Temmuz 2009 için arşiv



20
Tem
09

Belge unutuldu

Taraf gazetesinin gündeme getirdiği, üzerinde günlerce tartışılan, TSK’ye ağır eleştiriler yöneltilen, varlığı kesinmiş gibi sunulan İrticayla Mücadele Eylem Planı, “fotokopi” olmaktan öteye gidemedi. Aradan geçen zamana karşın belgenin aslının bulunamaması “Belge sahte miydi?” sorusunu gündeme getirdi. Belgenin aslı bulunamadığı gibi, belgeyi hazırlayanlar da ortaya çıkarılamadı.

İrticayla Mücadele Eylem Planı iddialarına dayanarak Taraf gazetesinde “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı” başlığıyla yayımlanan haber kamuoyunda uzun süre tartışma yaratmıştı. AKP yandaşı ve dinci basın belgeyi gerekçe göstererek günlerce TSK’ye saldırmıştı. Belgenin Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı iddia edilmişti. Haberin ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, geniş kapsamlı soruşturma talimatı vermişti. Genelkurmay Askeri Savcılığı araştırmaların ardından belgenin Genelkurmay’da hazırlanmadığını açıklamıştı. Askeri savcılık Albay Çiçek hakkında da “kovuşturmaya yer olmadığına” karar vermişti.

Askeri savcılığın kararının ardından basın toplantısı düzenleyen Genelkurmay Başkanı Başbuğ, TSK’ye yönelik, medya aracılığıyla “asimetrik psikolojik harekat yürütüldüğünü” söylemişti. Başbuğ, Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturmanın aşamalarını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile paylaştığını belirtmişti. Başbuğ, bazı kriminal raporların maksatlı şekilde kısmen basına sızdırıldığına dikkat çekmişti. Belgeyi “kâğıt parçası” olarak niteleyen Başbuğ, hazırlayanların bulunmasını istemiş, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurularında bulunulduğunu dile getirmişti. Başbuğ, 26 Haziran’daki basın toplantısında şunları söylemişti:

“Bizim istediğimiz şudur; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan istiyoruz, diyoruz ki, bu belgenin gerçek olmadığı noktasından hareketle bu kâğıt parçası kimler tarafından, ne amaçla hazırlandı? Bunu bulun.

Okumaya devam edin ‘Belge unutuldu’

20
Tem
09

Terörist ailesine kan parası

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Kürt sorununda iyi şeyler olacak… Tarihi fırsatı kaçırmayalım” gibi söylemleri ile başlayan tartışmalar, 2 ay aranın ardından yeniden başladı. İmralı’da yatan bebek katili Öcalan’ın sözde Kürt sorununun çözümüne ilişkin yol haritası açıklayacağını duyurmasının ardından, AKP içinde de hareketlenme başladı. Daha önce hakkında “terör örgütü propagandası yapmaktan” soruşturma açılan AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, Akşam gazetesine şok açıklamalarda bulundu. Öcalan’ın 15 Ağustos’ta açıklaması beklenen “Kürt sorununda yol haritası” ndan önce partisinin mutlaka harekete geçmesi gerektiğini ifade eden Arslan, sözde sorunun çözümü için Öcalan’ın muhatap alınmasını gerektiğini öne sürdü.

’Öcalan’a mecburuz’
Öcalan’ın muhatap alınmasının bir zorunluluk olduğunu iddia eden Arslan “Siz ona bir güç vermiyorsunuz, onun elinde böyle bir durum var. Onda var olanı kabul ederseniz, sorunun çözümünde kullanabilirsiniz. Abdullah Öcalan PKK’yı yönetiyor, örgütü de onun siyasal uzantısını da yönetiyor. Taban üzerinde de mutlak bir etkisi var. Bunları yadsıyamayız. Hapiste olması bunları değiştirmez” dedi. Sözde sorunun çözümü için, devletin de PKK’nın da geri adım atması gerektiğini ileri süren Arslan “ne gibi adımların atılması tartışılıyor?” sorusuna ise şöyle karşılık verdi:

Kürt ifadesi kullanılmalı
“Çerçevemiz şu olsun: İçinde Türk kelimesi geçen her cümledeki Türk yerine Kürt dersek sorun çıkmıyorsa mesele çözülmüştür. Talep edene Kürtçe eğitim versek ne olur? Belki kimse talep etmeyecek ama konu başka, onurla ilgili. Vatandaş o hakka sahip olduğunu bilsin. Kürtçe öğrenmek isteyene seçmeli ders verilebilir. Şehitlere üzülüyoruz, onların ailesi var.

Okumaya devam edin ‘Terörist ailesine kan parası’

20
Tem
09

Ülkücüler komaya soktu

Kağıthane’deki Talatpaşa MHP Mahalle Teşkilatı’nda zaman geçiren Şişli Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi 18 yaşındaki Ülkücan Avcı’nın taksici babası Turgut Avcı, oğlunun son dönemde eve gelmemesi üzerine enişelenerek artık buraya gitmemesini istedi. Lise son sınıf öğrencisi bir türlü babasını dinlemedi.

8 Temmuz’da mahalle teşkilatını arayan Turgut Avcı, oğlunun uzaklaştırılması için yardım istedi. Telefonda hakaretle karşılaşan baba Turgut Avcı, mahalle teşkilatına gitti. Çıkan tartışma sırasında Turgut Avcı’nın MHP mahalle teşkilatı başkanı Emrah Tosun ve beraberindekilerin saldırısına uğradığı öne sürüldü. İddiaya göre, 5 kişilik grup, beyzbol sopasıyla Turgut Avcı’nın başına vurdu.

Aldığı darbenin etkisiyle yere yığılan Avcı, ağır yaralandı. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ameliyata alınan Turgut Avcı, önceki gün durumu ağırlaşınca ikinci ameliyata alındı.

Radikal’de yer alan habere göre; doktorların `yaşama şansı düşük’ dediği Turgut Avcı’nın hayati tehlikeyi atlatamadığı belirtildi. Olaydan sorumlu tutulan 5 kişi, polisteki ifadelerinin ardından soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı’nın talimatıyla serbest bırakıldı.

SUÇLULAR GEZİYOR

Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi’nde oğlundan gelecek iyi bir haber bekleyen baba Kasım Avcı, gözaltına alınan 5 şüphelinin serbest bırakılmasına tepki gösterdi.

Okumaya devam edin ‘Ülkücüler komaya soktu’

20
Tem
09

20 Temmuz kutlamaları başladı

KKTC’de 20 Temmuz Barış Harekatı’nın 35. yılı kutlamasına ilişkin törenler KKTC Meclis Başkanı’nın Hasan Bozer’in ev sahipliğinde bir resepsiyonla başladı. Resepsiyona katılanlar kadar katılmayanlar da ilgi çekti.

Resepsiyonun onur konuğu KKTC’nin Kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tı. KKTC tarafından Başbakan Deviş Eroğlu ve çık sayıda bakanın katıldığı resepsiyonda Türk tarafını ise Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Dışişleri Müsteşarı Ertuğrul Apakan temsil etti.

Resepsiyona KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, CTP Lideri Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk Barış Gücü Komutanı Korgeneral Akın Zorlu ve TSK’yı temsilen törenlere katılmak üzere adaya gelen Birinci Ordu Komutanı Ergun Saygun katılmadı.

KOMUTANLAR GEMİDE RESEPSİYONDA

Orgeneral Saygun ve Korgeneral Zorlu’nun resepsiyon saatinde yine törenler için adaya gelen Giresun Fırkateyni’nde bir resepsiyonda oldukları öğrenildi.

Resepsiyonda Kıbrıs yöresi halk oyunları örnekleri verildi ve resepsiyon marşlarla sona erdi.

20
Tem
09

Sudan’da açık giyinen kadına kırbaç cezası

Lubna Ahmed El HüseyinDünyanın gündemine daha çok Darfur bölgesinde işlenen savaş suçları ile gelen Sudan bu kez anlamsız Şeriat yasalarının vahşice uygulanışı ile geldi. Sudan’ın başkenti Hartum’da halka açık bir alanda İslami ahlaka aykırı “açık saçık” kıyafet giydikleri suçlamasıyla bir grup kadın kırbaç cezasına çarptırıldı. Kadınların İslama aykırı bulunan kıyafetleri ise pantolon ve bluz.

Olayı dünyanın duymasını sağlayan ise Sudan’ın ünlü kadın gazetecilerinden biri olan ve aynı zamanda Sudan’daki Birleşmiş Milletler (BM) temsilciliğinde çalışan Lubna Ahmed El Hüseyin oldu. Lubna, Hartum’da bir lokantada otururken 20-30 kadar polisin lokantaya baskın yaptığını, polisin o sırada lokantada pantolon ve bluz giyen bütün kadınları tutukladığını söylüyor: “Pantolon ve bluz giymiştim. Benim gibi giyinen 10 kız bu işin bir an önce bitmesi için suçu kabullendiler ve oracıkta 10 kez kırbaçlandılar. Ama ben ve diğerleri avukatlarımızla konuşma ve akıbetimizi beklemeyi tercih ettik.”

Lubna şimdi mahkemeye çıkarılacağı günü bekliyor. Mahkemenin suçlu bulması halinde ise çarptırılacağı ceza diğer kadınlardan daha ağır olacak. Çünkü Sudan’da Şeriat mahkemeleri İslami ahlaka aykırı giyinen kadınları 40 kırbaçla cezalandırıyor. Eğer Lubna da diğer kadınlar gibi sessizce olayı kabullenmeyi tercih etseydi 10 kırbaç cezası ile kurtulmuş olacaktı.

Okumaya devam edin ‘Sudan’da açık giyinen kadına kırbaç cezası’

20
Tem
09

Nabucco gerçekten bir zafer mi?

Nabucco Haritası

Nabucco imza töreni

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin doğalgazda Rusya’ya bağımlılığını azaltmayı amaçlayan ve yapımı adeta yılan hikayesine dönen Nabucco’da geçtiğimiz hafta Ankara Rixos Otel’de düzenlenen törenle imzalar nihayet atıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Werner Faymann, Bulgaristan Başbakanı Sergei Stanishev, Macaristan Başbakanı Gordon Bajnai, Romanya Başbakanı Emil Bocile ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun katıldığı “Hükümetlerarası Anlaşma” imza töreni, tam anlamıyla siyasi bir gövde gösterisi gibiydi. Yanına Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve AB ile ilişkileri yürüten Egemen Bağış’ı alan Başbakan Tayyip Erdoğan, zafer kazanmış bir komutan edasıyla Barroso’ya “çak adamım” yaparken ve Türkiye’nin enerji transferinde tarihi misyonunu üstlendiğini söylerken kendinden son derece emin görünüyordu. Peki Nabucco gerçekten Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi herkesin hayal olarak gördüğü bir projenin somuta dönüşmesi mi, yoksa gerçekte imza töreniyle kalmaya mahkum bir Pirus zaferi mi?

Okumaya devam edin ‘Nabucco gerçekten bir zafer mi?’

20
Tem
09

İsrail askerlerinden katliam itirafı

İsrail ordusu “Dökme Kurşun” adını verdiği bir operasyonla Gazze Şeridi’ne saldırdığında tüm dünyanın gözleri önünde büyük bir katliam yaşanmıştı

İsrail ordusu “Dökme Kurşun” adını verdiği bir operasyonla Gazze Şeridi’ne saldırdığında tüm dünyanın gözleri önünde büyük bir katliam yaşanmıştı

İsrail ordusu “Dökme Kurşun” adını verdiği bir operasyonla Gazze Şeridi’ne saldırdığında tüm dünyanın gözleri önünde büyük bir katliam yaşanmıştı

İsrail ordusu “Dökme Kurşun” adını verdiği bir operasyonla Gazze Şeridi’ne saldırdığında tüm dünyanın gözleri önünde büyük bir katliam yaşanmıştı. 27 Aralık 2008’de başlayan ve tam 3 hafta süren operasyonda İsrail ordusu emperyalizmin modern çağdaki en büyük katliamlarından birini gerçekleştirerek çoğu çocuk ve sivil olmak üzere 1.400’ün üzerinde Filistinliyi katletmişti. İsrail ordu sözcüsünün daha harekatın ilk gününde yaptığı açıklama aslında İsrail’in sivil-asker ayrımı yapmadan Gazze’de bir katliam yapmaya hazırlandığın işaretlerini veriyordu: “Teröre destek olan, evinde terörist barındıran, eşlerini ve çocuklarını insan kalkanı olarak hedeflere gönderen herkes terörist olarak kabul edilecek.” Tabii ki kimin terörist olup olmadığının takdir hakkı da İsrail ordusuna aitti.

Operasyondan sonra tüm dünyadan İsrail’e bütün insanlık değerlerini çiğnediği ve savaş hukukunu bile tanımadığı için büyük tepki yağdı. Katliam herkesin gözleri önünde gerçekleşmişti gerçekleşmesine ama gerek İsrail hükümeti olsun gerekse de İsrail ordusu olsun büyük bir utanmazlıkla yaptıklarının yalnızca meşru bir savunma olduğunu, “İsrailli sivillere terör estiren bir düşmana karşı büyük bir profesyonellikle ve uluslararası hukuka uygun hareket ettikleri” masalını tekrarlayıp durdu.

İsrail bu iddiasının dayanak noktası olarak, kendisinin oluşturduğu 5 ayrı inceleme ekibinin raporunu gösteriyordu. Elbette ki, İsrail’in kendisinin kurduğu ekiplerden tarafsız bir inceleme gelmesi beklenemezdi.

Okumaya devam edin ‘İsrail askerlerinden katliam itirafı’

20
Tem
09

Ayşe Arman’dan türbanlı mahalle mukayesesi

 

Ayşe Arman’dan türbanlı mahalle mukayesesiAyşe Arman, 8 Temmuz günü köşesinde şöyle diyordu: “Tatil yaptığımızı zannediyorsanız fena halde yanılıyorsunuz… Gece gündüz çalışıyoruz… Yazı yazacak vakit yok… Çok çok acayip bir şey yapıyoruz… Biz de yaptığımız şeye inanamıyoruz… Bir daha yapar mıyız hiç bilmiyoruz… Pazar gününü bekleyin…”

Okumaya devam edin ‘Ayşe Arman’dan türbanlı mahalle mukayesesi’

20
Tem
09

Sivil Vali coştu bir kere

 

Halil İbrahim AkpınarSivil Vali Halil İbrahim Akpınar, ilginç çıkışlarda bulunmaya devam ediyor. Vali Bey’in son yumurtlamaları ise MGK, Askeri Yargıtay ve Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması ile ilgili. Sivil Vali Bey’in kişisel internet sitesinde yayımlanan yazıdan okuyalım: “Genel Kurmay Başkanı, Bakanlar Kurulu kararıyla, Kuvvet Komutanları ise müşterek kararname ile atanmalı, diğer generallerin atanmasında Savunma Bakanı oluru yeterli olmalıdır. Jandarma teşkilatının varlığı gözden geçirilmelidir. Milli Güvenlik Kurulu kaldırılmalıdır. Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmalıdır. Anayasa Mahkemesi üyelerinin en az yarısı, TBMM tarafından seçilmelidir. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin düzenleme tamamen kaldırılmalıdır. Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan görevi Yargıtay’a devredilmelidir.

 

Okumaya devam edin ‘Sivil Vali coştu bir kere’

20
Tem
09

Türklük karşıtı son kampanya: Andımız kaldırılsın

 

Mazlum-Der adlı bölücü dernek tarafından DTP’li Osman Baydemir’in başkanlığını yaptığı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis ettiği bilbordlara asılan afişlerde “Andımız Kaldırılsın” diyorduAKP’nin iktidarda olduğu yıllar, Türkiye’de Türklük bilincinin aşındırılmasına yönelik saldırıların her geçen gün arttığı bir dönemdir. Şöyle bir düşünürsek, 2002 yılından bu yana Türklüğe yönelik sistemli bir saldırıyla Türklük bilinci aşındırılmaya çalışılırken diğer taraftan da farklı etnik gruplar palazlandırılarak Türk milleti bölünmeye çalışıldı. Türklük adeta aşağılanma vesilesi haline getirilirken diğer etnik gruplar hem iktidar tarafından hem de ABD ve AB tarafından sürekli el üstünde tutuldu. Türklüğü savunanlar açıktan faşist ilan edilirken PKK destekçisi ve Kürt ırkçısı kesimler demokrasi şampiyonu ilan edildiler.

 

Okumaya devam edin ‘Türklük karşıtı son kampanya: Andımız kaldırılsın’

20
Tem
09

Vakit-Alperen Ocakları ortak yapımı: Saray Basmaca

 

Alperen Ocakları 12 Temmuz tarihli gazetelerin hemen hepsinde yer alan bir başlık: “Alperenler’den saraya baskın”. Görünce insan bir şaşırıyor önce. Alperenler Çin sarayını mı bastılar ne? Malum iki haftadır Doğu Türkistan’da yaşanan olaylar nedeniyle bütün dünyanın gözü Doğu Türkistan’daki soydaşlarımıza çevrilmişken Alperenler de böyle bir sansasyonal eylemle tepkilerini ortaya koymak istemiş olabilirlerdi. Hem bunlar değil midir 40 kişiyle Çin sarayını basan Kürşad hikayeleriyle birbirlerini gaza getirenler. Başlıkları görünce ilk izlenim bu oldu ama haberlerden iki satır okuyunca Alperenler’in bastıkları sarayın Çin sarayı değil Türk sarayı olduğu ve sarayın içinde de Çinli değil Türk müzikseverlerin olduğu anlaşıldı.

 

Okumaya devam edin ‘Vakit-Alperen Ocakları ortak yapımı: Saray Basmaca’

19
Tem
09

Ordu nasıl hizaya sokulur…?

Komploya kurban giden generaller Von Blomberg ve Von Fritsch birlikte. Komploya kurban giden generaller Von Blomberg ve
Von Fritsch birlikte. (Soldan ilk iki kişi)

Ordu,   SA   ve   SS

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yenilen Almanya, şartları çok ağır bir antlaşma olan Versay Antlaşması’nı kabul etmek zorunda kalmıştı. Türkiye’nin Mondros’una denk olan bu antlaşma ile Almanya’nın düzenli bir ordu kurması yasaklanmıştı. Almanya’nın askeri gücü en fazla 110 bin askerden oluşacak, donanması, hava kuvvetleri ve bir Genelkurmay’ı olamayacaktı.

Bu durum, Almanya’nın elinin kolunun bağlanmasından öte bir şeydi. Çünkü Almanya ve Almanlar için ordunun anlamı çok büyüktü. Alman birliğini sağlayan ve birleşik Alman devletini oluşturan Prusya tümüyle askerlerin yönettiği bir devletti. Hatta o dönemde şöyle açıklanırdı bu durum: “Tüm devletlerin ordusu vardır, Prusya ordusununsa devleti.”

İşte  böyle  bir  ülkeydi  Almanya  ve  ordusu  dağıtılmıştı…

Savaşın  en  acı  sonucunun  ise  Almanya’nın  ordusuz  kalması  olmadığı  kısa  sürede

anlaşılacaktı.  Silahsız,  ekonomisiz  ve  elbette  onursuz  bırakılan bu  ulusun  başına  bir

serseri  musallat  olacaktı :  Hitler.

Okumaya devam edin ‘Ordu nasıl hizaya sokulur…?’

19
Tem
09

Ekonomik kriz: Kapitalizmin sonu mu? Liberalizmin zaferi mi?

Ekonomik kriz: Kapitalizmin sonu mu? Liberalizmin zaferi mi?

Liberalizm: kapitalizmin dini

Dünya çapında yaşanan son ekonomik kriz kapitalizmin doğası ve geleceği üzerine pek çok tartışma yarattı. Ancak çok farklı çevrelerin katıldığı bu tartışmaların son tahlilde gelip kilitlendiği nokta kapitalizmin ezeli ve edebi üstünlüğü olmaktadır.

İlk bakışta bu görüş garip gelebilir. Çünkü en azından bir kısım Marksist ve sol görünümlü polemikçiler son krizin liberalizmin sonu hatta Marksizmin ve devletçiliğin zaferini işaret ettiğini ileri sürmektedir. Piyasa düzeni kör bir canavar gibi doludizgin gitmiş ve duvara toslamıştır. Artık insanlık uyanıp, aklını başına alacak ve piyasa düzenini sorgulayacaktır.

Karşıda duran bir kısım klasik liberal tayfa ise son krizi, fazla şişirilen ve “doğal denge”sinden saptırılan piyasaların kendi kendini tedavi etmesi olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla “serbest” bırakılan piyasaların düzleyici darbeleriyle yanlış ata oynayan piyasa aktörleri elenecektir. “Orta ve uzun vadede” kapitalizm daha da rasyonel yani akılcı bir “doğal denge”yle yoluna devam edecektir.

Şimdi ilk bakışta bu iki farklı bakış açısı bir birine zıt ve karşıt gibi görünebilir. Ancak ortaklıkları çoktur. Ortak yan şudur; neo-liberal bakış açısı da, Marksist veya ultra sol diğer bakış açıları da aslında tek bir doğrunun ön kabulü etrafında taraf tutmaktadır.

İki tarafın da değişmeyen doğrusu piyasanın doğal düzen olmasıdır. İki taraf var olan kapitalizmin tek aktörü olarak dizginlenmemiş piyasa tanrısını görmektedir. Biri bu tanrıya tapmakta diğeri ise isyan etmektedir. Ama sistemin gerçek aktörleri olan insanlar, sınıflar ve uluslar her iki kesime göre aslında Olimpos’ta oturan piyasa tanrısının kuklasına indirgenmektedir.

Okumaya devam edin ‘Ekonomik kriz: Kapitalizmin sonu mu? Liberalizmin zaferi mi?’

19
Tem
09

Emperyalizm desteğinde Şeriatçı-Kürtçü-liberal ittifak

Atatürk’ün ölümünden hemen sonra Türkiye’de başlayan karşı devrim hareketinin bugün temsilciliğini üstlenmiş olan AKP iktidarı, 70 yıllık birikimlerinin meyvesini toplama safhasından yeme safhasına doğru geçmiş durumda. Bu 70 yıllık siyaset hayatında pek çok kişiler, kurumlar, partiler ve politikalar son derece önemli değişimler geçirdi.

Kürt-İslam Faşizminin Türkiye’de en güçlü dönemlerini yaşadığı şu günlerde, ülkemizde ciddi bir kutuplaşma da başlamış durumda. Aslında uzun süredir var olan bu kutuplaşma son günlerde iyice belirgin bir hal aldı.

Bu kutuplaşmanın bir ayağını bugün Şeriatçı-Kürtçü-liberal cephe oluştururken; bir ayağını da Atatürkçü cephe oluşturmaktadır.

Batı emperyalizminin de yönlendirmesi ile birlikte bu şeriatçı-Kürtçü-liberal cephe ya da çete, ciddi bir örgütlülük ve işbirliği içerisinde Cumhuriyet rejimine saldırmakta ve Atatürk’le hesaplaşmaktadır.

Bu hesaplaşmayı kimi zaman silahla, kimi zaman gösterilerle, kimi zaman TV programları ve sinemalarla yapmaktadır.

Bu saldırılar iki biçimde ilerlemektedir. Birinci saldırı şekli açıktan yapılan saldırılardır. Bu saldırıları düzenleyenleri ve amaçlarını herkes bilir. Saldırılarını ve saldırganlarını gizleme gereğini duymazlar. Bu saldırılar genelde Kürtçü ve Şeriatçı koldan ilerlemektedir.

İkinci saldırı ise, ki bu aslında en tehlikeli olanı ve birinci saldırıya zemin hazırlayan ve onu meşrulaştıran bölümdür, gizli yapılan psikolojik saldırılardır. Bu saldırı direk olarak milli değerleri hedef alır. Çarpıtma, küçültme, alay etme ve yanlış yönlendirme gibi nedenlerle yapılır. Bu sayede milli direnç kırılmaya çalışılmaktadır. Bu saldırılar genellikle liberal ve Şeriatçı çevrelerden gelmektedir.

Bu hareketlerin en büyük amacı da halkın örgütlenmesini ve harekete geçmesini önlemektir. Yani herhangi bir toplumsal sorun karşısında doğacak sorunları pasifize eder.

Okumaya devam edin ‘Emperyalizm desteğinde Şeriatçı-Kürtçü-liberal ittifak’

19
Tem
09

Yalnız adam değil tek adam!

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk, bizim ulusal değerimizdir. Adı üstünde, Türk’ün Ata’sıdır. Bizim namusumuzdur O. Fikir özgürlüğü diye Türk bayrağının yakılmasına göz yumulabilir mi? Atatürk’e yapılan hakaret, Türk Milletine yapılmıştır. Ölümünden 70 yıl sonra O’nu bir kez daha öldürmeye çalışıyor alçaklar. Ama başaramayacaklar. Atatürk’ümüze sahip çıkmak, Türklüğümüze ve Cumhuriyetimize sahip çıkmaktır. Ve kendisine Türk’üm diyen herkesin namus borcudur.

Atatürk  düşmanlığının  geçmişi

Atatürk düşmanlığı, Milli Mücadele döneminde başlamıştır. Hilafetçiler, saltanatçılar, İttihatçılar ve Kürtler her fırsatta bu düşmanlıklarını göstermişlerdir. Şeriatçı ve Kürtçü ayaklanmalar, Atatürk’e suikast girişimleri ve en yakınındakilerin ihanetleri…

Cumhuriyet’in ilanı bile Atatürk düşmanlarını durdurmamıştır. Atatürk, 1927 yılında düşmanlarını önemli ölçüde etkisiz hale getirdikten sonra okuduğu Büyük Söylev’inde Türk Milletine ve kendisine yapılan ihanetleri açıkça anlatır. Tarihe hesap verirken, düşmanlarından hesap sorar.

O tarihten sonra Atatürk düşmanlarını önemli bir kısmı O’nun gücü karşısında geri çekilirler. Türk Milleti büyük kurtarıcısına sahip çıkmıştır. Atatürk milletiyle özdeşleşmiştir. Büyük devrimci, devrimleri hayata geçirirken Türk Milleti O’nun yanındadır hep. Atatürk düşmanlarının saldıracak cesaretleri yoktur.

Bundan tam 70 yıl önce O’nun aramızdan ayrılmasıyla, Atatürk düşmanları yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Çünkü O’ndan sonra gelenler, O’nun gibi devrimci değildiler. Demokrasi adına Atatürk’e karşı olanların önü açıldı. “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” diyen başbakan Atatürk’ün ölümünden yalnızca 12 yıl sonra iktidar oldu.

Okumaya devam edin ‘Yalnız adam değil tek adam!’

18
Tem
09

Kölecilik ABD’nin genlerinde var

Kölecilik ABD’nin genlerinde var

Kölecilik ABD’nin genlerinde var

Adına Batı denilen uygarlığın (!) dünya tarihine bıraktığı en büyük miraslardan biri köleliktir. Bugün birçok insan köleliğin kökenini ta Antik Çağ Yunan uygarlığına kadar dayandırır. Aristoteles gibi Yunan filozoflarının bazı insanların doğuştan köle olduğunu söylemek gibi parlak felsefi buluşları, kölelik kavramının, etimolojik olarak Yunanca “sklabos” sözcüğünden gelmesi bu tezi doğrulasa bile, çok az insan köleliğin resmi olarak ABD’de başladığını bilir.

Gerçekten de kölelik dünya tarihinde resmi olarak ilk kez 1654 yılında ABD’nin Virginia eyaletinde başlamıştır. Yani ABD, köleliği resmi bir devlet politikası olarak benimseyen ilk devlettir. John Casor adındaki ABD’liye borcunu ödeyemeyen Anthony Johnson ABD yargısının kararıyla köle ilan edilir. Yalnızca yaşamını sürdürmeye yetecek kadar bir yiyecek karşılığında Casor’ın yanında tarihin ilk resmi kölesi olarak çalışmaya başlayan Johnson ancak yıllar sonra eşinin tüm mal varlığını satması sonunda özgürlüğüne kavuşabilir. İşin daha ilginç tarafı ise özgür kaldıktan sonra zengin olan Johnson’ın da kendisine birçok köle satın almasıdır. Yani ABD’nin kurulu emperyalist düzeni köleciliğe en fazla karşı çıkması gereken Johnson’ı da devşirmiş ve kendi ideolojisine uygun bir insana dönüştürmüştür.

Okumaya devam edin ‘Kölecilik ABD’nin genlerinde var’

18
Tem
09

Emperyalizm ve Avrasyacılık

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Sistem dışı muhalefet tezi olarak Avrasyacılık ve Galiyevcilik

Günümüzde, son on yoldan bu yana geliştirilen bir tez var. Emperyalizme karşı sistem dışı bir Avrasyacı muhalefet tezi. Bu tezi, romantik duygularıyla Attila İlhan geliştirmişti ve Attila İlhan’ın tezinde esas alınan nokta Rusya, Çin ve Hindistan’ın oluşturduğu Avrasya birliğine Türkiye ve İran’ın da katılmasıyla sisteme karşı güçlü bir muhalefetin oluşturulmasıdır.

Burada yapılan değerlendirme ne emperyalizmin analizine ne dünya sisteminin stratejik gelişimine ne de siyasete dayanan bir değerlendirmedir. 2005’ten bu yana bu tezlerin eleştirisini yapageldik. Günümüzde bu konuya tekrar dönmemizin nedeni hem emperyalizm analizinin son dünya krizi nedeniyle ortaya çıkan durumunu saptama açısından önemi hem de günümüzde Avrasyacılık tezinin Amerikancılar ve Rusçular tarafından Türkiye’deki ulusalcılara karşı saldırı için kullanılan bir tez haline gelmiş olmasıdır.

Okumaya devam edin ‘Emperyalizm ve Avrasyacılık’

18
Tem
09

Beyaz adama boyun eğmeyen Türk”ün öyküsü

Ve Evladı Fatihan: Havan Hasan”ve evlad-ı fatihan Havan Hasan

Tarihleri olmayan toplumların öyküleri olmaz. Romanları, efsaneleri ve şiirleri de… Türk’ünse tarihi bu nedenle sadece tarih kitaplarında değil, efsanelerinde, şiirlerinde öykülerinde gizlidir.

“Merhaba sağdıç, nasılsın? Kişinin geçmişi bırakmıyor geleceğini. Benim için geçmiş ve gelecek var yalnızca. Bugün yok. Bugün yalnızca umarsızlar için vardır zaten. En önemlisi geçmiş ve gelecek.”

Böyle başlıyor Umut Yalım’ın “Ve Evladı Fatihan: Havan Hasan” adlı kitabı. TÜRKSOLU gazetesinde 20 hafta boyunca yayınlanan bölümler uzunca bir öyküye dönüştü ve İleri Yayınları tarafından kitaplaştırıldı. Bu kitap, tarih yazmış bir milletin çocuklarının, o tarihin yazılışından neredeyse bir asır da geçmiş olsa, o tarihin yeniden öyküleştirerek geleceğe yön verebileceğinin göstergesi.

“Havan Hasan”, internet çağının öyküsü. Olayları anlatanla, çok yakını “Sağdıç”ının internet üzerinden yaptıkları yazışmaların sonunda oluşan bir öykü. Bu yüzden hem gelecek kokuyor hem de geçmiş. Ama daha fazla geçmiş.

Okumaya devam edin ‘Beyaz adama boyun eğmeyen Türk”ün öyküsü’

18
Tem
09

Komprador sistem

Komprador sistem nasıl işler?

ABD AB TÜSİAD KOMPRADOR SOL
KÜRESELLEŞME Çağımızın gerçeği Yakalamalıyız Olgudur
desteklemeliyiz
SERMAYE Özgürleştirir Demokratikleştirir İlericidir
PİYASA Demokrasinin temelidir Önündeki engeller kaldırılmalıdır Bürokrasiye karşı desteklenmelidir
DEVRİM Geçti o günler Hoş hayallerdi gerçeği bakalım Olacağı yok bari hayatımızı yaşayalım
ATATÜRK Modası geçti Altı ok gericidir Baskıcı yapının kaynağı
AB Uygarlık projesi Ne pahasına olursa olsun girmeliyiz Girelim ki demokrasi gelsin
TÜRK ULUSU Pis Türk Üçkağıtçı Türk Bu halktan
adam çıkmaz
BATI Uygarlık Zenginlik Demokrasi
KÜRT SORUNU Azınlıklara hakları verilmeli Güneydoğu yük oluyor Kürtlere özgürlük
BARIŞ ABD sağlar ABD’nin yanında olmalıyız ABD barışı getirmeli
GERİCİLİK Bize zarar vermedikçe destekleriz Piyasamız için destekleriz ABD’ye zarar vermedikçe destekleriz
18
Tem
09

Irkçılık ve mülkçülük

İnsanlık tarihinde taşlara kazınan güneş tanrı inancı ve insanlar

Güneş tanrının resmedilişi

İnsanlık tarihinde taşlara kazınan güneş tanrı inancı ve insanlar. (Üstte)
Daha sonra güneş tanrının resmedilişi. (Altta)

Türklerin tarihsel yapısı

“Türkler ırkçı olamaz” önermesi kimilerine daha baştan ırkçı bir önerme gibi gelebilir. Çünkü ırkçılığın tüm insanlara, tüm halklara ve tüm toplumlara ait bir hastalık olduğu gibi bir anlayış mevcuttur. Oysa ki ırkçılık ancak belli bazı toplumlarda, belli bir üretim ilişkileri içinde ortaya çıkabilen bir hastalıktır.

Dolayısıyla “Biz Batılı olamayız” ya da tersinden “Siz Batılı olamazsınız” önermesi nasıl ki bir tarihsel farklılığa işaret ediyorsa Türklerin ırkçı olamamalarının da tarihsel altyapısı vardır.

Türklerin tarihsel yaşantısında etkili olan iki koşul nedeniyle bu böyledir: Birincisi, göçebe toplum geleneğinin yarattığı toplumsal yaşam, ikincisi ise bu toplumsal yaşantıya uygun gök tanrı anlayışı.

Göçebe toplum çok geniş topraklara yayılan ve genelde toprağa bağlanmayan bir insan tipi yaratır. “İnsanın karnının doğduğu yer vatanıdır” sözü bir anlamda bunu yansıtabilir.

Ama göçebe toplumda asıl gelişmeyen şey, modern anlamdaki devlet yapısıdır. Göçebe toplumların eşitlikçi ve kolektif yönetimci anlayışında mülk sahibi bir devlet anlayışı ve bu devletin hükümdarı anlayışı gelişmez. Devletin başı başbuğdur, liderdir ama mülkün sahibi değildir. Zaten toprak da mülk değildir tüm halkındır.

Gök tanrıya inanılır ve ona tapılır. Gök, yani güneş yeryüzündeki hayatın kaynağıdır. Güneş gökten gelir, yağmur gökten gelir. Su ve ateş, yeryüzünde toprakla buluşur ve hayatı yaratır. O nedenle su, ateş ve toprak kutsaldır.

Toprakla kurulan bu kutsal ilişki insanların toprağı kendi mülkiyetine alması gibi bir anlayışı engeller. Toprak yaşamı vareder ve yaşayan herkesin ortak kullanımındadır. Gökteki tanrının yeryüzündeki sureti olan toprak tanrı kutsallığındadır ve ona sahip olmak demek tanrının ırzına geçmek demektir.

Okumaya devam edin ‘Irkçılık ve mülkçülük’




İstatistikler

  • 2.276.880 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Temmuz 2009
P S Ç P C C P
« Haz   Ağu »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

En fazla oylananlar