04
Ağu
07

Küçük Hikmet’in kaybolduğu gün

Çaycı ailesi, İstanbul’dan Balıkesir’e doğru yola çıkarken başına geleceklerden habersizdi. Ama yarım saatlik yemek molası hayatlarını altüst etti. 2.5 yaşındaki Hikmet, o gün aniden kayboldu ve bu, adli tarihe ‘Küçük Hikmet Davası’ olarak geçti
6 Kasım 1986… Çaycı ailesi saatlerdir yoldaydı. Ali Çaycı’nın kullandığı Mercedes’te, karısı Ayşegül Çaycı, annesi ve iki kadın akrabası vardı. 2.5 yaşındaki Hikmet, on dakika önce annesinin kucağında uyuyakalmıştı. Aile, saat 11.30’u gösterirken, Gemlik yolu üzerindeki Yıkıntı Restaurant’ın otoparkına girdi. Uyuyan Hikmet, arabada bırakıldı. Ali Çaycı, kapısını kilitleyip otomobilini görebileceği bir masaya oturdu. Sonrasını Ali Çaycı anlatıyor:
“Beş dakika sonra hanımlar tuvaletten geldi. Yemek siparişi verdik. Yemeğe başladıktan beş dakika sonra bir garson pencerenin dibindeki çiçekleri sulamaya başladı. O sürede otomobili göremedik. Sulama bitince yaşlı bir adamın hortumla arabama yaklaştığını gördüm.”
Yaşlı adam, restoranın otopark görevlisi Mümin Sezer’di. Otomobili yıkamasını Sezer’den, garson Levent Akdeniz istemişti.
İşte Mümin Sezer’in anlattıkları:
“Levent, çocuğa da gözkulak ol dedi. Arabanın yanına gelmiştim ki, 100 metre ileride kavuniçi bir Renault durdu. Biri indi. Sağ arka kapıyı açtı. Bir süre açık tutup, kapattı. Ve hızla uzaklaştı. Mercedes’i yıkamaya başladım. Sol ön kapı aralıktı. Su girmesin diye kapadım. Aklıma çocuk geldi. Baktım kimse yoktu.”
Otoparkta bunlar olurken, restoranda Çaycı ailesi garson Durmuş Tekirdaş’tan hesap istiyordu. Saat 11.55’ti… Devamı Ali Çaycı’dan: “Otoparka girerken garsona 500 lira bahşiş verdim. Bu sırada eşimin feryadını duydum. Bana koşuyor ve bağırıyordu: Çocuk yok!”
Ailenin feryadıyla bütün garsonlar ve müşteriler bahçeye çıktı. Herkes dereboyunda ve bahçede küçük Hikmet’i arıyordu. Bu sırada restoranın sahibi Kemal Özlü geldi:
“Lokantanın önüne geldiğimde bir hareket vardı. Garsonlar sırıklarla dereyi arıyordu. Şef garsonumuz Alaaddin Özişler koşarak geldi ve bir çocuk kayboldu dedi. Annesi köprünün üzerinde müthiş bir ıstırapla bağırıyordu.”
Kemal Özlü, restoranın sahibi olan babası Mustafa Özlü şehir dışında olduğu için kendisini sorumlu hissediyordu. Müşterileri sorgulamaya başladı. Biri, bahçede bir çocuk gördüğünü söylüyordu. Tarifi Hikmet’e uyuyordu. Bunun üzerine Kemal Özlü, fazla vakit geçirmeden jandarmaya haber verdi: “Jandarmanın elinde kokudan arama yapabilen köpekler vardı. Çocuğun eşyası köpeklere koklatıldı. Jandarma bütün bölgeyi aradı, ama bulamadı.”
Gemlik Cumhuriyet Savcısı Mevlüt Aydın başkanlığında yürütülen arama çalışmaları, onlarca jandarma eriyle beş gün, geceli gündüzlü devam etti. Hikmet’ten eser yoktu. Beş günün sonunda aramaya son verildi.

Hendekteki çocuk cesedi
Kayboluşudan dokuz gün sonra, Kadir Doğan adlı çiftçi Düzbağlar mevkiindeki zeytinliğinde bir hendeğin içinde çocuk cesedi buldu. Cesedin bulunduğu yer kuşbakışı, Yıkıntı Restaurant’ın 500 metre arkasındaydı. İlk incelemeyi, jandarma ekibiyle birlikte olay yerine gelen adli tabipler yaptı. Cesette ateşli silah ya da bıçak izi yoktu. Tecavüze uğramıştı.
Ceset, Bursa Adli Tıp Kurumu’na sevkedildi. Otopsiyi Adli Tıp Kurumu Uzmanı Prof. Dr. Atınç Çoltu yaptı: “Çocuk, derin bir çukurda bulundu. Ayak uçlarında, dizlerinde ve elbisesinde çamur vardı. Belli ki büyük bir çaba sarfetmiş. Dizlerini dirseklerini dayayarak tırmanmak istemiş. Tırnaklarının içi çamur doluydu.”
Büyükbaba Hikmet Çaycı, cesedi görür görmez tanıdı: Torunuydu… Artık bu bir kayıp değil, cinayet davasıydı. Peki ama katil ya da katiller kimdi? Hikmet’i neden öldürmüşlerdi? Savcı Aydın, işe garsonlardan başladı. Sorgulamalar dört gün sürdü. Basın, ‘Küçük Hikmet Davası’nı manşetten düşürmüyordu. Sorgulamaya devam eden savcıysa sona yaklaştığını düşünüyordu. Sonrasını Kemal Özlü anlatıyor:
“Jandarma ve savcının soruşturması günlerce sürdü. Durmuş Tekirdaş hariç garsonların hepsi olay günü ne yaptığını ispatladı. Çaycı ailesi restorana girdikten sonra ortadan kaybolmuş ve hesap istenene kadar görülmemişti. 15 dakikanın hesabını veremedi.”
Durmuş’un ifadeleri çelişkiliydi. Bir sorguda ‘Çatal siliyordum’ derken, başka sefer ‘Şömineyi yakıyordum’ diyordu. Savcı, Durmuş’u konuşturmayı 19 Kasım gecesi başardı!

‘Elini ayağını bezle bağladım’
Durmuş Tekirdaş suçunu kabul etti. Savcılıkta verdiği ifadesinde de şunları anlattı:
“Bir ara garson Selahattin, Mercedes’i göstererek şu arabaya bak, 50-60 milyon eder dedi. Bu sözler kulağımda çınlıyordu. Arabada çocuğun yattığını duymuştum. Birkaç bez alıp lokantadan çıktım. Kimseye görünmeden meşrubat kasalarının yanına gidip bezleri bıraktım. Maksadım çocuğu kaçırıp ailesinden fidye istemekti. Çocuk çınar ağacının dibinde dolaşmaktaydı. ‘Gel abicim’ diye çağırdım. Bıraktığım bezleri de alarak dere yatağının yanındaki patikadan tepedeki kulübeye götürdüm. Onu burada bağlayacaktım. Ama lokantaya yakındı. Bulurlar diye 100 metre ilerideki çalılığa götürdüm. El ve ayaklarını bezlerle bağladım. Sonra da lokantaya geri döndüm.”
Savcıya göre Durmuş, geceyi beklemişti. Sonrası yine Tekirdaş’ın savcılık ifadesinden: “Bütün gece arkadaşlar olayı konuştu. Geceyarısı, ‘yatacağım’ deyip çocuğun yanına gittim. Ağladığı için sesi kısılmıştı. Battaniyeyle sardım. Duyulmasın diye 50 metre ilerideki çukura bıraktım. Koşarak yatakhaneye geldim.”
Durmuş, savcıya iki gün boyunca çocuğun yanına dört kez gittiğini, bir keresinde tecavüze yeltendiğini de anlattı. Asıl amacı, fidye almaktı. Durmuş’un savcıya söylediğine göre, kaçırdıktan iki gün sonra yani 8 Kasım günü Hikmet’i bıraktığı çukurda ölü bulmuştu. Bir daha da Hikmet’in yanına uğramamıştı.
Durmuş Tekirdaş, 19 Kasım’da tutuklandı. Savcıya göre dosya tamamdı. Suçlu, suçunu itiraf etmişti. Tekirdaş ailesinin avukat tutacak parası yoktu. Bursa Barosu’ndan avukat istediler. Dava artık eski savcı avukat Necdet Öztürk’ündü: “Dosyada çocuğun bunu yapamayacağına dair o kadar somut veri vardı ki, savcı çocuğu nasıl suçlu bulmuş diye düşündüm.”

‘Yargılamadan asalım’
Küçük Hikmet davasına 26 Şubat 1987’de Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Mahkeme önündekiler Durmuş’un yargılanmadan asılmasını istiyordu. Necdet Öztürk’ün aklı ise kaybolan bir tutanağa takılmıştı:
“Gazeteciler olayı şöyle anlattı: ‘Karacabey’den köpekler getirdiler. Köpekler dolaştıktan sonra gelip asfaltın ortasında durdu. Buna dair tutanak düzenlendi. İçimizden bazıları da imzaladı bu tutanağı’ dediler. Ama tutanak dosyada yoktu. Ayrıca otoparkçı portakal renkli bir otomobilin köpeklerin gösterdiği yerde durduğunu söylemiş. Bu araba hiç araştırılmamış.” Savunmanın dikkatini çeken ikinci nokta ise, Çaycı ailesinin tavrıydı. Savunmaya göre Hikmet’in kaybolduğu gün ailenin İstanbul’a geri dönmesi normal değildi:
“2.5 yaşında dünyalar güzeli bir çocuk kayboluyor anne babası, jandarma arandıktan bir iki saat sonra İstanbul’a gidiyor. İfade vermek için dokuz gün sonra geliyorlar. Evlat şefkati, o derenin başında beklemeyi gerektirirdi.”
Ama yargının daha somut delillere ihtiyacı vardı. İlki, Adli Tıp Kurumu’ndan geldi. Otopsiyi yapan Prof. Dr. Atınç Çoltu, iddianamenin aksine Hikmet’in tecavüze uğramadığını tespit etti: “Savcı, Hikmet’in anüs çevresindeki bulguları ırza geçme belirtisi olarak yorumlamış. Oysa Hikmet yarı oturur halde bulunmuştu. Ölümden sonra çekim kuvvetinden kurtulan kan, yer çekimine uygun olarak aşağı iner. Hikmet’te yarı oturur vaziyette olduğu için anüsünde ölüm morluğu meydana gelmiş. Bunun tecavüz olmadığını tespit ettik.”
Durmuş’un hakkındaki iki suçlamadan biri, böylece düşmüş oluyordu. Davanın seyrini değiştiren rapor ise Adli Tıp Kurumu’nun Birinci İhtisas Kurulu’ndan geldi. Kurula göre Hikmet, Durmuş’un söylediği gibi 8 Kasım’da değil, 13 Kasım’da ölmüştü. Yani Durmuş çocuğu ölü bulmuş olamazdı… Üstelik çocuk dokuz gün boyunca çukurda tuvaletini yapmış olmalıydı. Ama çukurda dışkı yoktu…
Savunmanın önemli dayanaklarından biri de, Durmuş’un üç gece çocuğun yanına gittiğini söylemesiydi. Necdet Öztürk bu iddiayı da çürütecekti: “Durmuş, geceyarısı çocuğun yanına gitmiş. Halbuki Hâkim İsmet Eroğlu’yla birlikte aynı yere gündüz zor çıktık. Elektrik kullandı diyelim. Dört yanda Yıkıntı Restaurant’ın sahibi Mustafa Özlü’nün adamları nöbet tutuyormuş. Nasıl görülmedi.”
Öztürk, savunmasını güçlendirmek için Adli Tıp Kurumu’nun Astronomi Birimi’ne başvurdu. Birim, olay anındaki ay hareketlerini saptayabiliyor. Uzman Zehra Başarır’ın verdiği rapor bir kez daha iddianameyi çürütüyordu:
“6, 7, 8 Kasım 1986 günleri olay yerinde ay ışığı yokmuş. Kırsal alanda ayın olmaması zifiri karanlık anlamına gelir ki, bastığınız yeri göremezsiniz. Orada ışıksız yürünemezdi.”
İddianameye son darbeyi yine Adli Tıp Kurumu raporu vurdu. Durmuş çocuğu battaniyeye sarıp iki gece boyunca o hendekte baktığını söylüyordu. Öyleyse battaniyede bölgeye ait bitki parçaları olmalıydı. Ama yoktu.

Ve beraat…
Mahkeme heyeti çürütülen iddianameye rağmen Durmuş Tekirdaş’ı suçlu buldu. Durmuş Tekirdaş, 23 Kasım 1987’de, 13 yıl hapse mahkûm edildi. Savunmanın savaşı bitmedi. Savunma davayı Yargıtay’a taşıdı. İki yıl sonra 14 Kasım 1988’de Yargıtay deliller ışığında Durmuş’un beraatine karar verdi.
Ve Küçük Hikmet davası, suç dosyalarında bilimin ne denli önemli olduğunu göstermesi açısından adli tarihteki haklı yerini aldı.
Adı geçenlerin anlattıkları, dava dosyasındaki ifadelere sadık kalınarak hazırlanmıştır.


‘Fidye ne demek
Necdet Öztürk (Durmuş Tekirdaş’ın avukatı): “Durmuş Ardahan’dan gelmiş bir çocuk. İlkokulu yedi yılda bitirmiş. Savcı, Durmuş’un çocuğu fidyeiçin kaçırdığını iddia etmiş. Hâkimden Durmuş’a ‘fidye ne demek’ diye sormasını istedim. Bilmiyordu.”
Kemal Özlü (Yıkıntı Restaurant’ın sahibi Mustafa Özlü’nün oğlu): “Küçük Hikmet’in kaybolması bizi çok etkiledi. Bir süre sonra babam üzüntüsünden öldü. Hâlâ insanlar buraya geldiklerinde olayı hatırlıyor. Hikmet aranırken, bazı gazeteler babamın yeraltı dünyasıyla ilişkisi olduğunu ve bu olaya karışmış olabileceğini yazdı. Bu haberleri babama okuduğumda bana ‘Oğlum gazeteler yalan yazmış, ben yerin altına hiç girmedim ki’ diyordu. O, yeraltı deyince yerin altında insanların yaşadığını zannediyordu.”
Zehra Özlü (Yıkıntı Restaurant’ın sahibi Mustafa Özlü’nün kızı): “Durmuş, restoranda komiydi. Kendi halinde, itiraz edemeyen bir çocuktu. Babamın malvarlığı da güzeldi. Ben Ankara’ya yerleşmeden önce hep beraber çalışıyorduk. Benim de çocuklarım onun yakınındaydı. Eğer Durmuş böyle birşeyi yapacak olsaydı benim çocuklarımı kaçırırdı.”


BUGÜN
Durmuş Tekirdaş: Yıllarca işsiz gezdi. Birkaç yıl önce evlendi. Şimdi gemilerde komilik yapıyor.
Yıkıntı Restaurant: Olaydan sonra neredeyse bütün müşteriler restorandan elini ayağını çekti. Mustafa Özlü, kısa bir süre sonra vefat etti. Aile iflasın eşiğine geldi.
Ali Çaycı: İstanbul’da ticaretle uğraşıyor. Oğlu Hikmet’le ilgili olarak hâlâ konuşmak istemiyor.


6 Responses to “Küçük Hikmet’in kaybolduğu gün”


  1. 1 kaan
    Mart 20, 2012, 12:09 pm

    Ben bu olayı çok iyi hatırlıyorum. Suçluların kim olduğunu,dönemin Bursa Jandarma Alay komutanı,Bursa Valisi Zekai Gümüşdiş ve Cavit Çağlar çok iyi biliyorlar.Hatta zavallı bebek hikmet’in aileside biliyor. Sorgulanmayan konu ailenin kime yüksek miktarda borcu olduğudur.!

  2. 2 kaan
    Mart 20, 2012, 10:26 pm

    İlaveler yapmak istiyorum çünkü içim rahat etmeyecek. O dönemde görevlendirilmiş ve bu olayı takip etmiştim bir gazete muhabiri olarak. Öncelikle şunu belirteyim, Hikmet bebek o bahsedilen Reno otomobille oradan kaçırılmış ve sonradan bulunduğu yere bırakılmıştır. Bulunduğu yer yıkıntı restorana yürüyerek 6-7 dakika mesafede,dolayısıyla köpeklerinde yardımıyla aranmıştı ve oraya kaçırılmış olsaydı eğer bulunmaması mümkün değildi. Köpeklerin durdukları yer ile ilgili tutanak ve sonradan kayboluşunun ardında Jandarma Alay komutanının parmağı vardır. Bu da çocuğun öldükten sonra getirilip bulunduğu yere bırakıldığı ve Dursun isimli garsonun üzerine yıkıldığı bir gerçektir. Belkide para karşılığı başta suçu üzerine almıştır. Bursa ağır ceza mahkemesinde alakasız kişiler ifade vermiştir. Kısaca Hikmet bebeğin ailesi,başta babası ve dedesi kimlerce ve ne amaçla kaçırıldığını gayet iyi biliyorlar. Onlarda enaz kaçıranlar kadar suç ortağıdır.. Buarada hikmetin bulunduğu yerden biraz daha ötede ufak bir barakavari (içerisinde kazma kürek bulunan) bir yapıya bırakılmış olma ihtimalide vardır. Çocuk büyük ihtimal açlıktan ve soğuktan donarak ölmüş olabilir. Ufacık bir bebeğin hayatına kastedenleri Allah ıslah etsin (umarımda cezalarını bu dünyadada vermiş olsun). Ha son olarak vali Zekai efendi bazı gazetecilere olayın üzerine gitmemeleri ricasında bulunmuştu,çünkü suçluları bulmak üzereydiler. Gazeteciler ricayı geri çevirdiler bu defa gazete patronları bu olayla ilgili haberleri yayınlatmayıp olayın örtbas edilmesine sebep oldular..
    Her birini ALLAH ISLAH ETSİN!

  3. 3 81ag803
    Ekim 23, 2012, 11:00 pm

    dün akşam trt de izledim bu olyı ve aklımdan çıkmıyor nasıl bir insanlık ya inanamıyorum ve nasıl bir aile neden üstüne gidilmedi bu olyın yada gittilerde kim durdu engel oldu neden açığa çıkmadı bir sürü olaylar açığa çıktı kaç asker suçlularki cezaevinde bence şimdiki savcılar şikesiz dürüst bu olyı tekrar açığa çıkarmalı yavrum kimbilir nasıl can verdi anne diye diye kıyame bu gibi şerefsizlerin olduğundan yaklaştığı aşikar

  4. Haziran 17, 2016, 2:10 am

    Haberi yapanı tebrik ederim.17/25 aralık tepelerinde adı geçen ve Berber Yaşar olarakta anılan Baron Yaşar AKTÜRK olay günü yıkıntı Restorantın da değilmiydi !.Neden baron’un adı geçmiyor !. Ali Çaycı Baron’un has ve yakın adamı olmakla beraber Turizm işletmeciliği adı altında otobüs şöförlüğü yapar.Otobüsler berber YAŞAR’A çalışır İstanbul-Sofya arası ve dolayisiylede İsviçre Zürich. İddialara arasında küçük hikmet öldürülmeden önce cavit çağlar ve tansu çiller vede önemli diger kişilere ait ALTIN-DÖVİZ,yani oldukça yüklü miktarda değişik paralaralar otobüsün ZULA tabir edilen yerlerindedir ve Sofya üzerinden İsviçreye uçakla gidecektir.Ancak ne hikmetse ayarlanmış olan geç saatlerde otobüs edirne dolaylarında devrilir ve zulalardaki paralar ve altınlar ortadan kaybolur…. Doğru verseniz haberi olmazmı !.


  1. ankara avukatları Nis 18th, 2016, 12:59 pm yazısı için Geri İzleme tarafından yapılan yorum
  2. avukat Nis 30th, 2016, 1:07 am yazısı için Geri İzleme tarafından yapılan yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.304.234 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Ağustos 2007
P S Ç P C C P
« Tem   Eyl »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: