05 Eki 2009 için arşiv

05
Eki
09

Aç..! Aç..! Aç..!

Geçenlerde çok enteresan bir rüya gördüm. “Hayırdır inşallah!” dedim kendi kendime.

Rüyamdaki olaylar, mütevazi bir köyün sinema salonunda geçiyor. Sinema salonunun sahnesinde, şimdiki Mezdeke Dans Grubu’na benzeyen, yüzleri peçe ile kapalı 3 dansöz. Kıvırıp kıvırıp göbek atıyor.

Dansözlerin isimlerinin sadece baş harfleri aklımda kalıyor: ATaBe. Saz heyetini o bildiğimiz melon şapkası tipiyle, elinde çubuğu ile Sam Amca yönetiyor. Darbukada Apo isimli biri.. O müthiş ritimleriyle dansözleri oynatıyor.! Darbukanın arkasında ki diğer enstrüman çalanlar, DeTePe Saz Heyeti. Sahne düzenleyicisi ve ışıkçılar, bazı gazete ve TV’lerden tanıdığım köşe yazarları. Seyirciler ise, köyün bıçkın delikanlıları.

Seyirciler büyük bir heyecan içersinde ayağa kalkmış dansözlere tezahürat yapıyorlar: Aç! Aç! Aç!..

Dansözler kıvırıyorlar, kenarından köşesinden azıcık bir yerlerini göstermeye çalışıyorlar ama seyirciler bu kadarıyla yetinmiyorlar: Aç! Aç! Aç!..

(Askerlik ve mahkum yaşantısında “aç aç”ın yeri çok önemlidir. Bunu her erkek yaşamıştır. Ama şimdi günümüzde hâlâ var mıdır bilemem…)

Dansözler bocalıyorlar, yalpalanıyorlar, Sam Amca’larına göz ucuyla işaret gönderiyorlar:“Sam Amca! Lütfen yeter daha açmayalım, rezil olacağız!”

Darbukacı müziğin ritmine kendini kaptırmış, parmaklarıyla sanki darbukayı delecek!

Sam Amca da zevkten dört köşe, gözleri kapalı haykırıyor: “Durmak yok! Açmaya devam!!”

Dansözler korkmaya başlıyor: “Açmazsak bu azmış seyirciler bize güpegündüz tecavüz eder!”

Hem kıvırıyorlar, hem söyleniyorlar.

Seyirci hep bir ağızdan tempo tutturmuş, bağırıyor: Aç! Aç! Aç!..

Köyün güvenlik kuvvetleri salon asayişine bir göz atmak için içeriye giriyor. Dansözler kolluk kuvvetlerini görünce çok seviniyorlar! Rahatlıyorlar.

Ama Sam Amca güvenlik kuvvetleri amirini azarlıyor: “Benim iznim olmadan bu salona nasıl girersiniz.! Burada her şey normal. Derhal dışarı çıkın ve karakolunuza dönün!”

Güvenlik kuvvetleri de dönüp gidince dansözler iyice karamsarlığa düşüyorlar.

Okumaya devam edin ‘Aç..! Aç..! Aç..!’

05
Eki
09

Uğur Mumcu : “Cuntacı, holding soytarısı liberal tosunlar Çetin, Ahmet, Mehmet Altan”

Çetin Altan
Ahmet Altan
Mehmet Altan
Uğur Mumcu; Çetin, Ahmet ve Mehmet Altan için şöyle diyordu: “Cuntacı, holding soytarısı liberal tosunlar” (“Para ve Faiz”, Cumhuriyet, 22 Ekim 1988)

Taraf’tan  mesnetsiz  atışlar

Taraf gazetesinde Gürman Timurhan imzalı bir yazı. Başlık “Bugünün Uğur Mumcu’su kim?” Yazının başlığını görünce ne tür bir zırva ile karşılaşacağımı düşünerek yazıyı okudum. Tam Taraf’a yakışacak düzeyde bir yazı. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor…

Gürman Timurhan kısaca şunları sıralamış. “Türkiye’nin temel sorunu demokrasidir. 12 Eylül’den kalma toplumda bulunması doğal olan etnik/dini/siyasi ve sınıfsal farklılıklar baskı altında tutuluyor. Bugün ulusalcı kesime göre temel paradigma ‘AK parti düşman, bu parti Cumhuriyet değerlerini yok edecek, böyle bir tehdit atmosferinde yapmamız gereken ona karşı olmak ve bunu sürdürmek.’ Dolayısıyla bugün bu hareket yeri geldiğinde sivil anayasaya da, demokratikleşmeye de toplumsal dönüşüme de karşı çıkabiliyor.

Oysa Uğur Mumcu 12 Eylül döneminde askeri anayasaya karşı çıkmış ve sivil anayasayı savunmuştu. Dünün Uğur Mumcu’ları ise AKP’ye karşı olacağım derken AKP’nin Sivil Anayasasına da karşı olarak ‘Ergenekonculuk’ yapıyorlar.”

Ve bugünün Uğur Mumcu’su kim sorusuna şu şekilde cevap veriyor: “Sahne değişti mi yani? Bugün de bu anayasaya karşı çıkanlar, sivil ve çoğulcu bir demokrasiden yana olanlar, askerî vesayet rejimine son vermek isteyenler 27 sene evvel kullanılan kelimelerle aşağılanmakta, binbir hakarete uğramakta. Denebilir ki bugün bu insanlar 12 Eylül’ün Uğur Mumcu’larıdır ve ne yazık dünün Mumcu’ları artık Kenan Paşa’dır.”

Şimdi işe nereden başlasak? Günümüzün Uğur Mumcu’su Ahmet Altan mı? Ya da Zaman gazetesi taifesi mi? Yok olmadı, Tayyip Bey mi?

İşe iki satır sosyoloji dersiyle başlayalım ki kavramları yerlerine oturtabilelim.

Sivil  ne  demek,  sivil  olan  kim..?

Taraf yazarlarının kafaları Batıda işlendiğinden kavramları Batının öğrettiği ve Batılının istediği şekilde ortaya koymaları son derece doğal oluyor. Batı ülkelerinde sivil dediğimiz kesim, ruhban olmayan tüm halk olarak tanımlanırdı. Ordu, askerler de sivillere bağlı olarak kuruldu. Asker-sivil ayrımının bu bağlamda ortaya konulması çok doğal.

Ama Türk toplumuna gelince işler değişiyor. Türk toplumunun gelişiminde sivil dediğimiz halk, emperyalizm ve onun işbirlikçileri dışında olan tüm kesimleri kapsıyor. Yani sivil dediğimiz asker olmayan anlamına gelmiyor. Bu çerçeveden baktığımız zaman emperyalizm destekli AKP’nin, emperyalizmin yarattığı 12 Eylül rejiminin devamı ve tutarlı sonucu olduğunu “halktan yana olmak” ile bir alakası bulunmadığını görmek zor olmuyor. Hatta daha da ileri gidelim Ahmet Altan’lar ve Taraf gazetesi de 12 Eylül’ün tutarlı ve beklenilen sonuçlarıdır. Aslında meseleyi kavramak için Uğur Mumcu’nun yazılarına dönmek gerekiyor.

Taraf yazarının dar zamanına dar zamana gelmiş olacak ki Uğur Mumcu’yu hiç okumamış. Ya da haksızlık etmeyelim aktardığı 4 satır kadarıyla okumuş, onları da zaten anlamamış. Uğur Mumcu 12 Eylül rejiminin AKP tipi bir iktidar kurmak, Kürt açılımı denilen bölücü politikaları uygulamak için yapıldığını 12 Eylül’ün hemen sonrasında ortaya koymuştu. Ve bu tespiti de sonunu getirmişti.

Peki, Uğur Mumcu 12 Eylül’e niçin direniyordu? 12 Eylül döneminde neler yazıyordu? Biraz bunlar üzerinde duralım ve “Günümüzün Uğur Mumcu’su kim?” sorusunun da cevabını verelim!

12 Eylül’e  direnmek  antiemperyalist  olmayı  gerektirir

Uğur Mumcu’nun 12 Eylül’e direnmesinin kaynağı ancak ve ancak ideolojik duruşunda bulunabilir. Uğur Mumcu sosyalistti ve Uğur Mumcu’ya göre Türkiye’de sosyalizmin tek programı vardı o da Atatürkçülük. Bu programın temeli de anti-emperyalizmdi. Uğur Mumcu 12 Eylül’e bu sürecin ABD emperyalizmi tarafından kurulduğunu defalarca yazarak direniyordu. Bir Atatürkçü olarak emperyalizme karşı direnişin temel görev olduğunu her seferinde hatırlatıyordu. 8 Aralık 1980 tarihli yazısında, yani 12 Eylül’den hemen sonra, 12 Eylül’e   Atatürkçülükle   karşı  çıkan  şu yazıyı  kaleme  alıyordu :

Okumaya devam edin ‘Uğur Mumcu : “Cuntacı, holding soytarısı liberal tosunlar Çetin, Ahmet, Mehmet Altan”’

05
Eki
09

İnönü ve Özal’ın izinde..!

SarıgülÖnce CHP’de, ardından da DSP’de verdiği başkanlık mücadeleleri sonunda CHP’den defalarca atılan, DSP’den ise istifa eden Mustafa Sarıgül, yeni parti kurma çalışmalarını hızlandırdı. Bir süredir Türkiye Değişim Hareketi adı altında örgütlenme çalışmaları yürüten Sarıgül, bu amaçla yaz aylarından beri Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yaptığı küçük mitinglerle ve toplantılarla gündeme geliyordu. Son olarak İstanbul’da Abdi İpekçi Spor Salonu’nda yaptığı toplantı ile gündeme gelen Sarıgül, özellikle büyük medya tarafından yeni umut olarak piyasaya sürüldü.

“İktidar mührünü AKP’den almak” iddiasıyla yola çıkan Sarıgül, büyük medya tarafından parlatıladursun, ilk büyük toplantısında, “Bu toplantı yakın gelecekteki iktidarımızın işaret fişeğidir. Tek bir hedefimiz var. O da iktidar olmak. Yurttaşlarımızın iktidarını sağlamak.”, “Bugün Türkiye tıkanmıştır, Türkiye mutsuzdur. Türkiye’nin beklemeye tahammülü yok. Bugünkü muhalefet, iktidara alternatif olamıyor. Halkımız artık değişim istiyor. Bugün cesur adımlar atmazsak yarın Türkiye çok şey kaybedecek”, “Muhalefet laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyamıyor, koltuklarını korumaya çalışıyor. İktidar partisine oy verenler pişman. Muhalefete oy verenler ’Elim kırılaydı’ diyor. Çünkü bugüne kadar halkımızın önünde alternatif yoktu. Ama artık var.” gibi parlak laflar ediyor.

Ancak TDH ve Sarıgül iktidar alternatifi olarak ortaya çıktıklarına göre Türkiye’nin sorunlarına bugünkü iktidardan ve muhalefetten farklı bir yaklaşımının olması gerekir. Sarıgül’ün Atatürkçüler açısından bir alternatif olup olamayacağını belirleyecek şey de kuşkusuz TDH’nin programıdır.

TDH nedir? Türkiye’nin temel sorunları ile ilgili yaklaşımı nasıldır? Çözüm önerileri nelerdir? Bu ve benzeri soruların cevabı bu konuda bir fikir verebilir.

“Biz, ‘ne ezen ne ezilen, insanca hakça düzen’ diyen bir çizgiden geliyoruz. Herkes dilini, kültürünü, inancını özgürce yaşamalıdır, diyoruz. İnançlara saygılı laikliği savunuyoruz. Geniş anlamda bir sosyal demokrasiyi, 21. yüzyılın sosyal demokrasisini yaratacağız. Bayrağımıza ve toprağımıza bağlı, ulusal birlikten yana herkese kapımız açıktır. Sosyal demokrat kökenli bir merkez siyasetini halkımızla birlikte inşa edeceğiz. Dil farkı, din farkı, inanç farkı, bölge farkı gözetmeden, bütün halkı kucaklayacak bir yaklaşımla hareket edeceğiz. Bizim ötekimiz olmayacak. Doğulu da bizim, batılı da bizim. Başı açık olan da bizim, başı kapalı olan da bizim.”

Yukarıdaki alıntı, Sarıgül’ün “siyasi çizgimiz” olarak ortaya koyduğu maddelerin bir özeti. Bu bile aslında Sarıgül ve TDH’nin, her ne kadar sosyal demokrasiden bahsetse de, klasik liberal anlayışta bir parti olduğunu ortaya koyuyor. Yukarıda söylenen şeyleri AKP de CHP de söylüyor zaten. Sarıgül’ün farkı ne diyecek olursanız, herhalde türbancı, etnikçi, ABD’ci, AB’ci, kısacası herbirşeyci olması diyeceğiz.

Okumaya devam edin ‘İnönü ve Özal’ın izinde..!’

05
Eki
09

Nükleer İran ve Taraf’ın su katılmamış Amerikancılığı

CDU
Taraf’ın İran’ın nükleer denemeleri üzerine yaptığı haber tam bir su katılmamış Amerikancılık örneği. Atatürk ve Türk karşıtlığı tescilli Taraf’ın haber başlığı aynen şöyle: “Anıtkabir’i vurabilirler.” Haberin devamında yeni füzelerin menzilinde İsrail ve ABD’nin Körfez ülkelerindeki üslerinin dışında İstanbul ve Ankara’nın da bulunduğunu yazmışlar.
Gören de Anıtkabir’i çok düşündüklerini sanacak. Amerikancılık sen nelere
kadirsin!

G-20 Zirvesi, özelikle son süreçte yeni bir misyon üstlenecek gibi duruyor. En son zirvede Obama, Sarkozy ve Brown üçlüsünün dile getirdikleri “Yeni bir dünya düzeni kuruyoruz. Ve bunu konsensusla kuruyoruz.” söylemi bu sürecin başladığını gösteriyor.

Malum beş ülkenin güvenliğini sağlamak için kurulmuş olan BM Güvenlik Konseyi’ne ek olarak G-20 Zirvesi de bundan sonra aynı Batı çıkarlarını Üçüncü Dünya ülkelerine karşı korumak için toplanacak.

En son zirve adeta İran için toplanıldığını gösteriyor. İran’ın son olarak 2000 km menzilli, ki menziline İsrail ve ABD’nin Körfez ülkelerindeki üsleri dahil, Şahap-3 ve Siccil füzelerini başarılı bir biçimde denemesinin ardından, karşı taraftan tehditler gecikmedi.

İran, “Kutsal Savunma Haftası” süresince denediği yeni füzeleri için “Varlığımızı, bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü ve değerlerimizi tehdit edenlere karşı kesin, hızlı, yıkıcı ve pişman edici cevap vereceğiz.” açıklamasını yaptı.

Yani İran yönetiminin gelen tehditlere pabuç bırakmaya hiç de niyeti yok.

Öte yandan İran’ı gizli bir şekilde nükleer silah üretmekle suçlayan Batıyı İran’ın uluslararası kurumlarca denetlenmesi bile tatmin etmiyor. Çünkü mesele üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.

Dünyada her şeyi kendisine layık gören Batılı zihniyete göre Üçüncü Dünyanın nükleer hakkı yok. Aslında Batıya karşı direnme hakkı da yok.

İran meselesinde Tayyip de yine bir şova imza attı.

İran’ı hedef tahtasına koyan devletlere karşı İsrail’i hatırlatan Tayyip ikinci bir Davos vakasını gündeme getirip, ikinci bir “one minute show” sergiledi:

“Nasihat verme noktasında olanlar adım atmalı. Onlar atmazsa başkalarından istemeye hakları yok. Bu konuda konuşan ülkelerin hepsinde nükleer silah var, örneğin İsrail. İsrail Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na üye değil ama İran üye. Gazze’de fosforlu bomba kulanıldı. 1400 kişi öldü ama bunlar hiç masaya gelmiyor.”

Tabii bu gösteri de uzun sürmeyecekti, öyle de oldu. Açıklamaların hemen ardından ABD tarafından İran’a mesaj verme görevi Tayyip’e verildi. Tayyip’in bir süredir yaptığı gezilerinin bir sonraki durağı İran olacak.

ABD, İran’a nükleer silah programından vazgeçirecek en sert mesajları Tayyip’in vereceğine inandıklarını dillendirmeye başladılar bile. Yani Tayyip’in İran gezisinin amacı da belli olmuş oldu.

ABD’nin yanı sıra Türkiye’deki Amerikancılar da İran karşıtı yayına başladı.

Özellikle Taraf’ın İran’ın nükleer deremeleri üzerine yaptığı haber tam bir su katılmamış Amerikancılık örneği.

Okumaya devam edin ‘Nükleer İran ve Taraf’ın su katılmamış Amerikancılığı’

05
Eki
09

Latin Amerika – Afrika entegrasyonu

Kaddafi ve ChavezAfrika-Güney Amerika (ASA) Zirvesi’nin ikincisi geçtiğimiz hafta Venezuela’nın Margarita Adası’nda gerçekleşti.

Latin Amerika ve Afrika’dan otuz ülkenin katıldığı zirvede başta ekonomik olmak üzere politik ve sosyal anlaşmaların yapılmasının dışında en önemli konu iki kıta arasındaki entegrasyonun konuşulması oldu. Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez ve Libya lideri Muammer Kaddafi’nin Batı’ya karşı öne sürdükleri Latin Amerika-Afrika entegrasyonu toplantıya damgasını vurdu.

Bir dönem ABD’nin “terör listesi”nde olan Kaddafi’nin dört beş yıl önce Batı ile arasındaki buzları erittiği düşünülürse, zirvede yaptığı çağrı bir şeylerin değişmeye başladığının da işareti sayılabilir.

Chavez’in Venezuela’sı ise başından beri emperyalizme karşı gelişmekte olan Latin Amerika Birliği’nin itici kuvvetlerinden.

Tekrar zirveye dönersek, iki liderin yaptığı açıklamalar, Batı karşıtı kutbun giderek genişleyeceği bir dönemi işaret ediyor.

Batının tüm ezilen dünyaya bakış açısından yola çıkan liderler, iki kıtanın Batıya karşı siyasi ve ekonomik bir güce dönüşmeleri için birlik olmaları gerektiğinin altını çizdiler.

Zirveye ev sahipliği yapan Chavez, “Sadece birlik olursak özgür olabiliriz” diyerek toplantıyı açtı:

“Yeni tarihin sayfalarını yazıyoruz. Tarihi değiştiriyoruz; emperyalizm, burjuvazi ve sömürgecilikle mücadele ediyoruz.”

İleri sürülen bu fikir, Chavez’in de belirttiği gibi “yeni tarihin sayfaları”nı oluşturuyor. Küba ve Venezuela’nın önderlik ettiği Latin Amerika Birliği’nin daha da genişleyeceğinin işaretleri zirvede verilmiş oldu.

Okumaya devam edin ‘Latin Amerika – Afrika entegrasyonu’

05
Eki
09

Doğan medyada operasyon

Tayfun Devecioğlu
Tayfun Devecioğlu
Sedat Ergin
Sedat Ergin

AKP’nin Doğan Medya’ya yaptığı rekor ceza operasyonundan sonra Doğan Medya da kendi içinde bir operasyona gitti. Ancak bu operasyon bir-iki yazarın gelip gitmesi gibi basit bir dönüşümden ziyade Doğan Medya grubunda taşları yeniden oynatacak nitelikte.

Yapılan operasyon özetle şöyle: Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin, yerini Vatan’ın Genel Yayın Yönetmeni olan Tayfun Devecioğlu’na bıraktı. Sedat Ergin bundan sonra Hürriyet’te köşe yazarlığı yapacak. Devecioğlu ise Vatan’dan yanında Güngör Mengi ve Ruşen Çakır’la geliyor. Vatan’ın akibeti ne olacak derseniz, Vatan’ın başına da Mehmet Tezkan getiriliyor. Doğan grubunun iki büyük gazetesinde taşları yerinden oynatan operasyon ile birlikte çeşitli iddialar da ortaya atıldı.

Bir iddiaya göre Aydın Doğan, AKP belasından kurtulmak için grubu küçültmeye karar verdi. Bunun için de Hürriyet ve Kanal D dışındaki tüm medya organlarını Zafer Mutlu’ya devredecek. Milliyet’in başına Zafer Mutlu’ya yakın olan Tayfun Devecioğlu ile Güngör Mengi’yi getirmesinin nedeni de bu. Hatta Doğan’ın planına göre tüm bu gazete ve televizyonlar, Zafer Mutlu vasıtasıyla yabancılara satılacakmış.

En masum iddia ise Milliyet’te son zamanlarda önü alınamayan tiraj kaybı nedeniyle böyle bir değişime gidildiği. Bu iddia bir bakımdan bir doğruluk payı içeriyor. Gerçekten de Milliyet son yıllarda durdurulamaz bir tiraj kaybı yaşadı. 2005’te genel yayın yönetmeni olan Sedat Ergin de bunu durduramadı. Çizgisi, duruşu belli olmayan, renksiz, ruhsuz bir gazete haline gelen Milliyet, bu durumda daha fazla gidemezdi. Anlaşılan son dönemde iyice PKK’nın yayın organı haline gelen Milliyet, artık Hasan Cemal çizgisinden Güngör Mengi çizgisine geçerek biraz muhalifçilik oynayacak.

Medyada bu konuda yer alan yorumlarda en çok dikkati çeken şeyse Doğan’ın bu değişiklikle AKP’ye meydan okuduğu ve Doğan ile AKP arasında savaş başlayacağı.

Okumaya devam edin ‘Doğan medyada operasyon’

05
Eki
09

Şeyh Sait’in torunu öldü

Abdülmelik Fırat
Abdülmelik Fırat

Hak-Par’ın (Hak ve Özgürlükler Partisi) kurucusu ve onursal başkanı olan Abdülmelik Fırat, geçtiğimiz hafta Ankara’da tedavi gördüğü hastanede öldü.

Abdülmelik Fırat’ı Türk kamuoyu Şeriatçı ve bölücü kimliği ile tanıyordu. Kurduğu partinin siyasi arenada esamesi okunmamasına rağmen ne zaman Kürtçülük mevzusu açılsa malum zevat mikrofonlarını hemen ona çevirirdi. Çünkü Abdülmelik Fırat, Kürtçülükte çok önemli bir gelenekten geliyordu. Bilindiği gibi kendisi aslen Şeyh Sait’in torunuydu.

Daha iki yaşında iken dedesinin Cumhuriyete karşı işlediği suçlardan dolayı sürgüne giden Fırat, henüz 23 yaşındayken 1957 seçimleri öncesinde siyasete atıldı. Fırat’ın siyasete atılmasına vesile olan isim ise yine Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir kara leke olan Adnan Menderes’ti. Seçimler öncesinde Fırat ailesinden bir aday isteyen Menderes’in teklifi kabul edildi ve Abdülmelik Fırat DP listesinden milletvekili seçildi. Ancak Meclis’e girmesinin önünde bir engel vardı, o da yaşı. Mahkeme kararıyla yaşı 7 yaş birden büyütüldü ve 30 yaşında gösterilerek DP saflarına katıldı. Abdülmelik Fırat, Menderes’in kendisini DP saflarına davet etmesini daha sonra şöyle açıklayacaktı: “Menderes’in amacı, bizim aileden birinin Parlamentoya girmesi ve kopma aşamasına giren Kürt-Türk diyaloğunu yeniden kurmaktı.” Aslında Menderes’in amacı Kürtçülük yapmak ve Kürtlerin desteğini de kazanmaktı. Bunun için ise Şeyh Sait’in torunu bulunmaz bir vitrin olacaktı ve öyle de oldu.

Okumaya devam edin ‘Şeyh Sait’in torunu öldü’

05
Eki
09

60. yıl özel : Çin’in mini etekli güç gösterisi

Çin'in 60. Kuruluş Yıldönümü
Çin'in mini etekli askerleri

Çin’in 60. kuruluş yıldönümü kutlamaları, geçtiğimiz yıl gerçekleşen olimpiyat kutlamalarına benzer görüntülere sahne oldu.

Mao’nun 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan ettiği Tiananmen Meydanı’nda yapılan kutlamalara, yaklaşık bir yıldan bu yana hazırlanan Çin ordusunun geçit töreni damgasını vurdu.

Çin devlet başkanı Hu Jintao, 60 pare top atışıyla başlayan kuruluş yıldönümü kutlamalarının yaplıdığı tören alanına Kızıl Bayrak markalı yerli bir limuzinle geldi ve askerleri denetledi.

“Merhaba Yoldaşlarım, hepiniz yoruldunuz.” diyerek askerleri selamlayan Hu Jintao’ya askerler “Merhaba komutan. Halka hizmet ediyoruz.” şeklinde yanıt verdi.

Mao’nun Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan ettiği Tiananmen Kulesi’nden konuşan Jintao halka şöyle seslendi:

Okumaya devam edin ’60. yıl özel : Çin’in mini etekli güç gösterisi’

05
Eki
09

Almanya’da seçimin galipleri

CDU
Westerwelle
Seçimin galibi CDU’nun lideri Angela Merkel ve partisinin Berlin bölge adayı Vera Lengsfeld’in göğüs dekoteli seçim afişleri seçim öncesi Almanya sokaklarını süslüyordu. Afişin sloganı ise şöyleydi: “Sunacak çok şeyimiz var.” (üstte). Seçimin bir diğer galibi olan Hür Demokrat Parti’nin (FDP) lideri ve yeni dışişleri bakanı olması
beklenen Westerwelle ise bir eşcinsel. Seçim zaferini üç yıllık nişanlısı ile basına poz vererek kutladı (altta)
.

Geçen hafta Almanya’da yapılan genel seçimlerden Angela Merkel’in Hıristiyan Demokrat Partisi CDU ve ortağı CSU galip olarak çıktı.

En son 2005 seçimlerinde %35 oy alan CDU/CSU bu seçimde %33.8’le oy kaybettiği halde yine en yüksek oyu alarak seçimin galibi oldu.

Merkel’in Hıristiyan Demokrat Partisi’nin 2002’deki %38.5’lik oy oranına bakılırsa, bu seçimlerde oy kaybı daha net görülüyor.

İktidar ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) için sonuç daha da vahim. 2002’de %38.5’le CDU ile başabaş giden oyu, son seçimlerde %23’e düştü.

Seçim sonuçlarının gösterdiği bir diğer durum ise bu sürede oylarını ikiye katlayan Hür Demorat Parti (FDP) ve lideri Guido Westerwelle.

FDP, 2002’deki %7.4’lük oyunu %14.6’ya yükselti.

Seçim sonuçlarının ardından yapılan Almanya’nın sağa kaydığı ile ilgili görüşlere, Batı solunun önemli bir temsilcisi olan Sosyal Demokrat Parti’nin ne kadar sol olduğu tartışmasına girileceği için burada bir yanıt vermeyeceğiz.

Seçimin ardından ortaya çıkan manzara Almanya’da bir CDU/CSU-FDP koalisyonunun kurulacağı yönünde; ama çok daha önemli bir nokta var. Kazanan partilerin politikaları ve kaybedenlerin geleceğe yönelik politikalarını şekillendirirken nelere dikkat edecekleri.

Tabii bir de seçim sonuçlarının Türkiye’ye etkisi ne olacak sorusu.

En sondan başlarsak, yani Türkiye’ye etkileri konusunda çok fazla bir değişiklik olmayacak.

Türkiye’nin AB üyeliği meselesinde olduça net olan Merkel yine aynı yerindeyken ne gibi bir değişiklik beklenebilir ki? Hele hele AB üyeliği gibi hiç gerçekleşmeyecek bir oyalama planı söz konusuyken…

Merkel, Türkiye’nin üyeliği konusunda “imtiyazlı ortaklık” fikrini öne süren kişi, ama özellikle medya Merkel’in yeni ortağı Westerwelle’nin, Merkel’in bu görüşünü “ilkel” bulduğunu öne sürerek bir umut havasına dönüştürdü. Güya, yeni ortağı Merkel’i Türkiye’nin AB’ye üyeliği için zorlayacakmış!

Peki Merkel bu seçimlerden nasıl galip çıktı?

Sanırım bunun için ağustos ayına, yani seçim kampanyalarının başlangıç tarihine gitmek gerekiyor.

Okumaya devam edin ‘Almanya’da seçimin galipleri’

05
Eki
09

Askerden Meclis açılımı

Meclis
Askerden Meclis Açılımı

Üstteki kare,  4 Ağustos 2007 tarihinde çekildi. 22 Temmuz seçimlerinden sonra TBMM’de toplanan milletvekilleri yemin töreni yaptılar o gün. Aralarında DTP’li milletvekilleri de vardı. Resimdeki boş koltuklar ise askerlere ayrılan bölüm. O gün tarihi diye yorumlanan bir gün yaşanmıştı. Yemin etmek için DTP’liler Meclis’e geldiler. Herkes MHP ile aralarında bir maraza çıkacak diye beklerken MHP’liler başta Bahçeli olmak üzere DTP’lilerle el sıkışmışlardı. Askerler ise 12 Eylül’den bugüne ilk kez Meclis’e gelmemişlerdi ve boş koltuklar boykot mesajı veriyordu. O günlerde askerin türbana, bölücüye, gericiye göstermelik bile olsa bir tavrı vardı. Ancak bu tavır iki yıl içerisinde git gide yumuşadı. Önce Cumhurbaşkanına, sonra türbana, en sonunda ise bölücüye. Bir Genel Kurmay Başkanı düşünün ki, kendi ülkesinde yaşayan bir vatandaşıyla tercüman vasıtasıyla konuşuyordu. Sağdaki kare ise 1 Ekim 2009 tarihinde yine TBMM’de çekildi. Meclis’in yeni dönem açılış töreni. Kürsüde Abdullah Gül konuşuyor, konuşmanın sonunda herkes Gül’ü ayakta alkışlıyor. İki yıl önce askerin boş bıraktığı koltuklar ise bugün dolu. Soralım şimdi: Ne değişti? Cevabı da biz verelim: Boykot, hatırlayacaksınız ilk kez Obama TBMM kürsüsüne çıktığında kırılmıştı.

Anlaşılan Obama etkisi devam ediyor..!

Okan İşbecer

05
Eki
09

Güleriz ağlanacak halimize

Osmanlı dönemine ilişkin, vergiden bunalan ve yakınan halkın ağlayıp sızlandığını ileterek çözüm buyruğu bekleyen yöneticilere Padişahın “Gülünceye kadar zamları sürdürün” dediği fıkra olarak anlatılır. Çelişkilere, aykırılıklara, haksızlık, adaletsizlik, yolsuzluk ve değişik yöntemsizliklere karşın halkın suskunluğu, tepkisizliği ve ilgisizliği yakınmaları giderek artmaktadır. Halkın direnme hakkı bilincinin bu konuda bilgisi olmasına bağlıdır. Çektiklerine, yaşadıklarına karşın suskunluk bir yana, tam tersine iktidara oy verme gerçeği somut biçimde ortadadır. Aldatma, avutma, armağan ve yeşil kart dağıtma, atama, yer değiştirme, değişik sömürüler, partizanlık ile siyasal oyunlar demokrasiyle bağdaşmayan durumlara neden olmaktadır.

Bıkkınlık, suskunluk, donukluk, yılgınlık, tembellik, umursamazlık, korkaklık sayılacak tutum ve davranışlarla sarmalanıp gidiyor. Eğlence yerleri dolup boşalıyor, eğlence izlenceleri ekranlardan dolup taşıyor, gazete ve dergilerin sayfaları magazin haber ve fotoğraflarıyla süsleniyor, sorunlar, çözüm önerileri, bilim, eğitim, hukuk, güvenlik, sağlık, iş sorunlarına ilgi geride kalıyor.

Yaşanan olaylar karşısında dudak büküp geçmekten, omuz silkip uzaklaşmaktan başka bir şey yapılmıyor. Sesini çıkaranlar, çıkaracağı sanılanlar karakollara itilip kakılarak götürülüyor, sesini çıkarması beklenenler ne yapacağı şaşkınlığıyla düşünceli, tasalı dolaşıyor. Ergenekon olayları için “Acıklı komedi” eleştirisini yazabilen, karşı çıkan kişi ve kuruluşların sayısı yanında medya tetikçisi destekçilerinin tutumu insanlıktan tiksindiriyor. DTP’liler Anayasa kuralına, mahkeme kararına karşı çıkıp ifade vermeye gitmiyor. Diyarbakır sokaklarında yabancı yıkıcıları da alan kürtçü kadınlar PKK ve Apo taşkınlıkları yapıyor. DTP’liler anayasa değişikliğiyle ayrıcalık istiyor. Sonra daha çok bölücülük ve karıştırıcılık yapacaklar.

Daha önce çağrı yazısı gerçekdışı bir nedenle geri çevrilerek Anayasa çiğnendi.

Kürtçülerden başkasına böyle yapılıyor mu?

Okumaya devam edin ‘Güleriz ağlanacak halimize’




İstatistikler

  • 2.304.234 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar