06 Eki 2009 için arşiv

06
Eki
09

“Ufak ufak bölünme” hastalığı

Kimi Batı kaynaklarında “Türk” adının olumsuz çağrışımları var. Bu tavır aynı kavramı tanımlamağa çalışırken birçok ünlü Batı sözlüklerine bile ön yargılı biçimde yansıyor. Bu türlü yaklaşımların kapsamlı eleştirisi ancak bir kitap konusu olabilir. Böyle bir ele alış geçmişteki güç çatışmasını, uygarlıklar arasındaki kopukluğu ve türlü kökleri olan düşmanlığı gereği gibi değerlendirmek zorundadır. Kuşkusuz, Türkleri yansız biçimde, dahası olumlu yönleriyle, giderek övücü biçimde değerlendiren kaynaklar da var. Bunların tanıtımı da bir kitap konusu olur. Yabancı yazarların arasında, ünlü İngiliz tarihçisi Arnold J. Toynbee gibi (hemen hemen tümü bizden yana) yorum değiştiren de eksik değil.

Benim bu konuyu açmamın nedeni, son zamanlarda, birtakım yurttaşlarımızın da yukarıda sıralananlar içinde ilk kümeye girme yatkınlığı göstermeleridir. Kuşkusuz, kişi kendi ulusunun geçmişini, tarih biliminin kendine özgü bilimsel ölçüleri içinde, eleştirebilir de. Bu noktada “bilimsel ölçüler” sözcüklerinin altını çizmek gerekir. Gene burada “tarihçilikte yöntem” tartışmasını öne çıkarmak istiyor değilim. Ancak, kendi tarihini bilmek de bir uzmanlık gerektirir. Böylesine geniş bir konuda yayımlanmış olanlar bir yana, basılmamış ya da gizlenmiş olan gerçekler de bulunabilir. Uğraşı araştırma olan kişinin yalnız kendi ulusunun değil, ilgili öteki devletlerin belgeliklerine de ulaşması her zaman kolay olmayacaktır. Böylesine bir uzanmada belli başlı birkaç yabancı dili okuyup anlama bilgisi çok yararlı, giderek gereklidir.

Ama bu kaynaklardan habersiz ve onları değerlendirmek için gerekli beceri ve birikimden yoksun olup da, tarih üstüne dedikodu yapar gibi yargılar sergilemek ve bunu yaparken kimilerinden, bu arada yabancı çevrelerden sırtı sıvazlanmak, onaylanan bir yöntem değildir. Kaldı ki, bu (hafif bir deyimle) özengen (amatör) yaklaşım başka birtakım amaçlar ve hesaplarla temelde birleşebilir de. O zaman, konunun birilerinin çıkarı için, bilerek ya da bilmeyerek, “siyasallaştırıldığı” haklı olarak söylenecektir. Her ülkeye ilişkin tarih yazımında bunun çok sayıda örnekleri var. Ortaya çıkan dengesizliğe karşı tepkiler de o noktaya vardı ki, kimileri, örneğin Leo Huberman ve Howard Zinn ABD tarihini yepyeni biçimde ele aldılar. Ya da tüm Hıristiyanlık tarihini yeni baştan yorumlama gereksinimi duyanlar, daha da öte “İsa diye biri yaşadı mı?” diye soruşturan yazarlar çıktı.

Okumaya devam edin ‘“Ufak ufak bölünme” hastalığı’

06
Eki
09

Ağlanacak bu hãle, helãl olsun gülene

Ortam  cadı  kazanı,  kaynıyor  fokur  fokur,

Düzenbaz  tezgãhında  hergün  tuzaklar  dokur.

Cahiller  meydanlarda  ãlime  meydan  okur,

Palavra  pek  yakışır  atmasını  bilene,

Ağlanacak  bu  hãle  helãl  olsun  gülene.


Kifayetsiz  muhteris  siyasette  liderse,

Matah  sanıp  izlerler  o  nereye  giderse.

Kaval  gibi  dinlenir,  alkışlanır  ne  derse,

Seçmenler  koyun  olur  gütmesini  bilene,

Ağlanacak  bu  hãle  helãl  olsun  gülene.


Marifetli  sayarlar  usulle  aşırırsan,

Yolu  bile  çalarlar  yönünü   şaşırırsan.

Hırsızlık  risksiz  meslek  bekçiyle  anlaşırsan,

Haram  lokma  şifadır  yutmasını  bilene,

Ağlanacak  bu  hãle  helãl  olsun  gülene.


Zengine  satılana  kimse  ahlãksız  demez,

Gazete  yazmaz  bunu,  televizyon  söylemez.

“Düzeyli  birliktelik”   nikãh  mikãh  istemez,

Kahpelik  şöhret  sağlar  yatmasını  bilene,

Ağlanacak  bu  hãle  helãl  olsun  gülene.

Okumaya devam edin ‘Ağlanacak bu hãle, helãl olsun gülene’

06
Eki
09

Dizgin cambaz elinde, cambaz cebinin derdinde

Dizgin cambaz elinde, cambaz cebinin derdinde“Ben derim ki,” diye girdi söze muhtar Kerim. Her zaman böyle başlardı konuşmaya. Sanki herkesi dinlermiş, son sözü söylermiş gibi bir hava katardı hem sözüne, hem sesine. Aslında ilgisi yoktu, çok değil, bir iki kişi konuşsa ardından lafa karışırdı.

“Ben derim ki, mezarlığa götürüverince mevtayı, orada çok durmayız. Dursak bir türlü durmasak bin. Duasını ediverir, ardından meydana ineriz.”

“Doğru der muhtar emmi, ama Halimgiller şeherden gelirlermiş. Duydum. Çok kalabalık olur orası şimci. Biz şeherden geldik, ama köylüsü dayanamadı, gidiverdi dimesinler.”

“Doğru ya,” sesleri yükseldi kahveden. Muhtar Kerim, Mahir’e baktı göz ucuyla.

“Mahir, hısmından bize ne! Biz görevimizi yaparız fazlasına karışmayız. Hakkımızı helal edicez daha ne edek!”

“Hoş herkesler de edecek mi orası belli değel,” dedi usulca hacı Sabri.

Kahvedekiler birbirine baktı. Kahveci Hasan çayları tazeledi o sıra. Yeni çaylar konarken önlerine, Hasan’ın uyarısı geldi.

“Halimgiller büyük ailedir. Ama Serhat dayıya sahip çıktıkları yoğudu. Ölmese gelmezlerdi. Bırakın ölenin ardından konuşmayı da, üstünüze düşeni yapıverin.”

“Yapmıycez mi deriz biz Hasan!”

“Yapmaktan beter ettiniz bre muhtar Kerim. Sabah ışıdığından beri mevtayı sokmadığınız kefen kalmadı mübarek! Adam dünden bu yana kaç kere gömüldü farkında mısın?”

“Tövbe estağfurullah…” Tespihini şaklattı ardından köyün imamı Nurullah.

“Biz burada en uygun yolla, hakkı rahmetine kavuşmuş bir faninin, nasıl defnedileceğini konuşuyoruz. Başka niyetimiz de yoktur. Allah bilir ya…”

“En uygun yol diyin de, kaç yolu var ki bunun hoca efendi?”

“Hasan, lafa limon sıkıverme durup dururkene! Sen çok mu bilirsin imam efendiden?”

“Bilmem tabi, nerden bilcem muhtar Kerim. Siz devam edin. Yalnız dikkat ediverin, Serhat dayı doğru yere gönderilmiş mi emin olun. Belli mi olur yanlış yere postalanmıştır, iade olmasın sonra!”

Kahveci Hasan topladı son kalan bardakları da tepsiye. Kahvedekilerden, başta imam Nurullah olmak üzere büyük bir ‘Tövbe’ yükseldi. Aldırmadı Hasan ocağın başına geçti.

Serhat dayının ölümü köyde büyük yankı uyandırmıştı. Esasen bu şaşılacak bir durum da sayılmazdı Karasulak köyü için. Köyün ileri gelenlerinden biriydi. Yapmadıkları yaptıklarından daha çok konuşulurdu. Ama ne hikmetse konuşulduğu kadar sevilmezdi. Oysa neler yapmamıştı ki köyü ve köylüsü için; Devlete yazılar yazıp su yolu mu açtırmamıştı, aşağıdaki dereye köprü için para mı toplattırmamıştı, köye elektrik getirmek için yıllarca mı uğraşmamıştı. Hatta banka kredi faizlerini artırınca vekile kadar çıkmıştı. Ama Serhat dayının bir hatası vardı köylü için.

Okumaya devam edin ‘Dizgin cambaz elinde, cambaz cebinin derdinde’




İstatistikler

  • 2.309.441 Tıklama

Son Eklenen Yazılar

En fazla oylananlar