29
Tem
09

3G noktası

3G noktasıEgosistem

Kapitalizm bir taraftan meta üretimine diğer taraftan da bu metaların tüketimine dayanır. Metanın öncesinde bir fabrika sonrasında ise bir pazar olmak zorundadır ki çark dönsün. Kapitalistler açısından fabrikayı işçi ile doldurmak toplumdaki işsiz ve çalışmak zorunda olan yığınlar nedeniyle kolaydır ama işin pazar bulma kısmı daha zordur.

Bu zorluk Marksist literatürün temel tartışma konularından birisidir. Çünkü kapitalizmin yarattığı yoksulluk aynı zamanda kapitalist için bir pazar sorunu yaratacaktır. Öyle ya parası olmayan insan pazarda müşteri olamayacağına göre kapitalist metayı kime satacaktır?

Denklem kendi içinde son derece tutarlıydı belki ama kurulan denklem ne kadar hayata uyuyordu acaba?

Kapitalist üretim tarzı bir taraftan fabrikada tek düze üretici insan tipi yaratırken o fabrikanın dışındaki tüm toplumsal yaşam da aynı insan türünü pekiştirir. İş yaşamı insanı işine yabancılaştırırken dinlenme insanı dinlenmeye, eğlenme insanı eğlenceye, tüketim insanı ihtiyaçlarına yabancılaştırır. Bu nedenle de günümüz insanı her anlamıyla makinalaşmış, kendine yabancı bir tür haline gelmiştir.

İnsanın kendine yabancılaşmasının temelini insanın psikolojik yapısı oluşturur. İnsan egosuna müdahale eden kapitalist sistem yarattığı insan türünün mutlak kontrolünü ele geçirir. Çağımız insanı son derece özgürdür, onu sınırlayan bir baskı yoktur ama bu özgür insan egosu ile sisteme doğrudan bağlanır.

Kapitalizm insanı sistemin kölesi haline getirmiştir ama bu kölelerin hepsi kendilerinin özgür olduğunu sanırlar. Onlara göre özgürlük istediğini yapabilmektir ama istenilen her şey aslında daha önce kapitalist üretim tarafından planlanmış, bir pazarlama süreci sonucunda müşteri talebine dönüştürülmüş metaların tüketiminden başka bir şey değildir.

Metaların türleri de elbette zamanla değişir. Ama bu değişim insana hep bir gelişme gibi yansıtılır. Bu gelişme önemli bir kavramdır çünkü çağımız insanının eskiye göre çok daha gelişmiş bir yaratık olduğunu vurgular. Dolayısıyla daha gelişmiş insanın da daha gelişkin metalar tüketmesi gerekecektir.

Kapitalist pazarlamanın esası da buna dayanır. Gelişmiş denilen metaları kullanan insanlar kendilerinin de gelişmiş insan olduğuna inandırılır.

Böylelikle gelişmenin karşılığı gelişmiş ürün tüketimi demektir. Bu aynı zamanda insanın kendini ispat etme yöntemi olarak da kurgulanmıştır.

Çok eskilerde kalmış bir Türkiye tablosu

Çok eskilerde kalmış bir Türkiye tablosu. İş, bilim ve sanat, işçi, bilimadamı ve sanatçı aynı ülke için çalışıyorlar. Anne çocuklarını okula gönderiyor. Bir ailenin mutluluğu yüzlerden okunuyor. Madenci kazmasından utanmıyor, toplumun eşit bir üyesi ve yaratanı. Sahi ne oldu bize…

Teknoloji tüketimi

Örneğin çağımız tüketiminin en önemli bölümünü oluşturan yeni nesil teknoloji ürünleri bunun en önemli parçasıdır. Teknoloji her gün ilerler ve eğer insanlar da ilerlemek, daha ileri ve elbette saygın insanlar olmak istiyorlarsa bu ilerlemeyi takip etmek zorundadır!

Teknolojinin fiyatı ise son derece pahalıdır. Pahalı olmasının nedeni ise o teknolojiyi üretemeyen toplum insanının teknolojinin pahalı olması gerektiğine olan inancıdır. Hatta ne kadar pahalı olursa o kadar iyidir. Ve teknolojik ürün alacaklar da o ürünün fiyatına bakarak onun ne kadar ileri olduğuna karar verirler. Sömürü sisteminin ilk devresi burada başlar.

Örneğin günümüzde cep telefonu bu tür ürünler için bir prototiptir. Cep telefonu fiyatlarının 100 TL ile 1.000 TL arasında değiştiğini varsayalım. Muhtemelen insanların tercihi pahalı olana doğru olacaktır. 100 TL’lik telefonu tercih edenler çok azken yığılma 1.000 TL’lik ürüne doğru olacaktır.

Peki cep telefonu ne işe yarar?

İnsanlarla görüşmeye.

O halde aradaki fark neden bu kadar büyüktür?

Denildiğine göre kimi telefonların video çekim gibi ek özellikleri vardır. Elbette kapitalist de malını daha pahalıya satmak için onun daha pahalı ettiğini gösterecek özellikler koyacaktır.

Ancak bir cep telefonu ve aynı özellikteki bir video kamerayı ayrı ayrı alsanız yine daha ucuza gelecektir. Ama fiyat etiketi kimseye garip gelmez.

Mesela 20 cep telefonu ile bir araba alınabileceği, 1 cep telefonu fiyatına bir çamaşır makinesi ve bir bulaşık makinesi alınabileceği düşünülmez. Çünkü ileri teknolojinin fiyatı sorgulanmaz. Teknolojik denilen meta tüketiciye aşırı fahiş fiyatlarla satılmaktadır.

Teknoloji marketlerinin açılışı için insanlar bir gece önceden sıraya giriyor

Teknoloji marketlerinin açılışı için insanlar bir gece önceden sıraya giriyor. Bunlar eski dönemin tüp ve yağ kuyrukları değil. Ama açlıktan, işsizlikten bu kadar yakınılan bir ülkenin ve yakınan insanlarının bir başka yüzü.

Olmuşken iyisi olsun

Ama bu sorgulamanın yapılmaması için insanlara değişik bir bilinç pompalanır: Olmuşken iyisi olsun anlayışı.

Bu anlayış hemen hemen her gelir düzeyinden insan için en doğru anlayış gibi gelir. Oysa geliri sınırlı bir vatandaşın temel düşüncesinin “bütçeme uygun olanını seçeyim” olması gerekir.

Fakat artık insanların bütçe sınırlamasının önemi yoktur çünkü öne çıkan ego düzeyidir. İnsanlar kendi bütçelerine göre değil ego düzeylerine göre tüketirler.

Özellikle teknoloji ürünlerine fazla para verilmesi de garip karşılanmaz çünkü bu teknoloji ürünleri o insanın toplumdaki itibarının da göstergesidir. En ileri cep telefonu olan vatandaş kendisini en ileri insan olarak duyumsamaktadır.

Bunun benzeri bilgisayar tüketimi için de geçerlidir. Benim bilgisayarım en ilerisi olsun anlayışı ile insanlar gidip en pahalı bilgisayarları almaktadırlar. Oysa daha ileri bir bilgisayarın kapasitesi zaten sıradan bir vatandaş için asla kullanılamaz. En büyük şirketlerin ihtiyacını bile karşılamaya yetecek kapasitede bilgisayarlar bizim ülkemizde evlerde kullanılmaktadır.

Oysa evde kullanılacak ve o evin ihtiyacını görmeye yetecek bir bilgisayarın fiyatı ile en ileri bilgisayarın fiyatı arasında nereden baksanız 1.000 TL fark vardır. Bu para ise aslında sokağa atılan bir paradan farksızdır. Şöyle düşünün bir “rem” alıp bunu çerçeveletseniz ve duvarınıza asmış olsanız da yapacağınız savurganlık aynıdır.

Ama bir de işin dizüstü bilgisayar piyasası var. Bilgisayarı olan insanlar bir de dizüstü bilgisayara sahip olmalılar. Çünkü dizüstü bilgisayar normal bilgisayara göre daha ileridir. Bunu kullanan insan da doğal olarak daha ileri bir insan olacaktır. O nedenle evlerde bir bilgisayar masada bir bilgisayar da sehpada durur. Bu ev doğal olarak çok ileri bir insanın evidir.

Halbuki evinizdeki masanın üstüne bir de sehpa koysanız ve öyle yaşasanız aynı tür bir davranış sergilemiş olursunuz.

Fakat teknolojiye gelince akan sular durmaktadır. Çünkü fazla teknoloji, görmemişlik değil ilericiliktir!

İnsanların ihtiyaçları dışındaki bu tür tüketim kapitalist üretici tarafından planlanır ve tüm pazarlama stratejisi de bunun üzerine kurulur. Teknoloji alan insan kendini böylelikle ispat eder. Ama bunun insan bütçesine olan yükü hiç hesaba katılmaz.

Örneğin ülkemizde 10 milyon cep telefonunun en ucuzu ile en pahalısı arasındaki fark tam 9.000.000.000 TL’dir. Aynı şekilde bilgisayarlara ve diğerlerine sarfedilen paraları üst üste toplasak teknoloji çöplüğüne atılan para kim bilir kaç trilyondur?

Kredi kartı: Egokart

Peki insanların bu kadar yoksulluktan, geçinememekten şikayet ettiği bir ülkede bu para nereden temin edilmektedir?

Kredi kartlarından.

Bankalar insanlara kredi kartı dağıtmakta, insanlar da kendilerinin olmayan para ile ihtiyaçları olmayan şeyleri satın almaktadır.

Birinci aşamada satıcı, ikinci aşamada ise banka para kazanmaktadır. Çünkü banka da sizden faiz almaktadır. Ama bir de bunun üçüncü aşaması vardır; icra daireleri ve avukatlar…

Bir yıl içinda bütçenizi aşan harcamalarınız en sonunda sizi büyük bir borç batağına sürüklemektedir. Herkes kredi kartı faizlerinden, bankalardan şikayetçidir ama kimse silah zoruyla alışverişe zorlanmamaktadır.

Kapitalizmin en etkli silahı zaten reklam sektörüdür. Reklamların baş döndürücü dünyasına kapılan beyinler bir gün sonra dükkanlara koşmakta ve ihtiyaçları olmayan şeyleri almaktadırlar.

Aslında her şeyin sorumlusu insanın kendisidir. Ama insanlarımız sorumluluğu sisteme, kapitalizme, bankalara, hükümete atmaktadır. Bu sistemin yönetenleri belki onlardır ama bu sistemin sorumlusu aynı zamanda birer tüketim robotuna dönüşen insanın kendisidir.

Kimse insanları sorgulamamaktadır çünkü yüksek ego ile yetişen insan aynı zamanda sorgulamaya da kapalıdır.

Bu insan pohpohlanmaya alışkındır…

Bu insan sorumsuzluğa alışkındır…

Üstelik bu insan az çok eğitimlidir ve sistem denilen şeyi de bilir.

Marksist kader anlayışı

Marks insanı sistemin bir parçası olarak görür ve sistemin tüm sorumluluğunu da kapitalistlere yükler, insana ait iradi bir alan bırakılamaz. Böylelikle aslında hiçbir dinde bile olmayan bir kadercilik inşa edilir.

Mesela İslamiyette insanların cüzzi de olsa bir iradesi vardır ve insan Allah’ın ona verdiği akılla iyiyi kötüden ayırdetmekle yükümlüdür. Oysa Marksizmde insana böylesi bir cüzzi bir irade bile tanınmaz. Bunu çok iyi bilen az buçuk okumuş ve solculuk kapmış insanımız da tüm suçu hemen sisteme atar ve kurtulur.

Oysa günümüz kapitalizminin ve sömürü sisteminin kâr sağlayanı belki kapitalistlerdir ama bu tür bir sistemin esas dayanağı tüketimci katmanlardır. Ve bu katmanlar tüketimleri ile sistemi ayakta tutarlar.

Tüketimin temel nedeni ise egonun tatminidir.

Günümüz insanı tükettikçe tatmin olmaktadır…

Tükettikçe mutlu olmaktadır…

Ve bu reklamcıların değil sıradan insanın kendi eseridir.

Ama insanlarımız bununla yüzleşmek istemez. Hele hele siyasi partiler -ister solcu ister sağcı olsun- insanlara asla laf söylemez.

Örneğin bir başbakan çıkıp ve insanlara “cebinizdeki kadar tüketin, bankalara borçlanmayın, bu kredi batağının sorumlusu sizsiniz” diyemez. Çünkü aynı insanlardan oy isteyecektir. Oy verecek insanın da pohpohlanması gerekir.

Sonuç olarak insanlar suçu genelde emperyalizme, Yahudilere, bankalara, tekellere vb. yüklerler. İşin esası emperyalizm de tekeller de sorumluluğu seve seve üstlenir. Üstlenir ve hiç ses çıkartmazlar. Çünkü bu işten para kazanan emperyalizm çıkıp insanlara “kardeşim tüketmeyin, sizi zorla mı sömürüyoruz?” demez. Derse bilir ki insanlar belki akıllanır.

Tüm bu nedenlerle günümüz insanı alabildiğine sömürülür, alabildiğine güdülür ama egosu da alabildiğine tatmin edilir. Tabii bunun küçük bir karşılığı vardır, eşek gibi çalışmak.

Mesela pahalı bir cep telefonu için fazladan bir ay, iyi bir bilgisayar için iki ay çalışırsınız. Böylece sistemin hem tüketim yanında hem de üretim yanında özgür köleleri oluverirsiniz.

Çark böylelikle tamamlanır. İnsan tüketmek için çalışmak zorundadır, çalışarak kazandığını da tüketime yatırır. Ama kazandığından fazlasını tüketirseniz bir de bankaları beslersiniz. Böylece kapitalist tekeli, bankacısı, reklamcısı para kazanır siz de hayatınızı tüketir durursunuz.

Şimdi bir cep telefonu şirketi 3G denilen bir teknolojiyi ülkemize getiriyor. İnsanlarımız artık 3G noktalarında kuyruğa girip bekleyecekler.

Eskiden bir G noktası vardı, mutluluğun sırrı denilirdi şimdi mutluluk 3G noktasında.

Haydi insanlar kuyruğa…

Gökçe Fırat


1 Response to “3G noktası”


  1. Temmuz 30, 2009, 8:40 am

    kesinlikle sana,katılınması gerektiği kanısını hissederek,düşüncelerimi açıklarken;bizim ve düşünce sistemimizi destekleyen insanların,gerekli ölçü değerini aşmanın ne derece sorunlar ürettiğini anlamamak gerçekten imkansız.bunun teorik olarak ne kadar hasas ve derin uçurumlar oluşturduğu hiç şüphesiz tartışma götürmeyen bir konudur.teknolojinin son hızla ilerlerken arkasında bıraktığı enkazı görmek istemeyen insanların ne derece bedbaht oldukları asla unutulmamalı.bu ağır enkazın altında bir yığın ahlaki çükelme ,sosyal erozyon,kapital dengesizlik,burjuvazi emperyalizminin dışa vurmuş modeli var.daha çok söylerdi ama iş çıktı şimdilik by


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2.261.006 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2009
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: