26
Tem
09

İçeriden kuşatılmış kale

Bağımsızlık bir doğadır. Bu doğayı dengeleyen temel etmen özgürlüktür. Özgürlük tek bir alanı kapsayan soyut bir kavram değildir. Çeşitli alanlardan oluşan somut bir bileşimdir. Özgürlük alanlarının belirleyici olanı ekonomik özgürlük alanıdır. Ekonomik özgürlüğüne sahip çıkamayan, özgürlüğe, özgürlüğü sahip çıkamayan bağımsızlığa sahip çıkamaz.

“Liberalizm”e takla attıran, her gün bir “çağ atlayan,” enflasyonla devalüasyonu hiç takmayan Türkiye hükümetleri ne denli bir ekonomik özgürlüğe sahip ise, ülkenin de o denli bir bağımsızlığa sahipçiliği söz konusudur elbette. Enflasyon oranı, ücret artışı, emeklilerin durumu, sağlık hizmetleri ve eğitim gibi konularda, iktidarların açıklamalarındaki doğruluk oranı ne ise, ulusal bağımsızlığımıza sahip çıkmadaki onur oranı da odur. Yahudi, Ermeni, Rum lobi ve diasporaları, saldırgan Amerikan emperyalizminin kapıları ardında verilen ödünlerdeki ulusal kaygılar ne denli gözen uzak tutulmakta ise, egemen cumhuriyet toprakları üzerinde doğrudan Türk yurttaşlarına karşı girişilen yabancı aşağılamalarına karşı güdülen ulusal kaygılar da o denli gözden uzak tutulmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’ni cumhuriyet kılan başkomutanımız Mustafa Kemal ilkelerine, örneğin laiklik konusuna, iktidar ne denli saygı duyuyorsa, “İstiklal-i Tam” ilkesine de o denli saygı duymaktadır.

Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, Amerika’yı sığınak sayan bu iktidar, öbür ülkelerin Türkiye’yi nükleer artık çöplüğü, Amerika’nın ise hiçbir şey saymasına rahatlıkla katlanmaktadır. İktidar, Özal ile birlikte daha nice şeylere katlanadursun. Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik özgürlüğünü sıfıra, “ya istiklal ya ölüm” ilkesini de “ölüme” mahkum etmektedir bu “iki”li. Her geçen gün ekonomik özgürlüğümüze IMF prangası vurulmaktadır.

Ulusal bağımsızlık onurunu yitirişinin son hıçkırıkları, bir süredir “İncirlik Hava Üssünde” için için yankılanmaktadır. Gittikçe Amerikanlaşıp “hain”leşen iktidar, saldırgan Amerika Birleşik Devletleri emperyalizminin emrine vermiştir “İncirlik Hava Üssünü.” Bu “üs”te Asteğmen Ömer Adnan Bilget, üniformasının gurunu yaşatarak yurt görevini yapmaktadır. Ama 22 Kasım 1988 akşamı, saat 19.00’da, her akşam yaptığı gibi, üzerinde “ay yıldızlı” eşofmanı ile üs içinde spor amacıyla koşmaktadır. Birden bire yanında bir Amerikan Military Police (askeri polis) arabası bitiverir. Arabadan inen askerler, “burada koşamazsın” derler asteğmene. O ise “burada Amerikalı subaylar hergün koşup spor yapıyorlar” diye yanıtlar. Ama aldığı karşılık çok kesindir, “sen koşamazsın.” Bunun üzerine asteğmen “Ben vatanımın toprakları üzerinde görev yapan bir Türk subayıyım. Vatanımın bağımsız toprakları üzerinde dilediğim gibi koşarım. Gidin üstlerimle, komutanlarımla konuşun” der. Ve koşmaya devam etmeye hazırlanır. Ama tam o anda bu kez de bir başka Military Police (askeri polis) arabası gelir ve ani bir frenle durur. İçinden atlayan Amerikan askerlerinden kimileri arabanın kapılarını açıp siper yaparlar. Kimileri de tüfeklerini ellerine alıp çapraz tutuşa geçerler. Asteğmen ne olduğun sormak için tüfeklerini çapraç tutan Amerikalı askerlere durun der. Amerikalı askerlerden biri asteğmenimize “küfrederek” tüfeğinin dipçiğini kaldırıp vatanımızın toprakları üzerinde Türk asteğmenini vurur. (Dipçik vurma olayı saldırgan Amerikan emperyalizminin “Albay”ının, “Komutanın”ının emriyle varlaştırılmıştır, gerçekleştirilmiştir.)

Saldırgan Amerikan emperyalizminin askersel dipçiği: Amasya Genelgesine, Sivas Kongresine, Başkomutanımız Mustafa Kemal Cumhuriyetine, Türkiye’nin emperyalistlere karşı siyasal zaferi Lozan Anlaşmasına, Silahlı Kuvvetlerimize vurulan bir dipçiktir. Saldırgan emperyalistlerin ülkemizden aldığı haraçlara, kapitülasyonlara Lozan’da kesinlikle hayır diyen onurlu ülkemize “alçakça” vurulan bir dipçiktir. “Alçakça” vurulan bu dipçiğin anlamı, sürgit sömürgeleştirilmek istenen gerçek bağımsız, evrensel ve insansal dünyaya ve ülkemize vurulan bir dipçiktir aynı zamanda. Soysuzlaşan ve yıkımı yaklaşan Amerikan emperyalizmini, uygarlaşan, çağdaşlaşan, kültürleşen dünya önünde ve ülkemizde kınıyor ve saldırgan Amerika emperyalizminin sonunun geldiğini, çağımızın sömürülen tüm mazlum ülkelerine müjdeliyor ve ilan ediyoruz.

Saldırgan Amerikan emperyalizmin Lozan’daki düşmanca davranışları, Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi’ni hedef almıştır. Kapitalist, emperyalist Amerikalı politikacılara göre, Lozan, emperyalist devletlere karşı bir onursuzluk anlaşmasıdır.

Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi’nin başlıca hatası ya da suçu: Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı, Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nı yedi düvele karşı, dünyada ilk kez kazanmasıdır. Sevr ile birlikte kapitülasyonların tümünün, anti emperyalist ve tam bağımsız bir kararla ülkemizden defetmiştir. Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi bu onurlu duruşu emperyalistler dünyasına dayatınca, saldırgan, hain ve alçakça bir davranışla Amerikan emperyalizmi, Lozan’ı ve Türkiye’nin zaferlerinin içeriğini tanımayacaktır.

Bir Türk subayı olmanın onur ve bilinci içindeki asteğmenimiz, hemen incirlikteki Türk yetkililer nezdinde girişimde bulunur. Yasal gereklerin yerine getirilmesini ister. Ne ki, İnciklik’teki Türk yetkililerin, Türk asteğmenine karşı tepkileri büyüktür. “Olayı büyütme sen suçlusun” derler. Asteğmenimiz İncirlik’teki bağımsızlık bilincinden yoksun Türk Komutanları ile aynı kanıda değildir.

Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi’nde, bağımsız Türk toprakları üzerinde Asteğmenimize, giderek Türk Silahlı Kuvvetlerimize yapılan bu “dipçik”li saldırıya karşı saldırgan Amerikan emperyalistlerinin yanında yer alan bu hain albay ya da komutan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanı mıdır? Yoksa saldırgan emperyalizmin komutanı mıdır?

Dipçik olayını unutmamı istemeyin benden. Dipçik olayını unutmak antiemperyalist Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi’ni unutmaktır. Bağımsızlık savaşımızın, Kurtuluş Savaşımızın zaferin unutmaktır. Bana bu konuda yol göstericim Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi zabitlerinden Vedii Bilget’tir. Ben suçlu isem gidin askeri mahkemeye verin. Avukatlığımı kendim yapacağım, gerekirse babam Vedii Bilget yapacaktır.

İnciklikteki sorumlu Türk komutanı suçlu ise avukatlığını Amerikalı saldırgan emperyalistleri mi yapacak?

Saldırgan Amerikan emperyalizmi “alçakça vurduğu dipçiğin” hesabını Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi önünde vermeye hazırlansın. Sürgit sömürgeleştirmek istenen gerçek bağımsız, evrensel ve insansal dünyaya ve ülkemize vurulan bir “dipçik”tir bu.

Kendi toprakları üzerinde Amerikalı askerlerin Türk subaylarına el kaldırmasına karşı çıkmayı suç sayıp bağımsızlık anlayışını dışlayan iktidarların bizzat bu ülke insanları tarafından iktidar edildiğine inanmak çok güçtür. Ya bu ülkenin insanları ulusal değerlerini yitirmişlerdir. Ki tarih bunu her süreçte yadsımaktadır. Nedeni ne olursa olsun esas kuşatılan Türkiye Cumhuriyeti’nin var olma koşullarıdır. Yitirilmekte olan cumhuriyet ilke ve erdemleridir. Belki ekonomik özgürlük yeniden elde edilebilir; bunun koşulları oluşturulabilir. Ama hiçbir ilke ve erdemi kalmamış bir temel üzerinde bağımsızlık kararımızı yeniden yaşatabilir miyiz?

Bağımsızlığımızı yeniden varlaştırabilir miyiz?

Bağımsızlığımızı ve cumhuriyetimizi koruma ve kollama anlamı kalmış mıdır?

Ulusal bağımsızlık kavgamızda, bir takım güçlü düşmanlarımıza karşı strateji ve taktik geliştirmek olası mıdır?

Bu koşullarda, Türkiye’nin güçlü ya da güçsüz hiçbir düşmandan çekincesi yoktur.

“Kale içeriden kuşatıldıktan sonra.”

Kuşatılan “kale”yi kimler kuşatıyor sorusunu yineliyorum. Türkiye: saldırgan Amerika emperyalizmi’nin emir kulu oldukça, Avrupa emperyalistler birliği’nin emir kulu kaldıkça, ABD ve AB’nin buyruğu ile “AKP’liler” emperyalistlerin iktidarına sürgit atandıkça, PKK’nın lojistik destekçileri “Dolar”ları, “Euro”ları, “otomatik silah”ları, “cephaneleri,” ABD ve AB’ce sürekli olarak sağlandıkça, PKK’nin askersel eğitimleri düşmanlarımızca “ABD, AB ve Yunanistan’da yapıldıkça,” TBMM’ndeki katil ve hain örgütlenmesinin, PKK’nın temsilcilerinin, “DTP”nin “Gayri Milli” milletvekilleri var oldukça bu kalenin kuşatılması da var olacaktır.

“PKK”yı sürgit savunan, her türlü desteği sağlayan, ülkemize saldırtan ABD ve AB değil midir?

Bu saldırılar karşısında duraksamayan ülkemiz, giderek Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi sarsılmaz bir ilerleme ve evrim içinde varlaşmış, tarihsel olarak yedi düveli yoklaştıran ülkemizi, yoklaştırma kararı almıştır saldırgan ABD emperyalizmi.

“Ya İstiklal Ya Ölüm” andıyla Sivas Kongresi’nde, tam bağımsızlık için kavgalaşan tıbbiye talebesi Hikmet’le birlikte saldırgan Amerika emperyalizmine “meydan okuyan” Başkomutanımız Mustafa Kemal’dir.

1958’de Genelkurmay İkinci Başkanımız Orgeneral Şefik İlter’di. Başkomutanımız Mustafa Kemal’e bağlılığın eylemini, bütün boyutlarıyla varlaştıran, oluşturan yeganelerin yeganesi bir Orgeneral idi. Amerikan emperyalizminin ülkemizdeki silahlı kuvvetlerine, “sizinle savaşmaya hazırız, ülkemizden defolun gidin” dedi. İktidar ise Amerika’ya baş eğmektedir.

ABD’nin Washington’daki yetkilileri, “Bu Orgeneral’i hemen emekli edin ve askeri mahkemelerde gerekli cezalara çarptırılsın” dediler. Ardından da Amerika yandaşı, “Orgeneral Rüştü Erdelhun’u Genel Kurmay Başkanlığına getirin” diye iktidarsız iktidara emir verdiler.

Kanımca ya Amerikan emperyalizminin silahlı kuvvetleriyle savaşarak kuşatılmış kalemizi kurtarabiliriz. Ya da bir başka hal tarzı.

Yineliyorum bu koşullarda kale içeriden kuşatılmış olarak kalacak mıdır?

Kalmayacak mıdır?

Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi’nin “Bağımsızlık Emaneti”ni, günümüz Türkiyesinin Silahlı Kuvvetleri’nin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a bırakmakla; bu sorunun kesin yanıtını Orgeneral Başbuğ vereceğini belirtmek isterim.

Emperyalizmin boyunduruğu altına düşmeyenlerin başında Orgeneral Refik Tulga vardır. Başkomutanımız Mustafa Kemal devrimlerinin ayak seslerini dayanak yapan 27 Mayıs Devrimleridir. 27 Mayıs Devrimleri sürecinde, kendisini İstanbul valisi iken tanıdım. O süreçte Korgeneral Refik Tulga’ydı.

Orgeneral Refik Tulga, 3. Ordu komutanı olarak bölgesindeki Amerikan Üssüne 1963 yılında gitti. Üs komutanı Amerikalı Albay, Orgeneral Refik Tulga’yı büyük bir merasimle karşıladı. Albay, kantin, kulüp, yemekhane, mutfak gibi tesisleri gezdirdi. Biraz ötedeki etrafı demir kafesle çevrili “gerçek üsse” doğru ilerlemek isteyen Orgeneral Refik Tulga’nın Amerikalı Albay yolunu kesti; “Giremezsiniz! Buraya ancak ABD uyruklu yetkili kişiler girebilir”. Orgeneral Refik Tulga; “Ben ordu komutanıyım. Bulunduğum bölgede giremeyeceğim yer olamaz.” Üs komutanı Albay; “Aldığım emir böyle” dedi. “Bu hükümranlık haklarımıza tecavüz değil mi?” Üs komutanı Albay; “Ama ikili anlaşmalar var…”

“Bir viski almaz mısınız sayın paşam?

Hayır…

Kıta’yı denetleyecek misiniz?

Hayır…”

Orgeneral Refik Tulga bu müdahale üzerine Trabzon’daki ABD üssünü terkeder.

Müşterek savunma tesislerinden biri olan Trabzon’daki ABD üssünün gerçek anlamı ve amacı 3’üncü Ordu Komutanımız Orgeneral Refik Tulga’ya ABD üs komutanı Albayın yaptığı muamelede (sömürgeleştirilen mazlum ülkelere yapılan muamelede) görülüyor

Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi’nin antiemperyalist, “Tam Bağımsız” topraklarında kurulan bu ABD üslerinde Türk yetkililer yabancıdırlar. Ve her şey sorumlu komutanlarımızdan gizlidir. O tarihlerdeki Genelkurmay Başkanı nerelerdedir? Bağımsız, antiemperyalist Türk Silahlı Kuvvetleri’ni aşağılayan bu alçakça hareketlere karşı iktidar ABD’nin yanında mı yer alıyor?

Soruyoruz; Bu iktidar kimin iktidarıdır?

Orgeneral Refik Tulga bu aşağılayıcı hareketler karşısında Cumhurbaşkanına, Hükümet Başkanına, Genelkurmay Başkanına, Ordu Komutanlarına, saldırgan ABD emperyalizmine ödün vermeden karşı çıkmanın, Başkomutanımız antiemperyalist Mustafa Kemal Türkiyesi’ne özgü bir hareket olduğunu “ya istiklal, ya ölüm” andımızla kanıtlamıştır.

Başkomutanımız Mustafa Kemal ordularından zabit çıkanlardan ve Mustafa Kemal Türkiyesi halkımızdan bu andı gerçekleştirmelerini beklemekteyiz. Başkomutanımız Mustafa Kemal, emperyalizmin yedi düveline karşı Kurtuluş Savaşımızı, Bağımsızlık Savaş’ımızı niçin yaptı? Bunun yanıtını Başkomutanımız Mustafa Kemal zabitlerinden oluşan dinamik Türk Silahlı Kuvvetleri’nden beklemekteyiz.

Orgeneral Refik Tulga’ya, Asteğmen Ömer Adnan Bilget’e, görevleri başında bekleyen ve emirleşen zabitlerimize karşı yapılan olayların gözardı edilmesi günün birinde askerlerimizin başına çuval geçirilmesi ile noktalanması bu hesabın sorulması için gereken nedenleri oluşturmaktadır. Günümüz Türkiyesine yansıyan bu asal olaylara değinmek gereksinilmektedir. Bilinçsizce oluşturulan bu nedenler, günümüz Türkiyesinin asal nedenleridir.

Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi’nin Genelkurmay Başkanı olmak bir ayrıcalıktır. Ülkemizde bundan daha saygın bir görev olamaz. Orgeneral İlker Başbuğ bu saygın görevin sahibidir. Orgeneral İlker Başbuğ, Abdullah Gül’ün ve Tayyip Erdoğan’ın bu başlıca ulusal nitelikli olaylara karşı çıkmalarına, “anayasamızla yanıt vererek” karşı çıkmalıdır.

“Ya İstiklal, Ya Ölüm” andıyla, saldırgan ABD silahlı kuvvetleriyle savaşmaya bağımsız dinamik bir bilinçle karar vermelidir Orgeneral İlker Başbuğ. O bilinçi dinamik kararıyla “kuşatılmış kale” kurtarılacaktır.

Kurtuluş Savaş’ımız, Bağımsızlık Savaş’ımız niçin nasıl yapılmıştır?

Yanıtını Orgeneral İlker Başbuğ versin.

Başkomutanımız Mustafa Kemal Cephesi Ordularından yanıt bekleyen onurlu halkımızla birlikte yineliyorum. Günümüzün ve yarınlarımızın gereksindiği bağımsızlık güvencesi, bağımsızlık bilinci Lozan’dır. Lozan antlaşması bağımsızlığımızı emrediyor buyuruyor çünkü. Siyasal gücümüzü, bağımsızlık gücümüzü bu buyruktan, Lozan’ı bütün yönleriyle yaratan Başkomutanımız Mustafa Kemal’den alacağız.

Onurlu Türk halkımızla birlikte söz veriyoruz. Meydan boş değildir. Başkomutanımız Mustafa Kemal’in siyasal zaferini, Lozan’ı, bağımsızlığımızla birlikte varlaştıracağız, yaşatacağız.

Ülkemize hayırlar olsun,

Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi antiemperyalist halkının haberleri olsun.

Antiemperyalist Türk halkımıza müjdeler olsun.

Kuşatılmış olan kale kuşatılmışlıktan kurtarılacaktır. Ordularımızla birlikte ant içiyoruz.

Not:

1) İkili anlaşmaların içyüzü, 27 Mayıs devrimcilerinden Haydar Tunçkanat.

2) Başkomutanımız Mustafa Kemal Türkiyesi antiemperyalist devrimcilerinden yazar Uğur Mumcu bana, “dipçik konusunu bütün boyutları ile yazmak size düşer” dedi. Yazar Uğur Mumcu, 22 Ocak 1989 tarihli yazımı, çalıştığı gazetede yayınlattırdı. Bu yazı yayınlanınca, Asteğmen Ömer Bilget’i, Hava Kuvvetleri Komutanlığı “Merzifon 5. Ana Jet Üs Komutanlığına” atadılar.

Anti emperyalist ordularımızın bilgilerine ve eylemlerine arz ederim.

(E) Amiral Vedii Bilget


0 Responses to “İçeriden kuşatılmış kale”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.265.958 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2009
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: