25
Ağu
09

Ön – Türk uygarlığının öncü düşünürü Halûk Tarcan

Halûk Tarcan“Batılı Türkologlar ve Arkeologlar, onların sistemiyle yetişmiş olan Türk araştırmacılar Türk tarihini Hunlarla -220’de başlatırlar, Türk tarihinin kökü yok olmuştur. (…) Yapılan araştırmalarda, bulunan, saptanan yapıtlar, bu kültür ve tarihin sahibi için: ‘Bilinmeyen bir ırk, bilinmeyen bir dil ya da, kaybolmuş ölü bir ırk ve bu tür bir saptırma ile ölü bir dil’ kavramına bilerek, bilmeyerek erişirler.” sf. 22

“Türkler, daima göçebe diye tanıtılır. Gerçekte Asya’daki ilk kentleri kuranlar, ilk coğrafi adları verenler Ön-Türklerdir. İklim şartları nedeniyle göç eden Türkler için de ‘göçebe’ denir. Türkler ‘göçebe değil göçmendirler’ ve başta yazı olmak üzere uygarlıklarını gittikleri yerlere götürmüş ve genelde ‘dip’ kültürü oluşturmuşlardır.” sf. 23

“Türkistan (Orta Asya) çocuğu olan Mirşan, tümü yazılı belgelere dayanarak, Türklerin Orta Asya’da, binlerce yıl öncesinden yola çıkan bir büyük uygarlığa sahip olduğunu ortaya koymuştu. Bu uygarlık yazıyı icad etmkişti, evrensel uygarlıkların kökeninde bulunuyordu, tarih onunla başlıyordu.”

“(Mirşan’ın, M.İ.) Batı kaynaklarındaki, açıklanamadığı için evrensel uygarlıklarda büyük boşluklar oluşturan ‘bilinmeyenlere çözüm’ getirmiş olduğunu gördüm. Bu bilinmeyenlerin en başında gelen, ölü bir ırk ve bu ırkın bilinmeyen, okunamayan yazısının Ön-Türklere, ön-atalarımıza ait olduklarını öğrendim. (…)” sf. 41

“Irkçılık peşinde koşmadığımız için, üç kitap halinde düşündüğüm yayınımın KAN ve IRK’la hiçbir ilgisi yoktur. Antropoloji’yi yani kafatasçılığı, bu bilinmeyen ya da bilinmek istenmeyen büyük Ön-Türk uygarlığını incelemekte, asla ölçü olarak alınmamıştır, alınamaz.” sf. 44

“Bu nedenle ben; kafanın içini ve onun onun zaman ve mekândaki ürünlerini görsel hâle getiren, günümüze kadar yaşatan, YAZIYI esas aldım, çalışmalara onunla başladım, araştırdım, inceledim, incelemeye devam ediyorum.” sf. 45

Halûk Tarcan

Halûk Tarcan

Halûk Tarcan

Tarcan, bütün “Türk karşıtlarına” meydan okudu taylanca (Ar. kibar), onlara ‘bir masanın çevresinde oturalım, gereçlerimizi ortaya dökelim’ diyordu! Onların yüzyıllar süren Türkleri, Türkçeyi parçalama,
yok sayma, bilinmeyenleştirme
eylemlerini çürüttü.. Türklere “göçebe” damgası vurmalarını
yargıya vurdu…

“Türk tarihi doğduğu yer ve göç edilen ülkede ve doğduğu dilde araştırılır. Araştırmacılarımızın 39 Türk lehçesinden birkaçını bile, gereği kadar bilmedikleri bir gerçektir. Üzerinde çalıştıkları metinler, genelde Batılılar tarafından tespit edilmiş olan metinler, Batılılar tarafından yorumlanmış olan Batı kaynaklarıdır.”

“Türk dememek için Batı ‘Türkik’ der. Bu adlandırmayı ‘Türkümsü’ anlamına getirme dolayısıyla, ‘Anadolu ve Asya Türklerini parçalama gayesi güder’ … Sinsi ve kurnazdır.

Tarihin başlangıcından beri ‘topraklarından kımıldamamış’, Türk dil ve geleneklerini çok iyi korumuş olan Asya Türklerini ‘Türkümsü’ yapar da, biz Anadolu’da, kültürünü, dilini, geleneklerini şaşırmış, dilini, hele Hilâfetten sonra, Osmanlıcada ve Osmanlı kültüründe kaybetme tehlikesini en son noktasına kadar yaşamış, kaynaklardan uzaklaşmış, yozlaşmaya yüz tutmuşlara ‘Türk’ der… Bu maksatlı yapay sınıflandırma kitaplara geçer.” sf. 70

“Türk kitlesini parçalayan bir öteki ad ise ‘Türki’ sözcüğüdür. Günümüzde Anadolulu için ‘Türk’, Asyalı için ‘Türki’ kullanılmaktadır.

Başka bir ad Azyanik (Asianic)’tir… Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bu ad, nerede, ne zaman, ne olduğu ‘bilinmeyen Asyalı’ anlamını verir. (…)” sf. 71

“Batının çıkmazının, Türk diline asla başvurmamak olduğunu gördük. Çünkü Batı, Türk dili dememek için ‘Orta Asya’da Taş döneminde konuşulan dil’ demiştir… Daha yakın zamana gelince onun için de ‘Ural-Altay’ dil grubu kavramını kullanır, dili bir türlü ‘Türk dili’ demeye varmaz…” sf. 86

“Batının Orta Asya’da (Türkistan’da) iddia ettiği, taş döneminden beri konuşulan bir dilin Orta Asya’dan ‘tarihin karanlıklarından beri buradan ayrılmamış kişilerin, Türklerin dili olduğuna göre bu dil; (…) İLK dil olduğu da, bu münasebetle ikinci kere ışığa kavuşmuştur.’ Tarihin derinliklerinden haber veren bu emsalsiz bilgi ve kültür hazinesinin horlanması ve yok sayılmasıyla ona hiçbir araştırmada başvurulmamıştır… ‘Başvurulmamış ama evrensel uygarlıklar taruhu de çıkmazlar içinde bocalamıştır.’” sf. 87

“‘Yazıyı bulmuş ve öğretmiş’ olan Türk kitlesinin, zaman ve mekânda kendi ‘tarih, dil ve kültüründen’ vazgeçmesi, uygarlığını reddeder hale düşmesi, düşürülmesi; inanılmayacak bir mutsuzluk, ifade için kelime bulunamayan bir durumdur.”

“Yeryüzünde mozayik teorilerinin, etniler politikalarının uygulanamayacağı ülkeler Türk ülkeleridir. Ön-Türk kültürü, bulundukları topraklarda, dip kültür halinde, temelde, esasta bulunmaktadır.” sf. 157

“Ön fikirlerden yola çıkan, politik amaçları ön plana alan, Türk adına tahammül edemeyen, amacı Türkleri tarih ve insanlık dışına iten, eksik ve yanlış bilgilere dayanan basma kalıp bilgilerle kaleme alınmış olan tercüme tarihimizin şuuruna (bilinç, M.İ.) varalım(…)” sf. 270

“Tarihi ve bilimsel gerçeklere bakarsak Batı, tarihte çok geç kalmıştır. (…) Atilla, İtalya yarımadasında (+452)’de öldüğünde henüz ne Fransa ne de İngiltere vardır, her ikisinin de tarihleri yaklaşık (+500)’lerde başlamıştır, hemen Yunan ve Roma’nın varlığı ile itiraz edilecektir; tarihe bir göz atarsak, Yunan’ın kökeninde ‘Pelasg’lar, Roma’nın kökeninde ‘Etrüsk’ler bulunur. Şu demek istiyoruz ki, ‘bu iki uygarlık, Ön-Türk kültürünü’ Avrupa’ya ‘taşıyan iki köprü halindedirler’, dip kültürü, köken kültürü oluştururlar”. sf.282

“(…) İlk tamganın (Yazı imi, M.İ.)

-14.000 tarihi başlangıç alırsak; (Çarlık Rusyası’nın egemenlik kurması, M.İ.) 14.000+1556= 15.556 yıldır bu topraklarda kesiksiz oturmaktadırlar.

Bu egemenlik herşeyden önce, ‘Türk dil ve kültürü’nün 15.556 yıl süren egemenliği demektir ki, bu da ‘Avrasya dip kültürünün-tartışmasız-Ön-Türk kültürüne ait olduğunu ortaya koyar.’” sf.309

“Göçlerle gittiğimiz yazı ve yazı sayesinde bir uygarlık olarak yerleştiğimiz toprakların sonraki sahipleri, Moğollar ve Çinliler sayesinde adam olduğumuz iddiaları büyük bir yanılgıdır. Türkleri uygarlıklar dışında görenlerin, görmek isteyenlerin sabit fikirleridir.” sf.326

(Halûk Tarcan, Evrensel Uygarlıkların Köken Kültürü Ön-Türk Uygarlığı 1A, 2008, İstanbul)

“Bu yazıt (Başet yazıtı, M.İ.), Doğu Anadolu’ya Türkmenistan’dan (Orta Asya’dan) göç eden Ön-Türklerden kendilerini ‘OQ’ diye adlandıran bir bölüm halka ait bildiğimiz-şimdilik-en eski belgedir.

OQ Ön-Türkleri, biz Anadolu Türklerinin atasıdırlar. Bu yazıt, Anadolu’nun ilk sahipleri olduğumuzu gösteren, kayaya işlemiş tapumuzdur.” sf.368

“Amaç, Doğu Roma İmparatorluğu tarihini, Bizans ‘yakıştırma’ adıyla Antik Grek Tarihine bağlamaktır. Yalnız, bu iddia ancak masal seviyesinde kalan boş bir iddiadır. Bu amaçla yazılmış olan bazı yapıtlarda, Doğu Roma İmparatorluğu yerine Doğu Roma GREK İmparatorluğu(!) adına sık sık rastlanmaktadır.” sf. 390

“Anadolu, doğuda Hititler, batıda Antik Grek esas alınarak, Hint-Avrupa adı verilen ‘kuramsal’ dil ve kültüre yakıştırılmıştır. (Hint-Avrupa teorisinin reddedildiğini anımsayalım). Nitekim, Anadolu tarihi, Hititlerle başlatılır, Hitit öncesine inilmez (…). Hattâ, Anadolu’da, Ord. Prof. E. Akurgal, Hitit öncesi Ön-Türklerin aranmasına karşı çıkar, ‘Yunanlı dostlarımızı gücendirmenin gereği yok!’ der.” (Cumhuriyet) sf. 460

“Karşımızdaki, bizi İslâmiyet korkusuyla iten Batı, aslında ülkemizde kökten dinciliği kışkırtan ve laikliği yıkmaya, öz kültürümüzü Batı toprağı ile örtmeye çalışan, bizi Anadolu’dan sürmek isteyen Batının ta kendisidir.

‘Bunu unutmayalım ve bu ikiyüzlülüğünü suratına haykırmaktan çekinmeyelim!… KİŞİLİĞİMİZİ ORTAYA KOYARAK.’” sf. 520

(Halûk Tarcan, Evrensel Uygarlıkların Köken Kültürü Ön-Türk Uygarlığı 1B, Editions Caft y., 2006, Paris)

“Mağara döneminden beri var olan Avrupa, bir türlü ilkellikten kendini kurtaramamış, tarihe ilk adımını atmak için çok geç kalmıştır. (…) Evet, nihayet tarihe ayak basmışlardır ama, ‘Yazı’ ları, ‘Dil’leri, ‘Din’leri dışarıdan gelmiştir. Avrupa icadı değildir.” sf. 3

“Bizim ön-Atalarımız, mağara döneminde Avrupa vatandaşı olmuşlar, yaklaşık on binlerde… (…) AB’lilerin 2700 yıllık atalarına yazmayı, okumayı ve dini öğretmişler… İşte bu, AB’li kişiler Türkleri, Avrupa dışı, Anadolu dışı, insanlık dışı görüyorlar…” sf. 8

“Yalnız başına bu fiil (imek, olmak, ËSİ-EM, ËSİ-EN… M.İ.) 1783 yılında Latin dillerinin, hattâ bütün Batı dillerinin kökenini Sanskritçeye bağlayan Hindistan valisinin; ‘Hint-Avrupa uygarlıkları’ teorisini kökünden yok etmek için yeterlidir; sayın vali, ‘asmi, asti, asi’nin köklerinin Orta Asya’da (Türkistan’da) olduğunu bilmemektedir. (…)

Batı, Türkçeyi yok saydığından, semitik diller (Arap, İsrail, M.İ.) dışında kalan ‘her yere Hint-Avrupa dil ve kültürünü yapıştırmıştır’. Ön-Türkçe bu fiil, bizim Türkçemizde ETTİM… ETTİN… ETTİ şekline girmiştir.” sf. 19

“Yazıyı Fenikelilerin bulduğuna inanılmıştır. Yanıtlarımız: Yazının oluşması için akademik zaman, 4-5 bin yıldır. Fenikelilerin böyle derinlere inen bir tarihi yoktur. Bu kadar bir zaman birikimine sahip değildir. Onlar için yazı icad edecek bir kültür birikiminden söz edilemez.” sf. 41

“(…) toplanırlar FORUM yapılır, SEÇİMLE, halkı yönetmek üzere HAN seçilir. (…) Halkı yönetecek kişinin seçimle işbaşına gelişi Ön-Atalarımızın geleneğidir ki, bu, tarihte DEMOKRASİ’ye atılan ilk adımdır. Bunu, DEMOKRASİ’yi Etrüskler, Batı’ya Qutyak’a (Avrupa, M.İ.) taşımışlardır(…)” sf. 115

“EGEMENLİK ULUSUNDUR kavramını ifade eder, ROMA HUKUKUNUN temelidir.” sf. 115

“Etrüsk hukuku, sonradan ROMA HUKUKU olmuştur.” sf. 122

“Qurgan halkı, (…) Ön-Türk kültürleriyle evrensel uygarlıkların kökeninde yer alan kişilerdir. Avrupa’ya IŞIĞI DOĞUDAN GETİRENLER bu kişilerdir.” sf. 201

“Batıya Ön-Türk kültürü 6 kez gitmiştir.” sf.203

(Hâluk Tarcan, Kökenindeki Ön-Türk Kültürünü Bilmeyen Avrupa Birliği 2, Editions Caft y., 2006, Paris)

….

“Aksak tartıların (öz müziğimizdeki, M.İ.) ‘dil ve adımlara’ dayanan yapısı, ‘Orta Asya’da Büyük bir Türk Uygarlığı’nın olacağı’ şüphesinin doğmasına neden olmuştu.”

“Birgün postacı bana bir paket dolusu kitap getirdi ve o kitaplarla önümde yeni ufuklar doğdu…

Yazarın imzası: ‘kişioğlu yazmışı Kâzım Mirşan’… İşte, bu, değeri dünyaca sonradan çok iyi anlaşılacak Orta Asya çocuğu Kâzım Mirşan sayesinde Ön Türkleri tanıdım… Yıllardır çıkmazlarda aradığım ‘Büyük Türk Uygarlığı karşımda Ön-Türk yazısıyla ispat edilmiş’ bulunmaktaydı. Artık bambaşka bir dünyaya aittim.”

“1962’de başladığım ve üstad saydığım Kâzım Mirşan’ın bulduğu Ön-Türkler üzerine yaptığım çalışmaları genişlettim. ‘Batı kaynaklarındaki karşılıklarını aradım, araştırdım, 850 binlerden başlayıp 12 binlerde yoğunlaşan, 6. yüzyıla kadar gelen dönemleri’ ortaya çıkarmaya çalıştım.” (Tarcan, 2008)

Hâluk Tarcan’ın kişiliğini tanıtmak benim için gücün gücü bir nen. Çünkü yaptığı iş son aşamada, elindeki karmaşık bir bilimin (17.000 yıllık bir sürecin bulguları), karmaşık anlatımları (Mirşan’ın da Tarcan’ın da yapıtları, gene de bu dev olgunun olabildiğince dizgeleştirilmesinin, yalınlaştırılarak ele alınmasının birer göstergesidir). Başka türlü de olamazdı (Bu alanda Türkiye’de “ilk” kez kalem yürüten kişiler). Olayı kısaca verebilmek için basılı ilk kitabının (Tarcan, 1988) ‘Giriş’ bölümünün 16. sayfasına başvuruyorum:

“Bu kitabı kaleme almamdaki gayelerimden biri; genç araştırmacılara, bir Ön-Türk kültür ve uygarlığının var olduğu ‘haberini’ vermek, onlara üzerinde çalışılabilecek bilimsel malzemeyi ‘ilk seviyede’ sunmaktır. Kısacası ben, herşeyden önce Kâzım Mirşan’ın bulgularını bir etnolog formasyonuyla (budunbilimci yetişimi, M.İ.) incelemiş olan bir ‘haberciyim.’”

Evet, O, büyük bir alçakgönüllülükle ‘haberciyim’ diyor. Ne ki, ‘araştırmacı’, ‘bilimci’, bir haberci… Tarcan, Türk acununun kutu (Fr, şans) bilgin Mirşan “Ata”nın yaklaşık yarım yüzyıl süren-yeryüzünde ilk kez-Ön-Türk yazıtlarını sökme/okuma serüveninin hem içeleştiricisi (Mirşan yapıtlarını savunmadan önce 4 yıl incelemiş), hem tutkulusu (‘önümde yeni ufuklar doğdu’ diyor), hem duyurucusu (bugüne değin yazdığı 7 yapıtı saltık Mirşan okumaları üzerine kurmuş) olmuştu…

O’nun da onyıllarca çalıştığı, topluma duyurmaya emek verdiği gerçeklik neydi? Adını kendisinin koyduğu “Ön-Türk” uygarlığıydı. Sayıları çok kısıtlı (bir de namuslu) birkaç yabancı bilim kişisinin dışında, Yeryuvarı’nda kimsenin işitli1 (Ar. haberli) olmadığı, ülkemizde ise ‘kutsuz’ ilgililerin, yetkililerin Prof.ların geri çevirdiği, yadsıdığı-utanmadan-alaya yeltendikleri onbinlerce yıllık yer tarihinin “ilk, en uzun yaşamış, öbür ekinlere çekirdek olmuş” Türk varlık gereçleri (Ar. malzeme), bunlardan çıkan benzersiz sonuçlardı…

Soracaksınız.. bu işin benimle ilintisi? İnanmayacaksınız: Geçmiş yıllardaydı, evimizin önüne yerleşen yeni gökdelenin bordum katında kitapçı+bir dolu ıvır kıvır satan bir yer vardı. Kitaplara bakmak için kimi süre göz atardım içeriye… “Bir gün bir kitap gördüm yaşamım değişti!..” Bu yapıt az önce sözünü ettiğim, Tarcan’ın yapıtıydı. O güne değin ‘İstanbul’ üzerine, ‘düşünçizilerim’ (Fr. karikatür) üzerine, ‘mimarlığım’ üzerine yapmakta olduğum kitap çalışmalarımı durdurdum… 11 yıl olmuş… Günümüzde yok edilme yolundaki “Türkçe” için, aşağılanmaya çabalanan “Türklük” için her neni yapardım… daha da yapıyorum…

Bu nasıl bir tutkudur ki, kamusallığın (Os. cumhuriyet) iki Kabataş Liselisini kıskıvrak kavramış? (Kendisi benden epey yıl önce orada okumuş bir ağabeyim, okuldaşız) Yapıtlarında sık sık tarih hocamız ‘Kürt Aziz’den (A. Taner) söz eder. Delikanlılık çağımda, ilk kez O’ndan “şu tarihte şu oldu” ezberciliğinin dışında ‘usçu, yalın gerçeklik’ öğrendiğimiz tek hocaydı, ikimizin de etkilenmemesi olanaksız.

Tarcan, hocamıza ilenir2 (Ar. sadık) kaldı. “Türk” sözcüğüne onur veren bir tarihi, bulup çıkarmada Mirşan’ın yanında durdu. Her ikisi de ilerlemiş yaşlarına karşın bu “görev”i eksiksiz sürdürmekteler. Ne mutlu onlara…

Bildiğiniz gibi tanıtmaları, ele aldığım kişiliğin yalnızca eylemleri, yapıp etmeleri, düşünceleri (…) ile gerçekleştiriyorum. Nedir ki, ‘K. Mirşan’ yazısında olduğu gibi burada da, kısa yaşam öyküsünü aktarmak gücündeyim (Far. zorunda) birkaç satır da olsa…

1925’te ordu hekimi olan babasının görevli olduğu Urfa’da doğdu. Eğitimi: İstanbul Konservatuarı ‘Piyano’ Bölümü.. Edebiyat Fakültesi ‘Sanat Tarihi’ Bölümü, Paris, Etno-Müzikoloji eğitimi, 1962, ‘Centre National de la Recherce Scientifique’ (Bilimsel Araştırma Ulusal Özeği)nde (Ar. merkez) Türklerin öz müziğinin, oyunlarının ‘aksak tartılarına’ ilişkin çözümlemeler (3 yıl), İstanbul’a dönüş, bize özgü güçlükleri yenme çabaları, yine Paris’e gidiş.. Üniversiteler üstü bir kuruluş olan aynı bilim kurumuna girme yarışmasında 2 diplomat “sürenin bölünmezliği” kuramı ile 59 kişi içinden seçilmesi (4 yıl), piyano konserleri, konferanslar.. 1988’den sonra Mirşan için tanıtım çabaları, Ön-Türk uygarlığı kitapları.. 2006 Yurda dönüş…

Tarcan, bütün “Türk karşıtlarına” meydan okudu taylanca (Ar. kibar), onlara ‘bir masanın çevresinde oturalım, gereçlerimizi ortaya dökelim’ diyordu! Onların yüzyıllar süren Türkleri, Türkçeyi parçalama, yok sayma, bilinmeyenleştirme eylemlerini çürüttü.. Türklere “göçebe” damgası vurmalarını yargıya vurdu…

Yeryüzündeki Türk devletlerinin mozayiksizliğini, etnisizliğini.. doğduğu anda Avrupa ekininin öğretmeni olduğumuzu.. onbinlerce yıl Afro-Avrasya’nın dip ekinindeki varlığımızı.. Anadolu’nun ilk iyelerinin3 (Ar. sahip) Ön-Türkler, daha sonra da Türkler olduğunu.. demokrasinin bir Türk buluşu olduğunu ortaya koydu.

Bizleri Anadolu’dan sürmek, “Sevr”i hortlatmak isteyenlere hak ettikleri yanıtları verdi. (…) (…) (…)

Yaşadığımız şu günlerin ülke gündemlerine, kaygılarına, değerlerine(!) ne denli tes işler değil mi?!. Yönetime ters, devlete ters, akademicilere ters… “Bu bize ters”!!!

Dipnotlar:

1. Haberli: işitli, Y. H. Hacib, Kutadgu Bilig’den yararlandım.

2. Sadık: ilenir, A. Caferoğlu, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü’nden yararlandım.

3. Sahip: iye, B. Atalay, Ekler ve Kökler’den.

Mustafa İzberk


2 Responses to “Ön – Türk uygarlığının öncü düşünürü Halûk Tarcan”


  1. 1 canavar caver
    Şubat 13, 2010, 10:50 pm

    sağolun

  2. 2 ertuğrul kul
    Mart 15, 2017, 9:17 pm

    AVRUPA ÜLKELERİNİN BİR KISMI TÜRKLERE TRAK DER TRAKYA YANİ TÜRK DİYARI ANLAMINDADIR. ANADOLU KELİMESİ BİR BÖLGEYİ DEGİL AYNI ZAMANDA TÜRK VARLIGINI TEMSİL ETMEKTEDİR. EGE KELİMESİ TÜRKMENİSTAN KIRGIZİSTAN ÖZBEKİSTTAN UYGUR TÜRKLERİNDE ABİ AGA ANLAMINA GELMEKTEDİİR.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s


İstatistikler

  • 2,227,451 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

Ağustos 2009
P S Ç P C C P
« Tem   Eyl »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

En fazla oylananlar


%d blogcu bunu beğendi: