24
Tem
09

Temel içgüdümüz

Temel içgüdümüzBir öyle şaşılası
dünya ki burası,

bollukla ölüyor,
kıtlıkla yaşıyor.

Varoşlarda hasta, aç kurtlar gibi
insanlar dolaşıyor

ambarlar kilitli
ambarlar buğdayla dolu..

Tezgâhlar
ipekli kumaşla dokuyabilir
topraktan güneşe kadar giden yolu.

İnsanlar yalnayak
insanlar çıplak…

Bir öyle şaşılası
dünya ki burası,

balıklar kahve içerken
çocuklar süt bulamıyor.

İnsanları sözle besliyorlar,
domuzları patatesle…

Nâzım Hikmet


Marksist iktisat

Marks kapitalist ekonominin analizini yaparken sömürünün daha üretim anında gerçekleştiğini tespit etmişti. Bu ise ekonominin tüketim kısmının ikincil bir alana dönüşmesini beraberinde getirdi. Ekonomi toplumun altyapısıydı ama üretim sektörü de tüketimin altyapısıydı.

Marks’ın bu üretim merkezli analizi tüm sosyalist bakış açısını etkiledi. Kapitalist çark üretim söktöründe kurulmuştu ve buradan da yıkılacaktı.

Ancak bu analizde eksik kalan yan hiç de önemsiz değildi. Çünkü kapitalist sistem aynı zamanda tüketim alanında da kendine has bir yapı yaratıyordu. Kapitalizm hem kendi üreticilerini hem de kendi tüketicilerini üretiyordu.

Marks işin üretim kısmında kalırken aynı zamanda bu kısımdaki işçi sınıfının bir sınıf olarak varlığını inceledi ve bu sınıfa da devrim yapma rolü verdi. Aynı zamanda buradaki sınıfın toplumun çoğunluğu olduğunu tespit etti. Bu nedenle de işçi sınıfı dışında kalan sınıf veya katmanlar ancak ikincil bir önem taşıyordu.

Kapitalist üretim tarzının yarattığı insan modelini de ele alan Marks burada yabancılaşma kavramını yeniden oluşturdu. Ancak bu yabancılaşma, işçi sınıfının kendi ürettiği ürüne yabancılaşmasıydı. Üretim tarzı hızla mekanikleşiyordu ve bu mekanikleşme aynı şekilde işçileri de mekanikleştiriyordu. Adeta işçiler de birer makineye dönüşüyordu.

Fakat Marks’ın ele almadığı tüketim alanında da benzeri bir insan türü yaratılıyordu. Tüketilmek için piyasaya sürülen her meta aynı zamanda onu tüketeni biçimlendiriyordu. İnsanların bilincini belirleyen bulundukları sınıfsal konumdu ancak tükettiği her meta insan bilincini bir kez daha biçimlendiriyordu.

Marks’ın işçisi aç kalmamak için çalışmak zorundaydı ancak günümüz işçisi ve genel olarak çalışan sınıflar aç kalmamak için değil tüketmek için çalışıyorlar.

Günümüzde insan türü yok etmeye ve tüketmeye programlanmış barkodlu bir metadır.

Atalarımız ve ataları sadece ihtiyacı olanı avlıyorlardı.

Atalarımız ve ataları sadece ihtiyacı olanı avlıyorlardı. Ancak günümüzde insan türü yok etmeye ve tüketmeye programlanmış barkodlu bir metadır.

İnsanın temel ihtiyacı

Klasik liberal iktisadın ekonomi tanımı son derece basittir; insanların ihtiyaçları sonsuzdur kaynaklar ise kıttır. Ekonomik sistem ise bu kıt kaynakların nasıl paylaştırılacağı meselesidir.

Liberal iktisadın bu belirlemesi Marks’ın ekonomi ve insan modeline de aynen girmiştir. Komünizm herkesin emeği kadar çalışacağı ve ihtiyacı kadar alacağı bir toplum modelidir.

Peki insanın ihtiyacı nedir?

Burada insan denilen varlığın özel doğası üzerinde durmak gerekir. Darwin evrim kuramında insanın da dünyadaki diğer canlılardan biri olduğunu, sıradan olduğunu, yani hiç de Tanrının seçilmiş kulu olmadığını göstermişti.

Darwin’in bu buluşu, kendisini doğanın, hayvanların ve tüm canlıların üzerinde gören insan egoizmine ve bunun türevi olan despotizmine büyük bir darbeydi. O nedenle Darwin’e karşı büyük bir savaş açıldı.

Ancak Darwin’in teorisinin de gösterdiği gibi insan dahil tüm canlıların ortak bazı ihtiyaçları vardır. Ve bu ihtiyaçlar tüm canlılarda aynıdır. Her insan nefes almak zorundadır, su içmek zorundadır, beslenmek zorundadır ve kendi neslini devam ettirmek yani üremek zorundadır. Bu temel ihtiyaçlar insanın canlı doğasının sonucudur. Aslında mesele tam da burada ortaya çıkmaktadır.

Düşünen hayvandan tüketen hayvana

Binlerce yıldır insan türü yani homo sapiensler dünyada yaşamakta ve sürekli de çoğalmakta. Bu, insanların kendi ihtiyaçlarını karşıladıklarını göstermektedir. Ama bu ihtiyaçların karşılanma türü ve sistemi gittikçe karmaşık bir hal almış durumda.

İnsan diğer canlı türlerinden aklıyla ayrılmıştı. Yani insan düşünen hayvandı. Bu tanımlamada insanla hayvan arasındaki fark insanın düşünme kabiliyeti olmasıdır.

Ancak insanoğlu düşünmeye başladıktan sonra, plan yapmaya başladı. Bu planların bir kısmı kendi ihtiyaçlarını gidermeye yönelikti ama planlama insanı kendi türüne yabancılaştırmaya başladı. Ekonomi denilen sistem bu planlamanın en somut alanıdır.

İnsanoğlu ekonomik sistemi bulmadan önce nasıl yaşıyordu, ne yiyor, ne içiyordu?

Elbette ekonomik sistem öncesinde de insan nesli ihtiyaçlarını gideriyor ve neslini sürdürüyordu.

Ancak ekonomik sistemler kendilerini meşrulaştırmak için ekonomik planlamanın insanların vazgeçilmezi olduğunu savunur. Neredeyse ekonomik planlama ile birlikte var olmuştur insan. Oysa ekonomik planlama öncesi insanlığın mazisi onbinlerce yılı bulmaktadır.

Liberal iktisatçılara göre insan homo economicustur. Yani insan düşünen hayvan değildir, insan iktisadi sistemi olan hayvandır. Fakat bu sistemin hiç de insanlığın doğuşundan beri var olmadığı ortadadır. Homo sapienslerin homo economicusa dönüşmesi binlerce yıl sürmüştür.

Fakat günümüz açısından homo economicus tanımı bile yetersizdir. Günümüz insanını tanımlayan tek şey insanın tüketen bir hayvan olmasıdır. Tüketmek yaşamakla eşanlamlıdır. Tüketmeyen insan ölecektir.

O halde tüketmek nedir?

Tüketmek insanın temel ihtiyacı mıdır, temel içgüdüsü müdür?

İnsan organizması yaşamaya programlıdır, yaşamak için de temel ihtiyaçlarını gidermek zorundadır. Ama bu tüketim kavramı hiç de temel ihtiyacı karşılamaz.

Tüketmek, bir metayı tüketmektir. Hatta tüketmek daha çok insanın kendi yaşamı için zorunlu olmayan metaları tüketmesidir. O halde tüketim denilen şey aslında insanın temel ihtiyaçlarından son derece farklı bir kategoridir.

Mesela insan susuzluğunu gidermek zorundadır. Bunun için doğada var olan şey sudur. Peki o zaman kola insanın susuzluğunu gideren bir ihtiyaç mıdır?

Elbette hayır.

Ama insanlar kendilerinin susadığını düşünmezler. Susayan insanın aklına su içmek de gelir, buzdolabından bir kola alıp içmek de.

Tüketiyorum o halde varım

Görüldüğü gibi insan için artık ilk içgüdü ihtiyaç değildir tersine ilk önce tüketme güdüsü devreye girmektedir. Ve bu tüketim insanın temel içgüdülerinin yerini almış durumdadır.

Bir gün içinde, bir hafta içinde, bir yıl içinde tükettiğimiz şeyleri bir düşünelim. Belki yüzlerce tüketim metası sayarız. Ama saydığımız bu metaların çok büyük çoğunluğunun insan türü olarak ihtiyaçlarımızı gidermeye yaramadığı apaçıktır.

O halde bir insan kendi ihtiyacı olmayan şeyi neden tüketir, daha doğrusu insanı o metayı tüketmeye adeta mecbur bırakan içgüdü nedir?

Bu güdünün kaynağını insan fizyolojisinde aramamak gerekir. İnsan fizyolojisi binlerce yıl içinde çok fazla değişmemiştir. Belki günümüz insanları binlerce yıl önceki atalarına göre daha alımlı, güzel ve bakımlı olabilir. Ama fiziğimizin değişmediği ortada.

Fakat insanın ruhunun değiştiği de aynı şekilde ortada. Bu değişmenin tarihininse çok da uzak bir geçmişte olmadığı kesin. İnsan, doğanın sıradan bir yaratığı olarak yaşarken sadece kendi ihtiyaçlarını gideren ve hayatını yaşayan bir canlı türüydü.

Fakat kendi doğal yaşam şeklini değiştirmeye başladığı andan itibaren kendi psikolojisini de biçimlendirmeye başladı.

Marks’ın çok sevdiği örnek bir arı ile bir insan arasındaki farktır. Bir arı istediği kadar iyi bir mühendislik harikası yaratsın bunun önemi yoktur. Çünkü bu harika petek bir tasarımın ürünü değildir. Oysa bir insanın daha kusurlu bir yaratımı çok daha değerlidir çünkü bunda bir zeka ve planlama vardır.

Günümüz kapitalizminin kökleri insanların kendi varlıklarını arılardan ayırmaya başladığı tarihlere kadar götürülebilir. İnsan, komünal, ortak yaşamından çıktığı andan itibaren değişmeye başlamıştır. Bu ise tıpkı bir arı topluluğunda olduğu gibi anaerkil sistemin yıkılması ve yerine ataerkil bir düzenin gelmesidir.

Bu andan itibaren hem toplumsal eşitsizliklerin ortaya çıktığını, hem ortaklaşa yaşam kültürünün bittiğini, cinsler arası eşitliğin kaybolduğunu görürüz. Anaerkil sistemin toplumcu yaratığı gitmiş onun yerine eşitsizliği doğal gören ve bunu pekiştiren bencil bir insan türü ortaya çıkmıştır.

Bu insan türü artık kendi bencil ruhunu egemen kılacak her tür planlamayı ve düzenlemeyi yapacaktır. Yani arıda olmayan zekayı alacak ve kendi türlerini ezmek için kullanacaktır. İlk zeka kıvılcımı, sömürünün yerleştirilmesi için kullanılacaktır.

Kapitalizm bu tür bir planlamanın çok daha teknik, rasyonel, işlevsel hale gelmiş halidir. Hele hele günümüz kapitalizminde insan türü bu planlamaları bilgisayarlara yaptırmaktadır.

Dünyanın hangi yöresinde insanların ne kadar kola tüketeceği, hangi arabalara binileceği, insanların kaç çocuk yapacağı, ne yiyeceği, ne giyeceği insanlar tarafından değil insanların yönetimini ele geçirmiş bir avuç daha zeki şempanze tarafından belirlenmektedir.

Peki bu planlamanın kıstası nedir?

Bu planlamanın tek kıstası hangi kapitalist tekelin ne kadar para kazanacağıdır. İnsanlar tükettikçe birileri bundan kazançlı çıkacaktır. O nedenle bu tüketim planlamasını yapmak günümüzde üretim planlamasının önüne geçmiştir. Marks üretimin önceliğini ortaya koyuyordu ama günümüzde tüketim her şeyin temel belirleyeni haline gelmiştir.

Çünkü günümüz insanının tek bir ölçütü vardır; tüketiyorum o halde varım!

Para kazanmak değil…

İnsan bilincinin ya da daha doğru bir ifade ile ruhsal dünyasının bu şekilde biçimlendirilmiş olması en önemli sorundu. Ancak Marks ve sosyalistler genel olarak bu tür bir insan doğasını es geçtiler. Oysa kapitalizm artık yeni bir insan türünü yaratıyordu. İnsan anasının karnından homo sapiens olarak değil artık “homo shopiens” olarak doğmaktadır.

İnsan zekası ise insan egosunun hizmetindedir. İnsanlar tüketme güdüsüyle yetiştirilmekte zeka ise bu tüketimi yapmanın yollarını açmaktadır. Düşünüyorum o halde varım sloganı bu nedenle kapitalizmin ancak ilk evreleri için geçerli olabilirdi ama artık geçerliliğini tümden yitirmiştir.

Kapitalizm ve çok daha genel olarak ataerkil düzen insanın ruh yapısını toptan değiştirmiştir. Ancak bu değişiklik genetik bir değişiklik değildir. Psikolojik programlama sistemin en güçlü silahıdır. Sistem, insan ruhunu yönlendirmekte ve bu şekilde insanları istediği şekilde kullanmaktadır. Tam anlamıyla bir beyin kontrolüdür bu süreç.

İnsanların tüketime yönlendirilmesi ve tüketim yapmadan duramaması bir uyuşturucu bağımlısının durumu ile benzerdir. Ancak her bir meta bir uyuşturucu maddenin yerini almıştır, serbestçe satılmaktadır ve sayısı da milyonlarcadır.

Kimi insanın bağımlılığı televizyonadır, kiminin arabaya, kiminin ayakabıya, kiminin parfüme, kiminin hamburgere, kiminin başka bir şeye. Ve bu her bir metayı bağımlılık derecesinde tüketmek zorunda hisseden de milyarlarca insan bulunmaktadır.

Günümüz sosyalizminin insanları bulundukları sömürü çarkından kurtarması içinse öncelik fabrikadaki çarkı durdurmak değil, insanların tüketmeye olan içgüdüsünü durdurmaktır.

Peki bir içgüdü durdurulabilir, denetim altına alınabilir mi?

Eğer kapitalist sistem insanların içgüdülerini bile ele geçirecek kadar güçlü ise bunu değiştirmek imkansız değil mi?

Aslında bu sorunun yanıtı bile kendi içinde gizli. İnsanın temel içgdülerini tüketimle yer değiştirebilen sistem yapılması gerekeni de ortaya koymaktadır. İnsan doğal bir hayata döndükçe, kendi içgüdülerine gem vurmadıkça insan olabilir ve bunu yaparsa da kapitalizmin tüm sınırlamalarından kurtulabilir.

Temel içgüdü aslında son derece manidar bir kavram. Genel olarak da insanın üreme ihtiyacı için kullanılan hatta filmi yapılan bir kavram. Hatta belki bu yazının bile okunurluğunu artırmış ve pek çok okura da adı gibi değilmiş bu yazı dedirtecek bir kavram.

O halde soralım sahi neden temel içgüdümüz eskiden sevişmekti de şimdi tüketmek oldu?

Sait Faik bir şiirinde belki de bunun cevabını veriyordu:

Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
Nasıl etsem nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokakbaşlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu…

Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boşa geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan’dan
Orhan Veli’den
Yunus’tan, Yunus’tan…

Kendini tüketmek

Para kazanma zamanımız ne kadar?

Hayatımızın büyük kısmını para kazanmaya ayırıyoruz. Geriye çok az bir zaman kalıyor ve o zamanı da tüketmek için kullanıyoruz.

Peki tüketim uzun mu sürüyor?

Tüketmek anlık bir olay, tükettiğin anda doyuyorsun ama anında yeniden tüketmek için doğruluyorsun. Onun için daha çok çalışmak, daha çok para kazanmak gerekiyor.

Kapitalizmin esas çarkı da bu. Fabrika çarkından daha güçlü bir çark. İnsanlar tüketmek için çalışıyor ve çalışmak için ömrünü tüketiyor. Yani aslında boşa çılışıyoruz.

Peki çalıştıranlar?

Onların keyfi elbet yerinde. Dünyanın 7 milyar insanı belki 70 bin patronun kurduğu bu tüketim çarkını çevirip duruyor ve bu 70 bin patron da hayatın keyfini çıkarıyor. Kendimiz için değil onlar için çalışıyoruz.

İnsan türü toplumsal yaşar, yani topluluk yaşamı sürer. İnsanın en doğal varoluş biçimi de kendi ailesine yakınlığı, kendisine arkadaş seçmesi, daha sonra ise bir eş seçmesidir. Ama artık insanlar insan peşinde değil tüketim peşinde koşmaktadır.

Çağımızın en kitlesel tüketim metalarından olan araba tam bir bağımlılık halini almıştır. Herkes trafikten şikayetçidir, benzinin pahalılığından yakınmaktadır ama kimse arabasından vazgeçememektedir.

İnsanlar eşlerinden boşanmakta ama arabasını terk edememektedir.

İnsanlar karısının belini tutmadığı kadar araba direksiyonunu tutmaktadır.

İnsanlar çocuklarından çok televizyon programı sunucularını görmektedir.

İnsanlar kendi köylerini ve köylülerini görmemişlerdir ama yazlık mekanları dolduran İngiliz köylülerini tanımaktadırlar.

İnsanlar dedelerini ninelerini görmeye gitmezler ama e-maillerine bakabilmek için hepsi bir de dizüstü bilgisayar alır.

İnsan homo sapiens olmaktan çıkarken ilk önce doğayı yok etmeye girişti, sonra hayvanları, şimdi ise kendini yok etmekle meşgul.

Tükettikçe dünyamızı yok ettik şimdi yeni gezegenler arıyoruz. O gezegenlerde yaşayacak insanları da şimdiden terminatörler şeklinde tasarlıyoruz. Sonumuz hiç de hayra alamet değil…

Gökçe Fırat


1 Response to “Temel içgüdümüz”


  1. Eylül 20, 2009, 3:59 am

    bilgi için tşkler.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.278.218 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2009
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: