26 Tem 2009 için arşiv

26
Tem
09

Suyu ısınan kurbağanın hikâyesi

Suyu ısınan kurbağanın hikâyesiBilinen bir hikayedir. Ama yine de bir hatırlatalım: Kurbağa eti kimi yerlerde çok sevilir. Ama tazesi makbuldür. En güzeli de canlı canlı haşlanan kurbağa etidir. Bir hayvan canlı canlı nasıl haşlanır diye sormayın. Bunun da bir yolu bulunmuştur: Kurbağayı sıcak ateşe atarsanız, bir refleks hareketiyle sıçrayarak hemen kazanın dışına kaçar. Ama normal sıcaklıkta bir suyun içine koyarsanız, tehlikeden habersiz keyfine bakar. Sonra suyun sıcaklığını yavaş yavaş artırırsınız. Kurbağa hâlâ tehlikeden habersizdir. Hatta sıcaklığın da etkisiyle hafif uyuşur. Su yeterli sıcaklığa geldiğinde kurbağa artık haşlanmaya başlamıştır. Ve o kadar uyuşmuştur ki, sıçrayıp kazandan kaçacak dermanı da kalmamıştır. Zaten haşlandığının da farkında değildir artık… Buyurun iki “Atatürkçü kurbağa”nın şu son 6 yılına bir göz atalım.

Ağustos 2002: “Türkiye erken seçime gidiyor. Ecevit’i çok sevdiğimden değil, ama böyle giderse AKP iktidar olacak.”

“Merak etme, Türkiye’nin laik dinamikleri izin vermez. Tek başlarına mı iktidar olacaklar. En kötü ihtimalde yeni bir 28 Şubat süreci Türkiye’yi kurtarır.”

“Sağol, rahatlattın beni.”

Okumaya devam edin ‘Suyu ısınan kurbağanın hikâyesi’

26
Tem
09

Sıra Yaşar Paşa’da mı?

Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes. Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.

İlle de asıp kesmek geliyorsa içinden  Ezmekte devâm et Barışçılar’ı, ama sen

Meselâ Yalçın’ı da tıkıyorsun deliğe  İhtiyarcık sana azıcık cilve yaptı diye,

Git, koş, elini öp, af dile, yüzünü güldür,  O, yalnız altın kafeslerde öten bülbüldür.

O, matbaalar yıktırıp kitaplar yaktıran,O, büyük demokrat, O, hürriyetçi kahraman,

Moskova’yı atomlayalım diyen insancı…Kendine acımazsan bize bir parça acı.

A be Adnan Menderes, böyle bir dal kesilmez,   Böyle şaşkınlıkların sonu da iyi gelmez…

Şu muhalefetle de alıp veremediğin ne?  Niye öyle hışımla yürüyorsun üstüne?

Kore’ye asker gönderdin de “Hayır” mı dedi?“Kan aktı hesabı sorulmalıdır!” mı dedi?

Orduyu emrimize verdin, ses çıkardı mı?“Olmaz olsun” mu dedi Amerikan yardımı?

Feryat mı etti “İstiklâl elden gitti” diye?  Zavallı, sımsıkı sarılmış demokrasiye :

“Başvekil merasimsiz karşılanmalı” diyor.  Bir de bazan coşarak “Hayat pahalı” diyor.

Bu aksoylu muhalefeti ezilir görmek Türkün   Batılı dostlarını pek üzüyor pek.

Şaşkınlığın bu kadarına doğrusu ya pes.  Bindiğin dalı kesiyorsun Adnan Menderes.

Senin bindiğin dallar ve bindiğimiz dallar,  Unutma bu dallardan başka asıl ağaç var,

öfkeyle homurdanan yarı çıplak, yarı aç,  bizi silkip atmaya fırsat kollıyan ağaç…

Nazım Hikmet

Okumaya devam edin ‘Sıra Yaşar Paşa’da mı?’

26
Tem
09

Sömürgeciliğe karşı durmak bir insanlık görevidir

Emperyalizmin ülkemize dayattığı Kürtçü-İslamcı faşizm, Atatürkçülerin örgütsüzlüğü nedeniyle hızla yol almaktadır. Halkımızın Kemalist devrimle kazandığı değer yargıları bir bir yıkılmış, kolaycı ve faydacı kapitalist zihniyet toplumumuzun bütün katmanlarını sarmıştır. Tüm değerlerin yerine para geçmiştir. Medyatik ve elektronik saldırılarla yaratılan bilgi kirliliği, halkımızın gerçekleri kavramasını engellemektedir.

Ancak bunu anlatamadığımız zaman, ortada da bir şey kalmayacaktır. Atatürk nasıl bir devrimci yaratıcılıkla halkı arkasına almışsa, biz de bir şekilde bu halka ulaşmak zorundayız. Türkiye, Ortadoğu’da emperyalizme karşı devrim geleneği olan bir direnme noktasıdır. Sanayi ve tarım tasfiye edilmekte, ülkenin temel direnç noktaları hızla yok olmaktadır. Yok olmaya giden bir ülkede, sözde işçi, memur, köylü örgütleri “nasıl bir şeyler kaparız”ın peşinde. Atatürkçü geçinen mandacı parti ve dernekler, büyük tehlikenin ya ayırdında değil ya da el altından destek vermektedirler. Türkiye çökertildiği zaman herkes bu çöküntünün altında kalacaktır. Ulus diye bir şey kalmayacaktır. Emperyalizmin nasıl bir acımasızlığa evrildiğini sadece halkımız değil, işbirlikçiler ve mandacılar da hesap etmek zorundadır. Burnumuzun dibindeki Irak’tan hala ders çıkartmamakta ısrar ediyoruz.

Bu denli şaşırmış bir toplumda, Atatürkçüler bir şekilde halka ulaşmak ve uyarmak zorundadır. Yığınlara bu gidişin toplumsal bir intihar olduğunu anlatmak zorundayız.

Okumaya devam edin ‘Sömürgeciliğe karşı durmak bir insanlık görevidir’

26
Tem
09

İçeriden kuşatılmış kale

Bağımsızlık bir doğadır. Bu doğayı dengeleyen temel etmen özgürlüktür. Özgürlük tek bir alanı kapsayan soyut bir kavram değildir. Çeşitli alanlardan oluşan somut bir bileşimdir. Özgürlük alanlarının belirleyici olanı ekonomik özgürlük alanıdır. Ekonomik özgürlüğüne sahip çıkamayan, özgürlüğe, özgürlüğü sahip çıkamayan bağımsızlığa sahip çıkamaz.

“Liberalizm”e takla attıran, her gün bir “çağ atlayan,” enflasyonla devalüasyonu hiç takmayan Türkiye hükümetleri ne denli bir ekonomik özgürlüğe sahip ise, ülkenin de o denli bir bağımsızlığa sahipçiliği söz konusudur elbette. Enflasyon oranı, ücret artışı, emeklilerin durumu, sağlık hizmetleri ve eğitim gibi konularda, iktidarların açıklamalarındaki doğruluk oranı ne ise, ulusal bağımsızlığımıza sahip çıkmadaki onur oranı da odur. Yahudi, Ermeni, Rum lobi ve diasporaları, saldırgan Amerikan emperyalizminin kapıları ardında verilen ödünlerdeki ulusal kaygılar ne denli gözen uzak tutulmakta ise, egemen cumhuriyet toprakları üzerinde doğrudan Türk yurttaşlarına karşı girişilen yabancı aşağılamalarına karşı güdülen ulusal kaygılar da o denli gözden uzak tutulmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’ni cumhuriyet kılan başkomutanımız Mustafa Kemal ilkelerine, örneğin laiklik konusuna, iktidar ne denli saygı duyuyorsa, “İstiklal-i Tam” ilkesine de o denli saygı duymaktadır.

Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, Amerika’yı sığınak sayan bu iktidar, öbür ülkelerin Türkiye’yi nükleer artık çöplüğü, Amerika’nın ise hiçbir şey saymasına rahatlıkla katlanmaktadır. İktidar, Özal ile birlikte daha nice şeylere katlanadursun. Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik özgürlüğünü sıfıra, “ya istiklal ya ölüm” ilkesini de “ölüme” mahkum etmektedir bu “iki”li. Her geçen gün ekonomik özgürlüğümüze IMF prangası vurulmaktadır.

Okumaya devam edin ‘İçeriden kuşatılmış kale’

26
Tem
09

Türk solcuları için Attila İlhan’dan öğrenilecek hâlâ çok şey var

Attila İlhan

Türk solunun tarihsel duruşunun ve bütün birikiminin neredeyse yok sayıldığı ve hedef tahtasına oturtulduğu şu günlerde Türk solunun yapması gereken tek bir şey var; 1960’lardan, 1968’lerden miras kalan Atatürkçü ve sosyalist birikimine yeniden sarılmak. Türk solunu, yıllardır yaşadığı bocalamadan kurtaracak ve Türk halkı için yeniden bir umut haline getirecek tek formül de budur. Böylesi bir ihtiyacın kendisini dayattığı bir dönemde Türk solcuları için Attila İlhan’dan öğrenilecek hala çok şey var. O nedenle doğruları ve yanlışları ile Attila İlhan bizimdir.

Devrimci ve solcu Atatürk’ü
Türk halkıyla buluşturdu

Türk Solu’nun tarihsel kökenleri üzerine taraflı tarafsız tüm çevrelerin anlaştıkları ortak nokta, Türk Solu’nun başından itibaren Atatürkçülüğün uzantısı olarak geliştiğidir.

Gerçekten de, Türkiye 1960’lardan 1970’lere doğru giderken solun ana doğrultusu ve temel dayanak noktası Atatürkçülüktü. 1970’lerden sonrası ise bilindiği üzere solun Atatürkçülükten kopuşu ve bugün geldiği haliyle Atatürkçülüğe tümüyle düşman bir çizgiye oturmasıdır.

Attila İlhan, solun Atatürkçülükten adım adım kopmaya başladığı ve 2000’li yıllara gelindiğinde solcu olmanın neredeyse Atatürk’e karşıt olmakla özdeş hale getirildiği bu uzun süreçte, Türk Solu’nun Atatürkçülük konusundaki tavizsiz savunucularından birisi oldu. Deyim yerindeyse seksen sonrası kuşak Atatürkçülüğün solculuk, solculuğun da Atatürkçülük olduğunu Attila İlhan’dan öğrendi.

Attila İlhan, 12 Eylül karanlığının Atatürkçülük adı altında Atatürkçülüğün devrimci özünü ortadan kaldıran ve Atatürk’ü tutucu bir asker ve devlet adamına dönüştürerek onun devrimci kimliğini ortadan kaldıran ideolojik saldırısına karşı, “devrimci Atatürkçülüğü” Türk halkına yeniden hatırlatmak gibi büyük bir tarihsel sorumluluğu üzerine almıştı. Üstelik, 1980 sonrasında Türk Solu’nun önemli lider ve teorisyenlerinin artık hayatta olmadığı bir süreçte bu zor görevi üstlenmiş ve bütün bu yükü de tek başına omuzlamıştı. Atatürkçülüğe yönelik bu kapsamlı yok etme saldırısına karşı durabilmek içinse, 12 Eylül karanlığında herkesin sustuğu bir dönemde “Sosyalizm asıl şimdi” diyebilen Attila İlhan gibi cesur bir Türk aydınına ihtiyaç vardı.

Okumaya devam edin ‘Türk solcuları için Attila İlhan’dan öğrenilecek hâlâ çok şey var’

26
Tem
09

Sakıncalı piyadelerden sakıncalı orgenerallere

uğur mumcu- sakıncalı piyade

27 Mayıs ihtilali olduğunda tarihler 1960 yılını gösteriyordu.

Tüm dünya antiemperyalizme yöneliyordu ve çok özel bir şekilde Ortadoğu’da Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, iran’da devrimci gelişmeler oluyordu. Bu “Yeni Kemalist dalga”ydı ve kısa bir sürede çok etkili olmaya başlayacaktı.

27 Mayıs’la birlikte Türkiye’de de Atatürkçülük yeniden devrimci bir çekim merkezi haline geliyor ve Türkiye yavaş yavaş Amerikan ekseninin dışına çıkıyordu.

1950’lerde etkili olan “Dost Amerika” masalı bitiyor ve 60’lı yılların gençliğinin dilinde “Hoşt Amerika”ya dönüşüyordu.

Sendikalar kuruluyor, işçiler “işçi sınıfı”na evriliyor ve sınıf siyasete ağırlığını koyuyordu.

27 Mayıs öncesinin gençliği daha da radikalleşiyor ve Devrimci Gençliğe dönüşüyordu.

“Atatürkler geliyor” sloganları yükseliyor ve Türkiye adeta devrim yıllarını yaşıyordu.

Ama ABD açısından bu gidiş iyiye gidiş değildi, Türkiye hizadan çıkıyordu ve o nedenle hizaya getirilmesi gerekiyordu.

Hizaya getirme işlemi için, her zaman olduğu gibi bir darbe tezgâhlandı ve 12 Mart 1971’de Türkiye, ilk faşist cuntayla tanıştı.

Okumaya devam edin ‘Sakıncalı piyadelerden sakıncalı orgenerallere’

26
Tem
09

Türkiye’deki gerici akımlar ve ilericilerin durumu

İlerici  ile  gericinin  savaşı

İlerici, gücünü halktan alır. Ve o nedenle halkın özgürlük ve bağımsızlık savaşımının yanındadır. İlericilik bir nevi halkçı olmaktır, diyebiliriz. Ama bu halk dalkavukluğu yapmak anlamına da gelmemelidir.

İlerici her daim halkın yanında olmalı ve halkı yönlendirebilmelidir. İlericinin halkı yönlendirebilmesi o halkın kültürüne, ilericinin, ne kadar yabancı ya da ne kadar iç içe olduğuyla orantılıdır. Kendi halkına yabancılaşmış sözde ilerici görünüm içinde olanlar, bırakın halka doğruyu ve güzeli gösterebilmeyi, kendi yanlışlarını göremeyecek kadar da körlük içindedirler.

Türkiyemizde  ilericinin  içine  düşmüş  olduğu  yabancılaşma  devamlı  olarak  gericilerin

işine  yaramıştır. Oysa  gerici,  halktan  yana  değildir.  O,  bir  kısım  mutlu  azınlığın  ve

dinsel  gücü  elinde  bulunduran  elit  kesimin  refahını  savunur.  Ama  buna  rağmen

gericiler  hep  halktan  yana  görünmüştür.

İlericinin  olmadığı  yerde  gerici  ön  plandadır.

Okumaya devam edin ‘Türkiye’deki gerici akımlar ve ilericilerin durumu’




İstatistikler

  • 2.276.888 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2009
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar