16 Haz 2007 için arşiv

16
Haz
07

Babalar Günü

  1. Baba sevgisini koru. O sevgiyi kesip atarsan, Tanri da senin mutluluk isigini söndürür.
  2. Babanin erdemleri çocuklarinin servetidir.
  3. Babanin mirasini mi istiyorsun? Bilgisini ögren. Onun parasini hemen harcayabilirsin.
  4. Babanin rolü, yüz ögretmeninkine bedeldir.
  5. Bir adam yaslandigini anlar, çünkü babasina benzemeye baslar.
  6. Bir baba, kendi mutlulugundan çok, çocuklarinin mutlulugu ile mutlu olur
  7. Çocukluk çaginda baba korumasindan daha güçlü bir ihtiyaç düsünemiyorum.
  8. Insan babasina borçlu oldugu saygiyi, ancak baba olunca duyar.
16
Haz
07

Bediüzzaman’ın Talebesimisiniz?

Kendinizi Bediüzzaman’ın öğrencisi (talebesi) olarak mı, yoksa Bediüzzaman’dan etkilenen bir alim – aydın olarak mı görüyorsunuz?

Bir tevazu gösterisi olarak değil, fakat kalbimin ve ruhumun bir sesi olarak ifade etmem gerekirse, kendimi, bazılarının mutlaka insanları bir yere koymak için yaptıkları sınıflama çerçevesi içinde ne bir “aydın-alim” olarak gördüm, ne de daha başka bir ad, ünvan veya fonksiyonun sahibi olarak telakki ettim.

Esasen bu türden değerlendirmeler, insanı her şeyden önce kalbi, ruhu, duyguları ve daha iç fakülteleriyle sarıp sarmalayan ve bir tatma, yaşama, tecrübe etme meselesi olan İslam’ı, dini, ana özelliği gereği daha çok görüntüleriyle ele alan ve ilahi bir vahiy olmaktan çok, insan ürünü bir sistem olarak gören modern sosyolojik kalıplara dayanmaktadır. Evet, kendimi herhangi bir ad, ünvan ve fonksiyonun insanı olarak görmediğim gibi, Bediüzzaman’a talebe olabilmeyi, o şerefi elde edebilmeyi cana minnet bildiğimi de arzetmek isterim.

Bediüzzaman, benim değerlendirip kabul etmem bir mana ifade edecekse, çağın en büyük mütefekkiri, İslam’ın ve insanlığın dertleriyle muzdarip çilekeş bir aksiyon insanı, hayatını gayesine adamış bir ilim, mana, iffet, istiğna ve hizmet kahramanıdır.

Fikirleri, hizmet metodu, yaşayışı, hemen herkes gibi, beni de derinden etkilemiştir. Bu etkilenme içinde, dinime ve milletime yararlı bir şeyler ortaya koyabilme niyet ve gayreti dışında bir sermayemin olduğunu söyleyemem.

Eğer zat-ı aliniz veya daha başkaları bunu Bediüzzaman’a talebe olmak gibi çok yüksek bir paye ile ifade edecekseniz, bunu sadece bir hüsn-ü zannın verdiği en büyük bir makam olarak kabul ederim…..

Kaynak: Milliyet, Hakan Yavuz, Fethullah Gülen’le Devletçilik Üzerine Röportaj, 11 Ağustos 1997

16
Haz
07

Perinçek: Türkçe Olimpiyatı’nı Faydalı Buluyorum

Doğu Perinçekİşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, 100’ü aşkın ülkeden 550 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen 5. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nı faydalı buldu.

Olimpiyatlara katılmamakla hata ettiğini dile getiren Doğu Perinçek, “Türkçeye emek vermek iyi bir şey. Kim dilimize emek veriyorsa iyi bir şey yapıyor demektir.” dedi.

Bu yıl 5.si gerçekleştirilen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nın yankıları sürüyor. Siyaset, iş ve akademi dünyasının yanı sıra sivil toplumdan da büyük destek gören olimpiyatlara bir övgü de İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’ten geldi. 2 Haziran Cumartesi günü İstanbul Gösteri Merkezi’nde yapılan olimpiyat finaline katılamadığı için üzgün olduğunu belirten Perinçek, “Olimpiyatlara katılmak için Ankara’daki sendika kongresini bile bıraktım. Katılacaktım; fakat son anda vazgeçtim, bir hata yaptım, katılmam gerekirdi.” diye konuştu. Perinçek, olimpiyatlar için konuşma metni de hazırladığını belirterek, “Katılsaydım orada güzel bir konuşma yapacaktım.” ifadelerini kullandı.

Perinçek, 100’ü aşkın ülkeden 550 öğrencinin Türkçe Olimpiyatları için bir araya gelmesini nasıl karşıladığı şeklindeki soruya ise, “O tarafını bilmiyorum; ama Türkçeye emek vermek iyi bir şey. Türkçeyi uygarlık dili olarak geliştirmek zaten bizim programımızda da var. Kim buna emek veriyorsa iyi bir şey yapıyor demektir.” cevabını verdi. Doğu Perinçek, partisinin İstanbul il merkezinde düzenlediği basın toplantısında 22 Temmuz seçimlerine dair değerlendirmelerde bulundu. ABD ve Avrupa Birliği’ne karşı çıkan Perinçek, Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin bağımsızlığı, egemenliği, bütünlüğü ve barış amacıyla Irak halkı başta olmak üzere İran, Suriye ve Azerbaycan’ın katılımıyla Ortadoğu Devletler Birliği’nin kurulmasını önerdi. Perinçek, bu ülkeler ile güvenlik dahil her alanda işbirliği yapılmasını dile getirdi.

16
Haz
07

’Fethullahçılar, Bugün’ü doldurdu’

Bugün Gazetesi’nin kovulan yazarı Canan Barlas şok açıklamalarda bulundu. Gazete Fettullahçılar ile mi dolduruluyor?
 
Bugün’ün yazar kadrosunda temizlik operasyonu. Bülent Keneş yönetimindeki Bugün’de yazan Canan Barlas’ın yazılarına son verildi.

Gazeteciler.com’a konuşan Canan Barlas, ayrılma sebebini çarpıcı sözlerle ifade etti:

Nedeni şu, gazete Fethullaçılar’la dolduruldu. Bizim gibilere yer kalmadı.

Bugün’de alışık olmadığı görüntülerle karşılaştığını vurgulayan Barlas, bu yönetimle gazetenin hergün eridiğini belirtti:

Tirajı 40 bine düşmüş. Eli ayağı iş tutanlar birbir dışlanıyor. Nerede Fethullahçı varsa, Bugün’e dolduruluyor. Ayrıca çok az para veriliyordu bana. Ilıcak için gitmiştim ben oraya.

Gazetenin patronu Akın İpek’le bir yemekli toplantı gerçekleştirdiğini anlatan Barlas, şunları söyledi:

Yemekte, Aykut Işıklar da vardı. Ona, gazetenin gidişatını sordum. Bana, “Patronun yanında ne diyeyim?” karşılığını verdi. Bu kez o sordu bana gazetenin gidişatını. Ben kötü gidişata dikkat çektim. Aykut, “Sen konuşabilir misin patronun yanında” deyince ekledim: Tabii ki konuşurum. Ben Canan Barlas’ım, yıllardır medyanın içindeyim. Konuştum ve ne olduysa ondan sonra oldu.

Hatırlanacağı üzere Toktamış Ateş de daha önce Bugün Gazetesi’ne geçmişti. Ateş’inde Fetullah Gülen ile bağlantıları olduğuna dair haberler basında yer almıştı.

16
Haz
07

Ataturk Dusmani Fethullahçılar Turkiye’nin Guvenlik Sorunudur

Emin Şirin: “Hiç şaşırmadım. Bir gazeteci arkadaşımdan üç hafta önce, bahsedilen kurumların birinin başkanının benim hesaplarımı bildiğini duydum. Başbakan’a sesleniyorum; bu iddia hortumların anasıdır. Altında kalmak istemiyorsan Şemdinli ve Danıştay konusundaki gayretli halini bu konuda da bekliyorum. Üç dakikada teşhis koyuyordu ‘çete-komplo’ diye. Bu konuyu çıkartsın. Eğer doğruysa haysiyetli bir hükümetin derhal istifasını gerektiren bir hadise. Savcının Çölaşan’ı çağırıp bilgi ve belgeleri istemesi lazım. Bu işin arkasında Gülen cemaatinin olduğu kanaatindeyim. Fethullah Gülen giderek güvenlik sorunu haline geliyor. Bir sene evvel ‘kan gövdeyi götürecek’ demişti. Öyle oluyor. Gülen’i bizzat açıklamaya devam ediyorum.”
SEVGİLİ okuyucularım, bugünkü yazımda size korkunç bir rezaleti açıklayacağım. Sorumlusu tümüyle hükümettir. Olanların ve olacakların hesabını Başbakan ve Maliye Bakanı vermekle yükümlüdür.

Bireylerin ve kurumların banka hesapları gizlidir. Bu gizlilik devlet güvencesi ve yasaların teminatı altındadır.

Banka hesaplarına sadece üç kurum ve onların elemanları girebilir. O da, belli bir soruşturma yapılıyorsa. Rastgele bir Maliye, BDDK veya TMSF mensubu bankalara gidip “verin bakalım falancanın hesaplarını” diyemez. Ancak resmi yoldan araştırma yapabilir. Elde edilen bu bilgileri de hiç kimse özel veya siyasi amaçlarla kullanamaz, yayamaz, basamaz ve dağıtamaz.

Bundan bir süre önce Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın bu türde bilgileri Deniz Baykal için verdiği, “bankada çok parası var” dediği, iktidara en yakın bir gazetede yazılmış ve kıyamet kopmuştu. Çok zor durumda kalan Unakıtan bunları söylemediğini belirtmişti. Mahkemeler devam ediyor.

***

Şimdi gelelim olayımızın özüne. Bir süredir hükümetin belli görevlileri, belli kişilerin banka hesaplarına dadanmış durumda. Ellerindeki yetkiyi yasaları hiçe sayarak kullanıyorlar, sonra bunları yayınlanması için el altından birilerine veriyorlar.

Banka hesaplarına girdikleri kişiler kim?

Hükümet karşıtı siyasetçiler, parti başkanları ve gazeteciler.

Bugüne kadar 11 gazetecinin ve 14 siyasetçinin banka hesaplarına girildi. Bunlar benim bildiğim rakamlar. Eksiği yok ama fazlası mutlaka vardır.

Banka fareleri tarafından dökümler çıkarıldı. Nereden bildiğimi sorarsanız, buna ilişkin veriler bir aydan beri elimde.

Uçuk, abartılı, yanlış rakamlarla dolu banka dekontları, maaşlar, öteki gelirler… Bu yanlışları belki bilerek yaptılar. Belki rakamları özellikle şişirdiler. İşin bu yönünü bilemiyorum.

Çeşitli kişiler hakkında yasadışı yollarla elde ettikleri devlet güvencesi altındaki verileri birilerine -yazılması için- dağıttılar.

Bunları açıklamak başta TCK olmak üzere bütün ilgili yasalar uyarınca ağır suç. Altı yıla kadar hapis ve ağır para cezaları öngörülüyor.

Bunları yayınlaması beklenen, ancak korkan bazı kişilere büyük paralar verildi. Ayrıca “Para cezanızı biz ödeyeceğiz” denildi.

İşin içerisinde bir belediye başkanı, ona bağlı yayın yapan bir televizyon kuruluşu ve bazı ismini cismini hiç duymadığınız yayın organları var.

Tezgah kuruldu, şebeke çalıştı.

Evet!.. Hükümet karşıtı gazetecilerin ve siyasetçilerin banka dekontları ellerinde. Şimdi bunları sırayla yayınlamaya başlayacaklarmış.

Bu uçuk ve abartılı belgeler önce Zaman Gazetesi’ne gitti. Onlar işin büyük suç olduğu bilinciyle yer vermedi.

Sonra belgeler başkalarına götürüldü. Götüren kişi bir Zaman muhabiri. (Gazetenin bu olanlardan haberi olup olmadığını bilmiyorum.)

Ekipte halen veya geçmişte Zaman, İhlas Holding’e bağlı Türkiye gibi gazetelerde çalışan birileri var. Bazıları da yine İhlas’a bağlı TGRT, İHA gibi kuruluşlarda görev yapmıştı veya halen yapıyor.

Ayrıca ekibin içerisinde Fethullah Gülen grubuyla ilişkili Fatih Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan, geçmişte bu grubun Samanyolu televizyonunda çalışmış bir kişi var.

İsimlerini şimdilik yazmıyorum.

***

Önemli bölümü düzmece-abartılı-yanlış olan bu belgeleri şebekeye kim sızdırdı? Türkiye’de bunu yapabilecek üç kuruluş var:

Maliye Bakanlığı, BDDK, TMSF…

AKP’li bazı büyükşehir belediye başkanlarına bu belgeler nasıl ulaştı?

Bunlar nerede yayınlanacak?

Yayınlayacak olanlara katkıda bulunan eski bir bakanın üniversite öğretim üyesi, hukukçu oğlu kim?

Zaman Gazetesi’nin muhabiri bu bilgileri kimlere, hangi amaçla servis yaptı? Siyasetçi ve gazetecilerin banka hesapları kimlere nasıl verildi?

TMSF’yi şimdilik bu olayın dışında tutuyorum. Geriye kalıyor Maliye Bakanlığı ve BDDK.

Bu soruların yanıtını ben kendi açımdan biliyorum.

Bu iş için kimlere nasıl büyük paralar dağıtıldığını da!

Ortada korkunç bir rezalet, skandal var. Banka hesaplarına giriliyor. İktidar karşıtı gazetecilerin ve siyasetçilerin hesap dökümleri -hem de bazı yanlış, abartılı, uçuk rakamlarla- iktidar mensupları tarafından kendi yandaşlarına, yayınlanması için sızdırılıyor. Üstelik dökümlerin kapak sayfasında “aileyi anlatan” bir not bile yer alıyor.

Bu yazdıklarımı kanıtlayacak belgeler elimde.

Şimdiden uyarıyorum, ihbar ediyorum ve soruyorum:

Bu rezaletin hesabını kim verecek? Başbakan mı, Maliye Bakanı mı, başkaları mı?

16
Haz
07

skyturkvngenc e-dergi 1.sayı

skyturkvngenc e-dergi

16
Haz
07

Türban için en kritik cevap

CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu Liderler Zirvesi programına dün akşam Başbakan Tayyip Erdoğan konuk oldu. Programda bir ara ateşli bir türban tartışması yaşandı.

Programa Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, CNN Türk İcra Kurulu Başkan yardımcısı Taha Akyol, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan ve Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da katıldı.

İlerleyen saatlerde Ahmet Hakan’ın, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Abdullah Gül’le ilgili bir soru sorması üzerine sıcak bir tartışma başladı. 

İŞTE O TARTIŞMA:


Ahmet Hakan Diyorsunuz ki “Özal seçildi, Sezer seçildi, Demirel seçildi, hiçbirinde sorun olmadı bizde sorun oldu”… Sorun Abdullah Gül’ün eşinin başındaki örtü müydü?

Tayyip Erdoğan: O aslında daha da üzücü olur. Eğer Oysa.

Ahmet Hakan: O muydu gerçekten? Eşi türbanlı olan birisi cumhurbaşkanı olamaz diye açıkça yazıldı çizildi.

Tayyip Erdoğan: O zaman şunu söylesinler başörtülü olan birisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamaz.

Taha Akyol: Evet…


Tayyip Erdoğan: Orada bir  cumhurbaşkanında aranan nitelikler bellidir. Eşi başörtülü olan insan bu ülkenin vatandaşı değil mi?

Ertuğrul Özkök: Öyle bir eleştiri haksız ve yanlış. Ama şu doğru değil mi? Hiç mi hakkı yok bunun? Türkiye Cumhuriyeti kozmopolit. Karışık bir toplum. Başı açık kadınlar var başı kapalı kadınlar var. Devletin en tepesinde üç mevki Başbakan, TBMM Başkanı ve Cumhurbaşkanı hepsi başıörtülü eşlerden oluşuyor?

Tayyip Erdoğan: Bunun bir de tersini düşünün… O olduğu zaman oluyor da bu olduğu zaman neden olmuyor. Üçünün başı açık oluyor da üçünün başı neden kapalı olmuyor. Bir kere şu yaklaşım tarzını gözden geçirelim. Biz halkımızı mı aldattık? Halkımız tercihin kullandı. Yarın bir başkası olur. Cumhurbaşkanı eşi örtülü olur, Başbakan’ın eşinin başı açık olur, Meclis Başkanı’nın hanımı başı açık olur. Bu şimdi denk geldi diye bunu yanlış yerlere çekmemeliyiz. Bu konuyu artık bir kenara koyalım.

AKP BİNASININ MİMARİSİ SOHBETİN İLK KONUSU

Taha Akyol: Genel merkez’deki Selçuklu mimari tarzından çok memnun olduk. Eleştireceğim konuysa çok masraf yapılmış. Bunun yerine daha mütavazi bir bina yapsanız daha iyi olmaz mıydı?

Erdoğan:
Ankara Selçuklu medeniyetinin yansımaları olduğu bir ilimiz. Ayrıca Osmanlı’dan da mimari uslüba bağlı kaldık, bunun yanında cumhuriyet çizgilerini katarak bu hale getirdik..Selçuklu yıldızları, Yahudi yıldızlarını da çok andırıyor..

YAZILI TALEBE GEREK YOK

Ahmet Hakan: Bazı vatandaşlarımız “Ordumuz KuzeY Irak’a girmek istiyor hükümet izin vermiyor” diyor. Gerçekten böyle mi? Ordumuz Kuzey Irak’a girmek istiyorda hükümet izin vermiyor mu?

Tayyip Erdoğan: Bizim ordumuza terör konusunda böyle bir engel koymamız düşünülemez. Bizim atmamız gereken ne adım varsa atarız. Terörle mücadele yüksek kurulunda Başbakan Yardımcım Abdullah Gül söylediği gibi ben de “bizim yapabileceğim bir şey varsa söyleyin. Yapalım” dedim.

Ahmet Hakan: Yazılı bir talep istediniz mi?

Tayyip Erdoğan: Yazılı bir talebe gerek yok. TSK her türlü çalışmasını sürdürüyor. Bizden onlara bir takoz koyma engel asla olamaz. Dışarıdan hükümetimizle ordumuz arasına bazılarımız bir fesat fitne sokma çabası içinde. Muhalefetin yaptığı ve yapacağı bir şey yok.

Örneğin 1 Mart tezkeresi oldu. benim görüşlerim netti. Bu konuda gereken çalışmayı yaptım. Partimin içinde de muhalefet vardı. O zaman 1 Mart tezkeresi geçemedi. Muhalefet Kuzey Irak’a operasyon yapılmasını söylüyor. Eğer atılacak bir adım gerekirse biz o adamı atarız. Bu hassasiyeti taşıyoruz ve bundan vazgeçmeyiz. Genelkurmay’la iyi bir diyalog içindeyiz. Son yayınlanan bildiride aramızdaki ilişkiyi gördünüz.

Ergun Babahan: Genelkurmay Başkanı basına yaptığı açıklamalarda çok acil bir operasyon istedi. Ama anladığımız kadarıyla terör zirvesinde böyle bir talep gelmedi?

Tayyip Erdoğan: Ortada psikolojik bir süreç var. Bizden bazı adımların atılması isteniyor. Eğer bu iş yapılacaksa sınır ötesi harekat için bir Meclis kararı gerekir. Davulla zurnayla olmaz.

Ergun Babahan: Yani gerekliliğine karar verirseniz Meclis’i toplarız diyorsunuz.

 

Tayyip Erdoğan: Evet gerekeni yapırız, toplarız.

Taha Akyol: Diplomatik faaliyetlerin sonucunda bir sonuç alınamazsa Türkiye Irak’a girer mi, hükümet olarak bunda kararlı mısınız?

Tayyip Erdoğan. Irak’ta şu anda bir karmaşa var. Siyasi güç belli değil. Ama gerekeni yaparız.

Ahmet Hakan: Barzani ile görüşür müsünüz?

Tayyip Erdoğan: Daha önce de söyledim. Ben bir kabile reisi ile görüşmem. Talabani ile görüştüm. Ama Barzani ile görüşmem.

“KUZEY IRAK’A GİRMENİN ÇÖZÜM OLACAĞINA İNANIYOR MUSUNUZ?”

Ertuğrul Özkök: Siz K. Irak’a girmenin bir çözüm olacağına inanıyor musunuz?

Tayyip Erdoğan: Zamanlama çok önemlidir.  Oraya adım attığınız zaman çıkmanız gerekir. Türkiye’de şu ana kadar 84’ten beri 12 bin 813 kayıp verdik.

Ahmet Hakan: Bir yerde Ağar’a cevap veriyorsunuz?

Tayyip Erdoğan: Terörle şu anda ABD boğuşuyor. Çözüyor mu? Çözemiyor. Yani burada acaba böyle kötülersek bir siyasi rant elde edebilir miyim diye düşünmemeliyiz. Burada herkez bu işten sorumludur. Önce ülkemizi düşünmeliyiz.

Ertuğrul Özkök: Sayın Erdoğan sizin zamanınızda terör eylemleri artmaya başladı. Bu soruyu kendinize sordunuz mu?  

Tayyip Erdoğan: Önümdeki resmi tabloya bakıyorum. Sıfır bir terör yok ama bir azalma var. Terörün amacı örgütün propagandasını yaptırmaktır. Biz bu amaca maalesef ortak oluyoruz. Burada bir sıkıntımız var. Önümüzdeki günlerde medyayla ve siyasi parti liderleriyle bir araya gelmeye düşünüyoruz.

Taha Akyol: Terörle mücadele için sizden ne gibi talepler oldu, siz bu konuda ne yaptınız?

Tayyip Erdoğan: Terörle mücadelede ciddi sıkıntılarımız var. Mayınla patlamalarda zırhlı araçlardae zarar görüyor.

“TERÖR KONUSUNDA MEDYA PATRONLARI İLE TOPLANTI YAPACAĞIZ”

Ekrem Dumanlı: Terör Konusunda bir platform mu oluşturacaksınız?

Tayyip Erdoğan: Genelkurmay Başkanımızla birlikte medya patronları ile bir toplantı yapacağız. Biz burada demokratik reflekslerden bahsediyoruz. Siirt’te bu gün bölgede halkın teröre karşı çok duyarlı olduğunu gördüm.

Ertuğrul Özkök: Bölgede Kürt sorunu var dediniz. Daha sonra bunun devam gelmedi. Yanlış mı anlaşıldı?

Tayyip Erdoğan: Güneydoğu’yu Kürt vatandaşlarımız ya da Kürt orjinli vatandaşlarımızın yoğunluklu olarak yaşadığı yerler… Orada yaşayan Kürt vatandaşlarımızın sorunları var. Eğitimden, sağlığa kadar bir çok sorunlar var. Kopenhag siyasi kriterleri ile bunun önünü açtık. Dille ilgili kurslar dediler. “Buyurun açın” dedik.

Kursları işletemediler parasal destek istediler. “Başkasına parasal destek vermiyoruz ki size verelim” dedik. Bugün Siirt’teydik. Siirt’i 3 yıl önce bilen bugün tanıyamazdı. Orada 3 okul açtık. 3 devlet hastanesinin açılışını yaptık. Yollar artık doble. İçme suyu yoktu şehir merkezinde. Bunlar bir özgüven veriyor. “Devlet benimle ilgileniyor mu?” diyordu. Terör örgütü de bunu istismar ediyordu.

TERÖRİSTLER SEÇİMİ ETKİLEMEK İSTİYOR

Ahmet Hakan: Neden o zaman terör ve terör örgütü orada hâlâ orada etkili?

Tayyip Erdoğan: Onların çabaları AKP’yi zayıflatmak. Onların belirlediği adaylar var. Seçimi etkilemeye çalışıyorlar.

Kürt orjinli vatandaşlarımızla ilgili estirilen rüzgarı kabul etmiyorum. DTP asla Kürt toplumunu temsil etmiyor. DTP belediyeleri halka hizmet götürmekte başarısız.

Taha Akyol: Siz o belediyelere de yardım yapıyor musunuz? Yozgat’ın Nevşehir’in aldığı yardım kadar yardım alıyorlar mı?

Tayyip Erdoğan: Kesinlikle ayrım yapmıyoruz. Diyarbakır’ın şu an bambaşka bir yer olması gerekirdi. Olayın yaklaşımı farklı. Orada etnik yapı ile yaklaşıyor. Biz de oraya yaklaşırken oradan yaklaşmamalıyız. Türkiye genelinde 36 etnik unsur var. Bizler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında toplanacağız. Devletin üniter yapısın bozdurmayacağız. Kürt, Türk, Laz bunlar benim vatandaşlarım… AKP olarak bir çizgi koyduk.

Ekrem Dumanlı: Türkiye’de zaman zaman yükseltilen terör olayları var. Türkiye’de halkın gözünü korkutmaya, daha totaliter bir yapıya gitmeye çalışan çeteler var. Geçen gün emekli bir askerin evinden bombalar çıktı. Bu bombalardan bazıları Cumhuriyet Gazetesi’ne atılanlarla aynı çıktı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tayyip Erdoğan:  İstanbul’da çeteler ve mafya konusunda çok büyük başarılar alınıyor. Bir evladımız veya bir askerimiz şehit olduğu zaman manşet oluyor ama bir yakalanan bomba ya da çökertilen çete manşet olmuyor. Bize ve yargıya düşen görevler var.

BAŞBAKAN’IN OĞLUNUN ASKERLİĞİ İLE İLGİLİ İDDİALAR

Ertuğrul Özkök: Bu sorunun rahatsız edici olduğunu biliyorum ama sizin cevaplama hakkınız oluğunu düşündüğm için soruyorum. Oğlunuzla ilgili bazı iddialar atıldı. Bunu aydınlatacak bazı bilgiler verebilirsiniz? Biliyorum tatsız bir soru ama halktan bu sorunun yanıtını merak edenler var?

Tayyip Erdoğan: Başında olduğunuz gazetede bir köşe yaszarı tarafından yazıldı. O köşe yazarı da bunu nereden aldığını yazdı. O bu tür haberleri provokatif haberler yapan dergiden aldı. Ben şahsım ailem vatana hizmet yolunda asla böyle alçakça bir yola hizmet etmez. Benim oğlumun bir hastalığı var. Çocuğum askeri hasteneye gitmiştir. Askeri hastane onun askerliğe elverişli olmadığını söylemiştir. Hatta o zaman emekli tuğamiral bu konular üzerine basın açıklamaları yaptı. Bu haberi duyunca okudum. Hatta beyefendi talimat veriyor. Böyle bir yola tesevvüt etmeye çalışıyor. Maksat Başbakan’ın buradan vurabilir miyiz? deniyor. Buradan bu gazeteci her zamanki takındığı tavır bir kere insanın kişilik haklarına saygısızlıktır. Bu olay bugünün olayı değil. Oğlum 29-28 yaşında… ASAL dairesi alınması gereken önlemleri alır. Gereken adımları atar.

ŞEHİT CENAZELERİ

Ahmet Hakan: Camide şehit cenazelerinde slogan atılmasına karşı çıktınız? Ama sizin siyasi hayatınız camilerde başladı. Bu konuya ne diyorsunuz?

Tayyip Erdoğan: Cenaze törenlerinde cenaze adabına uyulması gerekir. Cenazelerin istismar edilmemesi gerekir. Hükümet mensupları, bakanlar inanılmaz hakaretlerle karşı karşıya kalmıştır. Cenaze törenlerini istismar edilmemelidir.

“BUNUN BİR KONTRA SENARYO OLDUĞUNU DÜŞÜNMEK İSTEMİYORUM”

Ekrem Dumanlı: Yarın bazı gazetelerde manşet olacaktır. ABD’deki Hudson Enstitüsü’ndeki senaryo ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ahmet Hakan: Olayı bilmeyen okurlarımız olmaya bilir. Özetlemek gerekirse. ABD’deki Hudson Enstitüsü’nde bir senorya tartışılıyor. Toplantıda ABD’li ve Türk askerler var, ABD’li Neo-Con’lar var. Senaryoya göre İstiklâl’de bir patlama olacak 50 kişi ölecek, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu’ya bir suikast düzenlenecek ve bunun sonucunda Türkiye Irak’a müdahale edecek…

Tayyip Erdoğan: Bu senaryonun kime hizmet ettiğini anlayamıyorum. Bunun bir kontra senaryo olduğunu düşünmek istemiyorum: Ülkemizde bu tür yapılması ve düşünülmesi… Şu an bir senaryo çerçevesi içinde olanların gerçekleşmemesi için tüm hazırlıklarımızı yapıyoruz. Böyle bir şeyi düşünmek bile istemiyorum. Hükümet ve güvenlik güçlerimizin amacı böyle şeylerin olmamasına yöneliktir. Son zamanlarda bu neo-conların senaryolarına bazı medya organlarında ve enstütülerinde görüyoruz. Bu senaryo yazma maharetlerini Türkiye lehine senaryo yazmak için kullanırlarla seviniriz.

Ahmet Hakan: Partinizin oyları artıyor mu, düşüyor mu? Durum nedir?

Tayyip Erdoğan: Oylarımızda artış devam ediyor.

Ahmet Hakan: Yüzde kaç bekliyorsunuz?

Tayyip Erdoğan: Bize kamuoyu yoklamalarından gelen sonuç, yüzde 40’ın üzerinde oy alacağımız şeklinde. İki parti barajı geçecek gibi görünüyor.

“DİNDAR CUMHURBAŞKANI SEÇTİRMEDİLER” İDDİALARI DOĞRU MU?

Ertuğrul Özkök: Sizin tabanınızın köylerde “Dindar Cumhurbaşkanı seçtirmediler” şeklinde kampanya yaptıkları söyleniyor. Bu konuda ne dersiniz?

Tayyip Erdoğan: Biz bir din eksenli bir parti diğiliz. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Kimse böyle bir şeye cüret  edemez. Meclis Başkanımızın oradaki lafı neye istinaden söylenmiş ben bunu bilemem. Ama şahsımla ilgili sorarsanız ben dindar olmak gayreti olmak içindeyim ama dinsizin haklarını da korumak benim görevim.

Ekrem Dumanlı: Seçmen korkutularak AKP’den uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tayyip Erdoğan: Bu tip olaylar halkımızda tutmaz. Siirt’te bu gün bunu gördüm.

Taha Akyol: Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanını seçme konusundaki kararı iptal etmesi durumunda yeni cumhurbaşkanını yeni Meclis seçecek. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tayyip Erdoğan: Demokrasi çoğulculuktur. Anayasa Mahkemesinin aldığı karar 365 kişinin kararını göz ardı etmektir. Aday olmadıgım halde cumhurbaşkanlığı konusunda hakkıma hakaretler  edildi. Ama cumhurbaşkanı adayımız Abdullah Gül, siyasi partilerle görüştü ancak bir sonuç alamadık.

Ertuğrul Özkök: Neden cumhurbaşkanı adayı olmadığınızı son ana kadar açıklamadınız?

Tayyip Erdoğan: Biz adayımızı açıkladıktan sonra Abdullah Bey’e çok saldırılar yapıldı. Biz parti olarak siyasi rakiplerimizin durumlarını görmek zorundaydık.

Ahmet Hakan: Abdullah Gül yıprandı mı?

Tayyip Erdoğan: Sayın Gül’ün bilakis güçlendiğini düşünüyorum. Cumhurbaşkanını seçme konusunda yapılanın bir haksızlık olduğunu düşünüyorum ve bu konuda çok büyük bir burukluk içindeyim. Turgut Özal nasıl Cumhurbaşkanı seçildiyse biz de aynı anayasa ile hareket ettik.  Bu Anayasa’da açık ve  net var.

TÜRBAN TARTIŞMASI

Ahmet Hakan: Diyorsunuz ki “Özal seçildi, Sezer seçildi, Demirel seçildi, hiçbirinde sorun olmadı bizde sorun oldu”… Sorun Abdullah Gül’ün eşinin başındaki örtü müydü?

Tayyip Erdoğan: O aslında daha da üzücü olur. Eğer Oysa.

Ahmet Hakan: O muydu gerçekten? Eşi türbanlı olan birisi cumhurbaşkanı olamaz diye açıkça yazıldı çizildi.

Tayyip Erdoğan: O zaman şunu söylesinler başörtülü olan birisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olamaz.

Taha Akyol: Evet…

Tayyip Erdoğan: Orada bir  cumhurbaşkanında aranan nitelikler bellidir. Eşi başörtülü olan insan bu ülkenin vatandaşı değil mi?

Ertuğrul Özkök: Öyle bir eleştiri haksız ve yanlış. Ama şu doğru değil mi? Hiç mi hakkı yok bunun? Türkiye Cumhuriyeti kozmopolit. Karışık bir toplum. Başı açık kadınlar var başı kapalı kadınlar var. Devletin en tepesinde üç mevki Başbakan, TBMM Başkanı ve Cumhurbaşkanı hepsi başıörtülü eşlerden oluşuyor?

Tayyip Erdoğan: Bunun bir de tersini düşünün… O olduğu zaman oluyor da bu olduğu zaman neden olmuyor. Üçünün başı açık oluyor da üçünün başı neden kapalı olmuyor. Bir kere şu yaklaşım tarzını gözden geçirelim. Biz halkımızı mı aldattık? Halkımız tercihin kullandı. Yarın bir başkası olur. Cumhurbaşkanı eşi örtülü olur, Başbakan’ın eşinin başı açık olur, Meclis Başkanı’nın hanımı başı açık olur. Bu şimdi denk geldi diye bunu yanlış yerlere çekmemeliyiz. Bu konuyu artık bir kenara koyalım.

Ekrem Dumanlı: Mitinglerde özel yaşantımıza müdahale edilmesin diye bir şikayet var. Bunu haklı buluyor musunuz?

Tayyip Erdoğan: İstanul Belediye Başkanlığı yaptığım dönemde de hakkımızda ithamlar oldu. Ancak bizim dönemimizde İstanbul’da büyük atalımlar oldu. 4,5 yıol geçti. Bu zamanda kimsenin özel hayatına müdahale etmedik.

Taha Akyol: Bunları düşünerek mi partinizin kompozisyonunu değiştirdiniz?

Tayyip Erdoğan: Tabiî ki bu etkili oldu.

Ahmet Hakan: Milletvekili Listelerde başarı kriterleri etkili mi oldu? Kaç kişiyi almadınız?

 

Tayyip Erdoğan: 24 arkadaşımız listede yer almak istemedi. 150’ye yakın arkadaşımız listede yer alamadı. Bize 4 bine yakın başvuru vardı. Biz yerellerde yoklama yaptık. Bütün bu değerlendirmelerde özellikle milletvekilleri arkadaşlarımız diğer değerlendirmelere girmedi. Üst kurul bunu değerlendirdi. Burada parlamentodaki katılımlarından tutun da, bölgedeki etkilerine baktık. Dün burada bir toplantı düzenledik 100’e yakın arkadaşımızla bir araya geldik.

Ergun Babahan: Abdüllatif Şener neden aday olmak istemedi?

Tayyip Erdoğan: Kendisi kesinlikle aday olmayacağını belirtti. Kendisinin MKYK’daki görevi devam ediyor. Hükümetteki görevi devam ediyor.

Ertuğrul Özkök: Adaylarınızın kaçının eşi türbanlı, kaçının eşi türbansız?

Tayyip Erdoğan: Biz adaylarımızın kaçının eşinin başı örtülü ya da değil bilmiyoruz. Bu konuda kayıt tutmuyoruz. Büyük şehirlerde adayları değerlendirmekle Anadolu illerinde adayları değerlendirmek çok farklı. Orada adayla tabanın bütünleşmesi daha farklı.

Ertuğrul Özkök: Geçen döneme göre eşi türbanlı olanların sayısı arttı mı, azaldı mı?

Tayyip Erdoğan: Bizim için eşinin başı açık mı kapalı mı bununla ilgilenmiyoruz. Bu dönemde halkımızın çok daha farklı bir AKP görmesini umut ediyoruz. Daha çok sosyal bilimler noktasında ağırlık var.

Ertuğrul Özkök: Değişiklik olacak diyorsunuz, biz yine Meclis Başkanlığı’nda Bülent Arınç’ı görecek miyiz?

Tayyip Erdoğan: Olayı bireyselleştirirsek koskoca bir seçimi zaafa uğratırız. 22 Temmuz Türkiye için çok büyük bir dönüşüm noktası olacak. Hatta öğretmenin karnesini öğrenciye verir gibi olur.

Tayyip Erdoğan: O mitinglerin organizatörleri bir siyasi partinin adayı olmamış mıdır?

 

Taha Akyol: Bu organizatörler bir partiden aday bile olsa bu milyonlarca kişiyi sokağa dökmelerinden bir sorgulama yaptınız mı?

Tayip Erdoğan: Orada milyon rakamı yok… İstesek daha çok rakamı toplarız. 

 

16
Haz
07

En ilginç propaganda filmi

En ilginç propaganda filmi Adana Bağımsız Milletvekil adayı Abdurrahman Boztaş’ın tanıtım filmi internette büyük ilgi görüyor.

Cem Karaca’nın Islak Islak şarkısı eşliğinde çekilen klipte Abdurrahman Boztaş, milletvekili seçilirse yapacaklarını anlatıyor. Filmin en ilginç yanı Boztaş’ın slogan olarak seçtiği cümle: “Biz fırıldak değiliz” diyen Boztaş, ardından da ekliyor: “Bu tekere çomak sokmayın”.

Abdurrahman Boztaş’ın resmi internet sitesine ulaşmak için tıklayın.

16
Haz
07

İŞTE ABD’NİN K.IRAK’TAKİ BÜYÜK SIRRI

– ABD K.Irak konusunda neden bu kadar hassas?

– Neden Türkiye’nin K.Irak’a bir harekat yapması konusunda aşırı duyarlı?

– ABD, Afganistan, Somali, Bosna, Lübnan ve Kosava gibi dünyanın en karışık bölgelerinde Türk askerini hep yanında istiyor. Örneğin Afganistan’da ve Kosava’da komutayı Türk komutanlara bırakıyor. Buralarda güveniyor da acaba neden K.Irak’ta Türk askerini istemiyor?

– K.Irak’ta görev yapan irtibat subaylarına çuval geçiren ABD neden yine oradaki askerlerimize peşmergenin silah doğrultmasına göz yumuyor?

– Irak’ın Şii ve Sünni bölgelerinde güvenliği Şiilere ve Sünnilere bırakmayan ABD neden K.Irak’ta güvenliği peşmergelere veriyor?

– ABD neden K.Irak sınırımızda helikopterlerle teröristlere karşı yaptığımız mücadeleyi yakından takip ediyor?

– Bush Barzani’ye neden çok özel bir başbakan muamelesi yapıyor?

– Irak’ın her yeri kan gölüne dönmüşken neden K.Irak’ta hiç sorun çıkmıyor?

Tam tersine Erbil ve Süleymaniye’de muazzam bir yapılaşma ve şehirleşme var.

Bu sorular Türkiye’nin K.Irak’a yapması tartışılan harekatın stratejik derinliğini yakından ilgilendiriyor.
İşte önce stratejik cevap sonra da ABD’nin K.Irak’taki büyük sırrı.

FOTO ANALİZ İÇİN TIKLAYIN

(aslında ben kendim buraya resimleri koyacaktım.Fakat ABD oyununa gelmeyelim.Çünkü WordPress bu resimlere güvenlik nedeniyle izin vermiyor)

16
Haz
07

İyi koalisyon AKP-CHP olur

CNN Türk’te gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin sorularını yanıtlayan DP lideri Mehmet Ağar, partisinin baraj sorunu yaşamadığını, Anavatan’la birleşme konusunun ise 23 Temmuz’a kaldığını söyledi. AKP-CHP koalisyonunun en iyi koalisyon olacağını belirten Ağar “Ülkeyi nasıl gerdilerse birlikte yatıştırırlar” dedi.

DEMOKRAT Parti Genel Başkanı Mehmet Ağar, PKK’nın arkasında Avrupa devletlerinin olduğunu belirterek, “Bu mesele artık tamamıyla askere bırakılamaz. Diplomatik anlamda PKK’nın arkasında hiçbir güç kalmamalıdır. İçerideki çatışma alanlarını bitirirsek dışarıdan bir şey gelemez” dedi.

Ağar, önceki gece CNN Türk’te yayınlanan Liderler Zirvesi programında Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, Milliyet Gazetesi yazarı Taha Akyol ve Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın sorularını yanıtlarken şunları söyledi:

TAMAMEN ASKERE BIRAKILAMAZ

Kuzey Irak’a girmenin Türkiye’ye getirisi ne olacak? PKK’nın arkasında yabancı devletler, Avrupa devletleri var. Bu mesele artık tamamıyla askere bırakılamaz. O sahada cansiparane mücadele ediyor. Diplomatik anlamda PKK’nın arkasında hiçbir güç kalmamalıdır. Bu bölgede Türkiye’ye rağmen bir oluşumun kurulması mümkün değildi. İçerideki çatışma alanlarını bitirirsek dışarıdan bir şey gelemez. Ovaya, şehirlere hakim olmak lazım. Örgütü besleyen damarların ortadan kalkması lazım. 1999’dan beri süreç boş geçirilmiştir.

FIRSAT ERTELENDİ

Erkan Mumcu’nun beni canlı yayında tartışmaya çağırması fayda getirmez. Birleşme konusunda tarihi fırsat kaçmadı, ertelendi. DP’nin gelmiş olduğu noktada baraj sorunu yok. Bunların hepsini telafi ederiz. Çok önemli bir hasar olmadığı ortadadır. Bana hiçbir şey kolay nasip olmamıştır. Hep zorlukları aşarak geldim. Bunu da aşacağız. Bu adımı atmış olmayı da başarı olarak görmek lazım. Birleşme konusu 23 Temmuz’a kaldı.

CHP’NİN GÖREVİ MUHALEFET

AKP-CHP koalisyonu en iyi koalisyon olur. Ülkeyi nasıl gerdilerse birlikte yatıştırırlar. Allah CHP’ye muhalefet görevi vermiş. Hep o çizgide devam edecekler gibi gözüküyor.

KOLTUĞA YAPIŞMAM

Büyük iddiaların insanıyım. Türkiye kime güvenecekse onu başbakan yapacak. Geçmişe takılıp kalmak istemiyorum. Bu trendi aşacağım. Hedefimiz iktidar olmak. Olamazsak koltuğa yapışıp kalmam.

TEPKİ İÇİN SÖYLEDİM

“27 Nisan bildirisini bilseydim Genel Kurul’a katılırdım” sözünü bir tepkiyi ortaya koymak için dile getirdim. Bildiri demokrasiye uygun olmayan bir açıklamaydı. Ben başbakan olsaydım böyle bir ortam olmazdı. Türkiye’nin normalleşmesi lazım.

16
Haz
07

Demokrasinin Yıldızları

HEM gazetelerdeki, hem billboard’lardaki ilan çok dikkatimi çekti.

İlanı, ilk kez duyduğum Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı vermiş.

Parasal yönden güçlü olduğu anlaşılan vakfın amacı AKP’yi desteklemek.

Bu garip ilanın büyük spotu “Demokrasinin Yıldızları”.

Hemen altında şunlar yazıyor:

“Onlar, Atatürk’ün açtığı demokrasi yolunda bayraklaşan liderler!

Onlar, demokrasi ufkunda parlayan yıldızlar:

Türkiye’nin gökkubbesinde, milletimizin kalbinde…”

Kim bu yıldızlar?

Hemen altta Adnan Menderes, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafları...

En önde Tayyip Bey, hemen yanında Özal, en sonda da Menderes görülüyor.

İlanın en dibinde ise hem eski Meclis’in, hem de şimdiki Meclis’in fotoğrafları ile vakfın amblemi var.

* * *

Tarih sırasına göre ilk lider Adnan Menderes.

Rahmetli Menderes’in başbakanlığını anımsayanlar, o dönemin demokratik açıdan karnesinin pek parlak olmadığını bilirler.

O dönemde devlet radyosu (tek yayın kurumuydu) iktidarın sesi haline getirilmişti. Muhalefete yer verilmezdi.

Anamuhalefet lideri İsmet İnönü seçim gezilerinde engellenir, taşlı, sopalı saldırılara uğrardı.

Yine o dönemde hükümet, gazetelere sık sık sansür uygular, muhalefetin açıklamalarının basılmasını yasaklardı.

Son dakika yasakları yüzünden gazetelerin bazı bölümleri beyaz çıkardı.

Demokrat Parti iktidarı, Meclis’te kurduğu “Tahkikat Komisyonu” ile muhalefeti ortadan kaldırmayı bile planlamıştı.

İktidarı eleştiren gazeteciler, sürekli cezaevine girerlerdi.

İşte ilana göre demokrasinin yıldızlarından biri olarak ilan edilen Menderes’in dönemi böyleydi ve demokrasiyle pek ilgisi yoktu.

* * *

Turgut Özal dönemini yaşadık. O dönemde de Türkiye’nin nasıl keyfi yönetildiğini hepimiz anımsarız.

Demokrasinin değil de sürekli “kafayı kullan, köşeyi dön” felsefesinin işlendiğini de çok iyi biliriz.

Gelelim demokrasinin son yıldızı Recep Tayyip Bey’e…

İktidardan şikáyet eden vatandaşları azarlayan, “Ananı da al git” diye kovan bir demokrasi yıldızıdır Erdoğan.

İnsanları “Bizden, bizden değil…” diye ayıran ve ona göre davranan…

İhaleleri kendi yandaşlarına veren…

Özelleştirmelerde devlet mallarını mahkeme kararlarını bile çiğneyerek “baba baba” satan…

Yargı, üniversiteler, Türk Silahlı Kuvvetleri ve bürokrasiyle kavga eden…

Şehitlere gösterilen tepkiler için “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” diyebilen…

İşte böyle bir demokrasi yıldızıdır Recep Tayyip Erdoğan…

NOT YORUM

Bu ayıp kökten çözülmeli

ONLAR canlarını bu ülke için veriyorlar.

Onların cenazelerine yapılan saygısızlık asla affedilemez.

Bundan böyle tüm şehitlerimizin cenazeleri askeri uçakla gönderilmeli.

Ne yaparsak yapalım onlara olan borcumuzu ödeyemeyiz.

Vatan onlara daima minnettardır.

16
Haz
07

Arka odada neler konuştuk

DP Genel Başkanı Mehmet Ağar’la CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın programında yaptığımız sohbetin ekrana yansıyan bölümleri biliniyor.

Bu sohbetin bir de ekrana yansımayan “reklam arası” bölümleri var.

DP Genel Başkanı’nın eşi Emel Ağar, canlı yayını yaptığımız salonun yan tarafındaki odaya güzel bir büfe hazırlatmış.

Program sırasında her reklam arasında o odaya geçip, evinde hazırlattığı şeyleri yedik.

Ağar’ın eşi hepimizi etkiledi.

Sakin, kendinden emin, sinirlenmeyen, duygularını dozunda aktarmayı bilen bir kadın.

Bende, sanki eşinin en güçlü siyasi danışmanı olduğu duygusunu uyandırdı.

* * *

İlk reklam arasında benden eşine “düz ovada siyaset konusuna” açıklık getirmesini istedi.

Ben de “Eşiniz bu sorunun sorulmasını istiyor” diyerek sordum.

Belli ki, bu konu canlarını yakmış.

Son reklam arasında, Emel Ağar’dan programa katılmasını istedik.

Yani onun canlı yayına çıkması önceden planlanmış bir şey değildi.

Önce “Bu halimle mi” diyerek tereddüt etti.

Tereddüdü çabuk geçti ve iki üç saniye içinde kabul etti.

Buradaki nüansı fark ettiğinize eminim.

“Eşime soralım” gibi bir tereddüdü olmadı.

Tamamen kadınsı bir nedenle tereddüt etti.

* * *

Ağar, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin üçüncü sınıfındayken, bir arkadaşlarının aracılığıyla tanışmışlar.

Sonra flört dönemi başlamış.

Reklam arasında o günkü hislerini şöyle anlattı:

“İlk tanıştığımda öylesine áşık olmuştum ki, hep ’Allahım bunu bana yaz’ diye dua ettim. Ama bunca sıkıntıları yaşadıktan sonra bazen kendi kendime ’Niye bu kadar dua etmişim’ diye de soruyorum. Tabii hemen unutuyoruz.”

Ben eskiden beri Mehmet Ağar’ın sinirlerine hákimiyetine şaşarım.

Sanki hiçbir şey onu sinirlendiremez, kontrolden çıkaramaz diye düşünürüm.

“Eşiniz hiç sinirlenmez mi” diye sordum.

“Bu kadar yıldır evliyiz. Bir kere bile doğru dürüst kavga edemedik. Çünkü hiç sinirlenmez” cevabını verdi.

Çocuğunu kaybettiği günleri anlatırkenki duygusal samimiyeti hepimizi çok etkiledi.

O acıdan çıkarak, şehit anneleri ile empati yapması, onları ne kadar anladığını anlatması da öyle.

Programdan sonra aldığımız telefonlar, hem Ağar’ın hem eşinin, izleyenleri etkilediği yönündeydi.

* * *

Mehmet Ağar, programın başında çok gergindi.

Birleşme fiyaskosu ile ilgili soruların canını sıktığı her halinden belliydi.

“Bu psikolojiyi aşabilecek misiniz” diye sorduğumda şu cevabı verdi:

“Bana ne zaman can gelir biliyor musunuz? Meydanlara çıktığımda.”

Arkasından, içini çekerek şunu ekledi:

“Dağları özlüyorum…”

Mehmet Ağar biz gazeteciler için çok farklı bir insandır.

Çoğumuz ona hiç kızamayız.

Eleştirecek bir şey bulsak bile elimiz kolay kolay kaleme gitmez.

İstanbul’un terör belasından kurtulmasında, Güneydoğu dağlarının temizlenmesindeki rolünü unutamayız.

Bir de arkadaşlarına sahip çıkmasını.

Susurluk’ta herkes eski özel harekátçıları yerden yere vururken, onun siyasi kariyerini riske atarak sahip çıkmasını da.

O günlerde ben de “Bu insanları hırpalamayın. Bir gün onların kahramanlıklarına yine ihtiyacımız olur, ama onları bulamayız” diye yazmıştım.

Nitekim korkularım doğru çıktı.

O kahraman insanlara yine ihtiyacımız oldu.

Ama şimdi kırık kalpleriyle kim bilir nerelerdedirler?

* * *

Program biterken Ağar’ın sözlerinden üç cümle hafızama takıldı:

“Cami avlusunda siyaset yapan, bir gün cami avlusuna giremez hale gelir.”

“Allah bize şehit üzerinden oy nasip etmesin.”

“Ben bu ülkede kutuplaşmayı kırmaya talibim.”

Ben siyasetten hoşlanmayan biriyim.

Ama emin olun bu ülkede “kutuplaşmayı kıracak” her tutku, her misyon bana çok iyi geliyor.

Çünkü ülkemizin buna çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

16
Haz
07

Orada bir askeri birlik var, uzakta

SEVGİLİ okuyucularım, bugün size bir ibret belgesi daha sunuyorum. Vatanın çoğu yerinde milletin paraları har vurulup harman savrulurken, uzak taraflarında neler olduğunun kısa bir öyküsünü size anlatacağım.

Hakkári’de, sınırımızın en uç noktasında bir askeri birliğimizin tuttuğu iki tepe noktasına su götürmek için çalışmalar yapılıyor. İşin toplam bedeli 25 bin YTL dolaylarında. Yeterli parasal olanak olmadığı için bu tepelerde mevzilenmiş birliklere suyu aşağıdan ya askerler taşıyor, ya da katır sırtında taşınıyor. Üstelik suyu 1400 metre yükseklikteki kaynaktan alıp 2100 metredeki birliğe taşıyorlar. Oysa taşıma yolları da güvenli değil. Önümüz yaz. Oralardaki sıcağı ve ıssız dağ tepelerinde su bekleyen askeri birliğimizi düşünün.

Bu birliğin adını vermiyorum. Şu kadarının bilinmesi yeter:

Bu birlik mensuplarından Binbaşı Murat Özyalçın birkaç gün önce şehit edildi. Tabutu ve bavulları İstanbul’da kamyonete konuldu!

Suyu aşağıdan yukarıya taşımak için boru hattı döşemek gerekiyor. Bir inşaat mühendisi bu hattı ücretsiz yapmayı üstlendi. Projesini yapacak, boruları döşeyecek. Ancak suyu 700 metre yukarıya basmanın zorlukları var.

Hat iki kilometre olacak. Arada depo yapılması, pompa konulması gerekiyor. Askerler depo istemiyor çünkü, dağdaki PKK’lıların suya zehir atma olasılığı gündeme geliyor.

Unutmayın, burası Türkiye’nin en uç noktası.

* * *

Birlik komutanı tarafından inşaat mühendisine gönderilen faksı özetliyorum:

“Irak sınırında bulunan iki hakim tepede nöbet tutan askerlerimizin moral seviyelerini yüksek tutmak ve kurak iklimi olan Hákkari’de su ihtiyaçlarını karşılamak maksadı ile bu tepelere boru sistemi ile su taşıma düşüncesi mevcut olup, bu konudaki yardımlarınızın kışlamıza büyük faydası olacağı görüşündeyim. (Faksın bu bölümünde teknik ayrıntılara yer veriliyor.) Bu konuda birliğimize yapacağınız yardımlardan ötürü ben, komuta heyetim ve askerlerim adına size teşekkürü borç bilirim. Komutan. (İsmini yazmıyorum.) İmza.”

Dağ tepelerinde su isteyen askerlerimiz bekleyedursun! Bir de hemen birkaç kilometre ötedeki Kuzey Irak’a bakalım. Sınırın hemen ötesinde Köysancak, yeni adıyla Koya City beldesi var. Kadın kaymakamı ve korumaları çok iyi Türkçe konuşuyorlar. ABD oraya 25 milyon dolar para vermiş, su dahil pek çok sorun çözülmüş. Paranın en az yarısı da Barzani ve adamları tarafından hortumlanmış.

Kadın kaymakama Türkçe’yi nasıl öğrendikleri sorulduğunda verdiği yanıt ilginç:

“Dokuz yıl dağda, PKK saflarında görev yaptık. Türkçe’yi orada öğrendik.”

* * *

Türkiye’nin bir kesiminde paralar oluk gibi akıtılıyor. Özellikle AKP’li büyükşehir belediyelerinde trilyonlar savruluyor. Seçmenden oy devşirmek için inanılmaz harcamalar yapılıyor.

Öte yanda ise Güneydoğu’da, dağ başlarında konuşlanmış askerlerimiz, birliklerimiz var.

Oralarda onlar vuruluyor, mayına basıyor, şehit oluyor, sakat kalıyor. Elleri kolları, ayakları bacakları kopuyor…

Ve uzaklarda askeri birlikler var. Kartal yuvası gibi dağ doruklarında konuşlanmış.

Güneş tepelerinde, sıcaklık 30’un üzerinde. Fakat su yok.

Su dağın 700 metre yukarısına askerlerin sırtında, ya da katırlarla çıkarılıyor.

İki kilometre boru döşenemiyor. Şu veya bu nedenle döşenemiyor. Ayrıntısını gerçekten bilemiyorum.

Devreye bir mühendis giriyor, “Bunu ben ücretsiz yaparım” diyor.

Türkiye’nin en uç noktasında durum böyle!

Dahası da var! Bir yanda yine seçim malzemesi olarak kullanılan her tarafı çökmüş duble yollar…

Ve öteki uçta askeri birliklerin sürekli kullandığı, ancak asfaltlanmayan ve üzerinde mayınlar patlayan yollar. Onlara para yok çünkü göz önünde değil ve oy getirmez!

Para gerçekten mi yok? Büyükşehirlere var. Oy devşirmeye var. Savurganlığın, hortumun, siyasi amaçla çarçur edilen paraların hesabını soran yok.

Hakkári dağlarının doruklarında ise askere su getirecek para yok. Size somut örneğini verdim, isimleri açıklamadım.

Türkiye böylesini az yaşadı. Bir yanda mayınlar, baskınlar, bombalar, şehitler, yaralılar… Öte yanda vaatler, nutuklar, geziler, düzmece açılışlar, palavralar!..

Ve orada bir askeri birlik var uzakta!.. Gözlerden uzak… Susuz!.. Şehit verdiği binbaşı dün gömüldü. Devlet nerede, hükümet nerede?

16
Haz
07

Ayın vatan haini

İşte  bu  “ADAM”  vatana ihanette  ipini  koparmış  gidiyor…

i2_a2b.jpg




İstatistikler

  • 2,203,615 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Haziran 2007
P S Ç P C C P
    Tem »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930  

En fazla oylananlar