07 Tem 2009 için arşiv

07
Tem
09

MHP – DTP yakınlaşması: Bakalım bir sonraki kare ne olacak?

MHP-DTP yakınlaşmasıMHP-DTP yakınlaşması

MHP ile DTP’nin yakınlaşması gittikçe farklı bir boyut kazanmaya başlıyor. Hatırlarsanız, 22 Temmuz seçimlerinden sonra seçilen milletvekillerinin yemin töreninde törene damga vuran karede el sıkışan MHP lideri Devlet Bahçeli ve DTP Eş Başkanı Ahmet Türk vardı. Bütün Türkiye o görüntü karşısında şok olmuştu. Çünkü daha yemin töreninden birkaç gün önce DTP’liler Kürtçe yemin krizi çıkarmışlardı ve “sert” tepki verenlerden biri de MHP’ydi. El sıkışma karesi bir tek TÜRKSOLU’nu şaşırtmamıştı. O günlerde TÜRKSOLU “MHP-PKK Kardeşliği” diyerek aslında iki partinin de kökleri aynı olduğu için (Amerikancılık) eninde sonunda bir araya gelmeye mahkum olduklarının ve bu duruma şaşırmamak gerektiğinin altını çizmişti. Meclis çalışmaları sırasında MHP ile DTP arasındaki kardeşlik de bayağı ilerledi. Genel Kurul çalışmaları sırasında birbirlerine karşılıklı ikramlarda bulunmalarına da tanık olduk. Ne var ki dedik, iş arkadaşları arasında karşılıklı ikramda bulunulabilir.

Gel zaman git zaman TBMM’nin açılış yıldönümü oldu. Milletvekilleri ilk meclisin toplandığı binada toplanarak o kutlu günü yad ettiler. Katılanlar arasında tabii ki MHP’liler ve DTP’liler de vardı. İşte o kutlu günü anma toplantısında, Türk milletinin birliğinin tesis edildiği günün yıldönümünde MHP lideri Bahçeli, Apo’nun avukatlığını da yapmış olan DTP’li Hasip Kaplan’ı yanına çağırarak “Gel Hasip, birlikte oturalım. Meclis’in farklı renklerini temsil edelim.” deyivermişti. Tek millete dayalı Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin atıldığı günün yıldönümünde Bahçeli Türkiye’nin renklerinden bahsediyordu.

Gele gele 2009’a geldik ve doğal olarak MHP ile DTP arasındaki ilişkide de ilerlemeler kaydedildi. Bildiğiniz gibi Abdullah Gül geçtiğimiz hafta Çin ve Uygur-Sincan Özerk Bölgesi’ni kapsayan bir gezi yaptı. Geziye kalabalık bir işadamı ve milletvekili kafilesiyle çıkıldı. Kafileye MHP’den ve DTP’den de milletvekilleri katıldılar. Hatta DTP’lilerin Gül’ün gezisine dahil edilmesi yeni bir açılım olarak yansıtıldı.

İşte bu Uygur Bölgesi’ndeki temaslar sırasında Özerk Bölge’nin

valisi Gül onuruna bir yemek verdi. Yemek oldukça neşeli geçti.

Hatta bir ara hızını alamayan bizim milletvekilleri çiftetelli

oynamaya başladı. MHP Milletvekili Ahmet Orhan ve DTP

Milletvekili Selahattin Demirtaş yemek sonunda sahneye çıkıp

karşılıklı göbek attı. İçinizden bu nasıl iş diye tepki gösteren

olabilir, olmasın. Adamlar hallerinden oldukça memnun

olmalılar ki, Çin’in hükümranlığı altında yaşayan soydaşlarımızın

karşısında göbek atabiliyorlar. Hadi DTP’liyi anladık, adamların

işleri tıkırında. Ya MHP? O MHP ki, yıllardır Doğu Türkistan’ın

bağımsızlığı der durur. Uygur Özerk Bölgesinde Çinli valinin

karşısında göbek atmak da ne oluyor? Gören de der düğün-

bayram.

Başta da dediğimiz gibi biz bu görüntülere alıştık. Sizler de sakın ola sinirlenip kendinizi yıpratmayın. Bizim açımızdan tek merak konusu bir sonraki karenin ne olacağı.

Çünkü bu adamların bir gerdeğe girmedikleri kaldı!

Okan İşbecer



07
Tem
09

30 yılda kaç milyon genç tükettik her yaştan…?

30 yılda kaç milyon genç tükettik her yaştan?Türk eğitim sistemi ve iktisadı

Yaz geldi, okullar kapandı, sınav stresi bitti ve şimdi çocuklarımız ve gençlerimiz hangi okulu kazanacaklarını düşünüyor, elbette anne babalar da.

Herkesin tek bir derdi var: Çocuğunun okuyup adam olması! İyi bir meslek sahibi olması, güzel bir işinin olması. Ve elbette bunun sonucu olarak da rahat bir yaşam sürmesi.

Denklem tek bir aile bazında ele alındığında son derece doğru gözüküyor ama Türkiye’nin nüfus büyüklüğü ve bu nüfus içindeki genç yaş yoğunluğu göz önüne alındığında sorun hiç de o kadar basit değil.

Okumaya devam edin ’30 yılda kaç milyon genç tükettik her yaştan…?’

07
Tem
09

Lüküs hayat

Lüküs HayatŞişli’de bir apartıman
Yoksa eğer halin yaman
Nikel-kübik mobilyalar,
Duvarda yağlı boyalar

İki tane otomobil
Biri açık, biri değil
Aşçı, uşak, hizmetçiler
Dolu mutfak, dolu kiler

Hanım gider, sen gidersin
Gündüzleri çaydan çaya
Gece olur, davetlisin
Ya dineye ya baloya

Lüküs Hayat, Lüküs Hayat
Bak Keyfine Yan Gel de Yat
Ne Güzel Şey
Oh Ne Rahat
Yoktur Eşin Lüküs Hayat

“Lüküs Hayat” müzikali sahnelendiğinde yıllardan 1933’tür ve Cumhuriyet’in 10. yılı kutlanmaktadır. Şarkı sözlerinin yazarı ise o sırada hapiste olan Nâzım Hikmet’tir.

Nâzım Hikmet hapishanede gerçek bir solcudur ve dışarda hızla değişen Türkiye’ye, yeni yeni türeyen seçkin zümreye bakmakta ve çok uzak bir görüşlülükle daha o günlerden “Amerikan rüyası”nı hicvetmektedir.

Okumaya devam edin ‘Lüküs hayat’

07
Tem
09

Gövde-güç gösterisi

Yekta Güngör Özden

Genelkurmay Başkanı’nın basın toplantısında “kâğıt parçası” nitelemesiyle değerlendirdiği, askerî savcılığın geçerli ve gerçek bulmayarak takipsizlik kararı verdiği, iktidar ve yandaşlarının “belge” diyerek direndiği konuda Millî Güvenlik Kurulu’nun kurumları yıpratmaya yönelik söylem ve yazıların tepkiyle karşılanması nedeniyle kaçınılması çağrısında bulunması kanımızca geçiştirici ve yatıştırıcı bir yaklaşımdır. Başbakanın yalancı çıkarılmamasına ağırlık veren gidiş, suçlanan albayın tutuklanmasıyla Genelkurmay’ın yalanlanması sayılabilir. Terör örgütü üyeliğinin iktidar direnmesinin doğrulanması anlamında yakıştırıldığı olasılığı gözardı edilemez. Bu bir tür gövde ve güç gösterisidir.

Okumaya devam edin ‘Gövde-güç gösterisi’

07
Tem
09

KKTC’nin imhâsında Talat – – – sömürgeci – – – Rum üçgeni

Günther Verheugen
Günther Verheugen

Hristofyas
Hristofyas

Hristofyas şovenisti, Yunan şehrinin “fahrî hemşerisi” ünvanını aldıktan sonra yaptığı konuşmada; “Güney Kıbrıs ile Yunanistan arasındaki ortak mücadelelere, acılara ve süreçlere” değinmeden edemiyor. Ne de olsa Rumlar ve Yunanlılar arasında “Megalo idea ve Enosis” ortak paydası var. O yüzden bu dayanışmayı yadırgamamak lazım. Hatırlarsınız, Yunan Başbakanı Simitis de, Rumlar AB’ye alındıktan sonra Kıbrıs’ta yaptığı konuşmada “Enosis”in gerçekleştiğini ilan etmişti. Şimdi de 5. kol CTP ve Talat’ın yardımıyla TSK’yı adadan çıkararak ve Kıbrıslı Türkleri köle haline getirerek “Megalo İdea” yolunda önemli bir adım atmış olacaklar.

Verheugen’in ikiyüzlülüğü

Günther Verheugen’i hatırladınız mı? Hani, Annan Planı sürecinde Türklerin baş belâsı bir Alman vardı ya, işte o!

Rauf Denktaş kendisine “Nazi Çavuşu” lâkabını takmıştı. O lâkap kendisine pek de yakışmıştı.

Hani, pişik dudaklı ve dört göz olan canım!

Süreç esnasında Annan Planı’nın Türkler tarafından kabul edilebilmesi için her türlü yalanı söylemiş, daha sonra Türkler plana “Evet” derken Rumlar ret verince de, “Rumlar bizi kandırdı” deyip işin içinden sıyrılmış ve sömürgecilik ahlâksızlığının ne demek olduğunu bütün dünyaya göstermişti.

Bir de baktım o AB komiseri, bu sefer başka bir bölümün AB komiseri olarak KKTC’nin Rumlara teslim edilme olayına yine bir tarafından bulaşmış. Adam KKTC’yi yok etmeden rahat ve huzur bulamayacak. Dedim ya, tam bir baş belâsı diye! Zaten, yüzünde de meymenet yok! Bir insan ancak bu kadar itici olabilir. Anlaşıldığı kadarıyla kendisini bir süre dinlendirdiler, tam Kıbrıs görüşmelerinin en kritik anında tekrar arenaya saldılar.

Kısa bir süre önce KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün bu Türk düşmanının Kıbrıs’ta geçenlerde yaptığı açıklamalarla ilgili yazılı bir beyanat yayınladı ve burada Özgürgün, Denktaş’ın deyimiyle “Nazi Çavuşu”nun; “… adadaki çözümsüzlüğün Rum tarafından kaynaklandığını teslim etmekten ısrarla kaçındığını…” belirtiyordu.

Görüyorsunuz değil mi iki yüzlülüğü? Annan Planının Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilmesinden hemen sonra birçok kereler “Rumlar bizi kandırdı” diyen sömürgeci AB’nin bu bürokratı, şimdi de kalkmış, Rumların çözümsüzlüğün mimârı olduğu gerçeğinin ısrarla üstünü örtmeye çalışıyor ve tam bir Rumcu gibi çalışıyor.

Verheugen’den KKTC’yi bitirme planı

Lanetliği bu kadarla da kalmıyor. Çirkefliğine devam ediyor ve Özgürgün’ün yazılı beyanatına göre, Kıbrıslı Türkleri tutsak edecek olan şu görüşleri ileri sürüyor:

a) Malûm, Türk tarafının elde ettiği kazanımların AB iç mevzuatı çerçevesinde sulanıp yok olmaması için Türk tarafı, bunların “derogasyon” adı verilen AB mevzuatında istisna teşkil eden ayrıcalıklar ve garantiler haline getirilmesini istiyor. Bu haklar, derogasyon olarak kabul edilmediği durumlarda Türklerin kendilerini garantiye almış gibi gördükleri kazanımlarının hepsi zaman içerisinde açılacak davalarla ortadan kalkacak ve dolayısıyla da Türkler tüm kazanımlarını kaybedecekler.

Okumaya devam edin ‘KKTC’nin imhâsında Talat – – – sömürgeci – – – Rum üçgeni’

07
Tem
09

Huzurunuzu bozan kıyafet değil Cumhuriyet!

Yeni tartışmamız okullarda kıyafet serbestliği

Yıllardır dönem dönem gündeme gelen tartışmalardan biri okullarda serbest kıyafet uygulamasıdır. Bunu özellikle cumhuriyetle sorunu olan “özgürlükçü” çevreler gündeme getirerek, “çocuklarımızın asker gibi yetişmesini istemiyoruz, tek tip kıyafet sıradanlaştırır” naralarıyla, fırsatını bulmuşken Atatürk dönemi uygulamalarına saldırırlar. Bu seferki girişimin mimarı da Türkiye’nin ilk kadın Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu!

“Başörtülüler bir güruh veya bir partinin tabanı değiller. Bu Türkiye’nin ortak sorunu. Bir tek bizim sorunumuzmuş gibi tarafımızdan sahiplenilmesi meseleyi şahsileştiriyor, toplumun cepheleşmesine yol açıyor. Burada yaygın bir insan hakları ihlali söz konusu.” diyen ve türbanın önde giden savunucularından biri olan, okullarda her sabah söylenen “Andımızın” da kaldırılmasının tartışılabileceğini söyleyen bir “özgürlükçü”.

Okumaya devam edin ‘Huzurunuzu bozan kıyafet değil Cumhuriyet!’

07
Tem
09

ÖDP: Kürtçülükten dinciliğe

ÖDPÖDP’de yeni dönem mi?

ÖDP son kongre sürecine kadar aylarca toz duman içinde kaldı. Ufuk Uras’ın DTP-PKK oylarıyla milletvekili olmasıyla başlayan süreç son bir yıldır tam bir kaos ortamı yaratmıştı. ÖDP’nin komprador sol çizgisinde bile kendisini dizginleyemeyen Ufuk Uras’ın AKP’den daha AKP’ci tavrı Birgün tayfasının bile midesini bulandıracak kadar cesurdu…

Okumaya devam edin ‘ÖDP: Kürtçülükten dinciliğe’

07
Tem
09

Hadi darbecilik oynayalım

Varsa yoksa darbe ve darbeciler

Ortalık yine toz duman, göz gözü görmüyor… Malum, kurtlar dumanlı havayı sever. Yani, tozu dumana katanlar, kurtlara müsait zemin hazırlamakla meşguller. Her gün yeni bir darbe haberi, her gün yeni bir darbeciler yakalandı haberi… Bu ülkenin başka bir derdi yok. Varsa yoksa darbe, yat darbe, kalk darbe. Gözünü yum darbe, gözünü aç darbe. Çocukluğumuzda oynadığımız körebe oyunu gibi bir şey. Birileri körebe olmuş, durmadan darbeci arıyorlar. Ellerini deydirip “ebesin dedikleri” herkes darbeci. Bıktık artık, gerçekten bıktık bu darbe sözlerinden…

Geçen gün kısa bir gezintiye çıkmıştım. Sokakta kimsecikler yoktu. Ortalık alabildiğine sessiz ve sakindi. Korkutucu bir sessizlik hakim olmuştu caddelere, sokaklara. Parkın içinde, ağaçların altında gölgeyi bulmuş, oyun oynamaya hazırlanan çocuklardan biri yüksek sesle “hadi darbecilik oynayalım!” diye bağırmaz mı? O anda gülsem mi, ağlasam mı diye düşündüm. Artık çocuklar bile darbecilik oynamaya başlamışlar. Vah Türkiyem vah!

Okumaya devam edin ‘Hadi darbecilik oynayalım’

07
Tem
09

Kenan Evren’den nasıl kurtuluruz?

Kenan Evren

12 Eylül ve Kenan Evren zihniyeti, bütün bunların ötesinde toplumun ahlaki, kültürel ve sosyal her alanda bütünüyle çürütüldüğü, toplumsal yozlaşmanın, bireyciliğin, apolitikliğin kutsandığı ve her türden milli değerin yok edilerek toplumsal dokunun tümüyle tahrip edildiği bir toplumsal manzarayı da ustalıkla inşa etti. AKP iktidarı işte böylesi bir toplumsal çürümenin ve yine 12 Eylül’ün yattığı çarpık ekonomik yapının üzerinde yükseldi. İkinci bir 12 Eylül ya da 12 Eylül’ün restorasyonu olarak adlandırabileceğimiz AKP faşizmi de tıpkı Kenan Evren gibi ABD için, ABD çıkarları için, bu kez ulusal güçleri hedef tahtasına koymuş durumda. ABD-AKP cephesinin hedefinde ise bu kez ulusal güçler ve Türk ordusu bulunuyor.Son Ergenekon tertibi de aslında demokrasi, hukuk, özgürlük adı altında iktidara gelen ama yeni bir 12 Eylül’den hiçbir farkı bulunmayan AKP faşizminin Türk ordusunu ve ulusalcı toplumsal muhalefeti susturma ve yok etme operasyonu olarak işlevselleşiyor.

Kenan Evren intihar edermiş!

12 Eylül’ün “kudretli” paşası Kenan Evren, 12 Eylül darbecilerine yargı yolunun açılması tartışmasının hemen ertesinde Milliyet’ten Fikret Bila’ya verdiği mülakattaki “intihar ederim” çıkışıyla bir kez daha gündemde.

Aslında ne Kenan Evren ne de 12 Eylül, aradan geçen otuz yıla rağmen Türkiye’nin gündeminden çıkmış durumda. Tersine, 12 Eylül rejimi, hem de bütün kurumsal yapısıyla, hâlâ yürürlükte. 12 Eylül’ün en has evlâdı AKP faşizmi iktidarda, 12 Eylül’ün beslemesi Kürtçü hareket Meclis’te ve Kenan Evren’in “Yahu hangi taşı kaldırsam altından Atatürk çıkıyor.” diyerek bilinçaltındaki düşmanlığı açığa vurduğu Atatürkçülük neredeyse bir terörist ideoloji haline getirilmiş durumda. Kısacası 12 Eylül ve Kenan Evren kâbusu otuz yıldan beridir adeta bir karabasan gibi ülkenin üzerinde dolaşmaya devam ediyor.

Evren’in “intihar ederim” çıkışının asil bir davranış ya da bir yiğitlik alameti olmadığını ise söylemeye bile gerek yok herhalde. Bu hezeyan, her şeyden çok, Evren gibi faşistlerin korkak ve aciz kişiliklerinin bir belirtisi olabilir. O kadar ki, bırakın yargılanma yolunun açılmasını, bunun tartışılmaya başlanması bile Evren’in dizlerinin bağını çözmeye yetmiş anlaşılan.

Tabii insan bu durumda ister istemez 12 Eylül’ün radyodan ihtilal bildirgesini okuyan o sert ve kudretli Kenan Paşa’sını arıyor, ama nafile.

Böylesi bir yargılama kararının çıkıp çıkmayacağı bir yana, çıksa bile bu sürecin tamamlanması ve Evren’in hak ettiği cezaya çarptırılması bile yıllar alacaktır. Evren de doksan yaşını aştığına ve dünyaya kazık çakamayacağına göre korkulacak bir durum da olmaması gerek. Bu gerçeğe rağmen Evren’in bu kadar acizleşip, mızıkçı çocuklar gibi “intihar ederim bak” yollu acındırma çabalarını ancak tiksinerek seyretmekle yetiniyoruz.

İnsan en azından ömrünün son demlerinde, kaybedecek hiçbir şeyinin kalmadığı son anlarında olsun azıcık onurlu bir duruş sergiler.

Okumaya devam edin ‘Kenan Evren’den nasıl kurtuluruz?’

07
Tem
09

Günay-Mitterand aşkı: Bakalım çocuğu kim doğuracak

Ertuğrul Günay
Ertuğrul Günay

Frederic Mitterrand
Frederic Mitterrand

Bu hafta biraz sınırlarımızın dışına çıkacağız. Umarım Yavuz Selim bizi hoş karşılar. Geçtiğimiz haftalarda Fransa kabinesinde bir değişiklik yaşandı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Kültür Bakanlığı’na eski cumhurbaşkanlarından François Mitterrand’ın yeğeni Frederic Mitterrand’ı atadı. Sarkozy’nin bu kararı bazı eleştirileri de beraberinde getirdi. Çünkü Sarkozy’nin son kabine değişikliği, son dönemlerde icraatlarından çok kabine üyeleri ile gündeme gelen İtalya Başbakanı Berlusconi ile karşılaştırılmasına neden oldu. Göreve geldiğinden beri kabinesine birbirinden güzel kadınları atayan Berlusconi, kabine oluşturma anlamında kadın bakanları görevden alıp yerine Mitterrand gibileri atayan Sarkozy’e oldukça fark atmış durumda. Şundan dolayı ki, Sarkozy’nin göreve atadığı yeni bakan, siyasi kimliğinden çok eşcinsel olmasıyla tanınıyor. Mitterrand, eşcinsel yaşamını ele aldığı iki ciltlik ‘La Mauvaise Vie’ (Kötü Hayat) kitabıyla da bilinmekle birlikte ona esas ününü kazandıran şey, eşcinsel topluluğunun TV kanalı Pink-TV’de animatörlük yapması.

Her neyse. Biz şimdi Batılıların çarpıklıklarını bırakıp kendi çarpıklarımıza dönelim. Biliyorsunuz bu yıl Fransa’da Türk mevsimi. Bu nedenle Fransa’da Türkiye’yi tanıtacak bir dizi etkinlik gerçekleştirilecek. Ancak ortada bir sorun var. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı. İmtiyazlı ortaklık gibi ne demek olduğunu kendisinin de bilmediği bir şeyler ileri sürüyor. Bu nedenle son zamanlarda Türkiye ile Fransa ilişkileri biraz limoni. Hatta bizim muhteşem ikili (Tayyip ve Gül) Sarkozy’ye rest bile çektiler de (heriflerdeki milli duruşa bakar mısınız? Önlerine gelene posta koyuyorlar ama durum gitgide daha da kötüye gidiyor) neredeyse 9 aylık Türk mevsimi suya düşecekti.

Okumaya devam edin ‘Günay-Mitterand aşkı: Bakalım çocuğu kim doğuracak’

07
Tem
09

Şimdi de sıra Ruhban Okulu’nda

Heybeliada Ruhban OkuluGeçtiğimiz haftanın sıcak gündem maddelerinden biri de Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun açılması ile ilgili AKP tarafından yapılan çıkışlardı. AKP hükümetinin üç bakanı birer gün arayla ortaya çıkarak Ruhban Okulu’nun açılacağı yönünde kesin beyanatlar verdiler. Üstelik bu bakanlardan biri Kültür Bakanı, bir diğeri Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi ve sonuncusu da Milli Eğitim Bakanı olunca işin rengi değişti. AKP’nin yeni bir ihanet icraatına daha imza atma hazırlığında olduğu yönündeki kanılar da güçlenmiş oldu.

Okumaya devam edin ‘Şimdi de sıra Ruhban Okulu’nda’




İstatistikler

  • 2.304.234 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2009
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar