01
Eyl
08

Atatürkçülük solculuk, Atatürk düşmanlığı sağcılıktır!

Bak şu konuşana!

Türkiye’de sol üzerine yapılan tüm tartışmaların dönüp dolaşıp geldiği nokta her zaman Atatürk ve Atatürkçülük olmuştur. Bu da normaldir zira Atatürk Türk Solu’nun kurucusu ve lideridir. Ve bu sadece bizim iddiamız değil bütün dünyanın kabul ettiği bir gerçekliktir.

Buna rağmen ülkemizde “Atatürk solcu muydu” tartışması çeşitli dönemlerde ve farklı dozlarda da olsa hep önümüze konmuştur.

Atatürk’ün solculuğunu gizlemek isteyenler çeşitlidir. Ama bunu yapanları birleştiren temel çerçeve hep Batıcılık olmuştur. Batıcılıktan beslenen Türkiye’nin sağcı geleneği Atatürk’ü hep reddetmiş, kimi zaman Batıcılıkla kimi zamansa diktatörlükle suçlamıştır.

Batıcılığın sol kolu ise Atatürk’ü küçümsemeyi ve Atatürkçülüğün solculuk olduğu gerçeğini reddetmeyi seçmiştir. Bu reddiyenin kaynağı ise genellikle 19.yy Marksizmi’dir. Atatürk, Marksizmin bu dönemdeki Avrupacı yorumuna göre bir devrim yapmamıştır ve o nedenle de solcu ve sosyalist değildir!

Atatürk’ün açtığı Ulusal Kurtuluş çağı ile birlikte ezilen dünyanın pek çok ülkesinde Marksist teorinin dışında Üçüncü Dünyacı pek çok devrim deneyimi gerçekleşmiş ve emperyalizme ağır darbeler indirilmiştir. Ama buna rağmen ne Türk devrimi ne de bu Ulusal Kurtuluş Devrimleri sol ve sosyalist olarak kabul edilmemiştir. Nedeni ise yine aynıdır; bu devrimlerin hiçbirisi bu Marksist şablonlara göre gerçekleşmemiştir.

Bu bakış açısı aslında Şeriatçıların Asr-ı saadet dönemi olarak adlandırdığı peygamber dönemine dönüş özlemi gibi solun da adeta bir tarikat mantığı içinde 19.yy dünyasına dönüş arzusudur. Peygamber döneminde dondurmacı olmadığı gerekçesiyle bugün dondurmacıları katleden Taliban kafasına benzer biçimde kimileri, üstelik de sol adına, 21.yy gerçeklerini bile 19.yy dünyası ve onun gerçekleri ile açıklamaya çalışmaktadır.

Sol içindeki bu hastalıklı bakışın son örneklerini geçtiğimiz hafta Vatan gazetesindeki köşesinde yazdığı üç yazı ile Zülfü Livaneli verdi. Zülfü, gerçi kendisi Marksist filan da değil ama, Marksist terminolojiyi kullanarak Atatürk’ün solcu olmadığını ispatlamaya girişmiş yazılarında.

Bu da gösteriyor ki Zülfü’nün amacı üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek!

Atatürk; devrimci, antiemperyalist, halkçı ve laik ama solcu değilmiş!

Zülfü, Atatürk’ün devrimci bir lider olduğunu, Altı Ok’un devrimcilik ilkesini, Atatürkçülüğün antiemperyalist, halkçı ve laik karakterini kabul etmekte ama buna rağmen Atatürk’ün solcu olmadığı gibi beylik bir tez ortaya atabilmektedir. Zülfü şöyle diyor: “Gazi’nin antiemperyalist, devrimci, halkçı nitelikleri ve dünyanın ‘mazlum milletleri’ne örnek olan liderliği kuşku götürmez. Ama bütün bunlar O’nu sol olarak görmemize yeter mi, kuşkuluyum”

Atatürk’ün mazlum milletlere örnek bir devrimci lider olmasını kabul etmek bile onun solculuğu için tek başına yeterlidir. Zira dünya üzerinde devrim yapmış, emperyalizmden bağımsız bir ülke kurmuş, laik ve halkçı karakterde bir rejimi uygulamaya koyan tek bir sağcı örnek yoktur. Ama Zülfü buna rağmen Atatürk’ün solcu olmadığını iddia etmektedir.

Zülfü’nün iddialarından yola çıkarak ezilen dünyayı ayağa kaldıran Atatürk dışında Nasır, Bin Bella, Nehru, Lumumba ve daha nice devrimci liderlerin, hatta bugün aynı çizgide antiemperyalist ve halkçı bir siyaset izleyen Chavez’in de solcu olmadığı pekala söylenebilir.

Peki solcu kimdir? Kim olacak tabii ki bizim türkücü Zülfü! Peki müthiş solcu Zülfü, sol adına ne yapmaktadır bugün; Aydın Doğan isimli medya patronunun maaşlı elemanı olarak köşe yazıcılığı yapmaktadır sadece.

Gerçi Zülfü ne antiemperyalisttir, ne devletçidir, ne işçi sınıfı saflarında mücadele etmektedir, ne de devrim yapmış bir liderdir, ama olsun o yine de en solcudur, zira sınıf mücadelesine ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine inanmaktadır!

Ama madem sınıf mücadelesine bu kadar inanıyorsun lafazanlığı bırak da patronuna hizmet edeceğine git işçi sınıfına hizmet et demezler mi adama?

Niçin solcusun; maksat demokrasi olsun!

Zülfü, bir diğer yazısında da CHP’nin solcu olmamasını CHP’nin Atatürk’ün ölümünden sonra girdiği sağcı çizgiye değil bizzat Atatürk’ün solcu olmamasına bağlamış: “Mesela Sovyetler Birliği’nin kurucusu da Komünist Parti’dir ama bal gibi solcudur. CHP’nin solcu olmayışı, kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in de solcu olmamasından ve böyle bir devlet kurmamasından kaynaklanır”.

Zülfü türkü söylemekle teori yapmayı birbirine karıştırdığı için ortaya çıkan şey de ancak bu olabiliyor.

Zülfü, Atatürk’ün CHP’sinin sol bir parti olmadığını ve Atatürk’ün de böyle bir devlet kurmadığını söylüyor. Ancak Atatürk’ün CHP’si bugünkü sağcılaşmış çizgisine rağmen bile hem Türkiye’de hem de dünyada sol bir parti olarak görülüyor ve üstelik de aynı CHP, Zülfü gibi Avrupacıların Kâbe’si olan Sosyalist Enternasyonalin de yıllardır üyesi. Birileri CHP’nin Sosyalist Enternasyonal tarafından eleştirilmesinden bahsedebilir ama bunun gerekçesi de CHP’nin sol bir parti olmaması değil soldan uzaklaşan bir çizgiye girmesi olarak açıklandı. Dolayısıyla Atatürk’ün kurduğu partinin solculuğunu Zülfü ve avanesi bazı sözde solcular dışında herkes kabul ediyor.

Zülfü’nün bu tarihsel gerçeklerin üzerini örtmek için söyledikleriyse evlere şenlik: “Ancak; demokrasinin iki kanadı olmasını düşünen İsmet İnönü’nün ‘biz ortanın solundayız’ açıklamasından sonra bazı sol unsurlar, Aleviler, Kürtler,işçiler bu parti içinde bir süre varolabilmişlerdi”.

Bizim bildiğimiz Atatürk’ün solcu ve devrimci Cumhuriyet Halk Fırkası, İnönü reformculuğunun elinde sağcılaşmanın ilk işaretlerini vermeye başlamış ve İnönü Atatürk’ün devrimciliğinin yerine “biz ortanın solundayız” diyerek sağcı bir çizgi koymuştur.

Bunun tarihsel bir başka sebebi de Deniz Gezmiş önderliğindeki devrimci gençlik hareketinin ve TİP liderliğindeki ulusal sol hareketin kendisini bizzat Atatürkçülüğün mirasçısı olarak görmesi, İkinci Kuvayı Milliye ve İkinci Kurtuluş Savaşı söylemleriyle Atatürkçülük ve sosyalizmi birlikte tanımlamalarıdır.

Dolayısıyla İnönü’nün Ortanın solu “açılımı” Atatürkçülük ve sosyalizmin birbirinden ayrılması için ortaya konmuştur.

Ama İnönü bile CHP’nin sol çizgisini tümüyle reddedemediği için “biz ortanın solundayız” diyerek utangaç bir sağcılık başlatmıştır. Bu çizgi Baykal’a kadar gelmiş ve CHP Atatürk’ün kurduğu parti olmaktan uzaklaşmıştır.

Ama Zülfü, Atatürk’ün solculuğunu gizleyeyim derken oldukça komik bir duruma düştüğünü bile göremiyor.

Zülfü’nün komik tezine inanacak olursak İnönü pekala “biz ortanın sağındayız” da diyebilirmiş, ne de olsa maksat demokrasinin iki kanadının olması!

Tabii İnönü CHP’yi sağda tanımlasaydı Menderes de, ne yapsın; bu ikili kanadın gereği olarak solcu olacaktı! Menderes’in izinden solculuğa devam eden Tayyip de herhalde solculuğu aşıp kömünist olacaktı!

İlahi Zülfü, sen bizi güldürdün ya Allah da seni güldürsün!

“Atatürk’ün CHP’si sol değildi” diyen Zülfü; niçin yıllardır CHP’desin?

Peki madem “Atatürk’ün CHP’si solcu değildi”, Zülfü yıllardır niye CHP’nin üyesi, niye bu partiden belediye başkan adayı oldu ve hatta milletvekilliği yapıp bir de genel başkanlığa talip oldu?

Şimdi birisi buradan yola çıkarak Zülfü’nün de solcu değil sağcı olduğunu söylese Zülfü buna ne cevap verir?

Üstelik Zülfü CHP’nin kuruluşundan itibaren sol bir parti olmadığını söylüyor ama buna rağmen bu partinin her kademesinde görev yapıp bir de genel başkanlık yarışına giriyor. Demek ki Zülfü kendisini de sağcı olarak görüyor ki siyaseti de sağ bir parti içinde yapmayı tercih ediyor.

Ayrıca, madem sağcısın ve yıllardır da sağ bir partide siyaset yapıyordun, solcu insanlara niye “CHP’ye oy verin” çağrısı yaptın, bugüne kadar niye kendini solcu olarak pazarladın? Yoksa sadece solculara kaset satmak için mi!

Zülfü bilmiyor olabilir; solcular bütün sağcı çizgisine rağmen CHP’ye Atatürk’ün kurduğu sol bir parti olduğu için oy veriyorlar. Sağcılar da, artık klasik sağ bir partiye dönüşen CHP’ye, hâlâ Atatürk’ün kurduğu sol parti diye oy vermiyorlar.

Zülfü kalkıp “Atatürk’ün CHP’si solcuydu ama arkasından gelenler partiyi sağcılaştırdı” dese anlayacağız, ama bunu demiyor. İyi de o zaman Zülfü niye kalkıp solcu pozunda bizlere solculuk dersi vermeye kalkıyor. Madem sol parti sadece Sovyet Komünist Partisi gibi bir partiyse bugüne kadar niye komünist bir parti içine girip çalışmadın? Bu ülkede Komünist Partisi hep oldu ve bugün de kendisine komünist diyen legal bir parti var, madem o kadar solcusun bırak CHP’yi de oraya git!

Atatürkçülük ve sınıf mücadelesi

Bu tezleri Zülfü gibi liberal ve AB’ci bir ismin dillendirmesi son derece komik kaçmaktadır ama bu tezler Türk Solu içinde bugün de tartışıldığı için bu konu üzerine eğilmekte yarar var.

Marksist teori sosyalist mücadeleyi emek-sermaye çelişkisi ve bunun uzantısı olarak da burjuvazi ve işçi sınıfı arasındaki mücadele olarak ortaya koyar.

Lenin ise Marksist teoride önemli bir düzeltmeye girişir ve işçi sınıfı ve burjuvazinin mücadelesinin yanına ezen-ezilen uluslar mücadelesini koyar. Aslında bu Marksizmin aşılması için önemli bir fırsattır ama bu düzeltmeyi yapan Lenin bunu Marksiz-Leninizm olarak yine Marksizm içi bir çerçevede tanımlar. Böyle olunca da Marksizmin enternasyonal yönelimini aşmak mümkün olmaz. Marks’ın göremediği, Lenin’in ise formüle edip teorileştiremediği gerçeklik tarihin ezen ve ezilen milletler arasındaki mücadele olduğudur. Atatürk ise bu karşıtlığı çözen ilk devrimcidir.

Ancak Atatürkçülüğü sosyalizmden ayırma gayretindeki çevreler yine de ısrarla Atatürkçülüğün sınıf mücadelesine ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan bir rejim kurmadığını söyleyerek onun solculuğunu reddetmeyi tercih ettiler. Zülfü de bu klasik tezi tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyor: “Biliyorum bazı yazarlarımız ‘sol’u antiemperyalizm ve halkçılık bağlamında ele alarak ‘Atatürk solcudur! demişlerdi ama ben ‘sol’ kavramını dünya literatüründe olduğu gibi bir sınıf mücadelesi ve üretim araçlarının kontrolü bağlamında düşündüğüm için bu kanıya katılmıyorum”

Burada temel yanlışlık ulusal kurtuluş mücadelelerinin doğru değerlendirilememesidir. Mustafa Kemal’in başlattığı Ulusal Kurtuluş Savaşlarının niteliğini değerlendirme konusunda yaşanan sıkıntı günümüze gelindiğinde Ulusal Kurtuluşçuluğun tümüyle reddedilmesi gibi ciddi bir yanlışa da kapı araladı.

Lenin, Ulusal Kurtuluş Savaşlarının ilerici karakterini ve antiemperyalist yönünü doğru kavrayarak bu hareketlerin desteklenmesi çağrısında bulunmuştu. Bu ise Marksist teorinin sınıf mücadelelerine dayanan anlayışının dışında bir kabule dayanmaktaydı. Zira Bağımsızlık Savaşları antiemperyalist ve halkçı niteliklerine rağmen sınıf mücadelesi temelinde ilerleyen mücadeleler olarak görülmemekteydi. Ama ortada emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkan devrimler vardı ve Ulusal Kurtuluş Savaşları da bu niteliği dolayısıyla proleter devrimlerin destekçisi olarak tarif edilip desteklendi.

Fakat ortada önemli ve açıklanamamış bir durum vardı. Ulusal Kurtuluş Devrimleri madem sınıf mücadelesinin dışındaydı ve tarih de sınıf mücadeleleri tarihiydi, o halde bu devrimler tarihin dışında mıydı?

Bu karşıtlığı gidermek için bir ara formül bulundu: Marksist Burjuva Demokratik Devrim tezi emperyalizm çağına uyarlandı ve ortaya Milli Demokratik Devrim tezi çıktı. Bu ülkemizde de iyi bilinen 68’in Milli Demokratik Devrim tezidir. Bu tez ışığında da o dönemde Atatürkçülük ve Marksist-Leninist anlayış birarada ve birbirleriyle çatışmadan savunulabildi. Bugün gelinen nokta ise Milli Demokratik Devrim tezinin aşılmasını geçtik, bunun bile çok uzağına düşmüş, Atatürkçülüğü, milliyetçiliği, antiemperyalizmi ve halkçılığı reddeden bir solculuk peyda oldu yazık ki.

Atatürkçülük: Türk Sosyalizmi

Mustafa Kemal gerçekten de kendisini o dönemde sosyalist anlayışla özdeşleşen Bolşevizmle tanımlamamıştı ancak bütün bunlar Atatürkçülüğün Türk sosyalizminin ta kendisi olduğu gerçeğini görmemize engel olmamalı. Atatürk’ün antiemperyalist ve antikapitalist halkçı bir devrim gerçekleştirirken ele aldığı temel gerçek Türk Ulusu’nun emperyalizme karşı mali, kültürel, askeri her alanda tam bağımsız olarak yaşamasıydı. Dolayısıyla Türk devrimi ve onun ideolojisi olan Atatürkçülük, kendisini doğrudan emperyalizme ve kapitalizme karşı konumlandırmaktaydı ve bu da sosyalizmden başka bir şey değildir.

Peki bu gerçek neden bir türlü kabul edilmemektedir?

Şabloncu anlayışın sınıf mücadelesine sıkışıp kalan bakışı içinde kavranamayan şey ulusal bağımsızlık kavgası veren ülkelerde gerçek anlamda gelişmiş bir proleteryanın ve burjuvazinin bulunmuyor oluşudur. Sınıflar elbetteki vardır ancak bu sınıfların henüz bir sınıf devleti kuracak derecede etkin bir iktisadi ve siyasi gücü yoktur. Burada şabloncu anlayışın önerebileceği tek şey kapitalizmin ilerletilmesi olmaktadır. Böylelikle güçlü bir işçi sınıfı ve burjuvazi ortaya çıkacak ve bunlar kavgaya tutuşup sosyalizmi mümkün hale getirecektir.

Bu ekonomist anlayış ezilen ülke devrimcilerine kapitalizmi geliştirmeyi önerirken, şablonlardan değil mücadeleden öğrenen ezilen dünya devrimcileri kapitalizmi kurmak yerine kendi ülkelerine özgü sosyalizmi kurmaya yönelirler ki, ulusal kurtuluş mücadelelerinin hedefi ve vardığı yer de her zaman bu olmuştur. Hangisinin gerçek sosyalist tavır olduğunu, isterseniz yine de tartışabilirsiniz.

Bu tür bir sosyalizm ise Atatürk’ün yaptığı gibi bütün ezilen halk kitlelerini emperyalizme karşı milliyetçilik temelinde birleştirir. Bunun için de kurulan partinin adı işçi sınıfı partisi değil Halk Partisi olmuştur.

Zülfü’nün bir türlü akıl erdiremediği milliyetçilik ve sol arasındaki bağlantı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Emperyalizm ulus devletleri sömürmeye çalışırken karşısında ulusları bulur. Ulusların emperyalizme direniş ideolojisi ise milliyetçiliktir.

Atatürk’ün Altı Ok olarak sistematikleştirdiği ideoloji içinde milliyetçilik emperyalist egemenliğe, halkçılık kapitalist sömürüye, laiklik ise dinci gericiliğe karşı eşit ve özgür bir toplum yaratma projesidir.

Zülfü’nün uyduruk tezlerinin bir başka ayağı ise Atatürk’ün kurduğu halkçı-devletçi ekonomin sosyalist ekonomi ile uyuşmadığıdır. Zülfü şöyle demektedir: “Şimdi kararı size bırakıyorum: Atatürk o dönemdeki sosyalist ülkeler gibi işçi sınıfı öncülüğüne dayanan bir düzen kurup mülkiyeti ve üretim araçlarını devlet kontrolüne mi almak istemişti yoksa özel sektörün güçlenerek para kazanacağı ve devletten yardım göreceği bir karma ekonomik model mi kurmuştu?”

Oysa Atatürk Tanzimat döneminde serbest ticaret rejiminin yarattığı yıkımı gördüğü için kapitalistleşmenin de yine ancak yıkım getireceğini çok iyi görmüş ve halkçı-devletçi bir ekonomi kurma yoluna girmiştir. Üstelik iktisat literatüründe karma ekonomi diye bir model bulunmamaktadır. İktisadi anlamda ya kapitalist bir rejim kurarsınız ya da sosyalist, bu ikisinin arası yoktur. Ama Atatürkçülüğü soldan kopartmak isteyen sözde Atatürkçüler ve Atatürkçülüğün sol karakterini yok etmek isteyen sözde solcular bilimin dışına çıkıp karma ekonomi diye kerameti kendinden menkul bir kavram oluşturmuşlardır. Zülfü’nün de yaptığı bu bayat tezleri temcit pilavı misali ısıtmaktan ibarettir.

Peki Zülfü bu soruyu özel sektöre karşı bir sosyalist olarak mı sormaktadır? Hiç zannetmiyoruz. Bizim bildiğimiz Zülfü liberalin tekidir. Dolayısıyla Atatürk sosyalist bir düzen kurmadıysa buna sadece sevinmesi gerekir. Ama Zülfü tam tersini yapıyor.

Zülfü, Atatürk düşmanlığını bırakıp bize önerdiği “azıcık tarih okursanız” nasihatını kendisi tutsa tarihin Mustafa Kemal’i yüzyılın en önemli devrimcilerinden birisi olarak yazdığını da, Türk Devriminin dünyanın solcu devrimleri arasındaki yerini de görebilir.

Ama Zülfü gibileri Atatürk düşmanlığında o kadar ileri gitmiş durumdalar ki cahillik gittiğinde bile Atatürk düşmanlığı baki kalır.

Ama ne yaparsanız yapın bu ülkenin solcuları, devrimcileri kendilerine lider olarak hep Atatürk’ü gördüler. Atatürk dün olduğu gibi bugün de Türk solcularının tek lideridir.

Zülfü bunu kabul etmese ne çıkar.


1 Response to “Atatürkçülük solculuk, Atatürk düşmanlığı sağcılıktır!”


  1. Eylül 3, 2008, 5:55 am

    02.09.2008

    Made in Germany

    Deniz seviyesinden 600 m yüksekte yaşıyorum. Dört tarafım yem yeşil, çok havadar ve sakin bir yer. Kışı 14 gün kadar sürüyor ama bu 14 gün 3 aya bedel. Evimden şehre 10 Km. Dağ yolu! Yaklaşık 3-4 aydan beri hummalı bir çalışma var bu yolda…

    Amaç dağda biriken yağmur ve kar suyunu aşağıya indirmek!?

    İster inanın, ister inanmayın zamanında dökülmüş olan asfalt kalınlığı yarım metre yani 50 cm civarında. Çakıl makıl hariç, sırf bildiğin o kapkara ziftten bahis ediyorum. Pardon, Türkiye’de ortalama asfalt kalınlığı ne kadardı? Bu arada su ve alınan önlemlere hiç değinmemeyi yeğliyorum.

    Yazılarımı takip edenlere ve link verenlere buradan teşekkür etmek istiyorum. Bugün itibariyle 1821 siteden link alıyorum. Buda düşünce ve kaygılarımla yalnız olmadığımı gösteriyor. Bazı tepkilerden şu izlenimi ediniyorum:

    CHP, MHP ve AKP’yi hatta Atatürkçü Düşünce Derneğine kadar varan eleştirel bir tutumum varmış!

    Doğru, amacım zaten eleştirerek düşünmeye teşvik etmek. Bir iş yapılıyorsa o işin mümkün mertebe doğru yapılmasından yanayım.

    Ben her şeyi doğru mu yapıyorum?
    Hayır!
    Her şeyden önce insanız ve insan olarak hatta yapmamız doğaldır diye düşünüyorum önemli olan yapılan hatalardan ders çıkarabilmektir.
    Geçelim…

    Deniz Baykal darbe çağrısı yapıyor mu, yapmıyor mu bilmem.

    Deniz Baykal demokratik teamüller içersinde baş edemediği rakiplerini asker yoluyla dize getirmek istiyormuş ama bunu bu şekilde söyleyemiyormuş muş, bak sen…

    O Genelkurmaydan beklentilerini söyleyemiyorsa ben söyleyeyim:

    Türk Silahlı Kuvvetleri bağımsız, laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin teminatıdır.
    Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye Cumhuriyetinde güvenilen ve sayılan kurumlar arasındadır.
    Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyetinde Türk Silahlı Kuvvetleri kadar güven veren başka bir kurum yoktur!!!
    Durum böyleyken Türk Silahlı Kuvvetlerinden beklenen – hiç kimsenin, hiç bir şekilde yanlış anlamasına meydan vermeyecek bir şekilde – tutumunu bildirmesidir. TSK bunu yapıyor. Ama gerekli olduğu kadar sert bir ifadeyle değil. Müsaadenizle ifademi biraz daha açıklayayım:

    Türk Silahlı Kuvvetleri açık seçik bir şekilde bu gidiş hata dur demelidir. Bunu ile darbe yaparak, iktidardaki zihniyeti devirerek yapması gerekmiyor!

    Asker konuştu mu halk canla başla dinler. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu gücü küçümsenmemeli.

    Sanırım Atatürkçü kimliğimle tanınıyorum. Mustafa Kemal askerin siyasetten belirleyici olmasını hiç bir zaman istememiş ve gereken tüm adımları atmıştır. Ancak Türkiye’de genel anlamda örgütlenme, sivil bir yapılanma yok denecek kadar azdır. Siyasal partilerin durumu ortada, söze gerek yok. Olmayan kurumların yerini ancak ve ancak Türk Silahlı Kuvvetleri doldurabilmektedir. Meydanı boş bırakırsan böyle…

    ***

    03.09.2008

    Nerde kalmıştık?
    Meydan boş kalırsa da…

    Evet, hodri meydan dendi, “erler” meydana çıktı…
    Er meydanı boş!
    Muhalifi olmayan erin pehlivanlığı böyle olur!
    Gelin sizinle bir kaç yüz yıl gerilere giderek Rusya’ya bir göz atalım. Hani “rahatsız ederlerse, rahatsız ederiz” diyen “yiğitler” vardı ya, meydan okuyup gösteriş yapan sonra da geri adım atan “bizim” pehlivanlar…

    Rusya’nın çağdaşlık yolunda yükselişi I. Petro (1672 – 1725) ile başlamış, II Katerina (1729 – 1796) ile doruk noktasına ermiştir. I. Petro iletişim, ulaşım ve eğitimin çağdaşlık yolunda vazgeçilmez unsurlar olduğunun bilincindeydi. Vizyon ve misyon sahibi bir lider (çar) olarak yönlendirdiği ülkesi umutlarını boşa çıkarmamıştır.
    Trans Sibirya demiryolu (1891 – 1916) ekonomik acıdan Rusya’ya çağ atlatmıştır (9000 Km’nin üzerinde ülkeyi boydan boya geçen bir demiryolu). Ruslar özellikle II Katerina zamanında topraklarına, toprak katarken Osmanlı kendisi kara, ruhu kara, zihni kara yöneticileri sayesinde (günümüzde durum farklı değildir) gerileme yolundadır. Kılavuzu cemaat kültürü olan Türkiye Cumhuriyetinin vay haline…
    Sözü fazla uzatmadan asıl konuya gelelim;

    Devam edecek…

    Önder Gürbüz
    http://www.gurbuz.net


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.265.958 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Eylül 2008
P S Ç P C C P
« Ağu   Eki »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: