14 Haz 2007 için arşiv



14
Haz
07

Konferansta Kuzey Irak vurgusu

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Irak makamlarının kendi topraklarındaki PKK faaliyetlerini önlemek için hiçbir çaba içinde olmadıklarını ifade ederek, “Saddam rejimine karşı Irak’ın kuzeyindeki insanların karşı karşıya kaldıkları saldırılarda, Türkiye’nin bu insanlara bir gecede kucak açtığını ve yıllarca misafir ettiğini hatırlatmak istiyorum. Türkiye olarak beklentimiz Irak hükümetinin kendi sınırlarını kontrol edebilmesi, bunu yapamaz ise koalisyon kuvvetlerinin bunu gerçekleştirmesi, bunun da olmaması halinde sorunu halledebilecek olanlarla işbirliği içerisine girmeleridir” diye konuştu.
İki gün sürecek olan ve 80 ülkeden bine yakın üst düzey yetkilinin katıldığı “II. İstanbul Demokrasi ve Küresel Güvenlik Konferansı”, TİM Gösteri Merkezi’nde başladı. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından organize edilen konferansa Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Bülent Arınç, İçişleri Bakanı Osman Güneş, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile 80 ülkeden bakan, bakan yardımcısı, müsteşar ve emniyet müdürleri katıldı.

“KUZEY IRAK’TA 3 BİN 500-3 BİN 800 PKK’LI VAR”

Abdullah Gül, konferansın açılışında yaptığı konuşmada, PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığına işaret ederek, Irak makamlarını kendi topraklarındaki PKK faaliyetlerini önlemek için hiçbir çaba içinde olmamakla suçladı. PKK’nın son 23 yılda gerçekleştirdiği saldırılar sonucunda 35 binden fazla insanın yaşamını yitirdiğini hatırlatan Gül, son dönemlerde PKK eylemlerinde yeniden bir artış yaşandığını söyledi. PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığına dikkat çeken Gül, “Bu saldırıların terör örgütünün komşumuz Irak’ın kuzeyinde yuvalanmasından ve hiçbir engellemeye maruz kalmadan hareket etmesinden kaynaklandığı verilerle sabittir” dedi. 2006 yılında güvenlik güçleri tarafından yapılan PKK’ya karşı yürütülen operasyonlarda ele geçirilen Irak menşeli plastik patlayıcı miktarının toplam 2 tona ulaştığına işaret eden Gül, halen 3 bin 500 ila 3 bin 800 arasında PKK’lının Kuzey Irak’taki kamplarda barındığını, lojistik ve silah ihtiyaçlarını bu bölgeden karşıladığını belirtti.

“TÜRK HALKININ GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALIRIZ”

Gül, şöyle konuştu:
“Üzücü olan nokta Türkiye’nin Irak’ın güvenliği, refah ve istikrarına katkı yapmak için tüm imkanlarını seferber etmesine rağmen, Irak makamlarının kendi topraklarındaki PKK faaliyetlerini önlemek için hiçbir çaba içinde olmamalarıdır. Saddam rejimine karşı Irak’ın kuzeyindeki insanların karşı karşıya kaldıkları saldırılarda, Türkiye’nin bu insanlara bir gecede kucak açtığını ve yıllarca misafir ettiğini hatırlatmak istiyorum. Türkiye olarak beklentimiz Irak hükümetinin kendi sınırlarını kontrol edebilmesi, bunu yapamaz ise koalisyon kuvvetlerinin bunu gerçekleştirmesi, bunun da olmaması halinde sorunu halledebilecek olanlarla işbirliği içerisine girmeleridir.”
Türkiye’nin hiçbir ülkenin toprağında gözü olmadığını, Irak ile de herhangi bir sorunu bulunmadığını vurgulayan Gül, ancak Türk halkının güvenliğinin sağlanması için her türlü tedbiri almak konusunda kararlı olduğunu kaydetti.

“HİÇBİRİMİZ 11 EYLÜL’Ü TAHMİN EDEMEDİK”

Günümüz dünyasındaki tehditlerin giderek sınır aşan, karmaşık ve asimetrik bir niteliğe büründğünü ifade eden Gül, “Hiçbirimiz 11 Eylül’ü tahmin edemedik. Bundan sonra da neler olacağını tahmin etmek pek kolay değildir” dedi. Gül, küresel terörizme karşı tüm dünya devletlerinin işbirliği içerisinde çalışması gerektiğine vurgu yaptı. Güvenlik ve demokrasi arasında bir çatışma değil, tamamlayıcılık olduğunu dile getiren Gül, “Demokrasi ve demokratikleşme tek başına terörü durdurmaya yetmez ancak teröristleri izole eder. Terörle mücadele ederken, demokrasiden taviz vermek, düşülmemesi gerekilen bir tuzaktır” diye konuştu.

Gül, Coğrafi konumu nedeniyle organize suç güzergahlarının kavşağında bulunan ve 1970’lerden beri terörle mücadele eden Türkiye’nin bu alanda gösterilecek uluslararası işbirliğinin en büyük savunucularından biri olduğunu vurguladı. Gül, Türkiye’nin büyük ölçüde kendi öz kaynaklarıyla sarfettiği çabaların ve elde ettiği sonuçların sadece Türkiye halkı için değil, diğer ülkeler için de olumlu getirileri zolduğuna dikkat çekti.

“2005 YILINDA 8 BİN 200 KİLO EROİN ELE GEÇİRİLDİ”

Türk polis ve gümrük teşkilatının sadece 2005 yılında Türkiye üzerinden geçirilmeye çalışılan 8 bin 200 kilo eroin ele geçirdiğine dikkat çeken Gül, bu miktarın aynı yıl 25 Avrupa Birliği ülkesinde ele geçirilen eroin miktarının yüzde 91’ini, Balkanlar üzerinden gerçekleştirilen eroin kaçakçılığının ise yüzde 53’ünü oluşturduğunu kaydetti. Gül, son 3 yılda yasadışı suç örgütlerine karşı yaklaşık 11 bin operasyon düzenlendiğini ve 170 bin yasadışı göçmen yakalandığını, 800 insan ticareti mağduruna da gereken yardımın yapıldığını sözlerine ekledi

14
Haz
07

PKK Barzani’nin kontrolüne geçti

 PKK’nın son dönemde sıklaşan saldırıları ne anlama geliyor?

Baktığınız yere bağlı olarak bu soruya muhtelif cevaplar verebilirsiniz.

Zaten bu sorunun tek bir cevabının olduğunu söylemek de yanlış olur.

İşin siyasi iktidara yönelik bir tarafı da var;

Amerikan işgali altında bulunan Irak topraklarındaki iç dengelere ilişkin boyutu da var;

Kürtler arasındaki iktidar kavgasıyla da ilgisi var;

Daha başka veçheleri de var.

****

Mesela PKK saldırıları ile Barzani’nin Türkiye’ye kafa tutar tarzdaki açıklamalarının aynı dönemde yoğunlaştığına dikkat ettiniz mi?

“Bunun bir açıklaması olmalı” diyorsanız bir açıklaması var:

Bundan bir süre önce “Barzani’nin hesabı”nı konu etmiştik burada.

Barzani’nin Türk-Amerikan ilişkilerinde son dönemde meydana gelmiş bulunan “bürudete” bel bağlamış olduğunu ve hesabını bunun üzerine bina ettiğini anlatmaya çalışmıştık.

Burası işin bir tarafı.

İşin diğer tarafında ise PKK’nın durumu var.

Öyle anlaşılıyor ki PKK’nın önemli bir bölümü –en azından bir kanadı– bugün itibarıyla Barzani’nin kontrolünde bulunuyor.

Öyleyse PKK eylemlerinin Barzani politikalarının gerçekleşmesine destek amacıyla kotarıldığını düşünmek için makul bir gerekçe var elimizde.

Bunun dışında makul bir açıklama da yok zaten.

(Yoksa son günlerde iyice sıklaşan PKK saldırılarının amacının iç siyasette askeri seçeneklerin gündeme gelmesini veya MHP’nin barajı geçmesini sağlamaya matuf olduğunu düşünmek durumunda kalırız.)

****

PKK’nın hiçbir zaman yekpare bir yapı olmadığını, özellikle son dönemde merkezi kontrolün iyice zayıflamış olduğunu unutmaksızın bir değerlendirme yapmak durumundayız. Geçmişte olduğu gibi bugün de “ateşkes” ilan eden kesimle bu ateşkesi bozan kesim aynı merkeze bağlı olmayabiliyor; ama görünürde her ikisi de PKK adına hareket ettiği için biz onları birbirlerinden ayır-a-mıyoruz.

Önceki gün PKK adına güya ateşkes ilan edenlerle bu ateşkes ilanını kaale almayıp kanlı eylemlerine devam edenlerin aynı merkezden yönetilmediğini düşünmek durumundayız.

Bu akıl yürütme bizi Barzani’nin adresine götürür. Zira Barzani bölgedeki Kürt hareketlerinin neredeyse bütünü üzerinde bir patronaj elde etmiş görünüyor.

PKK da buna dahil.

PKK’nın başlangıçtaki işlevi Türkiye’deki Kürt hareketinin Barzani’nin kontrolüne girmesini önlemekti. Ama önce Öcalan’ın derdest edilerek Türkiye’ye postalanması, ardından Irak’ın işgaliyle ortaya çıkan gelişmeler PKK’nın da önemli ölçüde Barzani’nin etki alanına girmesine yol açtı.

Şimdi PKK adına eylem yapan gruplar Barzani politikalarının oyuncuları olarak hareket ediyorlar.

Barzani’nin amacı çok açık: Türkiye’yi Irak’a çekmek. Henüz Amerikan askeri varlığı buradayken Türkiye’nin Irak’a müdahalesinin sınırlı kalacağını ve Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirecek böylesi bir hareketin sonucunda kendi mevcudiyetinin teminat altına alınacağı bir “çözüm”ün uluslar arası kabule ulaşacağını hesaplıyor.

Muhtemelen bu hesaplar peşmerge şefinin aklına başkaları tarafından sokuluyor. Çünkü Barzani’nin de patronları var. Türkiye’nin kendi bölgesinde etkinlik sahibi olmasını istemeyen güçler bunlar.

****

Peki, Türkiye bütün bunların ne kadar farkında?

Daha da önemlisi, mevcut durumun gereğini yerine getirecek bir irade ortaya koyma gücümüz var mı?

İlk sorunun cevabı olumlu. İdarede yetki ve sorumluluk üstlenmiş bulunan gerek sivil gerekse askeri kadrolar –en azından geneli itibarıyla– neyin ne olduğunun farkında görünüyorlar. Tutum ve davranışlar bunu gösteriyor.

Ama ikinci soruya olumlu cevap vermekte zorlanıyoruz.

Çünkü Türkiye’de devlet ve millet olarak karşı karşıya olduğumuz tehdit ve tehlikeleri elbirliği ve kararlılıkla savuşturmaya yönelik adımlar atmak yerine, meseleyi içerideki iktidar kavgasına alet etmeye yeltenen gruplar ve hatta zümreler var.

Bunlar milli menfaatlerimizi gözeten bir milli siyasetin yürütülmesinin önünde –bilerek veya bilmeyerek– engel teşkil ediyorlar.

Geleceğimiz adına kaygı verici olan da bu.

14
Haz
07

ibne onlar


PKKLIYIZ CUNKU IBNEYIZ.BIZ

14
Haz
07

Kavram sahtekarlığı

 Türkiye bilimsel temeli olmayan uyduruk düşüncelerin at koşturduğu bir ülke!Birisi bir şey söylüyor,eğer ilginçse-doğru,nesnel,mantıki olması gerekmiyor!-sahiciymiş gibi ayakta kalıyor.“Durum analizi” yapılıyormuş.

Bugün ise özellikle seçimleri etkilemek amacıyla Türkiye’nin temel düşünce ve davranış aksları açısından ileri sürülen bir uydurukluğu daha ele alalım:”Türkiye’de iki cephe var,seçimler bu iki cephe arasında geçecek.”

Birincisi:Liberal,demokrat,dışa açık;

İkincisi ise:Ulusal-milliyetçi,içe kapalı,yani tecritçi.

Şüphesiz ki bu adresin sahibi AKP yanlıları,memurları!

Dikkat edin:AKP’ciler kendilerini bu ayrımda demokrat,çağdaş,özgürlükçü,dışa açık safına koyuyor…

AKP’ye karşı olanlar ise:

a)Demokrasi ve özgürlük karşıtı(hatta bazılarına göre faşist ve dikta yanlısı);

b)Türkiye’yi dünyadan tecrit etmek ve içe kapanmasını isteyenler;

c)Üstelik bir herze daha yiyorlar:Ulusalcılık=özgürlük ve demokrasi düşmanlığı!Ulusalcılık kötü bir şey!

Bu ayrım tabii ki doğru değil.Bir insan “ulusalcı” olabilir,aynı zamanda demokrat,hatta liberal ve dışa açık!(Tıpkı Amerikanlar,Almanlar,Ruslar ve Fransızlar gibi!…)

Ulusalcılar arasında “Asker el koysa” diyenler varsa bile bu küçük bir azınlıktır.Büyük çoğunluk demokrasi ve özgürlük yanlısıdır.Yine, oy vereceklerin ezici çoğunluğu Türkiye’nin içe kapanmasını savunmaz.Mitinge katılan 5milyonun önüne bir sandık koysaydınız çoğu AB üyeliğinden yana oy kullanırdı.

Ama, AB ile tam özdeş  ekibin yaptığı gibi,Türkiye’yi  her bakımdan pelteye çecirecek ve psikolojik olarak yıkıntı haline getirecek bir üyelik anlayışından yana değil.

Yani “ulusalcı”diye  tanımlanan muazzam kitlenin düşünce ve davranışları açısından tam bir saptırma var!!!!

AKP yanlısı yazarlar ve çizerler bu saptırmayı daha da saptırıyor:”Demokrasi yanlısı AKP’ye oy vereceksin,yoksa adam değilsin”

Sürüngen düşünce işbaşında!!




İstatistikler

  • 2,194,210 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2007
P S Ç P C C P
    Tem »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

En fazla oylananlar