ndeki ayağı ise Fazilet Partisi Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya’dır.

57 “… Siz ziyaretinize gelen birkaç memura, adliyede, mülkiyede çalışan birkaç kişiye, karşılaştıkları zorlukları anlattıklarında onlara sabır tavsiye ediyor, ‘üstlerinizle iyi geçininiz’ diyorsunuz; devleti ele geçirmeye çalışan, en azından onun imkânlarını istedikleri gibi kullanmaya çalışanlar ise, sizi de DEVLETİ ELE GEÇİRME İÇİNDE OLMAK GİBİ, ASLINDA SUÇ OLMAYAN, HER TÜRK VATANDAŞININ HAKKI olan bir şeyle suçlayabiliyor”. Geniş bilgi için bkz. “Devleti Elegeçirmek Her Vatandaşın Hakkı”, Milliyet, 7.4.2001.

58 Müsteşar Sönmez Köksal imzalı Başbakanlığa sunulan M.İ.T. Susurluk Raporu’nun ve ilgili listenin tam metni için bkz. http://siyaset.bilkent.edu.tr/susurluk/mit

59 http://www.cumhuriyet.com.tr/w/c0110.html

109.        “Tüm bu hazırlıkların sonucunu görmek için düğmeye basıldığında ilk hedef belli olmuştur: Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı ve Sivil Toplum Kuruluşları Platformu Dönem Başkanı, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Sayın Gülseven Yaşer. Sayın Yaşer ile ilgili fabrikasyon haberleri içeren tamamı düzmece haber metninin yayın merkezi ise, ABD’de New Jersey’dedir. Bu ne rastlantıdır ki, yayın merkezinin adresi, Fethullah Gülen’in Ankara’da yargılandığı 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sunduğu ikamet adresi ile aynıdır.  Bu metnin dağıtımını yapan fethullahçı gruplardan birinin moderatörü de yine ne rastlantı ki, Zaman gazetesinde Ferhat Barış kod adıyla köşe yazarlığı yapan bir mürittir. Cemaat yöneticileri (imamları), bu düzmece haber metnini onbinlerce adrese gönderirken, olası bir tazminat davasına muhatap olmamak için  kendi periyodiklerinde yayınlamaktan kaçınmıştır. Halk deyimi ile bu ikiyüzlülük, namertlik, sadece bu düzmece haber metninden ibaret mi kalmıştır. Elbette ki hayır!.. İşte, en acı olanı, cemaatin devlet içinde mevcut yaptırım gücünü kullanmasıdır. Nasıl mı?.. İşte belgesi: 12.12.2000 Tarihinde Çağdaş Eğitim Vakfına, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü’nden 11.12.2000 tarih ve B.02.1.13.06.180.903-26/2000/3648-1 sayılı yazı gelir. Yazıda, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün (15.11.2000) tarih ve (24418) sayılı araştırma talimatı ile Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün (30.11.2000) tarih ve (3648) sayılı görev emri gereğince, araştırma ve tahkikata esas teşkil etmek üzere; 1- 1.01.1999-1.12.2000 tarihlerini ihtiva eden zaman içerisinde, Vakfınıza bağış yapan özel ve tüzel kişilerin (yurt içinden ve yurtdışından) isimlerinin, bağış tarihlerinin ve bağış makbuzu numaralarının listesini, 2- Yukarıda belirtilen tarihler içerisinde, Vakfınızın burs verdiği öğrencilerin isimlerinin ve hangi öğrenciye hangi miktarda burs verildiğinin, 3- Vakfınızın Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu ve diğer organlarında (çalıştırılan personel dahil) halen görevli bulunanların isimlerini ve ifa ettikleri görevlerini, 4- Vakfınızın hangi banka şubelerinde hesaplarının bulunduğunu ve bu  hesapların 1.01.1999-1.12.2000 tarihleri arasındaki işlemleri (hesaba yatırılan ve çekilen para hareketlerini) gösteren hesap ekstrelerinin, herhangi bir şüphe ve tavzihe sebebiyet vermeyecek şekilde yazılı olarak 15.12.2000 Cuma günü saat 16.00’ya kadar, aşağıda belirtilen adrese intikal ettirilmesini rica ederim”. 110.    İster istemez yargılarsınız, bir kısmı Fethullahçılara ait olmak üzere, Türkiye’de laik düzene karşı mücadele amacıyla kurulmuş şeriatçı nitelikli bini aşkın vakıf var; üstelik bunların bazıları, ‘okuma odası’, ‘temsilcilik’, ‘lokal’ gibi farklı adlarla tüm ülke çapında örgütlenmiş durumdalar. Sadece Fethullahçı  vakıfların, her ay ‘himmet parası’ adı altında halktan yasadışı yöntemlerle trilyonlar topladıkları ve yine yasadışı yöntemlerle bunları çantalı kuryelerle yurtdışındaki okulların finansmanı için gönderdikleri biliniyor. Bugüne kadar bunların hangisi böyle bir soruşturma geçirdi? Bini aşkın Cumhuriyet düşmanı vakıf içinde, Çağdaş Eğitim Vakfı gibi Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkan ve özellikle de Fethullahçı kadrolara karşı onurlu ve cesur mücadele veren kaç vakıf var? Türkiye’de şeriatçı kadrolaşmanın en yoğun biçimde gerçekleştiği kamu kurum ve kuruluşlarının başında gelen Vakıflar Genel Müdürlüğü, acaba kendi içindeki bu zararlı unsurları tasfiye etti de sıra şimdi Çağdaş Eğitim Vakfına mı geldi? Kamuoyuna devlet ve rejim yanlısı olarak kendini tanıtmaya çalışan Vakıflar Genel Müdürü bu soruşturmadan ne ölçüde haberdar? Değilse, sorumluları kim? Fethullahçılar için müthiş denilebilecek istihbari bilgileri içeren bu soruşturmada elde edilecek belgelerin, sözkonusu Cumhuriyet düşmanı cemaate sızdırılmaması mümkün mü? Yangından mal kaçırırcasına niçin sadece üç günlük süre veriliyor, bu süre rutin mi, yoksa Çağdaş Eğitim Vakfı için özel mi? Vakıflar Genel Müdürü’nün bu ve benzeri soruları açıklaması, sorumlular hakkında yasal işlem başlatması ve kurum içindeki Fethullahçı bağlantılı elemanlara görevden el çektirmesi gerekiyor”. Geniş bilgi için bkz. Dr. Necip Hablemitoğlu, “Fethullah Gülen’in Son Yazıları Çerçevesinde Fethullahçılar ve Hizbullahçılar”, Yeni Hayat, 76: 21-24, Şubat 2001.

110 Fethullahçı istihbaratçıların bu dezenformasyon belgesinde, isimler ve kuruluşlar                 gerçektir. Aradaki bağlantılar, “yakıştırılmıştır”. Ancak, vahim bir hata yapılarak, “Çağdaş Eğitim Vakfı”nın adı, “Çevre Eğitim Vakfı” olarak geçirilmiştir. Hasım kuruluşun tam adını bilmeyen fethullahçı istihbaratçıların, uydurdukları ayrıntılar kadar, Fethullah Gülen’e dolaylı övgüleri de dikkat çekmektedir. Bu mesaj, internet ortamında onbinlerce adresin yanısıra, faks yoluyla da çok sayıda ilgiliye ulaştırılmıştır. İnternetteki tartışma gruplarına da yönlendirilen bu mesajın, Zaman gazetesi yazarlarından Ferhat Barış kod adlı müritin moderatörlüğündeki gruptan çıktığı görülmektedir.

111.          Işık TV, Kanal 7, Samanyolu TV, Zaman ve Yeni Şafak’ta yayınlanan düzmece programın metni, yayını müteakip, ekteki tam çözümü ile birlikte (toplam 24 sayfa) sanık Fethullah Gülen’in avukatları vasıtasıyla Ankara 2 No.lu DGM’ye sunulmuştur. Düzmece haber Işık TV’de 4 Mayıs 2002 gecesi saat: 23.00’de yayınlanmış; 6 Mayısta Fethullah Gülen’in avukatlarına, Atlas Yayıncılık Ticaret A.Ş. adına Galip Umut Özdil tarafından ek bir yazı ile ulaştırılmıştır. Işık TV, yabancı ve küreselleşmeci, AB’den proje destekli Sivil Toplum Örgütleri ile ilgili olarak şahsımı özel bir program davetiyle Ankara Stüdyosuna çağırmış; yaklaşık yarım saatlik bir çekim süresince açıklamalarımı yayınlamak yerine, sadece görüntümü ve bir iki cümlemi düzmece programın yayının başında birkaç saniye kullanmıştır. Işık TV’ye gönderdiğim protesto metni aynen şöyledir: “Kanalınızın 04 Mayıs 2002 tarihli ‘Özel Haber’ isimli programında, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı vakıflar ile ilgili olarak yaptığım açıklamaların  istenilen bölümlerinin yer aldığı ve haberin bütünlüğüne açıkça monte edilmiş görüşlerime de yer verildiği görülmüştür. Özel Haber’de, danışmanlığını yapmakta olduğum Çağdaş Eğitim Vakfı ve Vakfın Başkanı Gülseven Yaşer ile ilgili olarak asılsız bir takım suçlamalarda bulunulmuştur. Israrlı talepleriniz ertesinde, haberin bütünlüğü ile ilgisi olmayan ve başka bir konu hakkında yaptığım açıklamaların, çalışmalarını yakından takip ettiğim ve kamuoyunun bütününün bu konuda takdirini kazanan Sayın Gülseven Yaşer’e yönelik açık komploda yer almasını esefle kınıyorum. Sayın Gülseven Yaşer tarafından gereken açıklamanın tarafınıza yapılmış olmasına rağmen, bu tarihe kadar gerçeklik kanalınızdan yayınlanmamış olup, kamuoyunun tam ve doğru şekilde bilgilenmesi konusundaki duyarlılığımın bu konuda da devam edeceğinin tarafınızdan bilinmesini rica ederim. 10.05.2002. Necip Hablemitoğlu”. 112. Özel Arşiv, ÇEV-Dezenformayon Klasörü, D: 9, Belge: 1. 113. “Yaklaşık 2 yıldan bu yana süren Fethullah Gülen davasının suç ve delil uyduran bir organizasyon tarafından yönlendirildiği iddia edildi. Ankara  2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde devam eden davanın dünkü duruşmasında mahkemeye üç ayrı dilekçe sunan Gülen’in avukatı Abdülkadir Aksoy, müvekkilinin Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Güven Yaşer ile arkadaşlarının başına çektiği organizasyonun komplolarına maruz kaldığını söyledi. Fethullah Gülen’in ‘terör örgütü kurmakla’ suçlanmasının arka planda ideolojik gerekçelerle kurulan bir iftira organizasyonunun bulunduğunu kaydeden Av. Aksoy, bu organizasyonun bir yandan montaj kasetler hazırlayarak gazete ve dergilerde yazılar yayınlattığını, bazı kamu görevlileri ile irtibat kurarak gerçek dışı raporlar hazırlanmasını sağladığını savundu”. Haberin tam metni için bkz. “Gülen Aleyhinde Delil Uyduranlar Var”, Zaman, 02.07.2002. Ayrıca bkz. “Gülen Davasında ÇEV Sorusu”, Yeni Şafak, 02.07.2002; “PKK, Gülen’i  Mahkûm Ettirmeye Çalıştı”, Zaman, 07.05.2002; “Gülen Davasında İlginç Gelişme”, Milli Gazete, 07.05.2002. 114. Sözkonusu karar, Ankara 2 Nolu DGM’nin 01.07.2002 tarihli 14. celsesinde alınmıştır. 115. “Şehit Aileleri”ni temsilen 33 kişi adına Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’na suçduyurusunda bulunan Av. Mehmet Emin Bağcı, dilekçesinde talep konusunu şöyle belirtmiştir: “04.05.2002 Tarihinde Işık Tv’de saat 23.00’teki programda yayınlanan Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven YAŞER’in terör örgütü PKK’lı öğrencilere parasal yardımda (burs) bulunduğuna dair iddia ile ilgili hadisenin Sayın Başsavcılığınızca resen soruşturularak, Işık Tv’de yayınlanan iddiaların doğruluğunun kanıtlanması halinde sanık Gülseven YAŞER vee kasette adı geçen şahıslar hakkında Terör Örgütü PKK’ya Yardım ve Yataklık suçlarından TCK’nın 169. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu uyarınca haklarında kamu davası açılması istemidir”. Dilekçenin tam metni için bkz. Özel Arşiv, Çev-Yargı Klasörü, D: 3, B: 2. Ayrıca haber metni için bkz. “Şehit Aileleri, Çadaş Eğitim Vakfı Başkanı Hakkında Suç Duyurusunda Bulunacak”, Zaman, 10.05.2002. 116. İfadenin tam metni için bkz. Özel Arşiv, ÇEV-Yargı Klasörü, D: 2, B: 11. 117. Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer’in, Komiser Bayram Özbek hakkındaki şikâyet dilekçesi, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde 20.05.2002 tarih ve 14188 sayı ile kayıt işlemi görmüştür. Dilekçenin tam metni için bkz. Özel Arşiv, ÇEV-Yargı Klasörü, D: 3, B: 5. 118. “        “        “        “         “        D: 3, B: 1. 119. “        “        “        “         “        D: 1, B: 9. 120. “        “        “        “         “        Tutanak Dosyası, B: 1. 121. “        “        “        “         “             “            “        B: 2. 122. “        “        “        “         “             “            “        B: 5. 123. “        “        “        “         “        D: 2, B: 2. 124. Tuncay Özkan, “Oyun İçinde Oyun Var”, Milliyet, 09.06.2002. 125. Özel Arşiv, ÇEV-Yargı Klasörü, D: 5, B: 1-5. 126. “        “        “        “          “       D: 7, B: 1. 127. “        “        “        “          “       D: 7, B: 3.  Karşı tarafın bu takipsizlik kararına itirazları, Ankara 1 No.lu DGM’nde kabul edilmiştir. 128. “Adalet’te Şok Rapor: 250 İrticacı Memur Var”, Hürriyet, 07.09.2000. 129. “İrtica İşi Zor”, Hürriyet, 02.09.2000. 130. “Şeriatçılığa Hizmet”, Hürriyet, 07.09.2000. 131. “Yargıda Yobaz da Var, Bölücü de”, Sabah, 04.09.2000. 132. “107 Milletvekili Fethullahçı”, Cumhuriyet, 02.09.2000. 133. “Sezer: Fethullahçı Valiler Var”, Cumhuriyet, 08.09.2000. 134. Özel Arşiv, Fethullah Gülen-Deşifre Klasörü, D: 2, B: 1 135. Fehmi Koru, “Maalesef, Nuh Mete Yüksel de…”, Yeni Şafak, 05.09.2000. 136. Tuncay Özkan, “Adalet bakanı, Hukuk, Şantaj ve Bir Kaset”, Milliyet, 12.06.2002. 137. Saygı Öztürk, “Tantan Savcıya Şantajı Açıkladı, Star Yazdı, DGM Belgeledi”, Star, 08.06.2002. 138. Özel Arşiv, Özel Klasör: 1, D: 1, B: 1. 139. Dr. Necip Hablemitoğlu, “Fethullah Gülen’in Son Yazıları Çerçevesinde Fethullahçılar ve Hizbullahçılar”, Yeni Hayat, 76: 21-24, Şubat 2001. 140. Özel Arşiv, İmamlar Klasörü, D: 1, B: 1. 141. Özel Arşiv, İmamlar Klasörü, D: 1, B: 2. 142. Özel Arşiv, İmamlar Klasörü, D: 2, B: 1-3. 143. Özel Arşiv, İmamlar Klasörü, D: 3, B:1. 144. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele, (Ankara:1998), s. 75. 145. Özel Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 1, B: 7. 146. Özel Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 1, B: 1. 147. Ayrıntılı bilgi için bkz. Aydoğan Vatandaş, “Krizin Aslı, Bilican-Saral Kavgası”, http://aksiyon.com.tr/arsiv/236/pages/dosyalar/dos3.html 148. Özel Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 1, B: 4. 149. Özel Arşiv, Telekulak Klasörü,  D: 2, B: 1. 150. Özel Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 1, B: 2. 151. Özel Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 2, B: 3-6. 152. Osman Ak’ın yargı dokümanları arasında yer alan, şu beyanları dikkat çekmektedir: “Emniyet Genel müdürlüğü’nün organize suçlarla yoğun mücadele konseptinin ve MGK kararlarını konu olan gizli şeriatçı unsurlarla mücadele yaklaşımının ayrılmaz bir parçası olarak, Ankara İstihbarat Şube Müdürlüğünde yasa ve meslek kuralları ile oluşmuş meslek teamülleri doğrultusunda görev yapılmıştır. Suç ve suçlulara karşı yürütülen bu yasal zemindeki mücadele esnasında, yasal olmayan faaliyetlerinden dolayı doğrudan zarar gören ve zarar görme tehlikesini hisseden kişi ya da kurumlar ne yazık ki teşkilat  içerisindeki tarafımızdan da tespit edilmiş BAZI GİZLİ ŞERİATÇI UNSURLARIN desteğini alarak etkiledikleri medya kuruluşlarıyla beraber doğrudan saldırıya geçmişler, gerek teşkilat üst kademelerinde gerekse kamuoyu önünde bizleri önceden mahkûm ederek istedikleri önyargıyı oluşturmuşlardır. Bu saldırı sırasında bir taraftan Cumhurbaşkanlığı’nın, Başbakanlığın, Bakanlıkların, tüm medya kuruluşlarının, gazetelerin, siyasi partilerin, aydınların, Emniyet Teşkilatının, MGK’nın, Genelkurmay’ın, Jandarma Teşkilatı’nın, Demokratik Kitle Kuruluşlarının telefonlarının dinlendiğini, hizmet dışı sorgulandığını iddia ederken, olay ve olayların yargı aşamasına intikal edeceğini de hesaplayarak, Yargıtay’ın, Danıştay’ın, bazı yargı mensuplarının da telefonlarının dinlendiğini ve sorgulandığını iddia ederek, telefon sorgulamasının ne olduğunu, niçin yapıldığını bilmeyen ve bilemeyecek durumda olan her derecedeki kurum, kuruluş, kişi ve kişiler nezdinde savunmasız bırakılmamızı sağlamışlardır. 1999 yılı Ocak ayından itibaren başlayan ve Haziran 1999’da açığa alınmamla sonuçlanan olayımız bir bütün olarak ele alındığında, bu saldırıyı organize edenlerin amacı açıkça anlaşılacaktır. Emir ve talimatlarla başladığımız Fetullah Gülen soruşturması ne yazıktır ki, ‘soruşturanların soruşturulmasına’ dönüşerek sonraki dönemlerde bu takiyeci örgütlenmeyi soruşturacaklara da gözdağı verilmiştir….  Ancak çalışma tamamlanmadan, örgütün yönetim kadroları ve mali kaynaklarına yönelik çalışma sürecine girildiği anda, istihbarat hizmetlerinden ilişiğim kesilmiştir.  Kendi söylemleri ve yazıları ile amaç ve stratejisini açıkça belgeleyerek ortaya koyduğumuz din istismarcısı ve rejim düşmanı bir oluşuma yönelik ‘Planlı İstihbarat Operasyonu’ hedeflerken, operasyon hazırlıkları duruvermiş, elde edilen hasılalar ve ön çalışmalar ise, ‘gerçek dışı, iftira amaçlı olarak hazırlanmış bir rapor’ iftirası şeklinde karşımıza aleyhte delil olarak çıkartılmıştır”.  Özel Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 1, B: 5. 153. Özel Arşiv, Telekulak Klasörü, D: 2, B:8. 154. Muharrem Sarıkaya, “Fethullah Hoca’nın Emniyet Planı”, Hürriyet, 24 Haziran 1999. 155. Güngör Mengi, “Hoca Nereye?”, Sabah, 19.06.1999. 156. Saygı Öztürk, “İçişleri Bakanlığı, 38 Emniyetçiyi Cezalandırdı”, Star, 01.04.2000. 157. Tuncay Özkan, “Montaj O Kadar İyi ki Hayrete Düştüm”, Milliyet, 08.06.2002. 158. Saygı Öztürk, “Emniyetçileri Fethullah Gülen Raporu Çarptı”, Star, 18.10.2000. 159. Saygı Öztürk, “Fethullah Hoca İçişleri’ni de Ele Geçirmiş”, Star, 22.06.1999. 160. Tuncay Özkan, “3 Bin Polislik Bir Liste”, Radikal, 01.02.2001. 161. Tuncay Özkan, “Silah Oyunu Tutmadı”, Milliyet, 23.04.2001. 162. Saygı Öztürk, “Müfettişlerin ‘Fethullah Raporu’nu Açıklıyoruz I ve II”, Star, 30-31.8.2000. 163. “Polisin Bilgisayarı Tarikatçı Şirketlerden Alınıyor”, Aydınlık, 17.01.1999. 164. Hikmet  Çiçek, “Devlete Sunulan Rapor: Fethullah Emniyet’i Ele Geçirdi”, Aydınlık, 10.01.1999. 165. Saygı Öztürk, “Türkiye’yi Sarsan Belge”, Star, 14.07.2002. 166. Ercüment İşleyen, “Poliste Bitmeyen Kavga”, Milliyet, 15.06.1999. 167. Ayşe Yıldırım, “Emniyette Gülen Parmağı”,  Cumhuriyet, 28.06.1999. 168. Saygı Öztürk, “Emniyette Çifte Skandal”, Star, 21.06.1999. 169. Sertaç Eş, “Cemaatler Emniyeti Kuşattı”, Cumhuriyet, 16.07.1999. 170. Sertaç Eş, “Fethullahçılık Devlet Eliyle Devlet Gözünden Kaçırılıyor”, Cumhuriyet, 16.10.1999. 171. Saygı Öztürk, “Savaş Baltaları”, Star, 26.09.1999. 172. Tuncay Özkan, “Valiye Çirkin Tuzak”, Milliyet, 20.04.2001. 173. İlhan Demir, “Vali’nin Gazabı”, Sabah, 23.07.2001.


32 Responses to “FETHULLAH EMNİYET’İ ELE GEÇİRDİ”


  1. 1 alper
    Temmuz 2, 2007, 2:06 pm

    polis okullarına giriş sınavı sorularını fethullahçılar dağıtıyor milletin hakkı yeniyor lütfen müdahale edin

  2. Ekim 8, 2007, 5:40 pm

    ya boşversene bende gittim gördüm o okulları…hiçte örgütlenme falan yok…saçma sapan haberler bunlar bazı kesimlerin çıkardıgı

  3. Ekim 9, 2007, 3:54 pm

    bazı kesimlerin cıkardığı falan deil.sen her türlü saçmalığı uydur.biri gelince onlar öyle yapıyolar.

    http://www.fabrikamizadavetlisiniz.com

    daninonun

    eee
    n’oldu bilion mu?=

    fakrikaya gelirken davetliyim falan hangi gün saat kaçta gibi abuk sabukö şeyler soruyolar.cogu insan bakmak için gitmiş hiç söylemeden….görmüşler ki danino reklama cıkandan farklı üretiyo.fetullah ta görünüşe çıkandan farklı görünüyo.
    anlatabildim mi???

  4. Ekim 22, 2007, 10:21 am

    yav kardsim olsa bile fenamı dürüst adamlar geçsin emniyete bırakın rüşvet yiyenlerden iyidir

  5. Ekim 22, 2007, 10:23 am

    evt rüşvet alanlardan iyidir kardesim haklısın

  6. 6 heileir
    Aralık 3, 2007, 11:30 pm

    bu site özellikle nur cemaatine karsi asilsiz haberler yapiyo.. Bu sacmaliklar -camur at izi kalsin- politikasindan baska bisey degil..

    -git bi gör okullari
    -ögrencileri
    -hatta varsa cocuklarinizi da gönderin. gönderin de bakin cocukta ki gelisimi, evde ki degisimi. 10 yasindaki cocuk evinize huzur getirir.

    ama bilmiyosunuz. size diyorlar- bu haberi yapin- sizde yapiyosunuz

    asil bela sizsiniz Türkiyenin basinda.

    Istediginiz zaman, istediginiz yerdeki okulu, istediginiz miktar kisiyle gelin gezelim, misafir olalim.Hemde habersiz gidelim… Ne dersiniz..?

  7. Aralık 6, 2007, 3:43 pm

    benim de nur cemaatinden arkadaşlarım vardı.ne yazık ki geç anladılar bu düzembazlığı din sömürüsünü,insanların beyinlerini
    yıkamalarını…
    Çok geç kaldılar.Ağladılar,süzleştiler.Nur cemaati ile islamın bağdaşmadığını öğrendiler.

  8. 8 heileir
    Aralık 19, 2007, 9:50 pm

    gülüyorum sadece… neyse sizin dininiz size , bizim ki bize.. biz inanmakla bisey kaybetmeyiz, ama sizin inancsizliginiz size cok sey kaybettirecek.. bunu burda anlayamazsiniz, anladiginiz zaman da is isten gecmis olacak malasef.. Allah siz ve sizin gibileri bildigi gibi yapsin..

    sizleri de islah etsin, bizleri de islah etsin insallah..

  9. 9 hayri barbaros
    Nisan 28, 2008, 1:19 pm

    atatürk ilke ve inkılapları dururken, fetullah yada herne ise başka ilke ve inançlar arayışı, başlı başına altında başka garabet veya gudubetliğin yattığının açık kanıtıdır..başka söze ne hacet..

  10. Nisan 28, 2008, 5:14 pm

    Brn inançlıyım.Hem de çok inançlıyım.burda tartışılması gereken bu değil.ben nerde ne tartışacağımı iyi bilirim.burda kim inançlı kim inançsız tartışmıyoruz.
    burda gülenin şaçmalıklarını ve ne halt yediğini tartışıyoruz.
    demek ki siz islamdan başka dinlere yönelmişsiniz.aslında yok.şöyle açıklayayım.
    nasıl başbakanlar her dönem değişiyorsa dinler de her dönem değişti.şuanda sen istesen de istemesen de islam’a inanmak zorundasın . çünkü başka din yok.ama sen heralde başka bir yerinden uydurdun ki “neyse sizin dininiz size bizimki bize”
    neymiş sizin dininiz?
    dinimi ve imanımı sana mı soracağım.en kızdığım konu siyasi bir sitede başka yollarla saptırmalardır.
    biraz dikkatli ol.Heileir.bu lafım sadece sana değil.

  11. 11 yy yk
    Mayıs 6, 2008, 4:04 pm

    benim komiser yrd. cısı bir eşim var ve ne yazık ki üzülerek söylüyorum ki bu yazılanların hepsi doğru ve gerçeğin ta kendisi … ne yazık ki bu örgüte mensupsanız hep iyi yerlerde çalışırsınız … en kaymak yerlere sizi gönderirler … eğer onlardan değilseniz (bizim gibi … ) hep hor görülürsünüz … polis ookullarındaki “ABİ” – “ABLA” evlerini bilmeyen mi var … Amaç belli amerika Uşağı bir Türkiye yaratmak … hem de şeriatle … yazık … din adına ülkemin insanları hristiyan bir ülkenin uşağı haline getiriliyorlar … AÇIN GÖZLERİNİZİ ARTIK …Bu ülke de ATATÜRK ten başka hiçbir doğru yol yok … Herkese Saygılar …

  12. 12 ATA'nın oğlu
    Mayıs 6, 2008, 10:43 pm

    nE OLUR…BU ÜLKEDEKİ POLİS OKULLARININ HANGİ HÜKÜMET ZAMANINDA KİMLERİN BAKANLIK YAPTIĞI ZAMANDA EN ÇOK AÇILMIŞ…
    O KİŞİLERDEN BU GÜNKÜ AKP HÜKÜMETİNDEDE BAKANLIK YAPAN ESKİ İÇİŞLERİ BAKANI KİM VAR… BU MARAT BAŞESGİOĞLU… HER DÖNEM YA MECLİS BAŞKANLIĞI İÇİN YA CUMHURBAŞKANLIĞI İÇİN Bİ TAKIM ÇEVRELERCE NEDEN HEMEN DİLLENDİRİLİR.ONUN GİBİ DAHA KAÇ KİŞİ VAR. ERKAN MUMCU O BÜNYEYE NEDEN UYMADI… ALLAH RIZASI İÇİN Bİ DÜŞÜNÜN… ÜLKE ELDEN GİDİYOR. YOBAZ… SATILMIŞ VE BAYRAKSIZLAR ÜLKEMİ PARSELLEME PEŞİNDE… NE OLUR UYANIK OLALIM. MESELA NE OLUR BU ZAMAN GAZETESİNİ BIRAKIN ABONE OLAN ESNAFTAN Bİ ŞEY ALMAYALIMMM… YALVARIRIMMM…

  13. 13 kalbi körolmuş insanlara
    Mayıs 9, 2008, 9:38 am

    bakın güzel kardeşlerim siz tanımadığınız insanlar hakkında birtakım haberlerere göre nasıl yorum yaparsınız eğer içinizden biri hocaefendinin bir vaazını bile dinlemiş olsa kalbinde azıcık iman ve ALLAH korkusu olduğu sürece böyle yorumlar yapamaz atatürkün ilke ve inkılaplarına gelince bunlar sadece bir insanın dünya görüşüdür nasıl olurda bu görüşleri sizi yaratan ve en sonunda dönüşün yalnızca ona olduğu ALLAHIN hükümlerinden üstün tutarsınız anlamış değilim, görmüyormusunuzki herkes dünyaya geliyor büyüyor olgunlaşıyor yaşlanıyor gücünü kaybediyor ve sonunda ona dönüyor kainat anlatıyor ; bu kadar mükkemmel olan insan yalnızca 60 yıl içinmi burda, insanı mükemmel bir saray olarak düşünürsek hiç mümkünmüdürkü bu saray yıkılmak için yapılmış olsun, biraz düşünürseniz kime cephe açtığınızı anlarsınız ALLAHI anlatan bir kulu ALLAH sever o kula savaş açmak ALLAHA savaş açmaktır, körolmuş kalpler bunları şimdi anlayamazlar ama mezarlardan çıkıp ALLAHA doğru koştukları o gün çok iyi anlıyacaklar ama iş bitmiş olacak ve bir ayet ALLAH şöyle diyor:”biz onların kalplerine bir ağırlık kulaklarınada sağırlık verdik onlar ebediyen hidayete ermezler…”

  14. Mayıs 9, 2008, 12:41 pm

    Bizim tek düşmanımız hainler,kötüler,faşistler,emperyalist köpekler ve her yönden sömürü yapanlaradır.

  15. 15 yildo
    Mayıs 13, 2008, 3:31 am

    Ben 1988-1991 yillari arasinda Istanbul Polis Koleji’nde okuyan birisi olarak ykarida adi geen bir cok kisiyle yuz yuze tanistim. Bunlardan Mustafa Bagriacik o zaman bizim sinif komiserimizdi. Sunu soylemek isterim ki bu orgutlenmeler daha o yillardan basladi. 15 yasinda ailelerinden ayrilmis, annelerinin babalarinin dokunmaya kiyamadigi cocuklara yapilan eziyetin, hatta zaman zaman iskencenin birebir gorgu tanigiyim. Sanmayin ki bu yapilan iskenceler disiplini saglamak icin yapiliyordu. Bunlar tamamen Fethullahcilarin uyguladigi duzenin bir parcasiydi. Ben Mustafa Bagriacik’in sirf namaz kilmiyorlar, mescide gitmiyorlar diye sinif arkadaslarimizi gozumuzun onunde bayilana kadar dovdugune birebir sahit oldum. Bu sistematik bir iskenceydi. Ben o zaman cok sansliydim ve ailem beni okuldan aldi ancak o okula mecbur olan cocuklar tam 4 sene Polis Koleji’nde daha sonra da 4 sene Polis Akademisi’nde bu iskencelere maruz kaldilar. Allah’a inanan -ama Fethullahci olmayan- birisi olarak sunu bilmenizi isterim. Bir insana beddua etmenin cok gunah oldugunu biliyorum ancak, sizi temin ederim 15 yasindan beri -su anda 35 yasindayim- Msutafa Bagriacik’in cocuklarinin da ayni seylere maruz kalmasi icin her gun dua ettim, hatta o donemde yaptiklarinin acisini kendisinden degil cocuklarindan cikarmasi icin Allah’a her gun dua ediyorum ve de omrumun sonuna kadar etmeye devam edecegim. Bu benim gunahim, ancak bu Mustafa Bagriacik’in gunahlarinin yaninda cok hafif kalir.

  16. 16 islam ve türklük
    Temmuz 6, 2008, 10:53 am

    BURADA GÖZLEMLEDİĞİM FETHULLAH GÜLEN LEHİNE YAZI YAZAN ARKADAŞLARIMIZIN AKP YE DİN ALLAH DİYEREK OY VEREN KANDIRILMIŞ KESİMDEN BİR FARKLARI OLMADIĞI.BU İNSANLARIN EY İNANANLAR DİYEREK BAŞLAYAN VE CEMAATLERİNİ İNANAN CEMAATEN OLMAYANI KAFİR SAYDIKLARINI DA BİLİYORUM.DELİLLERLE FETHULLAH GÜLEN VE ABD BOP CİA İLİŞKİLERİ BELGELENMİŞKEN BUNU ALLAH KİTAP DİYE GİZLEMEYE ÇALIŞMANIN ALEMİ NEDİR ONU ANLAMIYORUM.ŞUNU BEYİNLERİNİZE İYİ SOKUN VE AÇIN İNTERNETTEN IRAK HALKINA YAPILAN ZULÜMLERİ İŞKENCELERİ IRZA GEÇMELERİ İZLEYİNNNN….VEE VATANSIZ DİN OLMAZ BUNU SAKIN UNUTMAYIN ÖNCE VATAN.KANIMIN SON DAMLASINA KADAR TEK KALSAMDA KANIMIN SON DAMLASINA KADAR VATAN.ÖTESİ YOK.

  17. 17 ferhat
    Aralık 1, 2008, 4:16 pm

    ne olursa olsun fethulla hocayı sevıyorum canım feda olsun saygılarla hocam ellerınden operım ferhat gokcelı maraslı 05437468821

  18. Ocak 16, 2009, 9:17 am

    hoca efendi yıllarca ümmetçilik dedi filistinde amma ümmetçilik var.kahbe arap yöneticileri hiç kıpırdamıyor.ama bir gün milliyetçi türkiye müslüman kardeşlerini bağrına basacaktır inşaallah.

  19. 19 hakikat
    Ocak 24, 2009, 12:48 am

    Kendini Fethullah Gülenin Yoluna Adamış Müslümanlara Sesleniyorum

    Eğer Allaha ve Ahiret gününe inanıyorsanız, müslümanların itikadını bozacak derecede bir iman esasları ve fikir aşılamaya çalışan içinde bulunduğunuz cemaati hiç islamın asli kaynaklarına (kuran a, sünnete) göre değerlendirdiniz mi..? Ehli necat meselesi, başörtüsü meselesi, ibrahimi din ve dinde olmayan diyalog çalışmalarını hiç Allahın kitabına ve bu dinin peygamberine sordunuz mu?? Ve daha nice yanlış inançlar silsilesinin cemaat adı altında ümmete sokulmaya çalışıldığını görmeye çalıştınız mı..? Hala bu hataları bile bile herşeyin normal olduğunu mu söylüyorsunuz..? büyümek için, güçlenmek için bunların olması gerektiğini mi düşünüyorsunuz..? işte bu düşünce itikadınızın ne derece tahrif olduğunun resmidir. At gözlüğünü çıkarın, koyun sürüleri değil, düşünen sorgulayan insanlar olun…

  20. 20 hakikat
    Ocak 24, 2009, 1:04 am

    oysa Allah en ufak bir taviz vermesi halinde bir çok kişinin islama gireceğini umit ettiği peygamberinin bir davranışı için o zamana kadar inmiş olan en ağır sure olan Kafirun suresini indirmiştir. Ve islamda ne olursa olsun zerre kadar taviz verilmeyeceğini Allah bize rasulu aracılığıyla öğretmiştir. Eğer zahmet eder de Allahın kitabını ve Rasulallahın hadislerini okursanız daha nice yapılan yanlışları ve inanç haline gelmiş olan inanışların islamdan olmadığını ve gerçeği göreceksiniz. yalnızca okuyun diyorum.

    Eğer yaşadığınız din Fethullah Gülen ve Said Nursi nin hatalarının bile güzel gösterildiği ve hep aynı paralel düşüncelerle dolu bir inanç sistemiyse kusurabakmayın ama siz İSLAMı DEĞİL nurculuk dinini ya da her dönemde islam düşmanlarının kullandığı tüm dinlerin birleşimi bir dini (ibrahimi dini) yaşıyorsunuz demektir. Ama ALLAH LATINDA GEÇERLİ TEK DİN İSLAM DIR….!!!!

    vesselam…

  21. 21 murat
    Ekim 6, 2009, 4:45 pm

    sadece iftira bende emniyet teşkilatındayım polis okuluda okudum niye hiç benim karşıma çıkmadı bunlar…boşversene sen….. inşallahta bu yersiz korkunuz gerçek olur o zaman çok sevinirim

  22. 22 BatuHAN-AnefenOGRENCISI
    Ekim 30, 2009, 8:14 pm

    BEYLER—-BAYANLAR

    Anafen-Fem-Seçkin Koleji-Bim ……Vs. bu gıbı yerler Fetullahcıları tmm sorun yoq ama Mesala anefene gıden bır ogrencı ders dısında dını egıtm de goruo onada tmm ama Yurt dıe gıddıgımız yerlrde Bıze 5 vakıt namaz Zorunlu kılınıo Sabah 4 de kaldırılıoz DERS yerıne NAMAZ kılıoz OK dıne saygım bol ama bu kadar da olmaz

  23. 23 polis_10
    Haziran 30, 2010, 11:16 am

    yazılanların hepsi kelimesine kadar doğru
    teşkilatı ele geçirdiler

  24. Temmuz 6, 2010, 8:40 pm

    Kardesim bende anafene gittim YurdadA gittim bana bı kere namaz kilicakmisin dediler hatır dedim aynısı yurttada oldu ben kilmiorm dedim sonra hiç bı şey demediler ogrencilerin velilerine soruluo kılmak cocuğunuz namaz kılsın mı diye adamların zorla sAna namaz kildircak halleri hadi usturublu sallayın yorumlarınızı adamın çok da umrunda sen namaz kilmissin kilmamissin sokakta bı laf duosunuz yok bunlar kötü kolla …. Yok işkence yapiolarmista Allah bilir elektrik de veriolardir sonra LCD haplariyla beynini yikiodurlar. Müthiş seneryo oldu

  25. Temmuz 6, 2010, 8:47 pm

    Nurcu fettullahci bunlar arasında kanı bozuklar çıkamazmıyor çıkar ama sen bnlarin hepsine her yaptıklarına YAnlis diosun gittinmi kardesim gordunmu işkence ederken yok arkadas anlattı gordugunun yarısına duyduğuna inan

  26. Temmuz 6, 2010, 8:55 pm

    Hakikat arkadasım neymiş yanlışlıkları söylede bizde bilelim okutulan aynı Kur’an kılınAn aynı namaz edilen aynı dua sadece namazdan sonra Fethullah gülen hakkında bilgi verilir beni o bilgi ilgilendirmez saolsunlar haftada 2 gün çağırırlar yemegimizi yer ders calistirirlar bunda ne vAr

  27. Aralık 12, 2010, 5:49 am

    Ateş Olmayan Yerden Duman Çıkmazmış !

  28. 28 ahmet
    Eylül 21, 2011, 8:11 pm

    aynen doğru bu rapor ve hatta eksik yazılmış…bunlar artık kabuklarına bile sığmıyorlar…ama Yaradan soracaktır hesabını unutmammak lazım.Din bezirganları….Hoca efendiye bir şey demiyorum o gerçek bir allah dostudur…ama cemaat artık pislikten geçilmiyor gerçek olan bu…kurumsallaşan emniyeti ele geçiren kendi adamlarına dileğine gibi çalışma ortamı veren komiser yapan başkomser yapan cemaat…öbür tarafta Allah’ı nasıl kandıracaksınız şaşıyorum size ve ayrıca acıyorum….Allah içinizdeki soysuzların belasını belasını versin.

  29. 29 Selim
    Ağustos 30, 2012, 8:57 pm

    Yahudi Hristiyan Cennete giden diyen kafir herif Allah dostu oluyor ha!? Bırak Allah’ın dostu olmasını o herfi müslüman bile değildir. Çünkü Yahudi Hristiyan Cennete gidecek diyen Cennete gidemez!!!

  30. 30 ahmet
    Nisan 26, 2013, 11:46 am

    yazılanların hepsi doğru.hiç biri saçmalık değil.

  31. 31 faruk
    Ekim 10, 2013, 10:43 am

    arkadaşlar tek birşey söylücem fetullah gülen cemaati müslüman yandaşı cemaat olsaydı fakir zengin ayrımı yapmadan yetiştirir okutur içlerine alırdır fetullah gülen cemaati para yandaşı bir cemaattir tamamen duygusal :)) yani paran varsa bizdensin yoksa değilsin bunların yaptıkları budur, saygılar

  32. 32 Abdulbaki
    Ağustos 19, 2016, 3:29 am

    Merhaba;
    Haberi yeni okudum. Ama bi eksiklik var. Ben 96-97 de erzurumda polis koleji sınavını kazanmıştım. Sınav bu yıl Doğu Anadolu ve güney Doğu Anadolu dan öğrenci alınmayacak bahanesi sunularak iptal edildi. Sonrasında kayıt dönemi geçti diye düz liseye zorla kayit yaptirdik. Ben üniversite den sonra yine polislik mesleğini seçtim. Ama hakkımi birilerinin gasp etmiş olabileceğini şuan sayenizde öğrendim. Büyük bir habercilik tebrik ediyorum.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2,203,615 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2007
P S Ç P C C P
    Tem »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: