01 Tem 2008 için arşiv

01
Tem
08

Polis darbesi

Trabzon,Ankara ve İstanbul’da gözaltılar sürekli artıyor, çok sayıda büro ve ev basıldı.

 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla bugün saat 07.00 de başlatılan eş zamanlı operasyonla 25’i aşkın kişi gözaltına alındı. Hurşit Tolon, Şener Eruygur, Mustafa Balbay ve Sinan Aygün’ün de aralarında bulunduğu gözaltıların sayısı sürekli artıyor. En son Emekli Jandarma Tuğgeneral Levent Ersöz’ün de gözaltına alındığı öğrenildi. 
Yargıtay Cumhuriyet eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun da arandığı haberleri ise ortalığı karıştırdı.   

Gözaltına alınan diğer isimler arasında Tercüman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, Ati Teknoloji Özel Sağlık Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Şirketi Genel Müdürü Prof. Dr. Ercüment Ovalı, USİAD Genel Sekreteri Birol Başaran, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Kurucu Başkanı Adnan Türkkan ve gazateci yazar Erol Mütercimler de var.

Turhan Çömez’in evi de basıldı
Eş zamanlı olarak başlatılan operasyon kapsamında polis Turhan Çömez’in evine de baskın yaptı. Aramalar sonrasında Turhan Çömez’in evde olmadığı anlaşıldı. Emekli tuğgeneral Levent Ersöz’ün de arandığı gelen bilgiler arasında.

Arcayürek’ten açıklama
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Cüneyt Arcayürek, Cumhuriyet gazetesinin başta imtiyaz sahibi İlhan Selçuk olmak üzere bu ülkeyi çok sevmekten ve korumaktan başka hiçbir asli amacı olmadığını belirterek, ”Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kuvvetleri bir araya gelse Cumhuriyet gazetesini yıldıramaz” dedi.

Arcayürek ”300-500 metre ilerideki Anayasa Mahkemesinde kapatma davası görülüyor. Savcının sözlü ifadesi başladı. Bu garip bir tesadüf mü? Suçlular dışarıda, gazetenin içinde değil” şeklinde açıklamasına son verdi.

Atatürkçü Düşünce Derneği arandı
Cumhuriyet Gazetesi’ne ve gözaltına alınan kişilerin evlerine ve ofislerine yapılan aramaların ardından İstanbul ve Ankara’da ADD binalarına baskın yapıldı. Daha önce Genel Merkez binasına yapılan baskınla ilgili öğrenilen bilgilere göre ADD üyelerinin kimlik bilgilerine ve iletişim adreslerine el konuldu.

Aygün bırakılmadı
Sinan Aygün’ün gözaltına alınmasından sonra açıklama yapan basın danışmanı, Aygün’ün sadece ifadesine başvurulduğunu ve kısa sürede açıklama yapacağını bildirmesinin ardından Sinan Aygün yoğun güvenlik önlemleri altında polis aracında ATO’ya getirildi.

Polislerin kolunda içeriye giren Sinan Aygün’ü görüntülemek isteyen basın mensuplarına polis müdahale etti. Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nün görüntü ve açıklamayı engellemek için yaptığı müdahale sonrası ATO girişinde gerginlik çıktı. Operasyonun olduğu bütün bölgelerde Emniyet Müdürlüğü güvenlik önemlerini artırdı.

Sinan Aygün girişte yaptığı açıklamada “neyle suçlanıyorsunuz?” sorusuna “Atatürk’ü, Cumhuriyet’i sevmekle suçlanıyorum” dedi.

Muammer Güler: Polis gerekeni yaptı
Ergenekon Soruşturması ile ilgili ilk görüş bildirenlerden İstanbul Valisi Muammer Güler, gerçekleşen gözaltıların, adli bir işlem olduğunu söylerken, Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da ‘Ergenekon soruşturması kapsamındaki son gözaltıları, “Yargı kararlarına herkesin saygı göstermesi gerekir” diye değerlendirdi.

İzin kimden alındı belirsiz
ANKA’ya konuşan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Ergin, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerle ilgili kendisinin herhangi bir talimatı olmadığını vurgulayarak, “Geniş Yetkili Ağır Ceza’nın kontrolünde yapılıyor. Bana bilgi verilmesi gerekirdi. Bunu ayrıca araştıracağım diye konuştu.

Ergin’in verdiği tepkinin basın mensuplarınca Fırat’a hatırlatılması üzerine ”İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın gözaltılarla ilgili haberi yokmuş” diyen gazeteciye, ”Öyle şey olur mu? Talimat vardır. Polis kendi başına yapmaz” diye karşılık verdi.

Bu arada Erdoğan bugün yaptığı açıklamada izinle ilgili larak 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ni işaret etti.

Asker cephesi
İki üst düzey emekli generalin gözaltına alınmasından sonra Genelkurmay’dan herhangi bir açıklama gelmedi. Her iki orgeneralin de askeri lojmanlardan alınması, Genelkurmay Başkanlığı’nın izni olduğu ihtimalini güçlendiriyor. Ancak gelen haberler arasında lojmanlarda görev yapan koruma askerlerle polis arasında gerginlik çıktığı, polisin arama izin belgelerini göstererek korumaları ikna ettiği belirtiliyor. Genelkurmay’dan da izin belgesinin alındığı söyleniyor.

Askeri Yargıtay Eski Genel Sekreteri ise gözaltılarla ilgili “Genelkurmay’dan izin alınması gerekmiyor” dedi.

01
Tem
08

Yalçınkaya’dan sözlü açıklama

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı: ‘AKP şeriat düzeni kurmak istiyor.’

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya AKP hakkındaki kapatma davası kapsamında Anayasa Mahkemesi heyetine 1.5 saatlik bir sözlü açıklama yaptı. Bugün sabah saat 10.00’da sözlü açıklaması için arka kapıdan Anayasa Mahkemesine gelen  Yalçınkaya, Anayasa  Mahkemesi’nden saat 11.30’da ayrıldı.

Yalçınkaya, herhangi bir ek delil sunmadığı konuşmasında AKP’nin “şeriat düzenini kurmak istediğini ve bu konuda açık ve yakın bir tehlike bulunduğunu” ileri sürerken Venedik Kriterleri’nin de bu kapatma davasında uygulanamayacağını söyledi. Yalçınkaya’nın, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın, ”Atatürk devrimleri Türk toplumunda travma yarattı” şeklindeki sözlerini de örnek olarak aktardığı öğrenildi.

Abdurrahman Yalçınkaya, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliğinin iptal edilmesinin de iddialarını ortadan kaldırmayacağını, aksine kuvvetlendirdiğini kaydetti.

Yalçınkaya, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin ”terör örgütlerine mali destek sağladığından şüphelenilen isimlere yer verdiği” listede yer alan Suudi iş adamı Yasin El Kadı ile ilgili iddialara da değindi.

Bunların yanında, Fethullah Gülen’in yargılandığı davada beraat etmesinin sonucu değiştirmeyeceğini ileri süren Yalçınkaya’nın, ”Gülen’in beraat etmesi dini bir cemaat lideri olduğu gerçeğini değiştirmez” dediği öğrenildi.

Bundan sonraki süreç
Cemil Çiçek ve TBMM Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ’dan oluşan AKP heyeti, 3 Temmuz Perşembe günü sözlü savunma yapacaklar. Bu sürecin ardından, Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekse davalı AK Parti ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.
Raporun, Anayasa Mahkemesinin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç toplantı gününü belirleyecek. Üyeler, belirlenen günde bir araya gelerek, kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

Anayasa’ya göre, bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesinin 11 asıl üyesinin en az 7’sinin oyu gerekecek.

01
Tem
08

Latife Tekin konuştu

“Bunlar iktidar sarhoşu olmuş, herkesi susturabileceklerini sanıyor”KARABÜK Belediye Başkanı AKP’li Hüseyin Erer’le gerginlik yaşayan yazar Latife Tekin, festivale alkollü şekilde katıldığı iddialarına Bodrum’dan yanıt verdi, “Bana sarhoş diye iftira atanlar, aslında iktidar sarhoşluğuna kendilerini kaptırıp, herkesi susturabileceklerini sanıyor” dedi.

Karabük Kültür Sanat ve Sanayi Festivali kapsamında düzenlenen `Kentleşme Sanayi ve Edebiyat’ konulu konferansa katılan yazar Latife Tekin’in hükümeti ve AKP’nin enerji politikasını eleştirmesine kızarak, kürsüden inmesini isteyen Başkan Hüseyin Erer’in tavrı tartışılırken, Bodrum’daki 400’e yakın Karabüklü adına, Gümüşlük Akademisi Vakfı’nda Yazar Tekin’i ziyaret eden yüksek mimar 58 yaşındaki Türker Çarga ile emekli uzman veteriner 63 yaşındaki Bora Erdem, çiçek verdi. Çarga ve Erdem, yazardan, Karabüklüler adına özür diledi.

Çarga, Karabük’ün Türkiye’de modernleşme ve çağdaşlaşmada, önemli adımlarda Türkiye’nin ilklerini gerçekleştirdiğini ve yaşadığını belirterek “Anneannem 1960 yılında ilk futbol seyircisiydi, Türkiye’nin ilk tenis kortu Karabük’te yapıldı, ilk bilardosu, ilk bandosu, ilk radyosu yine Karabük’te kuruldu. Türkiye’de birçok başarılı işe imza atan aydınlar yetişti. Ancak hiçbir zaman bir yazarın susturulmaya kalkışılacağı, buna cesaret gösterileceği aklımızın ucundan geçmezdi. Bunlar gerçek Karabüklüler olamaz. Bu davranıştan utanç duyuyoruz ve Sayın Tekin’den özür diliyoruz” dedi.

Başkan Erer’in kürsüye alkollü çıktığını öne sürdüğü Gümüşlük Akademisi Vakfı Genel Sekreteri Yazar Latife Tekin ise bir nükleer enerji santrali kurulmak istenen kentte halk bilgilendirilmeden, bilinçlendirilmeden yatırım yapılmaya çalışılmasına tepkisinin doğal olduğunu söyledi. Tekin, şöyle konuştu:

“Ülkemin insanı zehirlenecekse, ülkemin insanının ve doğasının geleceği tehlikeye atılacaksa, hükümet ve yerel yöneticiler de bu durumda sessiz kalıp, halkı bilinçlendirecekleri yerde, halkı aldatmaya, uyutmaya, zehirli suları içirmeye devam edeceklerse bir yazar, üstelik her türlü baskı altında tutulmaya çalışan bir kadın yazar olarak konuşmamdan, halkıma doğruları anlatmaktan başka doğal bir şey olamaz. Başkan Erer’in iddia ettiği gibi ben alkollü değildim, asıl bunlar iktidar sarhoşluğuna kapılarak kendilerini kaybetmişler ki en tehlikeli sarhoşluk iktidar sarhoşluğudur. Bana sarhoş diye iftira atanlar, aslında iktidar sarhoşluğuna kendilerini kaptırıp herkesi susturabileceklerini sanıyor. Umarım bu yaşanan olay AKP’nin deyimi ile hayırlara, toplumun daha şeffaf olması için baskıların sona ermesine vesile olur. Bu nedenle bu tür tepkilerle bu ülkenin aydınlarını, beni susturacaklarını sanıyorlarsa çok yanılıyorlar. Ayrıca yaşanan bu olayı tüm AKP’li belediye başkanlarına mal etmek gibi bir düşüncem olmadığını da belirtmek isterim.”

01
Tem
08

TSK’ya kimler, neden saldırıyor?

Birkaç gün önce Genelkurmay bir açıklama yaptı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) “bilinçli” ve “planlı” saldırı düzeni içinde olan çevrelerden bahsederek, bağımsız yargı mekanizmalarını göreve çağırdı… Bazı yazar arkadaşlarımız da Genelkurmay’ın “kendi kendine kuruntuya” kapıldığını iddia eder nitelikte yazılar kaleme alarak, yaşananların “daha demokratik” bir toplumun gereği olduğunu belirtti… Bu tespitler sonrası soralım; TSK’ya kimler, neden saldırıyor ve “yıpratma kampanyası” yürütüyor?

Adım adım gidelim…

1- Bill Clinton Mayıs 1997’de “Yeni bir Yüzyıl için Ulusal Güvenlik Stratejisi” adı verilen belgeyi imzaladı. Belgenin özü “ABD çıkarlarına dayanan ekonomik milliyetçiliğin”, gerekirse silah gücüyle dünyaya egemen kılınması üzerine bina edilmişti. Aynı belgede Türkiye ve bulunduğumuz bölge ile ilgili şu cümleler yar aldı; “…iki yüz milyon varillik petrol rezerviyle Hazar Denizi bölgesi (Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kafkasya, İran, Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu) dünyanın artan enerji talebini karşılamada önemli bir rol oynamaya adaydır… Kendi petrol kaynaklarımız tükeneceğinden bu bölgedeki kaynaklara ulaşmak, ABD’nin yaşamsal çıkarlarından biridir…”

2- Bölgedeki dinamiklerin ve ABD’nin tavrının değiştiğini düşünen Türk Genelkurmay’ı, 1997’de “Milli Askeri Strateji Konseptini (MASK)” değiştirdi ve “aktif güvenlik politikası, bölgenin bağımsızlığı, TSK’nın modernize edilerek bağımlı olduğu noktaların tespit ve iyileştirilmesi” gibi dinamiklere farklı bakmaya başladı. Bu değişim aslında “Ortadoğu’da yerleşme” derdini yavaş ortaya döken ABD’nin ne yapmak istediğini “ilk algılayan yapı” olma özelliğinden kaynaklanıyordu.

3- MASK’ın değişmesi ABD’yi herkesten fazla rahatsız etti. ABD, TSK’nın “bölgede barışçıl merkezli bir yapıya sıcak bakmasından ve kararların Brüksel veya Washington yerine Ankara’dan alınmasından” ciddi anlamda rahatsız olmuştu. Ayrıca MASK’ın ABD’ye danışmadan değiştirilmesi “eleştiriliyor” ve şu ifade kullanılıyordu; “…Türkiye’nin bölgede bağımsız bir güvenlik faktörü olarak güçlenmesi ve artan askeri gücü, bölgedeki istikrarsızlığı artırmaktadır…”

4- Aynı dönemde yazılan sorgulamaya yönelik ABD makamlarının raporlarında “Türkiye’nin 2015 yılına kadar alacağı tavrın ve ülke içindeki gelişmelerin” ABD’nin “ana çıkarlarının” bulunduğu Büyük Ortadoğu bölgesinde belirleyici olacağı belirtiliyordu…

5- Bütün bunlar olurken Türkiye 1999-2001 arasında tarihinin en büyük “finansal manipülasyonu” ile karşı karşıya kaldı. 57. Hükümet “pasifize” edilip Kemal Derviş’e teslim edilirken, koalisyon ortağı partiler siyasi dinamik içinde eridi. “Türkiye’nin değerlerinin tasfiye edilmesi süreci” başladı.

6- “TBMM’den geçmeyen tezkere” ve TSK’nın ABD’nin istekleri doğrultusunda “Büyük Ortadoğu projesine” (BOP) dahil edilememiş olması Okyanus ötesindekileri daha da kızdırdı. 2004 yılının Nisan ayında BOP’u anlatan ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel “…Irak; Türkiye, Pakistan ve diğer İslam Cumhuriyetleri gibi bir İslam Cumhuriyeti olacak…” dedi.

7- Ortadoğu ve Orta Asya’da “kendi amaçları doğrultusunda” TSK’yı “tasarrufu” altına almak isteyen sadece ABD değildi… Avrupa Birliği (AB) de aynı amaçta birçok giriş yaptı ve maalesef kağıt üstünde bazı kazanımlar elde etti… Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül (bu arada hatırlatalım; bazı çevrelerin Cumhurbaşkanı adayı) 2005 yılında AB Savunma Bakanları Konseyi toplantısına katıldı ve “Türkiye’nin AB muharebe guruplarında” yer almasını öngören anlaşmayı imzaladı. Bu anlaşmaya göre; Türkiye, karar mekanizmalarında yer almayacak ama “AB’nin herhangi bir bölgedeki olaylara müdahale etmesini” sağlamak amacıyla oluşturulacak yapıya “güç” verecekti.

8- Türkiye’de “Ilımlı Din Devleti” kurmak isteyenler, Sorosçular, rejimle “düellosu” olanlar ve Devlet düşmanı eski “bazı fraksiyon mensupları” yukarıdaki dinamiklerle eşzamanlı harekete geçti ve TSK’ya “saldırı” da yerlerini aldı.

Son söz: Bugün Türkiye’de kim “Türkiye’yi kökünden değiştirmek-bölmek-kendine uydurmak” istiyorsa karşılarında tek ciddi engel var; TSK… Saldırmasınlar da ne yapsınlar! Not: TSK’ya en ağır “saldırıyı” yapan yayın organlarında ABD’deki “işini gücünü bırakıp” apar topar Türkye’ye gönderilen bir bayan çalışıyor. Bu ablanın derdi neydi sizce Washington’dan koşarak Türkiye’ye geldi ve en önemlisi bu ablanın Amerikalı eşi “ne iş” yapıyor!!

01
Tem
08

Taraf’ın köstebeği asteğmen çıktı !

Dağlıca Tabur Komutanlığı’na yapılan terörist saldırıya ilişkin Taraf gazetesinde yayımlanan istihbarat raporunun, taburda görev yapan bir tabip asteğmen tarafından sızdırıldığı belirlendi. Akşam Gazetesi’nin haberine göre, Askeri savcılık tarafından hakkında yasal işlem başlatılan ve adı sır gibi saklanan tabip asteğmenin, istihbarat raporunun yanı sıra Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik’in YouTube’a düşen ses ve görüntü kayıtlarını da sızdıran kişi olduğu tespit edildi. “Köstebek” tabip asteğmenin saldırıdan 9 gün önce hazırlanan “gizli gizlilik” dereceli istihbarat raporunu, terhis olduktan sonra sızdırdığı öğrenildi.

TERHİSTE YANINDA GÖTÜRMÜŞ

Geçen yıl 17 Ekim’de gerçekleşen, 13 askerin şehit edildiği, 8 askerin kaçırıldığı Dağlıca baskınına ilişkin istihbarat raporunun medyaya sızmasının ardından Genelkurmay Başkanlığı’nın başlattığı jet soruşturma tamamlandı. İsmi açıklanmayan tabip asteğmen hakkında “askeri gizli bilgileri sızdırmak” suçundan yasal işlem başlatıldı. ‘Köstebek’ asteğmenin, görüntü ve ses kayıtları ile istihbarat raporunu, terhis olurken beraberinde götürdüğü anlaşıldı.

RAPOR BARDAĞI TAŞIRDI

Jandarma Genel Komutanlığı’nın, PKK’nın Dağlıca’ya saldıracağını 9 gün önceden haber veren istihbarat raporu, soruşturmanın derinleştirilmesine ve asteğmenin ortaya çıkarılmasına yol açtı.

Genelkurmay Başkanlığı, belgenin medyada yayınlanmasının ardından istihbarat raporunun varlığını doğrularken, “Mesajın nereden ve kimler tarafından dışarıya sızdırıldığı tespit edilmiş ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlem başlatılmıştır” açıklamasını yapmıştı.

VAN’DA YARGILANACAK

Tabip asteğmen, Dağlıca taburunun görev bölgesi nedeniyle Van Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde yargılanacak. Dağlıca Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik, Afyonkarahisar’da konuşlu İkmal Komutanlığı’na Lojistik Şube Müdürü olarak atandı

01
Tem
08

AB AKP’nin kapatılmasına hazırlanıyor

Lüksemburg Başbakan Yardımcısı, Anayasa Mahkemesi AKP’nin kapatılmasına karar verse dahi Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerinin sürebileceğini, müzakerelerin AKP ile değil Türkiye ile yapıldığını söyledi.

 Dışişleri Bakanı Babacan, Ankara’ya çalışma ziyaretinde bulunan Lüksemburg Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Göç Bakanı Jean Asselborn ile Dışişleri Bakanlığında bir araya geldi. Görüşmenin ardından ikili bir basın toplantısı gerçekleştirdi.


Yetkili değilim

AK Parti ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nde bir kapatma davası olduğunun hatırlatılması ve bu durumda Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin devam edip etmemesi ile ilgili görüşlerinin sorulması üzerine Asselborn, öncelikli olarak konunun Türkiye’nin bir iç meselesi olduğunu ve konunun Avrupalı bir bakan olarak yetki alanında olmadığını vurguladı.


Ama…

Kapatma davasının müzakerelere olası etkileri hakkında, “Biz, AB olarak Türkiye ile müzakere kararı aldık ve Anayasa Mahkemesi, parti kapatma kararı alsa bile, müzakereler kesilemez diye düşünüyorum. Çünkü biz müzakere kararını Türkiye ile aldık. Her iki taraf da yoluna devam etmeli. Ne zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın müzakereleri sürdürmeli ve tamamlamalı” şeklinde konuştu.


Özellikle iç basında AKP’nin kapatılması ile ilgili üretilen felaket senaryolarının en önemli başlığı olan müzakereler hakkındaki bu ifadelerin pek çok yayın organında sansürlenmesi dikkat çekti.


Sorunun en kısa sürede çözüleceğini umduğunu da dile getiren Asselborn,”Eminim ki, Türkiye hukukun üstünlüğünü temel alarak bir çıkış yolu bulacaktır” ifadelerini kullandı.

Üyelik sürecinin AB için de çok önemli olduğunu söyleyen Asselborn her iki tarafın da sorumluluklarının olduğunu kaydetti ve Türkiye’nin reform sürecinin devam etmesi gerektiğini söyledi.

 


İngiltere de “müzakereler devam etmeli” dedi

İngiltere Parlamentosu’nun İş Dünyası ve Girişimcilik Komisyonu, hazırladığı raporda, “Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci askıya alınırsa, bunun için ortaya konan neden her ne olursa olsun, ülke halkı bu kararın, nüfusunun Müslüman olması dolayısıyla alındığını düşünecektir” ifadelerine yer verildi. Raporu hazırlayanlar, bu hassasiyetlerinin nedenini de “AB’nin Türkiye’nin kendisine sırtını dönmesinin yaratacağı ekonomik ve siyasi sonuçları göze alamayacağı” sözleriyle ele verdiler.

Komisyon raporunda, AKP hakkında açılan kapatma davasının bir krize yol açtığını ancak krizin yasal çerçeve içerisinde sürdüğünü ifade etti.

Raporu hazırlayan komisyonun başkanı Peter Luff, “Bazı Avrupa Birliği ülke liderlerinin Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili söyledikleri göz önüne alınırsa, Türkiye’de neden AB üyeliğine desteğin azaldığı anlaşılabilir” dedi.

01
Tem
08

Ampulü söndürün

image Emekçiler “ampülü söndürelim” çağrısı yaptı

BEDAŞ önünde EMO ve tüketici dernekleri, “Zam tiryakisi ampulü söndürelim” çağrısı yaparken, elektriğin yeniden kamulaştırılması gerektiğini vurguladılar.

Elektrik Mühendisleri Odası, tüketici dernekleri ve bazı kitle örgütleri İstanbul’da elektrik zammını protesto etti. Yapılan ortak basın açıklamasında, “Zam tiryakisi ampulü söndürelim” çağrısı yapıldı.  Elektrik Mühendisleri İstanbul Şubesi, Enerji, Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası İstanbul Şubesi, Tüketici Dernekleri Federasyonu, Tüketici Koruma Derneği üyeleri Beyoğlu’ndaki BEDAŞ Genel Müdürlüğü önünde toplanarak elektrik zammını protesto ettiler. Grup adına EMO İstanbul Şube Başkanı Erhan Karaçay bir basın açıklaması yaparken, protestoda “Elektrik zammına hayır” pankartıyla, “Ampul zammına son”, “Enerji yaşamdır, sermayenin kâr hırsına terk edilemez”, “Ucuz, güvenli ve temiz enerji için yeniden kamulaştırma”, “Zam tiryakisi ampulü söndürelim” dövizleri taşındı.

Kamu malları yağmalanıyor

Karaçay yaptığı açıklamada, AKP iktidarının vatandaşları tasarrufa alıştırmak için elektriğe zam yaptığını açıkladığını ifade ederken, doğumdan ölüme kadar gerekli olan elektrik enerjisinin aynı zamanda her sektör için temel girdi maddesi olduğunu kaydetti. Karaçay, AKP’nin beş yıldır zam yapmadığını söyleyerek halktan oy topladığını, şimdi de zam üstüne zam yaptığını belirtirken, Yüksek Planlama Kurulu’nun 14 Şubat 2008 tarihinde elektrik zammını otomatiğe bağladığını hatırlattı. Bu uygulamanın elektriğe yılda üç kez zam yapılmasını beraberinde getirdiğini söyleyen Karaçay, yapılan açıklamanın devamında şu sözlere yer verdi: “Halkın, kamunun malı olan tüm varlıklarımız özelleştirme adı altında yağmalanırken elde kalan dağıtım şirketleri de özelleştirme kapsamına alınmıştır. Doğası gereği üretimi, iletimi, dağıtımı merkezi planlama ile yapılması gereken enerji sektörü piyasalaştırılarak sermayenin acımasız kâr hırsına terk edilmektedir. Açlık sınırının altında olan asgari ücrete 1 Temmuz’da yüzde 5 zam yapılırken temel gereksinim yapılan elektriğe yüzde 30’a varan zam yapılması enerjinin ulaşılamaz bir tüketim malzemesi haline getirildiğinin açık kanıtıdır.”

Karaçay, basın açıklamasına imza atan kurumlar olarak enerjiden suya kadar özelleştirmelere karşı meşru mücadele haklarını kullanacaklarını vurgularken, elektriğe yapılan zammın iptali için yargıya başvuracaklarını kaydetti. Basın açıklamasının okunmasının ardından grup, “Elektrik haktır satılamaz”, “Ampulü söndürün” sloganları attı.

01
Tem
08

En kazık Türkiye

image

Yapılan son zam ile Türkiye’de elektrik halka tüm Avrupa Birliği ülkelerinden daha pahalıya ulaşıyor.

 Bu günden itibaren yürürülüğe girecek olan elektrik zammının fiyatları AB ortalamasına yükselttiği ve bu yüzden de zammın abartılı olmadığı söyleniyor.  Gerçekte, son zamlarla birlikte Türkiye’de elektriğin fiyatı, yüz kilovat saat için AB ortalamasının 1,5 Avro yani yaklaşık yüzde 15 üzerine çıkmış durumda. Ancak bundan daha da önemlisi, karşılaştırma yapılırken ülkelerin kişi başına milli gelir düzeyleri dikkate alındığında, Türkiye vatandaşları için elektriğin tüm AB üyesi ülkelerin vatandaşları için olduğundan daha pahalı hale geldiği görülüyor.

 

Ülkelerin kişi başına milli gelir düzeyleri ve elektrik fiyatları kullanılarak, ortalama gelir düzeyindeki bir vatandaşın yılda kaç kilovat saat elektrik satın alabildiği hesaplandığında, Türkiye listenin en sonunda yer alıyor. Listenin en başında olan Fransa’da ortalama gelir düzeyine sahip olan bir vatandaş, ortalama gelir düzeyine sahip bir Türkiye vatandaşının dört katından fazla elektrik satın alabiliyor.Uzmanlar ısınma, aydınlatma, ulaşım gibi toplumsal hizmetlerde devletin konuyu halkın alım gücüne havale edemeyeceğini, elektrik fiyatlarında gelişmiş batılı ülkelerle Türkiye’nin aynı fiyatları uygulamasının kabul edilemez olduğunu belirtiyorlar. Enerji üretimindeki bağımlı politikaların ve özelleştirmelerin bugünkü duruma yol açtığı da ileri sürülürken, bugün AB üyesi olan üç eski Sovyetler Birliği cumhuriyetinin ülkenin halkın tepkisinden korktukları için daha önce çok düşük olan elektrik fiyatlarını şağı düzeylerde tutmak zorunda kaldıkları da ifade ediliyor. Estonya, Letonya ve Litvanya’da elektrik fiyatları AB ortalamasının çok altında.

Avrupa ülkelerinde durum

 

 000_elektrik_371549101.jpg

01
Tem
08

Arcayürek açıklama yaptı

 


Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın gözaültına alınmasının ardından gazetenin yazarlarından Cüneyt Arcayürek basın açıklaması yaptı.




Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınmasının ardından gazetenin yazarlarından Cüneyt Arcayürek açıklama yaptı. Arcayürek, Balbay’ın gazetecilik adına elinde olan evraklarına ve bilgisayarına el konulduğunu söyledi. Cumhuriyet gazetesinin Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaktan başka bir amacı olmadığını savunan Arcayürek gözaltıların Cumhuriyet Başsavcısı’nın AK Parti kapatma davasıyla ilgili sözlü savunmasını yaptığı günde yapılmasının ise dikkat çekici olduğunu belirtti. Arcayürek, “Cumhuriyet gazetesini kimse yıldıramayacaktır. Suçlular Cumhuriyet gazetesinde değil, dışarıdadır. Onlar da gün gelecek hesap verecektir.” diye konuştu.

 

Cumhuriyet gazetesi avukatı da arama kararının 29 Haziran’da alındığını ancak dün aynı gün veya 30 Haziran’da aramanın yapılmadığını açıkladı.




İstatistikler

  • 2.253.725 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2008
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

En fazla oylananlar