28
Tem
09

“PKK’ya af” planı

Abdullah Öcalan

Ertuğrul Özkök

Burada ucuz ve kirli bir başka propaganda daha çıkıyor karşımıza: PKK silah bıraksın, karşılığında devlet de silah bıraksın ve sorun masada çözülsün.

Peki ama PKK’nın silah bırakması tek başına ne anlam ifade eder. Bu gerçekten de PKK sorununun bitmesi anlamına gelir mi?

Elbette hayır. PKK’nın nihai hedefi Türkiye’nin toprak bütünlüğünü bozarak ülke topraklarının bir kısmında bağımsız bir Kürt devleti kurmak, yani Türkiye’yi bölmektir.

Terör sadece bu yolda kullanılan bir stratejidir ama zaten PKK da uzun bir süredir
terörü ikinci sıraya alıp siyasallaşmayı ve siyasal çözümü öne çıkarmış durumda.
Üstelik bu nihai hedefinden, Türkiye’yi bölme hedefinden vazgeçmiş de değil.
Tam tersine PKK’lılar federasyondan tutun da bağımsızlığa kadar pek çok şeyi de
açıkça telaffuz ediyorlar. O zaman “PKK silahları bıraksın, bu iş çözülsün” anlayışı
tam bir kandırmaca değil de nedir?

Apo’nun “yol haritası” diye açıklayacağı şeyler de aslında bu siyasallaşma programının temel taleplerinden başka bir şey olmayacak. AKP iktidarı ve Amerikancı basın gerçekleri ne kadar çarpıtırsa çarpıtsın durum bundan ibaret. PKK silah bıraksa bile bölücülükten vazgeçmeyecektir. Bu onların kendi var oluş nedenlerini ortadan kaldırmaları demektir. Ama zaten onların da böyle bir şey söyledikleri yok. Dahası, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna katılan Kürtlerin Cumhuriyet tarafından ihanete uğratıldıklarını söyleyerek ülkenin asli unsuru olduklarını ve haklarını geri istediklerini söylüyorlar. Hak dedikleri ise öyle kültürel hak filan da değil, Doğu ve Güneydoğu’da kendi devletlerini kurmak.

Abdullah Gül’ün “tarihi fırsatı”: PKK’ya af

AKP’nin Kürt açılımının esas hedefinin PKK’ya genel af çıkarmak olduğu nihayet ortaya çıktı.

AKP’nin niyeti gerçi başından itibaren belliydi ama kapalı kapılar ardında konuşulanlar toplumun vereceği tepki göz önünde bulundurulduğundan olsa gerek genellikle ikinci ağızdan, yandaş medyanın ağzından açıklanıyordu. Şimdi durum değişmiş görünüyor. Artık neredeyse her şey açıkça telaffuz ediliyor. Tabii henüz açıklanmayan ama süreç içinde açıklanacak pek çok sürprize de hazırlıklı olmamız gerek. Bu klasik AKP taktiğidir; önce alıştır, sonra kabul ettir!

Abdullah Gül’ün “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” ve “tarihi bir fırsatın eşiğindeyiz” şeklindeki açıklamaları da bu doğrultuda yapılmış açıklamalardı ve şimdi devamı geliyor.

Gül’ün sözleri bu planın ilk ağızdan ve en yetkili makam tarafından telaffuz edilmesi açısından önemliydi.

Gül, sadece AKP iktidarının bu konudaki niyetlerini açıklamakla da kalmamış ve “on senedir devlet sisteminin içindeyim. Hiçbir dönemde olmadığı kadar, sivil-asker bütün kesimler ortak anlayış, işbirliği ve koordinasyon içinde” diyerek asker de dahil olmak üzere bütün devlet organlarının PKK ile masaya oturma konusunda artık bir mutabakata vardıklarının sinyallerini vermişti.

Bu mutabakatın verdiği cesaretle olsa gerek şimdi kartlar daha açık oynanıyor. PKK’ya af çıkarılması dahil PKK’nın yıllardır elde etmeye uğraştığı pek çok taviz şimdilerde neredeyse bir devlet programı haline getirilmiş durumda.

Yandaş basın da tam koro halinde ve “çözüm” adı altında hükümetin ve PKK’nın atması gereken karşılıkla adımları sıralıyor. Bu da gösteriyor ki, PKK ile devletin masaya oturtulması dediğimiz süreç son aşamasına gelmiş durumda.

“Çözüm” dedikleri PKK’nın zaferini kabul etmemiz

Apo’nun avukatları aracılığıyla 15 Ağustos’ta bir “yol haritası” açıklayacağını duyurmasını da PKK ile masaya oturma sürecinin yeni bir aşaması olarak okumak gerek. Apo’nun tutuklu bulunduğu İmralı’dan yıllardır terör örgütünü yönetmesine nasıl izin verildiğini geçtik, AKP başta olmak üzere bütün devlet yönetimi, Amerikancı basın ve TÜSİAD, Apo’nun açıklayacağı yol haritasına kilitlenmiş durumdalar. Apo, bakalım ne diyecekmiş, herkeste bunun telaşı var.

Ancak ilginçtir bu çevrelerin Apo’nun yapacağı açıklamayı beklerken “çözüm”, “akan kanın durması”, “barış” edebiyatı adı altında yaptıkları propaganda içinde görülmeyen ya da görülen ama üstü örtülen bir gerçek var ki bunu gözden kaçırmamak gerek. Dahası “çözüm” diye önümüze konulan şeyin aslında ne olduğunu, neye hizmet ettiğini ve Türk milletine kabul ettirilen şeyin aslında ne olduğunu görmemiz açısından oldukça önemli. Belki küçük bir ayrıntı denilebilir, ama hiç de öyle değil, zaten şeytan da ayrıntıda gizlidir!

Apo’nun sözde yol haritasını açıklayacağı tarihten, 15 Ağustos’tan bahsediyoruz; son derece manidar bir tarih. 12 Eylül sonrası PKK’nın adının duyulmasını sağlayan ilk terörist saldırılar 1984 yılının 15 Ağustos’unda Siirt’in Eruh ve Hakkâri’nin Şemdinli ilçelerinde gerçekleşmişti. Buralarda kamu binalarına ve askeri karargâhlara saldırılar düzenlenmiş, ilk eylemde Şemdinli ilçesinde bir astsubay ile iki askerimiz şehit düşmüştü. Siirt’in Eruh ilçesinde ise İlçe Jandarma Komutanlığı’na uzun namlulu silah ve el bombalarıyla yapılan saldırıda 1 askerimiz şehit düşmüş, 6 asker ve 3 vatandaşımız da yaralanmıştı.

Şimdi bu terör eylemlerinin 25. yıldönümünde Apo PKK’nın çözümünü açıklayacak ve etkili ve yetkili devlet organlarımız başta olmak üzere herkes de Apo’dan gelecek bu açıklamaya kilitlenmiş durumda.

Oysa Apo’nun ne söyleyeceği bir yana açıklama yapacağı tarih bile her şeyi açıklıyor. Apo’nun zamanlaması sadece ve sadece PKK’nın 25 yıllık terör eylemlerinin zafere dönüştüğünün açıklanmasıdır, başka bir şey değil!

Bunu da birileri bize “çözüm için tarihi fırsat” diyerek yutturmaya çalışıyor, tabii yerseniz.

Terörist değil, sanki filozof!

Apo’nun ne söyleyeceği de belli aslında. PKK otuz yıldır ne söylüyorsa, ne için çalışıyorsa ve talepleri neyse Apo bunları tekrarlayacak.

Yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinin ardından yaptığı açıklamalarda “Demokratik Cumhuriyet” adı altında aslında bir federasyon tezi ortaya atmıştı Apo. Cumhuriyet’in kuruluşunda Türklerin ve Kürtlerin ortak kurucu olduğu şeklindeki klasik PKK propagandasını tekrarlamış ve bu çerçevede bir Türk-Kürt federasyonu önermişti.

Aradan geçen süreçte ise ulusalcılar da dahil olmak üzere pek çok çevre Apo’nun bu fikirlerinin Türkiye tarafından kullanılması gerektiğini söyleyerek Türk devletini ve Türk milletini Apo’nun peşine takmaya çalıştılar.

Ancak aradan geçen yıllar sadece PKK terörünün daha da artması ve bölücülüğün daha da güçlenmesiyle sonuçlandı. Dolayısıyla Apo’nun yaptığı açıklamalar sadece PKK’nın önünü açtı, PKK’nın meşruluk kazanmasına yardımcı oldu. Şimdi de farklı bir şey beklememek gerek.

Ama tabii aradan geçen süreçte hapishanede iyice kafayı sıyıran Apo’nun klasik PKK talepleri dışında pek çok şey saçmalamasını da ihtimal dahilinde tutmak gerek.

İşbirlikçi basınımızın verdiği haberlere bakılırsa Apo “yol haritası”nı hazırlarken bolca Hegel ve Derrida okumuş. Mübarek katil değil, sanki dünyanın yaşayan en büyük filozofu!

Yandaş basın bir yana, Hürriyet başta olmak üzere bütün Amerikancı basında da aynı nakarat tekrarlanıyor. Gören de Apo bir açıklama yapacak ve Kürt meselesi sihirli bir değnek değmiş gibi çözülecek zanneder.

Şeriatçı ve Amerikancı basının bu konuda tam bir mutabakat içinde olması da tabii şaşırtıcı değil. Sonuçta PKK ile devleti masaya oturtma planı doğrudan bir ABD planı ve böyle olunca da kimi çelişkiler hemen çözülüveriyor. Öyle ki Hürriyet’in genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök bu sürecin en hararetli savunucusu haline gelmiş durumda. AKP’den bile daha iyi çalışıyor Ertuğrul ve onlardan çok daha cesur çıkışlar yapıyor. Sonuçta onun oy kaygısıyla kandırması gereken milyonlar yok.

Ertuğrul, basındaki pek çok köşe yazarı gibi günlerdir Apo’ya övgüler düzmekle meşgul. Hatta daha da ileri giderek, yıllardır Apo’ya “teröristbaşı”, “çetebaşı”, “bebek katili” diyerek aslında ne kadar yanlış yaptığımızı bile yazabildi Ertuğrul.

İyi de on binlerce insanın hayatına mâl olan ve ülkeyi otuz yıldır kan gölüne çeviren terör şebekesinin kurucusu ve elebaşı değil mi Apo? Yoksa bütün bu terörün arkasında Apo değil başkası vardı da biz mi bilmiyorduk.

Bu millet Apo’ya teröristbaşı diyorsa, bebek katili diyorsa, bunun tek sebebi Apo’nun gerçekten de dünya tarihini en büyük katliam şebekelerinden birisinin elebaşı olmasıdır. Binlerce masum insanın ve ana karnındaki çocukların bile katledildiği eylemleri planlayan ve yöneten birisine bebek katili demeyip ne diyecektik acaba?

Bu imkânlar sağlanırsa herkes terörist olur!

Ertuğrul burada da durmamış, daha da ileri gitmiş. Yine Ertuğrul’dan öğreniyoruz ki iki türlü PKK’lı varmış; silahlı PKK’lılar ve silahsız PKK’lılar!

Dikkat ederseniz Ertuğrul PKK’lılara terörist dememek için kılıktan kılığa giriyor.

E, tabii Apo gibi bir katili bile filozof muamelesine tabi tuttuğuna göre adi bir teröristten de ancak böyle söz edebilir.

Ertuğrul’a bakarsanız artık bazı şeyleri de unutmak gerekmiş. Bazı şeyler dedikleri ise 40 bin ölü, 10 bin şehit, 8 binin üzerinde gazi ve sakat, 50 bini bulan terörist saldırı!

Tabii bu 30 yıllık terörün mağdurları, şehit aileleri, onları kimse hatırlamıyor bile. Peki ama terör yüzünden en sevdiklerini kaybedenler, onlar nasıl unutacaklar yaşananları?

Tabii bunlar Ertuğrul gibilerin hiç umurunda değil. PKK’nın yaptıklarını unutacakmışız ki akan kan duracakmış, “barış” gelecekmiş!

Ancak tabii barışın gelmesi için başka bazı fedakârlıklar da yapmamız gerekiyor. PKK’lı teröristlere genel af çıkarılması bunun ilk aşaması ama bu da yeterli değil. PKK’lı teröristlerin rehabilitasyonu için hepsinin sicilleri silinecek, kendilerine ve ailelerine devlet tarafından iş bulunacak ve böylece sosyal yaşama katılmaları sağlanacakmış. Ha, bir de siyasete girmelerinin önü açılacakmış!

Oh ne âlâ memleket!

Bu ülkede 15 yıl tahsil görüp iş bulamayan binlerce üniversite mezunu dururken devlet kalkıp kendisine kurşun sıkan eli kanlı teröristleri affetmekle kalmayıp bir de onlara iş bulacak. Bu imkânlar sağlanırsa sadece Kürtler değil, herkes terörist olur!

En gözde okullardan mezun olanların işsiz kaldığı, belediyede işçi olmak için bile binlerce üniversite mezununun kuyruğa girdiği bir ülkede meğer en geleceği parlak meslek teröristlikmiş de kimse farkına varamamış! Öyle ki sadece kendinizi değil, ailenizi bile iş sahibi yapıyor terörist olmak!

Apo’ya af, Türkiye’ye federasyon

Bütün bu yapılanlarsa kimsenin kuşkusu olmasın Apo’ya af planının ön hazırlığıdır. Esas plan bu.

Apo çok da uzak olmayan bir süreçte birincil muhatap olarak devletle masaya oturtulacak. Tabii bunun toplumsal alanda yaratacağı büyük tepki malum, o nedenle ilk önce bir aklama kampanyası yürütülerek teröristbaşı Apo önce düşünce suçlusu bir filozofa dönüştürülecek, ardından da salıverilecek! Sonra da ver elini masa. Hatta, kim bilir Apo’yu Meclis’te konuşma yaparken bile seyredebiliriz, bu hiç de uzak bir ihtimal değil.

Masada Kürt devletinin kurulması konuşulacağına göre bir takım hazırlıkların da bu süreçte yetiştirilmiş olması gerekecek tabii. Bu doğrultuda Kürtçe eğitim ve yayın gibi açılımların önümüzdeki günlerde daha da hızlandırılacağı söyleniyor.

Bu yol zaten daha önce açılmış ve AB’ye üyelik adı altında Kürtçe eğitimden idamın kaldırılmasına kadar pek çok taviz zaten verilmişti. TRT 6’nın Kürtçe yayına başlaması bu tavizlerin ulaştığı noktayı gösteriyordu. Ama şimdi görüyoruz ki bununla da yetinilmeyecek. Okullarda Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması, özel kanallarda Kürtçe serbestisi, Kürtçe “edebi” eserlerin Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanması, camilerde Kürtçe vaaz gibi pek çok yeni açılım da kapıda.

Bu iki dilli, iki kültürlü ve iki toplumlu bir yapı demek ki bu yapının siyasi literatürde tek adı var: Federasyon!

Demek ki AKP iktidarının Kürt açılımının Türkiye’ye iki hediyesi olacak; birincisi Apo’nun affı, ikincisi Türkiye’nin, ulus devlet yapısı yıkılıp bir federasyona dönüştürülmesi.

PKK silahları değil, bölücülüğü bıraksın

Burada ucuz ve kirli bir başka propaganda daha çıkıyor karşımıza: PKK silah bıraksın, karşılığında devlet de silah bıraksın ve sorun masada çözülsün.

Peki ama PKK’nın silah bırakması tek başına ne anlam ifade eder. Bu gerçekten de PKK sorununun bitmesi anlamına gelir mi?

Elbette hayır. PKK’nın nihai hedefi Türkiye’nin toprak bütünlüğünü bozarak ülke topraklarının bir kısmında bağımsız bir Kürt devleti kurmak, yani Türkiye’yi bölmektir.

Terör sadece bu yolda kullanılan bir stratejidir ama zaten PKK da uzun bir süredir terörü ikinci sıraya alıp siyasallaşmayı ve siyasal çözümü öne çıkarmış durumda. Üstelik bu nihai hedefinden, Türkiye’yi bölme hedefinden vazgeçmiş de değil. Tam tersine PKK’lılar federasyondan tutun da bağımsızlığa kadar pek çok şeyi de açıkça telaffuz ediyorlar.

O zaman “PKK silahları bıraksın, bu iş çözülsün” anlayışı tam bir kandırmaca değil de nedir?

Apo’nun “yol haritası” diye açıklayacağı şeyler de aslında bu siyasallaşma programının temel taleplerinden başka bir şey olmayacak. AKP iktidarı ve Amerikancı basın gerçekleri ne kadar çarpıtırsa çarpıtsın durum bundan ibaret. PKK silah bıraksa bile bölücülükten vazgeçmeyecektir. Bu onların kendi var oluş nedenlerini ortadan kaldırmaları demektir. Ama zaten onların da böyle bir şey söyledikleri yok. Dahası, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna katılan Kürtlerin Cumhuriyet tarafından ihanete uğratıldıklarını söyleyerek ülkenin asli unsuru olduklarını ve haklarını geri istediklerini söylüyorlar. Hak dedikleri ise öyle kültürel hak filan da değil, Doğu ve Güneydoğu’da kendi devletlerini kurmak.

Türk milleti bu oyunu bozar!

İşte burası tam da iplerin koptuğu nokta olacak. Türk devleti AKP iktidarı altında hükümeti ve askeri dahil olmak üzere bu Amerikan planını kabul etmiş durumda.

MHP ve CHP gibi sözde ulusalcı partilerin de ABD planında yer almak için ne kadar hevesli oldukları ortada.

Türkiye’nin muhalif güçleri her ne kadar AKP karşıtı gibi gözükseler de Amerikan çıkarları söz konusu olduğunda AKP’nin peşine takılmaktan hiç vazgeçmemişlerdir. Amerikancılık dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin bütün siyasal güçlerini birleştiren ortak paydadır.

O nedenle, ABD Türkiye’nin bölünmesi planında bu denli yol katetmişken hiç kimse bu sözde muhalif güçlerin bu sürece karşı çıkmasını beklememelidir.

Burada temel sorun bu planın Türk milleti tarafından kabul edilip edilmeyeceğidir. Burası ise Türkiye’nin esas güçlü olduğu alandır. Türk halkı devletin bile teslim olduğu bir noktada Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve rejimini savunacak yegane kuvvet olarak hâlâ ayaktadır. Amerikancı şer güçleri ve onların işbirlikçileri Türk milletini kandırmak ve bu plana ikna etmek için çalıştıkça aslında kendi mezarlarını da kazmaktadırlar.

Türk milleti PKK terörünü de onun arkasındaki güç olan ABD’nin de kendi varlığına yönelmiş düşman güçler olduğunun bilincindedir.

İktidarından ordusuna, medyasından siyasi partilerine kadar bütün Amerikancı güçler kabul etse de Türk milleti Türkiye’nin bölünmesi planına mutlaka direnecek, Türkiye’nin PKK eliyle parçalanması planını yırtıp atarak bu oyunu bozacaktır!

Söz artık milletindir! Millet kendi sorununu kendisi çözecektir!

İnan Kahramanoğlu



0 Responses to ““PKK’ya af” planı”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.276.901 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2009
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: