10
Nis
09

Kurtuluş Savaşı kime karşı verildi..?

Kurtuluş  Savaşı  ile  ilgili  yeni  çarpıtmalar

Kurtuluş Savaşı’nın kime karşı verildiğini herkes bilir diye düşünebilirsiniz. Ancak, 31 Mart tarihli Taraf gazetesinde Sevan Nişanyan, Tempo’nun Nisan sayısında Hasan Bülent Kahraman öyle yazılar kaleme aldılar ki Kurtuluş Savaşı’na yönelik çarpıtma, küçümseme ve saldırı konusunda öncüllerine dahi parmak ısırtacak kadar yüksekten uçtular.

Hasan Bülent Kahraman’a göre Kurtuluş Savaşı bir iç savaş, Nişanyan’a göre ise İngilizlerin istedikleri rejimin kurulması için üç seneden daha fazla süren bir katliam süreciydi.

Bu pervasız, tez bile diyemeyeceğimiz ‘söylem’e gelene kadar Kurtuluş Savaşı’na ve dolaylı olarak Atatürk’e saldıran tezlerden başlayarak yanıtımızı verelim.

Türk – Yunan  Savaşı  palavrası

Kurtuluş Savaşı’na yönelik ilk çarpıtma ve saldırılar; Kurtuluş Savaşı diye bir savaş olmamıştır, antiemperyalist bir mücadeleden bahsetmenin mümkün olamayacağı ancak Türk-Yunan savaşından bahsedilebileceği tezleridir. “Düzenin Yabancılaşması” kitabıyla tanıdığımız İdris Küçükömer “Sivil toplum Yazıları”nda, İstiklal Savaşı Yunanlılara karşı kazanılmıştır. Kurtuluş Savaşı bir Türk-Yunan savaşıdır tezini ortaya atacaktı. Yine aynı dönemlerde deliliği tescilli Şeriatçı yazar Kadir Mısıroğlu Kurtuluş Savaşı’ndan ‘Türk-Yunan muharebesi olarak bahsedecekti’. Daha sonraki modern “Türk Tarihini tersten yazdım, her olayın tersini kanıtlamaya çalıştım ve sanırım başarılı oldum” diyen tez hastası Yalçın Küçük aynı tezi gündeme getirecektir. Küçük’e göre Kurtuluş Savaşı tarihi baştan aşağıya yanlıştır. Hatta o kadar yanlışla doludur ki, mesela Birinci İnönü Zaferi diye bir şey hiç olmamıştı. Antiemperyalizmden bahsetmek mümkün değildir. En fazla bahsedilebilecek Yunanlılarla yapılan savaş olabilir.

Türk-Yunan savaşı tezleri daha sonraki dönemlerde Fikret Başkaya gibi ‘solcu’lar ve Abdurrahman Dilipak gibi Şeriatçı yazarlar tarafından da yinelenecekti.

Türk-Yunan savaşı tezi Atatürkçülüğün herkes tarafından sol olarak kabul edildiği ve önemli bir tabanının bulunduğu dönemde ortaya atılıyordu. Amaç Atatürkçülüğü ve Atatürk’ü solun dışına itmekti. Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele Yunan’a karşı bir savaşa indirgendiği noktada antiemperyalist özü bir kenara bırakılıyordu. Atatürk antiemperyalist bir başkaldırının lideri olmanın dışına itiliyordu. Hedef temeli antiemperyalizm olan solla “antiemperyalist olmayan” Kemalizmi birbirinden ayırmaktı.

Türk – Yunan  savaşı  palavrasından  iç  savaş  palavrasına

Dönemsel açıdan baktığımızda Atatürkçülüğün kitle tabanı oldukça zayıflamış ve aşama olarak Atatürk karşıtlığı Türk Devletini ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Türk Devletini ortadan kaldırmaya yönelik tezlerin başında etnik bölücülük gelmekte. ‘Kurtuluş Savaşı bir iç savaştır’ tezinin ortaya atılması tarih bilimi açısından hiçbir değer taşımazken dönemsel siyaset açısından önem taşımakta. Hasan Bülent Kahraman tezini şu şekilde oraya koyuyor: “Öncelikle savaşın üç ana gurup etrafında döndüğü kanısındayım. Bunlar Çerkezler, Kürtler ve Rumelililerdir. (…) İlk çatışma Çerkezlerle Rumelililer arasında yaşanır ve Ethem’le birlikte bu kesim tasfiye edilir. (…) İkinci büyük kopuş Kürtlerle Rumelililer arasındadır. (…) Kürtler nüfusları nedeniyle bir devlet kurma imkânına her zaman sahiptiler. Fakat bütün düşünceleri bununla sınırlıydı. O nedenle tarih boyunca kendilerine bu imkânı sağlayacak her kesimle ve kuvvetle ittifak yapmaktan çekinmediler.”

Kurtuluş Savaşımızın niteliği üstüne yazmaya başlamadan Sevan Nişanyan’ın 31 Mart tarihli yazısına da iki satırla değinelim. Nişanyan’a göre İngilizler savaştan sonra işlerine gelen bir rejim kurmak istemişler. O rejim 1923’te aynen istedikleri gibi kurulmuş. Yine İngilizler “İttihatçı kadrodan ayıkladıkları yirmi otuz kişi hariç, gerisi vatan kurtaran kahraman kontenjanından memleketin tepesinde oturmaya devam etti” diyor. Karısının kafasına kavanozla dışkı atmasıyla sansasyon yaratan Nişanyan anlıyoruz ki kavanozda kalanları da burada kullanıyor.

Kurtuluş  savaşı  antiemperyalist  bir  mücadeleydi

Kurtuluş Savaşı ile neden kurtulduğumuzu ortaya koymak için Birinci Dünya Savaşına dönmemiz gerekir? Birinci Dünya Savaşı ya da Birinci Bölüşüm Savaşı neden yapıldı sorusunu soracak olursak verilecek cevap çok nettir: Osmanlıyı paylaşmak.

Düyun-u Umumiye’nin İngiliz temsilcisi Sir Adam Block savaş başladığında İstanbul’u terk etmek zorunda kalırken Osmanlının başına gelebilecekleri şöyle dile getirir: “Eğer Almanya kazanırsa Alman sömürgesi olacaksınız; İngiltere kazanırsa mahvoldunuz”

İngiltere’nin Harbiye Bakanı Lord Kitchener 1914’te “Türkiye’yi mahvedinceye kadar savaşa devam edeceğiz” açıklamasında buluşur.

Yine Birinci Dünya Savaşı sırasında iki yıl İngiltere’nin Başbakanlığını yapmış olan Herbert Henry Asquith “Yüzyılların gördüğü en aşağılık yönetimi yok ederek ileriye doğru bir adım attık. Büyük hasta, ölüm döşeğinde. Bu hastanın milletler ailesi ortasında bir şer kuvveti olarak son günlerini yaşadığını umut edelim. Mezarının üstüne yazılacak kitabenin ne olacağını bilmiyorum, fakat Osmanlı Devleti bir daha dirilmeyecektir.”

İngilizlerin ve tüm Müttefiklerin gerek savaş öncesi gerek savaştan sonra yaptıkları tüm açıklamalar Osmanlı’nın ortadan kaldırılmasına yöneliktir.


Bunlardan  daha  önemlisi  savaş sırası  ve sonrasında  yapılan  anlaşmalardır.

9 Mayıs 1916’da İngiltere ve Fransa arasında Rusya’nın da kabulüyle Sykes-Picot Anlaşması imzalanır. 1917 devrimi sonrasında Rusya anlaşmadan vazgeçer ve Lenin bu gizli anlaşmayı açıklar. Bu anlaşmaya göre:

1- Rusya’ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmı,

2- Fransa’ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları,

3- İngiltere’ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Güney Mezopotamya verilecektir.

4- Fransa ile İngiltere’nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak,

5- İskenderun serbest liman olacak,

6- Filistin’de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır

Görüldüğü gibi Osmanlının paylaşılma planı dönemin emperyalist devletleri İngiltere, Fransa, Rusya arasında yapılır. Yine savaş bittiğinde Osmanlı’yı Mondros anlaşmasına zorlayanlar İngilizlerdi. Anlaşma imzalanırken karşımızdaki isim İngiliz Amiral Calthorpe’du.

Mondros sonrasında fiili işgal dönemi başlar ki, artık kimin Türkiye’yi işgal ettiği ve kimden kurtulduğumuzun cevabını net olarak ortaya koyar. Mondros’la birlikte ilk olarak itilaf donanmalarına mensup bir filo, ateşkesin birinci maddesi gereğince Çanakkale ve İstanbul Boğazındaki askeri tesisleri işgal eder. 1918 yılının sonunda İngiliz ve Fransızlar anlaşma maddeleri uyarınca Adana, Tarsus, Antakya, İskenderun, Kilis, Antep’e girerler. İngiltere, Fransa ve ABD’nin hakim olduğu Paris Barış Konferansı, Mondros’ta verilmiş sözlere aykırı olarak Yunanistan’ın İzmir’i işgaline karar verir.

Bundan sonraki süreç Sevr anlaşmasına gider. Sevr Anlaşması 10 Ağustos 1924’te imzalanacaktı. Sevr Anlaşması imzalandığında Türkiye’nin fiili işgal durumu şöyleydi. İtilaf devletlerinin donanmaları İstanbul’da, Adana Fransızların işgalinde; Urfa, Maraş, Ayıntap, İngilizler tarafından işgal edilmişti. Antalya, Konya’da, İtalyanlar, Merzifon ve Samsun’da da İngiliz askerleri bulunuyordu. İzmir ise itilaf devletlerinin kararınca Yunanlılara işgal ettirilmişti.

Birinci Dünya savaşı öncesinde Emperyalist devletlerin açıklamaları, savaş sırasında yapılan gizli anlaşmalar, savaş sonrası imzalatılan Mondros ve Sevr anlaşmaları, Kurtuluş Savaşı öncesi Türkiye’nin işgal durumu alt alta konulduğu zaman Kurtuluş Savaşımızı emperyalizme karşı başlattığımız net olarak görülüyor. Herhalde işgal bölgesindeki üç büyük emperyalist devlet askerlerini bir süreliğine tatil yapmaya çıkarmamıştı. Ayrıca Kurtuluş Savaşı Yunanlılarla Türkler arasındaydı tezinin en önemli açmazı Yunanlıların İzmir’i işgal kararının dahi emperyalist devletler tarafından alınmasıdır. Kaldı ki, Kurtuluş Savaşımız sonrasında Lozan anlaşmışını İmzalarken de karşımızda Yunanistan değil emperyalist blok olacaktır. Türk-Yunan savaşı tezi; İtalyan, İngiliz ve Fransızların sırf Yunanlıları yendiğimizden dolayı bu coğrafyayı terk ettiği anlamına gelir ki, böyle bir tez de sadece ciddiyetsiz değil aynı zamanda gülünç olur. Kaldı ki, Kurtuluş Savaşı sırasında emperyalizme karşı mücadele sadece silahla değil ideolojik olarak da veriliyordu. 18 Kasım 1920’ de Atatürk TBMM’ye ‘Halkçılık Beyannamesi’ni sunacaktı. “Bizi toptan mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı ulus olarak savaşmayı gerekli gören bir yöntemi izleyen insanlarız.’’

İç  savaş mı..?

Hasan Bülent Kahraman, iç savaşın üç gücünden bahsediyor: Kürtler, Rumelililer ve Çerkezler. Kahraman’a göre “Her üç kesim de savaş sonrası (?) kurulacak yeni devlete, daha doğru tabiriyle savaş sonrasında ortaya çıkacak yeni duruma hâkim olmak istemektedir” özet olarak, Kürtler ve Çerkezler bu savaşı kaybeder. Kahraman, tarihi nereden ve ne şekilde okuyor bilmiyoruz. Ama herhalde kafasında bir laboratuar oluşturmuş, o laboratuarda Çerkez, Rumelili ve Kürtler var ve bunlar savaşıyor. İngilizler nerede? Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar ne yapıyor? Ya da savaşta bu devletler var ama esası oluşturmuyor. Mesela İngilizler Çerkezlerin kışkırtmasıyla işgale başlıyor gibi…

Neden savaşılıyor bu da yok. Kahraman’ın tezlerinde emperyalizm olmadığı gibi Türk diye de bir şey de yok. Ya da Rumelili diyerek Türkleri kastediyor da biz anlamıyoruz.

Kahraman’ın ortaya attıklarına cevap vermek için öncelikle kavramları yerli yerine oturtmak gerekmektedir. Birincisi, Kurtuluş Savaşı dediğimiz şey ‘Türk’ün kurtuluşu’dur. Mustafa Kemal’in Atatürk olmasının da sebebi budur. Yok edilmek istenen Türklüğü Kurtuluş Savaşı ile kurtarmış bundan dolayı Türk’ün atası olmuştur. Kurtuluş savaşının bütün planları Türklük esas alınarak yapılmıştır. Türk’ün yaşadığı direnebileceği alan düşünerek Misak-ı Millî sınırlarını çizmiştir. İkincisi, Türk varlığını devam ettirebilmek için başında İngilizlerin olduğu emperyalist cepheye karşı savaşmak zorundadır. Zira yaşamını sürdüreceği coğrafya yani vatanı işgal altındadır.

Emperyalizmin işgalindeki vatan toprakları ve emperyalizme bağımsızlık savaşı veren Türk milletini ortaya koyarsak Çerkezlerin ve Kürtlerin yerini rahat tespit ederiz.

Kahramanın ilk çelişkisi Çerkezlerle olan çelişkidir. Ethem’in tasfiyesiyle bu kesim tasfiye edilir. İyi ama Ethem neden tasfiye edilmiştir. Ya da tasfiye mi edilmiştir? Birinci olarak Ethem elindeki kuvvetleri ordunun dışında tutmakta ve savaşı başarıyla sonuçlandıran ordunun dışında durmakta ısrar etmektedir. Bu düzenli orduya katılmama durumu bir süre sonra orduyla çatışma durumunu gelecektir. İkincisi Ethem, ordunun ve Atatürk’ün o kadar karşısındadır ki, orduya ihaneti dahi orduya katılmaya yeğ tutar. Yunana sığınan Ethem, Kurtuluş Savaşı aleyhine çalışmaya başlar ve Türklere Yunan Ordusuna teslim ol çağrısında bulunur. “Kardeşlerim! Yunanlıları pek iyi tanırım! Dinimizi, namusumuzu, hürriyetimizi, malımızı müdafaa ediyorlar… Onlar Türk milletine karşı değil, Mustafa Kemal Paşa ile yandaşlarına karşı harp ediyorlar! Yunan ordusu Şehirlerimizi ve köylerimizi işgal ettiği zaman korkmayınız!”

Eğer bir Çerkez hareketinden bahsetmemiz gerekirse Kurtuluş Savaşı sırasında ihanet eden ve Yunan’a teslim ol çağrısında bulunan bir hareketten bahsetmek mümkün.

Kürtlerin  ihaneti

Kahraman’ın ikinci çelişkisi, Kürtlerle olan çelişkidir. Kahraman’a göre Kürtler tarihin her döneminde kendilerine devlet kurma imkanı verecek kesimle ittifak yapmaktan çekinmemişler. Ama işte iç savaşta yenilince olmamış. Ne kadar masumane değil mi? “İttifak” ve “savaşta kaybetme” özenle seçilmiş kelimeler.

Oysa gerçekler aynı derece masum değil. Kurtuluş Savaşı’na engel olmak için en başından itibaren İngilizler Kürtleri kullanır. Merkezi İstanbul olan “Kürt Teali Cemiyeti” bizzat İngilizler tarafından kurulur. İngiliz desteği ile Nasturi isyanı gerçekleşir. Nasturi isyanı Kurtuluş Savaşı’na katılımı sınırlı olan Kürtlerin niçin katıldıklarının da ortaya koyulması açısından önemlidir. İsyanı bastırmak için bir birlik gönderilir. Birlikten Fırka komutanı İhsan Nuri ile birlikte 270 Kürt, isyancılar tarafına geçer.

Damat Ferit Kürt Teali Cemiyetini Mustafa Kemal’e karsı savaşması karşılığında özerklik vaat eder. Damat Ferit’le İngiliz komiseri, Mustafa Kemal karşısında 15 bin kişilik bir Kürt ordusu kurma planları yapmaktadır. Mustafa Kemal’in idam emrini bir Kürt paşa verir, Kürt Mustafa Paşa. Yine Kürtler Yunanlılarla da işbirliği içindedir. Yunanlılar Batıda Bursa’ya kadar ilerlerlerken Kürtler de Sivas etrafında Koçgiri isyanını başlatırlar.

İngiliz Yüksek Komiseri de Robeck, Lord Curzon’a raporunda durumu şu şekilde özetler: “Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler, Kürtleri Mustafa Kemal Paşa’ya karşı kullanmak için para ödemeye hazırdırlar”

Yani Hasan Bey’in anlayacağı ne bir iç savaş vardır ortada dolayısıyla ne de iç savaşta tasfiye olan Kürtler. Türklerin verdiği bir bağımsızlık savaşı ve İngilizlerin kontrol ettiği ve Türklere karşı kullandığı işbirlikçi Kürt hareketi vardır. Kaldı ki, sadece Kurtuluş Savaşımız sırasında değil, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da İngilizlerin desteği ile Kürt isyanları devam edecektir.

Nişanyan’ın yazdıklarına gelince, yazdıklarının düzeyi dolayısıyla kendisine cevap vermemeyi ve Tanrının kendisine akıl fikir ihsan eylemesini diliyoruz.


4 Responses to “Kurtuluş Savaşı kime karşı verildi..?”


  1. 1 ERSEN CEYLAN
    Haziran 21, 2009, 12:06 pm

    mükemmel bir yazı, sizi tebrik ederim.
    sizin gibi güçlü kalemlere her zaman ihtiyacımız var.

  2. 2 ruges
    Ağustos 27, 2009, 2:56 pm

    sadece ilk okul tarihi bilgisiyle yazılmış bir yazı, cerkez ve kürt isyanlarının kurtuluş savaşından önce bu topluluklara vaat edilen sözlerin tutulmamasından dolayı olmuştur.
    ilk milis kuvvetlerinden olan cerkezler neden birden yunanlılarla beraber savaşma kararı aldı
    kürtler neden ingilizlere karşı gelib kendi devletlerini kurmadılar ve erzurum kongresinde beraber savaşma kararı aldılar.( savaştan sonra kaybeden ing. ordusunun musul ve kerkükte ağır bombardıman yaparak onbine yakın kürdün ölümüme yol açmıştır.)

    Herkezi vanana ihanetle suçlamak kolay bu ülkede

  3. 3 hakan
    Ocak 13, 2010, 6:08 pm

    _ Kurtuluş savaşının bütün planları Türklük esas alınarak yapılmıştır._

    iyi güzelde..savaş kaznıldıktan sonra neden _ Türklük esas alınmamış_.Özelliklede devrimlerde..

    ne o yoksa şu kullandığımız alfabe yoksa _” 3000 yıl önce atalarımızın kullandıkları harfler idi_ mi diyeceksiniz.

    adı üstünde___latin harfleri

    ya kanunlarımız..bir tek maddesi bize aitmidir…”medeni kanun isviçre “_” ticari kanun ingiltere “_” idari kanun fransa” _ “ceza kanunları italya”….Bune la
    bu ülkeler kurtuluş savşında yendiğimiz! devletler 🙂

    ” fötr şapkayı orta asya steplerinden beri giymekteyiz ” demeyin sakın:))

    O şapkayı hahamlar ve yahudilerden başka kullanan pek yok..

    O şapkayı takmayı reddeden insanlarımızı astık…BELKİ HAFIZA KAYBINIZ VARDIR DİYE bir hatırlatayım dedim

  4. 4 Göktürk Adsız
    Ekim 12, 2010, 9:06 am

    hakan
    Ocak 13, 2010, 6:08 pm Tarihli yazıda yazan kişi , Sen TÜRK töresinden bi haber olduğun için yapılan devrimlerin türklükle ne alakası var diyebilirsin .Sana sorsak Türkler Osmanlı ile başlar falan …Latin harflerine gelince. O zaman da Öğrenilebilecek en kolay harf , latin harfleridir. Halk savaştan çıkmıştır. Bir düşün bakalım cumhuriyetin kurulduğunda okuma-yazma oranlarını ? Okuma yazma oranlarının düşük olduğu hemde çok düşük olduğu bir halka en kolay albafeyi öğretmen gerekiyor…Göktürk zamanında kullanılan alfabeyi öğretemezsin sen o şartlarda . Biraz Tarihi şeyleri değerlendirirken günümüz şartlarına göre değerlendirme yapmamalısın .Dönemin şartlarına uygun bir şekilde konuşmalısın..Şapka kanununa gelince. Atatürk şapka gibi birşeyi devrim edinecek birisi değildir. Atatürük Fesi çıkartıp, şapkayı taktığın vakit dininde bir oynama olmaz. Senin dinin kafana taktığın süsle ölçülmezi halkımıza anlatmıştır. Bunu kendiside söylemiştir. Açıp okuyabilirsin , Birazcık konusacaksak lütfen araştırarak okuyalım . Burda, internet ortamlarında komik durumlara düşmeyelim lütfen…Ayrıca şunu belirteyim, Kanunlar veya Medeniyet bir ülkeye bir topluluğa bir ırk’ a ait değildir dostum. Kısacası iyi birşey varsa bu her kimdeyse alacaksın onu…Aklın yolu birdir değil mi ? Emin ol avrupa ülkelerinin bir çoğu daha Cumhuriyeti bilmezken bizler cumhuriyete geçmiştik. Biraz araştır ve bak bakalım göreceğin ülkeler seni şaşırtacaktır…


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.311.616 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Nisan 2009
P S Ç P C C P
« Mar   May »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: