16
Tem
09

Emperyalizm ve Kürtçülük

Emperyalizm ve KürtçülükTürk  Solunun  Kürt  yanılgısı

Kürt bölücülüğü, Türkiye’nin temel sorunu olmanın yanı sıra, Türk Solu içindeki yarılmanın da en somutlaştığı alan olma özelliğini taşıyor.

Kürt meselesi, 1920’lerden başlayarak ve 1960’lardan sonra da giderek artan bir biçimde Türk Solu içinde tartışılmaya başlanmıştır.

1920’lerin TKP’si o dönemin en büyük Kürt isyanı olan Şeyh Sait isyanına karşı Kemalist rejimi desteklemekte ve bu Kürt isyanının arkasında İngiliz parmağı bulunduğunu tespit etmekteydi.

Bugün, aradan geçen 80 yılın sonunda bu başlangıç noktasının bile epey gerisinde bulunduğumuzu söylemek gerekiyor.

1960’lara gelindiğinde Kürt meselesi daha çok Güneydoğu merkezli feodal yapının hâlâ tasfiye edilememesi ve Türkiye’nin azgelişmişliği ile açıklanıyordu. PKK’nın henüz ortaya çıkmadığı bu dönemde Kürt meselesinin çözümü olaraksa Atatürk’ün yarım kalan toprak reformunun tamamlanması ve bölgenin kalkındırılması öneriliyordu.

1968 Kürt meselesi açısından da önemli bir tarihti ve gençlik hareketinin büyümesi ile birlikte sol içindeki Kürt unsurların öne çıkmaya başladığı bir süreç başlamaktaydı.

Bu dönemde Türk Solunun temel yanılgısı Kürtlerin mazlum ve ezilen bir halk olarak görülmesi ve bunun sunucu olarak da sol içinde kendisine yer edinmeye çalışan Kürt unsurların yarattığı tehlikenin boyutlarının görülememesi oldu.

1971’e gelindiğinde bu Kürt unsurların Türk Solu içinde edindikleri yeri kendi etnik örgütlenmelerini büyütecek bir alan olarak kullandıkları ve aradan geçen üç dört yıllık dönemde Türk Solunun kimi unsurlarını da peşlerine taktıkları görülecekti.

PKK  Türk  Solunu  tasfiye  ederek  büyüdü

1971 sonrası dönem Kürt hareketi açısından önemli bir milattır. Türk Solu içinde Kuvayı Milliyeci çizginin terk edilmesi ve enternasyonalist fikirlerin güç kazanarak 1970’lerin sonuna kadar irili ufaklı pek çok Kürt örgütünün ortaya çıkması bu dönemde gerçekleşti.

O dönemde, bugünün PKK’sı, Apocular olarak bilinen ve nispeten küçük bir Kürt örgütüydü.

1980 sonrasında ABD ve 12 Eylül rejiminin bilinçli bir planlaması ile PKK’nın açıkça kollandığı ve beslendiği bir süreç açıldı. Türk Solunun temizlenmesiyle açılan boşluk bizzat ABD emperyalizminin tasarrufuyla PKK tarafından doldurulmaktaydı.

Bundan sonrası son otuz yılda yaşadığımız PKK’nın Türk Solu adına kalan son kırıntıları da ortadan kaldırarak ve kalanları da kuyruğuna takarak Türk Solunu tümüyle bitirmesi sürecidir.

PKK bu süreçte ikili bir tasfiyeyi oldukça başarılı bir biçimde gerçekleştirmiştir. Birincisi PKK çizgisi dışındaki Kürt örgütleri çoğunlukla da silahlı terör yoluyla ortadan kaldırılmıştır. Böylelikle PKK Kürt hareketinin tek gücü haline gelmiştir. İkincisi, PKK’nın faaliyet alanı dahilinde bulunan TİKKO, TDKP, DEV-SOL gibi örgütler, en başta da dağ kadroları olmak üzere, süreç içinde tasfiye edilmiş ve bu örgütlerin denetimindeki bölgeler PKK tarafından ele geçirilmiştir.

Ama ne acıdır ki, geçmişte PKK tarafından tasfiye edilen, kadroları öldürülen bu sol örgütler bugün sanki hiçbir şey olmamış gibi PKK kuyrukçuluğu yapmaya devam etmektedirler.

PKK  Kürt  toprak  ağaları  ile  ittifak  halinde

PKK ise sanıldığının aksine hiçbir zaman bir sol örgüt gibi davranmamış, toprak reformu, köylünün özgürleştirilmesi ve feodal yapının tasfiyesini savunmamış, tam tersine bölgenin feodal yapısını korumak için aşiretlerle uzlaşmış ve bölgenin geri yapısının korunmasını sağlayarak kendi etnik örgütlenmesini kolaylaştıracak toplumsal ve ekonomik geriliğin sürdürülmesini temel program haline getirmiştir.

Öyle ki bugün PKK’nın lider kadrosu içindeki Ahmet Türk ve Sırrı Sakık başta olmak üzere pek çok önemli isim de bölgenin en büyük aşiretlerinin başındaki toprak ağalarıdır.

Dolayısıyla PKK toprak ağalarıyla ve bölgenin feodal yapısıyla mücadele eden değil, bizzat bu geri yapının ürünü ve koruyucusu bir harekettir.

Aslında yalnızca bu bile PKK’nın en başından itibaren sol bir örgüt değil, etnik temelli bir Kürt ırkçı hareketi olduğu gerçeğini doğrulamaktadır. PKK’nın bugüne kadar tek bir antiemperyalist ve antikapitalist söylem kullanmaması da bu açıdan bakıldığında şaşırtıcı değildir.

Buna rağmen PKK’nın tipik bir sosyalist örgüt olduğu ve kendi stratejik ve taktik planlaması ile bugüne kadar geldiği yanılgısı yüzünden Kürt hareketinin bizzat emperyalizmin kurduğu ve desteklediği bir ajan örgüt olduğu gerçeği hep gözardı edilmiştir.

Buradaki temel yanılgı Kürt hareketini ve PKK’yı yalnızca 1970’lerde Türk Solu içine sızma faaliyetinden itibaren değerlendirmeye almaktır. Böyle olunca PKK sosyalist sol içindeki 1970 sonrası ayrışmanın taraflarından birisi ve sol/sosyalist bir hareket olarak görülmektedir.

Oysa Kürt hareketi PKK ile başlamadığı gibi neredeyse 200 yıldır emperyalizmin en sadık işbirlikçisi olarak Ortadoğu halkları arasına sokulmuş bir ajan unsur olarak rol oynamıştır.

Sevr’den  BOP’a  emperyalizmin  güdümündeki  Kürt  hareketi

Bu noktada 1990’lardan geriye doğru giderek Kürt hareketinin ilk ortaya çıkarıldığı dönemlere bakmak ve tarihsel bir perspektif içinde Kürt hareketinin emperyalist güçler tarafından nasıl ve hangi amaçlarla kullanıldığına bakmak gerekmektedir.

1990 sonrasında Ortadoğu üzerindeki projelerini çok daha ciddi bir biçimde öne çıkaran ABD, Irak’ta Barzani ve Talabani liderliğindeki Kürt peşmergelerle birlikte daha büyük bir operasyona girişirken Türkiye’de de PKK’yı güçlendirmek gibi bir planlama içine girmiştir. Nitekim 1980’lerden itibaren gerek Barzani-Talabani ikilisinin, gerekse PKK’nın, ABD’nin gösterdiği strateji doğrultusunda ve doğrudan Amerikan silahlarıyla isyana kalktığı görülmektedir.

Geçmişte Amerikan emperyalizmine karşı, en ilkel silahlarla savaşan ve çoğu zaman da düşmandan elde ettikleri silahlarla bu mücadeleyi yürüten gerilla güçlerinin yerine artık son model silahlarla, hatta uçaksavar ve füzelerle donatılmış bir garip “gerilla” ortaya çıkmıştır. Ancak bu bile bazılarının gözünü açmaya yetmemiştir.

ABD’nin bu açık desteğinin sebebi ise ABD’nin neredeyse yüz yıldır gerçekleştirmeye çalıştığı Sevr projesi ve bu proje içindeki Büyük Kürdistan tasarımıdır.

1989’de Sovyetler’in çözülüşünden itibaren bu projeye daha da abanan ABD Birinci ve İkinci Körfez Savaşı’na bu amaçla girmiş, BOP doğrultusunda Irak’ın işgali ve Saddam rejiminin devrilerek Talabani’nin cumhurbaşkanı Barzani’ninse Kürt Özerk Bölgesinin başkanı yapıldığı bir Irak tablosu bu şekilde yaratılmıştır.

Aslında yalnızca Irak işgali sonrasında yaşanan gerçekler bile Kürt hareketini arkasındaki temel gücün ABD emperyalizmi olduğunu, PKK dahil olmak üzere Kürt hareketinin doğrudan ABD emperyalizmi tarafından örgütlenip desteklendiğini ve stratejik ve taktik yol haritasının da yine Amerikan emperyalizmi tarafından çizildiğini görmek için yeterlidir. Ancak bugün hâlâ bu kavrayışın çok uzağında olduğumuz da bir gerçek.

O nedenle biraz daha gerilere gitmek ve iki yüz yıllık Kürtçü ihaneti yeniden hatırlatmak gerekmektedir.

Kürt hareketinin ilk ortaya çıkış dönemi 1800’lerin başıdır ve ne hikmetse bu dönem İngiltere ve Rusya’nın Ortadoğu’da paylaşım mücadelesine girdikleri dönemdir. Kürtlerin bu sömürgeci güçler tarafından büyük bir ilgi odağı olması tam da bu döneme denk düşer. Bu tarihe kadar Kürtlerin Ortadoğu coğrafyasında adı bile anılmamaktadır.

Bu dönem aynı zamanda Kürt tarihi ve Kürt dili üzerine sözde bilimsel araştırmaların da başlangıcıdır. Bölge çapında sadık bir işbirlikçi güç olarak seçilen Kürtlerin bölge devletlerini ve halklarını bölme faaliyetinde kullanılmaları için Kürdoloji enstitülerinin kurulması ve Kürt milli topluluğunun yaratılması planları daha o dönemde uygulamaya sokulmuştur. Bugün bile en ünlü Kürt uzmanlarının İngiliz ya da Rus olmaları tesadüf değil, bu planlamanın bir sonucudur.

1804-1812 Rus-İran savaşında İran’a karşı Kürtleri kullanan Rusya 1828-1829 ve 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşlarında da Kürtleri ayaklandırarak önemli başarılar kazanmıştır.

1918’de Mondros mütarekesinin imzalanmasının ardından da Kürt hareketi yeniden emperyalist güçlerce öne sürülmüştür.

Yine ABD Başkanı Wilson’un kendi adıyla anılan Wilson prensipleri doğrultusunda da açıkça ulusların kendi kaderini tayin hakkı adı altında Kürtlerin bağımsız bir devlet kurma hakkı gündeme getirilmiştir. Sevr bu niyetlerin ilk kez fiiliyata geçirilme hamlesi olmuştur.

Bu dönem aynı zamanda Kürt hareketinin İngiltere ve Rusya ile olan işbirliğinin yanı sıra ABD ile de dirsek temasına geçtiği bir dönemdir. 1919’dan itibaren başlayan Türk Bağımsızlık Savaşı sırasında bir taraftan yedi düvele karşı antiemperyalist bir mücadele verilirken, içerde de Kürt isyanlarıyla mücadele etmek zorunda kalınmıştır.

İşgal güçlerinin cephe gerisindeki en büyük desteği olan Kürtler gerekli görülen her noktada ayaklandırılarak kullanılmışlardır.

Milli Mücadelenin en kritik anlarından olan Büyük Yunan İlerleyişi sırasında Koçgiri isyanı patlak vermiştir.

1925’te gerçekleşen en büyük Kürt isyanlarından birisi olan Şeyh Sait isyanı ise Türkiye’nin İngiltere ile Musul için pazarlık yaptığı bir dönemde başlamış ve Cumhuriyet idaresini çok uğraştırmıştır. Sonucu bilindiği üzere Musul’un kaybedilmesi olmuştur.

Ancak Kürt hareketi her fırsatta bastırılsa da arkasındaki emperyalist destekle bir şekilde toparlanmış ve ayaklandırılmıştır. 1937’de emperyalizme ve onun güdümündeki Kürt bölücülüğüne karşı Irak ve İran’la Sadabat Paktı’nı kuran Atatürk’ün bu hamlesine karşı ortaya çıkan 1938 Dersim isyanı adeta Kürt bölücülüğünün kullanım süresinin henüz dolmadığını göstermektedir.

Bundan sonra PKK’nın kuruluşuna kadar giden süreçte de Kürt hareketi DP-AP çizgisindeki sağ partiler tarafından güçlendirilmiş ve bölgedeki Kürt aşiretlerinin desteklenmesi yoluyla bölgenin Türk devletine entegrasyonu engellenmiştir. PKK işte bu ortamda kök salabilmiştir.

AB  ve  ABD  emperyalizminin  yeni  Kürt  stratejisi :  Siyasallaşma

1960’lardan başlayarak 1990’lara kadar ABD emperyalizminin yanı sıra Rus emperyalizminin de açık desteğini alan PKK, gerek Rusya’da gerekse Yunanistan ve Suriye gibi ülkelerde açıkça faaliyet göstermiş ve bu ülkelerdeki kamplarda bu ülkelerin istihbarat örgütleri tarafından silahlı eğitimden geçirilmiştir.

1990’ların başından itibarense hem AB’nin hem de ABD emperyalizminin desteği ile yeni bir stratejik ve taktik evreye girmiştir. 1991’den itibaren ABD’nin Çekiç Güç’ünün desteği ile Güneydoğu’da açıkça beslenen PKK terörü bu andan itibaren AB’nin de çabasıyla uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Özellikle Mitterand’ın başında bulunduğu Fransa başta olmak üzere Almanya, Belçika ve Hollanda gibi pek çok AB üyesi ülke, PKK terörünün uluslararası alanda destek görmesi için büyük çaba harcamışlardır.

1990’ların ortasından itibarense PKK’nın siyasallaştırılması programı yine AB ve ABD desteği ile hayata geçirilmiştir. Silahlı mücadelede Türk Ordusu karşısında önemli kayıplar veren ve ciddi bir çöküş yaşayan PKK, bu andan itibaren AB ve ABD desteği ile siyasallaşma çalışmalarına yönelmiş ve PKK’nın uzantısı DEP-HADEP-DEHAP-DTP çizgisindeki Kürt partileri aracılığıyla PKK’nın sivil siyasete sokulması ve Türk devleti ile masaya oturtulması planı uygulamaya konmuştur.

AB süreci içindeki Kürtçe eğitim ve öğretim, Kürtçe televizyon ve yayın hakkı, idam cezasının kaldırılması gibi pek çok düzenlemeyle de Türk devletine “Kürt realitesi” dayatılmıştır.

PKK bu emperyalist destekle bugün devlet tarafından muhatap kabul edilme noktasına geldiği gibi Kürt kimliğinin kabul ettirilmesi için yıllardır amaçladığı pek çok şeyi de bu sayede gerçekleştirmiştir. Ve süreç PKK’nın ve tabii ki arkasındaki emperyalist güçlerin istediği şekilde ilerlemeye devam etmektedir. Bugünkü PKK’ya af tartışmasının AB-ABD-AKP cephesinin elbirliğiyle gündemde tutulması da bu desteğin ve niyetin en somut kanıtıdır.

Tek  ve  birleşik  Kürt  hareketi  gerçeği

Bu noktada Kürt meselesine çözüm adı altında pek çok yanlış tez de ortaya çıkmakta ve kafalar karışmaktadır.

Bugün Kürt hareketinin doğrudan ve neredeyse iki yüzyıldır emperyalist güçlerce desteklendiği gerçeğini göremeyen çevrelerin varlığı bir yana, bu gerçeğin ayırdında olan çevreler açısından bile çok ciddi analiz hataları yapılmaktadır.

Sol içinde PKK’nın kuyruğuna takılmayan görece küçük bir kesim Irak’taki Barzani-Talabani çizgisinin Amerikancı olduğunu söyleyip bunlara karşı çıkarken PKK’yı bunun dışında tutarak ciddi bir yanlış yaparken, kimi ulusalcı çevreler de Amerikancı Barzani-Talabani çizgisine karşı “Türkiyeci” bir Apo çizgisi uydurup Apo’nun “demokratik cumhuriyet” planının savunucusu konumuna gelmiş durumdadırlar.

Gerçek ise bambaşkadır. ABD Güneydoğu’da PKK’ya muhtaçtır zira Barzani ve Talabani’nin kimi ulusalcı çevrelerin iddia ettiği gibi Türkiye içinde ciddi bir gücü hiç olmamıştır. Bunlar Irak’ta kendi yerel güçleri olan ama Türkiye içinde sadece işbirlikçileri bulunan hareketlerdir. PKK ise bugün gelinen noktada Kürt hareketinin Türkiye’deki tek temsilcisidir ve bu açıdan da ABD için vazgeçilmezdir.

Bu çevrelerin tümünün göremediği bir diğer gerçekse Kürt hareketinin Apo-Barzani-Talabani birlikteliği içinde tek ve birleşik bir Kürt hareketi haline geldiği ve geçmişteki iki parçalı Kürdistan planının bugün “tek ve büyük Kürdistan” şeklini aldığıdır.

Leyla Zana, çok değil daha birkaç yıl önce, bir miting konuşmasında Barzani ve Talabani’ye selam gönderip Apo, Barzani ve Talabani’nin, üçünün birden Kürtlerin lideri olduğunu söylerken bu gerçeğe işaret ediyordu.

O nedenle bugün, Türk Ordusu da dahil olmak üzere, Kuzey Irak’taki kukla Kürt devletini kabul edip, hatta bunun hamiliğini yaparak, Türkiye’de kurulacak bir Kürt devletini engelleme stratejisi sadece Güneydoğu’nun elden çıkmasına yol açar, o kadar.

Bugün Türkiye’nin parçalanması noktasına kadar ilerleyen Kürt bölücülüğünün tarihsel ve güncel analizinin bizi getirdiği nokta Amerikan emperyalizminin neredeyse yüz yıldır bölgede bir büyük Kürdistan projesi için faaliyet yürüttüğü ve bu çerçevede Kürt hareketini kullandığı gerçeğidir.

Türkiye, Kürt bölücülüğünü bitirmek, toprak bütünlüğünü ve rejimini korumak istiyorsa bunun tek yolu Amerikan emperyalizmi ile nihai bir hesaplaşmaya girişmesidir.

Bunun dışındaki her türlü çözüm, gelinen noktada çözümsüzlüktür.

Türkiye er ya da geç Amerikan emperyalizmi ve onun işbirlikçisi Kürt hareketi ile bir ölüm kalım mücadelesine girişmek zorundadır ve bu çelişki masa başında strateji üreterek değil, savaş alanında ve kanla çözülecektir.

Bu tarihin dayattığı kaçınılmaz bir hesaplaşmadır ve bütün ulusal direniş hazırlığı da buna göre yapılmalıdır.

İnan Kahramanoğlu



1 Response to “Emperyalizm ve Kürtçülük”


  1. 1 mustafa
    Eylül 26, 2010, 5:28 pm

    çok dogru gibi geliyor yazılanlar ama bunu daha çok kürtlerin okuması gerekmezmi sence diğer taraftan bir soru daha çıkıyor ortaya kürtler bu kadar kafasız olamazlar sanırım bu kadar oyunu görmeleri gerekmezmi diye düşünüyorum kanaatimce haklısın ama bunu sürekli gündemde tutmak gerekir ki hem türkler hem kürtler neye ve kimlere hizmet ettiklerini görsünler


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.304.234 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2009
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: