19 Tem 2009 için arşiv

19
Tem
09

Ordu nasıl hizaya sokulur…?

Komploya kurban giden generaller Von Blomberg ve Von Fritsch birlikte. Komploya kurban giden generaller Von Blomberg ve
Von Fritsch birlikte. (Soldan ilk iki kişi)

Ordu,   SA   ve   SS

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yenilen Almanya, şartları çok ağır bir antlaşma olan Versay Antlaşması’nı kabul etmek zorunda kalmıştı. Türkiye’nin Mondros’una denk olan bu antlaşma ile Almanya’nın düzenli bir ordu kurması yasaklanmıştı. Almanya’nın askeri gücü en fazla 110 bin askerden oluşacak, donanması, hava kuvvetleri ve bir Genelkurmay’ı olamayacaktı.

Bu durum, Almanya’nın elinin kolunun bağlanmasından öte bir şeydi. Çünkü Almanya ve Almanlar için ordunun anlamı çok büyüktü. Alman birliğini sağlayan ve birleşik Alman devletini oluşturan Prusya tümüyle askerlerin yönettiği bir devletti. Hatta o dönemde şöyle açıklanırdı bu durum: “Tüm devletlerin ordusu vardır, Prusya ordusununsa devleti.”

İşte  böyle  bir  ülkeydi  Almanya  ve  ordusu  dağıtılmıştı…

Savaşın  en  acı  sonucunun  ise  Almanya’nın  ordusuz  kalması  olmadığı  kısa  sürede

anlaşılacaktı.  Silahsız,  ekonomisiz  ve  elbette  onursuz  bırakılan bu  ulusun  başına  bir

serseri  musallat  olacaktı :  Hitler.

Okumaya devam edin ‘Ordu nasıl hizaya sokulur…?’

19
Tem
09

Ekonomik kriz: Kapitalizmin sonu mu? Liberalizmin zaferi mi?

Ekonomik kriz: Kapitalizmin sonu mu? Liberalizmin zaferi mi?

Liberalizm: kapitalizmin dini

Dünya çapında yaşanan son ekonomik kriz kapitalizmin doğası ve geleceği üzerine pek çok tartışma yarattı. Ancak çok farklı çevrelerin katıldığı bu tartışmaların son tahlilde gelip kilitlendiği nokta kapitalizmin ezeli ve edebi üstünlüğü olmaktadır.

İlk bakışta bu görüş garip gelebilir. Çünkü en azından bir kısım Marksist ve sol görünümlü polemikçiler son krizin liberalizmin sonu hatta Marksizmin ve devletçiliğin zaferini işaret ettiğini ileri sürmektedir. Piyasa düzeni kör bir canavar gibi doludizgin gitmiş ve duvara toslamıştır. Artık insanlık uyanıp, aklını başına alacak ve piyasa düzenini sorgulayacaktır.

Karşıda duran bir kısım klasik liberal tayfa ise son krizi, fazla şişirilen ve “doğal denge”sinden saptırılan piyasaların kendi kendini tedavi etmesi olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla “serbest” bırakılan piyasaların düzleyici darbeleriyle yanlış ata oynayan piyasa aktörleri elenecektir. “Orta ve uzun vadede” kapitalizm daha da rasyonel yani akılcı bir “doğal denge”yle yoluna devam edecektir.

Şimdi ilk bakışta bu iki farklı bakış açısı bir birine zıt ve karşıt gibi görünebilir. Ancak ortaklıkları çoktur. Ortak yan şudur; neo-liberal bakış açısı da, Marksist veya ultra sol diğer bakış açıları da aslında tek bir doğrunun ön kabulü etrafında taraf tutmaktadır.

İki tarafın da değişmeyen doğrusu piyasanın doğal düzen olmasıdır. İki taraf var olan kapitalizmin tek aktörü olarak dizginlenmemiş piyasa tanrısını görmektedir. Biri bu tanrıya tapmakta diğeri ise isyan etmektedir. Ama sistemin gerçek aktörleri olan insanlar, sınıflar ve uluslar her iki kesime göre aslında Olimpos’ta oturan piyasa tanrısının kuklasına indirgenmektedir.

Okumaya devam edin ‘Ekonomik kriz: Kapitalizmin sonu mu? Liberalizmin zaferi mi?’

19
Tem
09

Emperyalizm desteğinde Şeriatçı-Kürtçü-liberal ittifak

Atatürk’ün ölümünden hemen sonra Türkiye’de başlayan karşı devrim hareketinin bugün temsilciliğini üstlenmiş olan AKP iktidarı, 70 yıllık birikimlerinin meyvesini toplama safhasından yeme safhasına doğru geçmiş durumda. Bu 70 yıllık siyaset hayatında pek çok kişiler, kurumlar, partiler ve politikalar son derece önemli değişimler geçirdi.

Kürt-İslam Faşizminin Türkiye’de en güçlü dönemlerini yaşadığı şu günlerde, ülkemizde ciddi bir kutuplaşma da başlamış durumda. Aslında uzun süredir var olan bu kutuplaşma son günlerde iyice belirgin bir hal aldı.

Bu kutuplaşmanın bir ayağını bugün Şeriatçı-Kürtçü-liberal cephe oluştururken; bir ayağını da Atatürkçü cephe oluşturmaktadır.

Batı emperyalizminin de yönlendirmesi ile birlikte bu şeriatçı-Kürtçü-liberal cephe ya da çete, ciddi bir örgütlülük ve işbirliği içerisinde Cumhuriyet rejimine saldırmakta ve Atatürk’le hesaplaşmaktadır.

Bu hesaplaşmayı kimi zaman silahla, kimi zaman gösterilerle, kimi zaman TV programları ve sinemalarla yapmaktadır.

Bu saldırılar iki biçimde ilerlemektedir. Birinci saldırı şekli açıktan yapılan saldırılardır. Bu saldırıları düzenleyenleri ve amaçlarını herkes bilir. Saldırılarını ve saldırganlarını gizleme gereğini duymazlar. Bu saldırılar genelde Kürtçü ve Şeriatçı koldan ilerlemektedir.

İkinci saldırı ise, ki bu aslında en tehlikeli olanı ve birinci saldırıya zemin hazırlayan ve onu meşrulaştıran bölümdür, gizli yapılan psikolojik saldırılardır. Bu saldırı direk olarak milli değerleri hedef alır. Çarpıtma, küçültme, alay etme ve yanlış yönlendirme gibi nedenlerle yapılır. Bu sayede milli direnç kırılmaya çalışılmaktadır. Bu saldırılar genellikle liberal ve Şeriatçı çevrelerden gelmektedir.

Bu hareketlerin en büyük amacı da halkın örgütlenmesini ve harekete geçmesini önlemektir. Yani herhangi bir toplumsal sorun karşısında doğacak sorunları pasifize eder.

Okumaya devam edin ‘Emperyalizm desteğinde Şeriatçı-Kürtçü-liberal ittifak’

19
Tem
09

Yalnız adam değil tek adam!

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk, bizim ulusal değerimizdir. Adı üstünde, Türk’ün Ata’sıdır. Bizim namusumuzdur O. Fikir özgürlüğü diye Türk bayrağının yakılmasına göz yumulabilir mi? Atatürk’e yapılan hakaret, Türk Milletine yapılmıştır. Ölümünden 70 yıl sonra O’nu bir kez daha öldürmeye çalışıyor alçaklar. Ama başaramayacaklar. Atatürk’ümüze sahip çıkmak, Türklüğümüze ve Cumhuriyetimize sahip çıkmaktır. Ve kendisine Türk’üm diyen herkesin namus borcudur.

Atatürk  düşmanlığının  geçmişi

Atatürk düşmanlığı, Milli Mücadele döneminde başlamıştır. Hilafetçiler, saltanatçılar, İttihatçılar ve Kürtler her fırsatta bu düşmanlıklarını göstermişlerdir. Şeriatçı ve Kürtçü ayaklanmalar, Atatürk’e suikast girişimleri ve en yakınındakilerin ihanetleri…

Cumhuriyet’in ilanı bile Atatürk düşmanlarını durdurmamıştır. Atatürk, 1927 yılında düşmanlarını önemli ölçüde etkisiz hale getirdikten sonra okuduğu Büyük Söylev’inde Türk Milletine ve kendisine yapılan ihanetleri açıkça anlatır. Tarihe hesap verirken, düşmanlarından hesap sorar.

O tarihten sonra Atatürk düşmanlarını önemli bir kısmı O’nun gücü karşısında geri çekilirler. Türk Milleti büyük kurtarıcısına sahip çıkmıştır. Atatürk milletiyle özdeşleşmiştir. Büyük devrimci, devrimleri hayata geçirirken Türk Milleti O’nun yanındadır hep. Atatürk düşmanlarının saldıracak cesaretleri yoktur.

Bundan tam 70 yıl önce O’nun aramızdan ayrılmasıyla, Atatürk düşmanları yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Çünkü O’ndan sonra gelenler, O’nun gibi devrimci değildiler. Demokrasi adına Atatürk’e karşı olanların önü açıldı. “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” diyen başbakan Atatürk’ün ölümünden yalnızca 12 yıl sonra iktidar oldu.

Okumaya devam edin ‘Yalnız adam değil tek adam!’




İstatistikler

  • 2.312.896 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2009
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar